38282/02

WyrokETPCz2006-10-24ECLI:CE:ECHR:2006:1024JUD003828202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy niedoręczenie opinii Prokuratora Generalnego skarżącemu naruszyło prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) był niezależnym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę udział sędziego wojskowego oraz powiązania sędziów cywilnych z Najwyższą Radą Sędziów i Prokuratorów? Czy długość postępowania sądowego naruszyła zasadę rozsądnego terminu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że niedoręczenie skarżącemu opinii Prokuratora Generalnego naruszyło zasadę równości broni i prawo do rzetelnego procesu, odwołując się do swojego wcześniejszego orzecznictwa (Göç – Türkiye). W kwestii niezależności i bezstronności DGM, Trybunał stwierdził, że zastąpienie sędziego wojskowego sędzią cywilnym w trakcie postępowania i ponowne przeprowadzenie istotnych czynności procesowych przez skład cywilny rozwiało wątpliwości. Odnośnie do powiązań sędziów DGM z Najwyższą Radą Sędziów i Prokuratorów, Trybunał nie znalazł dowodów podważających gwarancje niezależności. Co do rozsądnego terminu, Trybunał uznał, że czteroletnie postępowanie w dwóch instancjach, biorąc pod uwagę okoliczności sprawy, nie przekroczyło rozsądnego terminu.
Stan faktyczny
Skarżący, Emrullah Maçin, został aresztowany 29 września 1998 r. pod zarzutem członkostwa w PKK i tymczasowo aresztowany 5 października 1998 r. przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM). DGM, początkowo z udziałem sędziego wojskowego, a następnie wyłącznie sędziów cywilnych, prowadził postępowanie, w którym skarżący był oskarżony o działania mające na celu oddzielenie części terytorium państwa. 20 listopada 2001 r. DGM skazał skarżącego na karę śmierci, zamienioną na dożywocie. 27 maja 2002 r. Sąd Kasacyjny zatwierdził wyrok, opierając się na opinii Prokuratora Generalnego, która nie została doręczona skarżącemu.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza, że skargi dotyczące niezależności i bezstronności DGM, niedoręczenia opinii Prokuratora Generalnego oraz długości postępowania są dopuszczalne. Stwierdza, że pozostałe skargi są niedopuszczalne. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z niedoręczeniem opinii Prokuratora Generalnego. Stwierdza brak naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do pozostałych skarg. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Zasądza na rzecz skarżącego 1 500 euro tytułem kosztów i wydatków. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

.. •,.   ^ ^ . .............   C O N S E IL D E ^   L 'E U R O P E ■ ^   ^ A V R U P A   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   MAÇİN- TÜRKİYE DA VASİ (No 2)   (Başvuru no:38282/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2006   îşbu karar AÎHS'nin 44§2. maddesinde belirdien koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup   bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (38282/02) başvuru noTu davanın nedeni, bu ülke   vatandaşı EmfUİlah Maçin’in (başvuran) 5 Eylül 2002 tarihinde Avrupa İnsan Haklan   Sözleşmesinin (AİHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Haklan Mahkemesi5ne   (Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.   Başvuran, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Beştaş ve M. Beştaş   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVA KOŞULLARI   Başvuran, 1974 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.   Başvuran, 29 Eylül 1998 tarihinde PKK’ya üye olduğu şüphesiyle yakalanarak gözaltına   alınmıştır.   Başvuran, 5 Ekim 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi yedek hakimi   karşısına çıkarılmıştır. Yedek hakim, başvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiştir.   DGM Cumhuriyet Savcısı, başvuran ve diğer dokuz kişi hakkında PKK’ya yardım ve yataklık   etmek suçlamasında bulunarak Türk Ceza Kanunu’nuıı 125. maddesi uyarınca   mahkumiyetlerini talep etmiştir,   DGM, 12 Ekim 1998 ve 3 Haziran 1999 tarihleri arasında, aralarında askeri bir yargıcın da   bulunduğu üç yargıçtan oluşan bir heyet halinde toplanarak beş oturum yapmıştır.   Bu duruşmalarda, Mahkeme, sanıkları dinlemiş ve avukatların savunmalarını alarak bir tanığı   mahkemeye çağırmış ve başka bir yargılama çerçevesinde açılmış takibat dosyasının mevcut   dava dosyasına aktarılmasını talep etmiştir.   Temmuz 1999 ve 20 Kasım 2001 tarihleri arasında DGM, üç sivil yargıçtan oluşan bir heyet   halinde toplanarak on yedi duruşma yapmıştır. Bu süreçte, başvuranla beraber bir tanık da   dinlenmiştir. Tanık, başvuranın adıgeçen örgüte mensup olduğunu kabul etmiş ancak hiçbir   silahlı eyleme katılmadığını ifade etmiştir. Mahkeme, dosya aktarımına ilişkin talebini   yineleyerek sanık avukatlarını ve Cumhuriyet Savcısının esasa ilşkin taleplerini dinlemiştir.   DGM, 16 Ekim 2001 tarihinde başvuranın davasının diğer suçortakİânnm davasından   ayr1 1masına hükmetmiştir.   DGM, 20 Kasım 2001 tarihinde başvuranı Devlet’in hakimiyeti altında bulunan topraklardan   bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf eylemlere iştirak etmekten suçlıı bularak ölüm   cezasına mahkum etmiştir. Bu ceza daha sonra ömür boyu hapis cezasına çevrilmiştir.   Bunun üzerine başvuran Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulunmuştur.   Mayıs 2002 tarihinde Başsavcının başvurana tebliğ edilmeyen mütalaasına istinaden   Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   › I, A İH S ’N İN 6 . M A D D E S İN İN İH L A L İ İD D İA S I H A K K IN D A   Başvuran, bir yandan yargılamanın bir bölümünde askeri bir yargıcın yer almış olması, diğer   yandan ise sivil hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuıulu’na bağlı olmaları nedeniyle   kendisini yargılayan ve mahkum eden DGM’nin kendisine adil bir dâva güvencesi   sunabilecek nitelikte bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığını iddia etmektedir.   Başvuran, ayrıca savunma hakkıyla ilgili müşterek hukuk kurallarından daha az elverişli olan   yargılama kurallarına tabi tutulduğunu Ve sözkonusu haklarının kısıtlandığım iddia   etmektedir. Bunun dışında başvuran, Cumhuriyet Savcısı’nın DGM’nin karar görüşmelerine   katılmasından şikayetçi olmaktadır. Öte yandan başvuran, DGM Cumhuriyet Savcısı’ııın   mütalaasının kendisine tebliğ edilmediği iddiasında bulunmaktadır.   Son olarak AİHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan başvuran, yargılama süresinin makul süre   ilkesinin gereklerine uymadığı kanaatindedir.   Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.   A . K a b ııled ileb ilirlik h a k k ın d a   Hükümet, şikayetlerini yerel mahkemelere taşımayı ihmal etmiş olması sebebiyle içhukuk   yollarının tüketilmediği gerekçesiyle AİHM’yi başvuranın şikayetlerini reddetmeye davet   etmektedir.   Başvuran, Hükümetin savlarına karşı çıkmaktadır.   DGM’nin bağımsızlık ve tarafsızlık eksikliğine ilişkin şikayet hakkında AİHM, Özel —   Türkiye davasında (no: 42739/98, § 25, 7 Kasım 2002) benzer bir itirazı reddettiğini   hatırlatmaktadır. AİHM, daha önceki kararım değiştirmesini gerektirecek türden herhangi bir   gerekçe görmediğinden Hükümet’iıı itirazını reddetmektedir.   Başsavcının mütalaasının başvurana tebliğ edilmemesine ilişkin olarak AİHM, AİHS’nin 35   § 1. maddesinde zikredilen içhukuk yollarının tüketilmesi kuralının, içhukukun İddia edilen   ihlale yönelik etkili bir başvuru imkanı tanıdığı varsayımına dayandığım hatırlatmaktadır.   Mevcut durumda AİHM, olayların gerçekleştiği dönemde ulusal hukukun başsavcının   mütalaasının tebliğini öngörmediğini ve Hükümet’iıı bu konuda başvuranın hangi türden bir   başvuru imkanından yararlanabileceğini belirtmediğini tespit etmektedir. Bu nedenle   Hükümet’in İtirazı kabul edilmeyecektir.   Yargılama süresine ilişkin şikayete gelince AİHM, daha önce de başka fırsatlarla Türk Hukuk   düzeninin yargılaııabilirlere, AİHS’nin 13. maddesinde yer alan anlamıyla yargılama süresi   hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayacak etkin bir başvuru imkanı sağlamadığını tespit   ettiğini hatırlatmaktadır {Tendik ve diğerleri - Türkiye, no: 23188/02, § 36, 22 Aralık 2005).   Sonuç olarak, başvuranın şikayetini iletmeyi olanaklı kılacak türden bir başvuru yolunu haiz   olduğu kanıtlanamamıştı!1. Bu nedenle Hükümet’in itirazını kabul etmek mümkün   olmayacaktır.   ÂÎHM, bu şikayetlerin AİHS’nin 35 § 3. maddesi bakımından açıkça dayanaktan yoksun ilan   edilemeyeceğini tespit etmektedir. Ayrıca sözkonusu şikayetler hiçbir kabuledilemezlik   gerekçesi taşımamaktadır. Bu nedenle bu şikayetlerin kabuledilebilir olduğunu ilan etmek   uygun düşecektir.   Cumhuriyet Savcısı’nın DGM’nin karâr görüşmelerine katılması hususuna gelince AİHM,   olayların gerçekleştiği sırada yürürlükte olan Ceza Kanunu’nun 381 ve 382. madddeleri   uyarınca yalnızca karar veren üç yargıcın görüşmelere katılmasının mümkün olduğunu tespit   etmektedir. Şayet tartışmalı yargılama esnasında Cumhuriyet Savcısı’nın görüşmelere   katılmış olsaydı yasaya aykırı bir durum ortaya çıkmış olurdu. Bu durumda başvuranın   şikayetini yerel mahkemeler önüne taşıması faydasına olurdu. Dosya unsurlarından anlaşıldığı   kadarıyla böylesi bir durum sözkonusu olmamıştır.   Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 35 § 1. ve 4. maddeleri uyarınca içhukuk yollarının   tüketilmediği gerekçesiyle bu şikayetin reddedilmesi gerektiği kanaatindedir ( Teslim Töre -   Türkiye, no: 50744/00, 10 Haziran 2004).   Neticede AİHM, Hükümet tarafından ileri sürülen kabuledilemezlik itirazının başvuranın   savunma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikayet bakımından incelenmeye gerek olmadığı   kanâatine varmıştır.   Bu bakımdan AİHM, başvuranın tartışmalı yargılama boyunca bir avukat tarafından temsil   edildiğini ve savunmasının dinlenildiğini ve avukatının müdafaasını verdiğini tespit   etmektedir. AİHM ayrıca, başvuranın şikayetini genel bir biçimde dile getirdiğini ve iddia   edilen ihlalle ilgili olarak hiçbir ayrıntı sunmadığım tespit etmektedir. Bu yüzden başvuranın   şikayeti hiçbir temele dayanmamaktadır. Bu nedenle, başvuranın şikayeti açıkça temelden   yoksun olduğundan AİHS’nin 35 §§ 3 ve 4. maddeleri uyarınca reddedilmelidir.   B. Esâsa dair   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi ’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   Devlet Güvenlik Mahkemesi nezdinde askeri bir hakimin bulunması hususuna gelince AİHM,   başvuranın aralarında bir askeri hakimin yer aldığı tiç hakimden müteşekkil bir Devlet   Güvenlik Mahkemesi Önünde takibata uğradığını tespit etmektedir. Bu yargılama esnasında,   Anayasa’nın 143. maddesinin 18 Haziran 1999 tarihinde 4388 sayılı kanunla değiştirilmesini   müteakip, askeri hakimler Devlet Güvenlik Mahkemeleri bünyesinden çıkarılarak yerlerine   sivil yargıçlar atanmıştır. Başvuranın davasına bakan askeri yargıcın yerine de sivil bir yargıç   atanmıştır.   Bununla beraber, bir ceza davası esnasında askeri bir hakimin yerine sivil bir hakimin atanmış   olması mevcut davada ortaya çıkan kurumsal sorunun çözümlenmesi için tek başına yeterli   olmayacaktır. Yargılama sürecinin meşruiyetine ilişkin şüphelerin hakim heyetinin   değişmesinden sonra ortadan kalktığının kanıtlanması gerekmektedir (Öcalan - Türkiye, no:   46221/99, § 115, ve mutatis mutandis Ceylan - Türkiye, no: 68953/01, 30 Ağustos 2005 ).   Böylelikle, ceza yargılamasının devam ettiği esnada askeri hakimin sivil bir yargıçla   değiştirilmiş olması, mevcut davada ortaya çıkan kurumsal sorunu çözmek için yeterli   olmayacaktır. Zira, hakim heyetinin değişmesinden sonra, yargılamanın kurallara uygunluğu   üzerindeki şüphelerin ortadan kalmış olduğunun kanıtlanması gereklidir (Öcaîan - Türkiye,   ı i o : 4 6 2 2 1 / 9 9 , § 1 1 5 , v e m u t c ı t i s m u t a n d i s C e y l a n - T ü r k i y e (karar), no: 68953/01, 30 Ağustos   2005).   Bu nedenle, herbir durumda öncelikle askeri hakimin dahil olduğu yargılama sürecinde   gerçekleştirilmiş işlemlerin niteliğini incelemek ve “ön” işlemler ile “ esasa dair” işlemler   arasına bir ayrım koyarak sözkonusu “esasa dair” işlemlerin askeri hakimin sivil bir hakimle   değiştirilmesinden sonra kurallara uygun bir biçimde yinelenip yinelenmediğini tepit etmek   gerekir (Öcalan, adıgeçen, § 117).   AİHM, dosya unsurlarının incelemesinden, DGM’nin askeri hakimin de bulunduğu beş   duruşma yaptığım ve bu duruşmalar esnasında Mahkeme’nin sanıkları ve avukatlarını   dinlediğini, duruşmaya bir tanık çağırdığını ve bir başka yargılama çerçevesinde açılmış bir   takibat dosyasının mevcut dava dosyasına aktarılmasını talep ettiğini tespit etmektedir. Askeri   hakimin yerine sivil bir yargıcın atanmasından sonra DGM on beş duruşma yapmış ve bu   duruşmalar sırasında başvuranı ve adıgeçen suç örgütüne mensup olduğunu kabul eden bir   tanığı dinlemiştir. DGM, dosya aktarımına ilişkin taleplerini yinelemiş ve sanık avukatlarını   ve Cumhuriyet Savcısının esasa dair taleplerini dinlemiştir. Karar, yalnızca sivil yargıçlardan   oluşmuş bu mahkeme tarafından verilmiştir. Sivil yargıçlar, olaylara ve hukuka ilişkin   unsurların tamamını incelemişlerdir.   Bu şartlarda, yargılamanın tamamı dikkate alındığında ve başvuramn şikayetini destekleyecek   uygun delillerin bulunmayışı dikkate alındığında AÎHM, mevcut davada askeri hakimin   yerine sivil bir yargıcın atanmış olması başvuranı mahkum eden mahkemenin bağımsızlığına   ve tarafsızlığına ilişkin şüpheleri dağıttığını kabul edebilir (Sevgi Yılmaz - Türkiye (karar), no:   623330/00, 20 Eylül 2005).   DGM nezdinde görev yapan hakimlerin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’na bağlı   olmaları hususuna gelince AİHM, îmrek — Türkiye ((karar), no: 57175/00, 28 Ocak 2003)   davası çerçevesinde başvuranlar tarafından ileri sürülen sorun hakkında görüşünü belirtme   fırsatım bulmuştu. AİHM, sözkonusu şikayeti DGM nezdinde görev yapan hakimlere   anayasa ve yasalar tarafından sunulan güvenceleri ve hakimlerin bağımsızlık ve tarafsızlığını   sorgulamaya açık hale getirecek ııyguıı delillerin ortaya konulmadığı hususunu gözönünde   bulundurarak geri çevirmişti ( bkz. Falakoğlu - Türkiye, (karar), no: 77365/01, 5 Haziran   2003). Mevcut davada da durum böyledir.   Bu nedenlerle AÎHM, bu noktada AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna   varmıştır.   2. Başsavcı ’nın mütalaasının tebliğ edilmemesi hakkında   AİHM, Büyük Daire’nin 11 Temmuz 2002 tarihinde benimsediği kararında, bu soruna eğilme   fırsatı bulduğunu ve 6 § 1. maddenin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatmaktadır ( bkz.   Göç - Türkiye, no: 36590/97, §§ 55-58). A İH M m evcut davada, daha önce benim senm iş   çözümden uzaklaşmak için hiçbir neden görmemektedir.   Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   AİHM, gözönünde bulundurulması gereken yargılama sürecinin 29 Eylül 1998 tarihinde   başvuranın tutuklanmasıyla başladığını ve Yargıtay’ın başvurana ilişkin mahkumiyet kararını   onadığı tarih olan 27 Eylül 2002 tarihi itibariyle sona erdiğini kaydetmektedir. Böylelikle, iki   dereceden mahkemede gerçekleşen sözkonusu yargılamada iki dereceden karar alınmış ve   dört yıl sürmüştür.   AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesinin adli yargılamaların ivedilikle yapılmasını salık verdiğini;   ancak daha genel bir ilke olan adaletin iyi idaresi ilkesine de büyük önem atfettiğini   anımsatmaktadır. Dava koşullarından, yetkili makamların bu temel gerekliliğin çeşitli yönleri   arasında gözetilmesi gereken adil dengeye uygun bir tutum sergiledikleri anlaşılmıştır.   Bu nedenle AİHM, AİHS’nin 6 § 1. maddesi anlamında “makul sürenin” aşılmadığı kanaatine   varmaktadır.   Bu sebeple 6 § 1. madde ihlal edilmemiştir.   I I . A İ H S ’N İ N 4 1 . M A D D E S İ N İ N U Y G U L A N M A S I H A K K I N D A   A. T a z m i n a t   Başvuran, maddi zararının değerlendirmesini AİHM’nin takdirine bırakmaktadır. Başvuran   ayrıca uğradığını iddia ettiği manevi zararın tazmini için 30 000 Yeni Türk Lirası (YTL) [16   (Euro)]talep etmektedir.   Hükümet bu iddialara itiraz etmektedir.   AİHM, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı tespit   edemediğinden bu talebi reddetmektedir. İddia edilen manevi zarara gelince AİHM, mevcut   dava koşullarında ihlal tespitinin kendi başına yeterli bir adil tatmin teşkil edeceği   kanaatindedir.   B . M a s r a f v e h a r c a m a l a r   Başvuran, AİHM ve ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar İçin 9 350 YTL   [5 0 7 5 E u ro ] ta le p e tm e k te d ir. B a şv u ra n , ç a lışm a sa a tle rin i g ö ste re n b ir a lın d ı v e D iy a rb a k ır   Barosu5nuıı belirlediği avukatlık ücret tarifesini göstergesini Mahkeme’ye sunmaktadır.   Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.   AİHM’nin yerleşik içtihadına göre, bir başvuran yaptığı masraf ve harcamaların iadesini   ancak sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliğini, zorunluluğunu ve makul oranda   olduğunu ispatladığı sürece elde edebilir. Mevcut davada elindeki unsurları dikkate alan   AİHM, yukanda belirtilen kriterlerin ışığında, tüm masrafları için başvurana 1 500 euro   ödenmesinin makul olduğuna hükmetmektedir.   C . G ecikm e faizi   Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’mn marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı   faiz oranına üç puan eklenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM, OYBİRLİĞİYLE   '1 . D iy a rb a k ır D e v le t G ü v e n lik M a h k e m e s in in b a ğ ım s ız lığ ın a v e ta ra fs ız lığ ın a , Y a rg ıta y   Başsavcısinın mütalaasının tebliğ edilmemesine ve yargılama süresine ilişkin şikayetlerin   kabuledilebilir olduğuna, bunun dışındaki şikayetlerin kabuledilemez olduğuna;   . Y a rg ıta y B a ş s a v c ıs in ın m ü ta la a s ın ın te b liğ e d ilm e m e s in e iliş k in o la ra k A İH S ’n in 6 § 1 .   maddesinin ihlal edildiğine;   . D iğ e r ş ik a y e tle re iliş k in o la ra k A İH S ’n in 6 § 1 . m a d d e s in in ihlal edilmediğine;   . M e v c u t k a ra rın b a ş v u ra n ın m a ru z k a ld ığ ı m a n e v i z a ra r iç in b a ş lı b a ş ın a y e te rli b ir a d il   tatmin teşkil ettiğine;   5. a) A İH S’nin 44 § 2 m addesi gereğince karam ı kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü   vergiden miıaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana masraf ve harcamaları   için 1 500 Euro ( bin beş yüz ) ödenmesine;   b) s ö zk o n u s u s ü re n i n b i t t i ğ i t a r ih t e n i ti b ar en ö d e m e n i n y a p ıl m a s ı n a k a d a r H ü k ü m e t   tarafından, Avrupa Merkez Bankasinm o dönem için geçeıii olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   . A d il ta z m in e iliş k in d iğ e r ta le p le rin reddine;   Karar vermiştir.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 24 Ekini 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło