37532/02

WyrokETPCz2010-04-06ECLI:CE:ECHR:2010:0406JUD003753202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego własności nieruchomości w Turcji naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał, opierając się na swoim ugruntowanym orzecznictwie, ocenił długość postępowania sądowego w świetle kryteriów takich jak złożoność sprawy, zachowanie skarżących i władz krajowych oraz znaczenie sprawy dla skarżących. Stwierdził, że postępowanie, które trwało ponad 13 lat na dwóch instancjach, było nadmiernie długie i nie spełniało wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał odrzucił zarzuty rządu dotyczące niewyczerpania krajowych środków odwoławczych, wskazując na brak skutecznych środków w Turcji w zakresie przewlekłości, oraz zarzut niezachowania sześciomiesięcznego terminu, podkreślając, że termin ten biegnie od daty doręczenia skarżącym ostatecznej decyzji krajowej.
Stan faktyczny
Skarżący, pięcioro obywateli Turcji, byli spadkobiercami osób, które w 1953 roku wszczęły postępowanie sądowe przeciwko Skarbowi Państwa i osobom trzecim w sprawie zasiedzenia nieruchomości i faktycznego zajęcia gruntów. Po śmierci jednego z pierwotnych powodów w 1987 roku, skarżący kontynuowali postępowanie. Sprawy zostały połączone w 1972 roku. W 1998 roku Sąd Katastralny wydał decyzje dotyczące podziału i rejestracji gruntów, z których część została zarejestrowana na rzecz Skarbu Państwa, część na rzecz skarżących, a część na rzecz osób trzecich. Sąd Kasacyjny uchylił część tych decyzji w latach 1999-2000, a pozostałe zatwierdził. Ostateczne decyzje Sądu Kasacyjnego zostały doręczone skarżącym w styczniu i kwietniu 2000 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą przewlekłości postępowania za dopuszczalną, a pozostałe zarzuty za niedopuszczalne. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Zasądził wspólnie na rzecz skarżących 12 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków poniesionych przed ETPCz. 4. Odrzucił pozostałe żądania zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   SOYLU VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Başvuru no: 37532/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Nisan 2010   Đşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37532/02) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşları Ayşe Đnci Şenel (Soylu), Muzaffer Babür Soylu, Seniha Serap Gürbüz   (Soylu), Şerif Atilla Soylu ve Bahtiyar Yavuz Soylu’nun (başvuranlar) 28 Temmuz 2000   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleşmesi’nin 34.   maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu   avukatlarından A.R. Uca tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Başvuranlar sırasıyla 1951, 1953, 1954, 1956 ve 1957 doğumlu olup Ankara ve Erzurum’da   ikamet etmektedir.   A. Hazine aleyhine açılan zilyetlik davası   yılında A.Z.S. ve S.S. Hazinenin arazilerinin bir bölümüne yasaya aykırı olarak el   koyduğu gerekçesiyle Tercan Asliye Hukuk Mahkemesi önünde zilyetlik davası açmıştır. Adı   geçenler Medeni Kanun’un 639. maddesinde öngörülen zamanaşımı yoluyla mülk edinme   yolunun uygulanarak taşınmazın kendi adlarına kaydedilmesini talep etmişlerdir.   yılında A.Z.S. vefat etmiş ve davayı mirasçısı sıfatıyla S.S. takip etmiştir.   Eylül 1954 tarihli duruşmada S.S.’nin avukatı, dava sonuçlanıncaya dek kullanılan   taşınmaza geçici bir tedbirin konulmasını talep etmiş bu talebi mahkeme tarafından   reddedilmiştir.   B. Üçüncü şahıslar hakkında açılan zilyetlik davası   A.Z.S. ve S.S. 19 Haziran 1953 tarihinde üçüncü şahısların arazilerine de facto   kamulaştırmasız el atmalarına karşı mahkemede zilyetlik davası açmışlardır.   Mayıs 1970 tarihinde mahkeme ratione materiae konu bakımından yetkisizlik kararı   vererek davayı Tercan Kadastro Mahkemesine (Kadastro Mahkemesi) göndermiştir.   C. Davaların birleştirilmesi   Kadastro Mahkemesi 27 Aralık 1972 tarihinde bu iki davanın birleştirilmesine karar vermiştir.   yılında S.S.’nin vefat etmesi üzerine başvuranlar mirasçı sıfatıyla davayı takip   etmişlerdir.   Sözü edilen bölgede gerçekleştirilen kadastro çalışmaları sırasında ihtilaf konusu araziler 268   parsele ayrıldığından, Kadastro Mahkemesi 5 Mart 1998 tarihinde davanın birleştirilerek 189   farklı numara altında tescil edilmesini kararlaştırmıştır.   tarihinde Kadastro Mahkemesi dava ile ilgili kararını vermiş ve 8 dava dosyasında 8   parselin Hazine adına kaydedilmesini, 132 dosyada 157 parselin ise başvuranlar adına   kaydedilmesini kararlaştırmıştır. Mahkeme 49 dosyada, S.S.’nin 1974 tarihinde satışını   gerçekleştirdiğini belirtir noter tasdikli belgelere göre 103 parselin üçüncü şahıslara   devredilmesine karar vermiştir.   ve 2000 tarihlerinde Yargıtay bu 18 kararı bozmuş ve davaları ilk derece mahkemesine   göndermiş, diğer hükümleri onamıştır.   Başvuranlar Yargıtay’ın bu iki kararına karşı düzeltme başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay   ve 14 Nisan 2000 tarihlerinde bu talepleri reddetmiştir.   Kadastro Mahkemesi geri gönderilen 18 karar ile ilgili olarak Yargıtay ile aynı doğrultuda   hareket etmiş ve 27 Mart 2000 tarihinde kararlarını vermiştir.   Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararlarını onamıştır.   Yargıtay tarafından alınan ve ilk derece mahkemesindeki dosyaya 2 Aralık 1999 ve 14 Ocak   tarihlerinde eklenen kararlar başvuranlara 31 Ocak 2000 ve 3 Nisan 2000 tarihlerinde   tebliğ edilmiştir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Başvuranlar yargılamanın uzunluğunun AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen «makul süre»   ilkesinin ihlaline yol açtığından yakınmaktadır.   Hükümet kabuledilebilirlik ile ilgili olarak başvuranların yargılamanın aşırı uzunluğuna karşı   dava açabileceklerini belirterek iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve AĐHS’nin   35/1 maddesine atıfta bulunmaktadır. Hükümet Yargıtay’ın vermiş olduğu nihai kararların ilk   derece mahkemesindeki dosyaya konulduğu tarihten itibaren altı ay kuralının başladığını ifade   ederek AĐHM’yi bu kurala riayet edilmediği gerekçesiyle başvuruyu reddetmeye   çağırmaktadır.   AĐHM, Türk hukuk düzeninin yargılamanın uzunluğuna karşı etkili bir başvuru yolu   sunmadığını hatırlatır (Bkz. Tendik vd.-Türkiye kararı, no: 23188/02, 22 Aralık 2005). Bu   nedenle Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazı reddedilmektedir.   AĐHM, altı ay kuralına ilişkin bir başvuranın iç hukuktaki nihai kararın bir nüshasının resen   kendisine tebliğ edilmesi hakkının bulunduğu ve altı ay süresi kuralının karar örneğinin   başvurana tebliğ edildiği tarihten itibaren işletilmeye başlanmasının AĐHS’nin 35/1   maddesinin konu ve amacına daha uygun olduğu yönündeki içtihadını anımsatır (Bkz. Worm   – Avusturya, 29 Ağustos 1997 tarihli karar). Bu başvuruda Yargıtay’ın 31 Ocak ve 3 Nisan   tarihlerinde tebliğ edilen kararlarından önce başvuranların iç hukuktaki nihai kararların   tümünden haberdar edildiklerini gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır (Bkz. aynı   anlamda, I.A.-Türkiye no: 42571/98, 13 Kasım 2003). Bununla birlikte, mevcut başvuru 28   Temmuz 2000 tarihinde yani altı ay içinde yapılmıştır. Bu durumda AĐHM Hükümetin   itirazını reddetmektedir.   AĐHM bu konudaki yerleşik içtihadından ileri gelen kıstaslar ve mahkemeye sunulan   delillerin tamamı ışığında, bu şikayetin esastan incelenmesi gerektiğine itibar etmektedir.   AĐHM şikayetin hiçbir kabuledilemezlik gerekçesiyle karşı karşıya bulunmadığını hatırlatır.   Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM esas ile ilgili olarak, dikkate alınması gereken dönem başvuranların davaya katıldıkları   yılı Ocak ayınca başlayıp 2000 yılı Mart ve Nisan ayında sona ermektedir. Đki dereceli   mahkemede görülen bu dava 13 yıldan fazla sürmüştür.   AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın şartları ışığında ve özellikle de   davanın karmaşıklığı, başvuranların ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın başvuranlar   açısından arz ettiği önem gibi, içtihadında yerleşmiş ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi   gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı   no: 30979/96).   AĐHM daha önce de benzer sorunları ortaya koyan itirazların yapıldığını ve AĐHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiği sonucuna varıldığını hatırlatır (Bkz. sözü edilen Frydlender).   AĐHM kendisine sunulan bütün unsurların incelenmesinden Hükümetin mevcut davada farklı   bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanısına   varmaktadır. Mahkemenin bu konudaki yerleşik içtihadı ışığında AĐHM, sözkonusu   yargılamaların uzunluğunun aşırı olduğuna ve «makul süre» ilkesini karşılamadığına itibar   etmektedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. ÖNE SÜRÜLEN DĐĞER ĐHLALLER HAKKINDA   AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokolün 1. maddesini öne sürüne başvuranlar taşınmazlarının Hazine   ve üçüncü şahıslar tarafından kullanılmasının mülkiyet haklarına yönelik bir ihlali   oluşturduğunu iddia etmektedir.   Başvuranlar bütün yargılama süreci boyunca geçici tedbir talebini reddeden mahkemenin   tarafsız bir mahkeme olmadığından yakınmakta ve AĐHS’nin 6. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   Başvuranlar aynı gerekçelere dayalı olarak AĐHS’nin 17. maddesini öne sürmektedir.   Hazinenin ve üçüncü şahısların sözü edilen taşınmazlara de facto kamulaştırmasız el atması ile   ilgili olarak AĐHM, başvuranların ulusal mahkemeler nezdinde yargı yoluna gitmeleri   doğrultusunda davanın ulusal çerçevede çözüme kavuşturulduğunu not etmektedir. Bununla   birlikte, başvuranların Hazine veya üçüncü şahıslara devredilen parsellerin maliki olduklarını   gösterir herhangi bir unsur yer almamaktadır. Kaldı ki, dava dosyasından ulusal mahkemeler   önündeki yargılamaların keyfi bir biçimde tamamlandığı sonucu da çıkmamaktadır. Bu   koşullar çerçevesinde AĐHM, AĐHS’nin 35/3. ve 4. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun   olması dolayısıyla başvurunun bu bölümünün kabuledilemez ilan edilmesi gerektiğine itibar   etmektedir (Bkz. Şerefli vd.-Türkiye no: 1533/03, 2 Ekim 2007).   AĐHS’nin 6. ve 17. maddeleri hakkındaki şikayetler de hiçbir surette   gerekçelendirilmediğinden dayanaktan yoksun bulunmaktadır ve AĐHS’nin 35/3. ve 4.   maddeleri gereğince reddedilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Başvuranlar AĐHS’nin 41. maddesine ilişkin uzun yıllardan bu yana kullanamadıkları   arazilerinin kirasına karşılayacak şekilde 232.904.347 Euro maddi tazminat talep etmektedir.   Başvuranlar ayrıca 16.503.250 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Hükümet bu meblağlara karşı çıkmakta ve bunları aşırı ve dayanaksız olarak   nitelendirmektedir.   AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet bağı   kuramamakta ve bu talebi reddetmektedir. Buna karşın, hakkaniyete uygun olarak başvuranlara   ortaklaşa 12.000 Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaştırmaktadır (Bkz. Ergül vd.-Türkiye   no: 22492/02, 20 Ekim 2009).   Başvuranlar ayrıca iç hukuktaki mahkemeler önünde yapmış oldukları yargılama giderleri için   400.000 Euro ve AĐHM önünde yapmış oldukları giderler için 30.000 Euro talep etmektedir.   Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde AĐHM’ye başvuruda bulunmak için yapmış oldukları   seyahat ve harcamalara ilişkin dekontu sunmaktadır.   Hükümet bu miktarlara itiraz etmektedir.   AĐHM mahkemeye sunulan belgeler ve yerleşik içtihadından ileri gelen kıstaslar ışığında ulusal   mahkeme nezdinde yapılan yargılama gideri taleplerini reddetmekte, buna karşılık AĐHM   önünde yapılan yargı gider ve harcamaları için başvuranlara ortaklaşa 2.000 Euro ödenmesini   kararlaştırmaktadır.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artışın ekleneceğini kaydetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Yargılama süresinin uzunluğunun aşırı olduğu yönündeki şikayetin kabuledilebilir, bunun   dışında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından:   i.başvuranlara ortaklaşa 12.000 (on iki bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. yargılama masraf ve giderleri için başvuranlara ortaklaşa 2.000 (iki bin) Euro   ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐŞTĐR.   Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 6 Nisan 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło