38851/02

WyrokETPCz2008-01-31ECLI:CE:ECHR:2008:0131JUD003885102

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy warunki zatrzymania i aresztowania skarżącego, w tym przedłużenie aresztu i brak skutecznego środka odwoławczego, naruszyły jego prawa wynikające z art. 5 Konwencji? Czy zarzuty złego traktowania podczas zatrzymania i aresztowania naruszyły art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że przedłużenie aresztu skarżącego na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 430, po tym jak został już przesłuchany i postawiono mu zarzuty, było niezgodne z art. 5 ust. 1 lit. c Konwencji, ponieważ stanowiło obejście ogólnych zasad prawnych dotyczących aresztu i statusu prawnego osoby zatrzymanej. Trybunał stwierdził również naruszenie art. 5 ust. 4, ponieważ kontrola sądowa nad przedłużeniem aresztu nie była skuteczna, gdyż sąd krajowy rozpatrywał sprawę bez wysłuchania skarżącego ani jego adwokata, naruszając zasady kontradyktoryjności i równości broni. W konsekwencji, brak możliwości uzyskania odszkodowania za bezprawne pozbawienie wolności, wynikający z uznania przedłużenia aresztu za zgodne z prawem krajowym, doprowadził do naruszenia art. 5 ust. 5 Konwencji. Natomiast w odniesieniu do art. 3, Trybunał uznał, że użycie siły podczas zatrzymania było proporcjonalne do zagrożenia, a obrażenia skarżącego nie świadczyły o niepotrzebnym lub nieproporcjonalnym użyciu siły. Zarzuty tortur podczas aresztu nie zostały poparte wystarczającymi dowodami medycznymi, a skarżący nie zgłosił ich lekarzom podczas licznych badań.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdulkadir Aktaş, został zatrzymany 6 października 2002 roku w wyniku operacji policyjnej po anonimowym donosie o jego przynależności do organizacji terrorystycznej Hizbullah. Podczas zatrzymania użyto gazu łzawiącego, a skarżący, który początkowo odmawiał poddania się, został obezwładniony siłą, co spowodowało u niego obrażenia. Jego areszt został przedłużony na podstawie dekretu z mocą ustawy nr 430, co umożliwiło dodatkowe przesłuchania poza standardowymi procedurami, a jego odwołanie od tej decyzji zostało odrzucone bez wysłuchania go ani jego adwokata. Skarżący twierdził, że był torturowany podczas aresztu, ale liczne badania lekarskie nie potwierdziły tych zarzutów w sposób jednoznaczny, a on sam nie zgłosił ich lekarzom podczas licznych badań.
Rozstrzygnięcie
Trybunał odrzuca wstępne zarzuty Rządu dotyczące skarg na podstawie art. 3 i 5 Konwencji. Uznaje skargi na podstawie art. 3 i 5 Konwencji za dopuszczalne, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 1 lit. c, art. 5 ust. 4 i art. 5 ust. 5 Konwencji. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi na podstawie art. 5 ust. 3 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 9 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ÜÇÜNCÜ DAĐRE   ABDULKADĐR AKTAꢀ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:38851/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (38851/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Adbulkadir Aktaꢀ’ın (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Ekim 2002 tarihinde   Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M. Özbekli   tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1980 yılı doğumludur. Baꢀvuran, halen Elazığ E Tipi Cezaevinde tutuklu   bulunmaktadır.   A. Baꢁvuranın yakalanması   Ekim 2002 tarihinde, saat 00.35’e doğru, olağanüstü hal döneminde Dicle Emniyet   Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi, kimliğini açıklamayan bir ꢀahıstan, baꢀvuranın da   aralarında bulunduğu silahlı örgüt Hizbullah militanlarının olası adresini veren bir ihbar   almıꢀtır.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Baꢀsavcısı tarafından derhal bir arama ekibi   gönderilmiꢀtir.   Saat 2.15’e doğru otuz bir polis memurlu müdahale ekibi baskın gerçekleꢀtirmiꢀtir. Polis   memurları, operasyona yakın yerlerde oturanları önceden bilgilendirmiꢀ ve tedbirlerini   almıꢀlardır.   Ardından, polis memurları, belirlenen binanın kapısını birçok kez çalıp dıꢀarı çıkmaları   çağrısında bulunmuꢀ ancak cevap alamamıꢀlardır. Ardından polis memurları, ıꢀık projektörleri   pencerelere doğru yöneltmiꢀ, megafonla binanın numarasını anons etmiꢀ ve teslim olmaları   çağrısında bulunmuꢀlardır. Cevap gelmemesi üzerine, polis memurları, içeride bulunanlara   göz yaꢀartıcı bomba atacakları ihtarında bulunmuꢀlardır. Sonuçsuz birkaç ihtarın ardından,   göz yaꢀartıcı bomba atılmıꢀtır.   O esnada baꢀvuran balkona çıkmıꢀ ve teslim olma isteğini beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran, iki kadın   ve dört çocuğun çıkmasına izin vermiꢀ ve ardından balkon kapsını tekrar kapatmıꢀtır.   Sözkonusu iki kadın ve dört çocuğun Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne sevk edilmesinin   ardından polis memurları baꢀvurana yönelik ihtarlarına devam etmiꢀtir. Saat 7.15’e doğru   baꢀvuran, silahsız olduğunu ifade ederek polis memurlarının ihtarlarına uymaya karar   vermiꢀtir. Kapıyı açtığında, silahlı olduğu ꢀüphesiyle polis memurları zor kullanarak   baꢀvuranı etkisiz hale getirmiꢀlerdir.   Baꢀvuran, polis memurlarına, Selami Akalın adına düzenlenen sahte evraklar sunmuꢀtur.   On beꢀ dakika sonra baꢀvuran, Diyarbakır Devlet Hastanesi’ne sevk edilmiꢀtir.   Hastane tarafından Selami Akalın adına düzenlenen 10748 no’lu adli tıp raporunda, boynun   sol tarafından sıyrık ve eritem, vücutta muhtelif lezyonlar ve morluklar, doku kaybından   kaynaklanan lezyonlar ve topukların iç kısımlarında eritemler ile testislerde, sol elin dıꢀ   yüzeyinde ve burun ekstremitesinde kızarıklıklar saptanmıꢀtır.   Kurtarılan kadın ve çocuklar ile ilgili olarak ise sağlık raporlarında yalnızca A.K’nin geniz ve   solunum yollarında yanma hissi olduğu ancak sağlık durumunun iyi olduğu belirtilmiꢀtir.   B. Gözaltı süresinin uzatılması ve tutuklanması   Đlk baꢀta, Savcı, baꢀvuranın gözaltı süresini iki gün olarak belirlemiꢀtir. Ancak, Dicle Emniyet   Müdürlüğü, 2845 sayılı yasanın 16. maddesi uyarınca, sözkonusu sürenin üç gün uzatılmasını   talep etmiꢀtir. Dosyanın hassasiyetini göz önüne alarak Devlet Güvenlik Mahkemesi,   baꢀvuranın, avukatları ve yakınları ile yapacağı tüm görüꢀmelerin nöbetçi hakim nezaretinde   yapılması gerektiğine karar vermiꢀtir.   Ekim tarihinde sorgusu yapılan baꢀvuran, sesiz kalma hakkını kullanmıꢀ ve Özbekli’yi   avukat tayin etmiꢀtir.   Ertesi gün saat 13.20’ye doğru baꢀvuran, Diyarbakır’da bulunan Bağlar Sağlık Merkezi’ne   sevk edilmiꢀtir. Burada baꢀvuranın sol ayak dıꢀ yüzeyinde yaklaꢀık bir hafta öncesine dayanan   kabuklaꢀmıꢀ bir yara tespit edildiği ancak darp veya cebir izine rastlanmadığı belirtilmiꢀtir.   Aynı gün Emniyet Müdürlüğü’nde sorgulanan baꢀvuran, Hizbullah ile ilgili ayrıntılı itiraflar   ve açık beyanlar içeren ifadesini imzalamıꢀtır. Saat 14.55’e doğru baꢀvuran, baꢀka bir sağlık   merkezine sevk edilmiꢀ burada önceki sağlık merkezinde tespit edilen yaranın saptandığı bir   rapor verilmiꢀtir.   Yine 9 Ekim günü baꢀvuran, gözaltının sürdürülmesi hususunda karar vermek üzere Devlet   Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimi karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuranın itirazlarına rağmen,   nöbetçi hakim, gözaltının iki gün uzatılmasına karar vermiꢀtir.   Ertesi gün sabah, baꢀvuran, Hizbullah adına 24 Ocak 2001 tarihinde iꢀlenen bir cinayetle ilgili   olarak ek bir ifade imzalamıꢀtır.   Saat 11’e doğru baꢀvuran, Sağlık Merkezi’nde görev yapan bir doktor tarafından yeniden   muayeneden geçirilmiꢀ ve doktor “sol ayağının dıꢀ yüzeyinde yaklaꢀık on günlük kabuklaꢀmıꢀ   bir yara olduğu ancak darp ve cebir izine rastlanmadığını” tespit etmiꢀtir. Ardından baꢀvuran   Savcı karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Baꢀvuran, avukatı ile birlikte hakim karꢀısına çıkana kadar   sessizliğini koruma kararı almıꢀtır.   Ekim tarihinde, baꢀvuran, nöbetçi hakim karꢀısına çıkarılmıꢀtır. Avukatı ile görüꢀmesinin   ardından cevap verme hakkını saklı tutarak baꢀvuran, suçlamalara cevap vermeyi   reddetmiꢀtir. Hakim baꢀvuranın tutuklanmasına karar vermiꢀtir. Baꢀvuran, Diyarbakır F Tipi   Cezaevine nakledilmiꢀtir. Saat 16.40’a doğru baꢀvuran, cezaevi doktoru tarafından muayene   edilmiꢀtir. Rapora göre baꢀvuranın vücudunda hiçbir darp ve cebir izine rastlanmamıꢀtır.   Bu süre zarfında Diyarbakır Olağanüstü Hal Valisi, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname   uyarınca, Savcıdan, baꢀvuranın ek sorgulanmasının tamamlanması amacıyla Emniyet   Müdürlüğü’ne getirilmesi için on günlük süre talep etmiꢀtir. 12 Ekim 2002 tarihinde, Savcı,   bu talebi 1 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi nöbetçi hakimine iletmiꢀtir. Nöbetçi hakim,   sözkonusu talebi kabul etmiꢀtir. Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun, 298. maddesi   uyarınca sözkonusu karara itiraz etme imkanı bulunmaktaydı.   Aynı gün baꢀvuran, bir doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın karnında   eski iki yara izi, sol kalçasında yüzeysel bir kanama ve 3–5 günlük kabuklaꢀma saptamıꢀ   ancak “hiçbir darp ve yara izine” rastlamamıꢀtır. Ardından baꢀvuran, sorgulanmasının   tamamlanması için Emniyet Müdürlüğü’ne havale edilmiꢀtir. Baꢀvuran, itiraflarda bulunmuꢀ   ve saklanan cephanelerin yerini söylemiꢀtir.   Ekim saat 15. 45’e doğru, polis memurları baꢀvuranla birlikte baꢀvuranın gösterdiği yere   gitmiꢀler ve burada sahte evraklar, dört el bombası, iki tabanca, beꢀ ꢀarjör, elli iki fiꢀek ve   altmıꢀ beꢀ mermi bulmuꢀlardır.   Ekim tarihinde, baꢀvuranın avukatı, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca   alınan karara, itiraz etmiꢀtir.   No’lu DGM savcılığın görüꢀünü aldıktan sonra ‘yedek hakim tarafından izin verilen ek   gözetim süresinin’ yasaya uygun olduğu gerekçesiyle 18 Ekim 2002 tarihinde avukat   Özbekli’nin itirazını reddetmiꢀtir.   Ertesi gün baꢀvuran adli tabip tarafından muayene edilmiꢀ, muayene sonucunda ‘sağ kaval   kemiği üzerinde iyileꢀmekte olan 0,5 cm.’lik eski bir lezyon haricinde baꢀvuranın vücudunda   hiçbir ꢀiddet izine’ rastlanmamıꢀtır.   Baꢀvuran, on günlük ek gözaltı süresinin sonunda dört sayfalık üçüncü bir ifade daha   imzalamıꢀtır.   Baꢀvuran 21 Ekim’de cezaevine dönmeden önce Diyarbakır Devlet Hastanesi’nden bir   doktora muayene ettirilmesi yönünde talepte bulunmuꢀtur. Baꢀvuranın bu talebi kabul   edilmiꢀtir.   Saat 18 sularında baꢀvuranı muayene eden doktor ‘baꢀvuranın bedeninde hiçbir darp ya da   ꢀiddet izi olmadığını; sol topuğunda eski bir lezyondan kaynaklanan bir kesik bulunduğunu’   belirtmiꢀtir.   Saat 18:30 sularında baꢀvuran cezaevi doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. Cezaevi   doktoru meslektaꢀının gözlemlerini teyit ederek baꢀvuranın cezaevine kabulüne izin vermiꢀtir.   Avukat Özbekli 23 Ekim’de baꢀvuranla görüꢀmüꢀtür. Baꢀvuran bu görüꢀmede mide bulantısı,   baꢀ ve karın ağrılarından ꢀikayet etmiꢀ ve gözaltında tutulduğu süre boyunca kendisine   iꢀkence edildiğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuran, polislerin kendisini tekrar emniyete götürerek   aylarca sorgulayabileceklerini söylemeleri nedeniyle korktuğunu ifade etmiꢀtir.   Cezaevi doktoru, karın ağrılarından ꢀikayeti olan baꢀvuranı 25 Ekim günü saat 19:00’da   yeniden muayene etmiꢀtir.   Aynı tarihte ağabeyi cezaevine gitmiꢀ ancak o gün görüꢀ günü olmadığı için baꢀvuranla   görüꢀememiꢀtir.   Baꢀvuran 28 Ekim’den itibaren yakınlarıyla görüꢀmeye baꢀlamıꢀtır. Ziyaret listesine göre   baꢀvuran 11 Aralık 2002 tarihine kadar 28 kez ziyaret edilmiꢀtir.   Savcılık Türk Ceza Kanununun Türkiye’deki anayasal rejimin ortadan kaldırılmasına yönelik   her türlü eylemi yasaklayan 146/1 maddesi uyarınca 31 Ekim 2002 tarihinde baꢀvuran   hakkında ithamda bulunmuꢀtur. Bu yargılama sürecinin akıbeti hakkında AĐHM’ye bilgi   verilmemiꢀtir.   C. Baꢁvurana iꢁkence yaptıkları öne sürülen kiꢁiler hakkındaki suç duyurusu   Avukat Özbekli 1 Kasım 2002 tarihinde müvekkilini sorgulayanlar hakkında Diyarbakır   Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Özbekli baꢀvurana yapılan tıbbi   muayenelerin uygunluğu konusunu gündeme getirmeksizin, müvekkiline uygulanan hürriyeti   bağlayıcı tedbirlerden ve baꢀta itiraf almak için ‘elektrik verilmesi, hayaların burulması,   saatlerce çıplak olarak ayakta bekletme, tazyikli soğuk suya tutma, aç bırakma vs.’ olmak   üzere birtakım kötü muamelelerden ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Özbekli müvekkiline ekografi ve idrar yolları için sintigrafi testleri uygulanmasını talep   etmiꢀtir.   Baꢀvuran 5 Kasım 2002 tarihinde cezaevi doktoru tarafından karnındaki ağrılar ve ağrılı idrar   rahatsızlıkları için muayene edilmiꢀtir. Doktor baꢀvurana ilaç tedavisi yazarak bu konu   hakkında savcılığa bilgi vermiꢀtir.   Savcı 6 Kasım’da baꢀvuranın ifadesini almıꢀtır. Baꢀvuran yakalandığı sırada hiçbir arbede   yaꢀanmadığını belirtmiꢀtir.   Buna karꢀın, baꢀvuran gözaltında tutulduğu sırada on kadar polis tarafından kendisine iꢀkence   edildiğini ancak sürekli gözleri bağlı halde tutulduğu için bunları teꢀhis edemeyeceğini   belirtmiꢀtir. Baꢀvuran gözaltının ilk gününde, klimanın önünde ıslak zemine oturmaya   zorlandığını ve akꢀam emniyet müdürlüğüne döndüğünde kendisine elektrik verildiğini iddia   etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca, ‘geceleri cezaevinin ısıtılmaması nedeniyle’ üꢀüdüğünü bu nedenle   de karın ağrısı çektiğini belirtmiꢀtir.   Vücudunda gözle görülür hiçbir yara bulunmayan baꢀvuran tutuklu bulunduğu sırada   doktorlara bir ꢀey söyleyemediğini beyan etmiꢀtir.   Savcılık memurin muhakematı hakkındaki kanun uyarınca aleyhlerinde ithamda bulunulan   polisler hakkında suç duyurusunda bulunabilmek için Diyarbakır Valiliği’nden izin talebinde   bulunmuꢀtur.   Müfettiꢀ baꢀvuranın ve farklı birimlerde görev yapan otuz kadar polisin ifadesini almıꢀtır.   Baꢀvuran, polislerin olay günü nedensiz yere göz yaꢀartıcı bomba attıklarını ve evini kurꢀun   yağmuruna tuttuklarını, akabinde de silahlı olmadığı halde ‘yumruk ve tekme atarak ve sol   ayağından yaralamak suretiyle’ gereksiz ꢀiddete baꢀvurduklarını beyan etmiꢀtir. Baꢀvuran   gözaltındayken ‘hayalarının burulduğunu’ ‘soğuk su sıkıldığını, elektrik verildiğini,   öldürmekle ve karısına iꢀkence etmekle tehdit edildiğini’ iddia etmiꢀtir.   Konuyla ilgili olarak sorgulanan polisler ise baꢀvuranın suçlamalarını reddederek baꢀvuranı   yakalamak için kuvvete baꢀvurmaya mecbur kaldıklarını zira baꢀvuranın teslim olmayı   reddettiğini ve silahsız olduğunu gösteren herhangi bir unsur da bulunmadığını belirtmiꢀlerdir.   Ayrıca sorgu altındaki kiꢀilerin ifade verip vermeme konusunda serbest olmaları sebebiyle   polisin bu kiꢀilere karꢀı zorlayıcı tedbir uygulamayacağını beyan etmiꢀlerdir. Baꢀvuran gibi   yasadıꢀı örgüt militanlarının polisi yıldırmak kastıyla yaygın olarak haksız suçlamalarda   bulunduklarını ifade etmiꢀlerdir.   Alınan ifadeleri ve baꢀvurana iliꢀkin muhtelif tıbbi raporları göz önünde bulunduran müfettiꢀ   takibata yer olmadığı, baꢀvuranın vücudunda gözlenen yaraların gözaltında tutulduğu sırada   kendisine uygulanan kötü muamelelere bağlı olduğunu gösteren herhangi bir unsur   bulunmadığı ve bunların daha önceki tarihlerde ya da yakalandığı esnada meydana gelmiꢀ   olabileceği yönünde görüꢀ bildirmiꢀtir.   Kasım 2002 tarihinde Diyarbakır Đli’nde olağanüstü hal uygulamasına son verilerek 430   sayılı kanun hükmünde kararname yürürlükten kaldırılmıꢀtır.   Valilik 5 Mart 2003 tarihinde müfettiꢀ raporlarını benimseyerek haklarında suçlamada   bulunulan polisler hakkında konuyla ilgili olarak takibat yapılmasına gerek olmadığına karar   vermiꢀtir. Bölge idare mahkemesi önünde itiraz yolu açık olan bu karar baꢀvurana 8 Nisan   tarihinde tebliğ edilmiꢀ ancak avukatına tebliğ edilmemiꢀtir.   Sözkonusu mahkeme kalemi 6 ꢁubat 2004 tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na   baꢀvuran tarafından bu karara hiçbir itirazda bulunulmadığı bilgisini vermiꢀtir.   Buna istinaden savcılık 1 Ekim 2004 tarihinde baꢀvuranın ꢀikayetine iliꢀkin olarak takipsizlik   kararı vermiꢀtir. Bu karar avukat Özbekli’ye gereğince tebliğ edilmiꢀ, adıgeçen de Siverek   Ağır Ceza Mahkemesi önünde karara itiraz etmiꢀtir. Avukata göre, baꢀvuranın polise   mukavemet etmediği konusunda bir ihtilaf mevcut olmadığından devletin 10748 sayı ve 6   Ekim 2002 tarihli adli tıp raporunda sıralanan yaraların kaynağı hakkında izahat vermesi   gerekmekteydi.   Mahkeme 1 Nisan 2005 tarihinde aldığı kararla sözkonusu baꢀvuruyu reddetmiꢀtir.   HUKUK   I. ĐHTĐLAF KONUSU   Baꢀvurusunda ve ek layihalarında, özellikle 16 Ekim 2002 tarihli layihasında baꢀvuran,   AĐHS’nin 3. maddesinin ve 5. maddesinin 3’den 5. paragrafa kadar olan kısmını göz önüne   alarak, yakalanma ve gözaltı koꢀullarını dile getirmiꢀtir. Baꢀvuran özü itibariyle AĐHS’nin 5/1   maddesine riayet edilmemesinden de ꢀikayetçidir.   Ekim ve 5 Kasım 2002 tarihlerinde AĐHM’ye gönderdiği mektuplarında Özbekli,   AĐHS’nin herhangi bir maddesine atıfta bulunmaksızın bir dizi yeni iddia ileri sürmüꢀtür.   Sözkonusu mektuplarda, avukat Özbekli, gözaltı süresince baꢀvuranla görüꢀemediğini,   cezaevi personelinin müvekkillinin kardeꢀinin müvekkillini ziyaretine engel olunduğunu ve   aynı durumun baꢀvuranın ailesinin diğer mensupları için de geçerli olduğunu ileri   sürmektedir. Özbekli ayrıca, baꢀvuran hakkında baꢀlatılan ceza soruꢀturmasına iliꢀkin   belgelerin bir nüshasını da alamadığını belirtmiꢀtir.   II. ÖN ĐTĐRAZLAR HAKKINDA   A. Tarafların argümanları   AĐHS’nin 5. maddesi uyarınca, Hükümet, 16 Ekim 2002 tarihinde, yani Devlet Güvenlik   Mahkemesi Baꢀkanının, Özbekli’nin müvekkillinin 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname   uyarınca sorguya çekilmesine izin verilmesine itiraz baꢀvurusunu incelemesinden önce   baꢀvuruda bulunulmuꢀ olmasından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediğini belirtmektedir.   AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında Hükümet, baꢀvuranı, ꢀikayetine iliꢀkin olarak valiliğin   verdiği ret kararına itirazda bulunmamakla suçlamaktadır.   Yeni iddialara iliꢀkin olarak ise Hükümet, baꢀvuranın avukatının ve yakınlarının cezaevine   ziyarette bulunmalarının engellenmesi hakkındaki iddianın asılsız olduğunu, soruꢀturma   dosyasının ulaꢀılamazlığına iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayette ise iç hukuk yollarının   tüketilmediğini zira Özbekli’nin bu konuda hiçbir talepte bulunmadığını savunmaktadır.   Öte yandan baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesi ile ilgili olarak mevcut bulunan hukuki yolları   kullandığı kanısındadır.   Yeni ꢀikayetlerine iliꢀkin olarak ise, baꢀvuran, terörle mücadele yasasının gözaltı sırasında   sanıkların avukatları ile tüm iletiꢀimlerini yasaklamasından dolayı avukatı ile ancak 23 Ekim   tarihinde görüꢀebildiğini hatırlatmakla yetinmektedir.   B. AĐHM’nin takdiri   1. Đlk ꢀikayetlere iliꢀkin olarak   Đlk ön itiraza iliꢀkin olarak AĐHM, kurallara uygun olarak baꢀvuruda bulunulduğunda,   AĐHM’nin, yargılama esnasında ortaya çıkabilecek olaya veya hukuka iliꢀkin tüm sorunlar   hakkında değerlendirmede bulunabileceğini hatırlatmaktadır (Guerra ve diğerleri-Đtalya, 19   ꢁubat 1998 tarihli karar). Mevcut davada, baꢀvurunun yapıldığı sırada devam eden yargılama   Ekim 2002 tarihinde yani AĐHM’nin sözkonusu ꢀikayetlerin kabuledilebilirliği hakkında   karara varmadan önce bir ret kararıyla sonuçlanmıꢀtır. Sonuç olarak, konudan yoksun hale   gelen itirazın bu kısmı kabuledilemeyecektir.   AĐHM’nin bu kararı, Hükümetin baꢀvuranı kullanmamakla suçladığı itiraz yolunun AĐHS’nin   5/4 maddesi anlamında baꢀvuranın ꢀikayetlerine cevap verecek nitelikte olup olmadığı   hususunda   varacağı kanaatı etkilememektedir, zira sözkonusu ꢀikayetlerin   kabuledilebilirliğine karar vermek için AĐHM, bu ꢀikayetlerin esasını değerlendirmez, geçici   bir süre ve çalıꢀma hipotezi olarak bu ꢀikayetlerin yerinde olduğunu varsayar (Van   Oosterwijck-Belçika, 6 Kasım 1980 tarihli karar).   Hükümet tarafından belirtilen ikinci itiraza iliꢀkin olarak ise 15 Mart 2005 tarihinde,   baꢀvuranın avukatının, 1 Ekim 2004 tarihinde Savcılık tarafından verilen takipsizlik kararına   Mart 2005 tarihinde itiraz ettiğini gözlemlemek yeterli olacaktır. Bu durumda baꢀvuranın   avukatı, ilgili ve Güneydoğu Anadolu’daki görevliler de dahil olmak üzere devlet görevlileri   hakkında kovuꢀturma baꢀlatmaya imkan tanıyan uygun bir hukuk yolu izlemiꢀtir (Bkz.   örneğin, Kanlıbaꢀ-Türkiye, baꢀvuru no: 32444/96, 28 Nisan 2005; Fidan-Türkiye, baꢀvuru no:   24209/94, 29 ꢁubat 2000).   Kuꢀkusuz ki bu süreç mevcut davada sonuçsuz kalmıꢀtır. Bununla birlikte, baꢀvurunun   konusu ve amacı aynı olacağı cihetle 15 Mart 2005 tarihinden önce bir baꢀvuru yapılmıꢀ   olsaydı Bölge Đdare Mahkemesi’nin ne karar verebileceği hususunda spekülasyon yapmaya   gerek yoktur.   Bu durumda AĐHM, AĐHS’nin 3. ve 5. maddeleri kapsamındaki ꢀikayetler ile ilgili olarak   Hükümet’in itirazlarını reddetmektedir. Ayrıca AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesi uyarınca baꢀka   hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını belirtmektedir.   2. Yeni ꢀikayetlere iliꢀkin olarak   AĐHM, baꢀvuranın yeni ꢀikayetlerinin ayrı olarak incelense bile AĐHS bağlamında hiçbir   sorunu ortaya koymadığı kanaatindedir.   Öncelikle gözaltı sırasında avukatı ile görüꢀme imkanı tanınmadığı iddiasına iliꢀkin olarak,   baꢀvuranın, bu durumun, cezai yargılamasının adil niteliğini tehlikeye düꢀürme olasılığı   bulunduğunu hiçbir zaman ileri sürmemiꢀ olması muvacehesinde, bütünü içinde   düꢀünüldüğünde AĐHS’nin 6/1 ve 6/3 maddesi uyarınca bu durumdan hiçbir sonuç   çıkarılmamaktadır; ayrıca, AĐHM, sözkonusu yargılamanın sonucu hakkında   bilgilendirilmediğinden bunun ötesinde takdirde bulunamaz.   Cezaevi ziyaretlerine engel olunması iddiası ile ilgili olarak ise, sözkonusu iddia, 5 Kasım   tarihinde dile getirilmiꢀ, ancak sürdürülmemiꢀtir. Her ne nedenden olursa olsun   baꢀvuranın kardeꢀi 25 Ekim 2002 tarihinde baꢀvuranı görememiꢀ olsa bile 28 Ekim -11 Aralık   tarihleri arasında baꢀvurana en azından yirmi sekiz ziyarette bulunulmuꢀtu.   Bu durumda, AĐHM, iki iddianın da hukuki mesnedinin bulunmadığı ve AĐHS’nin 35/3   maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olduğu kanaatindedir.   Kasım 2002 tarihinde Özbekli’nin baꢀvuranın soruꢀturma dosyasına eriꢀememesine iliꢀkin   olarak ise AĐHS katibinin 31 Ekim 2002 tarihinde baꢀvurana yolladığı mektuba cevaben   verilen mevcut bir açıklamanın sözkonusu olduğunu gözlemlemek yeterlidir.   3. Sonuç   Yukarıda söylenenlerin ıꢀığında, AĐHM, baꢀvurunun, AĐHS’nin 3. ve 5. maddeleri ile ilgili   kısmının kabuledilebilir, geri kalan kısmının ise 35/4 maddesi uyarınca kabuledilemez   olduğuna karar vermektedir.   III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Tarafların argümanları   Baꢀvuran, özgürlüğünden yoksun bırakan ve serbest bırakılmasına imkan tanımayan   koꢀulların özü itibariye AĐHS’nin 5. maddesinin birinci ve üçten beꢀe kadar olan   paragraflarını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, 11 Ekim 2002 tarihine kadar yeterince sorgulanması ve kapsamlı ifade vermesi   nedeniyle 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca gözaltının uzatılmasının hiçbir   ꢀekilde meꢀru olmadığını ileri sürmektedir. Ayrıca 21 Ekim tarihli sözde “sorgu” yalnızca   Savcı nezdinde gözaltı süresinin uzatılmasını haklı çıkarmak amacını taꢀımaktaydı.   Baꢀvuran, ayrıca mevcut dava koꢀullarında, AĐHS’nin 5/5 maddesi uyarınca, gözaltı   süresinden kaynaklanan zararın tazmini için 466 sayılı yasadan hiçbir ꢀekilde yararlanma   imkanı olmadığını ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, yürürlükten kaldırılmıꢀ olan 430 sayılı yasa uyarınca öngörülen tedbirin kesinlikle   istisnai bir niteliği olduğunu, ancak yeni bir gözaltı olarak değerlendirilemeyeceğini ileri   sürmektedir. Bu durum yasaldı ve önceden hükmedilmiꢀ tutuklulukla bağlantılıydı.   Hükümet, ayrıca baꢀvuranın birçok suikastın kaynağı olan terörist eylemlerle suçlanmasından   dolayı ꢀikayet konusu sıkıntıların davanın hassasiyetinden meydana geldiğini belirtmektedir.   B. AĐHM’nin takdiri   1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendi ve 3 paragrafı   AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafı, cezai bir suç iꢀlediği ꢀüphesiyle yakalanan ve tutuklu   bulunan kiꢀilere, keyfi olarak ya da haksız yere özgürlükten yoksun bırakmaya karꢀı   güvenceler sunmaktadır; bu bağlamda AĐHS’nin 5/3 maddesi, AĐHS’nin 5. maddesinin 1.   paragrafının c) bendi ile bir bütünlük oluꢀturmaktadır (Aquilina-Malta, baꢀvuru no: 25642/94   ve Wassink-Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar).   Mevcut davada, baꢀvuran, yakalandığı tarih olan 6 Ekim 2002 tarihinden, 430 sayılı Kanunun   Hükmünde Kararname uyarınca uzatılan gözaltı süresinin bitimi olan 21 Ekim 2002 tarihine   kadar gözaltında tutulmuꢀtur. 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi yasaya uygun olduğunu   belirtmek için gözaltı süresini “ek gözaltı” olarak nitelendirmiꢀtir.   Ayrıca hiçbir ꢀey, iꢀbu davanın koꢀullarını Karagöz-Türkiye baꢀvurusunda ihlal kararına   neden olan koꢀullardan ayrı tutma imkanı tanımamakta ve Hükümet’in argümanları, mevcut   davada önceki kararda ulaꢀılan sonuçlardan farklı bir sonuca ulaꢀılmasını sağlamamaktadır   (baꢀvuru no: 78027/01).   Özellikle mevcut davada yürürlükte olan yasanın istisnai bir yasa olduğu ve bu bağlamda   Anayasa Mahkemesi tarafından ortaya konan sorunlar göz önüne alındığında özgürlükten   yoksun bırakmanın yasaya uygun olması yeterli değildir. Baꢀvuranın özgürlükten yoksun   bırakılması, “gerekli” ve “kiꢀiyi keyfilikten koruyan” AĐHS’nin 5 maddesinin amacına uygun   olmalıydı (N.C-Đtalya, baꢀvuru no: 24952/94, 11 Ocak 2001).   Oysa, baꢀvuranın tutuklanmasının hemen ardından polise teslim edilmesi, daha çok, gözaltı   süresine iliꢀkin genel hukuk kurallarına (Karagöz) ve tutuklu bulunan kiꢀinin hukuki   statüsüne karꢀı hile yapmak olarak değerlendirilebilir ki bu durum hukukun üstünlüğünü   benimsemiꢀ olan demokratik toplumlarda AĐHS’nin 5/1 maddesinde bulunan “meꢀruluk”   kavramı ile bağdaꢀmamaktadır (N.C; Musial-Polonya; baꢀvuru no: 24557/94).   Bu durumda, baꢀvuran veya bir baꢀkası hakkındaki iddianamenin daha güçlü bir biçimde   desteklenmesi amacıyla baꢀvuranın, bu tür sorgulamalara iliꢀkin güvencelerden masun olarak   yeni sorgulamalara maruz kalması AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafının c) bendine   aykırıdır (Karagöz).   Sözkonusu tespitten sonra AĐHM, baꢀvuranın tutukluluk süresinin AĐHS’nin 5/3 maddesine   uygunluğu açısından ayrıca karar vermeye gerek görmemektedir.   2. AĐHS’nin 5/4 maddesi   Gözaltı süresinin 11 Ekim 2002 tarihinde sona eren ilk safhasında, baꢀvuranın özgürlüğünden   yoksun bırakılması her türlü adli denetimin dıꢀında kalmakta ve sözkonusu tarihte nöbetçi   hakimin müdahalesinin, AĐHS’nin 5/4 maddesinde ifade edilen “kısa süre” kavramına uyup   uymadığı hususundaki kuꢀku giderilememektedir (Zeynep Avcı-Türkiye, baꢀvuru no:   37021/97, 6 ꢁubat 2003).   Her halükarda 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname uyarınca tutukluluk halinin   uzatılmasının hukuki denetiminin “meꢀruluğuna” iliꢀkin sorun devam etmektedir.   Bu konuda AĐHM, her ꢀeyden önce, 430 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin varolma   nedeni ve lafzı gözönünde bulundurulduğunda Olağanüstü Hal Bölge Valilerinin talepleri   üzerine alınan kararlar üzerinde etkili adli bir denetim uygulanmasının, pratikte hayali   olduğunun altını çizmektedir (Karagöz).   Đzleyen nedenlerden ötürü teoride de durum farklı değildir. Nöbetçi hakimin baꢀvuranın   emniyet müdürlüğüne teslim edilmesine izin veren kararına, Ceza Muhakemeleri Usulü   Kanunu’nun 298. maddesi uyarınca itiraz edilebilirdi. Đlgili de zaten bu yolu izlemiꢀtir. Ancak   sözkonusu baꢀvuru, 18 Ekim 2002 tarihinde, adli niteliği haiz olmayan ve özgürlükten yoksun   bırakma iꢀlemine uygun güvenceler sunmayan bir usul iꢀleminin sonunda reddedilmiꢀtir   (Toth-Avusturya, 12 Aralık 1991 tarihli karar).   Mevcut davada 2 No’lu Devlet Güvenlik Mahkemesi, ilgiliyi ya da avukatını dinlemeksizin   dosya üzerinden kararını vermiꢀtir (Megyeri-Almanya, 12 Mayıs 1992 tarihli karar). Bu   durumda baꢀvurusunun kabuledilebilirliğine iliꢀkin Savcının görüꢀünün baꢀvurana tebliğ   edilmediği gözönünde bulundurulursa sözkonusu mahkeme, ne çekiꢀmeli yargılama ilkesine   (Hussain- Birleꢀik Krallık, 21 ꢁubat 1996) ne de silahların eꢀitliği ilkesine (Wloch-Polonya,   baꢀvuru no: 27785/95) bağlıdır.   Yukarıda söylenenler ıꢀığında, AĐHM, mevcut davada belirtilen koꢀulların AĐHS’nin 5.   maddesinin 1. paragrafının c) bendini ve 4. paragrafını ihlal ettiği sonucuna ulaꢀmıꢀtır.   Bu durumda AĐHS’nin 5/5 maddesine riayet edilip edilmediğinin belirlenmesi gerekmektedir   (sözü edilen N.C).   3. AĐHS’nin 5/5 maddesi   Dava konusu olaylara tekrar dönmek gerekirse, baꢀvuranın itirazının “nöbetçi hakim   tarafından izin verilen ek gözaltının” yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedildiğini   hatırlatmak uygun olacaktır. Böylece baꢀvuranın hiçbir ꢀekilde, haksız yere yakalanan veya   tutuklanan kiꢀilere tazminat ödenmesini öngören 466 sayılı yasadan yararlanma beklentisi   olamamıꢀtır. Nitekim, Hükümet de itirazlarında bu hususu ileri sürmemiꢀtir.   Sözkonusu yasa, Anayasa’ya veya yürürlükte olan yasalara aykırı durum ve koꢀullarda   yakalanan veya tutuklanan kiꢀilere tazminat ödenmesini öngörüyorsa da mevcut davada bu   durum sözkonusu değildir.   sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin in fine 8. maddesi ile düzenlenen tazminat talep   etme hakkı ise, Olağanüstü Hal Bölge Valilerinin adli dokunulmazlıktan yararlanan karar ve   davranıꢀları nedeniyle devletin objektif yükümlülüğünü öngörmekle yetindiğinden, dikkate   alınamamıꢀtır.   Bu durumda mevcut davada, AĐHS’nin 5/5 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   IV. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   A. Tarafların argümanları   Baꢀvuran, kendi isteği ile teslim olduğu halde kendisini yakalamak için ulusal mercilerin güç   kullanılması gerektiğini iddia etmelerinden ꢀikayetçidir. Operasyon sırasında, polis   memurları, aralarında çocuklarının da bulunduğu aile mensuplarının sağlığını tehlikeye atarak   göz yaꢀartıcı bomba atmıꢀlardır. Baꢀvuranın hiçbir ꢀekilde direnmeden teslim olmasına   rağmen, polis memurları, yakalamak için baꢀvurana gereksiz yere ꢀiddet kullanmıꢀlardır.   Baꢀvuranın vücudunda önemli yaralar meydana gelmiꢀtir.   Baꢀvuran ayrıca farklı karakollarda iꢀkence altında sorguya çekildiğini ileri sürmektedir.   Gözaltında tutulduğu sırada baꢀvurana elektrik ꢀoku verildiği, hayalarının burulduğu,   dövüldüğü, bilgi almak maksadıyla psikolojik baskı uygulandığı, on altı gün boyunca   incommunicado (kimseyle görüꢀmesine izin verilmeksizin) gözetim altında tutulmasının   uygulanan ꢀiddetin bıraktığı izlerin kaybolması amacına matuf olduğu, ayrıca uygulanan kötü   muamelelerin yüzeysel bir muayene sonucunda tespiti mümkün izler bırakmayacak cinsten   olduğu iddia edilmiꢀtir. Bu itibarla baꢀvuran yetkili makamları, Birleꢀmiꢀ Milletler Đstanbul   Protokol’üne uygun ve ciddi tıbbi muayene yaptırmamakla itham etmektedir.   Buna cevaben Hükümet, dosyaya eklenen baꢀvurana iliꢀkin altı tıbbi rapordan hiçbirinin   baꢀvuranın kötü muamele iddialarını destekler nitelikte olmadığını bildirmektedir. Hükümete   göre baꢀvuranın yakalanmasından yaklaꢀık 15 dakika sonra düzenlenen 6 Ekim 2002 tarihli   tıbbi raporda sözü edilen izler, çok sayıda cinayet eyleminden sorumlu bir terör örgütüne   mensup olduğundan kuꢀkulanılan baꢀvuranın yakalanması amacıyla polisler tarafından   kullanılan orantılı olduğu kadar haklı da olan kuvvete bağlıdır.   Bu çerçevede Hükümet, ꢁubat 1990 ile Mayıs 2003 tarihleri arasında yirmi dördü Hizbullah   militanı, 22 polis ve 536 vatandaꢀın ölümüyle sonuçlanan Hizbullah’ın karıꢀtığı 1032 ꢀiddet   olayı meydana geldiğini gösteren istatistikleri ileri sürmektedir.   Göz yaꢀartıcı bomba kullanımına iliꢀkin olarak ise Hükümet Kimyasal Silahlar Sözleꢀmesi’ne   atıfta bulunarak Đstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji   Anabilim Dalı Baꢀkanlığı’nın sözü edilen tipteki kimyasal maddenin insanlarda kalıcı hasar   ya da komplikasyon riskine yol açmadığı yönündeki görüꢀünü ileri sürmektedir.   Hükümet son olarak ihtilaf konusu gözaltı süresinin uzatılması iꢀleminin kötü muamele   izlerinin gizlenmesi amacına dönük olmadığını ve baꢀvuranın tek kiꢀilik hücreye   konulmasının cezaevlerindeki itirafçı tutuklu ve hükümlülerin korunmasına yönelik 1 Kasım   tarih ve 12-87 sayılı genelge uyarınca kararlaꢀtırıldığını bildirmektedir.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM konuyla ilgili yerleꢀik ilkelerinin ıꢀığında (bkz., diğerleri arasında, Zeynep Avcı,   adıgeçen, prg. 62, Çiloğlu ve diğerleri – Türkiye, adıgeçen, prg. 25, ve bu kararlarda geçen   referanslar) öncelikle ihtilaf konusu yakalama hadisesini bilahare gözaltı koꢀullarını   inceleyecektir.   1. Yakalama koꢀulları hakkında   a. Đlk gözlemler   Mevcut davada baꢀvuran, polisin hazırlıksız bir ꢀekilde müdahale etmesine yol açabilecek   öngörülmesi mümkün olmayan muhtemel geliꢀmelerin meydana gelebileceği habersizce   gerçekleꢀtirilen bir operasyon sonucunda yakalanmamıꢀtır. Polis yakalama iꢀlemini önceden   planlamıꢀ ve muhtemel risklerin ortaya çıkmasını engellemek için de yeterince zamana sahip   olmuꢀtur (bkz. mutatis mutandis, Rehbock – Slovenya, no: 29462/95, prg. 72).   Operasyona otuz kadar polis katılmıꢀtır. Bununla birlikte müdahale kuvvetinin sayısı   AĐHS’nin 3. maddesi bakımından herhangi bir sorun gündeme getirmemektedir; zira yapılan   ihbar göz önünde tutulduğunda polisin potansiyel olarak tehlikeli hatta silahlı bir Hizbullah   mensubu ile karꢀı karꢀıya olduğunu düꢀünmesi için yeterince neden vardı (mutatis mutandis,   Wieser – Avusturya, no: 2293/03, prg. 37, 22 ꢁubat 2007, ve Barta – Macaristan, no:   26137/04, prg. 65, 10 Nisan 2007 – karꢀılaꢀtırınız, sözgelimi, R.L. ve M.-J.D. – Fransa, no:   44568/98, prg. 69-70, 19 Mayıs 2004, ve Rehbock, adıgeçen, prg. 72, in fine).   Operasyonun ilk safhasında baꢀvuranın yasalara uygun olarak yapılan ikazlara uymayı   reddettiği konusunda bir ihtilaf mevcut değildir. Burada, demokratik bir toplumda her   vatandaꢀın güvenlik güçlerinin meꢀru emirlerine uyma ödevine aykırı bir tutum söz   konusudur (bkz daha önce sözü edilen Barta kararı 70. paragraf ve Berlinski-Polonya,   no:27715/95, para 62, 20 Haziran 2002). Baꢀvuranın aleyhine çalıꢀan bu davranıꢀ operasyon   yerinde hakim olması muhtemel gergin ortamın daha da gergin hale gelmesine ve polisin   baꢀvuranın arz ettiği muhtemel tehlikeyi olduğundan büyük olarak tahayyül etmesine yol   açmıꢀtır.   Bu itibarla AĐHM mevcut davada Hükümetin müdahale sırasında kullanılan gücün aꢀırı ya da   orantısız olmadığını kanıtlama yükünün her zamanki gibi katı bir biçimde   değerlendirilemeyeceği kanaatindedir.   b. Göz yaꢁartıcı bomba kullanımı   Mevcut davada baꢀvuran polisin ilk çağrı ve ikazlarına uymayınca göz yaꢀartıcı gaz   kullanılması yoluna gidilmiꢀtir. Hiçbir tarafça bu eylemin konuyla ilgili düzenlemelere aykırı   olduğu ya da polisin, baꢀvuranın yanında iki kadın ve dört çocuk olduğu yahut olabileceği   bilgisine sahip olduğu yönünde iddiada bulunmamıꢀtır.   Her halükarda göz yaꢀartıcı gaza maruz kalan kimseler derhal doktora götürülmüꢀlerdir. Bu   maddeyle temasa bağlı olarak ilgililerde herhangi bir belirti gözlenmemiꢀtir. A.K.’da   gözlenen nefes alıp vermede yanma hissi ise bu gazın olası etkileri arasındadır.   Üstelik baꢀvuran, daha sonra herhangi bir tıbbi komplikasyon tanısı konulup konulmadığı ya   da böyle bir komplikasyonun ortaya çıkıp çıkmadığı konusunda AĐHM’ye bilgi vermemiꢀtir   (karꢀılaꢀtırılabilir sonuçlar için, bkz. Çiloğlu ve diğerleri, adıgeçen, prg. 26-28, Oya Ataman,   adıgeçen, prg. 26, ve Kılıçgedik – Türkiye, no: 55982/00, 1 Haziran 2004).   Bu itibarla AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesi bakımından operasyon sırasında göz yaꢀartıcı bomba   kullanımına bağlı özel bir sorunun gündeme gelmediği kanaatine varmaktadır.   Bundan sonra kötü muamele yapıldığına dair iddiaları incelemek gerekmektedir.   c. Baꢁvurana karꢁı fiziki güç kullanılması   Baꢀvuranın topuklarında tespit edilen kabuk bağlamıꢀ eski lezyonların ve karın bölgesinde   gözlenen yaraların yakalama iꢀleminden daha önceki bir dönemde meydana geldiği izlenimi   vermesi sebebiyle bu baꢀlık altında incelenmesi uygun değildir.   Bununla beraber AĐHM baꢀvuranın yakalandığı saatte yapılan tıbbi muayene sonucunda tespit   edilen diğer yara ve izleri ise not eder. Bu muayene sonucunda baꢀvuranın boynunda,   topuklarında ve vücut çevresinde eritem ve lezyonlar, testislerde, sol elde ve burunda   konjestiyona rastlanmıꢀtır.   Her ne kadar mevcut davada güvenlik güçlerinin baꢀvuranı yakalamak için müdahale   sırasında kuvvet kullandığı konusunda ihtilaf yoksa da AĐHM polislerin baꢀvuranı kasten   dövdüğünü düꢀünmeye neden olacak nitelikte denetelenebilir koꢀullar tespit etmemektedir.   Bu noktada, hususiyeti gereği, baꢀvuranın testislerinde gözlenen konjestiyonlar üzerinde   durmak gerekir.   Baꢀvuran baꢀvurusunda, 1 Kasım 2002 tarihli ꢀikayetinde ve polis müfetiꢀine verdiği ifade   sırasında, polisleri gözaltındayken kendisinden itiraf almak için ‘hayalarını burmakla’   suçlamıꢀtır. Buna karꢀın baꢀvuran, yakalandığı esnada vücudunun bu belirli bölgesine darbe   aldığına dair AĐHM yahut ulusal mahkemeler önünde bir iddiada bulunmamıꢀtır.   Bu tür konjestiyonlardan söz eden yegane rapor baꢀvuranın yakalandıktan hemen sonra aldığı   Ekim 2002 tarihli adli tıp raporudur. Gerek baꢀvuran tarafın 16, 25 Ekim, 27 Aralık 2002 ve   Nisan 2003 tarihlerinde ilettiği görüꢀlerinde gerek daha sonraki tıbbi raporlarda bu   konudan hiç söz edilmemektedir.   Bu koꢀullar altında, 6 Ekim 2002 tarihli raporda belirtilen yaraların tamamının polisler   tarafından yakalama esnasında zor kullanılmasına bağlı olarak oluꢀtuğu değerlendirilebilir   (Klass ve diğerleri – Almanya, 6 Eylül 1978, prg. 30). Ayrıca bu yaralar 3. maddenin   uygulama alanına girecek derecede ağırdır (sözgelimi bkz., Assenov ve diğerleri –   Bulgaristan, 28 Ekim 1998, prg. 95, ve bu kararda yapılan atıflar ; Barta, adıgeçen, prg. 63,   ve Berlinski, adıgeçen, prg. 60).   Bu nedenle savunmacı devletin bu yaralardan sorumlu olup olmadığının, bir baꢀka deyiꢀle   baꢀvuranın davranıꢀının kuvvet kullanımını zorunlu kılıp kılmadığının ve bu gücün orantılı   olup olmadığının araꢀtırılması gerekir (Coloc – Fransa, no: 33951/96, prg. 84 ve 98, Assenov   ve diğerleri, adıgeçen, prg. 94, Dikme, adıgeçen, prg. 90, Wieser, adıgeçen, no: 2293/03, prg.   35, ve R.L. ve M.-J.D., adıgeçen, prg. 61).   Bu tür olayların yeniden incelenmesi hususunda gösterilmesi gereken ihtiyatla (Bubbins –   Birleꢀik Krallık, no: 50196/99, prg. 147) dava olaylarına yeniden bakıldığında AĐHM göz   yaꢀartıcı bombanın atılmasından sonra dahi baꢀvuranın yapılan çağrılara saat 7:15’e kadar   uymadığını kaydetmektedir. Baꢀvuran teslim olmaya karar verdiğinde operasyonun   baꢀlamasının üzerinden yaklaꢀık beꢀ saat geçmiꢀti. Dolayısıyla polisin üzerindeki gerilimin   had safhaya vardığını varsaymak mümkündür. Her ne kadar baꢀvuranın sonuç itibarıyla   saldırıda bulunarak ya da üzerinde alenen silah taꢀıyarak gerçek bir tehdit arz etmediği ortaya   çıkmıꢀ ise de teslim olduğu anda dahi üzerinde bir silah taꢀımasından haklı olarak endiꢀe   duyulabilirdi.   Hükümetin bu yaraları gerekçeye dayandırma yükünün daha az ağır olduğu ve bu yaraların   hangi koꢀullarda meydana geldiği dikkate alındığında AĐHM, her ne kadar esef verici olsa da   baꢀvuranın vücudunda gözlenen lezyon ve konjestiyonların gereksiz ve orantısız güç   kullanımını çağrıꢀtırmadığı kanaatindedir. Zaten baꢀvuran da ulusal makamlar önünde aksini   iddia etmeye çalıꢀmamıꢀtır.   d. Sonuç   Baꢀvuranın yakalanma koꢀulları nedeniyle mevcut davada AĐHS’nin 3. maddesi ihlal   edilmemiꢀtir.   2. Gözaltı koꢀulları hakkında   AĐHM, baꢀvuranın yakalanmasından önce ve yakalandığı sırada meydana gelen izlerin   yeniden değerlendirmeye alınmayacağını öncelikle belirtir. Gözaltına alındıktan sonra   düzenlenen raporlarda atıfta bulunulan kabuk bağlamıꢀ yaralar eski yaralanmalarla alakalı   oldukları ölçüde aynı ꢀekilde dikkate alınmayacaklardır.   Bunun dıꢀında baꢀvuranın sol kalçasında gözlemlenen yüzeysel lezyona ve sağ kaval   kemiğinde tespit edilen 0,5 cm. çapındaki lezyona iliꢀkin bir değerlendirme yapmak   gerekecektir.   AĐHS’nin 3. maddesinde istenen delil birtakım emarelerden yahut itiraza mahal bırakmayan   karinelerden (Labita – Đtalya, no: 26772/95, prg 121) kaynaklanabilmekteyse de sözkonusu   iki izin 3. maddenin uygulama alanına girecek ağırlıkta bir muameleye ya da baꢀvuran   tarafından öne sürülen kötü muamele biçimlerine de tekabül ettiğini gösteren herhangi bir   unsur bulunmamaktadır.   AĐHM, bir kimsenin gözaltında bulunduğu sırada yapılan kötü muamelelerle ilgili tıbbi delil   elde etmesinin hassas konumu nedeniyle gerçekten de zor olduğunu kabul eder. Zaten   baꢀvuran da gözetim altında bulunduğu sırada düzenlenen raporların güvenilir olmadığını ve   vücudunda gözle görülür yara bulunmaması nedeniyle doktorlara derdini anlatamadığını ifade   etmektedir.   Ancak tam da bu durumda baꢀvuranın kendisini yedi kez muayene eden doktorların dikkatini   kendisine uygulandığını iddia ettiği kötü muamelelere çekmeye çalıꢀması gerekirdi.   Baꢀvuranın özellikle de kendi talebi üzerine sevk edildiği Diyarbakır Devlet Hastanesi’nde 21   Ekim 2002 tarihinde gerçekleꢀtirilen tıbbi muayene sırasında bunu yapması mümkün   olabilirdi. Halihazırda, baꢀvuranın ya da avukatının bu raporlardan herhangi biri hakkında   davaya bakan yargı görevlileri önünde itirazda bulunduğunu gösteren herhangi bir unsur   bulunmamaktadır. Öte yandan baꢀvuranın, ortada kötü muamele ya da bir iꢀkence vakası   (mutatis mutandis, Batı ve diğerleri, adıgeçen, prg. 133) olduğuna iꢀaret edecek nitelikte ciddi   belirtilerin olmaması nedeniyle sözkonusu yargı görevlilerinin Birleꢀmiꢀ Milletler Đstanbul   Protokolü’nde tarif edilen tıbbi prosedürleri harfiyen izlemediklerini düꢀünmesini   gereketirecek bir durum yoktu.   Bununla birlikte baꢀvuranın avukatına karın ağrılarından yakındığı gözükmektedir ki   kuꢀkusuz bu nedenle avukat Özbekli savcılıktan ekografi ve idrar yolları için sintigrafi   yapılması için izin istemiꢀtir. Her ne kadar savcının bu talebi kabul etmemesi esef verici ise   de savcı bu yüzden suçlanamaz. Zira 6 Kasım 2002 tarihinde yine aynı savcıya ifade veren   baꢀvuran ifadesinde bu ağrıları cezaevinin ısıtılmamasına bağlamıꢀtı. Karın ağrısı ve idrar   yolu ꢀikayetleri ile ilgili olarak baꢀvurana ilaç tedavisi uygulandığı yine aynı tarihte ortaya   konmuꢀtur.   Bu itibarla sözkonusu ağrılarla bir iꢀkence metodu arasında illiyet bağı kurmaya çalıꢀmak   tahminde bulunmak anlamına gelecektir.   Yukarıda ifade olunanların ıꢀığında AĐHM elindeki bilgilerin baꢀvuranın gözetim altında   tutulduğu sırada iꢀkenceye maruz bırakıldığı yönündeki iddiasını destekleyecek nitelikte   emareler sunmadığını değerlendirmektedir.   AĐHS’nin 5. maddesi yönünden vardığı sonucu göz önünde bulunduran AĐHM baꢀvurana   uygulanan gözaltının maddi koꢀullarının 3. madde açısından ayrıca incelenmesini   gerektirecek özel herhangi bir unsur tespit etmemektedir (ilkeler için, bkz. Zeynep Avcı,   adıgeçen, prg. 69, ve kararda yer alan atıflar).   Sonuç olarak gözaltı koꢀulları nedeniyle AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat, yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran 18 Kasım 2005 tarihli mektubunda adil tatmin baꢀlığı altında 20.000 Euro talep   etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca yargılama masraf ve giderleriyle birlikte avukatlık ücretlerinin de   dikkate alınmasını talep etmiꢀtir.   Hükümet AĐHM’yi, dayanaktan yoksun, belirsiz ve aꢀırı oldukları gerekçesiyle bu talepleri   reddetmeye davet etmektedir.   AĐHM baꢀvuranın özgürlüğünden yoksun bırakılma koꢀullarının baꢀvuranda kuꢀkusuz manevi   bir zarara yol açtığını tespit etmektedir. Davanın çeꢀitli yönlerini ve dikkate alan AĐHM   manevi tazminat baꢀlığı altında baꢀvurana hakkaniyete uygun olarak 9.000 Euro ödenmesine   hükmeder.   AĐHM yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebi ise herhangi bir rakam belirtilmemesi ve   belge sunulmaması sebebiyle reddeder. Öte yandan AĐHM baꢀvurana daha önce adli yardım   baꢀlığı altında Avrupa Konseyi tarafından 701 Euro ödendiğini de not eder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE   1. Hükümetin AĐHS’nin 3. ve 5. maddeleri yönünden yapılan ꢀikayetlere iliꢀkin ilk   itirazlarının reddedilmesine ;   2. Bu ꢀikayetlerin kabuledilebilir ilan edilmesine, baꢀvurunun geriye kalanının ise   reddedilmesine ;   3. AĐHS’nin 5. maddesinin 1 c), 4. ve 5. fıkralarının ihlal edildiğine ;   4. AĐHS’nin 5/3 maddesi yönünden yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığına ;   5. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edilmediğine ;   6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet   tarafından, baꢀvurana manevi tazminat olarak 9.000 Euro (dokuz bin Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına ;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine ;   Karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve   3. paragraflarına uygun olarak 31 Ocak 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło