38187/97
WyrokETPCz2005-03-31ECLI:CE:ECHR:2005:0331JUD003818797
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy władze tureckie i „TRCP” naruszyły prawo do życia męża skarżącej (art. 2 Konwencji) poprzez jego zabójstwo lub brak skutecznego śledztwa? Czy skarżąca była ofiarą nękania i dyskryminacji (art. 3, 8, 14)? Czy odmowa przekroczenia „zielonej linii” naruszyła jej wolność zgromadzeń (art. 11)? Czy skarżąca miała dostęp do skutecznego środka odwoławczego (art. 13)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że dowody przedstawione przez skarżącą dotyczące bezpośredniego udziału władz w zabójstwie jej męża nie wykraczały poza spekulacje i domysły, co uniemożliwiło stwierdzenie naruszenia materialnego aspektu art. 2. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2, ponieważ śledztwo w sprawie śmierci Kutlu Adalı było naznaczone poważnymi uchybieniami od samego początku, takimi jak brak pobrania odcisków palców, niewystarczające badania balistyczne, zaniechanie przesłuchania kluczowych świadków oraz brak publicznej kontroli i informowania rodziny. W konsekwencji, brak skutecznego śledztwa doprowadził również do naruszenia art. 13 w związku z art. 2. W odniesieniu do art. 11, Trybunał uznał, że odmowa zezwolenia skarżącej na przekroczenie „zielonej linii” w celu wzięcia udziału w spotkaniu dwu-wspólnotowym stanowiła ingerencję w jej wolność zgromadzeń, która nie była „przewidziana przez prawo”, ponieważ władze nie wskazały żadnych konkretnych przepisów regulujących takie zezwolenia.Stan faktyczny
Mąż skarżącej, Kutlu Adalı, był tureckim pisarzem i dziennikarzem mieszkającym w „Tureckiej Republice Cypru Północnego” (TRCP), znanym z krytycznych artykułów na temat polityki rządu tureckiego i władz „TRCP”. 6 lipca 1996 roku został zamordowany przed swoim domem przez nieznane osoby. Skarżąca twierdziła, że zabójstwo było politycznie motywowane i dokonane przez funkcjonariuszy państwowych lub z ich udziałem, a władze nie przeprowadziły skutecznego śledztwa. Ponadto, po śmierci męża, skarżąca zgłaszała, że była nękana, zastraszana i dyskryminowana przez władze „TRCP”, a także odmówiono jej możliwości przekroczenia „zielonej linii” w celu wzięcia udziału w spotkaniu dwu-wspólnotowym na Cyprze Południowym.Rozstrzygnięcie
Trybunał:
- Odrzuca jednomyślnie wstępny zarzut rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych w odniesieniu do skargi dotyczącej wolności zgromadzeń.
- Łączy jednomyślnie wstępny zarzut rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych w odniesieniu do skarg na podstawie art. 2, 3, 8 i 14 z rozpatrzeniem meritum.
- Stwierdza jednomyślnie brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do zabójstwa męża skarżącej.
- Stwierdza sześcioma głosami do jednego naruszenie art. 2 Konwencji z powodu nieprzeprowadzenia przez władze odpowiedniego i skutecznego śledztwa w sprawie okoliczności śmierci męża skarżącej, a tym samym odrzuca wstępny zarzut rządu.
- Stwierdza jednomyślnie brak naruszenia art. 3, 8 i 14 Konwencji.
- Stwierdza sześcioma głosami do jednego naruszenie art. 13 Konwencji w związku ze skargami na podstawie art. 2 Konwencji.
- Stwierdza jednomyślnie brak naruszenia art. 13 Konwencji w związku ze skargami na podstawie art. 3, 8 i 14 Konwencji.
- Stwierdza jednomyślnie, że nie jest konieczne rozpatrywanie, czy doszło do naruszenia art. 10 Konwencji.
- Stwierdza jednomyślnie naruszenie art. 11 Konwencji.
- Stwierdza jednomyślnie brak naruszenia art. 34 Konwencji.
- Zasądza sześcioma głosami do jednego, aby pozwane państwo zapłaciło skarżącej 20 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 75 000 EUR (pomniejszone o 7 236,74 EUR pomocy prawnej) tytułem kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę.
- Odrzuca jednomyślnie pozostałą część roszczeń skarżącej o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
BĐRĐNCĐ DAĐRE1
ADALI/TÜRKĐYE
(B a ꢀvuru no. 38187/97)
KARAR
STRAZBURG Mart 2005
NĐHAĐ
12/10/2005
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin
değiꢀiklik yapılabilir. 1 Kasım 2004 öncesi oluꢀturulmasında.
____________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları
Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa
Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla
alıntılanabilir.
Adalı/Türkiye kararında,
Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (Birinci Daire),
Sn. C.L. ROZAKIS, Baꢀkan,
Sn. P. LORENZEN,
Sn. R. TÜRMEN,
Sn. F. TULKENS,
Sn. N. VAJIĆ,
Sn. S. BOTOUCHAROVA,
Sn. A. KOVLER, yargıçlar,
Ve Bölüm Sekreteri Sn. S. NIELSEN’in katılımı ile Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi
Heyeti olarak toplanmıꢀ, Ocak 2002 ve 10 Mart 2005 tarihindeki gizli görüꢀme sonucunda,
Son anılan tarihte benimsenmiꢀ olan aꢀağıdaki karara varmıꢀtır:
USULĐ ĐꢀLEMLER
1.Davanın nedeni, “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”nde (“KKTC”) yaꢀamakta olan
Türk vatandaꢀı Đlkay Adalı’nın (“baꢀvuran”), 12 Eylül 1997 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel
Özgürlükleri Korumaya Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye
aleyhine Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no.
38187/97).
2. Adli yardım verilen baꢀvuranı, Monica Carss-Frisk ile birlikte Lord Lester of Herne
Hill, QC ve Londra’daki Bindman&Partners adlı bir hukuk bürosunun avukatı Stephen Grosz
temsil etmiꢀtir. Türk Hükümeti’ni (“Hükümet”), Ajanları Profesör Zaim Necatigil, ve Deniz
ꢁulen Karabacak, Ergin Ulanay, Alev Günyaktı ve avukat Ali Rıza Güder ile birlikte ortak
Ajanları Deniz Akçay ve Münci Özmen temsil etmiꢀtir.
3. Baꢀvuran, eꢀinin Türk ve/veya “KKTC” makamları tarafından öldürülmüꢀ olduğunu
ve yerel makamların, eꢀinin ölümüne iliꢀkin gerekli soruꢀturmayı açmadıklarını ileri
sürmüꢀtür. Ayrıca, eꢀinin ölümünü müteakiben “KKTC” makamlarınca tacize uğratıldığını,
sindirilmeye çalıꢀıldığını ve ayrımcılığa maruz bırakıldığını ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran,
sözkonusu iddiasını AĐHS’nin 2, 3, 6, 8, 10, 11, 13, 14 ve 34. maddelerine dayandırmıꢀtır.
4. Baꢀvuru, AĐHS’ye ek 11 No.lu Protokol’ün yürürlüğe girdiği 1 Kasım 1998
tarihinde AĐHM’ye havale edilmiꢀtir (11 No.lu Protokol’ün 5 § 2. maddesi).
5. Baꢀvuru ile ilgili olarak AĐHM’nin Birinci Dairesi görevlendirilmiꢀtir (AĐHM Đç
Tüzüğünün 52 § 1. maddesi). Sözkonusu Daire içerisinde, davayı değerlendirecek Heyet Đç
Tüzüğün 26 § 1. maddesinde belirtilen ꢀekilde teꢀkil edilmiꢀtir (AĐHS’nin 27 § 1. maddesi).
6. 1 Kasım 2006 tarihinde AĐHM, Dairelerinde değiꢀiklik yapmıꢀtır (Đç Tüzüğün 25 §
1. maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak yeni oluꢀturulan Birinci Daire görevlendirilmiꢀtir
(Đç Tüzüğün 52 § 1. maddesi).
7. 31 Ocak 2002 tarihinde Strazburg’daki Đnsan Hakları Binası’nda kamuya açık bir
duruꢀma yapılmıꢀtır (Đç Tüzüğün 54 § 3. maddesi).
Duruꢀmada aꢀağıdaki kiꢀiler AĐHM’nin huzuruna çıkmıꢀlardır:
(a) Hükümet için
Profesör Z. Necatigil,
D. Akçay,
S. Karabacak,
E. Ulanay,
Ajan,
Ortak Ajan,
Avukat,
Müꢀavir,
A. Günyakti,
A.R. Güder,
Avukat,
(b) Baꢀvuran için
Lord LESTER OF HERNE HILL, QC,
M. CARSS-FRISK, QC,
S. GROSZ,
Avukat,
8. AĐHM, Profesör Necatigil’in ve E. Ulanay’ın Hükümet için, Lord Lester’ın
baꢀvuran için yaptığı sunuꢀları dinlemiꢀtir.
9. AĐHM, duruꢀmayı müteakiben, 31 Ocak 2002 tarihli bir kararla baꢀvurunun
kabuledilebilir olduğuna karar vermiꢀtir.
10. Baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin olaylar hususunda taraflar arasındaki
ihtilafı ve “KKTC” makamlarının baꢀvuranı taciz ettiğine, sindirmeye çalıꢀtığına ve
ayrımcılığa maruz bıraktığına dair iddiaları göz önünde bulunduran AĐHM, AĐHS’nin 38 § 1.
(a) maddesi bağlamında bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. AĐHM, 8 Ekim 2002 tarihinde
Strazburg’da ve 23 ve 24 Haziran 2003 tarihinde Lefkoꢀa’da gerçekleꢀtirilen duruꢀmalardaki
görgü tanıklarının ifadelerini almak için dört Vekil tayin etmiꢀtir.
11. Baꢀvuran ve Hükümet, esaslar üzerine görüꢀlerini bildirmiꢀlerdir (Đç Tüzüğün 59 §
1. maddesi). Ayrıca, Mahkeme Baꢀkanının yazılı müdahalede bulunmasına izin verdiği Kıbrıs
Hükümeti’nden üçüncü taraf yorumları alınmıꢀtır (AĐHS’nin 36 § 2. maddesi ve Đç Tüzüğün § 2. maddesi). Sorumlu Hükümet, sözkonusu yorumlara cevap vermiꢀtir (Đç Tüzüğün 44 §
5. maddesi). Kasım 2004 tarihinde AĐHM, Dairelerinde değiꢀiklik yapmıꢀtır (Đç Tüzüğün 25 § 1.
maddesi). Sözkonusu dava ile ilgili olarak 1 Kasım 2001 tarihinde oluꢀturulmuꢀ olan Birinci
Daire görevli olmaya devam etmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
12. Baꢀvuran, 1944 doğumludur ve Kuzey Kıbrıs’taki “Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti” (“KKTC”) Lefkoꢀa’da yaꢀamaktadır.
13. Baꢀvuru, baꢀvuranın eꢀi Kutlu Adalı’nın bilinmeyen kiꢀilerce öldürülmesi ile
ilgilidir. Baꢀvuran, Türk ve/veya “KKTC” makamlarının öldürmede yer almasına iliꢀkin ciddi
iddialarda bulunmuꢀtur. Eꢀinin, makaleleri ve siyasi görüꢀleri nedeni ile birçok kez ölüm
tehdidi almıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran ayrıca, eꢀinin ölümünü müteakiben “KKTC”
makamlarınca taciz edildiği, sindirilmeye çalıꢀıldığı ve ayrımcılığa maruz bırakıldığı
hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur. Bu hususta, çeꢀitli olaylara değinmiꢀtir.
14. Hükümet, Kutlu Adalı’nın öldürülmesine iliꢀkin tüm iddiaları reddetmiꢀtir.
“KKTC” makamlarının, ölümüne iliꢀkin acilen bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀ ve yürütmüꢀ
olduklarını ileri sürmüꢀtür. Ancak, suçun failleri henüz teꢀhis edilememiꢀtir. Hükümet aynı
zamanda baꢀvuranın tacize uğramıꢀ olduğu yönündeki iddialarını reddetmiꢀtir ve sözkonusu
iddiaların yalnızca spekülasyon olduğunu ileri sürmüꢀtür.
A. Olaylar
15. Baꢀvuranın eꢀinin ölümü ve “KKTC” makamlarınca gerçekleꢀtirildiği iddia edilen
taciz, sindirme ve ayrımcılıkla ilgili olaylar hakkında, taraflar arasında görüꢀ ayrılığı
bulunmaktadır.
16. Baꢀvuran tarafından sunulan olaylar, Kısım 1’de belirtilmektedir. Hükümet
tarafından sunulan olaylar, Kısım 2’de belirtilmektedir.
17. Strazburg ve Lefkoꢀa’da gerçekleꢀtirilen duruꢀmalarda görev alan Mahkeme
Delegeleri’nin tanıklık ifadeleri, Bölüm B’de özetlenmektedir.
1. Baꢀvuran tarafından sunulan olaylar
18. Baꢀvuranın eꢀi, Kutlu Adalı, Türk Hükümeti’nin ve “KKTC” makamlarının
politikalarını ve uygulamalarını katı bir ꢀekilde eleꢀtiren makaleler yazması ve yayınlaması ile
tanınan Kıbrıslı Türk bir yazar ve gazetecidir. Her zaman Kıbrıs’ın bölünmemesi ve Kıbrıslı
Türk ve Rumların çoğulcu demokratik bir sisteme dayalı birleꢀik bir Cumhuriyet içerisinde
yaꢀaması gerektiğini ileri sürmüꢀtür.
19. Kutlu Adalı, yazarlığı ve gazeteciliği yanında geçmiꢀte birçok memuriyet görevi
ifa etmiꢀtir. 1961 ve 1972 seneleri arasında daha sonra “KKTC”nin Cumhurbaꢀkanı görevine
gelen Rauf Denktaꢀ’ın özel sekreteri olarak görev yapmıꢀtır. 1972 senesinde Sayın
Denktaꢀ’ın, hemfikir olmadığı politikalarına iliꢀkin bir makale yazmak istediği için maaꢀı
kesilmiꢀtir.
20. Sözkonusu tarihte Sayın Denktaꢀ, baꢀvuranın eꢀi Kutlu Adalı’nın, Türk Direniꢀ
Hareketi kontrolünde bulunan Bayrak adlı bir radyo istasyonu için çalıꢀmasını istemiꢀtir.
Kutlu Adalı, sözkonusu radyo istasyonu için çalıꢀmayı reddetmiꢀ ve reddettiği için
yargılanmadan bir hafta boyunca hapsedilmiꢀtir. Serbest bırakılmasının ardından maaꢀının
yeniden ödenmeye baꢀlanması için Bayrak Radyosu için çalıꢀmaya baꢀlamıꢀtır.
21. 1974 yılında Nüfus Kayıt Dairesi Kimlik Kartları Bölüm Baꢀkanlığı görevine
getirilmiꢀtir. 1979 Aralık ayında görevinden alınarak 1986 yılında “KKTC”nin Turizm
Bürosu Danıꢀmanlığı görevine getirilmiꢀtir. Memurluk hizmeti, 50 yaꢀında erken emekli
olmak durumunda bırakıldığı 1987 senesinde sona ermiꢀtir.
22. Kutlu Adalı, kamu hizmeti süresince ve emekliliği sonrasında yazarlık ve
gazetecilik kariyerine devam etmiꢀtir. Baꢀlangıçtagerçek ismini kullanarak birleꢀik bir Kıbrıs
üzerine siyasi fikirlerini açıklaması tehlikeli olacağı için Kerem Atlı takma adı altında
yazmıꢀtır. 1981 senesinde gerçek ismini kullanmaya baꢀlamıꢀtır. Ölümünden önceki 7 sene
süresince bir sol kanat gazetesi olan Yenidüzen için yazmıꢀtır.
23. Baꢀvuran ve eꢀi, Adalı’yı fikirlerini ifade etmekten caydırmak amaçlı bir çok
tehdit almıꢀlardır. 1980 Ocak ayı ve 1996 Haziran ayı arasında baꢀvuranın eꢀi, kimliği belirsiz
kiꢀilerce çeꢀitli ꢀekilde tacizlere maruz bırakılmıꢀtır. Evine makineli silahlarla saldırıda
bulunulmuꢀ, sık sık tehdit telefonları almıꢀtır. Takma bir isim altında yazmakta olduğu için
kimliği belirsiz kiꢀiler, kendisi aleyhinde cezai takibat baꢀlatabilmek amacı ile makalelerinin
nüshalarını aramak için evine girmiꢀtir.
24. 17 Mart 1996 tarihinde Yenidüzen Gazetesi, hırsızların Aziz Barnabas
Manastırı’ndaki bir mezara girerek kültürel öneme sahip çeꢀitli objeleri çaldıkları bir olaya
iliꢀkin, Kutlu Adalı tarafından yazılan bir makaleyi yayınlamıꢀtır. Hırsızların arabalarının
renkleri ve plakalarının kaydedildiğini ve plakaların, iki Sivil Savunma Örgütü mensubuna ait
olduğunun saptandığını yazmıꢀtır. Sözkonusu makalenin yayınlanması ardından gazete
editörü, Sivil Savunma Örgütü baꢀkanından tehdit içeren bir telefon almıꢀtır. Adalı da tehdit
içeren telefonlar almaya baꢀlamıꢀtır.
25. 4 Haziran 1996 tarihinde Yenidüzen Gazetesi, yine Adalı tarafından yazılan ve
Türk Hükümeti ve “KKTC”nin “Anavatan-yavru vatan” politikasını katı bir dille eleꢀtiren bir
makale yayınlamıꢀtır.
26. 6 Haziran 1996 tarihinde 23.35 sularında baꢀvuranın eꢀi, “KKTC”de kimliği
belirsiz kiꢀilerce evinin önünde vurulmuꢀ ve öldürülmüꢀtür. Baꢀvuran, eꢀinin öldürüldüğü
gece Đstanbul’da bulunmaktaydı. 23.15 sularında eꢀine telefon ettiğinde “onların” kendisini
tehdit ettiklerini söylemiꢀtir. “KKTC” makamları, baꢀvurana eꢀinin cesedini göstermeyi
reddetmiꢀtir. Morgdan sorumlu doktor Đsmail Bundak baꢀvurana, cesedin röntgen filminin
çekilmiꢀ olduğunu, ancak otopsi yapılmamıꢀ olduğunu söylemiꢀtir. Baꢀvurana röntgen
filmlerini görme izni verilmemiꢀtir. Đlk olarak Hükümet’in 1 Nisan 1999 tarihli görüꢀlerinde
bir otopsi gerçekleꢀtirildiğinden haberdar edilmiꢀ ve otopsinin bir nüshası tedarik edilmiꢀtir.
27. Baꢀvuran, eꢀinin ölümünü kendisi soruꢀturmaya karar vermiꢀtir. Komꢀularından,
eꢀinin ölümünden kısa süre önce siyah bir arabanın sokağa park edildiğini öğrenmiꢀtir.
Sözkonusu siyah araba, baꢀvuranın eꢀinin yaꢀamının son aylarında aile ile dost olan emekli
polis memuru Altay Sayıl’ın arabası ile aynı modeldir. Altay Sayıl, eꢀinin ölümünü takip eden
on gün süresince ortaya çıkmamıꢀtır.
28. Baꢀvuranın komꢀuları kendisine, eꢀinin vurulduğu sırada katillerine yaꢀamı için
yalvardığını duyduklarını söylemiꢀlerdir. Bir adamın, baꢀvuranın eꢀinin ölmeyi hak ettiğini
söylediğini duyduklarını belirtmiꢀlerdir. Komꢀular ayrıca, baꢀvuranın evi yakınındaki sokak
ıꢀığının, 22.30 civarında sönerek etrafı karanlığa boğduğunu ve Adalı’nın vurulmasından kısa
süre sonrasına kadar yeniden yanmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran komꢀularından ayrıca, ateꢀ
edilmesi ardından birkaç dakika içerisinde yaklaꢀık on iki askeri aracın olay yerine geldiğini,
yolu geçiꢀe kapadığını ve polis memurlarının “özel tim”lerinin çevre sakinlerini silah
kullanarak evlerine girmeye zorladıklarını öğrenmiꢀtir.
29. 8 Temmuz 1996 tarihinde “KKTC” Hükümeti yanlısı Kıbrıs gazetesi, kendilerine
Türk Đntikam Tugayı adını veren faꢀist bir grubun, Kutlu Adalı’yı kendilerinin öldürmüꢀ
olduklarını iddia eden ifadelerini aldıklarını belirtmiꢀtir. Baꢀvurana göre, sözkonusu grup
Milli Hareket Partisi’nin “Bozkurtlar” adı verilen gençlik akımı ile bağlantılıdır. Türk Silahlı
Kuvvetleri, Türk polisi, Milli Đstihbarat Teꢀkilatı (MĐT), Türk Paramiliter Yapılanması, Türk
Bakanlar ve Türk mafyası ile yakın ve uzun süreli bağlantıları bulunmaktadır.
30. Eꢀinin öldürülmesinden üç gün sonra baꢀvuranın ailesi, kimliği belirsiz bir kadın
tarafından aranmıꢀ ve kadın, eꢀinin ölümünden Hüseyin Demirci adlı bir kiꢀi ile ilk ismi
Orhan olan bir kiꢀinin sorumlu olduklarını belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, polisi bu telefon
konuꢀmasından haberdar etmiꢀtir ancak polis, sözkonusu kadının polise yanlıꢀ ifadeler
vermesi ile tanındığını belirterek soruꢀturma baꢀlatmayı reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, Demirci’nin
“Bozkurtlar”a ve Sivil Savunma Örgütü’ne mensup olduğunu ve güvenlik güçlerinin
kendisine ödeme yaptığını öğrenmiꢀtir. Orhan, adadaki Türk Silahlı Kuvvetleri’nde albaydır.
31. 14 Temmuz 1996 tarihinde baꢀvuranın çocukları, “KKTC” Cumhurbaꢀkanı ile bir
görüꢀme ayarlamıꢀlardır. Babalarının katilinin bulunması yönünde etkin bir soruꢀturma
baꢀlatmasını istemiꢀler ve Cumhurbaꢀkanı, bu isteği kabul etmiꢀtir.
32. 18 Temmuz 1996 tarihinde baꢀvuran, Cumhurbaꢀkanı Denktaꢀ’tan Kutlu Adalı’ya
ꢀehit mertebesi verilmesini istemiꢀtir. 9 Eylül 1996 tarihinde isteği reddedilmiꢀtir.
33. Ayrıca basında, “Bozkurtlar”la bağlantısı olan ve bazı Türk yetkilileri tarafından
PKK mensubu olduğundan ꢀüphe edilen kiꢀileri öldürmesi emredildiği iddia edilen aꢀırı sağ
kanata mensup bir eylemci olan Abdullah Çatlı’nın, baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine müdahil
olduğuna iliꢀkin yinelenen iddialar yer almıꢀtır. Baꢀvuranın kiꢀisel olarak edindiği bilgilere
göre, Abdullah Çatlı 1996 Temmuz ayı baꢀında farklı bir kimlik altında “KKTC”ye gelmiꢀtir.
34. 1996 senesi Kasım ayında güney Kıbrıs’tan eꢀi adına bir ödül kabul etmek üzere
bir davet aldığını ileri sürmüꢀtür. Ancak, görüꢀmeden önceki gün, “KKTC Dıꢀiꢀleri
Bakanlığı”ndaki bir yetkiliden bir telefon almıꢀ ve korktuğu için görüꢀmeye gitmemiꢀtir.
35. 1996 senesi Aralık ayında baꢀvuran, güvenlik güçleri komutanı Hasan Peker
Günal’ı görmeye gitmiꢀ ve güvenlik güçlerinin eꢀinin ölümünü yeterince soruꢀturmadıkları
hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur.
36. 5 Mart 1997 tarihinde Yenidüzen Gazetesi, “Bozkurtlar”ın baꢀkanınca imzalanmıꢀ,
sol kanata dahil gazeteci ve yazarların baꢀvuranın eꢀi gibi öldürüleceğine iliꢀkin bir tehdit
içeren bir mektup yayınlamıꢀtır. Baꢀvuran, sözkonusu makalenin nüshalarını soruꢀturma
yapması için polise teslim etmiꢀtir, ancak hiçbir cevap alamamıꢀtır.
37. 26 Haziran 1997 tarihinde baꢀvuran, güvenlik güçleri komutanı Hasan Peker
Günal’a, eꢀinin öldürülmesi üzerinden neredeyse bir yıl geçmesine rağmen faillerin henüz
bulunmadığını yazmıꢀ fakat hiçbir somut bilgi alamamıꢀtır.
38. Sivil polisler, baꢀvuranı ve kızını düzenli olarak takip etmektedir, telefonları
dinlenmekte ve yazıꢀmaları kontrol edilmektedir. Kimliği belirsiz kiꢀiler tarafından telefonla
aranmaktadırlar ve telefon ve faks bağlantıları zaman zaman kesilmektedir. Bu bağlamda,
eꢀinin ölümü ardından pek az baꢀsağlığı mektubu aldığını ifade etmiꢀtir. Evinin suyunun
birçok kez kesildiğini ve Su Đꢀleri Dairesi’nce ileri sürüldüğünün aksine bunun teknik
sorunlardan kaynaklandığına inanmadığını iddia etmektedir.
39. “KKTC” Hükümeti ayrıca, “Kutlu Adalı Vakfı” adı altında Kutlu Adalı’nın barıꢀ,
insan hakları ve özgürlükle ilgili fikirlerinin devam ettirilmesini amaçlayan bir dernek
kurmayı reddetmiꢀtir.
40. Baꢀvuran ayrıca yetkili makamlardan eꢀinin, uçuꢀ ücretlerinde indirim yapılması
gibi bir takım haklar sağlayan basın kartını muhafaza etmek istemiꢀ, ancak, isteği
reddedilmiꢀtir.
41. 20 Haziran 1997 tarihinde resmi makamlar, baꢀvuran ve kızının güney Kıbrıs
tarafına geçmelerine izin vermeyerek orada bir radyo istasyonunun düzenlediği toplantıya
katılmaktan alıkoymuꢀtur.
42. Kutlu Adalı’nın ölüm yıldönümünde baꢀvuran, eꢀinin anılması için bir tören
düzenlemiꢀtir. Tören günü belediye, sokağın tam altındaki yolu kazmak üzere kazma araçları
getirtmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, Kutlu Adalı’nın bahçelerinde bulunan resminin de çalınmıꢀ
olduğunu ileri sürmüꢀtür.
43. 10 Ağustos 1997 tarihinde evinin dıꢀında üç el ateꢀ edildiğini duymuꢀtur.
Müteakiben, Đngiltere’ye gitmek üzere ayrılmadan önce bir emlak komisyoncusunun kızıyla
görüꢀmeye gelerek ona, evlerini satmasını ve teklif edeceği fiyatı kabul etmesini söylemiꢀtir.
Baꢀvuran, sözkonusu emlak komisyoncusunun “KKTC” makamlarınca kendisini ülkeye terk
etmeye ikna etmesi için gönderildiğine inanmaktadır.
44. Baꢀvuran ayrıca, AĐHM’ye baꢀvurusunu müteakiben kızının bankadaki görevine
son verildiğini ve memuriyet sınavında 68 aday arasında 15. olduğu halde göreve
alınmadığını ileri sürmüꢀtür.
45. Ayrıca baꢀvuranın temsilcileri, 21 Ocak 2000 tarihinde baꢀvuranın 15 Aralık 1999
tarihinde AĐHM huzurundaki baꢀvurusuna iliꢀkin Profesör Bakır Çağlar ile görüꢀtüğünü
bildirmiꢀtir. Türk Hükümeti’nin AĐHM huzurundaki davalarında eski Türkiye temsilcisi olan
Profesör Çağlar’ın, AĐHM huzurundaki davayı kazanırsa öldürülebileceğini ve kızının
bursunun kesileceğini söylemiꢀ olduğu iddia edilmiꢀtir. Ancak baꢀvuran, sözlü ifadesinde
Profesör Çağlar’ın, davanın detaylarına iliꢀkin sorular sorduğunu ve kendisine, davayı onun
için kazanabileceğini çünkü avukatlarının pek de iyi olmadığını söylediğini belirtmiꢀtir.
“KKTC” veya Türkiye makamları ile bağlantılı olduğunu düꢀündüğü için davasına Profesör
Çağlar’ın bakmasını istememiꢀtir.
2. Hükümet tarafından sunulan olaylar
(a) Kutlu Adalı’nın ölümü öncesindeki olaylar
46. Hükümet, Cumhurbaꢀkanı Denktaꢀ’ın özel sekreteri olarak görev aldığı sıralarda
Kutlu Adalı’nın, askerlik hizmeti yapmamak için Cumhurbaꢀkanı’nın desteğini istediğini
belirtmiꢀtir. Đsteği reddedilmiꢀ ve kısa bir kısmı temel eğitim dönemi ve geri kalanı Bayrak
radyo istasyonunda gerçekleꢀtirdiği büro iꢀinden oluꢀan askerlik hizmetini yerine getirmek
durumunda kalmıꢀtır. Askerlik hizmetini yerine getirdikten sonra Nüfus Kayıt Dairesine
atanmıꢀtır. 1979 Aralık ayında Kıbrıs Türk Federe Devleti Anayasası’nın 93. maddesi
uyarınca sorumlu Bakan, Baꢀbakan ve Devlet Baꢀkanı tarafından imzalanan resmi bir belge
ile görevinden alınmıꢀ ve Dıꢀiꢀleri, Savunma ve Turizm Bakanlığı’na danıꢀman olarak
atanmıꢀtır. Adalı, Yüksek Đdari Mahkeme’ye baꢀvurmuꢀ ve sözkonusu durumun feshini talep
etmiꢀtir. Mahkemeler, Adalı’nın taleplerini kabul etmiꢀ ve 1983 senesinde eski görevine
getirilmiꢀtir.
47. Hükümet, Adalı’nın kamu hizmetini yerine getirdiği süre içerisinde yazarlık ve
gazetecilik kariyerine devam ettiğini ileri sürmektedir. “Kerem Atlı” takma adı altında
yazmasının nedeni, siyasi fikirlerini açıklamasının kendisi için tehlike arzetmesi değil,
memurların günlük siyasete dahil olmamaları ve tarafsız hareket etmeleri gerektiğine dair
yasal hükümdür. Kıbrıslı Türklerin büyük çoğunluğu, Adalı tarafından ifade edilen fikirlerle
görüꢀbirliği içerisinde değildir.
(b) Adalı’nın öldürülmesine iliꢁkin soruꢁturma
48. Hükümet, 6 Temmuz 1996 tarihinde, 23.40 sularında Lefkoꢀa Polis Karakolu’nun
Haberleꢀme ꢁubesi’nin 155 No.lu telefonuna kimliği belirsiz bir kiꢀi tarafından, Ardıç Sokak
ile Akasya Sokağın kesiꢀme noktasında bir cinayet iꢀlendiğinin bildirildiğini belirtmiꢀtir.
49. Đhbarı müteakiben Lefkoꢀa Polis Karakolu’na bağlı Yeniꢀehir Polis Karakolu
civarındaki çevik birliğe ait iki Land Rover, kısa süre içerisinde olay mahalline gelmiꢀtir.
Onları, Yeniꢀehir ve Lefkoꢀa Polis Karakolları’ndan Cezai Soruꢀturma Bölümü’ne dahil
personeli getiren polis araçları izlemiꢀtir. Olay mahalli ve çevresi, suçluları tespit etmek üzere
çalıꢀmalara baꢀlayan polis memurlarınca kordon altına alınmıꢀtır. Hükümet, polis ve Kıbrıs
Türk güvenlik güçleri tarafından kullanılan araçların ꢀekil ve renk olarak benzerlik
gösterdiğini vurgulamıꢀtır.
50. Soruꢀturma, Kutlu Adalı’nın ölümünden hemen sonra baꢀlamıꢀtır. 7 Temmuz 1996
tarihinde sabah 3.00 sularında polis memurları, olay mahalline Lefkoꢀa Devlet
Hastanesi’nden bir doktor getirmiꢀtir. Doktor, cesedi incelemiꢀ ve Adalı’nın, sol ꢀakak ve sol
omzundaki iki kurꢀun yarası nedeni ile olay mahallinde ölmüꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir. Bir
görevli, olay mahallinin fotoğraflarını çekmiꢀtir. Olay mahalline iliꢀkin bir plan, boꢀ fiꢀeklerin
yerini göstermektedir. Ceset daha sonra otopsi amacıyla Lefkoꢀa Devlet Hastanesi morguna
gönderilmiꢀtir. Adalı’nın cesedi, hastane morgundaki polis memurlarınca kayınbiraderine
gösterilmiꢀtir.
51. 7 Temmuz 1996 tarihinde polis memurları, Akasya ve Ardıç Sokaklarında
baꢀvuranın yakınlarının da dahil olduğu sakinlerin bir listesini hazırlamıꢀtır. Aynı gün olayla
ilgili bilgileri hakkında otuz üç kiꢀinin ifadeleri alınmıꢀtır.
52. 7 Temmuz 1996 tarihinde Đsmail Bundak tarafından gerçekleꢀtirilen otopsiyi
müteakiben ölüm nedeni, bir ateꢀli silahla ateꢀ edilmesi sonucu açılan yaralar sebebiyle iç
organların parçalanması, iç kanama ve baꢀta supdural kanama olarak tespit edilmiꢀtir. Otopsi
sonrası, Adalı’nın giymekte olduğu mavi gömlek, çizgili tiꢀört, bir çift terlik ve gözlük delil
olarak alınmıꢀtır.
53. 8 ve 31 Temmuz 1996 tarihleri arasında baꢀvuranın ailesinin de dahil olduğu
muhtemel görgü tanıklarından yirmi altı ifade alınmıꢀtır.
54. 13 Temmuz 1996 tarihli soruꢀturma raporu, olay gecesi evinde olmayan kiꢀileri ve
olay zamanı nerede olduklarını göstermektedir.
55. 17 Temmuz 1996 tarihinde Lefkoꢀa Güvenlik Güçleri Komutan Yardımcısı, kan
analizi için Adalı’ya ait kanlı bir tiꢀört ve gömleği Devlet Laboratuarına göndermiꢀtir.
56. 18 Temmuz 1996 tarihinde Milliyet Gazetesi’nde “Katil tanıdığı biriydi” baꢀlığı
altında yayınlanan bir makalede cinayetten birkaç gün önce, Ulusal Düꢀünce Derneği’nden
Timur Ali adlı bir ꢀahsın, Birlik Gazetesi’nde “Kutlu Adalı, dernek tarafından bir köpekmiꢀ
gibi yok edilmelidir” sözlerini sarfettiği iddia edilmiꢀtir.
57. Aynı gün polis memurları, “Timur Ali” takma adını kullanan bir köꢀe yazarı olan
Ali Tekman’ın ifadesini almıꢀtır. Timur Ali, ifadesinde sözkonusu iddiaları reddetmiꢀ, hiçbir
zaman Birlik Gazetesi için yazmadığını ve Ulusal Düꢀünce Derneği’ne mensup olmadığını
ileri sürmüꢀtür.
58. Yetkili makamlar baꢀvuranın, eꢀinin öldürüldüğü sırada olay mahalli ve
civarındaki sokak ıꢀıklarının söndüğüne iliꢀkin iddiasına iliꢀkin soruꢀturma açmıꢀtır. Kıbrıs
Türk Elektrik Kurumu’nda görevli bir donanım mühendisi olan Ali Horoz’un yaptığı
soruꢀturma sonucu, olay mahallindeki ve civarında bulunan Akasya, Akalan, Bağarası, Söğüt
ve Altınova Sokakalarındaki sokak lambaları için gereken elektriğin, baꢀvuran tarafından
iddia edildiği gibi Sivil Savunma Örgütü güç kaynaklarınca değil, “Sıdıka Çatozlu” güç
kaynağınca sağlandığı tespit edilmiꢀtir. Bölge sakinlerinin ifadelerinin alınmasını müteakiben
Adalı’nın öldürüldüğü gece elektriklerin kesilmediği ve baꢀvuranın iddia ettiği gibi, Sivil
Savunma Komutanlığı’nın bahçesindeki güç kaynağına sokak lambalarına etki etmek için
müdahalede bulunulmuꢀ olsa dahi, olay mahallindeki veya civar sokaklardaki sokak
lambalarını söndürmenin mümkün olmayacağı tespit edilmiꢀtir.
59. Kullanılmıꢀ fiꢀeklere iliꢀkin balistik bir inceleme de yapılmıꢀtır. 14 kullanılmıꢀ
fiꢀeğin incelenmesi sonucu, 6 Ağustos 1996 tarihli balistik raporlar, tek bir silah tarafından
yakın mesafeden atılmıꢀ 9 mm.lik Parabellum tipi fiꢀekler olduğu belirtilmektedir. Raporda
ayrıca, fiꢀeklerin ve mermi kovanlarının, daha önce “KKTC” topraklarında bulunmuꢀ olanlar
veya kimliği belirsiz kiꢀilerce iꢀlenen cinayetlere iliꢀkin dosyalarda kaydedilenlerle bağlantılı
olmadığı belirtilmektedir.
60. 15 Ekim 1996 tarihinde baꢀvuran, Lefkoꢀa’daki Telefon Müdürlüğü’ne kendisi ve
ailesinin, belirli bir numaradan gelen telefonlarla rahatsız edildiklerine iliꢀkin bir dilekçe
sunmuꢀtur. Baꢀvuranın talebi üzerine, telefon hattı üzerine bir dinleme cihazı yerleꢀtirilmiꢀtir
(no. 2274089).
61. 12 Kasım 1996 tarihinde 2271851 no.lu telefon tarafından aranmıꢀtır ve yetkili
makamlar, numaranın Cahit Hüray’a ait olduğunu tespit etmiꢀler ve telefon hattı kesilmiꢀtir.
B.K. isimli bir ꢀahısca yapılan talep üzerine, telefon belli miktarda para ödenmesi üzerine
tekrar açılmıꢀtır. Numaranın sahibi Hüray, 18 Kasım 1996 tarihinde Telefon Müdürlüğü’ne
baꢀvuranın numarasını hiç çevirmemiꢀ olduğuna iliꢀkin bir ꢀikayette bulunmuꢀtur. Hüray,
rahatsız edilmesi hususunda bir araꢀtırma yapılmasını istemiꢀtir. Sonuç olarak, 22 Kasım 1996
tarihinde bir polis müfettiꢀ yardımcısı, meseleyi çözmek için Telefon Müdürlüğü’ndeki teknik
ꢀube baꢀkanının ifadesini almıꢀtır.
62. 4 Mart 1998 tarihinde soruꢀturmadan sorumlu polis müfettiꢀ yardımcısı, Ahmet
Soyalan, soruꢀturma hususundaki raporunu tamamlamıꢀtır. Sonuç cümlelerinde, cinayetin
failini/faillerini tespit etmenin mümkün olmadığını ve bu nedenle, soruꢀturmasında olumlu bir
sonuca ulaꢀamadığını belirtmiꢀtir.
63. 29 Nisan 1998 tarihinde dava, “KKTC” Baꢀsavcısı’na havale edilmiꢀtir.
64. 1 Temmuz 1998 tarihinde Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, konunun soruꢀturulmak üzere
adli savcıya gönderilmesini tavsiye etmiꢀtir.
65. 31 Temmuz 1998 tarihinde Lefkoꢀa Polis ꢁefi, Lefkoꢀa Adli Savcısına Adalı’nın
ölümüne iliꢀkin soruꢀturma sonuçlarını bildirmiꢀtir. Görgü tanıklarının ifadelerini ve
soruꢀturmayı yapan memurun raporunu içeren soruꢀturma dosyasını da havale etmiꢀtir.
66. Lefkoꢀa’da adli savcı huzurundaki duruꢀma, 20 Ekim 1998 tarihinde baꢀlamıꢀ ve
görgü tanıklarının ifadelerini müteakiben, kararın verilmesi ile 11 Aralık 1998 tarihinde sona
ermiꢀtir. Adli savcı, Kutlu Adalı’nın 6 Temmuz 1996 tarihinde kimliği belirsiz kiꢀilerce
vurularak öldürüldüğünü ve ölümüne, iç organların parçalanması, iç kanama ve subdural
kanamanın neden olduğunu belirtmiꢀtir. Faillerin teꢀhis edilemediğini ve davanın kapandığını
belirtmiꢀtir.
(c) Baꢁvuranın iddialarına cevaben Hükümet’in görüꢁleri
67. Hükümet, Abdullah Çatlı’nın olaya dahil olduğu yönündeki iddiaların yalnızca
spekülasyon olduğunu ileri sürmektedir. Bu bağlamda, “KKTC”nin Abdullah Çatlı’nın
KKTC’ye son ziyaretinin, 26 Nisan 1996 ve 1 Mayıs 1996 tarihleri arasında olduğunu
gösteren kayıtlarını sunmaktadırlar. Hükümet, Abdullah Çatlı’nın, Kutlu Adalı’nın
öldürülmüꢀ olduğu 6 Temmuz 1996 tarihinde “KKTC”de bulunmadığını vurgulamaktadır.
68. Hükümet, kamuoyunun baꢀvuranın eꢀinin ortadan kaybolduğu hususunda
destekleyici olduğunu açıklamıꢀtır. Cumhurbaꢀkanı, Yasama Meclisi Sözcüsü, Baꢀbakan ve
siyasi parti liderleri, cinayeti kınayan ve saldırganların bulunmasını isteyen kamu
beyanatlarında bulunmuꢀlardır. Ayrıca Adalı’nın ismi, Lefkoꢀa Belediye Meclisi’nce oturmuꢀ
olduğu sokağa verilmiꢀtir.
69. Baꢀvuranın eꢀinin ölümünden sonra meydana gelen olaylara iliꢀkin Hükümet,
baꢀvuranın iddialarının çoğunun aꢀırı derecede abartılı olduğunu ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda
Hükümet öncelikle, baꢀvuranın kendisinin “KKTC” makamlarınca korunmasını talep ettiğini
ve kendisine, zaten sivil polisler tarafından korunmakta olduğunun söylendiğini
belirtmektedir.
70. Hükümet ayrıca Kutlu Adalı adına bir vakıf kurmak için yetkili Mahkeme’ye
baꢀvuruda bulunulması ve bir Mahkeme emri alınması gerektiğini belirtmektedir. Baꢀvuran ve
diğer sekiz kiꢀi doğru prosedürü izleyerek gerekli baꢀvuruyu yaptıktan sonra Lefkoꢀa Aile
Mahkemesi, 2 Nisan 1998 tarihinde Kutlu Adalı Vakfı’nın kurulmasını onamıꢀtır.
71. Baꢀvuranın Kıbrıs’ın güney kısmına geçme talebinin reddedilmesi hususunda
Hükümet, “KKTC” ve güney Kıbrıs arasındaki Ledra Palas sınır kapısından giriꢀ ve çıkıꢀlar
için Yeꢀil Hat geçiꢀlerinin, “KKTC” kural ve yönetmeliklerince düzenlendiğini ve geçiꢀlerin,
güvenlik önlemleri nedeniyle kısıtlamalara tabi tutulduğunu belirtmektedir. “KKTC”
makamları, sınırın geçilmesine iliꢀkin izni erteleme hakkına sahiptir.
72. Hükümet ayrıca 1996 senesinde meydana gelen Aziz Barnabas olayının, bir
güvenlik operasyonu olduğunu belirtmiꢀtir. Đkonlara veya arkeoloji müzesine bir zarar
verilmemiꢀtir. Yasadıꢀı silahların mezarda saklandığına iliꢀkin istihbarat raporlarının alınması
üzerine güvenlik güçleri, oraya bir operasyon düzenlemiꢀtir. Hükümet, Sivil Savunma
Örgütü’nün olayla ilgisi bulunmadığını belirtmektedir.
73. Hükümet, ꢀehitlerin ve kurbanların ailelerine yardım sağlanmasını öngören 7/1974
No.lu Kanun uyarınca yasadıꢀı hareketlerle mücadelede “KKTC”nin haklarını korurken yasal
olarak kendisine verilen görevlerin ifası sırasında hayatını kaybeden kiꢀiye ꢀehit deneceğini
açılamaktadır.
74. Ayrıca Hükümet, baꢀvuranın kızının, Erbank’taki görevinden 12 Ekim 1998
tarihinde, düzeni bozucu tavırları nedeniyle alındığını ileri sürmektedir. AĐHM’ye yapılan
baꢀvuru, 26 Aralık 1998 tarihinde Hükümet’e bildirilmiꢀtir, ve baꢀvuranın kızının görevinden
alınması, baꢀvurunun bildirilmesinden önce meydana geldiği için sözkonusu olaydan yetkili
makamlar sorumlu tutulamaz. Hükümet ayrıca baꢀvuranın kızının, memuriyet sınavında 68
aday arasında iddia edildiği gibi 15. değil, 52. olduğunu belirtmektedir. Sözkonusu sınavın
sonucu, 23 Eylül 1998 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmıꢀtır.
B. Sözlü Đfade
75. Olayların meydana geliꢀ biçimi konusunda taraflar arasında görüꢀ ayrılığı
bulunduğundan, Mahkeme tarafların yardımıyla bir soruꢀturma yürütmüꢀtür. Bu çerçevede,
Mahkemenin görevlendirdiği dört yetkili 8 Ekim 2002 tarihinde baꢀvuranın sözlü ifadesine
baꢀvurmuꢀtur. Buna ilaveten 23 ve 24 Haziran 2003 tarihlerinde 6 diğer tanık Lefkoꢀa’da
dinlenmiꢀtir. Tanıkların verdiği ifadeler, aꢀağıda özetlenmektedir.
1. Đlkay Adalı
76. Đlkay Adalı, 1944 doğumludur. Daha önceki ifadeleri yanısıra aꢀağıda yazanları da
belirtmiꢀtir.
77. Sözkonusu olaylar öncesinde Kutlu Adalı’nın yazdıkları, bir kez yetkili
makamlarca cezai takibat baꢀlatılmasına yol açmıꢀtır. 15 Ağustos 1981 tarihinde polis
memurları, Adalı’nın bir makalesinde Cumhurbaꢀkanı Denktaꢀ’a hakaret ettiği iddia edildiği
için evini aramıꢀlardır. Arama emri, Girne’de Hakimlik görevini ifa eden Emin Okur
tarafından imzalanmıꢀtır. Yetkili makamlar, “Minaredeki Deli” adlı makalenin yazarını ve
Kerem Atlı takma adını kullanan ꢀahsın Kutlu Adalı olup olmadığını bulmak istemiꢀlerdir.
Cezai takibata, delil eksikliği nedeni ile son verilmiꢀtir. Baꢀvuranın eꢀi tarafından yazılan
makale ve kitapların hiçbirine el konmamıꢀ ya da toplatılmamıꢀtır.
78. 17 Mart 1996 tarihinde eꢀinin Aziz Barnabas Manastırı hakkındaki yazısının
yayınlanmasının sonrasına kadar baꢀka bir olay meydana gelmemiꢀtir. Yazının yayınlandığı
gün, Sivil Savunma Örgütü baꢀkanı Galip Mendi, gazeteyi aramıꢀ ve makalenin yazarı olması
nedeniyle doğrudan baꢀvuranın eꢀine yönelik tehditlerde bulunmuꢀtur. Aziz Barnabas olayını
müteakiben Mendi görevinden alınmıꢀtır. Baꢀvuranın eꢀinin ölümünden iki gün önce Kıbrıs’ı
terk etmiꢀ ve iki yıl sonra dönmüꢀtür. Halen, emniyet hizmetlerinden sorumluydu.
79. Sivil Savunma Örgütü, baꢀta insanlara yangın ve savaꢀ durumu gibi felaketlerde
yardımcı olmak ve kendilerini savunmalarını sağlamak amacıyla kurulmuꢀtur. Yaꢀları nedeni
ile artık göreve uygun olmayan adaylar, Örgüt’e mensup olurlar ve acil durumda hizmet
etmek üzere çağırılırlar. Örgüt’ün baꢀında bir subay bulunurdu. Baꢀvuran, sözkonusu örgütün
sivil bir örgüt olduğunu kabul etmemektedir ve Cumhurbaꢀkanına bağlı özel ve gizli bir örgüt
olduğu kanısındadır.
80. Baꢀvuranın eꢀi, Nüfus Đꢀleri Genel Müdürü olduğu sırada Sivil Savunma Örgütü
bünyesinde üst düzeyli yönetici olarak görevini ifa etmektedir. Baꢀvuran durumdan, ancak
eꢀinin ölümünün ardından, belgeleri arasında Bakanlar Kurulu’nun eꢀini atadığına dair 1975
seneli kararını bulduğu sırada haberdar olmuꢀtur.
81. Ulusal Düꢀünce Derneği mensubu Erhan Arıklı, Yenidüzen Gazetesi’ne Kutlu
Adalı’yı tehdit eden bir yazı göndermiꢀtir. Arıklı’nın aynı zamanda Hükümet yanlısı Birlik
Gazetesi’nde yayınlanan, Timur Ali takma adını kullandığı ve sol kanata dahil kiꢀilerin,
belediye yetkilileri tarafından baꢀıboꢀ köpekler gibi vurulmaları gerektiğine dair “Kırmızı
Hastalık” baꢀlıklı bir makalesi bulunmaktadır. Milliyet Gazetesi ile yapmıꢀ olduğu
röportajında baꢀvuran, “Kırmızı Hastalık” adlı makalede Arıklı’nın, eꢀinin bir köpekmiꢀ gibi
öldürülmesi gerektiğini yazdığını belirtmiꢀtir. Her halükarda baꢀvuran makaleyi bu ꢀekilde
yorumlamıꢀtır.
82. 1996 senesi Aralık ayında baꢀvuran, eꢀinin belgelerini incelediği sırada faꢀist
Ulusal Düꢀünce Derneği tarafından eꢀine yazılmıꢀ ve Arıklı tarafından imzalanmıꢀ 1990
tarihli bir mektup bulmuꢀtur. Đçeriğinin, tehditkar olduğu kanısındadır.
83. Tehdit alan yalnızca Yenidüzen Gazetesi değildir: baꢀvuranın eꢀi de bir hafta
içerisinde öldürüleceğinin belirtildiği birçok mektup ve telefon almıꢀtır. Çok gururlu bir kiꢀi
olması nedeniyle 23 Nisan 1996 tarihli bir makalede tehditlerden bahsettiği halde polise
bildirmemiꢀtir. Telefonların kimden geldiğini de bulmaya çalıꢀmamıꢀtır.
84. Eꢀinin öldürüldüğü 6 Temmuz 1996 tarihinde baꢀvuran, kızının doğum gününü
kutlamak üzere Đstanbul’da bulunmaktadır. Eꢀi, maddi sebeplerden ötürü kendilerine
katılamamıꢀtır. Öldürülmesinden on beꢀ dakika önce 23.15 sularında eꢀiyle telefonda
görüꢀmüꢀtür. Ölümünden sonra ise cesedini görememiꢀtir, ancak kayınbiraderi görmüꢀtür.
85. Eꢀinin, Hükümet yetkilileri tarafından yapılan suikasta kurban gittiğinden emin
olan baꢀvuran, olayı kendisi soruꢀturmaya baꢀlamıꢀtır. Soruꢀturmasının sonuçlarını, yazılı
ifade ꢀeklinde, polis ꢀefi Mehmet Özdamar’a vermiꢀtir. Kendisine, yazılı ifadesinin bir
nüshası verilmemiꢀtir.
86. Soruꢀturmasına iliꢀkin baꢀvuran, kendi evi çevresinde ve karꢀı sokaklarında oturan
komꢀularının, zaman içerisinde kendisine bilgi vermeye baꢀladıklarını belirtmiꢀtir. Örneğin
Ayꢀe Mehta, sözkonusu tarihte süratle Sivil Savunma Örgütü’ne doğru giden siyah Murat
marka bir araç gördüğünü belirtmiꢀtir. Mehta, baꢀvuran ve eꢀinin oturmakta olduğu sokağın
paralelindeki ꢁehit Ecvet Yusuf Sokağı’nda oturmaktadır. Bu sokak aynı zamanda Sivil
Savunma Örgütü’nün bulunduğu sokaktır. ꢁehit Ecvet Yusuf Sokağı sakinlerinin hiçbiri polis
tarafından sorgulanmamıꢀtır. Polis, sözkonusu kiꢀilerin olayın meydana geldiği sırada evde
olmadıklarını belirtmiꢀtir, ancak bu doğru değildir.
87. Diğer komꢀular, Arzu Çağın ve Ali Rıza Kırçay, sırasıyla koyu kırmızı bir
ꢁahin’den ve koyu renkli bir arabadan bahsetmiꢀtir.
88. Sözkonusu ifadeleri dayanak olarak alan baꢀvuran, ꢁahin ve Murat marka arabalar
birbirlerine benzedikleri için arabanın ꢁahin olabileceğini de kabul ettiği halde siyah bir
Murat olduğu kanısına varmıꢀtır.
89. Mehta baꢀvurana ayrıca, Ardıç Sokağı’nda baꢀvuranın evi etrafındaki iki sokak
lambasının, 22.30 sularında söndüğünü söylemiꢀtir. Ne zaman yeniden yandıklarını
görmemiꢀtir, ancak cinayetten sonra yanmıꢀ oldukları dikkatini çekmiꢀtir. Bu duruma, çok sık
rastlanmaktadır. Yalnızca baꢀvuranın evinin civarındaki ıꢀıklar sönmüꢀ ve baꢀvuran ve ailesi
karanlıkta kalmıꢀtır. Baꢀvuranın kardeꢀi, bu iꢀlemin tek bir lambada sigortanın, sigorta
kutusundan çıkarılarak gerçekleꢀtirildiğini açıklamıꢀtır.
90. Diğer iki komꢀu – yan binanın zemin katında yaꢀamakta olan iki Türk öğrenci –
baꢀvuranla konuꢀmayı reddetmiꢀ ve cinayetten üç gün sonra Kıbrıs’ı terketmiꢀtir. Ancak,
polise ifade vermiꢀlerdir.
91. Komꢀulardan birinin 14 yaꢀındaki oğlu Erinç Aydınova, baꢀvuranın eꢀinin
cesedini ilk bulanlardan biridir. Polise ifade vermiꢀtir, ancak tam değildir: çocuk, polise hızla
geçen bir araba görmüꢀ olduğundan bahsetmemiꢀtir. Baꢀvuranın kızı, çocuğu okuldan aldığı
sırada bu bilgiyi ondan almıꢀtır. Baꢀvuran, çocuğun arabanın markasını görmüꢀ olduğuna
emindir çünkü diğer iki çocukla birlikte sözkonusu çocuk, cesedi ilk bulan kiꢀidir.
92. Feri Khan ve annesi, baꢀvuranın evinin karꢀısında yaꢀamaktadır. Olay gecesinde
evlerinde bulunmaktaydılar. Plakasız bir Murat araba görmüꢀler, silah sesleri duymuꢀlar
ancak, polis ifadelerini istememiꢀtir. Polise göre Khan ve annesi, sözkonusu gece evde
değillerdi.
93. Cinayeti müteakiben baꢀvuran evinde, Ziya Kasaboğlu’nun dükkanından alınmıꢀ
bir paket kuruyemiꢀ bulmuꢀtur. Kasaboğlu, kuruyemiꢀi eꢀinin aldığını ve daha sonra
öldürüldüğünü belirtmiꢀtir. Bu durumdan dolayı, aileyi cinayetten haberdar eden kiꢀi
olduğunu belirtmiꢀtir: baꢀvuranın kızkardeꢀinin kayınbiraderini aramıꢀtır. Aslında, Kasaboğlu
bir sivil polistir ve kayınbiraderi de onun amiridir. Baꢀvuranın eꢀi öldükten sonra Kasaboğlu
dükkanını kapamıꢀ ve Đnönü Köyü’ne gitmiꢀtir. Baꢀvuran, Kasaboğlu’nun olaya dahil
olduğunu çünkü kendisi ile konuꢀmaya gelmediğini ve polisin de ifadesini almadığını
düꢀünmektedir. Ayrıca, eꢀi daha önceleri Kasaboğlu’nun dükkanından hiç kuruyemiꢀ
almamaktadır. Baꢀvuran, yetkili makamların Kasaboğlu’nun ifadesini almalarını istemiꢀtir
ancak iꢀe yaramamıꢀtır. Đlk defa, 1996 Aralık ayında güvenlik güçleri komutanı Hasan Peker
Günal ve polis ꢀefi Attila Sav ile Attila Sav’ın bürosunda yaptığı gizli görüꢀmede bu talepte
bulunmuꢀtur. Diğer yetkili makamlara da aynı talepte bulunduğu halde bir sonuç alamamıꢀtır.
94. Altay Sayıl, baꢀvuranın eꢀinin bir arkadaꢀıdır. Kutlu Adalı’nın ölümünden yaklaꢀık
on beꢀ yıl önce tanıꢀmıꢀlardır ve sık sık kültürel etkinliklere katılmak üzere buluꢀmaktadırlar.
Cinayetten iki ila üç yıl önce dostlukları güçlenmiꢀtir. Sayıl sık sık baꢀvuranın eꢀini ziyarete
gelmekte ve kendisine örneğin polisle ilgili gizlilik dereceli belgeler getirmektedir. Eꢀi de
sözkonusu dokümanları, makalelerinde kullanmaktadır. Sonuç olarak, güvenlik güçleri
baꢀkanı, sözkonusu makalelerin yayınlanması ardından görevinden alınmıꢀtır. Cinayetten iki
gece önce, Sayıl siyah Murat marka bir araba ile baꢀvuranın evine gelmiꢀtir. Arabanın bir
arkadaꢀına ait olduğunu belirtmiꢀtir. Annesi dıꢀında yalnızca Sayıl ve eꢀi, baꢀvuranın
Đstanbul’a gideceğini bilmektedirler.
95. Baꢀvuran, Sayıl’ın istihbarat hizmetleri için çalıꢀtığından ve eꢀini kullandığından
ꢀüphelenmektedir. Baꢀvuran sorgulandığı ilk gece, Özdamar kendisine Sayıl’ın iyi biri
olduğunu ve cinayet ile hiçbir ilgisi olamayacağını ima etmiꢀtir. Baꢀvuran, Özdamar’ın
önyargılı olduğunu düꢀündüğü için Sayıl’ın eꢀine belgeler getirdiğinden sözetmemiꢀtir, ancak
bundan Aktüel’deki makalesinde bahsetmiꢀtir.
96. Sayıl, cinayetten sonra on gün boyunca baꢀvuranın evine gelmemiꢀtir ve ancak
daha sonra, baꢀvuran rica ettiği için gelmiꢀtir. Eꢀinin öldürüldüğü gece kendisine bir kitapçık
getirdiğini reddetmiꢀtir. Eꢀinin ofisi önüne bırakılan sözkonusu kitapçık, 1962 senesinde
suikasta kurban giden iki gazetecinin fotoğraflarını içermektedir. Eꢀinin resminin bir
fotokopisi, kitapçığın üzerine eklenmiꢀtir. Aylar sonra baꢀvuran, eꢀinin kitapları arasında bir
albümde eꢀinin, ters kopyalanmıꢀ fotoğrafını bulmuꢀtur. Ayrıca, belli gazetecilerin
öldürüldüğünü söyleyen bir mektubun fotokopilerinin Sayıl’ın erkek kardeꢀinin çalıꢀtığı
dükkanda çekilmiꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir.
97. Baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesinden kısa süre sonra bir grup polis memuru,
görünürde güvenliğini sağlamak için eve girmiꢀlerdir. Polisler, kapıyı açık bulduklarını ve
televizyonun kapalı olduğunu belirtmiꢀlerdir. Ancak, evdeki her ꢀeyi alt üst etmiꢀlerdir ve
baꢀvuran ve ailesinin evi toparlayıp eꢀinin kitaplarını ve belgelerini düzenlemeleri iki yılı
bulmuꢀtur. Polise, muhtar Tahsin Ali Rıza eꢀlik etmiꢀtir. Polis, muhtarı sorgulamamıꢀtır.
98. Müteakiben Demirci ve Albay Orhan Ceylan, Milliyet’te yayınlanan bir
makalesinden dolayı baꢀvurana dava açmıꢀtır. Baꢀvuran, Orhan’ın soyadını bu ꢀekilde
öğrenmiꢀtir. Polis bu kiꢀinin ifadesini hiçbir zaman almamıꢀtır. Ancak Demirci
sorgulanmıꢀtır. Demirci’nin ifadesine göre cinayetin iꢀlendiği akꢀam Demirci ile yemek yiyen
Mustafa Asilhan’ın ifadesi de alınmamıꢀtır. Asilhan, halen güvenlik güçleri komutanının
danıꢀmanlığını yapmaktaydı.
99. Baꢀvuran daha sonra Demirci’nin arabasına ateꢀ edilmesi sonucu yaralanmıꢀ
olduğunu öğrenmiꢀtir. Çevre sakinleri tarafından hastaneye kaldırılan Demirci, Kutlu Adalı’yı
öldürmüꢀ olduğu için kendisini öldürmeye teꢀebbüs edildiğini belirtmiꢀtir. Çevre sakinleri
polise haber vermiꢀler, ancak polis duyduklarını unutmalarını söylemiꢀtir. Demirci
müteakiben Türkiye’de tüm masraflarının karꢀılandığı bir askeri hastaneye kaldırılmıꢀtır.
Kıbrıs’a dönmesi üzerine Mendi’nin özel sekreterliğini yapmaya baꢀlamıꢀtır.
100. Cinayeti müteakiben baꢀvuran Dr. Đsmail Bundak ile konuꢀmuꢀtur: Dr. Bundak,
otopsi yapılmadığını ancak eꢀinin cesedinin röntgen filminin çekildiğini söylemiꢀtir.. Eski
Avrupa Đnsan Hakları Komisyon’una baꢀvurduktan sonra, Hükümet’in görüꢀleri ile birlikte
otopsi raporunun bir nüshasını ele geçirene kadar bunun doğru olup olmadığını
anlayamamıꢀtır. Dr. Bundak, olaydan yaklaꢀık bir ay sonrasına kadar kendisine, ölüm
nedeninin iç kanama olduğunun belirtildiği ölüm kağıdını vermemiꢀtir.
101. Baꢀvuranın, Abdullah Çatlı’nın eꢀinin ölümüne dahil olduğu yönündeki iddiaları,
yalnızca gazetede yazılanlara dayanmamaktadır. 1997 senesinde TBMM üyesi ve TBMM
Susurluk Komisyonu baꢀkanı Fikri Sağlar ile görüꢀmüꢀtür. 1998 ve 2001 senelerinde
“KKTC” Meclisi, Çatlı ve Kutlu Adalı cinayeti arasında bir bağlantı olduğundan ꢀüphe ettiği
için kendi Susurluk soruꢀturma komisyonunu oluꢀturmuꢀtur. Baꢀvuran, sözkonusu
komisyonlara ifade vermiꢀtir ancak, ifadelerinin örneklerini almamıꢀtır. Komisyonlar,
Çatlı’nın birçok defa, eꢀinin öldürüldüğü sırada takma adlar kullanarak Kıbrıs’ı ziyaret ettiği
Jasmine Court Hotel’de kaldığı ve masraflarının ordu tarafından ödendiği sonucuna varmıꢀtır.
Çatlı, 1996 senesi Kasım ayında trafik kazasında öldüğünde arabada Uzi marka bir silah
bulunmuꢀtur. Baꢀvuran, Türk polisinin elinden kaybolan sözkonusu Uzi marka silahın, eꢀinin
öldürüldüğü silah olduğu kanısındadır.
102. Baꢀvuranın evi civarındaki yollar, eꢀinin vurulması ardından askeri güçlerce
süratli ꢀekilde kapatıldığı halde, diğer yollar ve özellikle hava alanına giden yol
kapatılmamıꢀtır. Bir taksi ꢀoförü, baꢀvurana cinayetin iꢀlenmesinin ardından Abdullah Çatlı’yı
hava alanına götürdüğünü bildirmiꢀtir.
103. Baꢀvuran, Sayıl, Kasaboğlu, Demirci ve Çatlı’nın Hükümet yetkilileri olduğuna,
toplu ꢀekilde ve takım olarak hareket ettiklerine ve eꢀini öldürdüklerine inanmıꢀtır. Eꢀinin,
yazdıklarından rahatsız olan tek bir kiꢀi tarafından öldürüldüğünü kabul etmemiꢀtir. 1996
Aralık ayında Günal ve Sav ile yaptığı gizli görüꢀme sonucunda kendilerine ꢀüphelerinden
bahsetmiꢀtir. Günal, Sayıl ismini daha önce duymadığını ancak araꢀtıracağını söylemiꢀtir.
104. Baꢀvuran, güvenlik güçlerinin eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin etkin bir soruꢀturma
yürütülmesine karꢀı geldikleri kanısındadır. Cinayetten kısa bir süre sonra adli soruꢀturmadan
sorumlu Refik Öztümen, yengesinin evinde baꢀvuran ile görüꢀmek istemiꢀtir. Baꢀvuran, o
sırada korktuğu için reddetmiꢀtir. Daha sonra Öztümen, baꢀvuranın yengesine, etkin bir
soruꢀturma yürütmemesi hususunda emir aldığını ve baꢀvuranın da soruꢀturmaması
gerektiğini belirtmiꢀtir.
105. Baꢀvuran, eꢀinin öldürülmesinin ardından sürekli tacize maruz bırakılmıꢀtır.
Tehditkar telefonlar almıꢀtır. 1996 senesinde polise sözkonusu telefonları bildirdiği zaman
aramalardan birini, iki sokak aꢀağıda oturan Cahit Hüray tarafından yapıldığı tespit edilmiꢀtir.
Baꢀvuran, Hüray’la hiç karꢀılaꢀmamıꢀtır ancak Sivil Savunma Örgütü’ne mensup olduğunu
bilmektedir. Hüray, az bir para cezası ödedikten sonra serbest bırakılmıꢀtır. Telefon aramaları
devam etmiꢀtir. Baꢀvuran, gelen aramaların kime ait olduğunu saptayabilmek için bir arayan
numarayı gösteren bir aygıt satın almıꢀtır. Đsminin Ali olduğunu söyleyen bir ꢀahıs arayarak
kaderini tayin etmek üzere yanına geleceğini söyleyince, aygıt arayan numarayı gösterdiği
için polise haber vermiꢀtir. Polis, hiçbir ꢀey yapmamıꢀtır.
106. Bir akꢀam, baꢀvuran bir görüꢀme ardından evine dönerken ve bir komꢀusuna
uğradığında, , kendisine bahçesinin etrafında yürüyen bir ꢀahıs olduğu söylenmiꢀtir. Bu ꢀahsın
komꢀulardan biri olduğu ortaya çıkmıꢀtır ve su deposunun yanında durmaktadır. Orada ne
yapmakta olduğunu açıklamamıꢀtır. Baꢀvuranın kimyager olan yengesi, suyu değiꢀtirmesini
tavsiye etmiꢀtir ve değiꢀtirmiꢀlerdir. Ertesi gün baꢀvuran, köpeğini ölü halde bulmuꢀtur.
Kaburga kemikleri ve ayaklarından biri kırılmıꢀtır. Köpeğin otopsisini gerçekleꢀtiren veteriner
hekim, bulunduğu yerde tekerlek izi olmaması nedeni ile köpeğe araba çarpmamıꢀ olduğunu
söylemiꢀtir. Köpeğe baꢀka bir yerde iꢀkence edilmiꢀ ve daha sonra bahçeye bırakılmıꢀtır.
107. Ayrıca, baꢀvuranın suyu ve elektriği düzenli olarak kesilmektedir. Kendisine
posta gelmemekte, gelenler de açılmaktadır. Telefon konuꢀmaları dinlenmektedir. Baꢀvuranın
sözkonusu tacize iliꢀkin polise yazılı ve sözlü ꢀikayette bulunması bir sonuç vermemiꢀtir.
108. Kutlu Adalı’nın iꢀine devam etmek için altmıꢀ demokratik örgütün kurmak
istediği Adalı Vakfı’nın tesis edilmesi için yapılan baꢀvuru ilk önce reddedilmiꢀtir. Kayıt
ücreti, beꢀ kat artırılmıꢀtır ve baꢀvuran, parayı bulabilmek için bir parsel toprağını satmıꢀtır.
Ayrıca, vakıf senedinin değiꢀtirilmesi gerekmiꢀtir. Örneğin, “demokratik faaliyetler” deyimi,
“kültürel aktiviteler” deyimi ile değiꢀtirilmiꢀtir.
-+
109. 15 Aralık 1999 tarihinde baꢀvuran, kendisine davanın detaylarını göndermesini
istemesi ardından Profesör Bakır Çağlar ile görüꢀmüꢀtür. Ancak, baꢀvuranın kendisine
gönderdiği dokümanların, avukatları ile sonuca bağladığı anlaꢀmaları içermediğini gören
Çağlar sinirlenmiꢀ ve baꢀvurana, avukatlarının pek iyi olmadığını, davayı kendisi için
kazanabileceğini söylemiꢀtir. Baꢀvuran, Çağlar’ın “KKTC” veya Türkiye makamları ile
bağlantısı olduğunu düꢀündüğü için davasına onun bakmasını istememiꢀtir.
110. 1996 senesi Temmuz ayında kızına, kamu sektöründe iꢀe baꢀlayacağı söylenmiꢀ,
ancak bu gerçekleꢀmemiꢀtir. Ancak, iꢀ sözleꢀmesine disiplin nedenlerinden kaynaklandığı
iddia edilerek son verilse de baꢀvuran asıl nedeninin, AĐHM’ye baꢀvuruda bulunması
olduğunu düꢀünmektedir. Ayrıca baꢀvuranın kızı, banka sahibinin aday olduğu partiden farklı
bir parti için adaylığını koymuꢀtur. Kızı, Cumhurbaꢀkanı Denktaꢀ’a konu hakkında mektup
yazmıꢀtır, daha sonra da Cumhurbaꢀkanı ile görüꢀmüꢀtür. Cumhurbaꢀkanı Denktaꢀ, iki aylık
maaꢀı tutarında bir çek yazmıꢀ ve kendisine evine gitmesini söylemiꢀtir. Kızının bursu da
kesilmiꢀtir.
111. 19 Ağustos 2001 tarihinde baꢀvuran, Cumhurbaꢀkanı Denktaꢀ ile görüꢀmüꢀtür.
Cumhurbaꢀkanlığı Köꢀkü’nde, polis komutanı Erdem Demirbağ’ın damadı olan Tansel isimli
bir adamla karꢀılaꢀmıꢀtır. Tansel kendisine, baꢀvurusundan vazgeçmezse gözaltına alınacağını
söylemiꢀtir.
2. Ahmet Soyalan
112. Tanık, 1962 doğumludur. 1996 senesinde Lefkoꢀa Polis Karakolu adli ꢀubesinde
müfettiꢀ yardımcılığı görevi yapmaktaydı. Amiri Mehmet Özdamar, Emniyet Genel
Müdürlüğüne bağlı adli ꢀube müdürüdür. Refik Öztümen, Yeniꢀehir Karakolu ꢀefidir. Bir
soruꢀturma olduğunda, yerel polis karakolu, adli ꢀubeye, adli ꢀube de adli ꢀube müdürüne
rapor vertir.
113. Tanık, Kutlu Adalı’nın öldürülmesine iliꢀkin soruꢀturmadan sorumluydu.
Soruꢀturmasına, 7 Temmuz 1996 tarihinde sabah 9.00 sularında baꢀlamıꢀtır. Adalı’yı,
Yenidüzen Gazetesi için yazdığı makalelerden tanımaktadır, ancak kendisiyle hiç
karꢀılaꢀmamıꢀtır. Adalı’nın, bir gazeteci olarak bulunduğu faaliyetlerden dolayı öldürülmüꢀ
olması mümkün olsa dahi, bu Soyalan’ın tek soruꢀturduğu nokta değildir: ayrıca, Adalı’nın
ꢀahsi yaꢀamını ve kiꢀiliğini de incelemiꢀtir.
114. 6 Temmuz akꢀamı görevde olmayan tanık, o gece olay mahalline gitmemiꢀtir.
Cinayetten, ertesi sabah haberdar olmuꢀtur ve önceki gece ne yapılmıꢀ olduğuna dair
Öztümen’den bilgi almıꢀtır.
115. Baꢀmüfettiꢀ Eybil Efendi ve acil müdahale biriminden meslektaꢀları, olay
mahalline gelen ilk polis memurlarıdır. Devriye gezerken silah sesleri duymuꢀlar ve olay
mahalline gitmiꢀlerdir. Efendi, emniyet müdürlüğüne haber vermiꢀtir. Sesleri duyan çevre
sakinleri, hemen polisi aramıꢀlardır. Kısa süre içerisinde adli ꢀubede ve Yeniꢀehir
karakolunda görevli memurlarla birlikte Özdamar, Öztümen, polis ꢀefi yardımcısı Yusuf
Özkum ve polis çavuꢀu Mustafa Eğmez olay mahalline gitmiꢀtir. Bir cinayet davasında
normal bir polis müdahalesi bu ꢀekilde cereyan etmektedir.
116. Olay mahalline Efendi’den hemen sonra gelen ve bu nedenle farklı bir ꢀey
görmüꢀ olması muhtemel olmayan Öztümen, Soyalan’a kısaca olayı anlattığı için tanık ayrıca
Efendi’nin ifadesini almaya gerek görmemiꢀtir. Efendi bir ꢀey görmüꢀ ya da duymuꢀ olsaydı,
Öztümen’e bildirirdi. Ancak 2002 senesinde Soyalan, baꢀvuranın AĐHM’ye yaptığı
baꢀvurusunda belirttiğinin aksine, olay mahallinde hiçbir askeri aracın bulunmadığını ve acil
müdahale biriminin araçlarının askeri araçlara benzediğini göstermek için Efendi’nin ifadesini
almıꢀtır.
117. Öztümen tanığa ayrıca, Adalı’nın cesedinin bulunmasının ardından, aile
üyelerinden herhangi birinin evde olup olmadığına, evdelerse güvende olup olmadıklarına ve
evde cinayetle ilgili delil bulup bulamayacağına bakmak için polisin muhtarla birlikte
baꢀvuranın evine girdiğini söylemiꢀtir. Evin kapısı ve televizyon açıktır, verandada bir masa
ve sandalyeler bulunmaktadır. Beklenmedik hiçbir ꢀey bulunmamıꢀtır. Ev aranmamıꢀ,
yalnızca, görsel bir incelemede bulunulmuꢀtur. Evde delil bulunmadığı için muhtarın ifadesini
almaya gerek görülmemiꢀtir. Olay, evin dıꢀında gerçekleꢀtiği ve ev, olay mahalline dahil
olmadığı için parmak izi incelemesinde bulunulmamıꢀtır. Buna ilaveten baꢀvuran, eꢀi ile
23.00 sularında konuꢀtuğunda, eꢀinin kendisine konuğu olmadığını söylediğini belirtmiꢀtir.
Bir ya da iki komꢀu, 20.00 sularında evin yakınından geçtikleri sırada kimsenin olmadığını
gördüklerini belirtmiꢀlerdir.
118. Olaydan hemen sonra Öztümen ve meslektaꢀlarından alınan ifadelerden
arkasında birçok ıꢀık bulunan koyu renk bir arabanın görüldüğü anlaꢀılmaktadır. Markası
veya plakası bilinmemektedir, ancak bir kiꢀi arabanın Murat marka olduğunu söylemiꢀtir. O
gece araꢀtırma yapılmıꢀ ancak olay mahallini hızla terk etmiꢀ olan araç bulunamamıꢀtır.
Tanık, ilk ifadesinin meslektaꢀlarından biri tarafından alınmasından sonraki gün Arzu Çağın
ile konuꢀmuꢀtur. Arabanın ne marka ya da ne renk olduğunu görmediğini belirtmiꢀtir. Hiçbir
pozitif bilgi taꢀımadığı için tanık, Çağın’ın ifadesini yazılı hale getirmemiꢀtir. Baꢀvuran,
soruꢀturma sırasında Çağın’ın arabanın koyu kırmızı olduğu ve ꢁahin marka olabileceği
yönünde ifade verdiğini belirtmiꢀtir.
119. Tanık soruꢀturmasına olayın ertesi sabahı, diğer meslektaꢀları ile birlikte olay
mahalli civarında yaꢀayan diğer insanların ifadelerini alarak baꢀlamıꢀtır. Soruꢀturma önceki
geceden baꢀlamıꢀ olduğu için olaya iliꢀkin bilgileri olsun olmasın olay gecesi evde olan
herkesin ifadesi alınmıꢀtır. Bölgeyi ve bölge sakinlerini tanıyan yerel polis olduğu için
kimlerin evde olup olmadığını da onlar tespit etmiꢀtir. Feri Khan ve annesinin ifadeleri
alınmadığı için suç iꢀlendiği sırada dıꢀarıda oldukları anlaꢀılmaktadır. Tanık baꢀvuranın,
güvenlik güçleri komutanı Peker Günal’dan Khan ailesini sorgulamasını istediğini
bilmemektedir.
120. Baꢀvuran Türkiye’den döndükten sonra 7 Temmuz akꢀamı baꢀvuranın ifadesini
almıꢀtır. Baꢀvuran, eꢀinin ölümünün Aziz Barnabas olayı hakkında yazdığı makalelerle ilgisi
olduğu yönündeki görüꢀlerini açıklamıꢀtır. Baꢀvuran, Sivil Savunma Örgütü baꢀkanı Galip
Mendi’nin sözkonusu makalelerden rahatsız olduğunu ve Yenidüzen Gazetesi’ni arayarak eꢀi
hakkında tehditlerde bulunduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, cinayetin Sivil Savunma Örgütü
yönetimince düzenlendiğini ve örgüt baꢀkanının sorumlu olduğunu ileri sürmektedir.
Sözkonusu ꢀüphelerini, Aktüel ile yaptığı röportajında da dile getirmiꢀtir. Özdamar ve
Öztümen de sözkonusu iddialardan haberdardır. Ancak, iddiaları destekleyecek en ufak bir
delil bulunamamaktadır. Bu nedenle, Sivil Savunma Örgütü baꢀkanı ya da mensuplarının
ifadeleri alınmamıꢀtır. Mendi’nin ifadesinin alınması ayrıca yurt dıꢀında olduğu için mümkün
olmamıꢀtır. Mendi, 2001 senesinde güvenlik güçleri komutanı olarak dönmüꢀtür.
121. Baꢀvuran cinayet gecesi, oturduğu sokak olan Ardıç Sokak’taki sokak
lambalarının, Sivil Savunma Örgütü trafo merkezince söndürüldüğünü ileri sürmüꢀtür. Konu
incelenmiꢀ ve alınan ifadelerden sözkonusu gece ıꢀıkların yanmakta olduğu anlaꢀılmıꢀtır.
Sokak lambasının enerjisini farklı bir trafo merkezinden aldığı da saptanmıꢀtır.
122. Soyalan’a verdiği ifadesinde baꢀvuran ayrıca Adalı’nın ölümünün siyasi bir
cinayet olduğu kanısında olan Ahmet Cavit An’dan da bahsetmiꢀtir. Soyalan, An’ı bir kez
evinde, bir kez de çalıꢀtığı klinikte görmeye gitmiꢀtir. An, cinayetle ilgisi bulunduğu iddia
edilen gizli birimler hususunda faydalı bir bilgi verememiꢀtir.
123. Tanık, baꢀvurana eꢀinin cesedini görme izni verilmediğini duymamıꢀtır.
Gazetelere verdiği eleꢀtiri niteliğinde röportajlardan dolayı baꢀvurana, otopsi raporu ve
balistik raporun bir nüshasını vermemesine dair bir emir almamıꢀtır. Sözkonusu dokümanların
nüshalarının alınabilmesi için Baꢀsavcı’nın izni gerekmektedir.
124. Tanık, Altay Sayıl’dan iki ifade almıꢀtır. Öncelikle kendisine Sayıl’ın, Adalı’nın
yakın arkadaꢀı olduğu söylendiği için görüꢀmüꢀtür. Ancak müteakiben gazetelerde çıkan
makaleler ıꢀığında Sayıl’ın ifadesini daha derinlemesine alma ihtiyacı hissetmiꢀtir. Sayıl,
cinayetten üç gün sonra baꢀvuranın evinde düzenlenen mevlide katılmıꢀtır. Baꢀvuranın
kendisi aleyhinde bulunduğu iddialar nedeniyle daha sonra evine gitmemiꢀtir.
125. Adalı’yı öldürmek için kullanılan silah, teꢀhis edilememiꢀtir. Olay mahallinde, 9
mm.lik bir ateꢀli silahla atıldığı tespit edilen bir miktar boꢀ fiꢀek bulunmuꢀtur ancak, silahın
markası tespit edilememiꢀtir. Türkiye ve “KKTC”de mermilerin, yetkililerce bilinen tanınan
bir silahtan atılıp atılmadığına iliꢀkin balistik testler yapılmıꢀtır ancak bir sonuç alınamamıꢀtır.
Sözkonusu testler, “KKTC” arꢀivlerinde, Orhan Ceylan’ait silahlar gibi, kiꢀiler adına kayıtlı
silahlara iliꢀkin bulundurulan örnek fiꢀeklerin karꢀılaꢀtırılması ꢀeklindedir.
126. Boꢀ fiꢀeklerin ikisi, Türkiye’de arꢀivlerde saklanmaktadır. Bu nedenle tanık, Türk
yetkili makamlarının, sözkonusu fiꢀeklerin 1996 senesi Kasım ayında Susurluk’ta Abdullah
Çatlı’nın öldüğü arabada bulunan Uzi marka bir silahtan atılıp atılmadığını araꢀtırmıꢀ
olduklarını düꢀünmüꢀtür. Kendisine hiçbir sonuç bildirilmemiꢀtir. Soruꢀturma sonucu, ilgili
tarihte Çatlı’nın kullanmıꢀ olduğu isimlerin hiçbiri altında “KKTC”ye girmiꢀ olduğuna dair
kayıt bulunmadığı için olayın gerçekleꢀtiği tarihte “KKTC”de olmadığı anlaꢀılmıꢀtır. 1994
senesi Haziran ayında ve 1996 senesi Nisan/Mayıs aylarında Kıbrıs’ı Mehmet Özbay adı
altında ziyaret etmiꢀtir. Göçmenlik bürosunun tuttuğu giriꢀ kayıtları olmaksızın “KKTC”ye
girmek mümkün değildi.
127. Baꢀvuran, tanığa ya da herhangi bir polis memuruna, kim olduğunu bilmediği bir
kadından, Demirci ve ilk adı Orhan olan bir kiꢀinin cinayete dahil olduğuna iliꢀkin bir telefon
aldığını bildirmemiꢀtir. Ancak kazadan bir süre sonra, kimliği tespit edilemeyen bir kadın, o
zamanlar adli ꢀube müdürü olan Özkum’u aramıꢀ ve Hüseyin Demirci’nin adını vermiꢀtir.
Özkum kendisine verilen adı, Özdamar’a bildirmiꢀ ve Özdamar, Demirci’nin ifadesini
almıꢀtır.
128. Olay akꢀamı Demirci, o zamanlar Gemikonağı’nda polis ꢀefi yardımcısı olan
Mustafa Asilhan’la akꢀam yemeği yemiꢀtir. Sözkonusu tarihte Asilhan’ın ifadesi alınmasa da
Özdamar, konu hakkında Asılhan’la görüꢀmüꢀ ve Asılhan, polis memuru Muharrem Göç’ün
iki adamın akꢀam yemeği yediğini gördüğünü söylemiꢀtir. Göç müteakiben bunu, Özdamar’a
verdiği ifadesinde doğrulamıꢀtır. Asılhan ayrıca, 2002 senesinde ifadesi alındığı zaman, 6
Temmuz 1996 tarihinde Demirci ile akꢀam yemeği yediğini doğrulamıꢀtır.
129. Bu tür bir suikast, hazırlık gerektireceği için tanık, Demirci’nin restoranı
terkettikten sonra cinayette yer aldığına ihtimal vermemiꢀtir. Demirci, Asılhan’ı bıraktıktan
sonra direk eve gittiğini söylemiꢀtir – ve Özdamar, Demirci’nin doğruyu söylediğine inandığı
için konu, daha fazla incelenmemiꢀtir.
130. Tanığa göre, Demirci’nin – serbest çalıꢀan bir hırdavatçı – polisle ya da güvenlik
güçleri ile bir bağlantısı yoktur. Cinayet suçundan beraat ettiğine dair bir iddia olması
nedeniyle tanık, Demirci’nin sabıka kaydı olup olmadığını kontrol etmiꢀtir ancak, o zamana
kadar cezayı gerektiren herhangi bir suç iꢀlediğine iliꢀkin bir bilgi yoktur.
131. Tanık ayrıca baꢀvuranın, AĐHM’ye sunduğu iddiasında belirttiği gibi Demirci’nin
yanıklar içerisinde hastaneye götürülüp götürülmediğini de araꢀtırmıꢀtır. Demirci’nin 1997
senesi ꢁubat ayında, kaburgalarının kırılması nedeniyle hastanede üç gün geçirdiğini
saptamıꢀtır. Demirci, hastanede kaldığı tarih, Adalı’nın öldürüldüğü tarih ile çakıꢀmadığı için
bu hususta sorgulanmamıꢀtır. Baꢀvuranın iddia ettiği gerçeklemiꢀ olsaydı – yani Demirci,
hastanede “Kutlu Adalı’yı öldürdüm” diyerek ateꢀ açmıꢀ olsaydı – bu durum, polise
bildirilirdi.
132. Polise verilen bilgi, yalnızca Demirci hakkındaydı ve Orhan Ceylan’dan
bahsedilmiyordu. Ancak basında, Ceylan’ın cinayeti Demirci ile birlikte iꢀlediğine iliꢀkin bir
ifade bulunmaktaydı. Cinayet akꢀamı, Demirci’nin nerde olduğu ve bu nedenle, sözkonusu
gece Demirci’nin Ceylan’la görüꢀmüꢀ olmasının mümkün olmadığı bilindiği için Demirci, bu
hususta sorgulanmamıꢀtır.
133. Tanık yalnızca adı, AĐHM’ye sunulan baꢀvuruda geçtiği için Ceylan’ın ifadesini
almıꢀtır – cinayete karıꢀtığına dair hiçbir delil ya da gösterge bulunmamaktadır.
134. Tanık, 21 Ekim 2002 tarihinde yine ismi, AĐHM’ye sunulan baꢀvuruda geçtiği
için Ziya Kasapoğlu’nun ifadesini almıꢀtır. Bundan önce Soyalan, Kasapoğlu’nun olaya
iliꢀkin bilgisi olabileceğini düꢀünmemiꢀtir: Kasapoğlu’nun dükkanı, olay mahallinden oldukça
uzakta bulunan ꢁehit Ecvet Yusuf Sokağı’ndadır. Kasapoğlu, Adalı’nın, daha önce de ara sıra
yaptığı gibi, kuruyemiꢀ almak için 23.00 sularında dükkanına geldiğini söylemiꢀtir.
Kasapoğlu, Adalı’nın öldürüldüğünü haber vermek için baꢀvuranın ailesinden kimseyi
aramadığını belirtmiꢀtir. Tanık, Kasapoğlu’nun aradığı iddia edilen kiꢀinin kimliğini
bilmediği için sözkonusu iddianın doğruluğunu kontrol edememiꢀtir. Tanık, baꢀvurana göre,
Kasapoğlu’nun yengesinin babasını aradığının kendisine bildirilip bildirilmediğini
hatırlayamamıꢀtır. Kasapoğlu ayrıca, baꢀvuranın kendisini aramadığını belirtmiꢀtir.
135. Sorumlu Hükümet Ajanı, Profesör Necatigil, Soyalan’ın baꢀvuranın AĐHM’ye
sunduğu iddialar hususunda soruꢀturma açmasını istemiꢀtir. Tanık bu hususta kesin emirler
almamıꢀ ancak kendisine, baꢀvuranın iddialarını kapsayan bir doküman gönderilmiꢀtir.
136. Bir grup insanın ifadesini almasının yanında baꢀvuran, kıyaslama yapabilmek
için bir Murat, bir ꢁahin ve bir Fiat marka arabanın resimlerini çekmiꢀtir. Ayrıca baꢀvuranın,
Demirci’nin gökmavisi arabasının, siyaha boyanmıꢀ olduğuna iliꢀkin iddiasını soruꢀturmuꢀtur.
Arabanın renginin, orijinal rengi olan mavi olduğu tespit edilmiꢀtir.
3. Mehmet Özdamar
137. Tanık, 1953 doğumludur. Güzelyurt’ta polis ꢀefidir. Olayın gerçekleꢀtiği tarihte
Lefkoꢀa’daki polis karakolunun adli ꢀube müdürüdür. Adalı’nın öldürülmesine iliꢀkin
soruꢀturmayı yürütmüꢀtür. Ahmet Soyalan ve Refik Öztümen’in amiridir. Santral tarafından
olaydan haberdar edilmiꢀ ve on ile on beꢀ dakika içerisinde olay mahalline ulaꢀmıꢀtır.
Soruꢀturma yürütmeye iliꢀkin prosedüre göre, olay yerine giden kiꢀi hiçbir ꢀeye dokunmamalı
ve yetkililer gelene dek güvenlik önlemleri almalıdır. Bir ceset vardır ve konumu, amirler
tarafından tespit edilmelidir. Olay mahalline ulaꢀtığında Refik Öztümen ve Yusuf Özkum
oradadır. Yetkililer, boꢀ fiꢀekleri iꢀaretlemiꢀ ve numaralandırmıꢀ ve yetki sahibi olmayan
kiꢀilerin girmesini engellemek için bölgeyi kordon altına almıꢀlardır. Olay mahallinin taslağı
çizilmiꢀ ve yakınlarda bulunan kiꢀilerin ifadelerini almak için bir takım oluꢀturulmuꢀtur.
138. Tanık, olaydan üç ya da dört saat sonra, ölen kiꢀinin yakını ve mahalle muhtarı
Refik Öztümen’le Adalı’nın evine girmiꢀtir. Kapı açıktır ve TV çalıꢀmaktadır. Olayın nedeni
olabilecek bir doküman ya da öğe aramıꢀlardır. Hiçbir eꢀyanın yerini değiꢀtirmemiꢀlerdir.
Adalı’nın çalıꢀma odası dağınıktı ve kutulara dizilmiꢀ veya yığılmıꢀ olan çok sayıda kitap
vardı. Refik Öztümen, tanığa, içeride kimsenin olup olmadığını kontrol etmek için çok kısa
bir süreliğine eve girmiꢀ olduğunu söylemiꢀtir.
139. Tanık, olay evde değil sokakta gerçekleꢀmiꢀ olduğu için, parmak izi aramanın
gerekli olduğunu düꢀünmemiꢀtir. Öldürülen kiꢀinin kapı komꢀusu Ali Rıza Kırçay tarafından
verilen ifadelere göre, öldürülen kiꢀi, terasta tek baꢀına oturuyor ve televizyon izliyordu.
Tanık, son ifadeye dayanarak, Adalı’nın terasta bazı diğer kiꢀilerle oturmuꢀ olma ihtimalini
çıkarmıꢀtır. Tanık, kendisine gösterilen bir fotoğrafta bir bardak, bir ꢀiꢀe ve bir küllük teꢀhis
etmiꢀtir. Kuruyemiꢀ, özellikle kabak çekirdeği, yerken kabukları küllüğe atmanın adet
olduğunu ve birisinin yazın sıcak bir gecede balkonda oturması ve su içmesinin normal
olduğunu belirtmiꢀtir.
140. Tanığın ölmüꢀ olan kiꢀiyle göz aꢀinalığı vardı ve onu muhalif bir gazetedeki
yazılarından tanıyordu. Cinayeti araꢀtırırken, ister siyasi bir suç olsun ister Adalı’nın gazeteci
olarak faaliyetleriyle iliꢀkili olsun, olayın bütün yönleri değerlendirilmiꢀtir. Ancak, bu
sonuçlardan herhangi birine götürecek kadar önemli deliller yoktur. Tanığa, baꢀvuranın, Sivil
Savunma Teꢀkilatı Baꢀkanı’nın, Aziz Barnabas olayına iliꢀkin bir yazıdan dolayı gazeteye
karꢀı veya ꢀahsen Adalı’ya karꢀı tehditlerde bulunmuꢀ olduğu iddiası bildirilmiꢀtir. Baꢀvuran
kimsenin ismini veremediği ve olayın olduğu zamanda ve sonrasında bir süreliğine devamlı
olarak benzer tutarsız iddialarda bulunmuꢀ olduğu için, soruꢀturma makamları, bu iddiayı
doğrulamamıꢀlardır. Bunların ciddi olduğunu düꢀünmemiꢀlerdir. Onun tutarsız iddialarına
örnek olarak, tanık, baꢀvuranın, Altay Sayıl’ı, eꢀinin evlerini her gün ziyaret eden yakın bir
dostu olarak tarif etmiꢀ olduğuna ve sonra, yetkililere Sayıl’ın cinayetle iliꢀkisinden
ꢀüphelendiğinden ꢀikayette bulunmuꢀ olduğuna atıfta bulunmuꢀtur.
141. Hüseyin Demirci isimli bir kiꢀinin ve Albay Orhan olarak adlandırılan baꢀka bir
kiꢀinin cinayetle iliꢀkisi olduğunu iddia eden isimsiz bir telefonun gelmesine müteakiben,
soruꢀturma makamları, Demirci’yi bulmuꢀ ve onun iddialara iliꢀkin ifadelerini almıꢀtır.
Demirci’nin olay gecesinde Lefkoꢀa dıꢀında bulunduğu tespit edilmiꢀtir. Polis Müdürü 1.
Yardımcısı olan Mustafa Asilhan ve bir polis müfettiꢀi olan Muharrem Göç ile birlikte
Güzelyurt bölgesinde bir akꢀam yemeğindedir. Asilhan, tanığa, Demirci ile birlikte yemeğe
çıkmıꢀ olduğunu doğrulamıꢀtır. Göç’ün de ifadesi alınmıꢀtır. Đsimsiz arayan, kimliği tespit
edilemeyen bir bayandır. Tanık, baꢀvurana, isimsiz arayanın, polise sıkça böyle iddialarda
bulunan deli bir kadın olduğunu söylemiꢀ olduğunu reddetmiꢀtir.
142. Tanık, Altay Sayıl’ı, polis akademisine yazılmıꢀ oldukları ve aynı derse girdikleri
zamandan tanımaktadır. Ancak, baꢀvurana, Sayıl’ın çok iyi bir insan olduğunu ve onun
öldürme ile hiçbir ilgisi olmadığını söylemiꢀ olduğunu reddetmiꢀtir. Baꢀvuranla Sayıl
hakkında hiçbir zaman konuꢀmamıꢀtır. Tanık, hiçbir zaman, baꢀvurandan, Kutlu Adalı’yla
ilgili bir ifade almamıꢀtır ve baꢀvuran hiçbir zaman, ona, böyle bir ifadenin kopyasını temin
etmek için yaklaꢀmamıꢀtır. Tanık, ayrıca, baꢀvuranın, güvenlik kuvvetleri komutanının, Altay
Sayıl tarafından temin edilen belgelere dayanarak Adalı tarafından yazılan yazılar nedeniyle
görevinden alınmıꢀ olduğu iddiasının aksine, herhangi bir güvenlik komutanının herhangi bir
sebeple iꢀten çıkarılmamıꢀ veya görevinden ayrılmak zorunda bırakılmamıꢀ olduğunu
vurgulamıꢀtır.
143. O zaman Polis Müdürü olan Yusuf Özkum’a Demirci hakkında yapılan uyarıya
iliꢀkin olarak, tanık, ismini vermemiꢀ ve kimliğinin saklı kalmasını istemiꢀ olduğu için,
arayan bayanı soruꢀturma imkanlarının olmamıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
144. 8 Temmuz 1996 tarihinde, Hükümet yanlısı Kıbrıs gazetesi, faꢀist bir grup olan
Türk Đntikam Tugayı’ndan, cinayetin sorumluluğunu üstlendiğine dair bir açıklama geldiği
haberini yazmıꢀtır. KKTC’de böyle bir örgüt var olmadığı ve soruꢀturma makamları bu
iddianın karıꢀıklığa sebep amacıyla taktik olarak yapılmıꢀ olduğunu değerlendirdiği için, bu
iddiaya yönelik hiçbir soruꢀturma yürütülmemiꢀtir.
145. Baꢀvuran, hiçbir zaman, tanıktan, kendisine otopsi raporunun bir örneğini temin
etmesini talep etmemiꢀtir. Zaten, soruꢀturma dosyasında yer alan belgeler gizlidir. Baꢀsavcılık
ile birlikte sadece tahkikat memuru ve onun amirlerinin giriꢀ izni olabilir. Tanık, 15 Ekim tarihinden itibaren yapılan müteakip soruꢀturmada yer almamıꢀtır.
4. Refik Öztümen
146. Tanık 1953 doğumludur. ꢁu anda “KKTC” Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bağlı
adli ꢀubede çalıꢀmaktadır. Olay sırasında, Lefkoꢀa Polis Müdürlüğü’ne bağlı Yeniꢀehir Polis
Karakolu’nun komiseridir.
147. Tanığın sözkonusu olaydan saat 23:40’da karakolda haberi olmuꢀtur. Karakolda
görevli komiser yardımcısını bir ekiple birlikte olay yerine göndermiꢀtir. Ayrıca, yerel
hastaneden bir doktorun olay yerine gönderilmesini talep etmiꢀtir. Onların gidiꢀlerine
müteakiben, bir polis memuru ile birlikte o da suç mahalline gitmiꢀtir. Oraya 23:45’de
varmıꢀtır. Eybil Efendi daha sonra gelmiꢀtir. Ölü kiꢀinin, Ardıç Caddesi’ndeki evinin
kapısının 55 metre uzağında yerde yattığını görmüꢀtür. Ölüyü kontrol etmiꢀ ve nabzına
bakmıꢀtır. Daha sonra, “Đçeride kimse var mı?” diye seslenmiꢀtir. Kapı açıktır ve televizyon
çalıꢀmaktadır. Evde kimse yoktur. Dıꢀarıda bekleyen komꢀudan ailesinin yurtdıꢀında
olduğunu öğrenmiꢀtir. Tanık, yaklaꢀık 03:00 veya 03:30 sıralarında, Muhtar, Yusuf Özkum,
Mehmet Özdamar ve öldürülen kiꢀinin kayınbiraderi ile birlikte eve girmiꢀtir. Olaya ıꢀık
tutabilecek bir ipucu aramıꢀlardır. Çalıꢀma odası ve diğer odalara uğramıꢀlardır. Örneğin
çekmeceleri açarak, derinlemesine bir arama yürütmemiꢀlerdir. Ancak, hiçbir ꢀey
bulamamıꢀlardır. Televizyon evin giriꢀine yerleꢀtirilmiꢀti ve açıktı. Terasta bir plastik
sandalye ve bir masa vardı. Bu, Adalı’nın caddede öldürülmeden hemen önce terasta oturuyor
olduğu izlenimini veriyordu. Olayın evin dıꢀında gerçekleꢀmiꢀ olduğu gerçeği dolayısıyla
parmak izleri almayı düꢀünmemiꢀlerdir. Terasta hiçbir ꢀey, hiçbir bardak ve ꢀiꢀe veya terasta
sigara içilmiꢀ olduğunu gösteren herhangi bir iz, yoktu. Memurlar bardaklar bulmuꢀ olsalardı,
bunlarda parmak izleri aranırdı.
148. Tanık tarafından görevlendirilen memurlar, yakın çevrede ve olay yerinden daha
uzakta yaꢀayan aileleri ziyaret etmiꢀ ve isimlerini kaydetmiꢀlerdir. Olay sırasında evlerinde
bulunanlar sorgulanmıꢀtır. Memurlar, ayrıca, Pakistan kökenli Khan ailesinin evine de
gitmiꢀtir. Ailenin evde olmadığını tespit etmiꢀlerdir. Tanık, sonraki gün ve ertesi akꢀam Khan
ailesinin evlerinin zilini çalmıꢀtır, ancak iꢀe yaramamıꢀtır. Khan ailesinin komꢀusu Ali Rıza
Bey (Kırçay), tanığa, onların evde olmadığını söylemiꢀtir. Polis memurları, baꢀvuran
yurtdıꢀından dönene kadar onun evinde nöbet tutmuꢀlardır.
149. Baꢀvuran ve görevli memurlar, olay yerinde bulunan fiꢀekler haricinde,
saldırganlar tarafından bırakılmıꢀ olabilen herhangi bir ꢀey bulmak amacıyla bütün cadde
boyunca arama yürütmüꢀlerdir. Ancak, hiçbir ꢀey bulamamıꢀlardır. Olay yerinde bulunan
fiꢀekler, ilk olarak “KKTC”dekilerle karꢀılıklı incelenmiꢀ ve hiçbir eꢀleꢀtirme
bulunamamıꢀtır. Daha sonra, Ankara’da bir adli tıp laboratuarına gönderilmiꢀlerdir. Ancak,
onları atmıꢀ olabilecek silah hakkında kesin bir sonuç alınmamıꢀtır. Ölümünü müteakiben
Abdullah Çatlı’da bulunan silah da adli teste tabi tutulmuꢀtur. Sonuç negatiftir.
150. Baꢀvuranın iddiasına yanıt olarak, tanık, baꢀvuranın akrabası olduğunu
reddetmiꢀtir. Ancak, yakın akrabasının baꢀvuranın yengesi ile evlenmiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
Tanık, sözkonusu olayın öncesinde, hiçbir zaman baꢀvuranla tanıꢀmamıꢀ veya konuꢀmamıꢀtır.
Bu bağlamda, baꢀvuranın, tanığın baꢀvuranın yengesine güvenlik kuvvetlerinin ona
soruꢀturmayı etkili olarak takip etmemesi talimatını verdiğini söylemiꢀ olduğu iddiasını
reddetmiꢀtir. Tanık, ayrıca, baꢀvuranın ondan hiçbir zaman Ziya Kasapoğlu’nun ifadesini
almasını talep etmemiꢀ olduğunu vurgulamıꢀtır. Tanık, ayrıca, baꢀvuranla yengesinin evinde
buluꢀmak istemiꢀ olduğu ꢀeklindeki baꢀvuranın iddiasını reddetmiꢀtir. Baꢀvuranla, kocasının
ölümünden sonra, onun evinde en az on kez buluꢀmuꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Ayrıca,
baꢀvuranla, hasarlı lastik olayı ve aynı zamanda diğer problemler ile ilgili olarak
konuꢀmuꢀtur.
151. Ekim 2002’de yürütülen soruꢀturmayı tanık idare etmiꢀtir. 1996 yılında, Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı Đsmail Koçman’dır. Aynı yılın Ağustos ayında, yerine Hasan Peker
Günal geçmiꢀtir. Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın iꢀlevine yönelik bir soruꢀturma yürütülmemiꢀtir
zira yetkililere onun sorumluluğu ile ilgili bir iddia iletilmemiꢀtir. Ancak, Milli Eğitim
Bakanlığı Aziz Barnabas olayını soruꢀturmuꢀ ve Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın bir uygulama
yürütmüꢀ olduğu sonucuna varmıꢀtır.
152. Baꢀvuran, konuꢀmaları ve buluꢀmaları sırasında, hiçbir zaman Orhan Ceylan’a
iliꢀkin bir iddiada bulunmamıꢀtır. Gemikonağı ve Lefkoꢀa arasındaki mesafe yaklaꢀık 55-60
kilometre, baꢀka bir deyiꢀle yaklaꢀık bir saatlik mesafedir.
5. Hasan Peker Günal
153. Tanık 1948 doğumludur. ꢁu anda emekli bir Tümgeneraldir. Temmuz 1996’da,
Türkiye’nin güney-doğu Anadolu bölgesinde Komando Tugay Komutanı’ydı. 19 Ağustos ve 15 Ağustos 1998 tarihleri arasında, “KKTC” Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak
görev yapmıꢀtır. Adaya geliꢀine müteakiben, tanık, basındaki yazılar yoluyla Adalı cinayetini
öğrenmiꢀtir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Adalı cinayetiyle iliꢀkili olduğu iddiaları karꢀısında,
Polis Genel Müdürlüğü’nden kendisini sözkonusu olay hakkında bilgilendirmesini istemiꢀtir. yılı Ağustos sonu veya Eylül baꢀı, Atilla Sav ve beraberindeki heyet, Adalı cinayeti ve
Polis Müdürlüğü’ndeki soruꢀturmanın son hali hakkında tanığı bilgilendirmiꢀtir. Tanık,
“KKTC” Anayasası’na göre, idari alanda, polisin Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın yetkisi
altında olduğunu ve yargı alanında, Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nın denetimi altında görev
yaptığını belirtmiꢀtir. Güvenlik Kuvvetleri Komutanı, Baꢀbakan’a karꢀı sorumludur.
154. Baꢀvuran, tanığa, soruꢀturmanın yürütülmesi hakkında ꢀikayet eden bir mektup
yazmıꢀtır. Tanık, ona, irtibat polis memuru aracılığıyla, yargı iꢀine müdahale edemeyeceğini,
ancak, o isterse, onunla görüꢀebileceğini söylemiꢀtir. Baꢀvuran kabul etmiꢀ ve 12 Aralık 1996
tarihinde, Polis Genel Müdürü Atilla Sav’ın makamında bir toplantı yapılmıꢀtır. Toplantıda,
Atilla Sav, baꢀvuran, baꢀvuranın kızı, tanık ve soruꢀturmayla ilgili diğer birkaç polis memuru
vardı. Toplantıda, baꢀvurana, soruꢀturma hakkında tüm ilgili bilgiler verilmiꢀtir. Tanık,
konuꢀmalara müdahale etmemiꢀ, ancak soruꢀturmayı yürütenlerden, “KKTC” ve sözkonusu
olayla iliꢀkisi ꢀüpheli olan Güvenlik Kuvvetleri’nin onurunu kurtarabilmek için cinayetin
faillerini bulmak üzere gerekli bütün önlemleri almalarını talep etmiꢀtir. Polis memurları,
baꢀvuranın ifadelerini ve taleplerini dinlemiꢀtir. Baꢀvuran, hiçbir ꢀekilde koruma talep
etmemiꢀtir. Toplantıda, birkaç kez tehdit edilmiꢀ olduğunu ve isimsiz telefonlar aldığını
belirtmiꢀtir.
155. Tanık, baꢀvurana, onun sivil polis memurları tarafından korunmuꢀ olduğunu
söylediğini reddetmiꢀtir. Toplantıda, baꢀvuran Sivil Savunma Teꢀkilatı’na iliꢀkin bir iddiada
bulunmamıꢀtır. Tanık, toplantı odasının camından dıꢀarıdaki arabaları iꢀaret etmiꢀ olduğunu
ve baꢀvurana onların onu korumak için orada olduklarını söylemiꢀ olduğunu reddetmiꢀtir zira
toplantı odası oradan dıꢀarı bakıp bir araba görülemeyecek küçük bir ofistir. Bu toplantı gizli
bir toplantı değildir. Basında haberi yapılmıꢀtır.
156. Tanık baꢀvuranla baꢀka vesilelerle konuꢀmuꢀtur ve bir seferinde onunla rahmetli
eꢀinin askerlik hizmeti süresi haklarına iliꢀkin görüꢀmüꢀtür. Tanık, aylık koordinasyon
toplantıları sırasında soruꢀturmadaki geliꢀmeler hakkında bilgilenmeye devam etmiꢀtir. Polis
kuvvetine, en ufak bir ꢀüpheyi bile araꢀtırmalarını söylemiꢀtir. Ayrıca, silahlı kuvvetler veya
silahlı kuvvetlerin herhangi bir mensubuna iliꢀkin herhangi bir ꢀeyi soruꢀturmak isterlerse
sözkonusu kiꢀi en yüksek rütbeli subay olsa dahi hiçbir ꢀekilde engel olmayacağını onlara
belirtmiꢀtir. Ancak, Güvenlik Kuvvetleri’nin herhangi bir mensubunun konuyla iliꢀkili
olduğuna dair en ufak bir belirti yoktur. Tanığa göre, cinayetin ardında siyasi bir neden
yoktur.
157. Tanık, Albay Orhan Ceylan hakkında hiçbir iddia duymamıꢀtır. Onun görüꢀüne
göre, Orhan Ceylan, emekli bir albay veya o zaman Güvenlik Kuvvetleri’nde idari mevkide
çalıꢀan bir yarbay olabilirdi. “KKTC”de görev süresi zarfında, komutasındaki hiçbir kiꢀi
soruꢀturmaya tabi tutulmamıꢀtır. Tanık, Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın Güvenli Kuvvetleri’nin
yetkisi altında bir birim olmadığını ancak Baꢀbakan’a karꢀı sorumlu olduğunu kaydetmiꢀtir.
6. Atilla Sav
158. 1938 doğumlu olan tanık, 4 Mayıs 1998 tarihinde emekliye ayrılan eski Polis
Genel Müdürüdür. Temmuz 1996’da, “KKTC” Polis Genel Müdürü’dür.
159. Adalı cinayetini bir niꢀan davetindeyken öğrenmiꢀtir. Olay yerine, Adalı’nın
öldürülmesinden yaklaꢀık bir buçuk saat sonra varmıꢀtır. Polis zaten evi güvenlik altına almıꢀ
ve halkın girmesini engellemiꢀtir. Tanık, suç mahallinde yarım saat kalmıꢀtır. Diğer
memurlarla birlikte Adalı ailesinin evine girmiꢀ ve sıra dıꢀı hiçbir ꢀey fark etmemiꢀtir.
Adalı’yı adından tanıyordur. Onu daha önce görmemiꢀtir. Ancak, Adalı’nın Yenidüzen’de
Hükümet’i eleꢀtirici yazılar yazan bir gazeteci olduğunu biliyordur. Soruꢀturmadaki
geliꢀmeler hakkında memurlar tarafından düzenli olarak bilgilendirilmiꢀtir
160. 12 Aralık 1996 tarihinde, tanığın makamında, baꢀvuran, baꢀvuranın kızı, Hasan
Peker Günal ve dönemin Adli Polis Müdürü Mehmet Özdamar ile bir toplantı düzenlenmiꢀtir.
Toplantı baꢀvuranın talebi üzerine düzenlenmiꢀtir. Baꢀvuran, sözkonusu olay hakkında
katılımcılara ilgili tüm bilgileri vermiꢀ ve isimsiz telefonlar almıꢀ olduğundan ve bu isimsiz
telefonlarda tehdit edilmiꢀ olduğundan ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ona hattını dinlettirmek için
Telekomünikasyon Kurumu’na baꢀvurması tavsiye edilmiꢀtir. Baꢀvuran, Hüseyin Demirci
hakkında ꢀüphesini ileri sürmüꢀtür ve baꢀvurana, Hüseyin Demirci’nin polis tarafından
ifadelerinin alınmıꢀ olduğu söylenmiꢀtir.
161. Tanık, Ziya Kasapoğlu’nu 1956 yılından beri tanımıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
ꢁimdi emekliye ayrılmıꢀ bir polis memuru olarak Altay Sayıl’ı da tanıyordur. Sayıl ve
Kasapoğlu’nun isimlerinin toplantıda geçip geçmemiꢀ olduğunu hatırlamıyordu. Ayrıca,
baꢀvuranın, Albay Orhan Ceylan veya Sivil Savunma Teꢀkilatı hakkındaki iddialarını
bilmiyor veya hatırlamıyordu. Tanık, baꢀvuranın toplantıdaki ifadeleri veya iddialarına iliꢀkin
kayıt tutulup tutulmamıꢀ olduğunu hatırlamıyordu.
162. Tanığın herhangi bir ꢀekilde soruꢀturmaya müdahale etmesine gerek yoktu, zira
bir kusur yoktu. Soruꢀturma normal seyrine göre yürütülüyordu. Baꢀvuran, tanığa, Sivil
Savunma Teꢀkilatı’nın eꢀinin öldürülmesiyle ilgisine iliꢀkin ꢀüphesinden bahsetmemiꢀtir.
Tanık, soruꢀturma sonuçlanmadan Adalı cinayetini siyasi nedenli olarak nitelemenin
uygunsuz olacağını belirtmiꢀtir. Tanık, ayrıca, polisin soruꢀturmayı tamamladığı zaman
dosyaların soruꢀturmayı denetleyen Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na verilmiꢀ olduğunu
kaydetmiꢀtir. Adalı’nın gözlüğünün dul eꢀine teslim edilmesine iliꢀkin soru hakkında, tanık,
sadece delillerin bir parçası olarak değerlendirilen eꢀyaların tutulmuꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
Tanık, Adalı’nın gözlüklerinin soruꢀturma açısından ilgisiz olarak değerlendirilebileceğini
ifade etmiꢀtir. Tanık, 12 Aralık 1996 tarihinde makamında gerçekleꢀen toplantıda, Güvenlik
Kuvvetleri Komutanı’nın binanın dıꢀındaki arabalara iꢀaret ederek baꢀvurana bunların onu
koruduğunu söylememiꢀ olduğunu vurgulamıꢀtır. Makamın, araba park yerine bakan bir
penceresinin olmadığını kaydetmiꢀtir.
7. Galip Mendi
163. 1951 doğumlu olan tanık, ꢀu anda Genelkurmay Harekat Baꢀkanıdır. Ağustos ve Temmuz 1996 tarihleri arasında Sivil Savunma Teꢀkilatı Baꢀkanı’dır. 2000 ve 2002
yılları arasında KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olarak görev yapmıꢀtır.
164. KKTC kanunlarına göre, Türk vatandaꢀı olmak koꢀuluyla sivil veya asker
herhangi bir kiꢀi Sivil Savunma Teꢀkilatı Baꢀkanı olabilir. Bu görevin uzmanlık gerektirdiği
ve “KKTC” nin yeni kurulmuꢀ bir Devlet olduğu gerçekleri düꢀünüldüğünde, Sivil Savunma
Teꢀkilatı baꢀkanları Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları arasından atanır.
165. Sivil Savunma Teꢀkilatı, savaꢀ zamanında veya seller ve depremler gibi doğal
felaketler durumunda sivil nüfusun hayatı ve mülkiyeti ile birlikte kurumları ve teꢀkilatları
koruyan insani bir kurtarma teꢀkilatıdır. Teꢀkilatın herhangi bir askeri iꢀlevi yoktur. Teꢀkilatın
memurları üniforma giymemekte ve silah taꢀımamaktadırlar. Ancak, bazı kurtarma
operasyonlarında, yangın ve sel durumlarında, özel giysi giyerler. Silahlı Kuvvetler ve Sivil
Savunma Teꢀkilatı arasında teꢀkilata ait bir bağ yoktur, Sivil Savunma Teꢀkilatı doğrudan
Baꢀbakanlığın yetkisi altındadır. Ancak, sel, yangın veya savaꢀ gibi bazı durumlarda, Sivil
Savunma Teꢀkilatı görevini yerine getirirken askeriye ile iꢀbirliği yapar. Sivil Savunma
Teꢀkilatı, baꢀvuranın iddia ettiği gibi gizli bir teꢀkilat veya istihbarat teꢀkilatı değildir.
166. Tanık, Adalı’yı ꢀahsen tanımıyordu. Adalı’nın Yenidüzen gazetesinde yayınlanan
yazılarını okurdu. Ayrıca, baꢀvuranın sivil savunma ordusunda çalıꢀmıꢀ olduğunu biliyordu.
Baꢀvuran Girne Halk Ordusu’nda da görev yapmıꢀtır. Sivil nüfus felaket durumlarında
yetkililere yardımcı olmuꢀtur. Bu sivil hizmet için yaꢀ tahdidi kadınlar için elli ve erkekler
için altmıꢀtır. Bay ve Bayan Adalı’ya da hizmetleri için Girne’de düzenlenen bir seremonide
sertifika verilmiꢀtir. Bu, tanığın onlarla görüꢀmüꢀ olduğu tek vesiledir. Tanık, ayrıca,
Adalı’nın 1978 ve 1980 yılları arasında Sivil Savunma Komitesi’nde Kültür Bakanlığı’nı
temsil etmiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
167. Tanık, Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın Adalı’nın ölümüyle ilgisi olabileceğini
reddetmiꢀtir. Ayrıca, sözkonusu olaya yönelik soruꢀturmada yer almamıꢀ olduğunu ve bunun
olay hakkında ilk sorgulanıꢀı olduğunu kaydetmiꢀtir. Tanık, Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın
Adalı cinayeti ile ilgili olduğu iddialarının farkındaydı. Ancak, ne onun ne de Sivil Savunma
Teꢀkilatının Adalı ile bir problemi vardı. Ayrıca, ona karꢀı kin beslemiyordu, zira onu
tanımıyordu. Đddiaların bütünüyle temelsiz olduğunu değerlendirdiği için teꢀkilat içinde
soruꢀturma yürütmeyi gerekli bulmamıꢀtır.
168. Tanığın görev süresi olaydan bir ay sonra bitmiꢀtir ve tanık adadan Ağustos
1996’da ayrılmıꢀtır. Türkiye’ye dönüꢀünün üzerine, üstlerine, ne kendisinin ne de Sivil
Savunma Teꢀkilatı’ndan herhangi baꢀka bir kiꢀinin cinayetle ilgisi olmuꢀ olduğunu rapor
etmiꢀtir.
169. Tanık, Aziz Barnabas olayının hiçbir ꢀekilde Sivil Savunma Teꢀkilatı ile
bağlantılı olmadığını iddia etmiꢀtir. O dönemde Barıꢀ Kuvvetleri Komutanlığı tarafından
yürütülen operasyon teröristlere karꢀı bir operasyondur. Bu nedenle, Sivil Savunma
Teꢀkilatı’nın Aziz Barnabas olayı ile iliꢀkili olduğu iddiaları doğru değildir. Tanık, bu
iddiaların, teꢀkilatının, PKK’ya karꢀı yürütülen bir operasyon için resmi üniformalı Barıꢀ
Kuvvetleri’ne sivil bir araba tahsis etmiꢀ olduğu gerçeğinden kaynaklandığını belirtmiꢀtir.
Arabanın tahsis edilmesi haricinde, Sivil Savunma Teꢀkilatı, Aziz Barnabas olayı ile
bağlantılı hiçbir geliꢀmeye müdahale etmemiꢀtir.
170. Aziz Barnabas olayı ve Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın iliꢀkisi olduğu iddiası
hakkında birçok gazete makalesi vardı. Bu makalelerden bazıları Yenidüzen’de Adalı
tarafından yazılmıꢀtı. Tanık, hiçbir gazeteden bu iddiaları yalanlamasını talep etmemiꢀtir,
ancak Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın basın dairesindeki çalıꢀma arkadaꢀlarına, gazeteye telefon
açmaları ve onlara teꢀkilatın Aziz Barnabas olayı ile iliꢀkili olmadığını söylemeleri talimatını
vermiꢀtir. Çalıꢀma arkadaꢀlarından biri bu mesajı gazeteye, muhtemelen yazı iꢀleri müdürüne,
uygun bir dille iletmiꢀ ve tanığa mesajın iyi kabul gördüğünü geri bildirmiꢀtir.
171. Tanık, Hüseyin Demirci ile, yerli halktan diğer birçok kiꢀiyle tanıꢀtığı gibi, sivil
savunmanın eğitim kurslarından birinde tanıꢀmıꢀtır. Ancak, Demirci’nin kendisinin danıꢀmanı
olduğu ꢀeklindeki baꢀvuranın iddiasını reddetmiꢀtir. Ayrıca, Orhan Ceylan’ı, kahramanca
yürüttüğü hizmetlerden oluꢀan bir meslek hayatından sonra ꢀimdi emekli olan tanınmıꢀ bir
subay olarak bildiğini ifade etmiꢀtir. Ancak, onunla tanıꢀmamıꢀtır.
172. Tanık, kendisinin Adalı cinayetinden iki gün önce, yani 4 Temmuz 1996
tarihinde adayı terk etmiꢀ olduğu ꢀeklindeki baꢀvuranın iddiasını reddetmiꢀtir. Tanık, 1996
Ağustos’unun ikinci haftasında, görev süresinin bitimine müteakiben, adadan ayrılmıꢀ
olduğunu vurgulamıꢀtır. Yenidüzen’in 23 Mart 1996 tarihli baskısındaki sütununda Adalı
tarafından yapılan Aziz Barnabas olayına iliꢀkin iddialar hakkında soru sorulduğunda, tanık,
iddialara karꢀı çıkmıꢀ ve beyaz Renault Toros marka arabayı teröristlere karꢀı bir operasyon
için temin etmiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
173. Tanık, Yenidüzen editörünün tanığın gazeteye tehdit edici bir telefon açmıꢀ
olduğu derecesine varan iddialarda bulunmuꢀ olduğu Show TV’deki bir televizyon
programına tepki göstermemiꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir. Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay
Baꢀkanlığı’nın yetkisini almadan iddialara tepki vermenin mümkün olmadığını açıklamıꢀtır.
174. Afrika gazetesinde yayınlanan, Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın iliꢀkisi hakkında yazı
yazmalarının daha iyi olacağını söylediği iddia edilen bir makalede, Mustafa Asilhan’dan,
tanığın danıꢀmanı olarak bahsetmiꢀtir. Tanık, bu makale hakkında, Asilhan’ın hiçbir zaman
kendisinin danıꢀmanı olmamıꢀ olduğunu ve iddiaların doğru olmadığını vurgulamıꢀtır.
HUKUK
I. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZLARI
A. Đç hukuk yollarını tüketmeme iddiası
1. Tarafların görüꢀleri
(a) Sorumlu Hükümet
175. Hükümet, baꢀvuranın, AĐHS’nin 35 § 1. maddesindeki iç hukuk yollarını
tüketme kuralına uymamıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın, etkili, yeterli ve
onun için kolaylıkla eriꢀilebilir olan ve “KKTC” yargı sistemi içinde ꢀikayetlerini tazmin
edebilecek olan yerel hukuk yollarına müracaat etmeden, baꢀvuruda bulunmuꢀ olduğunu ileri
sürmüꢀtür.
176. Hükümet, “KKTC” Anayasası’nın, “KKTC”de etkili ve bağımsız bir yargı
sisteminin mevcut olduğunu ve Türk-Kıbrıs mahkemelerinin kiꢀi haklarının koruyucusu
olduğunu açıkça gösterdiğini iddia etmiꢀtir. Bu bağlamda, Hükümet, “KKTC” Anayasası’nın, Kıbrıs Anayasası’ndan ve “KKTC” kanunlarının parçasını oluꢀturan Avrupa Đnsan
Hakları Sözleꢀmesi’nden alınan insan hakları hükümleri içerdiğini belirtmiꢀtir. Anayasa
uyarınca, temel haklar ve özgürlükler, ancak yasayla ve yasada belirtilen amaçlar için
kısıtlanabilir. Anayasa’nın 136 ila 155. maddeleri, Yüksek Anayasa Mahkemesi’ne baꢀvurma
yoluyla mevzuatın yargı denetimini (148. madde) ve mevzuatın ve ek mevzuatın iptali için
iꢀlemlerin baꢀlatılmasını (147. madde) öngörmüꢀtür ve bununla birlikte yasaya aykırılık veya
hukuki hata ve yetkinin gereğinden fazla ve/veya kötüye kullanılması gerekçeleriyle bağımsız
mahkemelere eriꢀimi ve idari iꢀlemlerin yargı denetimini öngörmüꢀtür (152. madde).
Özellikle, 152. madde, Yüksek Đdare Mahkemesi’nin, yürütsel veya yönetsel bir yetki
kullanan herhangi bir organ, makam veya kiꢀinin bir kararının, iꢀleminin veya ihmalinin, bu
Anayasanın veya herhangi bir yasanın veya bunlara uygun olarak çıkarılan mevzuatın
kurallarına aykırı olduğu veya bunların sözkonusu organ veya makam veya kiꢀiye verilen
yetkiyi aꢀmak veya kötüye kullanmak suretiyle yapıldığı ꢀikayeti ile kendisine yapılan
baꢀvuru hakkında, kesin karar vermek münhasır yargı yetkisine sahip olduğunu öngörmüꢀtür.
177. Hükümet, bütün soruꢀturmaların polis tarafından ve bütün kovuꢀturmaların
Baꢀsavcı tarafından yürütüldüğünü kaydetmiꢀtir. Yargıçların bağımsızlık güvencelerinden
tamamen yararlanan Baꢀsavcı (158. madde), soruꢀturmaların yürütülmesinde polis
kuvvetlerinin denetleyicisi olmuꢀtur. Kıbrıs’taki cezai adalet sistemi Đngiliz “itham sistemi”ne
dayanmaktadır ve ispat ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak
kanıtlanmıꢀ olması” ölçütüdür. Hukuk davaları konusunda, “KKTC” mahkemeleri, Đngiliz
Örfi Hukuku’nun tedvini olan Müsaade Edilmeyen Fiillere Đliꢀkin Kanun hükümlerini
uygular. Bir hukuk davasında ispat ölçütü “olasılıklar dengesinden uzak olarak kanıtlanmıꢀ
olma” ölçütüdür.
178. Baꢀvuranın, eꢀinin ölümüne yönelik yeterli soruꢀturma olmamasına iliꢀkin
iddiaları hakkında, Hükümet, yukarıda belirtilen hukuk yollarına atıfta bulunarak, baꢀvuranın
Yargıtay görevi gören “KKTC” Yüksek Mahkemesi’ne kamu hizmeti yapmayı zorunlu
kılmak üzere mandamus emri için ꢀikayette bulunabileceğini belirtmiꢀtir. “KKTC”
Anayasası’nın 151 § 3. maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesi’nin, habeas corpus,
mandamus, yasak ve certiorari niteliğinde hükümler vermekte bidayet mahkemesinin kaza
hakkı vardır. Yüksek Đdare Mahkemesi’nin, sözkonusu idari makam tarafından yapılması
ihmal edilen her ꢀeyin uygulanması gerektiği kararını verme yetkisi vardır. Ayrıca, herhangi
birisi hakkında cezai kovuꢀturma baꢀlatmak için, ꢀikayetçinin iddia edilen olaylar hakkında
polise ifade vermesi gerekmektedir. Ancak, yeterli delil olmadığı takdirde, hiç kimse
suçlanamaz.
179. Bu davada, öldürülen kiꢀiye yapıldığı iddia edilen ölüm tehditleri yetkililere
bildirilmemiꢀ ve Adalı’nın ölümünün öncesinde resmi birimlerden koruma talep edilmemiꢀtir.
Bu nedenle, bu gibi tehdit iddiaları ex post facto yapılmıꢀtır. Ayrıca, polise, Sivil Savunma
Teꢀkilatı Baꢀkanı’nın, baꢀvuranın eꢀi tarafından sözde Aziz Barnabas olayına iliꢀkin yazılan
yazı dolayısıyla Yenidüzen gazetesine tehditlerde bulunmuꢀ olduğuna dair ꢀikayette
bulunulmamıꢀtır.
180. Baꢀvuranın dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale edildiği iddiası
hakkında ꢀikayetle birlikte baꢀvuranın taciz, tehdit ve ayrımcılık iddiaları hakkında, Hükümet,
baꢀvuranın polise ꢀikayette bulunmasının yanı sıra, ayrıca, kendisini taciz ettiği ve/veya
mülküne tecavüz ettiği iddia edilen insanlar hakkında yetkili bölge mahkemelerinde hukuk
davası açabilmesinin mümkün olduğunu belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, ayrıca, ꢀikayetlerine iliꢀkin
herhangi bir iꢀlem veya kararın iptali için, herhangi bir idari makam hakkında Yüksek Đdare
Mahkemesi’nde idari kovuꢀturma baꢀlatabilirdi.
181. Yukarıda belirtilenlerin karꢀısında, Hükümet, iç hukuk yollarını tüketilmediği
gerekçesiyle baꢀvurunun kabuledilmez olduğunu ileri sürmüꢀtür.
(b) Baꢁvuran
182. Baꢀvuran, Hükümet’in görüꢀlerine itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran, Hükümet’in
“KKTC” mevzuat hükümlerini uzun anlatımının teoride bağımsız kanuni sistemin varlığını
gösterebilir olduğunu, öte yandan, Hükümet’in, baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu Sözleꢀme
ihlalleri konusunda pratikte kendisi için uygun etkili iç hukuk yolları olduğunu gösterme
sorumluluğunu yerine getirmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.
183. Baꢀvuran, AĐHM’nin Kıbrıs – Türkiye kararında ([BD], no. 25781/94, § 91,
AĐHM 2001-IV), hukuk yollarının kiꢀilerin yararı için mevcut olduğu ve onlara Sözleꢀme
ihlallerini engellemekte makul baꢀarı ihtimalleri sunduğu gösterilebildiği durumda, bu gibi
hukuk yollarından yararlanılması gerektiği kararını vermiꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Mahkeme,
ayrıca, her ihlale iliꢀkin olarak sözkonusu kiꢀilerin tazminat almak için etkili hukuk
yollarından yararlanıp yararlanmamıꢀ olabileceğini inceleme kararı almıꢀtır. Özellikle, AĐHM
Kıbrıs kararında (yukarıda anılan, § 99) ꢀunları ifade etmiꢀtir:
“…Özellikle herhangi bir hukuk yolunun varlığının yalnızca teoride değil ama aynı zamanda
pratikte yeterli derecede kesin olup olmadığını ve sözkonusu kiꢀileri … sorumlu Hükümet’in iddia ettiği
ꢀekliyle … onlar için kullanılabilir olan … hukuk yollarını tüketme sorumluluğundan ibra eden özel
durumların olup olmadığını göz önünde tutacaktır.”
184. Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, hukuk yolunun teorik ve pratik açıdan etkin
bir hukuk yolu olmuꢀ olduğuna AĐHM’yi ikna etmek için ispat yükümlülüğü sorumlu
Hükümet’in üzerindedir (ibid., § 106). Bu davada olduğu gibi, sorumlu Hükümet’in sorumlu
olduğu makamların, örneğin soruꢀturmalar üstlenmeyerek ve yardım sunmayarak, Devlet
görevlilerinin zarara neden olduğu veya görevi kötüye kullanma gibi ağır iddialar karꢀısında
pasif kaldığı durumda, bu iç hukuk yolları kuralının uygulanmasını engeller (ibid.).
Baꢀvuranın görüꢀüne göre, ꢀikayetinin idari uygulama ile ilgili olduğu gerçeğine rağmen,
onun durumunda iç hukuk yolları kuralı geçerli olsaydı, ꢀu sebeplerden dolayı “KKTC”
mahkemelerine baꢀvurmuꢀ olmak zorunda değildi:
(i) Adalı, “KKTC” yönetiminin politikalarına ve uygulamalarına sert muhalefeti
sebebiyle, cinayetin siyasi nedenli olduğunu kuvvetle ima eden ꢀartlarda öldürülmüꢀtür.
(ii) Türkiye ve “KKTC” yönetimi, polisi, güvenlik kuvvetlerini ve “KKTC”deki
diğer kamu makamlarını kontrol eder. Bu nedenle, teoride, veya baꢀka ꢀekillerde, konumu ne
olursa olsun, baꢀvuranın davasındaki konuların kararında mahkemelerin pratikte bağımsız
olması olası değildi.
(iii) “KKTC” mahkemelerinin bağımsız ve koruma sağlamaya hazır olduğu farz
edilse bile, ki bu tartıꢀılır, baꢀvuran, kanuni haklarından faydalanmak üzere “KKTC”de
hukuki yardım almaya çalıꢀmıꢀ ve alamamıꢀtır.
(iv) Baꢀvuranın yinelenen taleplerine rağmen, eꢀinin cinayetinin sebeplerine
yönelik çabuk, tarafsız, tam ve etkili bir soruꢀturma yürütülmemiꢀtir. Bu ona herhangi bir
hukuk yolunun tanınmamasını ve böylece, tazminat talebi de dahil olmak üzere, diğer
muhtemel hukuk yollarına eriꢀimin tanınmamasını içermiꢀtir.
(v) Eꢀinin ölümünden bu yana, baꢀvuran, kiꢀisel emniyeti için endiꢀelenmesine
sebep veren, sürekli izleme, taciz, tehdit ve ayrıma maruz kalmıꢀtır.
(vi) Yinelenen taleplere rağmen, baꢀvurana etkili koruma, güvenlik veya tazminat
sağlanmamıꢀ veya failler cezalandırılmamıꢀtır.
(vii) Bu ꢀartlarda, baꢀvuran, anlaꢀılabilir ve makul ꢀekilde, ulusal adli kanallar
yoluyla ilgi ve karꢀılık bulmayı bekleyemeyeceği inancını geliꢀtirmiꢀtir.
(c) Kıbrıs Hükümeti
185. Kıbrıs Hükümeti baꢀvuranın görüꢀlerine benzer görüꢀlerde bulunmuꢀ,
sorumlu Hükümet’in iddialarına itiraz etmiꢀtir. Kıbrıs Hükümeti, görüꢀlerinde, “KKTC”
hukuk sisteminin içindeki hukuk yollarının AĐHS’nin 35 § 1. maddesine uygun olarak
tüketilmeyi gerektiren etkili iç hukuk yolları oluꢀturmadığını iddia etmiꢀtir. Bundan baꢀka, bu
hukuk yollarının uluslararası hukuk bakımından kanuna aykırılığının, baꢀvuranı, tüketme
ꢀartından ibra eden “özel bir durum”a vardığını ileri sürmüꢀtür.
2. AĐHM’nin değerlendirmesi
186. Uluslararası hukukta hukuk yollarının iddia edilen kanuna aykırılığı ıꢀığında § 1. maddenin uygulanması konusu hakkında, AĐHM, Kıbrıs kararında (yukarıda anılan, §
102),eski 26. maddeye (ꢀimdiki 35 § 1. madde) uygun olarak, “KKTC”de mevcut olan hukuk
yollarının sorumlu Hükümet’in “iç hukuk yolları” olarak sayılabileceği ve bunların etkisi
konusunun, ortaya çıktığı spesifik durumlarda değerlendirileceği kararını vermiꢀ olduğunu
belirtir. Ayrıca, aynı kararda, AĐHM, ꢀunları ifade etmiꢀtir:
“101. … kendisi tarafından kanunsuzca iꢀgal edilen ve yönetilen bölgede meydana gelen olaylardan
Devlet’in sorumlu tutulduğunu kabullenmenin ve bu Devlet’e, mahkemelerinde kendisine isnat
edilebilir yanlıꢀları düzelterek böyle bir sorumluluktan kaçınmaya çalıꢀma fırsatının tanınmamasının …
anlaꢀılması güçtür. Sorumlu Devlet’e sözkonusu uygulama çerçevesinde bu fırsatın verilmesi, hiçbir
ꢀekilde, uluslar arası hukuka göre kanuna aykırı olan bir sistemin dolaylı meꢀrulaꢀmasına varmaz.”
187. AĐHM, bir taraftan, Devlet bir hukuk yolu sağlamadığı için AĐHS’nin çeꢀitli
maddelerinin ihlal edildiğinin iddia edilemeyeceğini belirtirken, diğer taraftan, böyle herhangi
bir hukuk yolunun, sağlandığı takdirde, boꢀ ve geçersiz olacağını iddia eder (bkz., yukarıda
anılan, Kıbrıs, § 101 ve Djavit An – Türkiye, no. 20652/92, § 31, AĐHM 2003-III). Sonuç
olarak, AĐHS’nin 35 § 1. maddesinin, bu davadaki olaylar için geçerli olduğu kararına
varmıꢀtır.
188. Sözkonusu davadaki iddia edilen tüketmeme konusu hakkında, AĐHM,
AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde belirtilen iç hukuk yollarını tüketme kuralının, baꢀvuranları, ilk
olarak, iddia edilen ihlaller karꢀılığında tazminat almalarını sağlayacak iç hukuk sisteminde
mevcut ve yeterli olan hukuk yollarını kullanmaya mecbur ettiğini yineler. Hukuk yollarının
varlığı, hem teoride hem de pratikte yeterli ölçüde kesin olmalıdır, olmaması durumunda
gerekli eriꢀilebilirlik ve etkiden yoksun olurlar. 35 § 1. madde, ayrıca, müteakiben AĐHM
huzurunda bulunulması niyetlenen ꢀikayetlerin, en azından esasta ve iç hukukta ortaya konan
önceki ꢀartlara ve zamanaꢀımlarına uyumlu olarak uygun yerel kuruluꢀa yapılmıꢀ olması
gereğini ve ayrıca, AĐHS’nin ihlalini engelleyebilecek herhangi bir usule ait yolun kullanılmıꢀ
olmasını gerektirir. Ancak, yeterli ve etkili olmayan hukuk yollarına baꢀvurma zorunluluğu
yoktur (bkz. Aksoy – Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and
Decisions 1996-VI, ss. 2275-76, §§ 51-52, ve Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996
tarihli karar, Reports 1996-IV, s. 1210, §§ 65-67).
189. AĐHM’ye, baꢀvuranın baꢀvurmamıꢀ olduğu hukuk yollarını yeterli açıklıkta
göstermek ve AĐHM’yi, sözkonusu zamanda hukuk yollarının teoride ve pratikte uygun ve
etkili olduğuna, yani eriꢀilebilir olduklarına, baꢀvuranın ꢀikayetlerine iliꢀkin olarak tazminat
sağlayabileceklerine ve makul baꢀarı ihtimalleri sunduklarına ikna etmek, iç hukuk yollarının
tüketilmediği iddiasında bulunan Hükümet’e düꢀer (bkz., yukarıda anılan, Akdivar ve
Diğerleri, s. 1211, § 68).
190. Bu davada Hükümet tarafından belirtilen muhtemel hukuk yollarının
uygunluğu ve etkisi hakkında, AĐHM, 31 Ocak 2002 tarihli kabuledilebilirlik kararında,
sözkonusu cezai soruꢀturmanın AĐHS uyarınca etkili sayılıp sayılamayacağı konusunun
baꢀvuranın ꢀikayetlerinin konusu ile yakından bağlantılı olduğunu ve esaslara katılması
gerektiğini değerlendirdiğini belirtir. Bu konuda taraflar tarafından ileri sürülen iddiaları
dikkate alan AĐHM, bu konulara, baꢀvuranın AĐHS’nin 2, 3, 8 ve 14. maddeleri uyarınca olan
ꢀikayetlerinin konunun esastan incelenmesinde değinmenin uygun olduğunu değerlendirir.
191. Ancak, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazı, baꢀvuranın
dernek kurma özgürlüğü hakkına müdahale edildiği iddiası hakkındaki ꢀikayetine iliꢀkin
olduğu sürece, AĐHM, bu konuyu daha önce (yukarıda belirtilen) Djavit An – Türkiye
davasında incelemiꢀ olduğunu ve “yeꢀil hat” ta iznin reddedilmesi hakkındaki ꢀikayetlere
iliꢀkin olarak idari mahkemelerdeki hukuk yolunun uygun ve yeterli sayılamayacağını belirtir.
Zira, AĐHM, böyle iꢀlemlerde karar verilebileceğinden emin değildir. Yukarıda belirtilen
Djavit An kararındaki (yukarıda §§ 32-36) değerlendirmeleri karꢀısında, AĐHM, bu davada,
daha önceki kararlarından sapmasını gerektirecek bir neden görmemektedir. Dolayısıyla,
baꢀvuranın AĐHS’nin 11. maddesi uyarınca yapılan ꢀikayetlerine iliꢀkin olduğu sürece,
Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesi itirazını reddeder.
B. Altı ay kuralına uymama iddiası
192. Hükümet, baꢀvuran cezai soruꢀturmanın etkili olmadığını iddia ettiğine göre,
baꢀvurusunun süre dolduktan sonra yapılmıꢀ olduğu gerekçesiyle reddedilmiꢀ olması
gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, baꢀvuranın eꢀinin 6 Temmuz 1996 tarihinde
öldürüldüğünü, öte yandan, baꢀvurusunun 12 Eylül 1997 tarihinde yapıldığını belirtmiꢀtir, bu
altı aydan uzun bir süre sonradır. Hükümet, ayrıca, bu davayı Kıbrıs – Türkiye davasındaki
durumdan ayırmıꢀtır ve baꢀvuranın haklarının sürekli ihlalinin sözkonusu olmadığını ileri
sürmüꢀtür.
193. Baꢀvuran Hükümet’in görüꢀüne itiraz etmiꢀ ve AĐHM’ye baꢀvurusunu
AĐHS’nin gerektirdiği gibi altı aylık zaman limiti içinde yapmıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir.
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğini sadece eꢀinin cinayetine iliꢀkin olarak iddia
etmediğini vurgulamıꢀ, ancak, sorumlu Hükümet’in üzerinde etkili kontrol uyguladığı
“KKTC”deki yetkililerin eꢀinin ölümüne yönelik tam ve etkili bir soruꢀturma yürütmemesi,
katillerini adalete teslim etmemesi ve eꢀinin ölümü için ona tazminat vermemesinden
ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca, AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan ꢀikayetine ek olarak,
AĐHS’nin 3, 6, 8, 10, 11, 13 ve 14. maddeleri uyarınca olan haklarının sürekli ihlalinden
ꢀikayetçi olduğunu kaydetmiꢀtir.
194. Kıbrıs Hükümeti bu konuda görüꢀ bildirmemiꢀtir.
195. AĐHM, iç hukuk yollarının olmaması durumunda veya etkisiz olduklarına
karar verildiği takdirde, altı aylık zamanaꢀımının ꢀikayet konusu olayın tarihinden itibaren
iꢀlediğini kaydeder (bkz. Hazar ve Diğerleri – Türkiye (karar), no. 62566/00, 10 Ocak 2002;
bkz. ayrıca, L.C.B. – Đngiltere, no. 23413/94, 28 Kasım 1995 tarihli Komisyon kararı,
Decisions and Reports (DR) 83, s. 31). Baꢀvuranın baꢀta bir iç hukuk yolundan yararlandığı
ve bu hukuk yolunu etkisiz kılan ꢀartların ancak daha sonraki bir aꢀamada farkına vardığı
veya varmıꢀ olması gerektiği istisnai durumlarda özel yaklaꢀımlar uygulanabilir. Böyle bir
durumda, altı aylık süreç, baꢀvuranın bu ꢀartların farkına vardığı veya varmıꢀ olması gerektiği
zamandan itibaren hesaplanabilir ( Laçin – Türkiye, no. 23654/94, 15 Mayıs 1995 tarihli
Komisyon kararı, DR 81, s. 76).
196. AĐHM, baꢀvuranın, eꢀinin ölümüne müteakiben, Devlet’in gizli ajanlarının
olaya karıꢀtığı hakkında yetkililere yönelik ciddi iddialarda bulunduğunu kaydeder. “KKTC”
Cumhurbaꢀkanı ve Güvenlik Kuvvetleri Komutanı da dahil olmak üzere yerel makamlardan,
eꢀinin katil(ler)ini bulmak için etkili ꢀekilde harekete geçilmesini sağlamak için adımlar
atmalarını talep etmiꢀ ve daha sonra bu makamlara düzgün bir soruꢀturmanın
yürütülmediğinden ꢀikayetçi olmuꢀtur (bkz. yukarıda 31, 35 ve 37. paragraflar). Anlaꢀılan,
baꢀvuran, AĐHS’nin 2, 3, 6, 8, 10, 11, 13 ve 14. maddeleri uyarınca olan iddialarına yönelik
etkili bir soruꢀturmanın baꢀlatılacağından ꢀüphe duymaya baꢀladıktan sonra baꢀvurusunu
Sözleꢀme uyarınca 12 Eylül 1997 tarihinde yapmıꢀtır. Bu ꢀartlarda, AĐHM, baꢀvurunun,
AĐHS’nin 35 § 1. maddesi tarafından öngörülen altı aylık zaman sınırı içinde yapıldığını
kabul eder.
Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, AĐHM, Hükümet’in altı ay kuralına iliꢀkin
itirazının reddedilmesi gerektiği kararına varır.
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
197. Baꢀvuran, eꢀinin Türk ve/veya “KKTC” makamlarının gizli ajanları
tarafından öldürülmüꢀ olduğundan ve ulusal makamların, onun öldürülmesine yönelik uygun
bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olduklarından ꢀikayetçi olmuꢀtur. AĐHS’nin ꢀu ꢀekilde olan 2.
maddesine dayanmıꢀtır:
“1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir
suçtan dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten
öldürülemez.
2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi
sonucunda meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢀinin
kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”
A. Tarafların Görüꢁleri
1. Baꢀvuran
198. Baꢀvuran, kamu incelemesine açık, etkili, bağımsız ve resmi bir soruꢀturmanın
olmadığı durumda, katillerin kimliğini kesin olarak tespit edemeyeceğini iddia etmiꢀtir.
Ayrıca, sorumlu Hükümet tarafından eꢀinin cinayetinin nedenlerine veya faillerin kimliğine
dair ikna edici ve mücbir deliller olmadığı durumda, AĐHM, Kutlu Adalı cinayetinin, kuzey
Kıbrıs’ta Türk kontrolü altında olan makamlar tarafından veya adına yapılmıꢀ olduğu
sonucunu çıkaracaktır. Bu bağlamda, baꢀvuran, bunun, ꢀüphesiz, sistemin baꢀlıca
eleꢀtirmenlerinden birinin siyasi suikastı olduğunu vurgulamıꢀtır. Yenidüzen’in 17 Mart 1996
tarihli baskısında Aziz Barnabas olayı hakkında bir yazının yayınlanmasına müteakiben,
Adalı, yukarıda belirtilen gazetenin editörü aracılığıyla bilinmeyen kiꢀiler ve Sivil Savunma
Teꢀkilatı Baꢀkanı tarafından tehdit edilmiꢀtir. 4 Temmuz 1996 tarihinde Yenidüzen
gazetesinde Türk Hükümeti’ni ve “KKTC” yönetimini ağır ꢀekilde eleꢀtiren baꢀka bir yazının
yayınlanmasından iki gün sonra 6 Temmuz 1996 tarihinde, Adalı öldürülmüꢀtür.
199. Baꢀvuran, diğer konuların yanı sıra, ayrıca, eꢀinin suikastının sonrasında
sadece birkaç dakika içerisinde evin dıꢀarısındaki sokağa yaklaꢀık on iki polis aracının gelmiꢀ
ve bölgeyi kordon altına almıꢀ olduğunu belirtmiꢀtir. Onun görüꢀüne göre, yakında
beklememiꢀ oldukları takdirde, bu kadar çok aracın böyle kısa bir zamanda varması mümkün
olmazdı. Ayrıca, eꢀinin cesedini görmesine izin verilmemiꢀ olduğunu kaydetmiꢀtir.
Hükümet’in 1 Nisan 1999 tarihli görüꢀlerinin alınmasından sonra otopsi yapılmıꢀ olduğundan
ve otopsi raporu izlenimi veren bir belgenin örneğinin görüꢀlerin ek kısmında yer almıꢀ
olduğundan haberdar olmuꢀtur.
200. 8 Temmuz 1996 tarihinde, “KKTC” Hükümeti yanlısı Kıbrıs gazetesi, faꢀist
bir grup olan Türk Đntikam Tugayı’ndan, Kutlu Adalı’yı öldürmüꢀ olduklarını iddia eden bir
açıklama geldiği haberini yazmıꢀtır. Bu grup, Türk Milliyetçi Hareket Partisi gençlik hareketi
sözde “Bozkurtlar” ile iliꢀkilidir. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları, Türk polisi, Türk Milli
Đstihbarat Teꢀkilatı (“MĐT”), Türk paramiliter yapılanması, Türk bakanları ve Türk mafyası ile
yakın ve köklü iliꢀkileri vardır. Ayrıca, Adalı’nın öldürülmesinden iki gün sonra, baꢀvuranın
ailesi, cinayetten sorumlu olduklarını söylediği Hüseyin Demirci ve ilk adı Orhan olan bir
adamın isimlerini vermiꢀ olan kimliği belli olmayan birisi tarafından bir telefon almıꢀtır.
Baꢀvuran, Demirci’nin “Bozkurtlar” ve Sivil Savunma Teꢀkilatı üyesi olduğunu ve kendisine
Güvenlik Kuvvetleri tarafından ödeme yapıldığını öğrenmiꢀtir. Orhan, Türk Đꢀgal
Kuvvetleri’nde görevli bir albaydır. Baꢀvuran, bu bilgiyi polise vermiꢀ, ancak onlar uygun
ꢀekilde soruꢀturma yapmamıꢀlardır. Polise ve Güvenlik Kuvvetleri’ne bulunduğu ꢀikayetlere
rağmen, failleri adalete teslim etmek için bir adım atılmamıꢀtır.
201. Baꢀvuran, yukarıda belirtilen ana olayların büyük ölçüde tartıꢀma konusu
olmadığını ve Hükümet’in, yalnızca iddia olmaktan farklı, ikna edici delillerine ters
düꢀmediğini ileri sürmüꢀtür. Dolayısıyla, bunlar kuvvetli ikinci derecede kanıt
oluꢀturmuꢀlardır, bunlardan, makul olarak, kuzey Kıbrıs’taki makamların ve dolayısıyla
sorumlu Hükümet’in, baꢀvuranın eꢀinin cinayetinden dolayı Sözleꢀme uyarınca sorumluluk
taꢀıdığı sonucu çıkarılabilir.
202. Ayrıca, 1. madde ile birlikte yorumlanan 2. madde uyarınca yaꢀama hakkını
koruma zorunluluğu, kiꢀilerin kuvvete baꢀvurma sonucu öldürülmüꢀ olduğu durumda bir çeꢀit
etkili resmi soruꢀturma olmasını gerektirir (burada, belirtilen baꢀvuran Shanaghan – Đngiltere,
no. 37715/97, § 88, 4 Mayıs 2001). Böyle bir soruꢀturma, bağımsız ve kamu incelemesine
açık olmalıdır. Yaꢀama hakkı ile beraber sorumluların kimliğinin tespit edilmesini ve
cezalandırılmasını ve haksız bir fiil sonucu gerçekleꢀen ölüm karꢀılığı tazminat almayı
koruyan iç hukukun etkili uygulanmasını sağlamak amacıyla, makul ölçüde süratli, bağımsız
ve etkili resmi bir soruꢀturma yürütmek özellikle gereklidir. Aynı zamanda, teoride olduğu
kadar pratikte de sorumluluğu sağlamak için soruꢀturmada veya sonuçlarında yeterli unsurda
kamu incelemesi olması gereklidir (tekrar belirtilen baꢀvuran Shanaghan, §§ 89-92, ve ayrıca
Oğur – Türkiye [BD], § 92, no. 21954/93, AĐHM 1999-III). Bu bağlamda, baꢀvuran, sorumlu
Hükümet’in, baꢀvuranın eꢀinin ölümüne ve baꢀvuranın onun Devlet görevlileri tarafından
öldürüldüğüne dair iddiasına yönelik çabuk, tarafsız ve etkili resmi bir soruꢀturmanın
yapılmıꢀ olduğunu gösterecek ikna edici veya inandırıcı deliller sunmamıꢀ olduğunu ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuran, soruꢀturmadaki ꢀu kusurlara dikkat çekmiꢀtir:
(i) Otopsi raporu ve balistik inceleme sonuçları, baꢀvurana, ancak, eꢀinin
ölümünün üzerinden neredeyse üç yıl geçmesinin ardından verilmiꢀtir.
(ii) Olası tanıklar polis tarafından sorgulanmamıꢀtır. Örneğin, olası görgü tanıkları
olan Feri Khan ve onun annesinin ifadeleri alınmamıꢀtır
(iii) Soruꢀturmada Muhtar ve Ziya Kasapoğlu’nun ifadeleri alınmamıꢀtır.
(iv) Katiller, “ꢁahin” marka koyu kırmızı bir araba kullanmıꢀ olabilirlerdi, ancak
bu polis tarafından dikkate alınmamıꢀtır ve böyle bir arabayı bulmak için hiçbir giriꢀimde
bulunulmamıꢀtır.
(v) Hüseyin Demirci’nin 6 Temmuz 1996 tarihli akꢀamı Mustafa Asilhan ile
birlikte geçirmiꢀ olduğu iddiasını doğrulamak üzere Mustafa Asilhan’ın ifadesi alınmamıꢀtır.
(vi) Polis, Abdullah Çatlı’nın Adalı cinayetine karıꢀmıꢀ olduğuna dair yinelenen
iddiaları uygun bir ꢀekilde soruꢀturmamıꢀtır.
(vii) Ölüm vakasına iliꢀkin keꢀif ve tahkikat ancak baꢀvurunun sorumlu
Hükümet’e bildirilmesinin sonrasının ardında yapılmıꢀtır. Baꢀvuran ve ailesi, tahkikata
katılamamıꢀlardır ve orada ifade vermesi için sadece beꢀ tanık çağrılmıꢀtır.
203. Baꢀvuran, son olarak, kuzey Kıbrıs polisinin siyasi ve askeri kontrol altında
olduğunu iddia etmiꢀtir. Buna göre, soruꢀturmayı yürütmekten sorumlu olan kiꢀilerin olaylara
karıꢀmıꢀ kiꢀilerden farklı olması gerektiği ꢀartı karꢀılanmamıꢀtır. Bütün bu sebeplerden
dolayı, baꢀvuran, AĐHM’den, sorumlu Hükümet’in sorumlu olduğu “KKTC” makamlarının,
eꢀinin cinayetine yönelik çabuk, tam ve etkili bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olduğu kararını
vermesini istemiꢀtir.
2. Sorumlu Hükümet
204. Sorumlu Hükümet, “KKTC” ve/veya sorumlu Hükümet görevlilerinin
baꢀvuranın eꢀinin cinayetine karıꢀmıꢀ olduğunu gösterecek bir delil olmadığını ileri
sürmüꢀtür. Baꢀvuranın, merhum eꢀinin siyasi bir figür olduğu iddiasına itiraz etmiꢀtir. Bu
bakımdan, Adalı’nın hiçbir zaman siyasi mevki sahibi olmamıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir.
Yazılarından dolayı hiçbir zaman kovuꢀturmaya tabi tutulmamıꢀ ve yetkililer tarafından
yayınlarının hiçbirine el konulmamıꢀ veya hiçbiri toplatılmamıꢀtır. Ayrıca, baꢀvuranın iddia
ettiği gibi, askerlik hizmetini yapmadığı için bir hafta hapis cezası çekmemiꢀtir.
205. Sivil Savunma Teꢀkilatı, Ulusal Düꢀünce Kuruluꢀu ve Hüseyin Demirci,
Orhan Ceylan, Ali Tekman, Abdullah Çatlı, Ziya Kasapoğlu ve Altay Sayıl isimli bazı
kiꢀilerin Adalı’nın öldürülmesiyle ilgili olduklarına iliꢀkin baꢀvuranın iddiasına atfen,
Hükümet, bu iddianın tutarsız ve temelsiz olduğunu ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, Hükümet,
eꢀinin muhtemel suikastçılarına iliꢀkin baꢀvuranın iddialarının “KKTC” polisi tarafından iyice
incelenmiꢀ olduğunu ve “KKTC” polisinin bu iddiaların asılsız olduğu ve baꢀkalarından
iꢀitilen hususların tekraren beyanından ibaret delillere, söylentilere veya spekülasyonlara
dayandığı kararını vermiꢀ olduğunu ifade etmiꢀtir.
206. Hükümet, ayrıca, Adalı’nın öldürülmesinin öncesinde, yaꢀamının tehlikede
olduğunu gösteren bir delil olmadığını ileri sürmüꢀtür. Kıbrıs Türk polisine hiçbir zaman
böyle bir tehlike veya endiꢀe bildirilmemiꢀtir. Ayrıca, Kıbrıs Türk makamlarının baꢀvuranın
yaꢀamının tehlikede olduğunu bilmiꢀ olmaları gerektiğini gösteren hiçbir ꢀey yoktu. Hükümet,
Kutlu Adalı cinayetinin gerçek nedeninin iddia edildiği gibi siyasi olmadığını, ancak
Adalı’nın “gizli örgütler, uyuꢀturucu tacirleri ve para aklayıcıları” hakkında sahip olduğu
bilgilerle yakından ilgili olduğunu ileri sürmüꢀtür. Bu bağlamda, baꢀvuran tarafından verilen
bir röportaja dayanmıꢀtır, bu röportajda baꢀvuran, rahmetli eꢀinin, ailesi için endiꢀelendiğini
ifade etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın, cinayetin bu yönünü soruꢀturma yapan makamlardan
kasıtlı olarak saklamıꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir.
207. Yetkililer tarafından yürütülen soruꢀturma hakkında, Hükümet, AĐHS’nin 2.
maddesinin ꢀartlarını yerine getirmiꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Cinayet yetkililere bildirildikten
hemen sonra, polisin olay yerine gitmiꢀ olduğunu, yerin planının çizilmiꢀ olduğunu ve ilgili
objelerin bir listesinin hazırlanmıꢀ oluğunu kaydetmiꢀtir. Đlgili örnekler alınmıꢀ ve bilimsel
olarak incelenmiꢀtir. Cesedin ölümden sonra muayenesi ve otopsisi yapılmıꢀtır. Adli tıp
uzmanı tarafından, baꢀvuranın eꢀinin cinayetinde kullanılan fiꢀeklerin daha önceki sözde
“siyasi” olaylarla ilgisi olmadığı tespit edilmiꢀtir. En az altmıꢀ tanığın ifadeleri alınmıꢀtır.
Aynı zamanda, ölüm vakalarına iliꢀkin keꢀif ve tahkikat da yürütülmüꢀ ve ölüme organ
parçalanması, iç kanama ve kafada “subdural aꢀırı kan kaybı”nın sebep olduğu sonucu
çıkmıꢀtır. Yetkililerin çabalarına rağmen, suçluların kimliğini tespit etmek mümkün
olmamıꢀtır. Hükümet, soruꢀturmayla ilgili olarak, diğer hususların yanı sıra, ayrıca ꢀunları
kaydetmiꢀtir:
(i) “KKTC” polisi, cinayetin iꢀlendiği semtte yaꢀayan mevcut her kiꢀiyi
sorgulamıꢀtır. Soruꢀturmada polise yardımı olabilecek bilgiler verebilen olası her tanığın
ifadesi alınıꢀtır.
(ii) Baꢀvuran tarafından olası tanık olarak adlandırılmıꢀ olan Feri Khan, cinayet
gecesinde evde değildir, ayrıca, soruꢀturma zarfında da mevcut bulunmamıꢀtır.
(iii) “KKTC” polisi, aynı zamanda, soruꢀturma baꢀlatmak amacıyla olay yerine
varmıꢀ olan polis memurlarının da ifadelerini almıꢀtır. Olay yerine varmıꢀ olan her polisin
ifadesini almaya gerek yoktur. Mahallenin muhtarının ifadesi alınmamıꢀtır, zira polis, sadece
evde kimsenin olup olmadığından emin olmak amacıyla eve bakmıꢀtır, ancak arama
yürütülmemiꢀtir.
(iv) Polis, Abdullah Çatlı’nın Adalı’nın öldürülmesiyle ilgisi hakkındaki
spekülasyonu soruꢀturmuꢀtur. Çatlı’nın giriꢀ ve çıkıꢀlarına iliꢀkin tüm kayıtlar incelenmiꢀ ve o
tarihte kuzey Kıbrıs’ta olmamıꢀ olduğu tespit edilmiꢀtir.
(v) Polis, Mustafa Asilhan’ın ifadesini almaya gerek duymamıꢀtır, zira Hüseyin
Demirci’nin suç iꢀlendiğinde baꢀka yerde olduğu iddiası, yemekte onlara katılmıꢀ ve onlarla
bir süre kalmıꢀ olan Muharrem Göç isimli bağımsız bir tanık tarafından doğrulanmıꢀtır.
(vi) Polis, katiller tarafından kullanılan arabayı bulmak için gerekli tüm adımları
atmıꢀtır. Kuzey Kıbrıs’ta toplumun muhtelif kesimlerince kullanılan yaklaꢀık 47.640 “ꢁahin”
marka araba vardır ve bu arabaların genellikle “Bozkurtlar” tarafından kullanıldığı iddiası
yanlıꢀtır.
3. Kıbrıs Hükümeti
208. Kıbrıs Hükümeti, sorumlu Hükümet’in, Adalı’nın, kendi görevlileri
tarafından öldürülmüꢀ olduğuna dair kuvvetli delilleri çürütecek olaylar veya ayrıntılı iddialar
ortaya koymamıꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Adalı ve ailesinin uzun süreli tehdide maruz
kalmıꢀ olduğunu ve dolayısıyla baꢀvuranın eꢀinin cinayetinin, sorumlu Hükümet’in bu siyasi
ꢀiddet kampanyasının son adımı olmuꢀ olduğunu belirtmiꢀtir.
209. Kıbrıs Hükümeti, sorumlu Hükümet tarafından kapsamlı ve etkili bir
soruꢀturma olmadığı için, Adalı cinayetinin faillerinin kimliğini teꢀhis etmenin imkansız
olduğunu iddia etmiꢀtir. Sorumlu Hükümet’in katillerin kimliğini bildiğini ve hatta cinayeti
düzenlemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet’in görüꢀüne göre, ulusal makamların düzgün
bir soruꢀturma yürütmeyecek olması ꢀaꢀırtıcı değildi.
210. Ayrıca, Kıbrıs Hükümeti, makamların bazı açık soruꢀturma yollarını
izlememiꢀ ve çok sayıda tanığı sorgulamamıꢀ olduklarını iddia etmiꢀtir. Cinayetin üzerinden
ancak iki yıl geçmesinden sonra Adalı’nın ölümüne yönelik bir soruꢀturma düzenlenmiꢀ ve
sadece beꢀ tanık çağrılmıꢀtır. Baꢀvuran ve ailesine soruꢀturma bildirilmemiꢀ veya karar
söylenmemiꢀtir. Makamlar hatalı soruꢀturmayı ancak baꢀvurunun sorumlu Hükümet’e
bildirilmesinden sonra baꢀlatmıꢀlardır. AĐHM’ye, ölüme yönelik uygun bir soruꢀturmanın
yürütülmekte olduğu fikrini vermek isteği ile hareket etmiꢀtir. Yukarıda belirtilenler
karꢀısında, AĐHS’nin 2. maddesi açıkça ihlal edilmiꢀtir.
B. AĐHM’nin değerlendirmesi
1. Baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin
211. Yaꢀam hakkını koruyan ve yaꢀam hakkından mahrum bırakmanın haklı
olabileceği ꢀartları ortaya koyan 2. madde, hakkında derogasyona izin verilmeyen, AĐHS’nin
en temel hükümlerinden birisi olarak yer alır. Ayrıca, 3. madde ile birlikte, Avrupa
Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumların temel değerlerinden birini oluꢀturur. Yaꢀam
hakkından mahrum bırakmanın haklı olabileceği ꢀartlar, dolayısıyla dar bir ꢀekilde
yorumlanmalıdır. Đnsanların korunması için bir araç olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, ayrıca,
2. maddenin, teminatlarını etkili ve uygulanabilir kılacak ꢀekilde, yorumlanmasını ve
uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 tarihli karar,
Seri A no. 324, ss. 45-46, §§ 146-147).
212. 2. madde tarafından sağlanan korumanın önemi ıꢀığında, AĐHM, sadece
Devlet görevlilerinin hareketlerini değil aynı zamanda o sırada mevcut tüm ꢀartları göz önüne
alarak, yaꢀam hakkından mahrum bırakan durumları en dikkatli ꢀekilde incelemeye tabi
tutmalıdır (bkz., diğer içtihatların yanı sıra, Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran
2002).
213. AĐHM, görevinin yardımcı niteliğine duyarlıdır ve bunun belirli bir davanın
ꢀartlarınca kaçınılmaz kılınmadığı durumda bir ilk derece mahkemesinin görevini üstlenirken
dikkatli olmalıdır (bkz, örneğin, McKerr – Đngiltere (karar), no. 28883/95, 4 Nisan 2000).
Yerel yargı sürecinin gerçeklemiꢀ olduğu durumda, yerel mahkemelerin olaylara iliꢀkin
değerlendirmesi yerine kendi değerlendirmesini koymak AĐHM’nin görevi değildir ve genel
bir kural olarak ellerindeki delilleri değerlendirmek yerel mahkemelere düꢀer (bkz. Klaas –
Almanya, 22 Eylül 1993 tarihli karar, Seri A no. 269, s. 17, § 29). AĐHM, yerel mahkemelerin
kararlarına tabi olmasa da, normal koꢀullarda, bu mahkemeler tarafından olaylara iliꢀkin
verilen kararlardan sapmasına yol açması için ikna edici unsurlara gerek duyar (Ibid., s. 18, §
30). Aynı ilkeler, mutatis mutandis soruꢀturma makamları yerel mahkeme iꢀlemlerini
baꢀlatmak üzere yeterli delil bulmadığı için bu iꢀlemlerin yer almamıꢀ olduğu durumda da
geçerlidir. Ancak, AĐHS’nin 2 ve 3. maddeleri uyarınca iddialarda bulunulduğu durumda,
AĐHM, bazı yerel iꢀlemler ve soruꢀturmalar yer almıꢀ olsa bile, özellikle tam bir inceleme
uygulamalıdır (bkz., mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4 Aralık 1995 tarihli karar, Seri
A no. 336, § 32 ve Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94, § 283, AĐHM 2001-VII (alıntılar)).
214. Yukarıda belirtilen ilkeleri göz önünde bulundurarak, AĐHM, sözkonusu
davada ortaya çıkan konuları tanıklar tarafından verilen sözlü deliler, taraflar tarafından
gösterilen yazılı deliller, özellikle sözkonusu olaya yönelik yürütülen kanuni tahkikatlara
iliꢀkin olarak Hükümet tarafından sunulan belgeler ve tarafların esaslara iliꢀkin yazılı
görüꢀleri ıꢀığında inceleyecektir.
215. AĐHM, baꢀvuranın, bazı kiꢀilerin ve kurumların eꢀinin öldürülmesiyle ilgisi
hakkında ağır iddialarda bulunduğunu kaydeder. Baꢀvuran, AĐHM’ye sunduğu görüꢀlerinde
ve yerel makamlara verdiği ifadelerde, eꢀinin siyasi bir figür ve “KKTC” yönetiminin açık bir
eleꢀtirmeni olduğu unsurlarını önemli ꢀekilde vurgulamıꢀtır. Ayrıca, Aziz Barnabas olayı gibi
kamuya mal olan hassas konulara iliꢀkin bazı kiꢀileri, grupları veya Devlet kurumlarını
eleꢀtiren veya lekeleyen yazıları dolayısıyla rahmetli eꢀine karꢀı yapılan tehdit iddialarına
dayanmıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM, Kutlu Adalı’nın ölümünün öncesindeki iddia edilen
olayların, baꢀvuranın, eꢀinin öldürülmesinin onun bir gazeteci olarak faaliyetleri ile ilgili
olduğu ꢀeklindeki iddiasını bir ölçüde desteklediğini değerlendirir. Buna göre, baꢀvuranın,
eꢀinin Devlet görevlileri tarafından veya en azından Devlet görevlilerinin iꢀtiraki ile
öldürüldüğü ꢀeklindeki iddiası, dolayısıyla ilk bakıꢀta savunulması olanaksız olarak
elenmemelidir.
216. Ancak, AĐHM için, AĐHS’nin amaçlarına uygun, delillerle ilgili gerekli ispat
ölçütü “suçun kesin olarak veya her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak kanıtlanmıꢀ olması”
ölçütüdür ve böyle bir ispat yeterli derecede kuvvetli, açık ve uygun sonuçların veya benzer
çürütülmemiꢀ fiili karinelerin bir arada var olmasına bağlı olabilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18
Ocak 1978 tarihli karar, Seri A no. 25, s. 65, § 161). Bu bağlamda, AĐHM, Devlet’in, AĐHS
uyarınca, kurumlarının, görevlilerinin ve memurlarının hareketlerinden doğan
sorumluluğunun, herhangi bir bireyin cezai mesuliyeti ile karıꢀtırılmaması gerektiğini yineler
(bkz., yukarıda anılan, Avꢀar § 284).
217. Dava hakkında, AĐHM, baꢀvuranın eꢀinin cinayetinin görgü tanığı olmadığını
kaydeder. Baꢀvuran tarafından atıfta bulunulan tanıkların kimliği belirsiz kalmıꢀ ve muhtelif
sebeplerden dolayı tanıklık etmemiꢀlerdir (bkz. yukarıda 30. paragraf). Bu bağlamda mevcut
olan tek delil Adalı’nın vücudundan çıkarılan iki mermi kovanıdır. Bu mermi kovanlarının
adli incelemesi, bunların “KKTC” sınırları içinde bulunan veya katili bilinmeyen cinayetlere
iliꢀkin dosyalarda kayıtlı baꢀka fiꢀekler veya mermi kovanlarıyla uyuꢀmadığı tespitiyle
sonuçlanmıꢀtır. Baꢀvuran tarafından ꢀüpheli olarak adlandırılan kiꢀiler, Kutlu Adalı cinayetine
karıꢀtıklarına iliꢀkin iddiaları kuvvetli bir ꢀekilde reddetmiꢀlerdir (bkz. yukarıda 167.
paragraf). Yetkililer tarafından, Abdullah Çatlı’nın Adalı’nın öldürülmesiyle ilgili olduğu
iddiasına yönelik yürütülen soruꢀturma herhangi bir sonuç vermemiꢀtir.
218. Ayrıca, baꢀvuran, eꢀinin öldürülmesi sırasındaki mevcut ꢀartlarla ilgili
iddialarını kanıtlayamamıꢀtır. Bu bağlamda, AĐHM, inter alia, ꢀunları kaydeder:
(a) Baꢀvuranın iddia ettiği gibi, olay yerindeki ve civardaki sokak lambalarının
Adalı’nın öldürülmesi sırasında kapalı olmadığı ve bunların Sivil Savunma Teꢀkilatı güç
kaynağı tarafından çalıꢀtırılmadığı anlaꢀılır (bkz. yukarıda 58. paragraf).
(b) Baꢀvuranın iddia ettiği gibi, Sivil Savunma Teꢀkilatı’nın gizli bir teꢀkilat
olduğu veya kendisine verilen görevlerden farklı özel görevler gerçekleꢀtirdiği tespit
edilmemiꢀtir (bkz. yukarıda 79. paragraf).
(c) Güvenlik Kuvvetleri Komutanı’nın Adalı tarafından yazılan yazılar nedeniyle
görevinden alındığı (bkz. yukarıda 94 ve 142. paragraflar) ꢀeklindeki baꢀvuranın iddiasının
aksine, Mehmet Özdamar tarafından verilen sözlü delile göre hiçbir güvenlik komutanı
herhangi bir sebeple iꢀten çıkarılmamıꢀ veya görevinden ayrılmak zorunda bırakılmamıꢀtır.
Özellikle, Aziz Barnabas olayından sonra Galip Mendi görevinden alınmamıꢀtır ve Adalı’nın
öldürülmesinden iki gün önce adayı terk etmemiꢀtir (bkz. yukarıda 78 ve 168. paragraflar).
(d) Ziya Kasapoğlu, cinayet gecesinde baꢀvuranın ailesi veya polisi aramıꢀ
olduğu, baꢀvuranın kayınpederinin onun amiri olduğu ve olaydan sonra Đnönü köyüne
yerleꢀmiꢀ olduğu ꢀeklindeki baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀtir (bkz. yukarıda 93. paragraf).
(e) Hüseyin Demirci’nin yanıklar için hastaneye kabul edilmiꢀ olduğu ve Adalı’yı
kendisinin öldürmüꢀ olduğunu iddia ederek hastane içinde ateꢀ açmamıꢀ olduğu tespit
edilmemiꢀtir (bkz. yukarıda 99. paragraf).
(f) Hüseyin Demirci’nin Galip Mendi’ye danıꢀman veya özel sekreter olarak
vermiꢀ olduğu veya “KKTC”nin herhangi bir devlet dairesinden maaꢀ veya ekonomik yardım
aldığı kanıtlanmamıꢀtır (bkz. yukarıda 30, 99 ve 171. paragraflar).
(g) Albay Orhan Ceylan’ın silahı üzerinde yapılan balistik incelemeye göre, olay
yerinde bulunan mermi kovanlarıyla herhangi bir benzerliğe rastlanmamıꢀtır (bkz. yukarıda
125. paragraf).
(h) Refik Öztümen, baꢀvuranın yengesine, soruꢀturmayı etkili olarak
yürütmemesi için Güvenlik Kuvvetleri tarafından kendisine talimatlar verildiğini söylemiꢀ
olduğunu reddetmiꢀtir (bkz. yukarıda 104 ve 150. paragraflar).
219. Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın ölümünün gerçekleꢀtiği
ꢀartlara iliꢀkin iddiaların spekülasyon ve varsayımın ötesine gitmediğini gözlemler.
Dolayısıyla, dava dosyasındaki belgelerin, her türlü makul ꢀüpheden uzak olarak, baꢀvuranın
eꢀinin herhangi bir Devlet görevlisi veya Devlet makamları adına hareket eden bir kiꢀi
tarafından veya onun iꢀtiraki ile baꢀvuran tarafından iddia edilen ꢀartlarda öldürüldüğü
sonucuna varmayı mümkün kılmadığını değerlendirir.
220. Son olarak, AĐHM, Hükümet’in, Kutlu Adalı’nın yeraltı teꢀkilatları tarafından
öldürülüp öldürülmediğinden emin olmak amacıyla soruꢀturmasını geniꢀletme talebini kabul
etmeyi gerekli bulmadığını kaydeder, zira bu farklı herhangi bir sonuca götürmezdi.
Baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin olarak 2. maddenin ihlal edilmediğini
belirtir.
2. Soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiasına iliꢀkin
221. AĐHS’nin 1. maddesi uyarınca Devlet’in “kendi yetki alanları içinde bulunan
herkese bu Sözleꢀme’nin birinci bölümünde açıklanan hak ve özgürlükleri tanıma” genel
görevi ile birlikte yorumlanan AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca yaꢀama hakkını koruma
zorunluluğu, ayrıca, ima yoluyla, bireylerin ꢀiddet kullanımı sonucu öldürülmüꢀ olduklarında,
bir çeꢀit etkili resmi bir soruꢀturma olmasını gerektirir (bkz., yukarıda anılan, Kıbrıs § 131;
Hugh Jordan – Đngiltere, no. 24746/94, § 105, AĐHM 2001-III (alıntılar); Akdeniz ve
Diğerleri – Türkiye, no. 23954/94, § 89, 31 Mayıs 2001 ve Kaya – Türkiye, 19 ꢁubat 1998
tarihli karar, Reports 1998-I, s. 324, § 86). Böyle bir soruꢀturmanın esas amacı yaꢀama
hakkını koruyan iç hukukun etkili biçimde uygulanmasını teminat altına almak ve Devlet
görevlileri veya kurumlarıyla ilgili davalarda onların sorumluluğu altında gerçekleꢀen
ölümlerde onların mesuliyetini sağlamaktır. Bu amaçları ne tür bir soruꢀturmanın
gerçekleꢀtireceği farklı durumlarda değiꢀiklik gösterebilir. Ancak, nasıl bir usul kullanılırsa
kullanılsın, yetkililer, konu dikkatlerine sunulduktan sonra, kendi inisiyatifleriyle hareket
etmelidirler. Resmi bir ꢀikayette bulunmayı veya herhangi bir soruꢀturma iꢀleminin
yürütülmesi sorumluluğunu almayı en yakın akrabanın inisiyatifine bırakamazlar (bkz.,
örneğin, mutatis mutandis, Đlhan – Türkiye [BD], no. 22277/93, § 63, AĐHM 2000-VII ve
yukarıda anılan Avꢀar § 393). Ayrıca, en yakın akrabanın, meꢀru haklarını korumak amacıyla
prosedüre gerektiği kadar katılması gereklidir (bkz. yukarıda anılan Hugh Jordan, § 109, ve
Oğur – Türkiye [BD], no. 21594/93, § 92, AĐHM 1999-III, bu davada kurbanın ailesinin
soruꢀturmaya ve mahkeme belgelerine eriꢀim imkanı yoktu).
222.Devlet görevlileri tarafından yapıldığı iddia edilen kanunsuz bir öldürmeye
yönelik soruꢀturmanın etkili olabilmesi için, genel olarak, soruꢀturmadan sorumlu olan ve
soruꢀturmayı yürütenlerin, olaylarda adı geçen kiꢀilerden bağımsız olmaları gereklidir (bkz
Güleç – Türkiye, 27 Temmuz 1998 kararı, Reports 1998-IV, §§ 81-82, ve yukarıda anılan
Oğur, §§ 91-92). Bu, yalnızca hiyerarꢀik ya da kurumsal bir bağlantının bulunmaması değil,
fiili bir bağımsızlığın bulunmaması anlamına da gelir (bkz örneğin, Ergi – Türkiye, 28
Temmuz 1998, Reports 1998-IV, §§ 83,84. Bu davada, iddia edildiği üzere bir çatıꢀma anında
ölen bir kızın ölümünü soruꢀturan Cumhuriyet Savcısı’nın, adı olaylarda geçen jandarmalarca
verilen bilgiye çok sıkı bir biçimde dayanmak suretiyle bağımsızlık sergilememesi sözkonusu
idi).
223.Soruꢀturmanın, bu tür davalarda kullanılan gücün, ꢀartlar dahilinde haklı olup
olmadığını belirlemeye (bkz yukarıda anılan Kaya, s.324, § 87) ve sorumluların bulunmasına
ve cezalandırılmasına muktedir olması açısından da etkili olması gereklidir (bkz. yukarıda
anılan Oğur, § 88). Bu, sonuca değil, yönteme dair bir yükümlülüktür. Yetkililerin, görgü
tanığı ifadesi, adli tıp kanıtları ve uygun olduğu hallerde cinayet mahalline gidilmesi, balistik
inceleme, ve eksiksiz yaralanma kaydı sağlayacak bir otopsi ile ölüm nedeni de dahil olmak
üzere klinik bulguların objektif incelenmesi çerçevesinde olayla ilgili kanıtları sağlamak için
imkanları dahilindeki adımları atmaları gerekli idi (otopsilerle ilgili olarak bkz. Salman –
Türkiye [BD], no. 21986/93, § 106, AĐHM 2000-VII; klinik bulgularla ilgili olarak bkz
Tanrıkulu – Türkiye [BD], no.23763/94, § 109, AĐHM 1999-IV; adli tıp kanıtları ile ilgili
olarak bkz. Gül – Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000; balistik inceleme ile ilgili
olarak bkz. yukarıda anılan Oğur). Ölümün sebebini veya ölüme sebebiyet veren kiꢀi veya
kiꢀileri tespit etme kabiliyetine zarar veren herhangi bir eksiklik, soruꢀturmanın bu standardı
karꢀılamaması riskini taꢀıyacaktır.
224.Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gereği de bulunmaktadır (bkz. Yaꢀa
– Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, ss.2439-2440, §§ 102-104; Çakıcı – Türkiye
[BD], no. 23657/94, §§ 80-87 ve 106, AĐHM 1999-IV; yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve
Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-107, AĐHM 2000-III). Belirli bir durumda bir
soruꢀturmada ilerlemeyi önleyen engeller veya güçlükler olduğu kabul edilmelidir. Ancak,
yetkililerin, bir ölümcül güç kullanımını veya bir kaybolma olayını soruꢀturmadaki süratliliği,
genel olarak, kamunun hukukun üstünlüğüne olan güvenini muhafaza etmede ve kanunsuz
fiillere karıꢀma veya bu tür fiillere tolerans gösterme görüntüsünü önlemede esas olduğu
düꢀünülebilir.
225.Baꢀvuran, yetkililerce yürütülen soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiasına iliꢀkin
olarak birkaç ꢀikayette bulunmuꢀtur, Hükümet ise sözkonusu soruꢀturmanın AĐHS’nin 2.
maddesinde ifade bulan standardı karꢀıladığını iddia etmiꢀtir. Dolayısıyla, AĐHM, 2.
maddenin prosedüre iliꢀkin bu boyutuna uygun hareket edilip edilmediğini inceleyecektir.
226.Tanıklardan alınan ifadelerin sayısına ve baꢀvuranın yaptığı çeꢀitli ꢀikayetlere
cevaben yapılan soruꢀturmaların gösterdiği üzere, yerel makamların gerçekten de baꢀvuranın
eꢀinin öldürülmesine yönelik kapsamlı bir soruꢀturma yürüttüğünün gözlenmesi gereklidir.
Yine de, soruꢀturmanın baꢀlangıcından itibaren ciddi eksiklikler bulunmaktaydı.
227.Bu bağlamda, AĐHM, soruꢀturmayı yürüten yetkililerin, bu trajik olayın
aydınlatabilecek olan bir ipucu bulmak bağlamında terasta ya da baꢀvuranın evinde parmak
izi almadığına dikkat çeker (bkz. 117., 139., ve 147. paragraflar). Bu son hususla ilgili olarak,
olay mahallinin soruꢀturma makamlarınca denetlenmesinde hiçbir gözle görülür koordinasyon
olmadığı da gözlenmelidir. Bunun tipik bir örneği, terasta ve evin içinde ne bulunduğuna dair
hiçbir raporun bulunmadığı, ancak olaydan kısa bir süre sonra baꢀvuran tarafından çekilen ve
sonra AĐHM’ye sunulan bir fotoğrafta, terasta bir bardak, bir ꢀiꢀe ve bir kül tablasının
görülmesidir (bkz. 139. paragraf). Ayrıca, olay mahallini inceleyen polislerin terasın ya da
evin içinin fotoğrafını çekmeyi düꢀünmemiꢀ olması da ꢀaꢀırtıcıdır.
228.AĐHM, ayrıca, yetkililerce yapılan balistik incelemenin yetersiz olduğu
kanısındadır. Özellikle, yetkililerin olay mahallinde bulunan mermi kovanlarını “KKTC”
polis laboratuarlarındakilerle karꢀılaꢀtırmalarına rağmen, balistik testlerin kapsamını
Türkiye’deki polis arꢀivlerini kapsayacak ꢀekilde geniꢀletmeye yönelik yapılmıꢀ hiçbir giriꢀim
kaydedilmemiꢀtir (bkz. 125. ve 126. paragraflar). Soyalan’ın aksini iddia etmesine rağmen,
Türkiye’de yapılmıꢀ bir balistik teste iliꢀkin hiçbir rapor AĐHM’ye iletilmemiꢀtir (ibid.).
229.AĐHM, ayrıca, soruꢀturma makamlarının bazı kilit tanıklardan ifade almadığını
gözlemler. Örneğin, yetkililer, baꢀvuranın, Aziz Barnabas olayı ve eꢀinin öldürülmesi ile
Galip Mendi tarafından Yeni Düzen gazetesine ve Kutlu Adalı’ya yapıldığı iddia edilen
tehditler arasında bağlantıyla ilgili olarak dile getirdiği ꢀüphelerden haberdar idi. Ancak,
adının geçmesine iliꢀkin iddialarla ilgili olarak Galip Mendi’nin sorgulanmasına yönelik
hiçbir giriꢀimde bulunulmamıꢀtır (bkz. 120., 140., 151., 167. paragraflar). Aynı ꢀekilde,
Ceylan’la birlikte Hüseyin Demirci’nin cinayeti iꢀlediğine dair basında yer alan iddialardan
haberdar olduktan sonra yetkililerin Orhan Ceylan’ın ifadesini derhal almaya yönelik hareket
ettiği görülmemektedir (bkz. 132. paragraf). Dolayısıyla, Ceylan ve Demirci’nin olaya
karıꢀmıꢀ olabileceğine yönelik soruꢀturma tatmin edici olmaktan uzak idi (bkz. 129., 132., ve
152. paragraflar). Ayrıca, vurulma olayından hemen sonra polis tarafından olay mahallinde
yaꢀayan insanlardan epey ifade alınmıꢀ olmasına rağmen, o bölgedeki bütün insanların
sorgulanıp sorgulanmadığına dair etkili bir kontrol olup olmadığı da ꢀüpheli gözükmektedir
(bkz. 119. ve 148. paragraflar).
230.Hükümet, AĐHM’ye, Ekim 2002’ye ait, yani baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesinden
yaklaꢀık altı yıl yedi ay sonraya ait, tanık ifadeleri ve raporları içeren ek bir soruꢀturma
dosyası sunmuꢀtur. Kanıtları sözkonusu olaya ıꢀık tutabilecek kilit tanıklar içeren bu
soruꢀturmanın, ancak baꢀvurunun iletilmesinden ve ardından Strazburg’da yapılan iki
duruꢀmadan sonra yapılmıꢀ olması ꢀaꢀırtıcıdır. Bu bağlamda, AĐHM, Ekim 2002’ye kadar,
yetkili makamların, olay mahalline ilk gelen polis memuru olan Eybil Efendi’nin ve
mahallenin o tarihteki muhtarı olan ve polis memurlarıyla birlikte eve ilk giren Ali Rıza
Görgüner’in ifadesini almak doğrultusunda hiçbir giriꢀimde bulunmadıklarını not eder (bkz.
116. ve 117. paragraflar). Aynı ꢀekilde, 18 Ekim 2002 tarihinde kadar Mustafa Asilhan’ın
ifadesini almayı da düꢀünmemiꢀlerdir (bkz. 128 paragraf).
231.Daha önce de not edildiği üzere, AĐHM, baꢀvuranın, eꢀinin öldürülmesinin bir
gazetecilik faaliyetleriyle bağlantılı olduğu iddiasının mantıksız olmadığı kanısındadır (bkz.
215. paragraf). Ancak, yetkililerin, Adalı’nın öldürülmesinin ardındaki saikleri yeteri kadar
soruꢀturmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, cinayetin siyasi sebepleri olduğu veya Adalı’nın
gazetecilik faaliyeti ile arasında bir bağlantı olduğunun soruꢀturulması için yeterli adımların
atıldığı kesinliğe kavuꢀmamıꢀtır. Aksine, yetkililerin, soruꢀturmanın daha ilk safhasında ve
yetersiz bir temel üzerine bu ihtimali kapsam dıꢀı bıraktığı gözükmektedir (bkz. 120., 140.,
144. 156 paragraflar). Ayrıca, AĐHM, cinayetin saiklerini aydınlatabilecek olan kanıtların
bulunması amacıyla merhuma ait çalıꢀmaların ve diğer eꢀyaların üzerinde hiçbir araꢀtırma
yapılmadığına iꢀaret eder (bkz. 117. ve 147. paragraflar).
232.Son olarak, AĐHM, yetkililerce yürütülen soruꢀturmada kamu araꢀtırmasının
bulunmadığı ve merhumun ailesine bilgi verilmediği hususu ile de ilgilenmektedir.
Soruꢀturma dosyasının, soruꢀturmadaki geliꢀmeler ve soruꢀturmanın yürütülmesi hakkında
bilgi edinmek için hiçbir yolu olmayan baꢀvuranın eriꢀimine açık olmadığını not eder.
Baꢀvuru, Hükümet’e iletilmesine kadar kendisine post-mortem ve balistik raporların bir
kopyası verilmemiꢀ ve ölüm vakasında görevli memur tarafından yapılan tahkikatta yer almak
için davet edilmemiꢀtir (bkz. 123. paragraf). AĐHM, bu bağlamda, merhumun ailesinin veya
hukuki mümessillerinin soruꢀturmaya dahil edilmesinin, onlara bilgi verilmesinin ve baꢀka
kanıt sunmalarının önemini vurgular (bkz. yukarıda anılan Hugh Jordan, § 92; yukarıda
anılan Oğur, § 92; 24 Mayıs 1989 tarihli "Yasadıꢀı, Keyfi ve Toplu Đnfazların Önlenmesi Đçin
Đlkeler’le ilgili BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi Kararının (1989/65) 16. Bölümü )
233.Yukarıda anlatılar ıꢀığında, AĐHM, ulusal makamların baꢀvuranın eꢀinin
öldürülmesini çevreleyen koꢀullara yönelik etkili ve yeterli bir soruꢀturma yapmadığı
kanısındadır. Buna göre, Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine dair itirazını
reddetmiꢀ (bkz. 190. paragraf) ve 2. maddenin usul açısından ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.
II.AĐHS’NĐN 3., 8. VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
234.Baꢀvuran, eꢀinin ölümünden sonra, “KKTC” yetkililerinin sürekli bir taciz,
korkutma ve ayrımcılığına maruz kaldığını ve bunun AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddelerinde
ifade bulan haklarını ihlal ettiğini iddia etmiꢀtir.
235.3. madde ꢀöyledir:
“Hiç kimse iꢀkenceye, insanlık dıꢀı ya da onur kırıcı ceza veya iꢀlemlere tabi
tutulamaz.”
8. madde:
“1. Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve haberleꢀmesine saygı gösterilmesi
hakkına
sahiptir.
2. Bu hakkın kullanılmasına bir kamu otoritesinin müdahalesi, ancak ulusal güvenlik,
kamu emniyeti, ülkenin ekonomik refahı, dirlik ve düzenin korunması, suç iꢀlenmesinin
önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya baꢀkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması
için, demokratik bir toplumda, zorunlu olan ölçüde ve yasayla öngörülmüꢀ olmak
koꢀuluyla söz konusu olabilir.”
14. madde:
“Bu Sözleꢀmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil,
din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa
mensupluk, servet, doğum veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir
ayırımcılık
yapılmadan
sağlanır.”
A.Tarafların görüꢁleri
1.Baꢀvuran
236. Baꢀvuran, çeꢀitli olaylara istinaden (bkz. 38-45 paragraflar), iddia edilen
davranıꢀların, insanlık dıꢀı ve küçültücü muamele ve cezaya ve özel ve aile yaꢀam hakkına
yapılmıꢀ bir müdahaleye vardığını öne sürmüꢀtür. Ayrıca, kendisi ve eꢀinin siyasi ve diğer
görüꢀlerinden dolayı, ve/veya “KKTC” ve sorumlu Hükümet’in politikaları ve davranıꢀlarını
kamu tarafından bilinen bir eleꢀtirmenin dul eꢀi olarak, yetkililerin ayrımcı muamelesine
maruz kaldığını ileri sürmüꢀtür.
2.Sorumlu Hükümet
237.Sorumlu Hükümet, sözkonusu iddiaların temeli olmadığını ifade etmiꢀ ve bunların
yetkililerce yürütülen soruꢀturma sonrasında temelsiz olduğunun kanıtlandığını öne sürerek
itiraz etmiꢀtir. Ayrıca, sözkonusu ꢀikayetlerin, AĐHM’de dosyaya dahil edilmelerinden önce
yetkililerin dikkatine sunulmadığını not etmiꢀtir.
3.Kıbrıs Hükümeti
238.Kıbrıs Hükümeti, baꢀvuranın maruz kaldığı muamelenin, baꢀvuranda korku ve
sıkıntı ile birlikte utanç ve aꢀağılanmaya varan duygular oluꢀturduğunu ve dolayısıyla insanlık
dıꢀı ve küçük düꢀürücü muameleye vardığını öne sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvuranca iddia edilen
her AĐHS ihlalinin, eꢀinin siyasi görüꢀleri veya sorumlu Devlet’in politikalarının ve
uygulamalarının baꢀvuran tarafından mütemadiyen ve çekinmeden açıkça eleꢀtirmesinden
kaynaklandığını iddia etmiꢀtir.
B.AĐHM’nin değerlendirmesi
239.AĐHM, baꢀvuranın, “KKTC” yetkililerince taciz, korkutma ve ayrımcı
davranıꢀları ile ilgili olarak birkaç iddia öne sürdüğünü not eder. Bu iddiaların olgusal
temeline Hükümet tarafından kati olarak itiraz edilmiꢀtir. Dolayısıyla, sözkonusu iddianın
makuliyeti, tarafların AĐHM’ye ilettiği yazılı ve diğer kanıtlar ıꢀığında ve AĐHS’nin ihlali
iddialarının bir temeli olup olmadığını tespit ederken kullandığı kanıt standardını, yani “hiçbir
ꢀüpyehe yer bırakmayacak ꢀekilde” kanıt standardı dikkate alınarak test edilmelidir (bkz.
yukarıda anılan Đrlanda, § 161). Bu tür bir kanıta, yeterince güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu
çıkarımların veya benzer çürütülmemiꢀ karinelerin bulunması halinde ulaꢀılabilir.
240.Bu davada, iddia edildiği üzere, baꢀvuranın taciz, korkutma ve ayrımcılığa maruz
kalıp kalmadığına dair birkaç olgu ꢀüphe uyandırmaktadır. AĐHM, birkaç örnekle, görünüꢀe
bakılırsa, baꢀvuranın aracının lastiğinin birisi tarafından indirildiği için değil, eksi ve
yıpranmıꢀ olduğu için indiğine dikkat çeker. Musa Öneral’ın, su tankındaki sızıntıyı tamir
etmek için baꢀvuranın bahçesine girdiği görünmektedir. Adalı’nın fotoğrafının, “KKTC”
yetkilileri veya sorumlu Hükümet için çalıꢀan bir ꢀahıs tarafından baꢀvuranın bahçesinden
çalındığına dair hiçbir kanıt yoktur. Aynı ꢀekilde, baꢀvuranın köpeğine Devlet yetkilileri
tarafından iꢀkence yapıldığı veya köpeğin yine Devlet yetkililerince öldürüldüğü de kesin
değildir (bkz. 161. paragraf). Ayrıca, baꢀvuran, Hükümet’in baꢀvuranın posta ve iletiꢀimine
yetkililerce müdahale edildiğine iliꢀkin itirazına reddedebilecek herhangi bir somut kanıt
ortaya koyamamıꢀtır.
241.Bu tespitler ıꢀığında ve aksi bir kanıtın yokluğunda, baꢀvurana yönelik taciz,
korkutma ve ayrımcılık eylemlerinin varlığını kesinleꢀtirmek için gerekli olan kanıt
standardını dikkate alarak, AĐHM, AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddelerinin ihlal edilmediği
sonucuna varmıꢀtır.
Bu tespit, Hükümet’in hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin itirazının
incelenmesini gereksiz kılmıꢀtır (bkz. 191. paragraf).
III.AĐHS’NĐN 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
242.Baꢀvuran, yetkililerin, eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin koꢀullara yönelik ivedi,
tarafsız, tam ve etkili bir soruꢀturma yürütmemesinin AĐHS’nin 6 § 1. ve 13. maddelerini ihlal
ettiğini öne sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur.
243.6 § 1. maddenin ilgili bölümleri ꢀöyledir:
“Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, … konusunda karar
verecek olan, … bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının …
görülmesini istemek hakkına sahiptir.”
13. maddeye göre:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi
görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal
bir makama etkili bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
A.Tarafların görüꢁleri
1.Baꢀvuran
244.Baꢀvuran, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi kapsamında, eꢀinin ölümüne iliꢀkin koꢀullara
yönelik tarafsız ve bağımsız bir soruꢀturma yapılmamasından dolayı, Devlet görevlilerince
iꢀlendiği iddia edilen cinayete iliꢀkin tazminat yoluna baꢀvurma hakkını belirlemek için
mahkemelere etkili eriꢀiminin engellendiğini ifade etmiꢀtir. Ayrıca, “KKTC” yönetiminde
olan bölgedeki siyasi koꢀullar ve baꢀvuranın davasına iliꢀkin olaylar, baꢀvuranın bağımsız ve
tarafsız adalete ulaꢀmasını daha da imkansız kılmıꢀtır.
245.Baꢀvuran, AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında, eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin
koꢀullara yönelik olarak, yetkililerin, Türkiye’nin yapmakla yükümlü olduğu ivedi, tarafsız ve
kapsamlı bir soruꢀturmayı yapmamasının ve etraflı bir post-mortem muayene
yapmamalarının, soruꢀturma ve kamu kovuꢀturmasından sorumlu olanların da, “KKTC”
yönetiminin veya sorumlu Devlet görevlilerinin iꢀlediği iddia edilen siyasi cinayetlere benzeri
bir yanlı yaklaꢀımları olduğunu gösterdiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, aynı durumun,
kendisine yönelik yapılan gözetleme, taciz, korkutma ve ayrımcılık kampanyası iddiaları için
de geçerli olduğunu iddia etmiꢀtir. 13. maddenin ayrı bir ihlali olarak, “KKTC” yönetiminde
olan bölgede hukukun bağımsızlığı sağlanmamıꢀ olduğundan kendisine bir hukuk yolu imkanı
tanınmamıꢀtır, bu da nitelikli avukatların, etkili yasal tazmin elde edebilmesinde hukuki
yardım yapmayı mütemadiyen reddetmeleri sonucunu beraberinde getirmiꢀtir.
2.Sorumlu Hükümet
246.Sorumlu Hükümet, baꢀvuranın iddialarını reddetmiꢀ ve “KKTC”de gerek
uygulanabilir gerek iꢀlevi olan ve dolayısıyla baꢀvuranın yararlanabileceği iç hukuk yolları
olduğunu öne sürmüꢀtür. Örnek olarak, baꢀvuranın yaptığı baꢀvurudan sonra “Kutlu Adalı
Vakfı”na bir “KKTC” mahkemesi tarafından izin verildiğine iꢀaret etmiꢀtir.
247.Hükümete göre ayrıca, “KKTC” yetkilileri, baꢀvuranın eꢀinin ölümüne yönelik
ivedi ve yeterli bir soruꢀturma yapmıꢀtır. Yetkililer, Adalı üzerinde post-mortem muayene de
yapmıꢀlar ve Adalı cinayetinin siyasi olduğu iddialarına karꢀı yanlı bir yaklaꢀım
sergilememiꢀlerdir. Bu iddia, asla kesinlik kazanmamıꢀ bir varsayım idi. Buna ek olarak,
baꢀvuranın “gözetlenme, taciz, ve korkutma”ya iliꢀkin iddiaları temelsizdi ve yetkililerin
dikkatine hiçbir zaman sunulmamıꢀtı. Ayrıca, “KKTC” deki mahkemelerin ve hukuk
mesleğinin bağımsız olmadığına dair iddialarının aslı yoktu.
3.Kıbrıs Hükümeti
248.Kıbrıs Hükümeti, “KKTC”deki sözde mahkemelerin, kuruluꢀ ve iꢀlev bakımından
bağımsız ve tarafsız olmadığını belirtmiꢀtir. Baꢀvuranın kuzeyde hukuki temsil
sağlayamaması ve Adalı’nın ölümüne yönelik ivedi, kapsamlı ve tarafsız bir soruꢀturma
yapılmamasının yanı sıra, baꢀvuranın, tazminat ve özel hayat haklarını talep etmek için
mahkemelere eriꢀim imkanı yoktu. Sorumlu Devlet ve “mahkemeleri”nin baꢀvurana destek
verecek gibi gözükmüyordu. AĐHM’de ꢀu anda görülmekte olan davalarının durumu, etkili
olmadıklarının açık bir kanıtıdır.
B.AĐHM’nin değerlendirmesi
1.6. maddeye iliꢀkin olarak
249.AĐHM, baꢀvuranın “KKTC” mahkemelerinde tazminat aramak için hiçbir
giriꢀimde bulunmadığını not eder. Dolayısıyla, bu davada, iddiaları hakkında hüküm verip
veremeyeceğinin belirlenmesi mümkün değildir. AĐHM, baꢀvuranın bir mahkemeye
eriꢀiminin olmamasına iliꢀkin ꢀikayetinin, soruꢀturma mercilerinin baꢀvuranın eꢀinin
öldürülmesiyle ele alma biçimine iliꢀkin daha genel ꢀikayeti ile, bunun, öldürme sonucunda
baꢀvuranın karꢀı karꢀıya kaldığı sıkıntıları tazmin etmeye yarayacak etkili hukuk yollarına
eriꢀim üzerindeki etkileri ile bağlantılı olduğu kanısındadır. Bu ꢀartlar altında, AĐHM, kendi
içtihadı uyarınca, (bkz. örneğin, Gündem – Türkiye, 25 Mayıs 1998, Reports 1998-III s.1136,
§ 74; ve yukarıda anılan Kaya, s.329, § 105), bu ꢀikayeti, Devlet’lerin, 13. madde
çerçevesinde, iddia edilen AĐHS ihlalleri bağlamında etkili bir hukuk yolu sağlamak ꢀeklinde
daha genel yükümlülükleri kapsamında incelemenin uygun olacağı kanısındadır.
2.13. maddeye iliꢀkin olarak
(a)Genel ilkeler
250.AĐHM, yerel hukuki düzende her ne ꢀekilde tanımlanmıꢀ olursa olursa olsun,
AĐHS’nin 13. maddesinin hak ve özgürlüklerinin özünü hayata geçirmek için ulusal düzeyde
bir hukuk yolunun sağlanmasını teminat altına aldığını tekrarlar. Dolayısıyla, 13. maddenin
maksadı, bu madde kapsamında Sözleꢀmeci Devlet’lere AĐHS yükümlülüklerine uygun
hareket etme ꢀekline iliꢀkin bir takdir yetkisi tanınmıꢀ olmasına rağmen, AĐHS’nin 13.
maddesinin maksadının, AĐHS kapsamında yapılmıꢀ “savunulabilir bir ꢀikayet”in konusuna
iliꢀkin bir hukuk yolu ve uygun tazminat sağlamaktır. 13. madde yer alan yükümlülüğün
kapsamı, baꢀvuranın AĐHS çerçevesinde yaptığı ꢀikayetin niteliği bağlı olarak değiꢀebilir.
Yine de, 13. madde ile ꢀart koꢀulan hukuk yolunun, gerek uygulamada gerekse hukuk
açısından “etkili” olması gereklidir, özellikle de hayata geçirilmesinin, sorumlu Devlet
yetkililerinin fiilleri ve ihmalleri ile haksız olarak engellenmemesi gereklidir (bkz. yukarıda
anılan Aksoy, s.2286, § 95; Aydın – Türkiye, 25 Eylül 1997 kararı, Reports 1997-VI, ss.1895-
96, § 103; ve yukarıda anılan Kaya, § 106).
(b) Baꢁvuranın eꢁinin öldürülmesine iliꢁkin olarak
251.Yaꢀam hakkının korunmasının temel önemi ıꢀığında, 13. madde, uygun olan
hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, yaꢀamın elden alınmasından sorumlu olanların
belirlenmesi ve cezalandırılmasını ve müꢀtekinin soruꢀturma sürecine etkili eriꢀimini
sağlayacak kapsamlı ve etkili bir soruꢀturma yapılmasını gerektirir (bkz. yukarıda anılan
Kaya, ss.330-31, § 107).
252.Bu davada sunulan kanıtlar temelinde, AĐHM, hiçbir ꢀüpheye yer bırakmayacak
ꢀekilde Devlet görevlilerinin baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesini gerçekleꢀtirdiği veya bu olaya
karıꢀtıklarının kanıtlandığını tespit etmemiꢀtir (bkz. 219. paragraf). Ancak, geçmiꢀ davalarda
karar verdiği üzere, bu tespit, 2. madde bağlamında yapılan ꢀikayetin, 13 maddenin maksadı
bakımından “savunulabilir” bir ꢀikayet olmasını engellemez (bkz. Boyle ve Rice- Đngiltere, 27
Nisan 1988, Seri A no. 131, s. 23, § 52; yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, p 107; ve yukarıda
anılan Yaꢀa, s. 2442, § 113)ç Bu bağlamda, AĐHM, baꢀvuranın eꢀinin kanunsuz bir öldürme
olayının kurbanı olduğunun ihtilaf konusu olmadığını gözlemler. Buna göre, 2. madde
kapsamındaki ꢀikayetin, AĐHS’nin 13. maddenin maksatları açısından savunulabilir olduğu
kanısındadır.
253.Dolayısıyla, yetkililerin baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin koꢀullara yönelik
etkili bir araꢀtırma yapma yükümlülüğü bulunmaktaydı. Yukarıda bahsedilen gerekçelerden
dolayı (bkz 221-233 paragraflar), 2. madde yükümlülüklerinin gerektirdiklerinden daha
kapsamlı olan 13. maddede yer alan yükümlülükleri uyarınca hiçbir soruꢀturma yapılmadığı
düꢀünülebilir (bkz. yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107). Dolayısıyla AĐHM, baꢀvurana,
eꢀinin ölümüne iliꢀkin olarak etkili bir hukuk yolu ve böylelikle, uygun bir tazminat da dahil
olmak üzere, faydalanabileceği diğer tazmin yolları tanınmadığını tespit etmiꢀtir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
(c)Baꢁvurana yapıldığı iddia edilen taciz, korkutma ve ayrımcılık
254.AĐHM, bu davada sunulan kanıtlar temelinde, baꢀvuranın “KKTC” yetkililerinin
taciz, korkutma ve ayrımcılığına maruz kaldığının kesinleꢀtiğini tespit etmemiꢀtir (bkz. 239- paragraflar). 13. maddede yer alan ꢀartlar ele alındığında, baꢀka bir maddenin ihlalinin,
maddenin uygulanması için ön koꢀul olmadığını tekrarlar (bkz. Yukarıda Boyle ve Rice, s.23,
§ 52). Ancak, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddeleri çerçevesinde yaptığı temel
ꢀikayetlere iliꢀkin yukarıdan bahsedilen tespitlerini dikkate alarak,”KKTC” yetkililerinin kötü
davranıꢀlarını görünürde temelini ortaya koyduğu sonucuna varamaz. Bu bağlamda,
baꢀvuranın Hükümet’in görüꢀlerini çürütmediğine ve yerel yetkililerin kendisinin
ꢀikayetlerine yönelik soruꢀturmasının sonuçlarına dikkat çeker (bkz. 240. paragraf).
255.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, yukarıda bahsedilen durumun baꢀvuranın
etkili hukuk yolu hakkının ihlali olarak görülemeyeceği kanısındadır.
Dolayısıyla, bu bağlamda AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
IV.AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
256.Baꢀvuran, eꢀinin kanunsuzca öldürülmesinin, aynı zamanda AĐHS’nin 10.
maddesine ifade bulan ifade özgürlüğü hakkına müdahale teꢀkil ettiğini iddia etmiꢀtir.
Sözkonusu maddeye göre:
“1. Herkes görüꢀlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat
özgürlüğü ile
kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya
fikir almak ve vermek özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon
ve sinema iꢀletmelerini bir izin rejimine bağlı tutmalarına engel değildir.
2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir
toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün
veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç iꢀlenmesinin
önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, baꢀkalarının ꢀöhret ve haklarının korunması, veya
yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim
koꢀullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”
257.Baꢀvuran, Kutlu Adalı’nın sorumlu Devlet’in politikalarını ve uygulamalarını ile
Türk kontrolünde olan kuzey Kıbrıs’taki görevlileri sertçe eleꢀtiren görüꢀlerini açıkça ifade
etmek sebebiyle öldürüldüğünü ileri sürmüꢀtür.
258.Hükümet, bu iddiaların olgusal temeline itiraz etmiꢀ ve Adalı’nın siyasi sebepler
veya görüꢀleri yüzünden öldürüldüğüne dair hiçbir kanıt olmadığını vurgulamıꢀtır.
259.Kıbrıs Hükümeti, baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesinin sebebinin, sorumlu Devlet’in
iꢀgal edilmiꢀ Kıbrıs’taki yönetimini açıkça eleꢀtirmesi olduğunu öne sürmüꢀtür.
260.AĐHM, baꢀvuranın iddialarının AĐHS’nin 2. maddesinde incelenen aynı
olgulardan kaynaklandığını not eder. Dolayısıyla, sözkonusu ꢀikayeti ayrı olarak incelemenin
gerekli olmadığı kanısındadır.
V.AĐHS’NĐN 11. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
261.Baꢀvuran, Türk ve Kıbrıslı Türk yetkililerin, kendisinin, güney Kıbrıs’taki bir
radyo istasyonunun düzenlediği bir toplantıya katılmak için “yeꢀil hat”tı geçmesine izin
vermemesinin, AĐHS’nin 11. maddesinde ifade bulan toplantı yapma özgürlüğünü ve bu
bağlamda Kıbrıslı Rumlarla toplantı yapma özgürlüğünü ihlal ettiğini öne sürerek ꢀikayetçi
olmuꢀtur. 11. maddeye göre:
“1. Herkes asayiꢀi bozmayan toplantılar yapmak, demek kurmak, ayrıca çıkarlarını
korumak için baꢀkalarıyla birlikte sendikalar kurmak ve sendikalara katılmak
haklarına
sahiptir.
2. Bu hakların kullanılması, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde
olarak, ulusal güvenliğin, kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve
suç iꢀlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya baꢀkalarının hak ve
özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla ve ancak yasayla sınırlanabilir. Bu madde, bu
hakların kullanılmasında silahlı kuvvetler, kolluk mensupları veya devletin idare
mekanizmasında görevli olanlar hakkında meꢀru sınırlamalar konmasına engel
değildir.”
A.Tarafların görüꢁleri
1.Baꢀvuran
262.Baꢀvuran, hattın Kıbrıs Hükümeti’nin kontrolünde olan bölümünde bir radyo
istasyonu tarafından 20 Haziran 1997 tarihinde düzenlenecek olan toplantıya davet edildiğini
belirtmiꢀtir. Baꢀvuran ve kızı önceden, diğer tarafa geçme izni için “KKTC” yönetiminin
Dıꢀiꢀleri Bakanlığı’na müracaat etmiꢀtir. Herhangi bir gerekçe gösterilmeksizin izin talebi
reddedilmiꢀ, ancak kuzeydeki gazetecilere izin verilmiꢀtir. Bu önlem, AĐHS’nin 11.
maddesinde yer alan toplantı yapma özgürlüğünü ihlal etmiꢀtir.
2.Sorumlu Hükümet
263.Hükümet, baꢀvuranın savlarına itiraz etmiꢀ ve baꢀvuranın, yalnızca bu tür bir
toplantı sebebiyle toplantı yapma özgürlüğü hakkının ihlal edilmediğini öne sürmüꢀtür. Bu
bağlamda, “KKTC” ile güney Kıbrıs arasındaki “yeꢀil hat”tın geçilmesinin, “KKTC”
kanunlarıyla düzenlendiğini ve bu konuda genel kısıtlamaların bulunduğunu vurgulamıꢀtır.
Bu, zaman zaman gerekli görülen güvenlik önlemlerine bağlıdır. Kontrol noktalarında ya da
sınırda gösteri veya ꢀiddet içeren protestolar meydana geldiğinde, hattı geçmek emniyetli
olmuyordu ve taraflardan biri izinleri askıya alabiliyordu. Sonuç olarak, “KKTC”
yetkililerinin amacı, baꢀvurana veya kızına ayrımcılık yapmak değil, adada barıꢀı muhafaza
etmek için tüm Kıbrıslı Türklerin korunmasını temin etmekti.
264.20 Haziran 1997 tarihinde adanın Rum tarafında bir radyo istasyonu tarafından
düzenlenen toplantıyla ilgili olarak, toplantı yalnızca gazetecilere yönelikti ve baꢀvuranın bu
toplantıda bulunması, siyasi propaganda amacıyla suistimal edilebilirdi.
2.Kıbrıs Hükümeti
265.Kıbrıs Hükümeti’ne göre, yetkililerin baꢀvuranın Kıbrıs’ın güney bölümüne
gitmesine izin vermeyi reddetmeleri, AĐHS’nin 11. maddesini ihlali etmiꢀtir ve sorumlu
Hükümet, baꢀvuranca ortaya koyulan kanıtları çürütecek ikna edici herhangi bir kanıt
sunmamıꢀtır.
B.AĐHM’nin değerlendirmesi
1.Genel ilkeler
266.AĐHM, ilk olarak, toplantı yapma özgürlüğünün demokratik bir toplumda temel
bir hak olduğunu ve ifade özgürlüğü gibi, bu tür bir toplumun temellerinden biri olduğunu
gözlemler. Dolayısıyla, kısıtlayıcı olarak yorumlanmamalıdır (bkz. yukarıda anılan Djavit An
– Türkiye, § 54; G – Almanya, no. 13079/87, 6 Mart 1989 tarihli Komisyon kararı, DR 60, s.
256; Rassemblement jurassien ve Unité jurassien – Đsviçre, no. 8191/78, 10 Ekim 1979 tarihli
Komisyon kararı, DR 17, s. 93; ve Rai ve Diğerleri – Đngiltere, no. 25522/94,6 Nisan 1995
tarihli Komisyon kararı, DR 81-A, s.146). ꢁu halde, bu hak, özel toplantıları, açık alanlardaki
toplantıları, statik toplantıları, toplu geçitleri kapsar ve bireyler ile toplantıyı organize edenler
tarafından kullanılabilir (yukarıda anılan Rassemblement jurassien ve Unité jurassien, ve
Christians Against Racism and Fascism – Đngiltere, no. 8440/87, 16 Temmuz 1980 tarihli
Komisyon kararı, DR 21, s.138).
267.Ayrıca, AĐHM, Devletlerin barıꢀ ortamında toplanma hakkını yalnızca korumaları
değil, aynı zamanda bu hak üzerinde dolaylı olarak haksız kısıtlamalar uygulamaktan
kaçınmaları gereklidir (bkz. yukarıdan anılan Djavit An – Türkiye, § 57). Son olarak, AĐHM,
11. maddenin ana maksadının bireyi, kamu mercilerinin, korunan hakların kullanılmasına
keyfi müdahale etmelerine karꢀı korumak olmasına rağmen, ek olarak, bu hakların etkili
kullanılmasını temin etmek bakımından kesin yükümlülükler bulunabilir (bkz. yukarıda anılan
Christians Against Racism and Fascism, s. 148).
2.Yukarıdaki ilkelerin bu davaya uygulanması
(a)Bir müdahale olup olmadığı
268.AĐHM, ilk olarak, “KKTC” yetkililerinin 1996’nın ikinci yarısından sonra,
kısıtlamalar ve aslen yasaklar getirmek suretiyle, iki toplum arasındaki temaslara iliꢀkin
edindiği sert yaklaꢀımla ilgili olarak, Kıbrıs – Türkiye ve Djavit An – Türkiye davalarındaki
tespitlerini tekrarlar (bkz. yukarıda anılan iki karar, sırasıyla §§ 368-69 ve § 59).
269.Bu davada, AĐHM, baꢀvuranın 20 Haziran 1997 tarihinde güney Kıbrıs’ta yapılan
toplantıya katılmasına izin verilmediğini not eder. Bu durumda, yetkililerin baꢀvurana izin
vermeyi reddetmesi, kendisinin orada iki toplumlu bir toplantıya katılmasını ve sonuç olarak
her iki toplumdan insanlarla barıꢀ ortamında toplantıya katılmasının engellemiꢀtir. Bu
bağlamda, AĐHM, sözkonusu engellemenin, tıpkı yasal bir engel gibi, bir AĐHS ihlaline
vardığını gözlemler (bkz. Loizidou – Türkiye, 18 Aralık 1996 kararı, Reports, 1996-VI, § 63).
270.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranın AĐHS’nin 11. maddesiyle
teminat altına alınan toplanma hakkına müdahale edildiği sonucuna varmıꢀtır.
(b)Müdahalenin haklı olup olmadığı
271.Bu tür bir müdahale, “kanunla öngörülmemiꢀ” ise, 2. fıkra çerçevesinde bir ya da
birden fazla meꢀru amaç için yapılmamıꢀ ise ve bu amaçların elde edilmesi için“demokratik
bir toplumda gerekli” değil ise, 11. madde ihlal edilmiꢀ olacaktır.
272.AĐHM, öncelikle, sözkonusu müdahalenin kanunla öngörülüp öngörülmediğini
tayin edecektir. Bu bağlamda, “kanunla öngörülen” ifadesinden doğan gerekliliklerden
birinin, sözkonusu önlemin önceden gelebileceğini görmek olduğunu tekrarlar. Bir kural, bir
bireyin davranıꢀını düzenlemesini sağlamak bakımından yeterince net ve doğru formüle
edilmemiꢀse, bir “kanun” olarak görülemez: birey, - gerektiğinde uygun bilgilendirme ile –
ꢀartlar dahilinde mümkün olduğu kadar, belirli bir davranıꢀın beraberinde getireceği sonuçları
önceden görebilmelidir (bkz. örneğin Rekvényi – Macaristan [BD], no. 25390/94, § 34,
AĐHM 1999-III).
273.Bu davada, sorumlu Hükümet, “KKTC” ve güney Kıbrıs arasındaki “yeꢀil hat”tın
geçilmesine dair genel kısıtlamalara atıfta bulunmuꢀtur. “KKTC”de, kuzey Kıbrıs Türklerinin,
iki toplumlu toplantılara katılmak için “yeꢀil hat”tan güney Kıbrıs’a geçmelerine izni vermeyi
düzenleyen herhangi bir kanun veya önleme atıfta bulunmamıꢀtır. Ayrıca, bu tür izinlerin ne
zaman verilmediğine dair herhangi bir bilgi sunmamıꢀtır.
274.Benzer bir konuya iliꢀkin olarak Djavit An – Türkiye (yukarıdan anılan, § 67)
davasındaki tespitini ve elindeki bu davanın koꢀullarını dikkate alarak, AĐHM, bu davada,
kuzey Kıbrıs’ta yaꢀayan Kıbrıslı Türklere, “yeꢀil hat”tan güney Kıbrıs’a geçerek Kıbrıslı
Rumlarla barıꢀ ortamında toplantı yapmak için izin verilmesini düzenleyen uygulanabilir
hiçbir kanun bulunmadığı sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla, baꢀvuranın toplanma hakkına
kısıtlama getrimle ꢀekli, AĐHS’nin 11 § 2. maddesinin anlamı kapsamında “kanunla
öngörülmüꢀ” değildir.
275.Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, AĐHS’nin 11 § 2. maddesi ile ꢀart koꢀulan
diğer gerekliliklerin karꢀılanıp karꢀılanmadığını incelemenin gerekli olduğu kanısında
değildir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 11. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
VI.AĐHS’NĐN 34. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
276. Baꢀvuran, sorumlu Hükümet’in, kendisinin AĐHM’ye bireysel baꢀvuru hakkından
etkili olarak faydalanmasını engellemeye çalıꢀtığını ve bunun AĐHS’nin 34. maddesini ihlal
ettiğini öne sürerek ꢀikayetçi olmuꢀtur. Sözkonusu maddenin ilgili bölümlerine göre:
“Đꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinde tanınan hakların Yüksek Sözleꢀmeci Taraflardan
biri tarafından ihlalinden zarar gördüğü iddiasında bulunan her gerçek kiꢀi, hükümet
dıꢀı her kuruluꢀ veya kiꢀi grupları Mahkeme’ye baꢀvurabilir. Yüksek Sözleꢀmeci
Taraflar bu hakkın etkin bir ꢀekilde kullanılmasına hiçbir suretle engel olmamayı
taahhüt ederler.”
277.Baꢀvuran, 4 Aralık 1999 tarihinde, sorumlu Devlet’in eski Hükümet Ajanı Prof.
Bakır Çağlar ile görüꢀtüğünü, ve Çağlar’ın baꢀvurana AĐHM’ye baꢀvuru hakkında sorular
sorduğunu ileri sürmüꢀtür. Çağlar ayrıca, ꢀayet AĐHM’de davayı kazanırsa, baꢀvuranın
suikaste uğrayacağını ve kızının bursunun kesileceğini söyleyerek tehdit etmiꢀtir.
278.Sorumlu Hükümet, baꢀvuranın iddiasına itiraz etmiꢀ ve Loizidou – Türkiye
davasında Hükümet Ajanı olan Çağlar’ın, görevinden ayrıldığını ve dolayısıyla Türk
Hükümeti’ni temsil etmediğini belirtmiꢀtir.
279.Kıbrıs Hükümeti, bu konu hakkında görüꢀ bildirmemiꢀtir.
280.AĐHM, sözkonusu tarihte Prof. Çağlar’ın Türk Hükümeti adına çalıꢀtığının öne
sürülmediğini veya buna iliꢀkin bir gösterge olmadığını gözlemler. Ayrıca, baꢀvuranın AĐHM
delegelerine sunduğu sözlü kanıtlardan, Prof. Çağlar’ın amacının baꢀvuranı baꢀvurusundan
vazgeçirmeye ikna etmekten ziyade, onu AĐHM’de temsil etmek olduğu görülmektedir (bkz.
45. paragraf). Bu gerekçelerden dolayı, AĐHM, Prof. Çağlar’ın iddia edilen davranıꢀının
sorumlu Hükümet’e yüklenemeyeceği kanısındadır.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 34. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
VII.AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
281.AĐHS’nin 41. maddesine göre:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete
uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A.Maddi tazminat
282.Baꢀvuran, AĐHM’den eꢀinin kazanç kaybının tazminat olarak kendisine
ödenmesine karar vermesini talep etmiꢀtir. Ailesinin, eꢀinin “KKTC”deki kamu görevi
nedeniyle aldığı emekli maaꢀını alma haklarını kaybettiklerini not etmiꢀtir. Aldığı dul maaꢀı,
Kutlu Adalı’nın alacağı emekli maaꢀından miktar olarak daha azdı. Baꢀvuran ayrıca, adil
tazmin değerlendirmesinde, AĐHM’den, “KKTC”nin ve Türk yetkililerin, AĐHM’ye baꢀvurma
hakkından etkili olarak faydalanmayı engelleme çabalarının sonucunda çocuklarının
kariyerlerinin zarar gördüğü gerçeğini de dikkate almasını talep etmiꢀtir.
283.Sorumlu Hükümet, baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki iddialarına iliꢀkin olarak hiçbir
görüꢀ bildirmemiꢀtir.
284.AĐHM, AĐHS ihlali teꢀkil ettiği ileri sürülen hususlarla baꢀvuranın maruz kaldığı
iddia edilen maddi zarar arasında hiçbir sebep sonuç bağı olmadığını gözlemler (bkz. yukarıda
anılan Çakıcı ve Djavit An, sırasıyla §§ 127 ve 80). Dolayısıyla, baꢀvuranın bu baꢀlık
altındaki talebini reddeder.
B.Manevi tazminat
285.Baꢀvuran, herhangi bir meblağ belirtmeden, AĐHM’den, kendisine manevi
tazminat ödenmesine karar vermesini talep etmiꢀtir. AĐHM’den, Kutlu Adalı’nın ölümü
sebebiyle kendisi ve çocuklarının içine düꢀtüğü büyük sıkıntı ve acı ile endiꢀe, çaresizlik ve
hayal kırıklığını ve Adalı’nın ölümüne yönelik bağımsız ve etkin bir soruꢀturma yapılmaması
ve faillerin adalete huzuruna çıkarılmamasını dikkate almasını talep etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca,
yetkililerin kendilerine yönelik yaptıkları taciz ve korkutma kampanyası nedeniyle ailesinin
çektiği sıkıntıyı dikkate almıꢀtır.
286.Sorumlu Hükümet, baꢀvuranın talebine iliꢀkin olarak görüꢀ bildirmemiꢀtir.
287.AĐHM, AĐHS’nin 2. maddesinde yer alan usuli yükümlülüğe ve 13. maddesine
aykırı olarak, yetkililerin baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesini çevreleyen koꢀullara yönelik etkili
bir soruꢀturma yapmadığını tekrarlar. Ayrıca, baꢀvuranın toplanma hakkının, yetkililerin,
baꢀvuranın, Kıbrıslı Rumlarla iki toplumlu bir toplantıda bir araya gelmek için Kıbrıs’ın
güneyine geçmesini reddetmesi sebebiyle ihlal edildiği sonucuna varmıꢀtır. Benzer
davalardaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında (bkz. Tepe – Türkiye, no. 27244/95, § 212, 9 Mayıs
2003; Tekdağ – Türkiye, no. 27699/95, § 117, 15 Ocak 2004; ve yukarıda anılan Gjavit An, §
84) ve dava olaylarını dikkate alarak, AĐHM, ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk
Lirası’na çevrilmek ve baꢀvuranın banka hesabına yatırılmak üzere, 20.000 Euro ve
uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesine karar vermiꢀtir.
C.Mahkeme masrafları
288.Baꢀvuran, Sözleꢀme kurumlarında davasının hazırlık ve sunuluꢀu esnasında
yapılan masraflar ve ücretler için toplam 319.783,85 Sterlin (464.534,44 Euro) ve
uygulanabilecek her türlü verginin ödenmesini talep etmiꢀtir. Bu meblağ, baꢀvuranın
Londra’da bulunan Bindman & Partners hukuk bürosuna bağlı Đngiliz hukuki
mümessillerinin, önde gelen bir avukatın, hukukçuların, bir stajyer avukatın ve yöneticilerin
masraflarını (adli çalıꢀmalar, Đngilizce – Türkçe ve Türkçe – Đngilizce çeviri ve özetler,
telefon konuꢀmaları, posta, fotokopi ve kırtasiye) kapsamaktaydı. Bu meblağ, (1)1 Nisan
2000’e kadar yapılan 149.757,74 Sterlin masrafı (2) 1 Mayıs 2002’ye kadar yapılan 72.276,11
Sterlini ve (3) baꢀvurunun sonuçlanmasına kadar yapılacağı tahmin edilen 97.750 Sterlin
masrafı kapsamaktadır.
289.AĐHM, baꢀvuranın AĐHS çerçevesindeki ꢀikayetlerini yalnızca kısmen ortaya
koyduğuna dikkat çeker. Ancak, bu davanın, Strazburg’ta bir duruꢀma ve hem Strazburg hem
Lefkoꢀa’da tanıklardan kanıt almak dahil olmak üzere, ayrıntılı inceleme gerektiren karmaꢀık
hukuki ve olgusal konular içermekteydi. AĐHM, bu bağlamda, yalnızca gerektiği için ve
gerçekten yapılmıꢀ masrafların AĐHS’nin 41. maddesi çerçevesinde ödenebileceğini tekrarlar.
290.Bu bağlamda, AĐHM, bu davada, tüm mahkeme masraflarının gerektiği için ve gerçekten
yapıldığı hususunda ikna olmamıꢀtır. Hukuki mümessillerin, seyahat ile, birbirleri ve üçüncü
taraflar ile istiꢀareleriyle ilgili olarak talep ettikleri meblağların bir bölümünün abartılmıꢀ
olduğu kanısındadır. AĐHM, baꢀvuranın Đngiliz avukatları ve danıꢀmanlarıyla ilgili olarak
belirttiği toplam adli çalıꢀma saatinin ve her çalıꢀma saati baꢀına olan meblağın aꢀırı olduğunu
kanısındadır. Dolayısıyla, tüm adli masrafların gerektiği için ve gerçekten yapıldığının
kanıtlanmadığını tespit etmiꢀtir. Benzer davalardaki içtihadı ıꢀığında, (bkz. yukarıda anılan
Tepe ve Akdağ), baꢀvuranın taleplerinin ayrıntılarını dikkate alarak, AĐHM, baꢀvurana, ödeme
gününde geçerli olan kur üzerinden Sterlin’e çevrilmek ve baꢀvuranın Đngiltere’deki hukuki
mümessillerinin banka hesabına yatırılmak ve Avrupa Konseyi’nden alınan 7.236,74 Euro
yasal yardım çıkarılmak üzere, 75.000 Euro ve her türlü verginin ödenmesine karar vermiꢀtir.
D.Gecikme faizi
291.AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar
vermiꢀtir
YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM,
1.Baꢀvuranın toplantı yapma özgürlüğüne iliꢀkin ꢀikayetiyle ilgili olarak Hükümet’in, iç
hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin ön itirazının reddine oybirliğiyle,
2.Hükümet’in hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin ön itirazını, baꢀvuranın AĐHS’nin 2.,
3., 8. ve 14. maddeleri kapsamındaki ꢀikayetleri ile ilgili olarak, bu ꢀikayetlerin incelenmesi
ile birleꢀtirmeye oybirliğiyle,
3.Baꢀvuranın eꢀinin öldürülmesine iliꢀkin olarak AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edilmediğine
oybirliğiyle,
4.Yetkililerin, baꢀvuranın eꢀinin ölümünü çevreleyen koꢀullara yönelik yeterli ve etkili
soruꢀturma yapmamasından dolayı AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine ve bu sebeple
Hükümet’in ön itirazının reddine bire karꢀı altı oyla,
5.AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddelerinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle,
6.AĐHS’nin 2. maddesi çerçevesindeki ꢀikayetlerle ilgili olarak AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal
edildiğine bire karꢀı altı oyla,
7.AĐHS’nin 3., 8. ve 14. maddesi çerçevesindeki ꢀikayetlerle ilgili olarak AĐHS’nin 13.
maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle,
8.AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilip edilmediğinin incelenmesinin gerekli olmadığına
oybirliğiyle,
9.AĐHS’nin 11. maddesinin ihlal edildiğine oybirliğiyle,
10.AĐHS’nin 34. maddesinin ihlal edilmediğine oybirliğiyle,
11.(a)Sorumlu Devlet’in, baꢀvurana, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği
tarihten itibaren üç ay içinde aꢀağıdaki meblağları ödemesine bire karꢀı altı oyla,
(i)ödeme gününde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek ve baꢀvuranın
banka hesabına yatırılmak üzere, her türlü vergiden muaf olarak 20.000 Euro (yirmi bin Euro)
manevi tazminat ve bu meblağ üzerine uygulanabilecek her türlü vergi,
(ii)mahkeme masrafları için, 7.236,74 Euro (yedi bin iki yüz otuz altı Euro yetmiꢀ dört
Cent) düꢀüldükten sonra ödeme gününde geçerli kur üzerinden Sterlin’e çevrilmek ve
baꢀvuranın Đngiltere’deki hukuki mümessillerinin hesabına yatırılmak ve üzere, her türlü
vergiden muaf, 75.000 Euro (yetmiꢀ beꢀ bin Euro),
(b)Yukarıda anılan üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek
suretiyle elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;
12. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine oybirliğiyle
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3. maddeleri uyarınca 31
Mart 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
Soren Nielsen
Sekreter
Christos ROZAKIS
Baꢀkan
53
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło