37483/02
WyrokETPCz2008-10-21ECLI:CE:ECHR:2008:1021JUD003748302
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy odmowa zmiany imienia przez władze krajowe, oparta na braku danego imienia w tureckim słowniku, stanowi naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego zgodnie z art. 8 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że odmowa zmiany imienia skarżącej przez sądy krajowe naruszyła art. 8 Konwencji, ponieważ nie była oparta na jasnych przepisach prawnych ani na wystarczających i odpowiednich uzasadnieniach. Sądy krajowe oparły swoją decyzję wyłącznie na fakcie, że imię "Gözel" nie figuruje w tureckim słowniku, ignorując inne argumenty skarżącej i jej prawo do poszanowania życia prywatnego. Trybunał podkreślił, że taka odmowa nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", a władze krajowe nie wykazały, że istniał jakikolwiek uzasadniony interes publiczny lub prywatny, który byłby sprzeczny z żądaniem skarżącej.Stan faktyczny
Skarżąca, Güzel Erdagöz, urodzona w 1930 roku, miała imię zarejestrowane jako "Güzel" w 1933 roku. Twierdziła jednak, że w rzeczywistości nazywa się "Gözel" i pod tym imieniem jest znana w swoim otoczeniu, a także pod takim imieniem figuruje w rejestrze gruntów. W 2001 roku złożyła wniosek o zmianę imienia w rejestrze ludności. Sądy krajowe, w tym Sąd Najwyższy, odrzuciły jej wniosek, argumentując, że imię "Gözel" nie występuje w tureckim słowniku i jest jedynie regionalnym użyciem. Skarżąca twierdziła, że jej imię zostało "uturczone" i że jest ofiarą dyskryminacji ze względu na pochodzenie kurdyjskie.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 8 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej art. 14 Konwencji. Zasądził skarżącej 2 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia zostały odrzucone.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
ÜÇÜNCÜ DAİRE
GÜZEL ERDAGÖZ - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 37483/02)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Ekim 2008
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaşı Güzel Erdagöz (başvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 23
Ağustos 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin
Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan
37483/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İstanbul barosu avukatlarından
A. Bingöl ve G. Kartal tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvuran 1930 doğumlu olup Kars’ta ikamet etmektedir ve çiftçilikle uğraşmaktadır.
Başvuranın adı nüfus kaydına 1933 yılında «Güzel» olarak kaydedilmiştir.
Başvuran adının Devletin bütün yasal kayıtlarında aynı şekilde yazılmamış olması nedeniyle
çiftçilere verilen tarım destek kredisini alamamıştır. Başvurana göre yazılışı «Gözel» olan adı yılında tapu kaydında doğru yazılmış, ancak bu vesile ile adının nüfus kayıtlarına yanlış
geçirildiğini anlamıştır.
Başvuran 17 Eylül 2001 tarihinde Susuz Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (Mahkeme) isim
tashihi talebiyle dava açmıştır. Başvuran nüfus kayıtlarında «Güzel» olarak yer aldığının
tersine adının «Gözel» olduğunu ve yakın çevresinin kendisine «Gözel» diye hitap ettiğini
öne sürmüştür. Başvuran adının ya yanlışlıkla ya da yetkililerin kendisine bildirmeden yaptığı
bir değişiklikle «Güzel» olarak yazıldığını ifade etmiştir.
Başvuran bu talebini desteklemek üzere başvurulabilecek tanıkların isimlerini vermiş ve
adının “Gözel” olarak kaydedildiği tapu kayıt sicilinin bir örneğini sunmuştur.
Mahkeme ilk olarak başvuranın jandarmaya tarafından aranan biri olup olmadığının
araştırılmasını istemiştir. Böyle bir durumun olmadığı bilgisini edinen Mahkeme il milli
eğitim müdürünü bilirkişi olarak tayin etmiştir.
Bilirkişi 5 Ekim 2001 tarihli duruşma sırasında Türk Dil Kurumu’nun yayınladığı Türkçe
sözlükte yer aldığı şekliyle «güzel» kelimesinin imlasının doğru olduğunu, «gözel»
kelimesinin ise Türkçe sözlüklerde yer almayan fakat yöresel bir kullanım olduğunu
belirtmiştir.
Aynı duruşmaya başvuran tarafından çağrılan ve aynı zamanda aile çevresi ve komşuları olan
tanıklar başvuranı hep «Gözel» ismiyle tanıdıklarını beyan etmişlerdir.
Mahkemenin özellikle bilirkişi incelemesini dikkate alarak aynı gün verdiği kararda yasal bir
dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle başvuranın talebi reddedilmiştir.
Başvuran bu karara karşı 5 Aralık 2001 tarihinde temyize başvurmuştur. Temyiz talebinde
başvuran yakın çevresi tarafından «Gözel» adıyla hitap edildiğinin tanıklarca da
doğrulanmasına karşın talebinin reddedilmesinin yasalara ve uluslararası antlaşmalara aykırı
olduğunu iddia etmiştir.
Yargıtay 1 Nisan 2002 tarihinde ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.
Başvuran 16 Ağustos 2002 tarihinde Yargıtay’a giderek karar düzeltme başvurusunda
bulunmuştur. Başvuran nüfus kaydına gerçek adı olan «Gözel» adıyla kaydedilmesinin
AİHS’den kaynaklanan bir hakkı olduğunu, AİHS’nin de iç hukukta yasa değerinde olduğunu
belirterek dosyasının yeniden incelenmesini istemiştir.
Yargıtay 14 Ekim 2002 tarihinde aldığı nihai bir kararla yasal herhangi bir düzenlemeye atıfta
bulunmaksızın başvuranın bu talebini reddetmiş ve adıgeçeni 10.120.000 TL. karar düzeltme
red harcı ile 54.520.000 TL. (yaklaşık 35 Euro) para cezası ödemeye mahkum etmiştir.
Başvuran 4 Aralık 2002 tarihinde bu cezayı ödemiştir.
HUKUK
I. İHTİLAFIN KONUSUNUN VE OLAYLARIN OLUŞTURULMASI
AİHM öncelikle her iki tarafın görüşlerini incelemesinin ardından bu başvuruya neden olan
olaylara ilişkin müteakip noktaları açıklığa kavuşturmalıdır.
Başvuran aslen Kürtçe olan adının İdare tarafından «türkçeleştirildiğinden» şikayetçi
olmaktadır. Başvuran bu bağlamda olayların da kaynağını teşkil eden iki varsayımda
bulunmaktadır. Birincisine göre «Gözel» olan ismi en baştan itibaren nüfus müdürlüğü
kayıtlarına sehven «Güzel» olarak geçirilmiştir. İkinci varsayıma göre ise, ismi doğru
kaydedilmiş, bilahare kendi hilafına değiştirilmiştir. Her halükarda, başvuran adının nüfus
kayıtlarına geçirilmesindeki imla hatasından ancak 2001 yılında haberdar olmuş ve bu yazım
hatasının düzeltilmesi için asliye hukuk mahkemesinde dava açmıştır.
Hükümet, başvuranın nüfus kaydına 1933 yılında «Güzel» adıyla kaydedildiğini ve bu kaydın
herhangi bir değişikliğe uğramadığını ifade etmiş, nüfus kaydının bir örneğini sunmuştur.
AİHM başvuran tarafından öne sürülen iki varsayımın doğruluğunu teyit edecek her türlü
delilin yokluğunda, olayın başlangıcının, tezini belgelerle destekleyen Hükümet’in sunduğu
şekilde meydana geldiğine itibar etmektedir. AİHM, bu durumda başvuranın isminin
değiştirildiğine ilişkin şikayetini kabul etmemektedir.
Başvuranın itiraz ettiği hatanın kaynağı ne olursa olsun AİHM, başvuranın isim tashihi
talebiyle açmış olduğu davayı reddeden hukuk mahkemesi önündeki sürece dayanan olaylar
üzerinde durulması gerektiğini kaydetmektedir.
AİHM başvuranın bir yanda hukuk mahkemesi tarafından talebinin haksız yere
reddedildiğinden, diğer yanda açtığı davadan bir şey elde edemeyerek para cezası ödemeye
mahkum edildiğinden şikayetçi olduğunu not etmektedir.
Hükümet başvuranın ödemesine hükmedilen para cezasının CMUK’un eski 442. maddesinde
yer alan hükmünden ileri gelen karar düzeltme harcı olduğunu ifade etmektedir.
AİHM dava dosyasında başvuranın ödemesi gereken harç ile AİHS’nin 8. ve 14. maddeleri
gereğince yapmış olduğu şikayetler arasında doğrudan bir bağ olduğunu gösterir herhangi bir
unsurun yer almadığını not etmektedir. AİHM bu durumu olayların incelenmesi açısından göz
önüne almayacaktır.
AİHM ortaya konulan olayların incelenmesinden başvuranın isim tashihi talebiyle açtığı ve
talebinin reddi ile sonuçlanan hukuk davası üzerinde duracaktır.
II. AİHS’NİN 8. MADDESİYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESİ’NİN İHLAL
EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
AİHS’nin 8. maddesine göndermede bulunan başvuran adının nüfus kaydında yazıldığı
şekline ilişkin isim tashihi başvurusundan sonuç alamadığından şikayetçi olmaktadır.
Başvuran Kürt kökenli olan isminin «türkçeleştirilmesi» çerçevesinde AİHS’nin 14. maddesi
uyarınca dil, etnik köken ve kürt ulusal azınlığı aidiyetine dayalı bir ayrımcılığa maruz
kaldığını öne sürmektedir.
A. Kabuledilebilirlik hakkında
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi, AİHM’nin ratione temporis ve ratione personae
yetkisizliği gibi üç bakımdan kabuledilemezlik itirazında bulunmaktadır.
1. İç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı
Hükümet başvuranın adının nüfus kaydında değiştirildiği varsayımını ve yapılan bu işlem
dolayısıyla ayrımcılığa maruz kaldığı iddiasını ulusal merciler önünde dile getirmediğine
itibar etmektedir. Hükümete göre başvuran iç hukuk yollarını tüketmiş sayılmamaktadır.
Başvuran adının Kürtçe kökenini ileri sürerek davasını savunamayacağını, çünkü o dönemde
yürürlükte bulunan mevzuat gereğince Kürtçe isimlerin kullanılmasının yasak olduğunu ileri
sürmektedir.
AİHM öncelikle incelediği ihtilafın ismin değiştirilmesine değil mahkeme sürecine ilişkin
olduğunu tekrarlar.
Öte yandan, AİHM başvuranın yakın çevresi tarafından «Gözel» adı ile tanındığını
belirttiğini, ayrıca Yargıtay önünde AİHS’ye atıfta bulunduğunu saptamaktadır.
AİHM nezdinde bu unsurlar başvuranın AİHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 8.
maddesinde yer alan haklarını en azından özü itibariyle dile getirdiği sonucuna varması
açısından yeterli sayılmaktadır.
2. Ratione temporis bakımından yetkisizlik itirazı
Hükümet başvuranın adının 1933 yılında nüfus kayıtlarına kaydedilmesine dayalı olarak öne
sürülen iddialarla ilgili AİHM’nin ratione temporis bakımından bu başvuruyu incelemeye
yetkili olmadığına itibar etmektedir.
AİHM, bu başvuruyla ilgili inceleyeceği hususun, Yargıtay’ın 14 Ekim 2002 tarihli kararı ile
sona eren mahkeme süreci ile sınırlı olduğunu belirlediğini hatırlatır. AİHM bu durumda
ratione temporis yetkisi olduğunu vurgular.
3. Ratione personae bakımından yetkisizlik itirazı
Hükümet başvuranın adının kaydedildiği 1933 yılından bu yana yetkililer tarafından hiçbir
surette değiştirilmediğini, herhangi bir müdahale olmadığını ifade etmektedir. Bu nedenle
başvuran AİHS’nin 8. maddesinin ihlali nedeniyle mağdur olduğunu iddia edemez.
Yukarıda dile getirilen gerekçeler ışığında AİHM Hükümet tarafından yapılan itirazı
reddetmektedir.
AİHM, ayrıca başka kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru
kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esasa dair
1. Tarafların görüşleri
a) Başvuran
Başvuran öncelikle adının Gözel olduğunu ve bu nedenle tapu kayıtlarına adını bu şekilde
beyan ettiğini belirtmektedir. Başvuran otuzlu yıllarda doğumların evde gerçekleşmesi
nedeniyle nüfus kayıt işlemlerinin gecikmeli olarak yapıldığını, yeni doğan bir çocuğun ismi
kaydedilirken ailelerin sözlü beyanda bulunduklarını ve kayıt işleminin belediye memuru
tarafından gerçekleştirildiğini dile getirmektedir. Başvuran adının yazılışında imla hatası
yapıldığını 2001 yılında fark ettiğini, bunun üzerine isim tashihi davası açtığını sözlerine
eklemektedir. Başvuran ilgili mahkemenin bir ismin farklı kökenlerinin de olabileceği ihtimali
üzerinde durmaksızın bu kelimenin yalnızca Türkçe imlasının doğru olup olmadığını dikkate
alarak isim tashihi talebini reddettiğinin altını çizmektedir. Başvuran ayrıca bilirkişinin bu
kelimenin kökeninin Kürtçe olduğunu dile getirmeksizin kelimenin yöresel kullanımını veya
lehçesini tespit etmekle yetindiğini öne sürmektedir.
b) Hükümet
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır. Hükümet, başvuranın doğduktan üç yıl sonra 1933
yılında nüfus müdürlüğü kayıtlarına «Güzel Akanaraz» (adı ve soyadı) ile kaydedildiğini
ifade etmektedir. Başvuran 1942 yılında evlendiğinde eşinin soyadını (Erdagöz) almış, fakat
ismini Güzel olarak kullanmaya devam etmiştir. Hükümet nüfus kaydının bir örneğini
sunmakta ve bu kayda göre başvuranın isminde herhangi bir değişikliğin yapılmadığını
belirtmektedir.
Hükümet başvuranın AİHS’nin 8. ve 14. maddeleri ile güvence alınan hakların herhangi bir
surette ihlaliyle mağduriyetinin bulunmadığını savunmaktadır.
Hükümet Boulgakov-Ukrayna kararının (no: 59894/00, 11 Eylül 2007) 43. maddesinde sözü
edilen ilkeleri hatırlatır. Hükümet Mentzen-Letonya no: 71074/01 ve Lidija Kuhareca-
Letonya no: 71557/01, 7 Aralık 2004 kararlarına atıfta bulunarak başvuranın haklarına
yönelik herhangi bir ihlalin sözkonusu olmadığını vurgulamaktadır.
2. AİHM’nin değerlendirmesi
Mevcut başvurunun AİHS’nin 8. maddesi alanına girdiği konusunda taraflar arasında bir
ihtilaf yoktur. AİHM de aynı fikirdedir. AİHM bunun yanı sıra Mahkemenin daha önce de
birçok kez gerçek kişilerin ad ve soyadlarına ilişkin itirazlarını 8. maddenin «özel hayat»
olduğu gibi «aile hayatı» açılarından da uygulama alanına girdiğini kabul ettiğini hatırlatır
(Bkz. Burghartz-İsviçre kararı 22 Şubat 1994, Stjerna-Finlandiya, kararı 25 Kasım 1994,
Guillot-Fransa kararı 24 Ekim 1996, Szokoloczy-Syllaba ve Palffy de Erdoed Szokoloczy-
Syllaba-İsviçre kararı no 41843/98, 29 Haziran 1999; Bijleveld-Hollanda kararı, no 42973/98, Nisan2000; Taieb dite Halimi-Fransa kararı, no 50614/99, 20 Mart 2001 ; G.M.B. et K.M.
–İsviçre kararı, no 36797/97, 27 Eylül 2001 ; Šiškina ve Šiškins –Letonya kararı, no 59727/00, Kasım 2001, Petersen-Almanya kararı, no 31178/96, 6 Aralık 2001, Johansson-Finlandiya
kararı, no 10163/02, AİHM 2007-... ; Boulgakov- Ukrayna, no 59894/00, 11 Eylül 2007). Bu
durumda başvurunun konusu AİHS’nin 8. maddesinin uygulanma alanına girmektedir.
b) Davanın pozitif yükümlülük veya müdahale içerip içermediği hakkında
AİHM öncelikle mevcut başvurunun bir nüfus memurunun ebeveynlerin çocukları için seçmiş
olduğu ismi vermeyi reddetmesi (Bkz. Guillot-Fransa kararı, 24 Ekim 1996) veya yabancı
dildeki bir soyadının fonetik olarak yazılmasına (ör. Mentzen-Letonya 71074/01) ilişkin daha
önce ele aldığı başvurulardan farklılık gösterdiğini not etmektedir.
AİHM’ye göre ihtilaf konusu başvuranın isim tashihi talebine ilişkindir. Başvuranın isminin
imlâsına ilişkin talebi, bunun ismin telaffuzunun yöresel bir kullanım olduğu ve Türkçe
sözlükte yer almadığı gerekçesiyle hukuk mahkemelerince reddedilmesine dayandığına itibar
etmektedir.
Türk yetkililerin başvurana adının yazılış şeklini değiştirmesine izin vermemesi, AİHM
açısından, kişinin soyadının veya ismin değiştirilmesine zorlanmasından farklı olarak illa ki
başvuranın özel hayatına müdahale olarak değerlendirilmez. AİHM’nin daha önce müteaddit
defa dile getirdiği üzere, 8. maddenin asıl amacı güvence altına alınan hakkın kullanılmasında
kamu erklerinin keyfi müdahalelerine karşı bireyi korumak ise de, buna ek olarak özel hayatın
korunmasına saygı gösterilmesini sağlayacak pozitif yükümlülükler de getirebilmektedir.
AİHS’nin 8. maddesi bağlamında Devletin pozitif ve negatif yükümlülükleri arasındaki sınırı
kesin olarak tanımlamak mümkün değildir. Her halükarda uygulanabilecek ilkeler birbirine
benzemektedir. Her iki halde de bir bütün olarak bireyin ve toplumun çekişen menfaatleri
arasında adil bir dengenin gözetilmesi gerekir (Bkz. örneğin mutatis mutandis Stjerna-
Finlandiya kararı, 25 Kasım 1994, sözü edilen Johansson kararı).
c) 8. madde ile bağdaşıp bağdaşmadığı hakkında
AİHM incelenen alan itibariyle taraf devletlerin geniş bir takdir yetkisi bulunduğunu
hatırlatır. AİHM görevinin Türkiye’de isim değişikliği işlemlerinde uygulanan düzenlemenin
daha elverişli hale getirilmesi için atacakları siyasi adımda Türk yetkililerin görevini
üstlenmek değil, fakat yetkililerin bu yetkilerini kullanarak almış oldukları kararların AİHS
açısından uygun olup olmadığını değerlendirmek olduğunu ifade eder (Bkz. sözü edilen
Stjerna kararı ve diğerleri arasında Hokkanen-Finlandiya kararı 23 Eylül 1994 ve mutatis
mutandis Handyside-Birleşik Krallık kararı, 7 Aralık 1976).
Bahse konu bu görev in abstacto olarak yasayı ve Türk yetkililerinin uygulamalarını
denetlemek olmayıp, Bayan Erdagöz’e yapılan işlemlerin AİHS’nin ihlaline yol açıp
açmadığının saptanmasına dayanmaktadır (Bkz. Olsson-İsveç kararı (no1) 24 Mart 1998, sözü
edilen Johansson kararı).
Bir kişiyi ismini değiştirmeye iten ciddi nedenler olabileceğini göz önünde bulunduran
AİHM, nüfusun eksiksiz olarak kaydedilmesi, kişisel kimlik saptaması ve/veya belli bir ismi
taşıyanların belli bir aile ile bağlantılarının kurulabilmesi gibi kamu yararının gerekleri
uyarınca isim değiştirme imkanına yasal sınırlamalar getirilebileceğini tekrarlar.
AİHM, özel ve aile hayatına saygı hakkına getirilen kısıtlamanın “gerekli olup olmadığını”
değerlendirmek için bilhassa yetkililer tarafından sunulan ve ulusal mahkemeler tarafından
başvuruyu reddetmek için dayanılan gerekçeyi esas alacaktır. (Bkz. mutatis mutandis Ulusoy
vd.-Türkiye kararı, no: 34797/03, 3 Mayıs 2007, Daroczy-Macaristan kararı no: 44378/05, 1
Temmuz 2008).
AİHM bu başvuruda, ulusal mahkemelerin ne yasal bir hükme, ne başvuran tarafından ileri
sürülen meşru çıkar ile ihtilaf içinde olan özel veya kamu yararına atıfta bulunduğunu not
etmektedir.
AİHM, ulusal mahkemelerin başvuranın talebini reddetme gerekçelerinin esasen bu ismin
Türkçe sözlükte bulunmaması olduğunu, başvuran tarafından dile getirilen diğer unsurların
ve AİHS’nin 8. maddesi kapsamında yer alan menfaatlerin dikkate alınmadığını
saptamaktadır.
AİHM ayrıca mahkemenin karar gerekçesinin açık bir mevzuat uygulamasına dayanmadığını
not eder. AİHM bu bağlamda, 1587 sayılı Kanun’un 16. maddesinin lafzını Türkçe sözlükte
yer almayan adların kaydedilmesine ilişkin genel bir yasak olarak yorumlamakta güçlük
çekmektedir. Zaten böyle bir yasaklama sadece AİHS’nin 8. maddesi ile değil, aynı zamanda
Türk adlarının çok çeşitli dilsel kökenleri olduğu gerçeği ile de bağdaşmaz.
AİHM mevcut başvurunun da ortaya koyduğu üzere, Türk Hukuku’nda isim tashihi
taleplerine ilişkin kısıtlamalar konusunda yetkili makamların takdir yetkisinin genişliğinin ve
uygulama esaslarının yeterince açıklıkla ifade edilmediğini ve Hükümetin bu tür
kısıtlamaların uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek suistimallere karşı uygun koruma
sağlayan hiçbir tedbirden bahsetmediğini not etmektedir. (Bkz. mutatis mutandis, sözü edilen
Ulusoy vd. kararı, Birleşik Ilinden Makedonya Derneği-Bulgaristan kararı, no: 29221/95 ve
29225/95).
Yukarıda belirtilen gerekçeler ışığında AİHM, ulusal mahkemelerin, başvuranın talebine
yönelik, açıkça belirlenmiş bir mevzuata dayanmayan ve yeterli ve uygun hiçbir gerekçesi
olmayan red kararının «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmediği sonucuna
varmaktadır.
Bu nedenle AİHS’nin 8. maddesi ihlal edilmiştir.
AİHS’nin 8. maddesine ilişkin yapılan tespit ışığında AİHM, 14. maddenin ihlal edilip
edilmediğini ayrıca incelemeyi gerekli görmemektedir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASINA İLİŞKİN
A. Tazminat
Başvuran uğradığı zararın karşılanması için 100.000 Euro maddi tazminat, 100.000 Euro
manevi tazminat talep etmektedir. Başvuran ayrıca şikayetçi olduğu ihlalin de sonlanmasını
talep etmektedir.
Başvuran öne sürdüğü maddi tazminat talebi ile ilgili çiftçilere sübvansiyon verilmesine
ilişkin Bakanlar Kurulu kararnamesininin eklerini ve kendisinin çok sayıda tarım arazisinin
sahibi olduğunu gösterir kayıtları sunmaktadır.
Hükümet bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu savunmaktadır.
AİHM başvuranın maddi tazminat dayanağı olarak öne sürdüğü tarım sübvansiyonlarına
ilişkin sürecin sonucu hakkında spekülasyonda bulunamayacağını belirtmekte ve bu talebi
reddetmektedir.
AİHM buna karşın, başvuranın AİHS’nin ihlalini teşkil eden olaylar nedeniyle manevi zarara
uğradığına itibar ederek ilgili unsurların tamamı ışığında ve hakkaniyete uygun olarak
başvurana 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Başvuran iç hukukta ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için
20.000 Euro talep etmektedir. Başvuran bu talebini destekler mahiyette 105 YTL tutarındaki
tercüme masrafını gösterir fatura ile İstanbul barosunun avukatlık ücret tarifesini sunmaktadır.
Hükümet bu taleplerin dayanaksız ve aşırı olduğunu belirtmektedir.
AİHM’nin yerleşik içtihadına göre bir başvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AİHM sunulan belgeler ve sözü edilen kıstaslar
ışığında başvurana yargı giderleri başlığı altında toplam 1.000 Euro ödenmesine karar
vermektedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç
puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AİHS’nin 8. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 14. maddesi hakkındaki şikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
4. a) AİHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından başvurana manevi
tazminat için 2.000 (iki bin) Euro ve yargı giderleri ve masrafları için 1.000 (bin) Euro
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 21 Ekim 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło