38586/97

WyrokETPCz2004-10-19ECLI:CE:ECHR:2004:1019JUD003858697

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skazanie za oświadczenie prasowe stanowiło nieproporcjonalną ingerencję w wolność wypowiedzi (art. 10 Konwencji)? Czy sąd bezpieczeństwa państwa, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, był niezależnym i bezstronnym trybunałem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wypowiedzi skarżących, wynikająca z ich skazania za oświadczenie prasowe, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Stwierdził, że oświadczenie, choć krytyczne wobec polityki rządu, nie nawoływało do przemocy ani walki zbrojnej, ani nie zawierało mowy nienawiści, a waga kary była nieproporcjonalna. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądów bezpieczeństwa państwa w Turcji podważała ich niezależność i bezstronność. Wątpliwości skarżących co do bezstronności sądu były uzasadnione, co doprowadziło do naruszenia prawa do rzetelnego procesu.
Stan faktyczny
Skarżący, działacze związkowi z Diyarbakır, podpisali w 1993 roku oświadczenie prasowe krytykujące rząd. Zostali aresztowani i oskarżeni na podstawie ustawy antyterrorystycznej o propagandę przeciwko integralności państwa. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał ich na kary więzienia i grzywny, które zostały podtrzymane przez Sąd Kasacyjny. Po zmianie prawa, kary zostały złagodzone, ale wyroki ponownie podtrzymano.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji oraz naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. Uznał, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych skarg na podstawie art. 6. Zasądził zadośćuczynienie pieniężne za szkody niemajątkowe oraz zwrot kosztów i wydatków.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   VARLI ve DİĞERLERİ - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 38586 / 97)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRASBOURG   Ekim 2004   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (38586/97) başvuru no’lu davanın nedeni Veysi Varlı,   Hüseyin Bora, Mehmet Tekin, Sadık Yaşar, Hanifi Yıldırım ve Zülküf Aydın’ın (başvuranlar) Avrupa   İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 15 Eylül 1997 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin   (AİHS) Temel İnsan Haklarını güvence altına alan 25. maddesi uyarınca yapmış olduğu başvurudur.   Başvuranlar, AİHM önünde Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Sezgin Tanrıkulu tarafından temsil   edilmektedirler.   OLAYLAR   I. OLAYLARIN MEVCUT KOŞULLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1958, 1962, 1961, 1949, 1958 ve 1952 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet   etmektedirler.   Diyarbakır’daki çeşitli sendikaların başkanları ve üyeleri sıfatıyla başvuranlar 27 Mayıs 1993 tarihli   basın açıklamasına imza atmışlardır. Çeşitli sendikalardan yirmi dört temsilcinin, meslek odalarının,   derneklerin ve gazetelerin hazırlamış oldukları sözkonusu basın açıklamasında dönemin Hükümeti   ağır biçimde eleştirilmiş ve vatandaşların temel hak ve özgürlüklerine saygı gösterilmediği ileri   sürülmüştür.   Eylül 1993 tarihinde Diyarbakır 1 no’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranlar hakkında   tutuklama emri çıkarılmasını kararlaştırmıştır.   Eylül 1993 tarihinde başvuranlar alınan kararın yasal dayanağı bulunmadığı gerekçesiyle tutuklama   kararının iptali istemiyle Diyarbakır 2 no’lu Devlet Güvenlik Mahkemesine başvurmuşlardır.   Başvuranların talebi aynı gün DGM tarafından reddedilmiştir.   Başvuranlar hakkında tutuklu yargılanma kararı verilmiştir: Varlı, Tekin ve Yıldırım 23 Eylül’de,   Bora 20 Ekim’de, Yaşar 20 Eylül 1993’te ve Aydın 2 Şubat 1994 tarihinde tutuklanmıştır.   Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı 24 Eylül 1993 tarihli iddianamesi ile 1991 tarihli   Terörle Mücadele Kanununun 8. maddesi uyarınca başvuranları hazırlamış oldukları basın bildirisi ile   Devletin bölünmez bütünlüğü aleyhinde propaganda yapma suçu ile itham etmiştir. Başsavcı   iddianamesini sözkonusu basın bildirisinden bölümlerle gerekçelendirmiştir.   Devlet Güvenlik Mahkemesi 13 Nisan 1994 tarihli kararı ile 1991 sayılı Kanunun 8. maddesine dayalı   olarak başvuranları haklarında yapılan ithamlardan suçlu bulmuş ve başvuranların her birini bir yıl   sekiz ay hapis ve 208.333.000 TL. ağır para cezasına çarptırmıştır.   Belirtilmeyen bir tarihte başvuranlar 13 Nisan 1994 tarihli karar karşısında Yargıtay giderek temyiz   başvurusunda bulunmuşlardır. Yargıtay sözkonusu kararı 8 Aralık 1994 tarihinde onamıştır.   Ekim 1995 tarihli ve 41269 sayılı kanun ile 1991 sayılı kanuna getirilen değişikliklerin ardından   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuranların davasını yeniden incelemiş, 16 Kasım 1995   tarihinde mahkeme başvuranları on ay hapis ve 83.333.333 TL. ağır para cezasına çarptırmış,   sözkonusu kanun uyarınca daha önce verilen cezaların ertelenmesini kararlaştırmıştır.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2004. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Başvuranlar Yargıtay’a başvurmuşlar ve gerekçelerinde «Sözleşme hükümlerini» dayanak   göstermişlerdir.   Yargıtay Cumhuriyet Savcısı’nın görüşü başvuranlara tebliğ edilmemiştir.   Nisan 1997 tarihinde Yargıtay Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. SÖZLEŞME’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuranlar haklarında alınan mahkumiyet kararı ile ifade ve düşünce özgürlüğünün ihlal edildiğini   ileri sürmekte ve AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmaktadırlar.   AİHM, Sözleşmenin 10 § 1 maddesi ile güvence altına alındığı bilinen başvuranın ifade özgürlüğüne   yönelik sözkonusu müdahale ile taraflar arasında bir ihtilafa yer vermemektedir. Benzer müdahalenin   Sözleşmenin 10 § 2 maddesince yasayla öngörülen, toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik meşru   bir amacı gütmesi ve «demokratik bir toplum için gereklilik» arz etmesi zorunludur (Bkz.   Yağmurdereli-Türkiye kararı, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). Ayrıca benzer müdahalenin   «demokratik bir toplum için zaruriyet» oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.   Mahkeme daha önceki kararlarda da benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS’nin 10.   maddesinin ihlali ile neticelendiği tespitinde bulunmaktadır (Bkz. özellikle Ceylan-Türkiye no:   23556/94, § 38, AİHM 1999-IV, sözü edilen İbrahim Aksoy, § 80, Karkın-Türkiye no:43928/98, § 39,   Eylül 2003, Kızılyaprak-Türkiye kararları no: 27528/95, § 43, 2 Eylül 2003).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve   delili sunmadığını incelemektedir. Mahkeme sözkonusu siyasi söylemlerde kullanılan özel terimleri   dikkate almakta ve bu çerçevede özellikle terörle mücadele sırasında karşılaşılan güçlükleri göz   önünde tutmaktadır (Bkz.sözü edilen İbrahim Aksoy, § 60, ve Incal-Türkiye kararları, 9 Haziran 1998,   1998-IV, s. 1568, § 58).   Mezkur basın açıklaması güvenlik güçlerinin bölücülük faaliyetlerine karşı yürüttükleri mücadelenin   ağır bir eleştirisini oluşturmaktadır.   AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesinin bu beyanı Türk Devletinin toprak bütünlüğüne kasteden   söylemler olarak değerlendirdiğini kaydetmiştir.   Mahkeme yerel hukuk mercileri tarafından alınan kararların gerekçeleri ışığında mahkumiyet   kararlarının başlı başına özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi oluşturduğuna itibar etmektedir (Bkz.   mutatis mutandis, Sürek-Türkiye kararı (no: 4) no: 24762/94, § 58, AİHM 1999-IV). AİHM, basın   bildirisinde kullanılan bazı terimlerin özellikle terörle mücadelede bulunan hükümet politikasının en   olumsuz yönlerini ortaya koyan olumsuz bir tabloyu çizdiğini, husumet sözcüğünün yan anlamıyla   kullanıldığını, şiddet kullanımın ve silahlı mücadelenin teşvik edilmediğini ve hazırlanan söylemin kin   ve nefret beyanından oluşmadığını ifade etmektedir. AİHM nezdinde bütün bunlar dikkate alınması   gereken unsurlardır (Bkz. a contrario, Sürek-Türkiye (no:1) no: 26682/95, § 62 AİHM 1999-IV ve   Gerger-Türkiye kararları no: 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999).   Bunun yanı sıra AİHM, suçun niteliğinin ve verilen cezaların ağırlığının yapılan müdahalenin   orantılılığı bakımından dikkate alınması gereken unsurlar olduğunu kaydetmektedir.   Mevcut davada başvuranlara yönelik gerçekleştirilen müdahalenin «demokratik bir toplum için   zaruriyet» olarak nitelendirilemeyeceğini emsal gösteren AİHM, AİHS’nin 10. maddesinin ihlal   edildiği sonucuna varmaktadır.   II. SÖZLEŞME’NİN 6 § 1 MADDESİNİN İHLAL EDİLMESİNE İLİŞKİN   Başvuranlar kendilerini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin bünyesinde ask-   eri bir hakimi bulundurması nedeniyle «tarafsız ve bağımsız» bir mahkeme olarak kabul edilemeye-   ceğini iddia etmekte, Cumhuriyet Başsavcısının görüşünün tebliğ edilmemesi nedeniyle Yargıtay’daki   yargılama sürecinin hakkaniyete uygun olarak gerçekleşmediğini savunmaktadırlar.   Başvuranlar bu doğrultuda AİHS’nin 6 §§ 1 ve 3 b) maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedirler.   1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı hakkında   Mahkeme daha önceki kararlarda da benzer şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların AİHS’nin 6 § 1   maddesinin ihlali ile sonuçlandığı tespitinde bulunmaktadır (Bkz. Özel-Türkiye, 42739/98, §§ 33-34, 7   Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye, kararları 59659/00, §§ 35-36, 6 Şubat 2003).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespiti ve de-   lili sunmadığını incelemektedir. Başvuranların «ulusal güvenliğe» yönelik işlenen suçlardan yargılan-   masının anlaşılabilir olduğu, bunun yanı sıra başvuranın aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama hususunda endişe   duymasının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik Mahkemesinin davanın gerekçesine   yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır.   Bu nedenle başvuranların bu yargı makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin   dikkate alınması gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin 6 § 1 maddesi uyarınca   bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı neticesine varmıştır.   2. Yargılamanın adilliği hakkında   Hükümet bir ihlalin bulunduğu iddiasına karşı çıkmaktadır.   AİHM, benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir mahke-   menin her halükârda adil ve hakkaniyete uygun bir yargılama sürecini garanti altına alamayacağını   hatırlatmaktadır.   Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespiti   ışığında Mahkeme mevcut şikayeti incelemeye gerek duymamaktadır (Bkz. diğerleri arasında sözü edi-   len Çıraklar kararı, s. 3074, §§ 44-45).   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesinde yer alan unsurlar.   A. Tazminat   Başvuranlar gelir kaybı nedeniyle maddi zarara uğradıklarını ileri sürmektedirler. Veysi Varlı 8.580   Euro, Hanefi Yıldırım 25.585 Euro, Mehmet Tekin 25.966 Euro maddi zarara uğradıklarını iddia et-   mektedirler. Sadık Yaşar, Zülküf Aydın ve Hüseyin Bora rakam belirtmeksizin maddi zarara uğradık-   larını iddia etmişlerdir.   Başvuranların her biri 15.000 Euro’ya denk düşen manevi zararın tazmin edilmesini beyan   etmektedirler.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   Öne sürülen gelir kayıpları ile ilgili olarak AİHM, mahkemeye sunulan delillerin Sözleşmenin 10.   maddesinin ihlali ile başvuranların gelir kaybına uğradıklarını kanıtlaması bakımından yetersiz   olduğuna itibar etmektedir (Bkz. aynı anlamda, Karakoç ve diğerleri-Türkiye kararı, no: 27692/95,   28138/95 ve 28498/95, § 69, 15 Ekim 2002). Mahkeme bu nedenle yapılan talebi reddetmektedir.   Sözü edilen para cezasına gelince AİHM, başvuranların iddia etmiş oldukları miktarı kanıtlayıcı hiçbir   belge sunmadıklarından bu talebi reddetmektedir.   Manevi tazminata dair AİHM, olayların mevcut koşulları nedeniyle başvuranların kimi karışıklıklara   maruz kaldıklarını kaydederek bu bağlamda başvuranlar Veysi Varlı, Hanefi Yıldırım ve Mehmet   Tekin sırasıyla 149’ar gün, Sadık Yaşar, Zülküf Aydın ve Hüseyin Bora ise sırasıyla 152, 1, ve 72 gün   hapis cezası almışlardır.   AİHM, AİHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak, başvuranlar Veysi Varlı, Hanefi   Yıldırım, Mehmet Tekin ve Sadık Yaşar’a 5.000’er Euro, Hüseyin Bora’ya 3.000 Euro, ve Zülküf   Aydın’a 2.000 Euro ödenmesini kararlaştırmıştır.   AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve bağımsız   olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en uygun tazminin,   zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden yargılamanın olacağı   kanaatine varmaktadır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27, 23 Ekim 2003).   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranlar, Mahkeme organları nezdinde yaptıkları masraf ve harcamalara ilişkin 5.900 Euro   tazminat talep ederek bu yönde Diyarbakır barolar birliğinin avukatlık ücret tarifesini kanıtlayıcı belge   niteliğinde sunmuşlardır.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   Mahkeme bu yöndeki içtihatlarına uygun olarak, başvuranlara 4.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı % 3 'lük bir faiz   oranının uygulanacağını belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,   1.AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine;   2. Devlet Güvenlik Mahkemesinin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan uzak bulunması nedeni ile   AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 6. maddesi uyarınca yapılan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, miktara   yansıtılabilecek KDV, pul, harç ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden   T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümetin başvuranlara ;   i.   i.   manevi tazminat olarak Veysi Varlı, Hanefi Yıldırım, Mehmet Tekin ve Sadık   Yaşar’ın her birine 5.000 (beş bin) Euro, Hüseyin Bora’ya 3.000 (üç bin) ve Zülküf   Aydın’a 2.000 (iki bin) Euro ödemesine;   ii.   ii.   masraf ve harcamalar için toplam 4.000 (dört bin) Euro ödemesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Hükümetin, Avrupa   Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizi   uygulamasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3. maddelerine uygun   olarak 19 Ekim 2004 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło