38422/97
WyrokETPCz2005-07-21ECLI:CE:ECHR:2005:0721JUD003842297
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym tureckiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszyła prawo skarżącego do rozpoznania sprawy przez niezawisły i bezstronny sąd, gwarantowane przez art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie orzekającym Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w sprawach cywilnych budzi uzasadnione obawy co do niezawisłości i bezstronności sądu. Skarżący miał prawo obawiać się, że DGM mógł być pod wpływem czynników zewnętrznych, niezwiązanych z meritum sprawy. Trybunał wielokrotnie stwierdzał naruszenia art. 6 ust. 1 w podobnych sprawach dotyczących tureckich DGM. W konsekwencji, sąd, który nie jest niezawisły i bezstronny, nie może zapewnić sprawiedliwego procesu.Stan faktyczny
Skarżący, Hasan Hüseyin Reyhan, został aresztowany w grudniu 1994 roku pod zarzutem przynależności do PKK i ostatecznie skazany przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w Konii na 12 lat i 6 miesięcy więzienia za przynależność do uzbrojonej grupy. Skarżący skarżył się na warunki więzienne i złe traktowanie, a także na to, że DGM, w którego składzie zasiadał sędzia wojskowy, nie był niezawisły ani bezstronny. Jego apelacje i wniosek o wznowienie postępowania zostały odrzucone.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Konii.
2. Uznaje za niecelowe rozpatrywanie skarg dotyczących art. 6 ust. 1 i 3 lit. b) i d) w związku z art. 14 Konwencji.
3. Stwierdza, że niniejszy wyrok sam w sobie stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową.
4. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
REYHAN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 38422/97)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG Temmuz 2005
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (38422/97) başvuru no’lu davanın nedeni bu
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
ülke vatandaşı Hasan Hüseyin Reyhan’ın (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine 12
Ağustos 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Temel İnsan Haklarını güvence
altına alan eski 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Başvuran Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde savunmasını kendisinin üstleneceğini ifade etmiştir.
OLAYLAR
Başvuran 1953 doğumlu olup Antakya’da ikamet etmektedir. Aralık 1994 tarihinde yapılan bir ihbarı takiben PKK üyesi olmakla itham edilen başvuran
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde görevli polisler tarafından tutuklanarak gözaltına alınmıştır. Aralık 1994’te İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı (Cumhuriyet
Savcısı) başvuranın gözaltı süresini yedi gün uzatmıştır. Aralık 1994’te polis tarafından sorgulanan başvuran, hakkında yapılan suçlamaları inkar
etmiştir. Aralık 1994’te Cumhuriyet Savcısı karşısına çıkarılan başvuran PKK ile olan bağlantısı
olduğunu reddetmiştir. Başvuran aynı gün Konya Tutukevine nakledilmiştir. Aralık 1994 tarihinde Konya Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı
başvuranı PKK terör örgütüne bağlı olmakla itham etmiş ve TCK’nın 168 § 2. ve Terörle
Mücadele Kanunu’nun 5. maddeleri uyarınca mahkumiyetini talep etmiştir.
Başvuran 16 Mayıs 1995 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesine (DGM) yazmış olduğu
yazıda özellikle cezaevi koşullarından ve Jandarmaları tutuklulara uyguladığı kötü
muamelelerden ve Jandarmaların kendisine ait kitaplara ve diğer belgelere el koyduğundan
şikayetçi olmuştur.
Başvuran 15 Haziran 1995 tarihinde yazmış olduğu başka bir yazı ile şikayetlerini
tekrarlamış, daha sonra 13 Temmuz 1995 ve 18 Ocak 1996 tarihli mektupları ile DGM’den
kendisine kötü muamelede bulunan gözaltından sorumlu polislerin mahkum etmesini talep
etmiştir.
DGM, 1 Şubat 1996 tarihli kararı ile TCK’nın 168 § 2. ve 3713 sayılı Terörle Mücadele
Kanunu’nun 5. maddelerine dayalı olarak silahlı bir çeteyle bağlantısı olma suçundan
başvuranı on iki yıl altı ay hapis ve kamu hizmetinden men cezasına çarptırmıştır.
Başvuran temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 20 Şubat 1997 tarihli kararı ile ilk
derece mahkemesinin kararını onamıştır. tarihinde yürürlüğe giren 4390 sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemesine dair sayılı Kanun’da değişiklik yapılmış, bunun neticesinde Devlet Güvenlik
Mahkemelerindeki askeri hakimin varlığına son verilmiştir.
Bu yasal değişikliği gözönünde bulunduran başvuran, 29 Temmuz 1999 tarihinde Malatya
Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne iade-i muhakeme başvurusunda bulunmuş, fakat bu talebi 23
Ağustos 1999’da reddedilmiştir.
Başvuranın Yargıtay’daki temyiz başvurusu 22 Ekim 1999’da bertaraf edilmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin
bünyesinde askeri hakimi bulundurması nedeniyle «tarafsız ve bağımsız» bir mahkeme olarak
kabul edilemeyeceğini ileri sürmekte ve AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğini iddia
etmektedir.
Başvuran ayrıca AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b), d) maddesiyle birlikte ve ayrı olarak 14. maddenin
ihlal edildiğini öne sürmekte, maruz kaldığı kötü muameleden sorumlu kişiler hakkında
yapmış olduğu şikayetlerini ve tanıkların karşılaştırılması taleplerini dikkate almayan yargı
makamı karşısında hakkaniyete uygun bir yargılamanın gerçekleşmediğini ileri sürmektedir.
1. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında
AİHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların
AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandığını belirtmektedir. (Bkz. sözü
edilen Özel kararı, §§ 33-34, ve Özdemir-Türkiye kararı no: 59659 / 00, § 35-36, 6 Şubat
2003).
AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak bir tespitte
bulunmadığını ve hiçbir delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranın aralarında askeri bir
hakimin de yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi heyeti tarafından TCK’ya dayalı olarak
yapmış olduğu yargılama hususunda endişe duymasının anlaşılabilir olduğu kanısındadır.
Başvuranın Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine yabancı mülahazalardan
etkilenebileceği yönünde haklı endişeleri duyması mümkündür. Bu nedenle başvuranın bu
yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması
gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).
AİHM, başvuranı yargılayıp mahkum eden Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin AİHS’nin § 1 maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine
varmaktadır.
2. Cezai yargılama sürecinin adilliği ve savunma haklarına yönelik bir ayrımcılık yapıldığı
iddiası hakkında
AİHM, benzer kararlarda verdiği hükümleri hatırlatarak bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan
yoksun bir mahkemenin her halükarda kendi yargısına tabi kişilere adil bir yargılama
sunamayacağı kanısına varmaktadır.
Başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespitinde
AİHM, AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) ve d) maddesiyle birlikte ve ayrı olarak 14. maddesine
yönelik şikayetlerin incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-
Türkiye kararı 28 Ekim 1998, 1998-VII, §§ 44-45, ve Özyol-Türkiye kararı, no: 48617/99, §§
21-22, 23 Ekim 2003).
II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran maruz kaldığı maddi zarar için 289.000 Euro, manevi zarar için 58.000 Euro talep
etmektedir.
Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.
İddia edilen maddi tazminata ilişkin olarak AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki
sürecin Sözleşmenin ihlali meydana gelmeseydi nasıl sonuçlanmış olacağına ilişkin bir
yargıda bulunamayacağından başvurana bu yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığını
ifade etmektedir. (Findlay-İngiltere kararı, 25 Şubat 1997, s.284, § 85).
Manevi tazminatla ilgili olarak Mahkeme, olayların mevcut koşulları dikkate alındığında ihlal
kararının tespitinin adil tazmin için başlı başına yeterli olduğuna karar vermiştir. (Sözü edilen
Çıraklar kararı, s. 3074, § 49).
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddeye göre tarafsız ve bağımsız
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en uygun
tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranın yeniden
yargılanması olacağı yönündeki kanaatini vurgulamaktadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, §
27).
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran, Mahkeme organları nezdinde yaptığı masraf ve harcamalara ilişkin hiçbir tazminat
talebinde bulunmamıştır. Dolayısıyla bu doğrultuda bir ödemenin yapılması sözkonusu
değildir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,
1. Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun olması
nedeniyle AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) ve d) maddeleriyle birlikte ve ayrı olarak 14. maddeye yönelik
şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;
3. Mevcut kararın tek başına manevi tazmin için yeterli olduğuna;
4. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine
uygun olarak 21 Temmuz 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
5
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło