3820/03

WyrokETPCz2009-03-31ECLI:CE:ECHR:2009:0331JUD000382003

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy opóźnienie w wypłacie odszkodowania za wywłaszczenie, zasądzonego przez sądy krajowe, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że opóźnienie w wypłacie dodatkowego odszkodowania za wywłaszczenie, które zostało zasądzone przez sądy krajowe i potwierdzone przez Sąd Kasacyjny, było przypisywalne władzom państwowym. Stwierdził, że to opóźnienie spowodowało dodatkową szkodę dla skarżącego, wykraczającą poza samo wywłaszczenie. Trybunał orzekł, że takie opóźnienie nałożyło na skarżącego nieproporcjonalne i nadmierne obciążenie, naruszając tym samym sprawiedliwą równowagę między wymogami interesu publicznego a ochroną prawa do poszanowania mienia, co stanowi naruszenie art. 1 Protokołu nr 1.
Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Tınarlıoğlu, był właścicielem działki wywłaszczonej przez gminę Dilovası w 1999 roku. Niezadowolony z wysokości odszkodowania, wniósł sprawę do sądu krajowego, który w lipcu 2000 roku zasądził na jego rzecz dodatkowe odszkodowanie wraz z odsetkami. Decyzja ta została potwierdzona przez Sąd Kasacyjny w grudniu 2000 roku. Pomimo prawomocnego orzeczenia, władze wypłaciły należną kwotę dopiero w kwietniu 2008 roku, co stanowiło znaczne opóźnienie.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdza, że skarga jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skarg na podstawie art. 6 i 13 Konwencji. 4. Zasądza na rzecz skarżącego 10 300 EUR tytułem szkody majątkowej wraz z odsetkami. 5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   TINARLIOĞLU-TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:3820/03)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Mart 2009   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (3820/03) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaşı)   Mehmet Tınarlıoğlu’nun (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 11 Aralık 2002   tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   Başvuran, Kocaeli Barosu avukatlarından C. Tınarlıoğlu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran, 1940 doğumludur ve Kocaeli’nde ikamet etmektedir.   Ekim 1999 tarihinde, Dilovası Belediyesi (“idare”) başvurana ait bir arsayı   kamulaştırmıştır.   Ocak 2000 tarihinde, idare tarafından ödenen tutardan memnun olmayan başvuran, Gebze   Asliye Hukuk Mahkemesi’nde (“mahkeme”) bedel artırım davası açmıştır.   Temmuz 2000 tarihli bir kararla, mahkeme başvuranı kısmen haklı bulmuş ve taşınmazın   idareye devir tarihinden itibaren işleyecek gecikme faizi ile birlikte başvurana 14.845.559.000   TL ödenmesine hükmetmiştir.   Aralık 2000 tarihinde, Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   Bilahare başvuranın talebi üzerine yetkili icra dairesi, iadeye ödeme emri göndermiştir.   Nisan 2008 tarihinde, idare başvurana, 63.656.200.000 TL ödemiştir.   HUKUK   I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   HAKKINDA   Başvuran, hukuki bir kararla ödenmesine hükmedilen ek kamulaştırma bedelinin idare   tarafından gecikmeli olarak ödenmesi nedeniyle mülkiyete saygı hakkının ihlalinden   şikayetçidir. Bu bağlamda başvuran, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlalinden   şikayetçidir.   AİHS’nin 35/1 maddesine atıfta bulunarak, Hükümet, öncelikle iç hukuk yollarının   tüketilmediğini savunmaktadır. Bu bağlamda Hükümet, başvuranın, Borçlar Kanunu’nun 105.   maddesiyle sunulan başvuru yolunu kullanmış olması gerektiğini ifade etmektedir. Hükümet,   ayrıca, başvuranın Yargıtay karar tarihi olan 19 Aralık 2000 tarihinden itibaren altı ay süresi   içerisinde AİHM’ye başvuruda bulunmadığını belirtmektedir.   Başvuran, sözkonusu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM, başvuranınki gibi bir şikayet durumunda teorik olarak varolan tek başvuru yolunun   Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi ile öngörülen yol olduğunu kabul eder. Bununla birlikte,   AİHM’yi sözkonusu başvuru yolunun etkisiz nitelikte olduğu sonucuna ulaştıran   gerekçelerden dolayı, bu başlık altında yapılan itirazın reddedilmesi gerekmektedir (Aka-   Türkiye, 23 Eylül 1998).   Altı ay süresine riayet edilmemesine ilişkin olarak ise, Tiryakioğlu-Türkiye (başvuru no:   45436/99, 24 Mayıs 2005) kararında ortaya konmuş olan aynı gerekçeler çerçevesinde   sözkonusu itirazın reddedilmesi gerekmektedir.   Sonuç olarak, AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan   yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   Esasa ilişkin olarak ise, AİHM, mevcut davadakine benzer sorunların konu olduğu çok sayıda   dava incelemiş ve 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (Bkz,   Akkuş-Türkiye, 9 Temmuz 1997).   Dava koşullarını incelemesinin ardından AİHM, mevcut davada Hükümet’in davayı farklı   şeklide sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. AİHM, ulusal   mahkemeler tarafından ödenmesine hükmedilen kamulaştırma bedelinin ödemesindeki   gecikmenin idareye isnat edilebileceğini tespit etmektedir. Kamulaştırma bedelinin gecikmeli   olarak ödenmesi başvuranı mülkiyetin kamulaştırılmasına ilaveten ayrı bir zarara daha   uğratmıştır. Bu gecikme, AİHM’yi, başvuranın toplum yararının gerektirdikleri ile mülkiyet   hakkına saygının korunması arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alışılmışın   dışında ve ölçüsüz bir yüke katlanmak zorunda kaldıkları yönünde düşünmeye sevk   etmektedir.   Bu itibarla 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6. ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmaktadır ve AİHS’nin 6. maddesine   atıfta bulunmaktadır. Başvuran, ayrıca, iç hukukta AİHS’nin 13. maddesi uyarınca idareyi   borcunu ödemeye zorlayacak etkili bir başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle de   şikayetçidir. Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   AİHM, AİHS’nin 35/3 maddesi uyarınca hiçbir gerekçe gösterilmemesi nedeniyle sözkonusu   iddiaları kabuledilebilir ilan etmektedir.   Buna karşın, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi uyarınca ulaştığı ihlal tespitini göz önüne   alarak, AİHM, işbu başvuruda ortaya konan temel hukuki sorunu incelediği kanaatindedir.   Dava unsurlarının ve tarafların iddialarının tamamını göz önüne alarak, AİHM, AİHS’nin 13.   maddesi ile birlikte AİHS’nin 6. maddesi kapsamında yapılan şikayetlerin esas bakımından   ayrıca incelenmesine gerek olmadığı kanaatindedir (Andiçi-Türkiye, başvuru no: 27796/03, 4   Mart 2008).   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   AİHS’nin 41. maddesi uyarınca, başvuran, 100.000 Euro maddi tazminat talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu miktara karşı çıkmaktadır.   Akkuş kararında benimsenen hesaplama yöntemini dikkate alarak ve ilgili ekonomik veriler   ışığında AİHM, başvurana, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uygulanan   üç puanlık artış eklenerek belirlenen gecikme faizi ile birlikte 10.300 Euro maddi tazminat   ödenmesine hükmetmektedir.   Başvuran, avukatlık ücreti ve AİHM önünde yapmış olduğu yargılama masraf ve giderleri için   3.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, sözkonusu miktara itiraz etmektedir.   AİHM içtihadına göre, bir başvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini ancak   gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya konduğu sürece elde edebilir.   Mevcut davada, AİHM, avukat tarafından yapılan çalışmanın dökümünü sunmadığından   başvuranın iddialarını belgelendirmediğini tespit etmektedir. Dolayısıyla, AİHM, avukatlık   ücreti olarak başvurana ödeme yapılmasına gerek olmadığı kanaatindedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. ve 13. maddeleri kapsamında yapılan şikayetlerin ayrıca incelenmesine   gerek olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden ulusal para birimine çevrilmek üzere,   Savunmacı Devlet tarafından başvurana her türlü vergiden muaf tutularak 10.300 Euro   (on bin üç yüz Euro) maddi tazminat ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 31 Mart 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło