3738/04
WyrokETPCz2010-02-02ECLI:CE:ECHR:2010:0202JUD000373804
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego własności nieruchomości naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu nadmiernej długości postępowania krajowego, które trwało prawie dwanaście lat. Trybunał odrzucił argument rządu, że opóźnienie było spowodowane zachowaniem skarżącego, wskazując, że zgodnie z prawem krajowym (Ustawa Katastralna nr 3402) sąd katastralny powinien był kontynuować postępowanie nawet w przypadku nieobecności stron. W odniesieniu do zarzutu braku rzetelności postępowania, Trybunał uznał go za oczywiście bezzasadny, podkreślając, że nie jest sądem czwartej instancji i nie może ponownie oceniać dowodów ani zastępować własnej oceny oceną sądów krajowych.Stan faktyczny
Naim Aktar, urodzony w 1940 roku, mieszka w Ankarze. W 1977 roku zakupił siedem działek w Bozcaada. W nieokreślonym terminie przeprowadzono prace katastralne, w wyniku których nieruchomości te zostały zarejestrowane na rzecz Skarbu Państwa. 21 sierpnia 1991 roku skarżący zaskarżył wpis do katastru na rzecz Skarbu Państwa przed Sądem Katastralnym w Bozcaada. Postępowanie krajowe trwało ponad 11 lat, a skarżący skarżył się na jego przewlekłość oraz rzekomą stronniczość sądów krajowych w ocenie dowodów.Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę dotyczącą długości postępowania za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Zasądził skarżącemu 5 200 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
A V R U P A
OF E U R O P E
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
AKTAR – TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 3738/04)
KARAR
STRAZBURG Şubat 2010
Đşbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 3738/04 no’lu davanın nedeni, T.C. vatandaşı
Naim Aktar’ın (“başvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 7 Ocak 2004 tarihinde,
Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Dair Sözleşme’nin (“AĐHS”) 34.
maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.
OLAYLAR
Başvuran, 1940 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.
Başvuran, 15 Ocak 1977 tarihinde Çanakkale’nin Bozcaada ilçesinde bulunan yedi
adet parseli satın almıştır.
Belirtilmeyen bir tarihte bölgede kadastro çalışması yapılmış ve söz konusu
taşınmazlar Hazine adına kaydedilmiştir. Ağustos 1991 tarihinde, başvuran, Bozcaada Kadastro Mahkemesi önünde bölgede
yapılan kadastro çalışmasına itiraz etmiş ve Hazine adına yapılan tescilin iptalini talep
etmiştir.
Đlk duruşma 5 Kasım 1991 tarihinde yapılmıştır. Başvuran, 16 Haziran 1992 ile 17
Kasım 1998 tarihleri arasında yapılan duruşmalara katılmamıştır. Ayrıca, 16 Haziran 1992 ile Şubat 1994 tarihleri arasındaki duruşmalar, Hazine tarafından başvuranın adresi
belirlenene kadar ertelenmiştir. Mayıs 1994 tarihinde yapılan duruşmada, Bozcaada Kadastro Mahkemesi, söz
konusu parsellerin yerinde incelenmesine karar vermiştir. Ancak, inceleme için ödenecek
ücrete ilişkin resmi tebligat 21 Temmuz 1998 tarihinde başvurana bildirilmiş ve söz konusu
inceleme 4 Eylül 2000 tarihinde yapılmıştır. Mart 2002 tarihinde, Bozcaada Kadastro Mahkemesi, başvuranın söz konusu
parsellerden üçüne ilişkin talebini kısmen kabul etmiştir. Mahkeme, bu üç parselin tapuya
tescil edilmemiş olduğundan hareketle başvuranın kazandırıcı zamanaşımı ile mülkiyeti
kazandığına hükmetmiştir. Diğer dört parsel Hazine adına tescil edilmiş olduğundan, zilyetlik
yoluyla mülkiyetinin kazanılamayacağına karar vermiştir. Aynı gerekçe ile 1977 yılında
düzenlenen fatura da geçersizdir. Ayrıca, Hazine söz konusu parsellere ait geçerli tapuya
sahip olmasaydı bile, başvuran, tescil edilmemiş parsellerin zilyetlik yoluyla mülkiyetinin
kazanılması için gerekli şartları yerine getirmemiştir. Bozcaada Kadastro Mahkemesi, söz
konusu kararını, yerinde inceleme raporlarına, tanık ve bilirkişi ifadelerine, tapu senetlerine,
vergi kayıtlarına, faturalara, krokilere ve zirai ve teknik bilirkişi raporlarına dayandırmıştır.
Yargıtay, 4 Şubat 2003 tarihinde davanın esasına ilişkin olarak yaptığı duruşmada
Bozcaada Kadastro Mahkemesi’nin kararını onamıştır. Yargıtay, 18 Haziran 2003 tarihinde
başvuranın karar düzeltme talebini reddetmiştir. Söz konusu karar, 11 Temmuz 2003 tarihinde
başvurana tebliğ edilmiştir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
A. Yargılama süresine ilişkin
Başvuran, yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre”
şartına uygun olmadığı konusunda şikayetçi olmuştur. Hükümet, söz konusu iddiaya itiraz
etmiş ve başvuranın şikayetlerini yerel mahkemeler önünde dile getirmemesi nedeniyle iç
hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmüştür.
AĐHM, benzer davalarda Hükümet’in bu itirazını inceleyip reddettiğini hatırlatır
(Pekinel / Türkiye, no. 9939/02). AĐHM, söz konusu davada içtihadından ayrılmasını
gerektirecek herhangi bir özel koşul bulunmadığı kanaatindedir. Sonuç olarak, AĐHM,
Hükümet’in itirazını reddederek şikayetin kabuledilebilir olduğuna karar verir.
AĐHM, davanın esasına ilişkin olarak, söz konusu yargılamanın 21 Ağustos 1991
tarihinde başlayıp 18 Haziran 2003 tarihinde sona erdiğini kaydeder. Dolayısıyla, dava iki
aşamalı yargıda yaklaşık on bir yıl on ay sürmüştür.
Hükümet, başvuranın davasının karara bağlanmasını geciktiren asıl sebebin
başvuranın tutumu olduğunu ileri sürmüştür. Hükümet, başvuranın altı yıl boyunca
duruşmalara katılmadığını, yerinde inceleme yapılması için gerekli ücreti gecikmeli olarak
yatırdığını ve avukatının birçok kez ek süre talebinde bulunduğunu belirtmiştir.
Başvuran, 3402 No.lu Kadastro Kanunu’nun 29. maddesi uyarınca, Bozcaada
Kadastro Mahkemesi’nin, tarafların duruşmaya katılmaması halinde bile yargılamaya devam
etmesi ve davaya ilişkin kararını vermesi gerektiğini ileri sürmüştür. Dolayısıyla, başvuran,
duruşmalara katılmamasının yargılama süresinin uzamasına neden olamayacağını belirtmiştir.
AĐHM, yargılama süresinin dava koşulları ışığında ve davanın karmaşıklığı, başvuran
ile ilgili makamların tutumu ve söz konusu anlaşmazlıkta başvuran için neyin tehlikede
olduğu gibi ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini hatırlatır (Frydlender /
Fransa, no. 30979/96).
AĐHM, başvuranın tutumuyla ilgili olarak, başvuranın altı yıl boyunca duruşmalara
katılmadığını gözlemlemektedir. Bununla birlikte, başvuranın duruşmalara katılmamasının
bazı gecikme ve sıkıntılara yol açmış olabileceğini kaydeden AĐHM, söz konusu sebeple
hiçbir duruşmanın ertelenmediğini ve iç hukuk uyarınca başvuranın hazır bulunmaması
halinde bile kadastro mahkemesinin yargılamaya devam etmek zorunda olduğunu kaydeder
(Kalgı / Türkiye, no. 37252/05). Dolayısıyla, AĐHM, yargılamanın uzun sürmesinin
başvuranın tutumuyla açıklanamayacağı kanaatindedir.
AĐHM, söz konusu davadakine benzer sorunlar ortaya koyan birçok davada AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlalini tespit etmiştir (Öztunç / Türkiye, no. 74039/01; Meşrure Sümer /
Türkiye, no. 64725/01). Elindeki belgelerin tamamını inceleyen AĐHM, söz konusu davada
farklı bir sonuca varması için Hükümet’in ikna edici herhangi bir delil veya iddia ortaya
koymadığı kanaatindedir. AĐHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak,
yargılama süresinin çok uzun olduğuna ve “makul süre” şartının yerine getirilmediğine karar
vermiştir. Dolayısıyla, AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
B. Yargılamanın adilliğine ilişkin
Başvuran, ayrıca, yerel mahkeme kararlarının keyfi olduğu konusunda şikayetçi olmuş
ve bu şikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesine dayandırmıştır. Başvuran, yerel mahkemelerin,
yargılamayı yürütürken ve kanıtları değerlendirirken tarafsız davranmadığını ve delillerin
kendi lehinde olmasına rağmen Hazine’nin iddialarını desteklediğini ileri sürmüştür.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmiştir.
AĐHM, söz konusu iddianın temelde kanıtların değerlendirilmesi ve yerel mahkemeler
önündeki yargılamanın sonucuyla ilgili olduğunu tespit eder. Bununla birlikte, yerel davaların
sonuçlarını sorgulayarak “dördüncü derece” temyiz mahkemesi gibi hareket etmek AĐHM’nin
görevi değildir (Vidal / Belçika, A Serisi no. 235-B). AĐHM, ayrıca, söz konusu arsanın
fiziksel özellikleri ile mülkiyetine ilişkin olarak yerel mahkemeler tarafından yapılan
tespitlerin yerine kendi görüşünü koyamaz (Balcı / Türkiye, no. 68545/01).
AĐHM, başvuranın çekişmeli yargı sürecinden faydalandığını gözlemlemektedir.
Başvuran, yargılama süresince bir avukat tarafından temsil edilmiş, iddiasını ortaya
koyabilmiş ve iddiasını desteklemek üzere tanıklardan faydalanmıştır. Yargıtay da davanın
esasına ilişkin duruşma yapmış ve tarafları dinlemiştir. Ayrıca, davanın reddedilmesinin
maddi ve hukuki sebepleri hem ilk derece mahkemesinin hem de Yargıtay’ın kararında
ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir. Bu koşullar altında, AĐHM, söz konusu davada, başvuranın,
AĐHS’nin 6/1 maddesinde yer alan usuli güvencelerin ihlal edildiğine veya yerel mahkeme
kararlarının keyfi olduğuna ilişkin savunulabilir bir iddianın temelini oluşturmadığı
kanaatindedir (Pekinel).
AĐHM, söz konusu iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiğine karar verir.
II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
Başvuran, maddi tazminat olarak 300,000 Euro, manevi tazminat olarak 100,000 Euro
talep etmiştir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiştir.
Tespit edilen ihlalle talep edilen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı
bulunmadığını kaydeden AĐHM, söz konusu talebin reddedilmesine karar verir. Bununla
birlikte, AĐHM, başvuranın manevi zarar görmüş olabileceği kanaatindedir. AĐHM,
hakkaniyete uygun olarak, bu başlık altında başvurana 5,200 Euro ödenmesine karar verir.
Başvuran, AĐHM önündeki yargılama masraf ve giderlerinin geri ödenmesini talep
etmemiştir. Bu nedenle, AĐHM, bu başlık altında herhangi bir ödeme yapılmamasına karar
verir.
AĐHM, gecikme faizinin, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı faiz oranına üç puanlık bir artış eklenerek belirlenmesini uygun görmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Yargılama süresinin uzunluğuna ilişkin şikayetin kabuledilebilir, başvurunun geri
kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleştiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından, başvurana, manevi tazminat olarak 5,200 Euro (beş bin iki yüz Euro),
yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro (beş yüz Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiştir.
Đşbu karar Đngilizce olarak hazırlanmış ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 2 Şubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło