39326/02

WyrokETPCz2010-05-27ECLI:CE:ECHR:2010:0527JUD003932602

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego śledztwa w sprawie zarzucanego złego traktowania w sądzie, zakończonego zawieszeniem postępowania karnego na mocy ustawy krajowej, stanowił naruszenie proceduralnego aspektu art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że państwo nie ponosi bezpośredniej odpowiedzialności za złe traktowanie skarżącego przez policjantów (zarówno służbowych, jak i poza służbą), które nie osiągnęło progu naruszenia materialnego art. 3. Jednakże, Trybunał stwierdził, że późniejsze postępowanie karne było nieskuteczne, ponieważ zastosowanie ustawy nr 4616 doprowadziło do tymczasowego zawieszenia postępowania bez ustalenia faktów przez właściwy sąd. Taka sytuacja uniemożliwiła osiągnięcie odstraszającego efektu sankcji karnych i zapewnienie skutecznego zapobiegania bezprawnym działaniom, co stanowi proceduralne naruszenie art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Murat Çelik, prawnik i działacz praw człowieka, został ranny 21 kwietnia 1998 r. podczas zamieszek w Aydın Ağır Ceza Mahkemesi (Sądzie Karnym dla Poważnych Przestępstw w Aydın). Zamieszki wybuchły po ogłoszeniu wyroku skazującego sześciu policjantów za torturowanie i zabicie aresztowanego. Skarżący twierdził, że został zaatakowany słownie i fizycznie przez policjantów w cywilu i funkcjonariuszy służbowych, doznając powierzchownych obrażeń. Złożył skargę karną, ale postępowanie zostało zawieszone na mocy ustawy nr 4616.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził (5 głosami do 2) proceduralne naruszenie art. 3 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skarg na podstawie art. 6 i 14 Konwencji. Zasądził skarżącemu 9 000 Euro za szkody niemajątkowe oraz 2 000 Euro za koszty i wydatki. Pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie zostały odrzucone.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÇELĐK/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 39326/02)   KARAR   STRAZBURG   Mayıs 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 39326/02 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀı Murat Çelik’in (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 16 Mayıs 2002   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi   uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından S. Ballıkaya Çelik tarafından temsil   edilmiꢀtir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran, 1966 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır. Baꢀvuruyu yaptığı sırada   Đstanbul Barosu yönetim kurulu üyesiydi ve olayların gerçekleꢀtiği tarihte Çağdaꢀ Hukukçular   Derneği Đstanbul ꢀubesi baꢀkanıydı. Baꢀvuran ayrıca Türkiye’de insan haklarının   korunmasının sağlanması için çeꢀitli faaliyetlere yürütmüꢀtür.   A. Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleꢁen olay   Nisan 1998’de baꢀvuran altı polis memurunun, bir tutuklaya iꢀkence ederek onu   öldürmekten suçlu bulunduğu yönünde verilen bir karar ardından Aydın Ağır Ceza   Mahkemesi’nde gerçekleꢀen halk ayaklanması sırasında yararlanmıꢀtır. Halk arasında görev   baꢀında olmayan sivil polis memurları, gazeteciler, çeꢀitli dernek temsilcileri ve kurbanın   yakınları bulunmaktaydı. Baꢀvuran, duruꢀmaya kurbanın yakınlarının yasal temsilcilerinden   biri olarak katıldığını iddia etmektedir. Olay sırasında yedi polis memurunun da dahil olduğu   on yedi kiꢀi çeꢀitli derecelerde yaralanmıꢀtır.   Baꢀvuran, baꢀvuru formunda davalı polislere giydirilen hüküm okunur okunmaz,   arasında görev baꢀında olmayan sivil polis memurları ile davalı polis memurlarının   davacılara, davacıların avukatlarına ve kurbanın yakınlarına sözlü ve fiziksel saldırıda   bulunmaya baꢀladıklarını iddia etmiꢀtir. Daha sonra acil müdahale gücü duruꢀma salonuna   girmiꢀ insanları döverek ve sürükleyerek salondan çıkarmaya baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuran ayrıca   sivil giyimli polis memurlarının Ağır Ceza Mahkemesi koridorlarından geçiꢀi engellediklerini   ve kendisi ile diğerlerini linç etmeye kalkıꢀtıklarını ileri sürmüꢀtür.   Sözkonusu günde görevde olan polis memurlarının hazırladıkları olay yeri tutanağına   göre, olaylar kaydedilen ꢀekilde gerçekleꢀtirmiꢀtir: Çeꢀitli siyasi partilerin ve derneklerin   aldıkları kararı müteakiben duruꢀmaya çeꢀitli ꢀehirlerden önemli sayıda kiꢀinin katılacağına   dair bilgi alan polis, adliye sarayına gelmiꢀ ve 13.00’da adli sarayının içinde ve civarında tüm   gerekli tedbirler alınmıꢀtır. Güvenlik güçleri, olası provokasyonlar için hazırlıklı olmaları   hususunda uyarılmıꢀlar ve duruꢀma salonuna giren herkesin üzeri aranmıꢀtır. Duruꢀma   15.40’ta baꢀlamıꢀtır. Mahkeme 18.00’da kararını verir vermez, müteveffanın kız   kardeꢀlerinden biri elleri havada oynamaya baꢀlamıꢀ ve bir diğer kiꢀi de bağırarak adaletin   yerini bulduğunu ve faꢀist polislerin cezalarını çekeceklerini söylemiꢀtir. Đki grup arasında   sözlü ve fiziksel meydan okuma baꢀlamıꢀtır. Acil müdahale gücü duruꢀma salonuna girmiꢀ ve   kamu düzenini sağlamak için güç kullanmak durumunda kalmıꢀtır. Olay raporuna göre, adliye   sarayında yaꢀanan çatıꢀmada yaralanan ve aralarında baꢀvuranın da olduğu beꢀ kiꢀi, tedavi   görmek üzere doktora gönderilmiꢀtir.   18.45’te baꢀvuran, boynunun sağ kısmında yüzeysel sıyrıklar, çenesinde yüzeysel bir   kesik ve sağ bacağının üst kısmında geniꢀ bir kızarıklık tespit eden Aydın Devlet Hastanesi   doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir.   B. Ceza soruꢁturması   Nisan 1998’de baꢀvuran, Cumhuriyet Savcısı’na verdiği ifadede duruꢀmada davacıyı   temsil ettiğini kabul etmiꢀ Çağdaꢀ Hukukçular Derneği adına bir gözlemci olarak orada   bulunduğunu kabul etmiꢀtir. Hakim, davalıların aldığı cezaları okurken, sıralarda oturan sivil   polis memurlarının avukatlara ve basına sözlü olarak saldırmaya baꢀladıklarını iddia etmiꢀtir.   Baꢀvuran çıkan çatıꢀmada dayak yediğini ve 5 ya da 6 polis memuru tarafından duruꢀma   salonundan sürüklenerek çıkarıldığını iddia etmiꢀtir. Davranıꢀ tarzlarından polis memurları   olduklarını anladığını ve kendilerini görürse, tanıyabileceğini ileri sürmüꢀtür.   Nisan 1998’de baꢀvuran Bakırköy Cumhuriyet Savcılığı’na baꢀvurarak bu olaylara   iliꢀkin suç duyurusunda bulunmuꢀ ve Aydın Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesinde   görevli sivil polis memurları aleyhinde takibat baꢀlatılmasını talep etmiꢀtir. Polis   memurlarının kimliklerini tespit edebileceğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran tedavi edilmesi için   Adli Tıp Kurumu’na gönderilmeyi talep etmiꢀtir.   Aynı gün baꢀvuran, çizilmiꢀ olan çene bölgesindeki acıdan ꢀikayetçi olduğunu, baꢀının   arka kısmında 1 cm.lik bir çürük bulunduğunu, sağ kalça kemiğinin arka kısmında 2x1 cm.lik   çürük bulunduğunu ve üst bacaklarından ağrılardan ꢀikayetçi olduğunu kaydeden Bakırköy   Adli Tıp ꢁube Müdürlüğü’nde görevli bir doktor tarafından muayene edilmiꢀtir. Doktor tespit   edilen yaraların baꢀvuranı beꢀ gün süreyle çalıꢀmaktan alıkoyduğu sonucuna varmıꢀtır.   Bu süre içerisinde Đzmir Barosu, Çağdaꢀ Hukukçular Derneği ve bir grup avukat   olaydan sorumlu olanlar aleyhinde takibat baꢀlatılmasını talep ederek Aydın Cumhuriyet   Savcılığı’na suç duyurusunda bulunmuꢀtur.   Nisan 1998’de Bakırköy Cumhuriyet Savcısı, ratione loci (yer yönünden)   yetkisizlik kararı vermiꢀ ve soruꢀturma dosyasını Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na yollamıꢀtır.   Mayıs 1998’de Bakırköy Adli Tıp ꢁube Müdürlüğü, baꢀvuranın 21 Nisan 1998   tarihli sağlık raporunu dayanak olarak göstererek, kaydedilen yaraların baꢀvurunu beꢀ gün   süreyle çalıꢀmaktan alıkoyduğu sonucuna varmıꢀtır.   C. Cezai takibat   Nisan 1998’de baꢀvuran Aydın Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 456.   Maddesi uyarınca fiziksel zarar vermiꢀ olmaları nedeniyle iki gazeteci, bir yerel politikacı ve   Aydın Emniyet Müdürlüğü’nde görevli yedi polis memurunun da dahil olduğu on üç kiꢀi   aleyhinde bir iddianame yayınlamıꢀtır. Đzmi Barosu, Aydın Barosu, Çağdaꢀ Hukukçular   Derneği, sanıklar dıꢀındaki yedi polis memuru da dahil olmak üzere on dokuz kiꢀi ve   baꢀvuran olayda müꢀteki olarak kaydedilmiꢀlerdir.   Aynı gün Cumhuriyet Savcısı, sözkonusu tarihte görev baꢀında olan polis memurları   hususunda ratione loci (yer yönünden) yetkisizlik kararı vermiꢀ ve soruꢀturma dosyasını   Aydın Cumhuriyet Savcılığı’na yollamıꢀtır.   ꢁubat 1999’da baꢀvuran yargılamaya üçüncü taraf olarak katılmayı talep etmiꢀtir.   Mart 1999’da baꢀvuran, Aydın Asliye Ceza Mahkemesi’ne suçlanan polis   memurları aleyhinde takibat baꢀlatılmasını talep ettiği bir yazı sunmuꢀtur. Baꢀvuran bu yazıda   kendisinin ve diğerlerinin sivil memurları tarafından sözlü ve fiziksel saldırıya uğradıklarını,   sivil polis memurlarının kendisini döverek mahkeme salonundan çıkardıklarını ve polisin   kendisini mahkeme salonu koridorlarında linç etmek istediğini yinelemiꢀtir.   Nisan 2001’de Aydın Asliye Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı Kanun’un ilgili   maddeleri uyarınca cezai takibatın askıya alınmasına ve beꢀ yıl içerisinde suçlular tarafından   buna benzer ya da daha ciddi nitelikte bir suç iꢀlenmediği takdirde durdurulmasına karar   vermiꢀtir.   Kasım 2001’de baꢀvuranın yedi polis memuruna iliꢀkin karara itirazı Aydın Asliye   Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiꢀtir.   D. Polis teftiꢁ kurulunun yürüttüğü soruꢁturma   Bu süre içerisinde, 23 Nisan 1998’de on üç polis memuru aleyhinde polis teftiꢀ kurulu   tarafından soruꢀturma baꢀlatılmıꢀtır. Olaya ve kötü muameleye iliꢀkin rapor hazırlamaları için   iki emniyet amiri (“soruꢀturma yetkilileri”) atanmıꢀtır.   Rapordan anlaꢀıldığına göre hazırlık aꢀamasında soruꢀturma yetkilileri suçlanan polis   memurlarının, sözkonusu gün görev baꢀında olan diğer polis memurlarının, sözkonusu gün   yaralananlar da dahil olmak üzere altı gazetecinin ve E.Y.’nin ifadelerini almıꢀlardır. EGE TV   ve ATV kanallarının video görüntüleri ile yaralananların fotoğraflarını ve sağlık raporlarını   incelemiꢀlerdir.   Mayıs 1998’de soruꢀturma kuruluna sunulan raporda, delil eksikliği nedeniyle   kurulun, sözkonusu günde görev baꢀında olan polis memurları aleyhinde takibat baꢀlatma   yetkisinden vazgeçmesi tavsiye edilmiꢀtir. Soruꢀturma yetkilileri, sözkonusu günde görev   baꢀında olmayan iki polis memurunun direkt olarak Cumhuriyet Savcısı tarafından   sorgulandığını kaydetmiꢀtir. Soruꢀturma yetkilileri ayrıca on üç polis memuru hususunda delil   yetersizliği nedeniyle disiplin cezası istenmediği kanısına varmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine dayanarak 21 Nisan 1998’de Aydın   Adliyesi’nde gördüğü muameleden ve yetkili makamların soruꢀturmayı ve ardından gelen   cezai takibatı, sorumluların cezasız kalması ile sonuçlanan yürütme ꢀekillerinden ꢀikayetçi   olmuꢀtur.   AĐHM bu ꢀikayetlerin yalnızca 3. madde açısından incelenmesi gerektiği kanısındadır.   A. Kabuledilebilirlik   Hükümet AĐHM’den AĐHS’nin 35/1 maddesi uyarınca iç hukuk yolları tüketilmediği   için baꢀvuruyu reddetmesini talep etmiꢀtir. Baꢀvuranın hukuk mahkemeleri ya da idari   mahkemeler önünde dava açarak uğradığını iddia ettiği zararın telafisini talep edebileceğini   iddia etmiꢀtir.   AĐHM benzer davalarda daha önce Hükümet’in ön itirazını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ   olduğunu hatırlatmaktadır (bkz., örneğin, Nevruz Koç/Türkiye, no. 18207/03, 31. paragraf, 12   Haziran 2007). Mevcut davada yukarıda kaydedilen baꢀvurularda vardığı sonuçlardan farklı   bir sonuca varmasını gerektiren özel koꢀullar tespit etmemektedir. Sonuç olarak, AĐHM   Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.   Buna ek olarak, AĐHM, baꢀvurunun sözkonusu kısmının AĐHS’nin 35/3 maddesi   bağlamında dayanaktan yoksun olmadığını kaydetmiꢀtir. Ayrıca, kabuledilemez olduğu   sonuca varmak için gerekçe bulunmamaktadır. Bu nedenle, kabuledilebilir olduğu sonucuna   varılmalıdır.   B. Esas   1. Tarafların görüꢀleri   Hükümet baꢀvuranın iki taraf arasında meydana gelen bir kavgada yaralandığını ve   aldığı darbelere, kasıtlı olarak neden olunmadığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca devletin, görev   baꢀında olmayan polis memurlarının eylemlerinden sorumlu tutulamayacağını kaydetmiꢀtir.   Hükümet son olarak Cumhuriyet Savcısı ve Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olaya iliꢀkin   dikkatli bir soruꢀturma yürütüldüğünü ileri sürmüꢀtür.   Baꢀvuran hem sivil polis memurlarının hem de o gün görev baꢀında olan polis   memurlarının güç kullanmaları sonucu ciddi ꢀekilde yaralandığını kaydetmiꢀtir. Ayrıca,   suçlanan polis memurlarının hiçbirinin yaralanmamıꢀ olmasının, olayın polis tarafından   önceden tasarlandığını gösterdiğini iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran olay nedeniyle ve özellikle de   dövülürken ve adliye binasından sürüklenerek çıkartılırken çekilen fotoğraflarının ve video   görüntülerinin Türkiye’deki v diğer ülkelerdeki milyonlarca insan tarafından görülmesinden   ötürü ruhsal olarak yara aldığını iddia etmiꢀtir. Ayrıca, suçlanan polis memurlarına disiplin   cezası verilmediğini, aleyhlerinde takibat baꢀlatılmadığını ve olaya iliꢀkin baꢀtan savma bir   soruꢀturma yapıldığını kaydetmiꢀtir. Son olarak, Hükümet tarafından sunulan video   görüntülerinin – olaya iliꢀkin genel olarak doğru bir görüntü teꢀkil etmesine rağmen – kasıtlı   olarak eksik çekildiğini ve kendisinin ileri sürdüğü olayları gösteren sahneleri içermediğini   iddia etmiꢀtir.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   3. madde, demokratik bir toplumun en temel değerlerinden birini ortaya koymaktadır.   Đꢀkenceyi, insanlık dıꢀı ya da küçük düꢀürücü muameleyi ya da cezalandırmayı kesin bir dille   yasaklamaktadır. AĐHS’nin 1. maddesi bağlamında Yüksek Sözleꢀmeci Devletler’in   yükümlülüğü, yetki alanlarına giren kimselerin AĐHS’de tanımlanan hak ve özgürlüklerini   güvence altına almaktır. 1. madde, 3. maddeyle birlikte, devletlerin yetki alanları dahilindeki   kimselerin, bireylerin uyguladığı kötü muamele de dahil olmak üzere, iꢀkenceye ya da   insanlık dıꢀı veya küçük düꢀürücü muameleye maruz kalmamalarını sağlamaya yönelik   tedbirler almasını gerektirmektedir.   AĐHM mevcut davada, baꢀvuranın 21 Nisan 1998’de Aydın Ağır Ceza   Mahkemesi’nde gerçekleꢀen olaylar sırasında yaralandığı hususunda taraflar arasında ihtilaf   bulunmadığını gözlemlemektedir. Dava dosyasını, bu dosyada bulunan belgeleri ve diğer   delilleri ve özellikle de baꢀvuranın, yerel mahkemeler önünde verdiği ifadeleri inceleyen   AĐHM, tarafların sundukları delillerin, makul ꢀüphenin ötesinde, baꢀvuranın 21 Nisan 1998   tarihinde Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde görev baꢀında olan polis memurlarınca 3.   maddenin yasakladığı ağır kötü muameleye maruz kaldığı sonucuna varılmasını sağlamadığı   sonucuna varmaktadır. Ayrıca, adliye binasında bulunan sivil polis memurlarının görev   baꢀında olmamaları ve baꢀvuranı hususi bir sıfatı haiz olarak dövmeleri nedeniyle AĐHM,   polislerin ꢀahsi hareketlerinden dolayı Türkiye’nin direk olarak sorumlu tutulamayacağı   kanaatindedir. Buna ek olarak, AĐHM devlet yetkililerinin baꢀvuranı kötü muameleden   korumak amacıyla etkili adımlar attığına dair göstergelerin bulunmadığı kanaatindedir.   AĐHM, bu sonuca varırken, yetkililerin olaydan önce birçok tedbir aldıklarını; baꢀvuranın   karꢀıt taraflar arasında çıkan ve polis memurları da dahil olmak üzere birçok kiꢀinin   yaralandığı sözlü ve fiziksel bir çatıꢀma sırasında yaralandığını; baꢀvuranın aldığı yaraların   uzun süreli sonuçlar doğurmayacak kadar yüzeysel olduğunu ve polisin çatıꢀma baꢀladıktan   hemen sonra müdahale ettiğinin anlaꢀıldığını göz önüne almıꢀtır.   Ancak AĐHM, 3. maddenin ayrıca devletlerin, ꢀahsi bütünlüğe karꢀı suç iꢀlenmesini   önleyici ihlal edilmelerinin engellenmesi, baskı altına alınması ve cezalandırılması için   emniyet görevlilerince desteklenen, etkili ceza hukuku hükümleri getirmesini gerekli   kılmaktadır ve bu gereklilik, bireylerin uyguladığı kötü muameleyi de kapsamaktadır. Bu   madde özellikle yetkili makamların “tartıꢀmaya açık” olduklarında ve “makul bir ꢀüphe ortaya   koyduklarında”, kötü muamele iddialarını – bu tür bir muamele bireyler tarafından   uygulanmıꢀ olsa dahi – soruꢀturmalarını gerektirmektedir. Buna ek olarak, resmi soruꢀturma   sonucu ulusal mahkemelerde dava açıldığında, sözkonusu dava iꢀlemleri, yargılama aꢀaması   da dahil olmak üzere, bütün olarak, bu tür konuların ağırlıklı gereklerini yerine getirmelidir.   Tüm takibatların suçlu bulunma ya da mahkumiyetle sona ermesi gerekmemekle birlikte,   ulusal mahkemeler hiçbir koꢀul altında fiziksel ve ruhsal bütünlüğe yapılması muhtemel ciddi   saldırıların cezasız kalmasına izin vermemelidir.   AĐHM mevcut davada, Aydın Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleꢀen sözkonusu olaya   iliꢀkin koꢀullara dair cezai bir soruꢀturma baꢀlatıldığını gözlemlemektedir. Soruꢀturma   sonucunda Cumhuriyet Savcısı, görev baꢀında olmayan yedi polis memurunu Ceza   Kanunu’nun 456. maddesi uyarınca diğer hususlar meyanında kiꢀilere fiziksel zarar vermekle   itham etmiꢀtir. Ancak, baꢀvuranın taraf olduğu ve görüꢀlerini sunduğu müteakip cezai takibat,   sayılı Kanun’un uygulanması gereğince sanık aleyhinde baꢀlatılan takibatın geçici   olarak durdurulması sonucu somut bir sonuç alınmaksızın sona ermiꢀtir. AĐHM bu bağlamda   bir takım baꢀvurularda, Türk ceza hukuku sisteminin bu davalarda titiz bir ꢀekilde   uygulanmadığı ve 4616 sayılı Kanun’un uygulanması nedeniyle aleyhlerinde baꢀlatılan cezai   takibat geçici olarak durdurulduğunda, devlet yetkililerinin ya da bireylerin gerçekleꢀtirdikleri   yasadıꢀı eylemlerin etkili ꢀekilde önlenmesini sağlayan caydırıcı bir etkiye sahip olmadığı   yönünde vardığı sonucu hatırlatmaktadır. AĐHM, 4616 sayılı Kanun’un uygulanması   sonucunda olaylar, yetkili bir mahkeme tarafından tespit edilmediği için mevcut davada,   faillerin durumundan bağımsız olarak farklı bir sonuca varmayı gerekli görmemektedir. Bu   bağlamda, getirilen cezai yaptırımların asıl amacının, suçlunun daha fazla zarar vermesini   engellemek ve onu caydırmak olduğunu yinelemektedir. Ancak, bu amaçlar etkili bir ceza   mahkemesi olayları tespit etmedikçe yerine getirilememektedir.   Yukarıda kaydedilenleri göz önüne alan AĐHM, mevcut davada yürütülen cezai   takibatın ilgili bireyler üzerinde yeterli derecede caydırıcı etkiye sahip olduğunun ya da   baꢀvuranın ꢀikayette bulunduğu eylemler gibi yasadıꢀı eylemlerin etkili ꢀekilde   engellenmesini sağlayabildiğinin söylenemeyeceği kanaatindedir. Bu nedenle, AĐHS’nin 3.   maddesi usul açısından ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, baꢀvuru formunda, yukarıda kaydedilen iddiaları dayanak olarak göstererek,   AĐHS’nin 6. maddesi uyarınca, yetkili makamların kötü muamele ꢀikayetleri hususunda etkili   bir soruꢀturma baꢀlatmamalarının, suçun kendisine yüklendiği yaralamaların sorumlularının   cezalandırılmasını ya da bu sorumlular aleyhlerinde cezai takibat baꢀlatılmasını imkansız   kıldığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Baꢀvuran AĐHS’nin 14. maddesi uyarınca insan hakları   alanında yaptığı eylemler nedeniyle ayrımcılığa uğradığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet AĐHM’den baꢀvuranın AĐHS’nin 14. maddesi bağlamındaki ꢀikayetini,   AĐHS’nin 35/1 maddesi dahilindeki iç hukuk yollarının tüketilmemiꢀ olması nedeniyle   reddetmesini istemiꢀtir. Ayrıca, 6. maddenin mevcut yargılamaya uygulanamayacağı   kanaatindedir.   AĐHM, Hükümet’in itirazlarının baꢀvuranın bu baꢀlık altındaki ꢀikayetlerinin esasıyla   yakından ilgili olduğu ve bu nedenle ayrı olarak incelenemeyecekleri kanaatindedir. Bu   nedenle, sözkonusu ꢀikayetlerin esasları hususunda peꢀin yargıda bulunmamak için bu   konular birlikte incelenmelidir. Baꢀvuranların ꢀikayetleri yukarıda incelenen ꢀikayetle   yakından ilgili olduğu için aynı ꢀekilde kabuledilebilir oldukları sonucuna varılabilir. Ancak,   dava koꢀullarını, tarafların ifadelerini ve AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğini göz önüne   alan AĐHM, mevcut baꢀvurudaki asıl konuyu incelemiꢀ olduğu kanaatindedir. Bu nedenle,   sözkonusu baꢀlık altında ayrıca bir sonuca varmanın gerekli olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun   bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Zararlar ve yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran maddi zarar için toplam 20,000 Euro talep etmiꢀtir. Bu meblağa sağlık   masrafları, beꢀ gün boyunca çalıꢀamaması nedeniyle uğradığı gelir kaybı ile yerel   mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraflar dahildir. Baꢀvuran, avukatıyla yapmıꢀ olduğu   avukatlık ücreti sözleꢀmelerini ve Đstanbul Barosu’nun ücret çizelgesini sunmuꢀtur. Ayrıca,   manevi zarar için 30,000 Euro talep etmiꢀtir.   Hükümet bu meblağlara itiraz etmiꢀtir.   AĐHM, baꢀvuranın uğradığı maddi zarara iliꢀkin olarak, tüm sağlık masrafları ve gelir   kayıpları hususunda, tespit edilen ihlal ve dayanaktan yoksun maddi zarar iddiası arasında   illiyet bağı olmadığı sonucuna varmıꢀtır. AĐHM yargılama masraf ve giderleri hususunda   baꢀvuranın ancak gerçekten gerekli oldukları için yapıldıklarını ve meblağların makul   olduğunu kanıtladığı müddetçe, yargılama masraf ve giderlerinin tazminine hak kazandığını   yinelemektedir. Mevcut davada, sunulan belgeleri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne   alan AĐHM, baꢀvurana tüm baꢀlıklar altında 2,000 Euro tazminat ödenmesini makul   bulmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın manevi zarar iddiası hususunda, baꢀvuranın gördüğü kötü   muameleye iliꢀkin yeterli soruꢀturma yapılmaması nedeniyle sıkıntı yaꢀamıꢀ olması   gerektiğini kabul etmektedir. Bu nedenle, baꢀvurana hakkaniyet temelinde bu baꢀlık altında   9,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Gecikme Faizi   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan   eklemek suretiyle oluꢀacak faiz oranına göre belirlenmesini uygun bulmuꢀtur.   YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM   1. Oybirliğiyle baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. 2’ye 5 oyla, AĐHS’nin 3. maddesinin usul açısından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. ve 14. maddeleri bağlamındaki ꢀikayetleri ayrı ayrı incelemenin gerekli   olmadığına;   4. 2’ye 5 oyla   (a) Sorumlu Devlet’in, kararın AĐHS’nin 44 § 2 maddesi’ne göre kesinlik kazandığı tarihten   itibaren üç ay içerisinde baꢀvurana, ödeme tarihinde uygulanan kur üzerinden Türk Lirası’na   çevrilmek üzere aꢀağıdaki miktarları ve buna ek olarak ödeme gününde uygulanabilecek her   tür vergiyi ödemesine:   (i) manevi zarar için 9,000 Euro (dokuz bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;   (ii) masraf ve harcamalar için 2,000 Euro (iki bin Euro) ve ödenebilecek her tür vergi;   (b) yukarıda kaydedilmiꢀ olan üç aylık sürenin bitiminden ödeme gününe kadar, Avrupa   Merkez Bankası’nın uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle oluꢀacak faiz   oranına göre yukarıda belirtilen miktarlarda ödenecek basit faizi ödemekle yükümlü   olduğuna,   5. Baꢀvuranın adil tazmin talebinin kalan kısmının reddine karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ olup 27 Mayıs 2010 tarihinde, Đçtüzüğün 77.   maddesi’nin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło