37625/03
WyrokETPCz2007-07-31ECLI:CE:ECHR:2007:0731JUD003762503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego oraz brak niezależnego i bezstronnego sądu (z udziałem sędziów wojskowych) naruszyły prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy brak skutecznego środka odwoławczego w sprawie przewlekłości postępowania naruszył art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził, że obecność sędziego wojskowego w składzie Państwowego Sądu Bezpieczeństwa orzekającego w sprawie cywila poważnie podważa zaufanie, jakie sądy powinny budzić w społeczeństwie demokratycznym, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1. Nawet późniejsza zmiana składu sądu na wyłącznie cywilny nie naprawiła naruszenia, jeśli nastąpiła z opóźnieniem i bez powtórzenia kluczowych czynności proceduralnych. Trybunał uznał również, że postępowanie trwające około 11 lat i 3 miesięcy było nadmiernie długie, naruszając wymóg „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1. Ponadto, brak krajowego środka odwoławczego umożliwiającego skarżenie się na przewlekłość postępowania stanowił naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Czterech skarżących (Birtan Güven, Niyazi Kara, Sevim Yıldıran i Berivan Başar Şahin) zostało aresztowanych w lipcu 1993 roku w Turcji pod zarzutem członkostwa w nielegalnej organizacji terrorystycznej. Byli przetrzymywani w areszcie bez dostępu do adwokata. Ich sprawa karna toczyła się przed Państwowym Sądem Bezpieczeństwa, w którego składzie przez znaczną część postępowania zasiadał sędzia wojskowy. Postępowanie trwało około 11 lat i 3 miesiące, zanim Sąd Najwyższy zatwierdził wyroki skazujące dla trzech skarżących, a jeden skarżący został uniewinniony w pierwszej instancji.Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do przewlekłości postępowania dla wszystkich czterech skarżących. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezależności i bezstronności Państwowego Sądu Bezpieczeństwa dla Birtana Güvena, Sevim Yıldıran i Niyazi Kai. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania innych skarg na podstawie art. 6 ust. 1 i 6 ust. 3. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji dla wszystkich czterech skarżących. Zasądza łącznie 28 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe (po 7 000 EUR dla każdego skarżącego) oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzuca pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
BİRTAN GÜVEN VE DİĞERLERİ -TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:37625/03)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Temmuz 2007
İşbu karar AİHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (37625/03) başvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaşlarından Birtan Güven, Niyazi Kara, Sevim Yıldıran ve Berivan Başar
Şahin’in(başvuranlar ), 19 Eylül 2003 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM)
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri
güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur
.
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından G. Tuncer tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN UNSURLARI
Başvuranlar, sırasıyla 1959, 1958,1971 ve 1974 yılı doğumludurlar. Birtan Güven,
Bartın’da diğerleri İstanbul’da ikamet etmektedirler.
Birtan Güven, 16 Temmuz 1993 tarihinde, Sevim Yıldıran ve Niyazi Kaya 18
Temmuz 1993 tarihinde ve Berivan Başar Şahin 20 Temmuz 1993 tarihinde, İstanbul Emniyet
Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi tarafından gözaltına alınmışlardır. Gözaltı süresince
başvuranlar avukat hizmeti almamışlardır.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek hakimi, 30 Temmuz 1993 tarihinde,
başvuranların tutuklu yargılanmalarına karar vermiştir. Eylül 1993 tarihli iddianame ile Cumhuriyet savcısı, Türk Ceza Kanunu’nun 168.
ve 169. maddeleri ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca
başvuranları, yasadışı örgüt olan Türkiye Devrim Partisine üye olmak ve örgüte yardım ve
yataklık yapmaktan suçlamıştır.
Başvuranların ifadelerine göre, başvuranların isimleri ve resimleri gazetelerde
yayımlanmıştır.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 6 Ekim 1993 tarihinde, ilk açık duruşmasını
gerçekleştirmiştir.
Avukatlarının da hazır bulunduğu 18 Kasım 1993 tarihli duruşmada, başvuranlar,
gözaltında sırasında baskı altında verdikleri beyanları ve olay yeri tespit tutanaklarını
reddetmişlerdir. Buna karşılık, Cumhuriyet savcısı ve hakim önünde verdikleri beyanları
kabul etmişlerdir.
Aynı duruşma sırasında, mahkeme, Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi’nden Niyazi
Kaya aleyhinde aldığı 22 Ekim 1987 tarihli (no: 640–490) kararın bildirilmesi talebinde
bulunmuştur. Yerel mahkeme, ayrıca, Berivan Başar Şahin’in derhal salıverilmesine ve
“delillerin durumu ve dosyanın kapsamını göz önüne alarak” diğer üç başvuranın tutukluluk
hallerinin devamına karar vermiştir.
Başvuranların avukatlarının da hazır bulunduğu 30 Aralık 1993 tarihli duruşmada,
Devlet Güvenlik Mahkemesi, “delillerin durumunu ve dosyanın kapsamını göz önüne alarak”
başvuranların tahliye taleplerini reddetmiştir. Ayrıca, duruşmanın bitiminde, başvuranlar ve
diğer sanıklar “Kahrolsun faşizm” ve “S. Yoldaşın hesabını soracağız” şeklinde sloganlar
atmışlardır.
Başvuranların avukatlarının ve yalnızca Sevim Yıldıran’ın hazır bulunduğu (diğer
başvuranlar katılmamışladır.) 22 Şubat 1994 tarihli duruşmada, yerel mahkeme, sözü edilen Ekim 1987 tarihli kararın kendisine iletildiğini ve dosya içerisine konulduğunu belirtmiştir.
Yerel mahkeme, ayrıca “delillerin durumunu göz önüne alarak” başvuranların tutukluluk
hallerinin devamına ve bir sonraki duruşmaya çıkma celplerinin 14 Nisan 1994 tarihi olarak
belirlenmesine karar vermiştir. Nisan 1994 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde gerçekleştirilen
duruşmaya başvuranların tamamı ve avukatları katılmıştır. Tanıkların dinlenmesine başlandığı
sırada, özellikle gözaltı esnasında hazır bulunan polis memurlarından biri dinlenirken, Birtan
Güven, aniden sözkonusu memura “işkenceci” diye bağırmış ardından diğer sanıklarda
bağırmaya başlamıştır. Başvuranların tutumlarını dikkate alarak, yerel mahkeme başvuranları
salondan çıkarmış ve deliller toplanana kadar bundan sonraki oturumlara getirilmemelerine
karar vermiştir. Bu sırada, tanıkların avukatları da, bu durumun yerel mahkemenin
tutumundan kaynaklandığını düşündüklerinden protesto olarak salonu terk etmişlerdir. Yerel
mahkeme, ardından tanıkların dinlenmesine devam etmiş ve “delillerin durumunu göz önüne
alarak” başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Başvuranların bulunmadığı 31 Mayıs 1994 ve 7 Temmuz 1994 tarihli duruşmalarda,
yerel mahkeme, “delillerin durumunu göz önüne” alarak başvuranların tutuklu
yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Başvuranların ve avukatlarının bulunmadığı 18 Ağustos 1994 tarihli duruşmada, yerel
mahkeme, “atılı suçun niteliğini ve delillerin durumunu göz önüne alarak” ilgililerin tutuklu
yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Ekim 1994 tarihli duruşmada, avukatlar, müvekkillerinin tahliye edilmesi
taleplerini yinelemişler, fakat yerel mahkeme, “atılı suçun niteliğini ve delillerin durumunu
göz önüne alarak” bu talebi reddetmiştir.
Başvuranların bulunmadığı, 24 Kasım 1994 ve 30 Aralık 1994 ile 9 Mart 1995 tarihli
duruşmalarda, yerel mahkeme, “atılı suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dosyanın
içeriğini göz önüne alarak” başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Başvuranların avukatları, diğerleri arasından müvekkillerinin yokluğunda yerel mahkeme
tarafından alınan tanık ifadelerini reddetmiş ve müvekkillerinin duruşmalara çıkarılmama
kararına da itiraz etmişlerdir. Mayıs 1995 tarihli duruşmada, önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının
ardından, heyetinde değişiklik olan yerel mahkeme “atılı suçun niteliğini ve dosyanın içeriğini
göz önüne alarak” başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Bununla
birlikte, yerel mahkeme, başvuranların duruşmaya katılma yasağının kaldırılmasına ve bir
sonraki duruşmaya katılmaları için başvuranların çağrılmalarına karar vermiştir.
Başvuranların ve avukatlarının hazır bulunduğu 22 Haziran 1995 tarihli duruşmada,
önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının ardından, yerel mahkeme, “atılı suçun
niteliği, delillerin durumu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” başvuranların tutuklu
yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Sağlık nedenleriyle Niyazi Kaya’nın katılmadığı 10 Ağustos 1995 tarihli duruşmada,
yerel mahkeme, “atılı suçun niteliğini ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” başvuranların
tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Sağlık nedenleriyle Birtan Güven’in katılmadığı 19 Ekim 1995 tarihli duruşmada,
önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının ardından, heyetinde değişiklik olan yerel
mahkeme, “atılı suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak”
başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Başvuranların ve avukatlarının hazır bulunduğu 7 Aralık 1995 tarihli duruşmada, yerel
mahkeme,”atılı suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak”
ilgililerin tutuklu yargılanmalarını sürdürmüştür. Şubat 1996 tarihli duruşmada, başvuranların avukatlarının ve sağlık nedenleriyle
Niyazi Kaya’nın duruşmaya katılmama mazeretleri kabul edilmiştir. Yerel mahkeme, “atılı
suçun niteliği, delillerin durumu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” başvuranların
tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Başvuranların ve avukatlarının katılmadığı 26 Mart 1996 tarihli duruşmada, yerel
mahkeme, “atılı suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak”
başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir.
Başvuranların hazır bulunduğu, avukatların ise mazeret bildirdiği 23 Mayıs 1996
tarihli duruşmada, önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının ardından, heyetinde
değişiklik olan yerel mahkeme, “dosyanın içeriğini ve delillerin durumunu göz önüne alarak”
başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Ayrıca, duruşma sırasında,
Birtan Güven açlık grevi yaptığını beyan etmiştir.
Başvuranların ve avukatlarının bulunmadığı 25 Temmuz 1996 tarihli karar da,
heyetinde değişiklik olan yerel mahkeme, “atılı suçun niteliğini, delillerin durumunu ve
dosyanın kapsamını dikkate alarak” ilgililerin tutukluluk hallerinin sürdürülmesine karar
vermiştir.
Başvuranların bulunmadığı 1 Ekim 1996 ve 5 Aralık 1996 tarihli duruşmalarda,
başvuranların avukatları bir kez daha müvekkillerinin tahliye edilmesi talebinde bulunmuştur.
Yerel mahkeme, “atılı suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dosyanın içeriğini dikkate
alarak” bu talebi reddetmiştir.
Sevim Yıldıran’ın hazır bulunduğu fakat diğer dört başvuranın katılmadığı 13 Şubat tarihli duruşmada, önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının ardından, heyetinde
değişiklik olan yerel mahkeme, başvuranların tahliye edilmesi talebini reddetmiş ve “atılı
suçun niteliğini, delillerin durumunu ve dosyanın içeriğini dikkate alarak” başvuranların
tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Birtan Güven ve Niyazi Kaya’nın
avukatı, iki başvuranın, altmış yedi gündür açlık grevi yaptıklarını ve sağlık durumlarının
ciddi bir şekilde ağırlaştığını ifade etmiştir. Avukatın, Adli Tıp Kurumu tarafından verilen
sağlık raporları ile ilgili talebi reddedilmiştir.
Sevim Yıldıran ve Birtan Güven ile Niyazi Kaya’nın avukatının bulunduğu 3 Nisan tarihli duruşmada, yerel mahkeme, dosyanın Adli Tıp Kurumu’na gönderilerek yeni bir
sağlık raporu alınması hususundaki avukatın talebini reddetmiştir. Ayrıca yerel mahkeme,
“atılı suçun niteliği, delillerin durumu ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak” başvuranların
tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Mayıs 1997 tarihli duruşmada, sağlık nedenleriyle Niyazi Kaya’nın mazereti kabul
edilmiştir. Önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının ardından, heyetinde değişiklik
olan yerel mahkeme, “atılı suçun niteliği, delillerin durumu ve dosyanın içeriğini dikkate
alarak” başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Temmuz 1997 tarihli duruşmada, önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının
ardından, heyetinde değişiklik olan yerel mahkeme, “tutuklanma tarihi ve nedenlerini, atılı
suçun niteliğini ve dosyanın içeriğini göz önüne alarak, tutukluluk nedenleri ortadan
kalkmadığından” başvuranların tutuklu yargılanmalarının devamına karar vermiştir. Bununla
birlikte, yerel mahkeme, Niyazi Kaya’nın, bir doktor tarafından muayene edilme talebini de
reddetmiştir. Ekim 1997 tarihli duruşmada, Birtan Güven ve Niyazi Kaya’nın sağlık sorunları
nedeniyle mazeretleri kabul edilmiştir. Önceki duruşmaların tutanaklarının okunmalarının
ardından, heyetinde değişiklik olan yerel mahkeme, “atılı suçun niteliği, delillerin durumu ve
tutukluluk süresini göz önüne alarak” Niyazi Kaya ve Sevim Yıldıran’ın tutuksuz
yargılanmalarına karar vermiştir. Yerel mahkeme buna karşın, “atılı suçun niteliği, delillerin
durumu ve dosyanın içeriğini dikkate alarak” Birtan Güven’in tutuklu yargılanmasının
devamına karar vermiştir. Aralık 1997 tarihli duruşmada, önceki duruşmaların tutanaklarının okunmasının
ardından, heyetinde değişiklik olan yerel mahkeme, “atılı suçun niteliği, delillerin durumu ve
tutukluluk süresini göz önüne alarak” Birtan Güven’in tutuklu yargılanmasının devamına
karar vermiştir. Yerel mahkeme, yatağa bağlı babasına bakması gerektiği sebebiyle Sevim
Yıldıran’ın duruşmalara katılmama talebini kabul etmiştir. Şubat 1998 tarihli duruşmada, yerel mahkeme, “atılı suçun niteliği, delillerin
durumu ve tutukluluk süresini dikkate alarak” Birtan Güven’in tutuksuz yargılanmasına karar
vermiştir. Haziran 1999 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Anayasa’nın 143.
maddesini değiştirmiş ve Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinden ( savcılık bünyesinden)
askeri hakimleri çıkarmıştır. 22 Haziran 1999 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemeleri ile ilgi
yasaya aynı anlamda düzenlemeler getirilmiştir.
Daha sonraki süreçte, Devlet Güvenlik Mahkemesi, çok sayıda usule ilişkin muamele
yapmış ve birçok açık duruşma gerçekleştirmiştir. Duruşmalar sırasında, yerel mahkeme, esas
olarak özellikle sanıklardan biri ile ilgili kanıtları düzenlemiş ve incelemiştir fakat
başvuranlarla ilgili önemli bir muamele gerçekleştirmemiştir.
Tarafların dinlenmesinin ardından, 17 Şubat 2004 tarihli bir karar ile Devlet Güvenlik
Mahkemesi, Berivan Başar Şahin’i beraat ettirmiştir. Karara ilişkin temyiz yoluna
başvurulmadığından karar nihai hale gelmiştir.
Buna karşılık, Devlet Güvenlik Mahkemesi, diğer üç başvuranı Türk Ceza
Kanunu’nun 168. maddesi ve 3713 sayılı yasanın 5. maddesi uyarınca on iki yıl altı ay hapis
cezasına çarptırmıştır.
Sözkonusu üç başvuran, temyiz yoluna başvurmuştur.
Tarafların dinlenmesinin ardından, 11 Ekim 2004 tarihli bir karar ile Yargıtay itiraz
edilen kararı onamıştır.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDİLEBİLİRLİK HAKKINDA
Başvuranlar, öncelikle davalarının ulusal mahkemeler tarafından “makul bir süre”
içerisinde görülmediğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar, kendilerini yargılayan ve mahkum
eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia
etmektedirler. Başvuranlar, aynı zamanda kendilerine atılı suçlarla ilgili olarak yürütülen
hazırlık soruşturmasında birçok bakımından düzensizliklerin olduğunu ve adil yargılanmanın
gerekliliklerine aykırı olduğunu ileri sürmektedirler. Başvuranlar, AİHS’nin 6§1 ve 6§3
maddesinin ihlal edildiğini düşünmektedirler.
Başvuranlar, AİHS’nin 6§2 maddesi uyarınca masumiyet karinesine aykırı olarak
kendileri aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın ulusal mahkemeler önünde devam ettiği
sırada isimlerinin ve resimlerinin gazetelerde yayımlanmasından da şikayetçi olmaktadırlar.
Başvuranlar son olarak, yargılama sürelerinin uzunluğu konusunda şikayette
bulunmak için Türkiye’de başvuruda bulunabilecekleri hiçbir mahkemenin mevcut
olmamasından da şikayetçi olmaktadırlar. Başvuranlar, bu bağlamda, AİHS’nin 13.
maddesine atıfta bulunmaktadırlar.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve altı ay kuralına riayet edilmediğini
belirtmektedir. Ayrıca Hükümet, AİHM’den sözkonusu gerekçeler sebebiyle şikayetlerin
reddedilmesini ve AİHS’nin 35§1. maddesi uyarınca şikayetlerin kabuledilemez olduğunu
ilan etmesini talep etmektedir.
A. Masumiyet Karinesi İlkesi
AİHM, izleyen nedenlerden dolayı şikayetin açıkça dayanaktan yoksun olması
sebebiyle yukarıda belirtilen ön itirazların incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir.
AİHM, ilgililerin, esas hakimlerinin örneğin bir basın bildirisi veya diğer
kaynaklardan doğan önyargıların etkisiyle başvuranları mahkum ettiklerini düşündürmeyi
gerektirecek hiçbir kanıt unsuru sunmadıklarını belirtmektedir (a contrario, Y.B. ve diğerleri-
Türkiye, başvuru numaraları: 48173/99 ve 48319/99, 28 Ekim 2004). Sonuç olarak AİHM,
şikayetin dayanaktan yoksun olduğunu ve AİHS’nin 35§3 ve 35§4 maddesi uyarınca açıkça
dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini gözlemlemektedir.
B. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve başvuranlar
aleyhinde yürütülen cezai yargılamanın adilliği
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini ve açıklama getirmeden altı ay kuralına
riayet edilmediğini bildirmektedir. Hükümete göre, AİHS’nin 35§1. maddesine uygun olarak,
başvuranların, şikayetlerini AİHM’ye sunmadan önce kendileri aleyhinde ulusal mahkemeler
önünde yürütülen ceza davasının sona ermesini beklemeleri gerekirdi. Oysa mevcut davada,
başvuranlar, kendileri aleyhinde yürütülen ceza davası hala İstanbul Devlet Güvenlik
Mahkemesi önünde devam etmekte iken 19 Kasım 2003 tarihinde şikayetlerini sunmuşlardır.
Başvuranlar, bu iddiaya itiraz etmektedirler. Başvuranlar, AİHS’nin 35§1. maddesi
uyarınca, bir başvuranın, prensip olarak, birçok yıla yayılan bir dava a fortiori söz konusu
olduğunda, dava iç hukukta sona ermese bile yargılamanın herhangi bir döneminde AİHM’ye
başvuruda bulunma imkanına sahip olduğunu özellikle belirtmektedirler.
Başvuranların şikayetlerini AİHM’ye sunmadan önce kendileri aleyhinde yürütülen
ceza davasının sona ermesini beklemeleri gerektiği hakkındaki Hükümet’in argümanı
konusunda, AİHM, bir başvuranın, prensip olarak AİHM’ye başvurmadan önce farklı iç
hukuk yollarına başvurması zorunluluğu varsa da bu başvuru yollarının son aşamasının
başvuru yapıldıktan sonra, fakat kabuledilebilirlik kararını vermeden önce son bulmasını
anlayışla karşılayabileceği hususundaki konuya ilişkin içtihadını hatırlatmaktadır(Bkz.
mutatis mutandis, Ringeisen-Avusturya, 16 Temmuz 1971 tarihli karar, E.K.-Türkiye, başvuru
no: 28496/95, 28 Kasım 2000).
Mevcut davada, AİHM, başvuranların başvurularını şikayetçi oldukları yargılamaları
ulusal mahkemeler önünde sürerken fakat AİHM kabuledilebilirlik kararını vermeden önce 19
Kasım 2003 tarihinde sunduklarını gözlemlemektedir. Söylenenler ışığında, Hükümet’in iç
hukuk yollarının tüketilmediği konusundaki itirazı kabul edilemez. Şikayetin geç yapılması
kapsamındaki itirazın da AİHM, bu koşullarda reddedilmesi gerektiği kanısındadır.
Bununla birlikte, AİHM, başvuran Berivan Başar Şahin’nin beraat ettiğini
gözlemektedir. Sonuç olarak, başvuranın ex officio mağdur sıfatıyla Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile adil yargılanma kapsamındaki şikayetlerinin
incelenmesi uygun olacaktır. Bu bağlamda AİHM, bir sanığın beraat etmesinin sözkonusu
ihlallere bir düzeltme oluşturacağına dair yerleşik içtihadını hatırlatmaktadır (kıyaslayınız,
Pisano-İtalya, başvuru no: 36732/97, 24 Ekim 2002). O halde başvuran, AİHS’nin 34.
maddesi uyarınca, şikayetlerinin bu kısmına ilişkin olarak, artık mağdur olduğunu iddia
edemez (Bkz. diğerleri arasında, Serraino-İtalya, başvuru no: 47570/99, 10 Ocak 2002,
Pütün-Türkiye, başvuru no: 31734/96 ve Çevik-Türkiye, başvuru no: 76978/01, 21 Mart
2006). Başvurunun bu kısmının, AİHS’nin 35 § §3 ve 4. maddesi uyarınca açıkça temelden
yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Bununla birlikte AİHM, şikayetin bu kısmının Birtan Güven, Sevim Yıldıran ve
Niyazi Kaya açısından AİHS’nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe bulunmadığını saptamaktadır.
Başvurunun kabuledilebilir olduğunu ilan etmek uygun olacaktır.
C. Yargılanma süresi ve etkili bir başvuru yolunun bulunmayışı
AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35§3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan
yoksun olmadığını ve kabuledilmezliğe dair hiçbir gerekçe bulunmadığını saptamaktadır.
Başvuru kabuledilebilir bulunmuştu.
II. AİHS’NİN 6§1 VE 6§3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
HAKKINDA
Başvuranlar, Birtan Güven, Sevim Yıldıran ve Niyazi Kaya, kendilerini yargılayan ve
mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir yandan yargılamanın bir kısmı boyunca
askeri hakim bulunması ve diğer yandan sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek
Kurulu’na bağımlılığı nedeniyle kendilerine adil yargılanma sağlayabilen bağımsız ve tarafsız
bir mahkeme olmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar aynı zamanda, kendilerine atılı
suçlar hakkında yürütülen hazırlık soruşturmasının birçok bakımdan düzensizlikler içerdiğini
ve adil yargılanmanın gereklerine aykırı olduğunu da ileri sürmektedirler.
Başvuranlar, AİHS’nin 6 §1. ve 3. maddesinin ihlal edildiğini düşünmektedirler.
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında
Hükümet, AİHM’den başvuranların iddialarının reddedilmesini talep etmektedir.
Başvuranlar, iddialarını yinelemektedirler.
AİHM, Öcalan davasında bir sivilin kısmen de olsa askeri hakimden oluşan bir
mahkeme önüne çıkmak zorunda kalması hususuna büyük önem verdiğini ve böyle bir
durumun, demokratik bir toplumda, mahkemelerin telkin etmesi gereken güveni ciddi biçimde
etkilediğini düşündüğünü hatırlatmaktadır. Daha sonra ise, itiraz konusu mahkemenin,
soruşturma, duruşma ve karardan oluşan üç aşamada da yürütme ve yasamadan bağımsız
olması gerektiğinin altını çizerek, AİHM, askeri hakimin ilgili ceza mahkemesinde geçerli
olan bir veya birden fazla usulü muamelede yer alması durumunda, bu şüpheler yeterince
dağıtılmadığı sürece sanığın makul olarak sürecin bütününün meşruluğu hakkında şüphe
duyabileceği sonucuna ulaşmıştır.
Mevcut davada, AİHM, başvuranlar aleyhinde yürütülen ceza davasının, bünyesinde
biri askeri hakim olmak üzere üç hakimin yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde 15
Eylül 1993 tarihinde başladığını belirtmektedir. Bununla birlikte, sözkonusu askeri hakim
yerini sivil bir hakime ancak 22 Haziran 1999 tarihinde yani kovuşturmaların başlamasından
yaklaşık altı yıl sonra bırakmıştır. Bu uzun dönem boyunca, bu mahkeme, çok sayıda önemli
usul işlemleri yapmış ve birçok duruşma gerçekleştirmiştir.
İhtilaflı yargılamanın, askeri hakimin yer değişikliğinden sonra yaklaşık beş yıl daha
sürdüğü ve çok sayıda usul işlemlerinin üç sivil hakimden oluşan yeni heyet tarafından kabul
edildiği doğrudur. Bununla birlikte, askeri hakimin katıldığı usule ilişkin işlemlerin zorunlu
olarak yeni mahkeme tarafından yenilecek nitelikte olan temel işlemler olduğunu, yeni
heyetin bunu gerçekleştirmediğini not etmek uygun olacaktır.
Sonuç olarak, AİHM’nin Öcalan kararında not ettiği üzere, mahkeme yapısındaki bu
değişim gecikmeli olmuş ve yer değiştirmenin ardından usule ilişkin hiçbir işlem
yenilenmemiş ise, yargı süreci sona ermeden önce askeri hakimin yer değiştirmesi başvuranın
kendisini yargılayan mahkemenin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin şüphelerini
dağıtmamıştır (Bkz. Halil Gündoğdu-Türkiye (no:2), başvuru no: 67483/01, 16 Ocak 2007 ve
a contrario, Sevgi Yılmaz-Türkiye, başvuru no: 62230/00, 20 Eylül 2005).
Bu nedenle, AİHS’nin 6§1. maddesi bu noktada ihlal edilmiştir.
B. Cezai yargılamanın adilliği hakkında
Hükümet, AİHM’den başvuranların iddialarını reddetmesini talep etmektedir.
Başvuranlar, iddialarını yinelemektedirler.
AİHM, benzer davalarda, bağımsızlıktan ve tarafsızlık yoksun olduğu ortaya konulan
bir mahkemenin, her olasılıkta, kendi yargısına tabi kişilere adil bir yargılama sağlamayacağı
hükmüne vardığını hatırlatmaktadır (Bkz. Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
Başvuranların davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülmesi
haklarının ihlal edildiği tespitini göz önünde bulundurarak, AİHM, şikayetlerin ayrı olarak
incelenmesinin gerekli olmadığı kanaatindedir (Bkz. Canevi ve diğerleri –Türkiye, başvuru
no: 40395/98, 10 Kasım 2004; başvuranların beyanlarının kanıt unsuru olarak kullanılmasına
ilişkin, bkz. özellikle, Akkaş-Türkiye, başvuru no: 52665/99, 23 Ekim 2003; gözaltı süresi
boyunca avukat bulunmayışına ilişkin, bkz. diğerleri arasından, Serdar Özcan-Türkiye,
başvuru no: 55427/00, 8 Nisan 2004 ve Ünal-Türkiye, başvuru no: 48616/99, 10 Kasım
2004).
III. AİHS’NİN 6§1. MADDESİNİN VE 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ
İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar, öncelikle davalarının “makul bir süre” içerisinde görülmediğini ileri
sürmektedirler. Başvuranlar, yargılama süresinin uzunluğu konusunda şikayette bulunmak
üzere Türkiye’de başvuruda bulunacakları hiçbir mahkemenin mevcut olmamasından da
şikayetçilerdir. Başvuranlar, bu bağlamda AİHS’nin 6§1. maddesine ve 13. maddesine atıfta
bulunmaktadır.
A. Cezai yargılama süresi hakkında
Değerlendirmeye alınacak dönem, başvuranların yakaladıkları tarihler olan, Birtan
Güven için 16 Temmuz 1993, Sevim Yıldıran ve Niyazi Kaya için 18 Temmuz 1993 ve
Berivan Başar Şahin için 20 Temmuz 1993 tarihlerinde başlamış ve Berivan Başar Şahin için
ilk derece mahkemesinde beraat ettiği tarih olan 17 Şubat 2004 tarihinde ve diğer başvuranlar
için Yargıtay’ın ilk derece mahkemesince karar verilen başvuranların mahkumiyetlerini
onadığı tarih olan 11 Ekim 2004 tarihinde son bulmuştur. Böylece bu dönem, Berivan Başar
Şahin için on yıl altı ay ve yirmi yedi gün, diğer başvuranlar için yaklaşık on yıl altı ayının ilk
derecede mahkemesinde olmak üzere iki kez başvurulan temyiz ile yaklaşık on bir yıl üç ay
sürmüştür.
Hükümet, başvuranların iddiasına itiraz etmektedir. Hükümet, başvuranlar ile birlikte
aynı mahkeme tarafından yargılanan mahkumların sayılarının çokluğunu (başvuranlar ile
birlikte toplamda dokuz) ve ilgililere atılı suçun niteliğini dikkate alarak, davanın
karmaşıklığını özellikle belirtmektedir. Hükümet, aynı zamanda başvuranların tutumlarının
sözkonusu yargılamayı kesinlikle uzattığının da altını çizmektedir. Özellikle de başvuranların
agresif davranışları, yerel mahkemenin deliller toplanana kadar başvuranların mahkemeye
çıkarılmaması kararını almasına yol açmıştır.
Başvuranlar, bu argümana karşı çıkmaktadırlar. Başvuranlar, dava süresinin her
şeyden önce yetkililerin tutumuna bağlı olduğunu ve yetkililerin gerekli özeni
göstermediklerini özellikle belirtmektedir.
AİHM, yargılama süresinin makul niteliğinin, dava koşullarını takiben ve AİHM
içtihadında yer alan özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili makamların
tutumları gibi kriterleri göz önüne alarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri
arasından, Pélissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).
AİHM, mevcut davadakine benzer sorunların ortaya çıktığı davaları birçok kez
incelemiş ve AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir. Davanın karmaşıklığı
ile ilgili olarak ise, AİHM de başvuranlar gibi, sanıkların sayısının çokluğunun ve mevcut
davadaki atılı suçların niteliğinin, yaklaşık on bir yıl üç ay süren bir yargılamada (Birtan
Güven, Sevim Yıldıran ve Niyazi Kaya için; Berivan Başar Şahin ilk derece mahkemesinden
beraat etmiştir.) yaklaşık on yıl yedi aylık yargılamanın ilk derece mahkemesinde olmasını
haklı göstermeye yetmeyeceğini belirtmektedir.
AİHM, kendisine sunulan bütün unsurları inceledikten sonra, Hükümet’in sözkonusu
durumda farklı bir sonuca ulaştırabilecek ne bir olay ne de bir argüman sunduğunu
kanısındadır. AİHM, konuya ilişkin içtihadını göz önünde bulundurarak, bu davada yargılama
süresinin aşırı olduğuna ve “makul süre” koşuluna cevap vermediğine kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla, AİHS’nin 6§1. maddesi ihlal edilmiştir.
B. Etkili bir başvuru yolunun bulunmayışı
Başvuranlar, Türkiye’de yargılamanın uzunluğu konusunda şikayette bulunmak üzere
başvuru yapabilecekleri hiçbir mahkemenin mevcut bulunmadığından şikayetçi olmuşlardır.
Hükümet, bu iddiaya itiraz etmektedir.
AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS’nin 6§1.maddesi uyarınca davanın makul
süre içinde görülmesi şartına riayet edilmediğine dair şikayette bulunma olanağı hususunda
ulusal bir mahkemeye etkili başvuru yapma hakkını güvence altına aldığını hatırlatmaktadır
(Bkz. Kudla-Polonya, başvuru no: 30210/96). AİHM, Hükümet tarafından ortaya konulan
itiraz ve iddiaların önceden de reddedildiğini (Bkz. diğerleri arasından, Tendik ve diğerleri-
Türkiye, başvuru no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve Ebru ve Tayfun Engin Çolak-Türkiye,
başvuru no: 60176/00) ve mevcut davada farklı bir sonuca varmak için bir gerekçe
göremediğini belirtmektedir.
Dolayısıyla, AİHS’nin 6§1. maddesi uyarınca, davanın makul bir süre içerisinde
görülmesi hakkına dair başvuranlara yaptırım olanağı sağlayan bir iç hukuk yolunun mevcut
olmaması nedeniyle AİHM, bu davada AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.
IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuranların her biri maruz kaldıkları manevi zarar ile ilgili olarak 25.000 Euro talep
etmektedir. Maddi tazminata ilişkin olarak ise, başvuranlar rakam belirtmeksizin, miktarı
tamamen AİHM’nin takdirine bırakmaktadırlar.
Hükümet, bu iddialara itiraz etmektedir.
AİHM, tespit edilen ihlaller ile iddia edilen maddi tazminat arasında nedensel bir bağ
görememektedir ve sözkonusu talebi reddetmektedir. Buna karşın AİHM, başvuranların belli
bir manevi zarara uğradıkları kanısındadır.
Hakkaniyete uygun olarak, AİHM, başvuranların her birine 7.000 Euro olmak üzere
ortaklaşa 28.000 Euro ödenmesine karar vermektedir.
AİHM için, bu davada olduğu gibi bir kimse AİHS’nin gerekli kıldığı tarafsız ve
bağımsız olma koşullarını yerine getirmeyen bir mahkeme tarafından cezaya mahkum
edildiğinde, ilgilinin talebi üzerine yeni bir dava ya da yargılamanın yeniden başlatılması,
tespit edilen ihlalin düzeltilmesi için prensip olarak en uygun yolu teşkil edecektir (sözü
edilen Öcalan).
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuranlar, rakam belirtmeksizin yerel mahkemeler ve AİHM önünde yapmış
oldukları masraf ve harcamaların geri ödemesini talep etmektedirler.
Hükümet, bu iddialara karşı çıkmaktadır.
AİHM içtihadına göre, bir başvuran yaptığı masraf ve harcamaların geri ödemesini
gerçekliği, gerekliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir. Mevcut
davada, davanın karmaşıklığını ve başvuranların sayısının çokluğunu dikkate alarak, AİHM,
bu başlık altında başvuranlara ortaklaşa olarak 1.500 Euro ödenmesinin uygun olacağı
kanısındadır.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın eklenmesinin uygun olacağına hükmeder.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Dört başvuran, yargılama süresinin aşırılığı ve iç hukukta bundan şikayetçi olacak
etkili bir başvuru yolunun bulunmayışı ile Birtan Güven, Sevim Yıldıran ve Niyazi Kaya’nın,
Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ve yargılamanın adilliğine
ilişkin şikayetinlerinin kabuledilebilir, şikayetin geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2.
Dört başvuranın yargılanma süresi ile ilgili olarak, AİHS’nin 6§1. maddesinin
ihlal edildiğine;
3.
Birtan Güven, Sevim Yıldıran ve Niyazi Kaya için, Devlet Güvenlik
Mahkemeleri’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına ilişkin olarak, AİHS’nin 6§1. maddesinin
ihlal edildiğine;
4.
AİHS’nin 6§1. ve 6§3. maddesi kapsamındaki diğer şikayetlerin ayrı olarak
incelenmesine gerek olmadığına;
5.
6.
Dört başvuran için, AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
a) AİHS’nin 44§2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere,
Savunmacı Devlet tarafından, başvuranlara manevi tazminat olarak 28.000 Euro
(yirmi sekiz bin Euro) ve masraf ve harcamalar için miktara yansıtılabilecek her
türlü vergiden muaf tutularak 1.500 Euro (bin beş yüz Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar
Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz
oranının üç puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
7.
Adil tazmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca hazırlanmış olup, iç tüzüğün 77§ 2 ve 77§3. maddelerine uygun
olarak 31 Temmuz 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
12
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło