38414/02

WyrokETPCz2007-02-15ECLI:CE:ECHR:2007:0215JUD003841402

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak doręczenia aktu oskarżenia oraz prowadzenie postępowania karnego w trybie uproszczonym bez publicznej rozprawy i możliwości obrony naruszyło prawo skarżącego do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie karne przeciwko skarżącemu było nierzetelne, ponieważ nie został on poinformowany o zarzutach w odpowiednim czasie i w szczegółowy sposób, a także pozbawiono go publicznej rozprawy. Brak doręczenia aktu oskarżenia uniemożliwił skarżącemu przygotowanie obrony i skuteczne śledzenie przebiegu postępowania. Trybunał podkreślił, że prawo do rzetelnego procesu, w tym prawo do obrony i publicznej rozprawy, jest fundamentalne i obejmuje możliwość aktywnego uczestnictwa w postępowaniu oraz korzystania z pomocy prawnej. Procedura zastosowana w sprawie skarżącego uniemożliwiła mu skorzystanie z tych praw, co doprowadziło do naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Umut Taner, został oskarżony o napaść z użyciem noża po bójce w parku w 2002 roku. Prokurator złożył akt oskarżenia do sądu, jednak skarżący nie został o nim poinformowany. Sąd pokoju w Izmirze uznał go za winnego i nałożył grzywnę, o czym skarżący dowiedział się dopiero po wydaniu wyroku. Jego odwołanie do sądu wyższej instancji, w którym zarzucił naruszenie prawa do obrony, zostało oddalone. Skarżący uiścił grzywnę, aby uniknąć kary pozbawienia wolności.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. uznaje skargę za dopuszczalną; 2. stwierdza naruszenie art. 6 Konwencji; 3. oddala żądania skarżącego dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   ÜÇÜNCÜ DAİRE   TANER – TÜRKİYE   (Başvuru no. 38414/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Şubat 2007   İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. Maddesi’nde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup, şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Davanın nedeni, Türk vatandaşı Umut Taner’ın (“başvuran”), İnsan Haklarının ve Temel   Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’nin (“AİHS”) 34. Maddesi uyarınca, Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AİHM”) 02.10.2002 tarihinde   yapmış olduğu 38414/02 no’lu başvurudur.   Başvuran İzmir Barosuna bağlı avukat K. Bilgiç tarafından temsil edilmektedir.   Başvuran, özellikle, aleyhindeki suçlamalar hakkında derhal bilgilendirilmediğini, adil ve   açık bir duruşmadan yoksun bırakıldığını, kendisini savunmasına ya da bir avukat aracılığıyla   savunulmasına izin verilmediğini iddia etmiştir.   AİHM, 13.12.2005 tarihinde başvuruyu Hükümet’e bildirmeye ve AİHS’nin 29 § 3.   Maddesi’ni uygulayarak, başvurunun kabuledilebilirliğiyle esaslarını beraber incelemeye   karar vermiştir.   Hükümet davanın kabuledilebilirliği ile esaslarına ilişkin görüşlerini 30.05.2006 tarihinde   sunmuştur. Dördüncü Daire Başkanı, 19.10.2006 tarihinde, başvuranın Hükümet’in   görüşlerine cevaben hazırladığı görüşleri ile adil tazmin taleplerini, süre sınırına uymayarak   sunuldukları için dava dosyasına eklemeyi reddetmiştir (Mahkeme İç Tüzüğü’nün 38 § 1.   Maddesi).   OLAYLAR   I. DAVANIN OLAYLARINA İLİŞKİN   doğumlu başvuran İzmir’de ikamet etmektedir.   Başvuran 26.06.2002 tarihinde arkadaşıyla beraber bir parkta bir adamla kavgaya   tutuşmuştur. Kavga dövüşmeye dönmüş, başvuran adamı sol bacağından bıçaklamıştır.   Polis ile Cumhuriyet Savcısı başvuran da dahil olmak üzere tarafların ifadesini almıştır.   Başvuran adamı yaraladığını kabul etmemiştir. Sorgulanmalarının ardından herkes serbest   bırakılmıştır.   Cumhuriyet Savcısı’nın 03.07.2002 tarihinde İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi’ne, başvuran   aleyhinde, bıçaklı saldırı ve fiilen bedene zarar vermesiyle ilgili sunduğu iddianame   başvurana bildirilmemiştir.   İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi dava dosyasını inceledikten sonra 17.07.2002 tarihinde   başvuranı suçlu bulup, 290.805.465 Türk Lirası (TL) para cezası ödemeye mahkum etmiş, bu   ceza başvurana 30.08.2002 tarihinde bildirilmiştir.   Başvuran 06.09.2002 tarihinde İzmir Asliye Ceza Mahkemesi’nde İzmir Sulh Hukuk   Mahkemesi’nin kararına itiraz etmiş, AİHS’nin 6. Maddesi ihlal edilerek savunma   haklarından yoksun bırakıldığını iddia etmiştir.   İzmir Asliye Ceza Mahkemesi 11.09.2002 tarihinde, kanunlar ve prosedürlere uygun   olduğu gerekçesiyle Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını onamıştır.   İzmir Cumhuriyet Savcısı 25.09.2002 tarihinde başvuranı ilgili meblağı ödemekle   yükümlü tutan bir ödeme emri çıkarmıştır. Başvuran ödenmesi gereken meblağı ödemediği   takdirde para cezasının hapis cezasına dönüştürüleceği konusunda uyarılmıştır.   Başvuran ilgili meblağı 26.11.2002 tarihinde ödemiştir.   HUKUKA İLİŞKİN   I. AİHS’NİN 6. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuran aleyhindeki iddianameyle ilgili karara varılma sürecinde adil ve açık   duruşmadan yoksun bırakıldığından şikayetçi olmuştur. Ayrıca aleyhindeki suçlamalarla ilgili   zamanında bilgilendirilmediğinden, dolayısıyla savunmasını hazırlarken yeterli süre ve   olanağa sahip olamadığından ve kendisini savunmasına ya da bir avukat aracılığıyla   savunulmasına izin verilmediğinden şikayetçi olmuştur. Başvuran AİHS’nin 6. Maddesi’nin   1. fıkrası ile 3. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerine başvurmuştur:   “1. Herkes (…) kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda (…) davasının (…) hakkaniyete uygun ve   açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir (…).   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir:   a) Kendisine yöneltilen suçlamanın niteliği ve nedeninden en kısa zamanda, anladığı bir dille ve   ayrıntılı olarak haberdar edilmek;   b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;   c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak ve eğer   savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti gerektiriyorsa, mahkemece   görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından yararlanabilmek;”   Hükümet, bu iddialara itiraz etmiştir. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin cezayı Ceza   Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili hükümleriyle uyum içinde verdiğini savunmuştur.   Bunun mahkemelerin iş yükünü azaltmak amacıyla ufak suçlar için basitleştirilmiş bir   prosedür olduğunu belirtmiştir. Ayrıca Türk yasalarının ceza kararnamesine itiraz edilmesi   için olanaklar sunduğunu ifade etmiştir.   Hükümet ayrıca yeni Türk Ceza Kanunu ile Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun   yürürlüğe girmesiyle, Türk yasalarında artık ceza kararnamesi usulünün kalktığını öne   sürmüştür.   A. Kabuledilebilirliğine lişkin   AİHM, başvurunun AİHS’nin 35 § 3. Maddesi çerçevesinde dayanaksız olmadığını   kaydeder. Başvurunun başka açılardan da kabuledilmez olmadığını, dolayısıyla   kabuledilebilir olarak beyan edilmesi gerektiğini ifade eder.   B. Esaslara ilişkin   1. Temel ilkeler   AİHM, yargılamanın 6 § 1. Madde’de göndermede bulunulan yargı organları önündeki   kamusal niteliğinin, davacı tarafı, adaletin kamu denetimi olmaksızın gizlilik içinde   işlemesine karşı koruduğunu yineler; ayrıca bu, mahkemelerin güvenilirliğinin korunmasını   sağlayan yollardan da biridir. Davanın açık oturumda görülmesi, adaletin saydam biçimde   uygulanarak, AİHS çerçevesinde herhangi bir demokratik toplumun temel ilkelerinden birinin   teminatı olan adil yargılanma hakkına göndermede bulunan 6 § 1. Madde’de belirtilen   amaçlara ulaşılmasına katkıda bulunur (bkz. Sutter – İsviçre kararı).   AİHM, tamamı okunduğunda, 6. Madde’nin, bir sanığın ceza duruşmasına etkin olarak   katılma hakkını temin ettiğini anımsatır. Genel olarak bu hak, yalnız davaya katılmayı değil,   gerektiğinde hukuki yardım almayı ve duruşmaları etkin olarak izlemeyi de kapsar. Böyle bir   hak çekişmeli yargılama kavramında çok belirgindir ve 6 § 3. Madde’nin (c) ve (e) bentlerinin   içerdiği teminatlardan da çıkarılabilir.   AİHM ayrıca 6. Madde’nin 3. fıkrasının (a) bendinin hükümlerinin, sanığa yöneltilen   “suçlamaların” tebliğ edilmesine özel önem gösterilmesine ihtiyaç duyulduğuna dikkat   çektiğini kaydeder. Sanığın haberdar edilmesi, kendisine yöneltilen suçlamaların somut ve   hukuki temelinin yazılı olarak bildirildiği andan itibaren resmilik kazanacağı için, suçun   ayrıntıları cezai yargılamada önemli rol oynamaktadır (Kamasinski – Avusturya kararı).   AİHS’nin 6 § 3. Maddesi’nin (a) bendi, sanığın, yalnız suçlamaların “nedeni”, başka bir   deyişle işlediği iddia edilen ve suçlamaların dayandırıldığı eylemler hakkında değil, bu   eylemlere tanınan hukuki tanımlamalar hakkında da bilgilendirilme hakkına hükmeder. Bu   bilgiler ayrıntılı olmalıdır (Pélissier ve Sassi – Fransa, 25444/94, Dallos – Macaristan,   29082/95 ve Lakatos – Macaristan, 43659/98).   2. Temel ilkelerin bu davaya uygulanması   AİHM, tamamına bakıldığında, bu davada başvuranın 6 § 1. Madde uyarınca sunduğu   şikayetlerini incelemenin, konuların birbirleriyle örtüşmesi ve 6 § 3. Madde’nin bentlerinin,   ilk fıkranın genel hakkaniyete uygunluk teminatının belirli yönlerini yansıtması nedeniyle   daha uygun olduğunu kaydeder.   AİHM, ilk olarak Anayasa Mahkemesi’nin 30.06.2004 tarihli kararında kişileri açık   duruşmadan mahrum bırakmanın adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vererek,   oybirliğiyle, eski Türk Ceza Kanunu’nun 390 § 3. Maddesi’nin anayasaya aykırı olduğunu ve   bu Maddeyi geçersiz ilan ettiğini kaydeder. Ayrıca, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni   Türk Ceza Kanunu ile ceza kararnamesi usulü son bulmuştur.   Öte yandan, olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan ilgili ulusal yasaya uygun   olarak başvuranın yargılanması sırasında açık duruşma yapılmamıştır. Başvuranı para   cezasına çarptıran İzmir Sulh Hukuk Mahkemesi ile başvuranın itirazını reddeden İzmir   Asliye Ceza Mahkemesi, kararlarını, dava dosyasında bulunan belgeleri temel alarak   vermişlerdir. Bu nedenle AİHM, başvuranın cezai yargılamayı etkin biçimde izleyemediği   sonucuna varmıştır.   Ek olarak, 03.07.2002 tarihli iddianame başvurana tebliğ edilmemiş ve böylece başvuran   kendisine yöneltilen suçlamaların somut ve hukuki dayanaklarından bihaber bırakılmıştır.   Başvuran, yöneltilen suçlamalardan ilk kez, mahkeme ceza kararnamesi verip, kendisini para   cezasına çarptırdıktan sonra haberdar olmuştur.   Yukarıda belirtilenler ışığında, AİHM, yargı makamlarının izlediği prosedürün başvuranın   savunma haklarını yeterince kullanabilmesini önlediği ve dolayısıyla cezai yargılamanın adil   olmamasına yol açtığı sonucuna varmıştır.   AİHM, AİHS’nin 6 § 1. Maddesi’nin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. Maddesi’ne göre:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   AİHM, başvuranın, izin verilen süre içerisinde adil tazmine ilişkin olarak hiçbir talep   sunmadığını kaydeder.   Yerleşik içtihadına göre (en yakın tarihli bkz. Giniewski – Fransa, 64016/00) AİHM,   AİHM İç Tüzüğü’nün 60 § 1. Maddesi’nde belirtilen amaçlar doğrultusunda belirlenen süre   içinde rakamlarla belirtilen talepler ile ilgili belgeler sunulmadığı takdirde adil tazmin   ödenmesine karar vermez.   Bu koşullarda AİHM, başvuranın 60. Madde altındaki yükümlülüklerini yerine   getirmediği sonucuna varmıştır. Adil tazmin için geçerli bir talep sunulmaması nedeniyle   AİHM bu konuda tazminat ödenmemesine karar vermiştir.   BU NEDENLERLE AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6. Maddesi’nin ihlal edildiğine,   3. Başvuranın adil tazmin taleplerinin reddine,   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar, İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77. Maddesi’nin 2. ve   3. fıkraları uyarınca 15 Şubat 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   Santiago QUESADA   Boštjan M. ZUPANČIČ   Başkan   Zabıt Katibi

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło