38418/97
WyrokETPCz2004-11-30ECLI:CE:ECHR:2004:1130JUD003841897
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy śmierć osoby zatrzymanej w areszcie, a następnie niewystarczające dochodzenie w tej sprawie, stanowiły naruszenie prawa do życia (art. 2) oraz prawa do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że nie ma wystarczających dowodów, aby stwierdzić, że B.K. zmarł w wyniku tortur, a jego śmierć w areszcie była samobójstwem, którego władze nie mogły przewidzieć ani zapobiec, co wyklucza naruszenie materialnego aspektu art. 2 Konwencji oraz art. 3. Jednakże, Trybunał stwierdził naruszenie proceduralnego aspektu art. 2, ponieważ krajowe dochodzenie było nieskuteczne, głównie z powodu braku przeprowadzenia pełnej autopsji, co uniemożliwiło rzetelne ustalenie okoliczności śmierci. W konsekwencji, brak skutecznego dochodzenia uniemożliwił skarżącym skorzystanie ze skutecznego środka odwoławczego, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
B.K., syn i brat skarżących, urodzony w 1977 roku, został zatrzymany 20 listopada 1994 r. przez policję w Varto pod zarzutem pomocy organizacji terrorystycznej PKK. 28 listopada 1994 r. znaleziono go powieszonego w celi. Prokurator przeprowadził oględziny miejsca zdarzenia i zewnętrzne badanie ciała, uznając, że autopsja nie jest konieczna, ponieważ przyczyną śmierci było powieszenie. Skarżący twierdzili, że B.K. zmarł w wyniku tortur, a dochodzenie krajowe było niewystarczające.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł:
1. Brak możliwości wykazania, że bliski skarżących zmarł w okolicznościach stanowiących naruszenie Konwencji (w odniesieniu do materialnego aspektu art. 2).
2. Naruszenie art. 2 Konwencji z powodu niewypełnienia przez państwo obowiązku przeprowadzenia skutecznego dochodzenia.
3. Brak naruszenia art. 3 Konwencji.
4. Naruszenie art. 13 Konwencji.
5. Zasądzenie od państwa pozwanego na rzecz skarżących, solidarnie, kwoty 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 3 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
6. Odrzucenie pozostałych roszczeń o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
A.K. ve V.K. - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 38418/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG KASIM 2004
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:38418/97) başvuru
no'lu davanın nedeni Türk vatandaşı A.K. ve V.K.'nın (başvuranlar) Avrupa
insan Hakları Komisyonu'na (AİHK) 22 Temmuz 1997 tarihinde Avrupa İnsan
Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleşmesi'nin (AİHS) eski 25. maddesi
uyarınca yapmış oldukları başvurudur. Başvuranlar Ankara'da avukat olan S.
Kaya tarafından temsil edilmişlerdir.
OLAYLAR
DAVA KOŞULLARI
Başvuranlar sırasıyla 1937 ve 1977 doğumlu olup Varto'da ikamet
etmektedirler. Kasım 1994'de başvuranların oğlu ve erkek kardeşi B.K. yasadışı
terör örgütü PKK'ya yardım etme suçundan Varto Emniyet Müdürlüğü polisleri
tarafından yakalanarak gözaltına alınmıştır. Kasım 1994'te Varto Cumhuriyet Savcısı gözaltı süresini 29 Kasım tarihine kadar uzatmıştır. Aynı gün Varto Devlet Hastanesi'nde yapılan
muayenede B.K.’nın vücudunda hiçbir yara ve darp izine rastlanmadığı rapor
edilmiştir. Kasım 1994'te saat 11.00 sularında B.K. hücresinde asılı
bulunmuştur. Olay tutanağında gözaltından sorumlu polisin B.K.’nın kendisini
astığını fark ettiği belirtilmiştir.
Olaydan haberdar edilen Varto Cumhuriyet Savcısı soruşturma
başlatmış ve olay yerine gelerek cesedin detaylı dış muayenesini
gerçekleştirmiştir. Ölüm nedeni açıkça belirlendiğinden Savcı maktule klasik bir
otopsi düzenlenmesini gerekli görmemiştir.
Savcı cesedin pozisyonuna ilişkin detaylı incelemeler yaparak fotoğraf
çekilmesine karar vermiş ve hücreyle beraber olay yerini detaylı bir şekilde
incelemiştir. Çizilen bir çok kroki tutanağa eklenmiştir.
Aynı gün Cumhuriyet Savcısı olay sırasında Emniyet Müdürlüğü'nde
görevli polislerin ve B.K.'nın hücresinin yanındaki hücrede bulunan iki
mahkumun ifadelerini almıştır. Sözkonusu kişiler, olay sabahı meydana gelen
olaylar hakkında birbiriyle örtüşen beyanlarda bulunmuş ve polislerin rutin
günlük kontrollerini yaptıklarını belirtmişlerdir. Gözaltında tutulan kişiler B.K.'nın
hücresinden gelen hiçbir şüpheli ses duymadıklarını belirtmişlerdir. Ayrıca
Savcı, B.K.'yı gözaltına alan ve üstünü arayan iki polisin ifadesini almıştır.
Adli Tıp Kurumu Fizik İncelemeler İhtisas Dairesi'nin 22 Mart 1995'te
________________________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiꢀ olması ve
yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür
Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
hazırladığı raporda, gömleğin kollarının ve sicimin olayda kullanılması için
yeterince sağlam olduğu belirtilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Kimyasal Tahliller İhtisas Dairesi / Toksikoloji'nin 7
Ağustos 1995 tarihli raporuna göre sözkonusu kumaşta hiçbir toksik maddeye
rastlanmadığını rapor etmiştir. Eylül 1995 tarihli Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesi'nin B.K.’nın
vücudunda yeniden yapılan inceleme sonucu hazırlamış olduğu rapora göre
sözkonusu kumaşın dayanıksız olduğu, maktulün boynunda bir ize
rastlanmadığı, kemik incelemesinin sonucunda herhangi bir lezyona
rastlanmadığı ibaresine yer verilmiştir. Mayıs 1996 tarihinde başvuran Varto Valiliği'ne başvurarak B.K.’nın
gözaltına alınmasından sorumlu polisler hakkında şikayette bulunmuş,
gözaltından sorumlu polislerin yapmış olduğu işkenceler sonucu B.K.’nın
öldüğünü ileri sürmüştür. Haziran 1996 tarihinde, olayın ardından re'sen açılan soruşturma
çerçevesinde Varto Cumhuriyet Savcılığı, soruşturma dosyasına dayanarak
muhakemenin meni kararı almış ve maktulün geçirdiği depresyon sonucunda
intihar ettiğine kanaat getirmiştir. Temmuz 1996 tarihinde Varto Savcılığı, 3 Haziran 1996 tarihli
kararında vardığı hükümleri yineleyerek ve özellikle 27 Mart 1996 tarihinde
hazırlanan rapor sonuçlarına dayanarak başvuranın yaptığı şikayet hakkında
muhakemenin men-i kararı almıştır. Savcılığa göre dosyada, B.K.'nm polisler
tarafından uygulanan işkence sonucunda öldüğünü ortaya koyacak hiçbir delil
bulunmamaktadır. 3 Haziran 1996 tarihli muhakemenin men-i karan bu karara
eklenmiştir.
Bitlis Ağır Ceza Mahkemesi 29 Ağustos 1996 tarihinde başvuranın
yaptığı itirazı reddetmiş ve sözkonusu karan 16 Haziran 1997 tarihinde
başvuranlara tebliğ etmiştir.
Hükümet, içinde terör örgütüne yardım eden kişilerin isimlerinin ve
yaptıkları faaliyetlerin yer aldığı, B.K.'nm imzasını taşıyan 23 Kasım 1994 tarihli
elle yazılmış ifadenin bir kopyasını sunmuştur.
Hükümet, olayların geçtiği dönemde Varto Emniyet Müdürlüğü'nde hiçbir
intihar olayının bildirilmediği konusunda AlHM'ye bilgi vermiştir.
HUKUK AÇISINDAN
1. AİHS'NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, gözaltı sırasında polisler tarafından yapılan işkence
sonucunda aile yakını B.K.'nın öldüğünü iddia ederek AİHS'nin 2. maddesinin
ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.
A. Tarafların iddiaları
1. Başvuranlar
Başvuranlar, B.K.'nın tutuklanması ile hücresinde ölü bulunması
arasında geçen zaman zarfında meydana gelen olayların, soruşturmayı
gerçekleştiren yetkililer tarafından hiçbir zaman açığa kavuşturulmadığını öne
sürmüşlerdir. Başvuranlar, klasik otopsinin yapılmadığını ortaya koyarak
B.K.'nın cesedinde bulunan zedelenmelerin, asılma sonucunda meydana gelen
boğulmadan kaynaklandığının açıklanmadığını ileri sürmüşlerdir. Ayrıca
başvuranlar kullanılan sicimin arama tutanağında yer almadığını da
belirtmişlerdir. Başvuranlar, aynı yerde tutuklu bulunan iki kişinin ifadelerinin
alınarak olaya açıklık getirilebileceğini savunmuşlardır.
2. Hükümet
Hükümet'e göre başvuranların iddiaları dayanaktan yoksundur. Hükümet,
ölüm nedenine ilişkin tıbbi raporların açık ve net olduğunu ayrıca, asılma
olayından önce ölmüş olma ihtimalini veya başka birinin müdahale olasılığını
ortadan kaldırdığına dikkati çekmiştir. Hükümet, hizmet hatası veya herhangi
bir ihmal gibi bir sorumluluğun bulunmadığını ileri sürerek soruşturmanın ulusal
makamlar tarafından eksiksiz yürütüldüğünü vurgulamıştır.
B. AİHM'nin değerlendirmesi
1. B.K.'nın ölümü hakkında
AİHM, AlHS'nin 2.maddesinin, Sözleşme'nin en önemli maddelerinden
ve 3.madde ile bağlantılı olarak, Avrupa Konseyi'ni oluşturan demokratik
toplumların temel değerlerinden biri olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz.
Çakıcı-Türkiye karan no: 23657/94, § 86, AİHM 1999-IV, Finucane-İngiltere
karan, no: 29178/95, §§ 67-71, AİHM 2003-VIII). Üstelik 2.maddenin sunmuş
olduğu teminattan hareketle, yaşam hakkına dair iddiaların çok büyük bir
dikkatle incelenerek bu konuda bir kanaat oluşturulması gerekmektedir (Bkz.
Ekinci-Türkiye karan, no: 25625/94, § 70, 18 Temmuz 2000).
AİHM, AİHS'nin 2. maddesi uyarınca Tarafların her birinin olaylar
hakkında yaptıkları çıkarımlar birbirinden tamamen farklıdır.
AİHM, dava dosyasında yer alan belgeler ve özellikle Hükümetin
yürütülen adli soruşturmalara değin sunmuş olduğu deliller ve tarafların
görüşleri ışığında dile getirilen sorunları inceleyecektir. Bu unsurların
değerlendirilmesinde «her türlü makul şüpheciliğin ötesinde» ilkesinden
hareket etmektedir, bu delillerin belirgin, çürütülemez karinelerden oluşan,
kesin, yeterince ciddi emareler taşıması gerekmektedir. Ayrıca delillerin elde
edilmesi sırasında tarafların tutumları da dikkate alınması gereken diğer bir
unsurdur (Bkz.mutatis mutandis, İrlanda-İngiltere karan, 18 Ocak 1978, seri: A
no: 25, s. 64-65, §§ 160-161).
AİHM, işbu davada, polislerin yaptığı işkence sonucunda yakınlarının
öldüğü yönündeki başvuranların iddialarının somut ve kanıtlanabilir olaylara
dayanmadığını ve sözkonusu iddiaların hiçbir tanık ifadesi veya delil ile
desteklenmediğini kaydetmiştir.
Bu durumda, dosyada bulunan belgelerden, maktulün 20 Kasım 1994
tarihinde tutuklanarak gözaltına alındığı ve 28 Kasım 1994 tarihinde saat
11:00'de hücresinde ölü bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Cumhuriyet Savcısı
olay hakkında bilgisi olur olmaz olay yerine intikal etmiştir. Detaylı bir tutanak
düzenlenmiş, olay yeri fotoğrafları çekilmiş ve krokiler çizilmiştir. Savcı, doktor
ile beraber cesedin dış muayenesini gerçekleştirmiştir. Ölüm nedeninin
asılmadan kaynaklanan mekanik boğulma olduğu anlaşılmış dolayısıyla Savcı
klasik otopsi yapılmasının gerekli olmadığına kanaat getirmiştir. Altı adli
tabipten oluşan bir heyet, 27 Mart 1996 tarihinde hazırladıktan raporda
oybirliğiyle, maktulün başka biri/birileri tarafından zorla asıldığına veya
asılmadan önce öldürüldüğüne dair kesin tıbbi kanıt bulunmadığı sonucuna
varmıştır.
Ayrıca AİHM, Cumhuriyet Savcısı'nın Varto Emniyet Müdürlüğü
polislerinin ve B.K.'nın bulunduğu hücrenin yanındaki hücrede tutuklu bulunan
iki kişinin ifadelerini aldığını kaydetmiştir. Sözkonusu kişilerin verdiği ifadeler, Kasım 1994 tarihinde sabah saatlerinde meydana gelen olaylar hakkında
birbiriyle örtüşmektedir. Sözkonusu tanık ifadelerinden polislerin rutin
kontrolleri gerçekleştirdiği ve maktulün bulunduğu hücreden şüpheli hiçbir sesin
gelmediği ortaya çıkmaktadır.
Buna ilave olarak Hükümet'e göre, olayların meydana geldiği dönemde,
Varto Emniyet Müdürlüğü'nden hiçbir intihar eylemi bildirilmemiştir.
AİHM, başvuranların yakım B.K.'nın güvenlik güçleri tarafından yapılan
işkence sonucunda öldüğü yönünde çıkarılan bir sonucun, bu koşullarda,
spekülasyon veya sav olmaktan çıkıp güvenilir bir delil oluşturacağına kanaat
getirmiştir.
AİHS'nin 2. maddesinde yer alan pozitif yükümlülüğe ilişkin olarak AİHM,
bu yükümlülüğün Sözleşmeci Devlet'e ölüm olaylarını engelleme ve yargıya
intikal eden kişilerin yaşamlarının korunması için gerekli önlemleri alma
zorunluluğunu getirdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu noktada, mevcut olayların
koşullan çerçevesinde başvuranların oğlunun ve kardeşinin yaşamlarının
korunmasına yönelik Devlet'in gerekli önlemleri alıp almadığının
incelenmesinin gerektiğini kaydetmektedir (Bkz. örneğin, L.C.B. - İngiltere
kararı, 9 Haziran 1998, 1998 - III, s. 1403, § 36). Mahkeme ayrıca, AİHS'nin 2.
maddesinin kimi koşullarda tanımlandığı üzere, bireyin yaşam hakkının
başkalarına karşı ve bazı özel durumlarda kendine karşı korunması
bakımından yetkililere pozitif yükümlülük getirdiğine itibar etmektedir.
Ancak, güvenlik güçlerinin günümüz toplumlarında görevlerini ifa
ederken karşılaştıkları zorluklar, insanların tutumlarının öngörülememesi gibi
durumlar ve önceliklerin ve hakların kullanılmasında yapılan tercihler de dikkate
alınarak sözkonusu yükümlülüğün, yetkililerin altından kalkamayacakları ağır
bir yük teşkil etmemesi gerekmektedir. Dolayısıyla yaşam hakkına ilişkin her
tehdit, Sözleşme bağlamında, yetkilileri sözkonusu tehdidin gerçekleşmesini
engelleyecek önlemleri alma yükümlülüğünü gerektirmemektedir (Bkz.
sözügeçen Tanrıbilir, §70-71 ve Keenan-İngiltere, no:27229/95, §90,2001 -III).
AİHM, yetkililerin tutukluları gözetleme ve bu kişilerin intiharını önleme
zorunluluğu çerçevesinde gözaltına alman kişinin yaşam hakkını koruma pozitif
yükümlülüğünü ihmal ettikleri yönündeki iddia hakkında, sözkonusu yetkililerin
tutuklunun benzeri bir eylemde bulunma riskinin bulunduğunu bilmeleri
gerektiğine ve yetkileri çerçevesinde intihar riskini ortadan kaldıracak makul
önlemleri almadıklarına inanması gerektiğine kanaat getirmiştir. AIHM'ye göre
ve 2. maddenin güvence altına aldığı hakkın niteliği nedeniyle, başvuran için,
yetkili mercilerin, bildikleri veya bilmeleri gereken yaşam için belirgin ve ani bir
riskin somutlaşmasını engellemek amacıyla makul olarak kendilerinden
beklenebilecek her şeyi yapmadıklarını ortaya koymak yeterlidir. Burada cevabı
sözkonusu dava koşullarının tümüne bağlı olan bir sorun sözkonusudur
(sözügeçen, Tanrıbilir, §72).
AİHM, fiziksel özgürlüğün her mahrumiyetinin, niteliği nedeniyle,
tutuklularda psikolojik sarsıntıya ve intihar riskine yol açabileceğini hatırlatmıştır.
Tutukluluk sistemi, tutukluların yaşamı için oluşacak benzeri riskleri önlemek
amacıyla tedbirler öngörmektedir.
AlHM, mevcut davada, ilk olarak B.K.'nın Varto Emniyet Müdürlüğü'nde
gözaltına alındığını ve bundan dolayı, bu tip tutukluluk hali için iç hukukun
öngördüğü kuralların bu duruma uygulandığını gözlemlemiştir. Polisler, B.K.'nın
gözaltına alınması sırasında üst aramasını gerçekleştirmiş ve gözaltına
alınanların denetimini sağlamışlardır.
AİHM, başvuranların yakınının denetimi ve üst araması konusunda,
fiziksel durumunun normal olduğu gözönünde bulundurulduğunda, polislerin
aldığı tedbirlerin, 2. madde açısından ihtilaf konusu olacağına inanmamaktadır.
Bu kişinin, gömleğine bağlı eşofmanın ipliğiyle yaptığı bağla kendini öldürme
yolunun öngörülmesi oldukça güçtür. Ayrıca ilgilinin hücresine komşu
hücrelerde tutuklu bulunan kişilerin verdiği beyanlardan anlaşıldığı üzere intihar
eylemi sessiz bir şekilde gerçekleştirilmiştir.
B.K.'nın intihar eğilimleri göstermediğinden, yetkililer, hücresinin sürekli
olarak gözetlenmesini sağlamak veya kıyafetlerini elinden almak gibi özel
tedbirler almamakla eleştirilemez. Dosyada bulunan hiçbir unsur, polislerin
B.K.'nın intihar edeceğini öngörmek ve hücresi önünde bir görevlinin sürekli
olarak bulunmasını sağlamak zorunda olduklarını ortaya koymamaktadır.
AlHM, bu koşullarda, AİHS'nin 2. maddenin ihlalinin bulunmadığı
sonucuna varmıştır.
2. Yürütülen soruşturmaların niteliği hakkında
AİHM, "kendi yetki alanları içinde bulunan herkese bu Sözleşme'de
açıklanan hak ve özgürlükleri tanırlar" şeklindeki Sözleşme'nin l. maddesi
gereğince taraf Devlet'in üzerine düşen genel zorunluluğu ile birleştirilen
AİHS'nin 2. maddesinin zorunlu kıldığı yaşam hakkını koruma yükümlülüğünün,
kuvvet kullanılmasının bir kişinin ölümüne neden olduğu durumda, etkili resmi
bir soruşturmanın yapılmasını gerekli kıldığını hatırlatmaktadır (Bkz, mutatis
mutandis, 27 Eylül 1995 tarihli McCann ve diğerleri-İngiltere karan, seri A
no:324, s. 49 § 161 ve sözü edilen Kaya-Türkiye karan, s.329, §105).
AİHM, yukarıda sözüedilen yükümlülük, sadece bir devlet görevlisinin
ölüme sebebiyet verdiğinin tespit edildiği durumlar için geçerli olmadığının altım
çizmiştir. Sadece yetkililerin ölüm hakkında bilgilendirilmesi, 2. maddeden
doğan, olayın meydana geldiği koşullar hakkında etkili soruşturma yapma
yükümlülüğünü ipso facto doğurmaktadır (Bkz. mutatis mutandis 28 Temmuz tarihli Ergi- Türkiye karan, s. 1778, § 82, 2 Eylül 1998 tarihli Yaşa-Türkiye
karan, s. 2438, §100 ve Hugh Jordan-İngiltere kararı, no: 24746/94, §§
107-109,2001-III).
AİHM, ayrıca, soruşturmanın etkililik kriterine cevap veren araştırmanın
niteliği ve derecesinin dava koşullarına bağlı olduğuna kanaat getirmiştir.
Sözkonusu araştırmanın niteliği ve derecesi, uygun olayların tümüne
dayanarak ve soruşturmanın uygulama gerçeklikleri gözönünde bulundurularak
değerlendirilmektedir. Meydana gelebilecek durumların çeşitliliği, soruşturma
eylem listesine veya sadeleştirilmiş diğer kriterlere indirgenemez (Bkz. mutatis
mutandis, Velikova-Bulgaristan, no: 41488/98, § 80, 2000-VI).
Sözkonusu durumda soruşturmadan sorumlu yetkililerin olayın ardından
attıkları adımlar ihtilafa neden olmamıştır.
AİHM, başvurunun tebliğ edilmesinin ardından Hükümet'in, soruşturma
dosyasının bir kopyasını ve bu soruşturmanın gidişatı hakkında bilgi temin
ettiğini kaydetmiştir.
Bu unsurlardan, ceset bulunur bulunmaz Cumhuriyet Savcısı'nın olay
yerine geldiği ortaya çıkmaktadır. Ayrıntılı tutanak düzenlenmiş, fotoğraflar
çekilmiş ve krokiler çizilmiştir. Cesedin ayrıntılı ve tam bir dış muayenesi
yapılmıştır. Tabip, mekanik boğulma sonucu ölümün meydana geldiği
sonucuna vararak asılmadan önce ölümün gerçekleştiği savını bertaraf etmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, tabip görüşüyle beraber polislerin ve gözaltına alınan
kişilerin verdiği beyanlara dayanarak, klasik otopsi yapılmasının gerekli
olmadığına kanaat getirmiş ve asılma sonucu ölümün gerçekleştiği sonucuna
varmıştır.
Ancak, AİHM, cesedin mezardan dışarı çıkarılmasının ve sonraki
analizlerin, kumaşların çürümesinden dolayı klasik otopsinin yapılmamasına bir
ölçüde çözüm getirdiğini kaydetmiştir. Adli tabiplerin 27 Mart 1996 tarihli
raporda altını çizdikleri gibi, gerekli incelemeler klasik otopsi yapılmadığından
gerçekleştirilememiş ve adli muamele tamamlanamamıştır. AİHM, adli
vakalarda klasik otopsinin yapılmasının büyük önem taşıdığını hatırlatmıştır.
Oysa bu yasal gerekliliğe sözkonusu davada riayet edilmemiştir.
Maktulün cesedi üzerinde klasik otopsinin yapılmayışı gözönünde
bulundurulduğunda AİHM, Savunmacı Devlet'in başvuranların oğlu ve
kardeşinin ölüm koşullan hakkında uygun ve etkili soruşturma yapma
yükümlülüğünü yerine getirmediği sonucuna varmıştır.
Bu nedenle, AİHS'nin 2. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS'NİN 3. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Aynı olaylara dayanan başvuranlar, yakınlarının polislerin yaptığı
işkence sonucunda ölmüş olduğu durumda, AİHS'nin 3. maddesinin ihlal
edildiğini iddia etmişlerdir.
Hükümet bu iddialara itiraz ederek, B.K.’nın cesedi üzerinde
gözlemlenen yara izlerinin asılmanın fiziksel sonucu olduğunu savunmuştur.
AİHM, bir kimse polis memurları kontrolünde bulunmasına rağmen
gözaltı sırasında yaralandığında, bu dönemde meydana gelen her yaralanma
güçlü maddi karineye neden olduğunu hatırlatmıştır (Salman-Türkiye karan, no:
21986/93, § 100, 2000-VII). Dolayısıyla Hükümet, bu yaraların kaynağı
hakkında makul açıklamaları yapmak ve mağdurun iddialarında şüpheye yer
verecek olayları ortaya koyacak, özellikle tıbbi belgelerle desteklenen kanıtları
sunmak durumundadır (Bkz, diğerleri arasında Selmouni-Fransa kararı, no:
25803/94, § 87, 1999-V ve l Mart 2001 tarihli Berktay-Türkiye karan, no:
22493/93 , § 167).
AİHM, öncelikle B.K.’nın 22 Kasım 1994 tarihinde muayene edildiğini
kaydetmiştir. Bu bağlamda hazırlanan rapor, B.K.’nın vücudunda hiçbir darp ve
yara izinin bulunmadığına yer vermiştir.
Cesedin dış muayene tutanağında, artkafa kemiğinin sağ kısmında 3x1
cm şişkinliğin, sol dizde 1x1 cm kan birikmesinin, sol kavalkemiğinde 0,5x0,3
cm kabuk bağlamış zedelenmenin ve sağ bileğin iç tarafında kan birikmesinin
bulunduğuna yer verilmiştir.
Bu durumda, B.K.’nın vücudunda belirlenen yaralar nispeten hafiftir.
AİHM, Cumhuriyet Başsavcısı'nın 3 Haziran ve 9 Temmuz 1996 tarihlerinde,
biri re'sen açılan soruşturma çerçevesinde ve diğeri başvuranın yaptığı şikayet
hakkında olmak üzere iki muhakemenin men-i karan aldığını kaydetmiştir.
Cumhuriyet Savcısı, soruşturma dosyasında bulunan unsurların tümüne ve
özellikle Adli Tıp Kurumu'nun Uzman Konseyi'nin vardığı sonuçlara
dayanmıştır. Bu konsey tarafından 27 Mart 1996 tarihinde hazırlanan raporda
"[B.K.'nın vücudunda görülen] yüzeysel yaralanmaların asılma mekanından
dolayı asılma sırasında oluşmuş olabileceğini" belirtilmiştir.
AİHM, yaralanmaların kaynağı hakkında ulusal mercilerin yaptığı
tespitlerden şüphe duyulmasına neden olacak koşullan görmemiştir. Bu
nedenle AİHM, elinde bulunan unsurların her türlü makul şüphenin ötesinde,
başvuranların yakınının AİHS'nin 3. maddesine aykırı muamelelere maruz
kalmış olduğunu ortaya çıkarmadığına kanaat getirmiştir.
Bu nedenle AİHS'nin 3. maddesi ihlal edilmemiştir.
III. AİHS'NİN 2. MADDESİYLE BİRLEŞTİRİLEN 6 VE 13. MADDELERİNİN
İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, Savcılığın, yakınlarının ölümü hakkında yürüttüğü
soruşturmanın yetersiz olmasının, AlHS'nin 6. maddesinin güvence altına aldığı
hakka aykırı olarak, kendilerini mahkemeye başvurma hakkından mahrum
bırakmasından şikayetçi olmuşlardır.
Başvuranlar, AİHS'nin 2. maddesiyle birleştirilen 13. maddeyi öne
sürerek, yakınlarının ölümünün gerçekleştiği koşulların oluşmuş olduğunu
ortaya koymak için başvurabilecekleri etkili bir mekanizmanın bulunmadığını
ortaya koymuştur.
AİHM, bu şikayetleri AİHS'nin 13. maddesi çerçevesinde inceleyecektir.
AİHM, AİHS'nin 13. maddesinin iç hukukta, Sözleşme'de yer aldığı
şekliyle hak ve özgürlükleri öne sürmeyi sağlayan başvuru yolunun
bulunmasını güvence altına aldığını hatırlatmışta". Bu hüküm, Sözleşme'ye
dayanan "savunulabilir şikayetin içeriğim incelemeye ve taraf Devletler'in bu
hükmün getirdiği yükümlülüklere uygun hareket edilmesi hakkında takdir
marjına sahip olmalarına rağmen uygun düzeltmeyi yapmaya yetkili kılan iç
başvuru yolunu gerektiren bir sonuç içermektedir.13. maddeden doğan
yükümlülüğün kapsamı, başvuranın AİHS'ye dayandırdığı şikayetin niteliğine
göre değişmektedir. Ancak 13. maddenin gerektirdiği başvuru, hukukta olduğu
gibi uygulamada da "etkili" olmalı ve özellikle yapılacak başvuru Savunmacı
Devlet'in mercilerinin eylem veya ihmalleriyle haksız yere engellenmemelidir
(18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye karan, 1996-VI, s. 2286, §95, 25 Eylül tarihli Aydın-Türkiye karan, :1,997^VI, s. 1895-1896, § 103 ve sözüedilen
Kaya karan, s. 329-330, § 106).
13.
madde,
yaşam
hakkının
başlıca
önemi
gözönünde
bulundurulduğunda uygun yerde tazminat ödenmesinin dışında sorumluların
teşhis edilip cezalandırılmasına yönelik ve şikayetçinin soruşturma işlemine
etkili bir şekilde ulaşmasını içeren geniş ve etkili araştırmaları kapsamaktadır
(sözüedilen Kaya, s. 330-331, § 107).
AİHM, davada sunulan delilleri gözönünde bulundurduğunda, her türlü
makul şüphenin ötesinde, maktulün gözaltı sırasında yapılan işkencenin
ardından öldüğünün kanıtlanmadığı sonucuna varmıştır. Ancak, AİHM'nin daha
önceki davalarda bildirdiği gibi bu koşul, 2. maddeye göre yapılan şikayetin, 13.
maddenin amaçlarına uygun "savunulabilir" niteliğinden mahrum etmemektedir
(Bkz. 27 Nisan 1988 tarihli Böyle ve Rice-İngiltere karan, seri A no:131, s.23, §
52, sözüedilen Kaya, s.330-331, § 107 ve sözüedilen Yaşa, s.2442, §113).
Dolayısıyla mercilerin, başvuranların yakınının öldüğü koşullar hakkında etkili
bir soruşturma yapma yükümlülüğü bulunmaktaydı.
AİHM'nin daha önce yaptığı tespitlerdeki gibi, adli soruşturma, B.K.'nın
öldüğü koşullan ortaya koymak için uygun bir çerçeve oluşturamamıştır.
Bu koşullarda etkili ceza soruşturmasının, 2. maddenin gerekli kıldığı
soruşturma yürütme yükümlülüğünden uzak bir zorunluluğu içeren 13.
maddeye uygun olarak yürütüldüğüne kanaat getirilemez (sözüedilen Kaya, s.
330-331, § 107). Bu nedenle AİHS'nin 13. maddesi ihlal edilmiştir.
III. AİHS'NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
AİHS'nin 41. maddesinin içeriği, ( )
A. Zarar
Başvuranlar, maddi ve manevi tazminat olarak sırayla 81.000 ve
100.000 euro (EUR) talep etmişlerdir.
Hükümet bu taleplere karşı çıkmıştır.
Maddi tazminat konusunda, AİHM, başvuranların ölen yakınlarından
dolayı herhangi bir kayba uğradıklarına dair bir kanıt sunmadıklarını belirtmiştir.
Bu bağlamda başvuranlara herhangi bir tazminat verilmesine gerek yoktur.
Manevi tazminata gelince, AİHM, yukarıda tespit edilen ihlallerden dolayı
başvuranların acı çekmiş olabilecekleri kanısındadır. Bu nedenle, AİHM,
hakkaniyete uygun olarak manevi zarar için 15.000 Euro ödenmesine karar
vermiştir.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuranlar, AİHK, AİHM ve iç hukuk mercileri nezdinde yapmış
oldukları masraf ve harcamaları için toplam 20.160 EUR talep etmişlerdir.
Hükümet, başvuranların iddialarını reddetmiştir.
AİHM, elinde bulunan unsurlar ve konu hakkındaki içtihadı
doğrultusunda, yapılan bütün masraflar için başvuranlara 3.500 EUR'nun
ödenmesinin makul olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası'nın marjinal kredi kolaylıklarına
uyguladığı %3 ‘lük bir faiz oranının uygulanacağını belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM, OY BİRLİĞİYLE,
1- Başvuranların yakınının, AİHS'nin ihlalini oluşturan koşullarda öldüğünün
ortaya konulamadığını;
2- Savunmacı Devlet'in etkili soruşturma yürütme zorunluluğunu yerine
getirmediği gerekçesiyle AİHS'nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
3- AİHS'nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine;
4- AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5- (a) AİHS'nin 44 § 2 maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren 3
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL'sına çevrilmek üzere
aşağıdaki miktarların, Savunmacı Devlet tarafından başvuranlara ortaklaşa
manevi tazminat için 15.000 EUR (on beş bin euro), ödeme sırasında
miktarlara yansıtılabilecek her türlü KDV, pul, harç dahil masraf ve harcamalar
için 3.500 EUR (üç bin beş yüz euro) ödenmesine;
(b) Belirtilen süre bitiminden ödeme tarihine kadar geçen süre için Avrupa
Merkez Bankası tarafından belirlenen yüzde üçlük basit faizin ödenmesine; 6.
Adil tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM'nin iç tüzüğünün 77§§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 30 Kasım 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło