38323/02
WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD003832302
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zakaz dystrybucji gazety w regionie objętym stanem wyjątkowym, wydany na podstawie szerokich uprawnień gubernatora i pozbawiony uzasadnienia oraz skutecznej kontroli sądowej, stanowił naruszenie prawa do wolności wyrażania opinii (art. 10) oraz prawa do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zakaz dystrybucji gazety stanowił ingerencję w wolność wyrażania opinii, która była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom (bezpieczeństwo narodowe, integralność terytorialna, bezpieczeństwo publiczne). Jednakże, ingerencja ta nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym", ponieważ decyzja o zakazie nie była uzasadniona, a przepisy krajowe dawały gubernatorowi szerokie uprawnienia bez skutecznej kontroli sądowej. Brak takiej kontroli pozbawił skarżącego odpowiednich gwarancji przed potencjalnym nadużyciem władzy. Ponadto, brak skutecznego środka odwoławczego przeciwko decyzji gubernatora, wynikający z braku kontroli sądowej nad takimi działaniami, stanowił naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Çolak, był redaktorem odpowiedzialnym dziennika "Yeniden Özgür Gündem" z siedzibą w Stambule. 9 września 2002 r. Gubernator Stanu Wyjątkowego zakazał dystrybucji tej gazety w prowincjach Diyarbakır i Şırnak, objętych stanem wyjątkowym. Podstawą zakazu był art. 11/e ustawy nr 2935 o stanie wyjątkowym. Decyzja ta została doręczona przedstawicielowi gazety w Diyarbakır.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał skargę za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji.
3. Stwierdził naruszenie art. 13 Konwencji.
4. Zasądził na rzecz skarżącego 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 250 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, powiększone o odsetki za zwłokę.
5. Odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
MEHMET ÇOLAK-TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:38323/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (38323/02) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı olan Mehmet Çolak’ın (baꢀvuran) 7 Ekim 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları ve Temel
özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Özkan Kılıç tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
A. DAVA KOꢁULLARI
Baꢀvuran, merkezi Đstanbul’da bulunan Yeniden Özgür Gündem adlı günlük gazetenin
sorumlu yazı iꢀleri müdürüdür.
Olağanüstü Hal Valiliği (OHAL Valiliği), 2935 sayılı Olağanüstü Hal Kanunu’nun
11/e maddesine dayanarak 9 Eylül 2002 tarihinde Yeniden Özgür Gündem gazetesinin
olağanüstü hal ilan edilen Diyarbakır ve ꢁırnak illerinde dağıtılmasını yasaklamıꢀtır.
Aynı gün bu karar, posta yolu ile sözkonusu gazetenin Diyarbakır temsilcisi olan
Davut Uçar’a tebliğ edilmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA
Hükümet iç hukuk yollarının tüketilmemesi nedeniyle iki itiraz dile getirmektedir.
AĐHS’ye Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi bakımından dile getirilen ꢀikayetle ilgili
olarak Hükümet, 7 Temmuz 2004 tarihli tazminat kanunu ile tanınan baꢀvuru yolunu
kullanmamıꢀ olması sebebiyle baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmediğini belirtmektedir.
Bununla ilgili olarak Hükümet, 29 Haziran 2004 tarihli Doğan ve diğerleri kararı ile (no:
8803-8811/02, 8813/02 ve 8815-8819/02) uygulamaya konulan mekanizmanın, baꢀvuranın
ꢀikayetini telafi edebilecek nitelikte olduğunu ve baꢀarılı sonuçlanma ihtimalinin yüksek
olduğunu ifade etmektedir.
Baꢀvuran, Hükümet tarafından dile getirilen baꢀvurunun, mevcut dava çerçevesinde
baꢀarılı bir ꢀekilde sonuçlanmasının mümkün olmadığını ileri sürmektedir.
AĐHM, 5233 sayılı Kanun’un tazmin edilecek zararların sıralandığı 7. maddesinin,
bilhassa terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle kiꢀilerin mal
varlıklarına ulaꢀamamalarından kaynaklanan maddi zararları kapsadığını tespit etmektedir.
Oysa ki mevcut davada baꢀvuranın temel ꢀikayeti, sözkonusu gazetenin dağıtımının bazı
illerde yasaklanması hususuna dayanmaktadır. AĐHM, 5233 sayılı Kanun’un 7. maddesinin
incelenmesi sonrasında, mevcut ꢀikayet konusunun bu madde ile öngörülen hallerden
tamamen uzak olduğu kanaatindedir.
Bununla birlikte Hükümet, adli veya 5233 sayılı Kanun ile kurulan Komisyonun bir
kararını Mahkemeye sunamadığı cihetle, ileri sürülen iç hukuk yolunun, 1 nolu Protokolun 1.
maddesine uygun olduğu kanaati edinilememiꢀtir. Bu nedenle Hükümet’in ön itirazının
reddedilmesi uygun olacaktır.
AĐHS’nin 13. maddesi bakımından dile getirilen ꢀikayet çerçevesinde ise, Hükümet
öncelikli olarak 285 sayılı Kanun’un Olağanüstü Hal Bölge Valisi’ne tanınan yetkilerin
kullanılması ile ilgili iꢀlemler hakkında hukuki denetimin yapılamayacağını öngören 7.
maddesinin 22 Mayıs 2003 tarihinde Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini
belirtmektedir. Hükümet’e göre Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının Resmi Gazete’de
yayınlandığı tarihten itibaren, baꢀka bir ifadeyle 16 Mart 2004 tarihinden itibaren OHAL
Bölge Valisi’nin dava konusu kararına itiraz etmek üzere baꢀvuranın idari mahkemelere
baꢀvurma imkanı bulunmaktaydı.
AĐHM, Türk Anayasası’nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi tarafından
iptal edilen hükümlerin, kararın Resmi Gazete’de yayınlandığı tarihten itibaren yürürlükten
kalktığını ve iptal kararlarının geriye yürümediğini gözlemlemektedir. Bununla ilgili olarak
AĐHM iptal kararlarının geriye yürümemesi karꢀısında Valiliğin 9 Eylül 2002 tarihli kararı
aleyhinde idari mahkemeler önünde yapılacak olan bir baꢀvurunun, baꢀvurana baꢀarılı bir
sonuç elde etme imkanı tanımadığı kanaatindedir. Ayrıca Hükümet tarafından, bu kanaati
değiꢀtirecek hiçbir hukuki karar örneği sunulmamıꢀtır. Bu nedenle Hükümet tarafından dile
getirilen bu itirazın da reddedilmesi uygun olacaktır.
AĐHM baꢀvuran tarafından ileri sürülen ꢀikayetlerin, AĐHS’nin 35 § 3. maddesi
uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM baꢀvuruda baꢀka
hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir. Bu nedenle ꢀikayetlerin kabuledilebilir
ilan edilmesi uygun olacaktır.
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Yeni Özgür Gündem gazetesinin dağıtımının 9 Eylül 2002 tarihinde Valilik
kararı ile OHAL Bölgesi’nde yasaklanması nedeniyle bilgi ve düꢀüncelerini yayınlama
hakkının kullanılmasına yönelik olarak haksız bir müdahale yapıldığından dolayı ꢀikayetçi
olmaktadır. Baꢀvuran bu itibarla AĐHS’nin 7, 9, 10, 17, 18 ve 14. maddelerine ve AĐHS’ye Ek No’lu Protokol’ün 1. maddesine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu kararları AĐHS’nin 10.
maddesi bakımından incelemeye karar vermiꢀtir.
Hükümet, gazetenin dağıtımının terörist faaliyetler nedeniyle son derece hassas bir
ortamın hüküm sürdüğü bir bölgede yasaklandığı hususuna dikkat çekmektedir. Gazetede
yayınlanan makaleler, halkı kıꢀkırtmaya ya da terörist eylemleri haklı göstermeye yönelik
olup bölgede kamu düzeni üzerinde ciddi etkileri bulunabilecek nitelikteydi.
Baꢀvuran bu iddialara itiraz etmektedir.
AĐHM, Yeniden Özgür Gündem gazetesinin 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 7. maddesi ve 2935 sayılı Kanun’un 11 e) maddeleri uyarınca OHAL
Bölgesi’nde yayınlanmasının yasaklanmasının, baꢀvuranın AĐHS’nin 10. maddesi ile güvence
altına alınan ifade özgürlüğüne yönelik bir ihlal teꢀkil ettiği hususunda taraflar arasında bir
anlaꢀmazlık olmadığını kaydetmektedir. Ayrıca müdahalenin kanunla öngörüldüğü ve
AĐHS’nin 10 § 2. maddesi uyarınca ulusal güvenlik, toprak bütünlüğünün ve ya kamu
emniyetinin korunması gibi meꢀru amaçlar taꢀıdığı konusunda herhangi bir itiraz
bulunmamaktadır (Bkz. Çetin ve diğerleri-Türkiye, no: 40153/98 ve 40160/98). AĐHM bu
tespite katılmaktadır. Buna karꢀılık burada sözkonusu olan, dava konusu müdahalenin
“demokratik bir toplum için gerekli olup olmadığının” tespit edilmesidir.
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme geldiği çok sayıda dava incelemiꢀ ve
bu davalarda AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (Bkz., özellikle, Çetin ve
diğerleri, Güneri ve diğerleri-Türkiye, no:42853/98, 43609/98 ve 44291/98, 12 Temmuz
2005, ve Yeꢀilgöz-Türkiye, no: 45454/99, 20 Eylül 2005).
AĐHM 2935 sayılı Kanun’un 11 e) maddesinin ve 285 sayılı Kanun Hükmünde
Kararname’nin 7. maddesinin Vali’ye, bölgedeki kamu düzenini ciddi ꢀekilde bozabileceği,
yerel halkın düꢀüncelerini kıꢀkırtabileceği ya da bölgede sürdürülen faaliyetler hakkında
yanlıꢀ bir izlenim yaratarak
güvenlik güçlerinin görevlerini yerine getirmelerini
engelleyebileceğine kanaat getirilmesi durumunda her türlü yazılı belgenin dağıtılmasını
yasaklama yetkisini verdiğini not etmektedir. Geniꢀ ifadelerle kaleme alınan bu hükümler,
yayınların dağıtılması konusunda OHAL Bölge Valisi’ne geniꢀ ayrıcalıklar tanımaktadır.
Bu türden kısıtlamalar, AĐHS ile a priori bağdaꢀmaz değildir. Bununla birlikte bu
kısıtlamaların, yasağın sınırlandırılması ve olası kötüye kullanma durumlarına karꢀı adli
denetimin etkililiği hususunda bilhassa kesin bir yasal çerçeve içerisinde gerçekleꢀtirilmesi
gerekmektedir. Oysa ki AĐHM, OHAL Bölge Valisi’ne bu yetkileri tanıyan hükümler kadar
bu düzenlemenin uygulanması hususunun da adli denetimin dıꢀında tutulduğunu
gözlemektedir. Yayınların idari olarak yasaklanması alanında, bu türden bir denetimin
olmayıꢀı baꢀvuranı, olası kötü kullanımların önlenmesi amacıyla yeterli güvencelerden
yoksun bırakmaktadır (Çetin ve diğerleri kararı).
AĐHM incelemesine sunulan olayı çevreleyen koꢀulları, bilhassa terörle mücadeleye
bağlı zorlukları dikkate almaktadır. AĐHM’ye göre olayların meydana geldiği dönemde
terörist eylemler nedeniyle sözkonusu bölgede hüküm süren siyasi atmosferin önemi
büyüktür. Bununla birlikte yasaklama kararının gerekçelendirilmediğini tespit etmek yerinde
olacaktır (Çetin ve diğerleri kararı). Üstelik hiçbir ꢀey sözkonusu gazetenin ꢀiddet ve
demokrasinin reddedilmesi düꢀüncesini yayabileceğini ya da yasaklanmasını haklı kılacak
zararlı bir etkisinin bulunduğunu ortaya koymamaktadır (Bkz., mutatis mutandis, Güneri ve
diğerleri kararı).
Yukarıda yer alan değerlendirmeler ıꢀığında AĐHM, dava konusu yasaklamanın
“demokratik bir toplumda gerekli olduğu” ꢀeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığına
kanaat getirmektedir.
Sonuç olarak AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Yeniden Özgür Gündem gazetesi aleyhinde OHAL Bölge Valisi tarafından
alınan karara itiraz edebileceği baꢀvuru yollarının bulunmadığından dolayı ꢀikayetçi
olmaktadır. Baꢀvuran AĐHS’nin 6, 13 ve 14. maddelerine atıfta bulunmaktadır. AĐHM bu
ꢀikayetleri, 13. madde bakımından incelemeye karar vermiꢀtir.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin AĐHS’de yer alan hak ve özgürlüklerden yararlanma
imkanı sağlayabilecek baꢀvuru yolunu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu nedenle bu
madde, AĐHS’ye iliꢀkin “savunulabilir bir ꢀikayetin” içeriğinin incelenmesi ve uygun olan
telafiyi sağlayabilecek iç hukuk yolunu gerekli kılmaktadır (Bkz., diğerleri arasında, Kudla-
Polonya [Büyük Daire], no: 30210/96). AĐHS’nin 13. maddesinin getirdiği yükümlülüğün
içeriği, baꢀvuranın ꢀikayetinin niteliğine göre değiꢀmektedir. Ancak 13. maddenin gerekli
kıldığı baꢀvuru yolu, hukukta olduğu kadar uygulamada da “etkin” olmalıdır (Bkz., örneğin,
Đlhan-Türkiye [Büyük Daire], no: 22277/93).
AĐHM’nin daha öncede tespit ettiği üzere bu alanda hiçbir adli denetimin olmayıꢀı
baꢀvuranı, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca yeterli güvencelerden de yoksun bırakmıꢀtır.
Sonuç olarak AĐHM, OHAL Bölge Valisi tarafından alınan tedbirlere itiraz edilmesini
sağlayacak iç hukuk yolu bulunmaması sebebiyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine
kanaat getirmektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran maddi ve manevi tazminat olarak 10.000 Euro talep etmektedir.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.
AĐHM tespite edilen ihlal ile talep edilen tazminat arasında bir nedensellik bağı tespit
edememektedir. Buna karꢀın hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 2.000 Euro tutarında
manevi tazminat ödenmesinin uygun olacağı kanaatindedir (Halis Doğan ve diğerleri-
Türkiye, no: 50693/99, 10 Ocak 2006).
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran ayrıca AĐHM ve ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamalar
için 3.200 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran bu talebine dayanak teꢀkil etmesi açısından
avukatı tarafından yapılan masraflara iliꢀkin detaylı bir çizelge sunmaktadır.
Hükümet talep edilen rakamların aꢀırı yüksek olduğunu belirtmektedir.
AĐHM’nin içtihadı uyarınca ancak gerçekten yapılan masraf ve harcamalar geri
ödenebilmektedir. Mevcut davada AĐHM elindeki mevcut unsurları ve yukarıda ifade edilen
kriterleri dikkate alarak baꢀvurana tüm masraflarla birlikte 1.250 Euro ödenmesinin uygun
olacağı kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek
üzere ve her türlü vergiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından
baꢀvurana manevi tazminat olarak 2.000 Euro (iki bin) masraf ve harcamalar için
1.250 Euro (bin iki yüz elli) ödenmesine;
b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar,
Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło