37912/04

WyrokETPCz2009-12-08ECLI:CE:ECHR:2009:1208JUD003791204

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość tymczasowego aresztowania i długość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa (art. 5 ust. 3) oraz prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że łączny okres tymczasowego aresztowania skarżącego, wynoszący ponad trzy lata i sześć miesięcy, był nadmierny, zwłaszcza że sądy krajowe często przedłużały aresztowanie, posługując się ogólnikowymi lub powtarzającymi się uzasadnieniami, a czasem w ogóle ich nie podając. W odniesieniu do długości postępowania karnego, Trybunał stwierdził, że okres ponad czterech lat w dwóch instancjach, w sytuacji gdy skarżący był przez cały ten czas pozbawiony wolności, nie spełniał wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1. Trybunał podkreślił, że w przypadku pozbawienia wolności władze krajowe muszą działać ze szczególną starannością.
Stan faktyczny
Skarżący, Çayan Bilgin, został aresztowany 20 lutego 2001 roku w związku z zarzutami przynależności do nielegalnej organizacji i działania przeciwko porządkowi konstytucyjnemu. Był tymczasowo aresztowany przez łączny okres ponad trzech i pół roku. Postępowanie karne, toczące się przed sądem bezpieczeństwa państwa, a następnie przed sądem karnym, trwało ponad cztery lata. Pomimo początkowego skazania na karę śmierci (zamienioną na dożywocie), wyrok został uchylony, a ostatecznie skarżący został uniewinniony 2 marca 2005 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznał skargi dotyczące długości aresztu i postępowania za dopuszczalne, a pozostałe za niedopuszczalne; stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądził na rzecz skarżącego 4 250 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÇAYAN BĐLGĐN - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 37912/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup, ꢀekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (37912/04) baꢀvuru no’lu davanın nedeni   T.C. vatandaꢀı Çayan Bilgin’in (baꢀvuran) 5 Temmuz 2004 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ   olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul barosu avukatlarından   E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1978 doğumlu olup Tekirdağ’da ikamet etmektedir.   A. Baꢀvuran aleyhine yürütülen ceza davası   ꢁubat 2001 tarihinde baꢀvuran, Halkın Devrimci Adaleti diye bilinen yasadıꢀı örgüte   karꢀı yürütülen bir operasyon kapsamında yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.   ꢁubat 2001 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi savcısı (« savcı » ve   « Devlet Güvenlik Mahkemesi») tarafından dinlendikten sonra, aynı mahkemenin nöbetçi   hakimi önüne çıkarılan baꢀvuran tutuklanmıꢀtır.   Savcı, 12 Nisan 2001 tarihli iddianameyle baꢀvuran aleyhine bir ceza davası açmıꢀ ve   anayasal düzene karꢀı gerçekleꢀtirilen eylemleri cezalandıran eski Türk Ceza Kanunu’nun   146. maddesi gereğince mahkûm edilmesini istemiꢀtir.   Hazırlık müzakereleri aꢀamasında, Devlet Güvenlik Mahkemesi baꢀvuranın ifadesini almıꢀ   ve savcılıktan ilgili ꢀahsa isnat edilen eylemlerle ilgili belgeleri istemiꢀtir. Daha sonra   mahkeme, iꢀlenen suçun niteliğini, delil durumunu ve kaçma riskini dikkate alarak baꢀvuranın   tutukluluk halinin devamına hükmetmiꢀtir.   Temmuz 2001 tarihli duruꢀmada, Devlet Güvenlik Mahkemesi dosyaya konulan   tutanakları imzalayanların dinlenmesine ve yasadıꢀı eylemlerden mağdur olanların   ifadelerinin alınmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, delillerin henüz toplanamadığı gerekçesiyle   tutuklu yargılanmaya devam etmiꢀtir.   Eylül 2001 tarihinde, Devlet Güvenlik Mahkemesi gerekçe göstermeden baꢀvuranın   tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Gerekli tanık ifadelerinin tamamlanması ve   baꢀvurana isnat edilen eylemlerle ilgili bilgilerin, videokasetlerinin ve bilgisayar disketlerinin   toplanması için bu duruꢀma ertelenmiꢀtir.   Kasım 2001 ve 12 ꢁubat 2002 tarihli duruꢀmalar eksik kalan tanık ifadelerinin   beklenmesi için ertelenmiꢀtir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, daha önce tutukluluk halinin   devamını gerektiren gerekçeler ortadan kalkmadığından baꢀvuranın tahliye taleplerini   reddetmiꢀ ve tutukluluk halinin uzatılmasına hükmetmiꢀtir.   Nisan 2002 tarihinde, savcı iddianamesinde baꢀvuranın eski Türk Ceza Kanunu’nun   146. maddesi uyarınca mahkûm edilmesini istemiꢀtir. Avukat, savcıya cevap verebilmek ve   davanın esası hakkında son layihalarını hazırlamak için ek süre istemiꢀtir. Devlet Güvenlik   Mahkemesi, avukata bu ek süreyi vermiꢀ ve gerekçe göstermeden baꢀvuranın tutukluluk   halinin devamına hükmetmiꢀtir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi, 4 Haziran 2002 tarihli kararında, baꢀvuranı isnat edilen   eylemlerden dolayı suçlu bulmuꢀ, önce ölüm cezasına mahkûm etmiꢀ ve daha sonra bu cezayı   ömür boyu hapis cezasına çevirmiꢀtir.   Kasım 2002 tarihinde, Yargıtay bu kararı bozmuꢀ ve davayı ilk derece mahkemesine   geri göndermiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi, Yargıtay kararına uymuꢀ ve   savcılıktan baꢀvuranın mensubu olmakla suçlandığı yasadıꢀı örgüt hakkında bilgi istemiꢀtir.   Đlgili ꢀahısın talebi üzerine mahkeme, layihalarını sunmak için ek süre vermiꢀ ve kaçma riski   ile diğer nedenler doğrultusunda tutukluluk halinin uzatılmasına, tutukluluğun devamına   hükmetmiꢀtir.   Daha sonra, tanıkların dinlenmesine ve baꢀvuranın cezai bakımdan eylemlerinden sorumlu   olup olmadığını belirlemek için Adli Tıp Kurumu’ndan bir bilirkiꢀi raporu alınmasına   hükmeden Devlet Güvenlik Mahkemesi, yedi duruꢀma ertelemiꢀtir. Bu duruꢀmalar sırasında   mahkeme, baꢀvuranın tahliye taleplerini reddetmiꢀ ve suçun niteliğini, delil durumunu ve   kaçma riskini dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi, 14 Ekim 2004 tarihli kararında eski Türk Ceza Kanunu’nun   146. maddesinde belirtilen suç unsurlarının oluꢀmadığı gerekçesiyle baꢀvuranın beraatına   karar vermiꢀtir. Bununla birlikte, isnat edilen suçların eski Türk Ceza Kanunu’nun sırasıyla   kasti adam öldürme, patlayıcı imal etme ve kamu mallarına zarar verme gibi suçları   cezalandıran 448, 264 ve 516. maddelerinin kapsamına girdiğini gerekçe gösteren mahkeme   konu bakımından yetkisizlik kararı alarak dosyayı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne (« ağır   ceza mahkemesi ») göndermiꢀtir.   Ocak 2005 tarihinde, ağır ceza mahkemesi baꢀvuranın tahliye talebini reddetmiꢀ, delil   ve dosya durumunu dikkate alarak tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Ağır ceza   mahkemesi, mağdurların ifadelerinin alınması için duruꢀmayı ertelemiꢀtir.   Mart 2005 tarihli kararında ağır ceza mahkemesi, delil yetersizliğinden baꢀvuranın   beraatına ve tahliyesine karar vermiꢀtir.   Herhangi bir temyiz baꢀvurusu yapılmadığından, bu karar kesinleꢀmiꢀtir.   B. 466 sayılı yasaya dayalı tazminat davası   Haziran 2005 tarihinde, baꢀvuran, beraatla sonuçlanan davalarda tutuklu kalınan süreler   için tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasa gereğince, tutukluluk halinden dolayı   uğradığı zarar karꢀılığı olarak Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi önünde Devlet Hazinesi aleyhine   bir tazminat davası açmıꢀtır.   Haziran 2005 tarihinde, Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi yer bakımından yetkisiz olduğunu   ilan etmiꢀ ve dosyayı Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi’ne göndermiꢀtir.   Temmuz 2007 tarihli kararında Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın talebini   haklı bulmuꢀ ve Hazine’yi maddi tazminat olarak 1 954,63 Türk Lirası (TRL) ve manevi   tazminat olarak da 20 000 TRL ödemeye mahkûm etmiꢀtir.   Bu dava halen Yargıtay önünde devam etmektedir.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına atıfta bulunmakta ve tutukluluk süresinin   uzunluğundan ꢀikâyetçi olmaktadır.   ꢁikâyetin kabuledilebilirliği hakkında Hükümet, baꢀvuranın 466 sayılı yasaya dayalı olarak   baꢀlattığı davanın halen Yargıtay’da görülmekte olması dolayısıyla baꢀvurunun zamanından   önce sunulduğunu savunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın ꢀikâyetinin tutukluluk süresinin uzunluğu olduğunu, oysa ki Hükümetin   atıfta bulunduğu 466 sayılı yasanın, örneğin beraatla sonuçlanan davalarda tutuklu kalınan   süre için Devlet aleyhine sorumluluk davası açma imkânı sunduğunu not etmektedir. AĐHM,   makul bir süre içerisinde yargılanma ya da yargılama sürecinde tahliye edilme hakkının,   beraatla sonuçlanan davalarda haksız yere tutuklu kalma dolayısıyla tazminat almayla   karıꢀtırılmaması gerektiğini hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı, yukarıda   belirtilen birinci hakkı ve 5. maddenin 3. paragrafı ise ikinci hakkı kapsamaktadır (Türkiye   aleyhine Yağcı ve Sargın davası, 8 Haziran 1995, prg. 44, seri A no 319-A). Bu itibarla, AĐHM   Hükümetin itirazını reddetmektedir.   AĐHM ayrıca, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça   dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını   kaydetmektedir. Dolayısıyla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   Esasa iliꢀkin olarak AĐHM, mevcut davada olduğu gibi tutukluk halinin birçok kez devam   ettirildiği durumlarda sözkonusu tutukluluk döneminin tamamının değerlendirilmesinin daha   doğru olacağını hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Solmaz davası, no 27561/02, prg. 37,   CEDH 2007-II (alıntılar)).   Mevcut davada, AĐHM baꢀvuranın ilk tutukluluk döneminin yakalandığı gün olan 20 ꢁubat   tarihinde baꢀladığını ve Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından verilen kararla 4   Haziran 2002 tarihinde son bulduğunu gözlemlemektedir. Böylece, bu ilk tutukluluk dönemi   bir yıl üç ay on üç gün sürmüꢀtür. Baꢀvuranın bu doğrultuda incelenen ikinci tutukluluk   dönemi Yargıtay’ın 4 Haziran 2002 tarihli kararı bozduğu 26 Kasım 2002 tarihinde baꢀlamıꢀ   ve ağır ceza mahkemesinin tahliye kararıyla 2 Mart 2005 tarihinde son bulmuꢀtur. Böylece,   bu ikinci tutukluluk dönemi de iki yıl üç ay altı gün sürmüꢀtür.   Dolayısıyla baꢀvuranın toplam tutukluluk süresi üç yıl altı aydan fazladır.   Dosyadaki unsurlardan anlaꢀıldığına göre, adli makamlar hemen hemen aynı gerekçeleri   kullanarak, bazen de gerekçe göstermeyi gereksiz bularak baꢀvuranın tutukluluk halinin   devamına karar vermiꢀlerdir (bakınız, örneğin, Türkiye aleyhine Temel ve Taꢀkın davası,   no 40159/98, prg. 50-54, 30 Haziran 2005).   Bu koꢀullar altında, baꢀvuranın uzun süren tutukluluk halini dikkate alan AĐHM,   AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 1. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   A. Yargılama süresine iliꢀkin   Baꢀvuran, ceza yargılaması süresinin AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında öngörülen   « makul süre » ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedir.   Hükümet, bu ꢀikâyetin kabuledilebilirliğine iliꢀkin herhangi bir görüꢀ belirtmemektedir.   AĐHM, bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını kaydederek, kabuledilebilir ilan etmektedir.   Esasa iliꢀkin olarak Hükümet, davanın karmaꢀıklığını ve baꢀvurana isnat edilen suçların   niteliğini ileri sürmektedir. Kendi gözünde yetkililer yüzünden yargılamanın aksadığı hiçbir   dönem bulunmadığından, Hükümet, yargılama süresinin mantıksız olarak kabul   edilemeyeceğini savunmaktadır.   Baꢀvuran, bu argümana karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, ilk önce ihtilaflı yargılamanın baꢀvuranın tutuklanmasıyla 20 ꢁubat 2001 tarihinde   baꢀladığını ve ağır ceza mahkemesinin kararıyla 2 Mart 2005 tarihinde son bulduğunu not   etmektedir. Dolayısıyla yargılama iki dereceli mahkeme önünde dört yıldan fazla sürmüꢀtür.   AĐHM, daha sonra, her ne kadar bu süre AĐHS’nin 6. maddesinin 1. paragrafında   öngörülen çabukluğa cevap verse de, özellikle tanıkların dinlenmesi için ertelenen duruꢀmalar   nedeniyle Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde görülen yargılamanın aksadığı bazı dönemler   olduğunu kaydetmektedir. AĐHM ayrıca, tüm yargılama boyunca baꢀvuranın tutuklu kaldığını   ve bu durumun davaya bakmakla görevli mahkemelerin adaletin en kısa sürede tecelli etmesi   için itina göstermeleri gerektirdiğini vurgulamaktadır (Rusya aleyhine Kalachnikov davası, no   47095/99, prg. 132, CEDH 2002-VI).   Mevcut koꢀulları ve bu konudaki yerleꢀik içtihadını göz önünde bulunduran AĐHM   (bakınız, örneğin, Temel ve Taꢀkın, ilgili bölüm, prg. 67-72), AĐHS’nin 6. maddesinin 1.   paragrafının ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   B. Yargılamanın adil olmadığına iliꢀkin   Baꢀvuran ayrıca, gözaltı sırasında baskı uygulanarak alındığını iddia ettiği ifade ve itirafın   karar aꢀamasında ceza mahkemeleri tarafından göz önünde bulundurulduğunu ileri sürerek,   davasının adil bir ꢀekilde görülmediğini savunmakta ve bu bağlamda AĐHS’nin 6. maddesinin   1. paragrafına atıfta bulunmaktadır.   AĐHM, bu ꢀikâyetin desteklenmediği ve açıkça dayanaktan yoksun olduğu, dolayısıyla   AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği   kanaatine varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN 2. PARAGRAFININ ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran, kendi gözünde aꢀırı bir ꢀekilde ve makul nedenleri olmaksızın uzatılan   tutukluluk halinin, uygulamada, AĐHS’nin 6. maddesinin 2. paragrafında öngörülen   masumiyet karinesi aykırı olarak, zamanından önce bir mahkûmiyete dönüꢀtüğünü iddia   etmektedir.   AĐHM, bu konuyla ilgili olarak, genelde tutukluluk süresi konusunda 6. maddenin 2.   paragrafı açısından ayrı bir sorun ortaya çıkmadığını zira bu alanda sözkonusu ilkeye   uyulmasını sağlama amacının zaten 5. maddenin 3. paragrafı tarafından yerine getirildiğini   vurgulayan yerleꢀik içtihadını hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đsviçre aleyhine   W. davası, 26 Ocak 1993, prg. 30, seri A no 254-A, ve Türkiye aleyhine Tekin ve Baltaꢀ   davası, no 42554/98 ve 42581/98, prg. 47, 7 ꢁubat 2006).   AĐHM, mevcut dava koꢀullarının farklı bir sonuca varmak için haklı nedenler sunmadığı   ve dolayısıyla bu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları gereğince açıkça   dayanaktan yoksun olduğu ve bu itibarla kabuledilemez ilan edilmesi gerektiği kanaatine   varmaktadır (Đtalya aleyhine Francesco Aggiato davası (karar), no 35207/97, 16 Mart 1999).   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   AĐHS’nin 41. maddesi kapsamında baꢀvuran, maddi tazminat olarak 100 000 Türk Lirası   (TRL) (yani adil tatmin talebinin sunulduğu tarihte yaklaꢀık 47 000 EUR) ve manevi tazminat   olarak ise 100 000 TRL (47 000 EUR) talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca, ulusal mahkemeler   ve AĐHM önünde görülen yargılama gider ve masrafları için 253 188 TRL (120 000 EUR)   talep etmektedir. Baꢀvuranın avukatı, bu talebi desteklemek üzere, Đstanbul barosunun ücret   tarifesini ve çeꢀitli masrafları (posta, telefon, kırtasiye, tercüme masraflar ile baꢀvuranla   hapishanede görüꢀmek üzere ödenen yol ücretleri, v.s.) ve baꢀvurunun hazırlanması için   harcanan iꢀ saatlerini ayrıntılarıyla gösteren bir notun fotokopisini sunmaktadır.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, iddia edilen maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında nedensellik bağı   bulamadığından, talebin bu kısmını reddetmektedir. Buna karꢀın, baꢀvurana manevi tazminat   olarak 4 250 Euro ödenmesinin hakkaniyete uygun olacağına hükmetmektedir. Yargılama   gider ve masrafları konusunda ise AĐHM, elindeki belgelere bakarak 1 000 Euro ödenmesinin   uygun olacağı kanaatine varmaktadır.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini kaydetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Tutukluluk süresinin ve yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki ꢀikayetlerin   kabuledilebilir, bunun dıꢀında kalanların kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak   üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana 4.250 (dört bin iki yüz elli) Euro manevi   tazminat ve yargılama giderleri için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara   Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit   faizin uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło