39429/98

WyrokETPCz2007-05-03ECLI:CE:ECHR:2007:0503JUD003942998

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy wojskowe sądy dyscyplinarne, składające się z oficerów podległych hierarchii wojskowej i pozbawionych wykształcenia prawniczego, spełniają wymogi niezawisłości i bezstronności z art. 6 ust. 1 Konwencji w przypadku orzekania o pozbawieniu wolności?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że sankcja pozbawienia wolności na łączny okres 75 dni, orzeczona wobec skarżącego, miała charakter "karny" w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, co czyniło ten artykuł zastosowanie. Analizując niezawisłość i bezstronność sądów dyscyplinarnych, Trybunał stwierdził, że ich członkowie byli oficerami bez wykształcenia prawniczego, wybieranymi przez dowódców jednostek i podległymi hierarchii wojskowej. Brakowało im gwarancji niezależności od przełożonych, a dowódca, który oskarżył skarżącego, był wyższy rangą od członków sądu. Krótka, roczna kadencja sędziów, w połączeniu z brakiem innych gwarancji, obiektywnie uzasadniała wątpliwości skarżącego co do niezawisłości i bezstronności sądu. Sąd odwoławczy również nie zapewnił wystarczających gwarancji.
Stan faktyczny
Skarżący, turecki sierżant, został przydzielony do obserwacji podczas operacji wojskowej. Dwukrotnie, 28 i 31 maja 1997 r., został przyłapany na spaniu podczas służby. W wyniku tych incydentów, wojskowe sądy dyscyplinarne skazały go na łącznie 75 dni pozbawienia wolności za naruszenie dyscypliny wojskowej. Skarżący odwołał się od tych decyzji, ale jego odwołanie zostało odrzucone.
Rozstrzygnięcie
ETPCz jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku bezstronności i niezawisłości Wojskowego Sądu Dyscyplinarnego. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego badania innych zarzutów dotyczących art. 6 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową. 5. Zasądza od Rządu pozwanego na rzecz skarżącego kwotę 1 000 EUR tytułem kosztów i wydatków. 6. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐRFAN BAYRAK- TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:39429/98)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Mayıs 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   bazı düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (39429/98) baꢀvuru no’lu davanın   nedeni, Türk vatandaꢀı olan Đrfan Bayrak’ın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na   (Komisyon) 1 Aralık 1997 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) eski 25.   maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde ꢁanlıurfa Barosu   avukatlarından M. Toprak tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVA KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1971 doğumlu olup Türkiye’de ikamet etmektedir. Olayların meydana   geldiği dönemde baꢀvuran Türk ordusunda Uzman Çavuꢀ olarak görev yapmaktadır.   Mayıs 1997 tarihinde Irak sınırında PKK üyelerine karꢀı düzenlenen bir operasyon   sırasında gözcülük yapmak üzere görevlendirilmiꢀtir.   Tutanaklara göre 28 ve 31 Mayıs 1997 tarihlerinde yapılan denetlemeler sırasında   baꢀvuranın, kızılötesi bir kamera ile çevreyi gözetlemesi gerekiyorken uyuyakaldığı tespit   edilmiꢀtir. Denetlemeyi yapan kiꢀiler kameranın kapalı olduğunu gözlemlemiꢀlerdir.   Baꢀvuran aleyhinde iki disiplin davası açılmıꢀtır. Bunlar, yukarıda belirtilen tarihlerde   gece nöbeti tuttuğu sırada uyumak suretiyle birliği tehlikeye atarak askeri disipline aykırı   tutum ve davranıꢀlarda bulunduğu gerekçesiyle açılmıꢀtır.   Mayıs 1997 tarihinde nöbet emrini veren birlik komutanına verdiği ifadesinde   baꢀvuran, o gece ile ilgili olarak yapılan suçlamayı reddetmiꢀtir. Baꢀvuran görevi sırasında   uyumadığı hususunda ısrar etmiꢀ ve bunu kanıtlayacak tanıkların olduğunu belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran denetleme birliği tarafından yapılan denetleme ile ilgili olarak, kameranın aküsünün   zayıfladığını ve sabaha kadar çalıꢀabilmesi için belirli aralıklarla kamerayı kapatmak zorunda   kaldığını belirtmiꢀtir. 31 Mayıs 1997 gecesi ile ilgili olarak baꢀvuran, 1 Haziran 1997   tarihinde verdiği ifadesinde baꢀvuran yorgun olduğunu ve iki gündür uyumadığını belirtmekle   yetinmiꢀtir.   Baꢀvuran tarafından isimleri verilen tanıkların ifadeleri birlik komutanı tarafından   alınmıꢀtır. Bu tanıklardan iki tanesi baꢀvuranın uyuduğunu doğrulamıꢀtır.   Temmuz 1997 tarihli iki iddianameyle 3. Hudut Alay Komutanı K.B., iki defa   nöbet düzenini ihlal ettiği gerekçesiyle cezalandırılmasını talep etmiꢀtir.   Üç askerden oluꢀan Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi, 22 Temmuz 1997   tarihinde, 28 ve 31 Mayıs 1997 tarihlerinde görevlerinden doğan zorunluluklarını yerine   getirmediği gerekçesiyle baꢀvuran aleyhinde ayrı ayrı olarak dile getirilen iki ꢀikayetle ilgili   olarak bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Mahkeme önünde birinci suçlama ile ilgili olarak baꢀvuran, alay komutanı önünde   verdiği ifadesini yinelemiꢀtir. Alay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi, tanıkların ifadesine   baꢀvurduktan sonra nöbetle ilgili kurallara uymaması sebebiyle baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ ve   sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluꢀu, Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları   Hakkındaki Kanun uyarınca baꢀvuranın otuz gün süreyle özgürlüğünden yoksun   bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Mayıs 1997 gecesi ile ilgili olarak dile getirilen ikinci suçlama ile ilgili olarak   baꢀvuran o gece nöbet tuttuğu sırada uyuduğunu kabul etmiꢀtir. Baꢀvuran yer olmaması   sebebiyle gün içinde dinlenme imkanı bulamadığını belirtmiꢀtir. Alay Komutanlığı Disiplin   Mahkemesi bu suçla ilgili olarak aynı Kanun’un aynı maddesi uyarınca baꢀvuranın kırk beꢀ   gün süreyle özgürlüğünden yoksun bırakılmasına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran iki mahkumiyet kararı aleyhinde aynı ꢀekilde üç askerden oluꢀan 20. Zırhlı   Tugay Komutanlığı Disiplin Mahkemesi nezdinde itirazda bulunmuꢀtur. Bu mahkeme üyeleri   arasından en rütbeli olanı binbaꢀı olan üyedir.   Disiplin konularına bakmakla yükümlü olan Disiplin Subayı, baꢀvuranın gün   içerisinde askerlerin hizmetine sunulan çadırlardan birinde dinlenebileceği gerekçesiyle   baꢀvuranın itirazının reddedilmesi gerektiği yönündeki görüꢀlerini sunmuꢀtur.   Duruꢀma düzenlemeden dosyaları inceleyen Disiplin Mahkemesi, 30 Temmuz 1997   tarihinde baꢀvuranın itirazını reddetmiꢀ ve baꢀvurana verilen cezaları onamıꢀtır. Bu karara   karꢀı temyiz baꢀvurusunda bulunulamadığından bu kararlar kesinleꢀmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca davasının tarafsız ve bağımsız bir   mahkeme tarafından görülmediğini iddia etmektedir. Baꢀvuran, Askeri Disiplin   Mahkemesi’nde görev yapan subayların hukuk alanında deneyimi ve sıfatı bulunmayan kiꢀiler   olduğunu ve özellikle de bu kiꢀilerin üstlerine bağlı olarak çalıꢀtıklarını ileri sürmektedir.   A. Kabuledilebilirlik Hakkında   Hükümet, baꢀvurana verilen cezanın Türk Hukuk Sisteminde disiplin hukuku alanına   girdiğinden, AĐHS’nin 6. maddesinin mevcut davaya uygulanamayacağını belirtmektedir.   Hükümet bununla ilgili olarak disiplin hukukunun yanı sıra Türkiye’de askeri ceza   hukukunun da var olduğunu hatırlatmaktadır.   Hükümet ayrıca dava olaylarını ve kiꢀinin tutum ve davranıꢀları ile bunun sonuçlarının   dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir. Hükümet’e göre olay ya da tutum, yalnızca suçlu   olan kiꢀinin mesleki sıfatı sebebiyle topluluk bilincine aykırı düꢀerse bu durumda disiplin   cezasının niteliği üzerinde durmak gerekmektedir.   Baꢀvuranların ordudan ihraç edilmelerinin, yalnızca özel bir statüye sahip bir gruba   yönelik olduğu gerekçesiyle cezai müeyyide olarak değerlendirilmediği Engel ve diğerleri-   Hollanda kararına (23 Kasım 1976 tarihli karar, A serisi no: 22) ve aynı ꢀekilde AĐHM’nin   diğer kararlarına (diğerleri arasında, Katı-Türkiye (karar), no: 39323/98, 9 Temmuz 2002, ve   Çevik-Türkiye (karar) 39443/98, 9 Temmuz 2002) atıfta bulunan Hükümet AĐHS’nin 6.   maddesinin mevcut davada uygulanamayacağını belirtmektedir. Hükümet bununla ilgili   olarak izleyen argümanları sunmaktadır.   Baꢀvurana uygulanan cezai müeyyidenin amacı ve ciddiyeti ile ilgili olarak Hükümet,   disiplin cezalarının infazının, askeri ceza mahkemeleri tarafından verilen cezalarla aynı yerde   gerçekleꢀtirilemeyeceğinin altını çizmektedir. Hükümet, disiplin cezası alan astsubayların   eğitimlerinin devam ettiğini ve bu kiꢀilerin cezaların infazı sırasında haftada birkaç kez   yakınları tarafından ziyaret edilebileceklerini ilave etmektedir. Hükümet disiplin cezalarının   ilgili kiꢀilerin adli sicil kayıtlarına geçmediğini belirtmektedir.   Mevcut davada verilen cezanın ciddiyeti ile ilgili olarak Hükümet, Askeri   Mahkeme’nin baꢀvurana, iꢀlediği suç için kanunda iki yıl hapis cezasını öngören azami cezayı   vermediğini belirtmektedir.   AĐHM, verilen cezanın disiplin alanına mı yoksa ceza alanına mı girip girmediği   ortaya koyabilmek amacıyla içtihadında yer alan kriterleri hatırlatmaktadır. Bununla ilgili   olarak AĐHM suçun türünün bile ciddi bir değerlendirme unsuru teꢀkil ettiğini not etmektedir.   Askeri bir personel silahlı kuvvetlerin çalıꢀmasını düzenleyen hukuki bir kuralı çiğneyecek bir   harekette bulunmakla itham edildiğinde Devlet ilke olarak bu kiꢀiye karꢀı ceza hukuku yerine   disiplin hukukunu uygulayabilir.   Bununla birlikte AĐHM’nin denetimi burada sona ermemektedir. Bu denetim, ilgili   kiꢀinin maruz kalabileceği cezai müeyyidenin türünü ve ciddiyetini dikkate almadığında genel   olarak aldatıcı nitelikte olacaktır. Hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı bir toplumda, türleri,   süreleri ve infaz ꢀekilleri itibariyle önemli olarak değerlendirilebilecek bir zarara yol   açmayanlar hariç, baskı adı altında uygulanabilecek özgürlükten mahrum bırakan cezalar,   “ceza alanı” kapsamına girmektedir. Davanın ciddiyeti, taraf Devletlerin gelenekleri ve   AĐHS’nin kiꢀinin fiziksel özgürlüğüne atfettiği önem bunu gerektirmektedir (Engel ve   diğerleri kararı).   AĐHM özellikle de bu son kriterden yola çıkarak baꢀvuranın, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi   bakımından “ceza alanında bir suçlamaya” maruz kalıp kalmadığını inceleyecektir.   AĐHM baꢀvurana verilen cezanın ciddiyetini not etmektedir: toplamda yetmiꢀ beꢀ gün   özgürlüğünden mahrum bırakılmıꢀ ve bu ceza, mahkumiyet cezası ile aynı koꢀullarda infaz   edilmiꢀtir.   AĐHM, ciddiyeti ve kiꢀiyi özgürlüğünden yoksun bıraktığı dikkate alındığında   baꢀvurana verilen cezanın itiraza yer vermeksizin ceza alanına girdiğini tespit etmektedir. bu   nedenle Hükümet’in itirazını reddetmekte ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin mevcut davada   uygulanabileceğini belirtmektedir.   Ayrıca AĐHM, ꢀikayetin AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan   yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM baꢀvuruda baꢀka hiçbir kabuledilemezlik   gerekçesi bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi   yerinde olacaktır.   B. Esas Hakkında   Hükümet, Disiplin Mahkemesi üyelerinin silahlı kuvvetler mensubu olmaya devam   ettiklerini ve silahlı kuvvetlere bağlı olduklarını kabul etmektedir. Bununla birlikte   Hükümet’e göre, üyelerin bir yıllık görev süreleri boyunca görevlerinden alınamamaları,   görevlendirme ꢀekilleri ve yasada ifade edilen diğer güvenceler, askeri mahkemelerin   bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını ortaya koymaktadır. Hükümet bununla ilgili olarak 477   sayılı Disiplin Mahkemeleri Kuruluꢀu ve Yargılama Usulü ve Disiplin Suç ve Cezaları   Kanunu ile öngörülen güvencelerin altını çizmektedir.   Baꢀvuran, baꢀvurusunu yaptığı sırada dile getirdiği argümanlardan farklı olarak yeni   argümanlar sunmamıꢀtır.   AĐHM öncelikle, baꢀvuranın yargının “öznel tarafsızlığı” konusunda herhangi bir   itirazının bulunmadığını not etmektedir. O halde ꢀikayet, askeri mahkemenin “nesnel”   tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile ilgili bulunmaktadır. Bu nedenle AĐHM, öncelikle mevcut   davada, Askeri Disiplin Yönetmeliği’ne aykırı bir suç iꢀlediği gerekçesiyle kadrolu bir   astsubayın askeri mahkemede yargılandığı davanın sözkonusu olduğunu gözlemlemektedir   (Bkz., a contrario, Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998, Derleme Kararlar ve Hükümler 1998-IV,   ve Mitap ve Müftüoğlu-Türkiye, 25 Mart 1996).   AĐHM, güvenlik güçleri üyelerini yargılamak amacıyla kısmen ya da tamamen askeri   üyeden oluꢀan mahkemelerin kurulması uygulamasının, çok sayıda üye Devlet’in hukuk   sisteminde mevcut bir uygulama olduğunu tespit etmektedir. Bununla birlikte askeri   mahkemeler, ancak bağımsızlıklarını ve tarafsızlıklarını güvence altına alacak yeterli koruma   tedbirlerinin bulunması halinde AĐHS uyarınca uygunluk arz etmektedirler (Bkz., diğerleri   arasında, Morris-Birleꢀik Krallık, no: 38784/97).   AĐHM, bir mahkemenin özellikle de taraflara ve yürütme gücüne karꢀı “bağımsız”   olup olmadığını tespit etmek amacıyla atama ꢀekillerini ve üyelerin görev sürelerini, dıꢀ   baskılar karꢀısında güvencelerin var olup olmadığını dikkate aldığı içtihadını hatırlatmaktadır.   AĐHM mevcut davada Askeri Disiplin Mahkemesi üyelerinin, hakim statüsü   bulunmayan ve hukuk eğitimi almamıꢀ subaylar olduğunu tespit etmektedir. Askeri Disiplin   Mahkemesi üyeleri, askeri birlik komutanı tarafından ya da mahkemenin kurulduğu askeri   kurumun amiri tarafından seçilmektedir. Bu nedenle bu hakimlerin tamamı, askeri   hiyerarꢀinin emirlerine bağlıdır.   AĐHM mevcut davada, ne ilk derece mahkemesi üyelerinin ne de temyiz incelemesi   yapan üst merci üyelerinin meslek hayatlarının sonuna yaklaꢀmıꢀ subaylar olduğunun altını   çizmektedir (Bkz., a contrario, Engel ve diğerleri). O halde bu üyeler, yargı görevi görürken   üst makamlara bağlı olmakta ve eylemlerinden ötürü askeri hiyerarꢀiye hesap verme   zorunluluğundan   bağıꢀık   tutulmalarını   sağlayacak   hiçbir   özel   güvenceden   yararlanmamaktadırlar.   AĐHM ayrıca baꢀvuranı iki ayrı disiplinsizlik eyleminden dolayı suçlayan alay   komutanının, Askeri Disiplin Mahkemesi’nde yer alan subaylardan rütbe olarak üstün   olduğunu not etmektedir (Bkz., mutatis mutandis, Findlay-Birleꢀik Krallık, 25 ꢁubat 1997).   Hakimlerin görev sürelerinin sağlayabileceği güvence ile ilgili olarak AĐHM, Askeri   Disiplin Mahkemesi üyelerinin görev sürelerinin bir yıl ile sınırlı olduğunu gözlemlemektedir.   Karꢀılaꢀtırma yapılmasını sağlayabilmek amacıyla AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde   görev yapan hakimlerin dört yıllık görev süresinin kısa olduğuna kanaat getirdiğini   hatırlatmaktadır.   AĐHM hakimlerin görev sürelerinin, genel anlamda bağımsızlıklarının doğal bir   sonucu olarak değerlendirilse dahi, gerekli olan diğer koꢀulların bulunması durumunda bu   sürenin kısa oluꢀunun, hakimlerin bağımsız olmadığı yönünde bir değerlendirilmenin   yapılabilmesi için baꢀlı baꢀına yeterli olmadığını yinelemektedir (mutatis mutandis, Morris,   ve Campbell ve Fell-Birleꢀik Krallık, 28 Haziran 1984 tarihli karar).   Mevcut davada bağımsızlık için gerekli olan diğer koꢀulların bir arada olduğuna   kanaat getirilmemektedir.   Yukarıda ifade edilen gerekçelerin tamamı için baꢀvuranın Askeri Disiplin   Mahkemesi’nin tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki ꢀüphelerinin nesnel olarak ortaya   konulduğu kanaatindedir (Bkz., aynı zamanda, mutatis mutandis, A.D.-Türkiye, (karar), no:   29986/96, 22 Aralık 2005). AĐHM ayrıca üst mahkemenin bu durumun telafi edilmesine   imkan verecek güvenceler sunmadığını tespit etmektedir.   Sonuç olarak Askeri Disiplin Mahkemesi’nin, tarafsız ve bağımsızlıktan yoksun   olduğuna iliꢀkin ꢀikayetle ilgili olarak AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHM daha önce buna benzer davalarda da dile getirildiği üzere tarafsızlıktan ve   bağımsızlıktan yoksun olduğuna kanaat getirilen bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi   altındaki kiꢀilere adil ve hakkaniyet uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin   varsayılamayacağını hatırlatmaktadır. Bu husustaki ihlal tespiti ıꢀığında AĐHM, baꢀvuranın   davasının adil olarak görülmediğine iliꢀkin diğer ꢀikayetin ayrıca incelenmesinin gerekli   olmadığına karar vermiꢀtir (Bkz., diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye, 28 Ekim 1998, ve   Okutan-Türkiye, no: 43995/98, 29 Temmuz 2004).   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Tazminat   Baꢀvuran maddi tazminat olarak 3.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran aynı zamanda   hapsedilmesi nedeniyle uğradığı manevi zararın tazmini için 20.000 Euro talep etmektedir.   Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmakta ve bu iddiaların hiçbir belge ile   desteklenmediğini belirtmektedir.   AĐHM maddi tazminat talebinin desteklenmediğini tespit etmekte ve bu talebi   reddetmektedir. AĐHM, manevi tazminatla ilgili olarak mevcut davada verilen ihlal kararının,   adil tazmin için baꢀlı baꢀına yeterli olduğuna karar vermiꢀtir.   B. Masraf ve Harcamalar   Baꢀvuran AĐHM ve yerel mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 5.000   Euro talep etmektedir.   Hükümet bu talebin gerekçelendirilmediğini belirtmektedir.   AĐHM’nin içtihadına göre ancak gerçekten yapılan ve makul miktardaki masraf ve   harcamalar geri ödenebilmektedir. Mevcut davada ve elindeki mevcut unsurlar ve yukarıda   ifade edilen kriterler dikkate alındığında AĐHM, baꢀvurana tüm masraflarla birlikte 1.000   Euro ödenmesinin makul olacağına kanaat getirmektedir.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. Askeri Disiplin Mahkemesi’nin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olması   sebebiyle AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. maddesine iliꢀkin olarak yapılan ꢀikayetin ayrıca incelenmesinin   gerekli olmadığına;   4. Đhlal kararının baꢀvuranın uğradığı manevi zararın tazmini için baꢀlı baꢀına yeterli   olduğuna;   5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere her türlü vergiden   muaf tutularak Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana masraf ve harcamalar için 1.000   Euro (bin) ödenmesine:   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar,   Hükümet’in, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit   oranda basit faizi uygulamasına;   6. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   karar vermiꢀtir.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3   maddesine uygun olarak 3 Mayıs 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło