39515/03
WyrokETPCz2009-07-21ECLI:CE:ECHR:2009:0721JUD003951503
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego w sprawie o odszkodowanie, połączona z dewaluacją zasądzonej kwoty z powodu inflacji i brakiem skutecznych środków prawnych, narusza prawo do rzetelnego procesu (art. 6 ust. 1), prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13) oraz prawo do poszanowania mienia (art. 1 Protokołu nr 1) Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że postępowanie trwało nadmiernie długo (ponad 15 lat), co naruszyło art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdził również, że w tureckim systemie prawnym brakowało skutecznego środka prawnego, który pozwalałby skarżącemu na skargę na przewlekłość postępowania oraz na dewaluację odszkodowania, co stanowi naruszenie art. 13. Co więcej, Trybunał orzekł, że znaczna dewaluacja zasądzonego odszkodowania, spowodowana długotrwałym postępowaniem i niewystarczającymi odsetkami za zwłokę w warunkach wysokiej inflacji, stanowiła naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1, ponieważ naruszyło to "sprawiedliwą równowagę" między interesem publicznym a ochroną praw podstawowych skarżącego.Stan faktyczny
Skarżący, Hadin Okçu, został ranny w 1980 roku podczas pełnienia służby jako strażnik osiedlowy, co doprowadziło do paraliżu prawej ręki. W 1991 roku złożył wniosek o odszkodowanie, który został odrzucony, a następnie wniósł sprawę do sądu administracyjnego. Postępowanie trwało ponad 15 lat, a zasądzone odszkodowanie uległo znacznej dewaluacji z powodu inflacji i niewystarczających odsetek za zwłokę.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Postanawia połączyć zarzut rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych z meritum i odrzucić go.
2. Uznaje skargę za dopuszczalną.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji z powodu braku skutecznego środka odwoławczego w prawie tureckim w związku z przewlekłością postępowania.
5. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji.
6. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji z powodu braku skutecznego środka odwoławczego w prawie tureckim w związku z dewaluacją kwoty odszkodowania.
7. Zasądza na rzecz skarżącego:
a) 40 000 EUR tytułem odszkodowania majątkowego.
b) 16 000 EUR tytułem odszkodowania niemajątkowego.
c) 240 EUR tytułem kosztów tłumaczenia.
d) Odsetki za zwłokę według stopy Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe.
8. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
OKÇU -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 39515/03)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaꢀı Hadin Okçu (baꢀvuran) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 12 Kasım tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin
(Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan 39515/03 numaralı
baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir
Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından M. Vefa tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1955 doğumlu olup Diyarbakır’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, 7 Temmuz 1980 tarihinde Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı olarak
mahalle bekçiliği görevini yerine getirirken, silahlı soygun yapan saldırganlar tarafından
yaralanmıꢀtır. Ekim 1990 tarihinde gerçekleꢀtirilen muayene sonucunda düzenlenen tıbbi raporda, « bir
kurꢀun yarası dolayısıyla sağ elin felç olduğu » belirlenmiꢀtir. 22 Nisan 1991 tarihinde
baꢀvuran, erken emekliliğe ayrılmıꢀtır. Eylül 1991 tarihinde, Đçiꢀleri Bakanlığı’na (« idari makam ») baꢀvurarak tazminat talep
etmiꢀtir. Ekim 1991 tarihinde, idari makam bu talebi reddetmiꢀtir. Kasım 1991 tarihinde baꢀvuran, 9 Ekim 1990 tarihli tıbbi rapora dayanarak, Diyarbakır
Đdare Mahkemesi (« mahkeme ») önünde Devlete karꢀı 100 000 000 Türk Lirası (TRL)
tutarında maddi ve 15 000 000 TRL tutarında manevi (toplam aꢀağı yukarı 19 000 Euro
(EUR)1 ) tazminat davası açmıꢀtır.
Mahkeme 10 Mart 1995 tarihinde, baꢀvuranın talebini kısmen haklı bulmuꢀ ve kendisine
manevi tazminat olarak talep ettiği tutarın gecikme faizleri eklenmeksizin ödenmesini kabul
etmiꢀtir.
Baꢀvuranın 10 Temmuz 1995 tarihinde yaptığı itiraz üzerine Danıꢀtay, 18 Aralık 1996
tarihinde verdiği kararda ilk derece mahkemesinin maddi tazminatla ilgili hükmünü
bozmuꢀtur. Danıꢀtay, mevcut davada Devlet sorumluluğunun bulunduğunu ve dolayısıyla
baꢀvurana maddi anlamda bir tazminatın ödenmesi gerektiğini kaydetmiꢀtir. Đdari makam
itiraz ederek, bu kararın düzeltilmesini istemiꢀtir. Danıꢀtay, 9 Haziran 1999 tarihli kararında
bu itirazı reddetmiꢀtir.
1. Bu karardaki Euro cinsinden belirtilen miktarlar anılan dönemde geçerli olan kur üzerinden hesap edilmiꢀtir.
Aralık 1999 tarihinde mahkeme, baꢀvurana maddi tazminat olarak verilecek tutarın
belirlenmesi için bilirkiꢀi raporu isteyerek, erteleme kararı almıꢀtır. Mahkeme bünyesinde
konuyla ilgili yetkili bilirkiꢀinin bulunmaması dolayısıyla, dosya Ankara Đdare Mahkemesi’ne
sevk edilmiꢀtir. Temmuz 2001 tarihinde, baꢀvuranın zararını değerlendiren ilk bilirkiꢀi raporu
düzenlenmiꢀ, ancak baꢀvuran bu rapora 31 Temmuz 2001 tarihinde itiraz etmiꢀtir. Baꢀvuran
özellikle bu uzun yargılama süresi sonunda kendisine hak görülen paranın değerinin oldukça
düꢀtüğünü ve bu nedenle AĐHS’nin ihlâl edildiğini ileri sürmüꢀ ve bilirkiꢀi tarafından
belirlenen tutara itiraz etmiꢀtir.
Ankara Đdare Mahkemesi, 3 Ekim 2001 tarihli ön kararında baꢀvurana verilecek tutarın
hesaplanmasında eksiklikler bulunduğunu tespit etmiꢀ ve yeni bir bilirkiꢀi raporu istemiꢀtir. Nisan 2002 tarihinde bir ara rapor düzenledikten sonra bilirkiꢀiler, 8 Kasım 2002
tarihinde mahkemeye nihai raporu takdim etmiꢀlerdir. Baꢀvuranın maruz kaldığı maddi zarar
tutarı 254 101 698 965 TRL (yaklaꢀık 158 000 EUR) olarak belirlenmiꢀtir.
Đdari makam, 18 Aralık 2002 tarihinde bu son raporda belirlenen tutara itiraz etmiꢀtir. ꢁubat 2003 tarihinde mahkeme, Danıꢀtay’ın kararına uymuꢀ ve baꢀvurana davayı
açarken talep etmiꢀ olduğu tutarın, yani maddi tazminat olarak 100 TRY2 (yaklaꢀık 54 EUR)
ve manevi tazminat olarak 15 TRY (yaklaꢀık 8 EUR) verilmesine hükmetmiꢀtir. Gecikme
faizi olarak, 30 Eylül 1991 tarihinden itibaren yasal oranlara göre hesaplanan 100 TRY tutarı
eklenmiꢀtir. Đlk derece mahkemesi açıklamalarında mevcut davada Devlet sorumluluğunun
bulunduğunu ve baꢀvuranın tazminat hakkına sahip olduğunu kaydetmiꢀtir. Mahkeme ayrıca,
idari makamın son bilirkiꢀi raporuna yaptığı itirazın dikkate alınmaması gerektiğini, zira
orada belirtilen tutarın baꢀvuranın dava açarken talep ettiği tutarın çok üstünde olduğunu ve
mahkemenin tarafların davada talep ettikleri rakamlarla sınırlı kalması gerektiğini ve
dolayısıyla ilgili ꢀahısa daha fazla bir miktar verilemeyeceğini belirtmiꢀtir.
Danıꢀtay, 13 Mart 2007 tarihli kararında bu kararı onamıꢀtır. Taraflar, kararın düzeltilmesi
yönünde bir itiraz baꢀvurusunda bulunmadıklarından, bu karar kesinleꢀmiꢀtir. AĐHM
mahkeme kalemi tarafından yapılan hesaplamalara göre, baꢀvurana maddi tazminat
bağlamında ödenecek tutar iç hukuka uygun olarak yasal oranlarda eklenecek gecikme
faizleriyle birlikte yaklaꢀık 688 TRY (373 EUR) olmalıdır. Manevi tazminat olarak gecikme
faizi eklenmeksizin hesaplanan 15 TRY (8 EUR) tutar ise değiꢀmemektedir.
HUKUK
I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞE ĐLĐꢁKĐN
Hükümet, iki açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediğini öne sürerek baꢀvurunun
kabuledilemez olduğunu iddia etmektedir. Hükümet ilk olarak, dava iç yargı organları önünde
devam ettiği için baꢀvurunun zamanından önce sunulduğunu savunmaktadır. Đkinci olarak ise
hükümet, AĐHM’nin 31 Ocak 2006 tarihli kararına atıfta bulunarak (Türkiye aleyhine Kat
2. 1 Ocak 2005 tarihi itibariyle Türk Lirası’ndan Yeni Türk Lirası’nı geçilmiꢀtir. 1 YTL 1.000.000 TL’ye
tekabül etmektedir.
Đnꢀaat Ticaret Kollektif ꢁirketi davası (karar), no 74495/01), baꢀvuranın Borçlar Kanunu’nun
105. maddesine dayanarak tazminat tutarına gecikme faizlerinin eklenmemesine itiraz etme
imkânı olduğunu kaydetmektedir.
Baꢀvuran, Hükümetin savına karꢀı çıkmaktadır.
Hükümetin iddialarının birinci bölümüyle ilgili olarak AĐHM, mevcut davada olduğu gibi,
baꢀvuru sunulduktan kısa bir süre sonra, ancak kabuledilebilirliğe iliꢀkin bir hüküm
verilmesinden evvel bu baꢀvuru yollarının son aꢀamasına varılmıꢀ olmasına müsamaha
gösterdiğini hatırlatmaktadır (bakınız, mutatis mutandis, Avusturya aleyhine Ringeisen davası, Temmuz 1971, prg. 91, seri A no 13, ve Türkiye aleyhine E.K. davası (karar), no 28496/95, Kasım 2000). AĐHM ayrıca Türk hukuk sisteminin iꢀlemleri hızlandırmak için herhangi bir
hukuk yolu sunmadığını da hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tendik ve diğerleri davası,
no 23188/02, prg. 36, 22 Aralık 2005).
Mevcut davada, AĐHM, söz konusu yargılama her ne kadar baꢀvuru sunulduğunda ulusal
mahkemeler tarafından henüz karara bağlanmamıꢀ olsa da, davanın nihai olarak 13 Mart 2007
tarihinde Danıꢀtay’ın onama kararıyla tamamlandığını kaydetmektedir. AĐHM ayrıca,
baꢀvuranın karar tarihinden ne önce ne de sonra yargılama süresinin uzunluğuna itiraz etme
imkânı bulamadığını not etmektedir. Bu itibarla, Hükümetin bu iddiası kabul edilemez.
Borçlar Kanunu’nun 105. maddesine dayanarak itiraz etme imkânı bulunduğu konusunda
AĐHM, Hükümetin bu iddiasının, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesiyle bağlantılı olarak
AĐHS’nin 13 maddesi açısından dile getirilen ꢀikâyetle yakından iliꢀkili olduğu ve bu nedenle
esasa eklenmesi gerektiği kanaatini taꢀımaktadır.
AĐHM, ayrıca baꢀvurunun AĐHS’nin 35/3 maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını tespit etmektedir. Bu
itibarla, baꢀvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.
II. AĐHS’NĐN 6/1 VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, AĐHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunarak, iç hukukta yürütülen yargılama
süresinin makul süre ilkesine aykırı düꢀtüğünü iddia etmektedir.
AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında ise baꢀvuran, iç hukukta söz konusu yargılamanın
süresine itiraz etme imkânı veren etkili bir itiraz yolu bulunmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.
A. AĐHS’nin 6/1. maddesi kapsamındaki ꢀikâyet
AĐHM, bir yargılama süresinin makul olarak kabul edilmesi için bu sürenin dava
koꢀullarına ve içtihadındaki kıstaslara, özellikle davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuran ve yetkili
makamların tutumu ve yine davanın ilgili ꢀahıs için önemine göre değerlendirilmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Fransa aleyhine Frydlender davası
[GC], no 30979/96, prg. 43, CEDH 2000-VII).
Mevcut davada, AĐHM, ilk olarak değerlendirilmesi gereken sürenin idare mahkemesinde
dava açılması suretiyle 8 Kasım 1991 tarihinde baꢀladığını ve Danıꢀtay’ın ilk derece
mahkemesinin kararını onadığı gün olan 13 Mart 2007 tarihinde sona erdiğini
kaydetmektedir. Dolayısıyla, iki dereceli yargılama ile toplam beꢀ mahkeme önünde görülen
bu dava on beꢀ yıl dört aydan fazla bir sürede tamamlanmıꢀtır.
AĐHM ikinci olarak, ihtilaflı yargılamanın 1980 yılında meydana gelen ve baꢀvuranın sağ
elinin felç olmasına yol açan bir kazaya bağlı bir tazminatla ilgili olduğunu ve davanın hiçbir
karmaꢀıklık içermediğini gözlemlemektedir. AĐHM, ayrıca idare mahkemesinin ilk seferinde
davayı üç yıl dört ayda karara bağladığını ve erteleme kararını da üç yıl sekiz ayda aldığını,
davaya toplam üç kez bakan Danıꢀtay’ın ise temyiz kararını ancak yedi yıl bir aylık sürede
verdiğini kaydetmektedir. Tüm bunları göz önüne alan AĐHM, yargılamanın yetkili makamlar
yüzünden gecikmiꢀ olduğu kanaatine varmaktadır.
Yukarıdaki bilgiler ıꢀığında AĐHM, ihtilaflı yargılama süresinin AĐHS’nin 6/1 maddesinde
istenen ꢀartlara uygun olmadığına hükmetmektedir. Dolayısıyla, bu hüküm ihlâl edilmiꢀtir.
B. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamındaki ꢀikâyet
AĐHM, AĐHS’nin 6 /1 maddesi çerçevesinde bir dava duruꢀmasını makul süre içinde
tamamlama ꢀartının ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak, AĐHS’nin 13. maddesinin, ulusal bir
merci önünde etkili bir hukuk yolunu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır (Polonya
aleyhine Kudła davası [GC], no 30210/96, prg. 156, CEDH 2000-XI). AĐHM ayrıca mevcut
davaya benzer diğer davalarda, Türk hukuk sisteminde davacılara yargı süresinden ꢀikâyetçi
olma imkânı tanıyan herhangi bir itiraz yolu sunulmadığı gerekçesiyle AĐHS’nin 13.
maddesinin ihlâl edildiğine hükmettiğini anımsatmaktadır (Tendik ve diğerleri, ilgili bölüm,
prg. 36). AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için herhangi bir neden
görmemektedir.
Yukarıdaki tüm bilgileri göz önüne alan AĐHM, baꢀvuranın iç hukukta davasının makul
sürede görülmemesini cezalandırmaya imkân tanıyan bir itiraz yolu bulamadığı kanaatine
varmaktadır.
Bu itibarla, AĐHS’nin 13. maddesi de ihlâl edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN VE 1 NOLU EK PROTOKOLÜN 1. MADDESĐNĐN
ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesine atıfta bulunarak, ulusal mahkemelerin on
beꢀ yıl dört ay süren yargılama sonucunda kendisine hükmettikleri tazminat tutarının bu süre
içerisinde değer kaybetmesi dolayısıyla mülkiyet dokunulmazlığına saygı ilkesinin
çiğnendiğini iddia etmektedir.
AĐHS’nin 13. maddesi bağlamında ise baꢀvuran, iç hukukta tazminat tutarındaki değer
kaybını telafi etmek için etkili bir itiraz yolunun bulunmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.
A. 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamındaki ꢀikâyet
1. Bu ꢀikâyetin ayrıca incelenme gerekliliği hakkında
AĐHM, daha önce birçok davada uzun süren yargılamaların mal varlığı üzerindeki olumsuz
etkilerini AĐHS’nin 6/1 maddesi kapsamında incelerken, yalnızca bu ihlâl tespit edildikten
sonra, bir baꢀvuranın gerektiğinde elde edebileceği bir adil tazminat çerçevesinde
değerlendirdiğini hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Yunanistan aleyhine
Michaïlidou ve diğerleri davası, no 21091/07, prg. 12, 12 Mart 2009, Yunanistan aleyhine
Varipati davası, no 38459/97, prg. 32, 26 Ekim 1999, Fransa aleyhine Dumas davası (karar),
no 53425/99, 30 Nisan 2002, Đtalya aleyhine Capestrani davası (karar), no 46617/99, 27 Ocak
2005, ve Yunanistan aleyhine Poulitsidi davası, no 35178/05, prg. 36, 11 Ekim 2007).
Bununla birlikte, Fransa aleyhine Guillemin davasında (21 ꢁubat 1997, prg. 54, Karar ve
hükümlerin derlemesi 1997-I) verdiği karara atıfta bulunan AĐHM, « ilgili ꢀahsın maruz
kaldığı zarar için elde ettiği tazminatın uygun bir tatmin niteliğine sahip olabilmesi için
mahrumiyet süresinin de dikkate alınması ve bunun makul bir sürede gerçekleꢀmesi
gerektiğini hatırlatmaktadır (bakınız, aynı anlamda, Türkiye aleyhine Akkuꢀ davası, Temmuz 1997, prg. 29, Derleme 1997-IV, ve Türkiye aleyhine Baꢀ davası, no 49548/99,
prg. 60, 24 Haziran 2008). Bu değerlendirmeler, mutatis mutandis, özellikle bu tür
gecikmelerin olumsuz sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeterli bir çözümün bulunmaması
nedeniyle tazminatın uygun olma niteliğini maddi ölçüde azaltacak olan aꢀırı yavaꢀ yargı
iꢀleyiꢀi için de geçerlidir.
Bundan ötürü, mevcut davanın koꢀullarını göz önüne alan AĐHM, özellikle davanın
açıldığı tarihte talep edilen tazminat tutarının büyük ölçüde değer kaybetmesi nedeniyle
ꢀikâyetin 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında incelenmesinin sürdürülmesi
gerektiği kanaatine varmaktadır. AĐHM, ancak bu surette baꢀvuranın bir taraftan yargılamanın
aꢀırı uzun sürmesi ve diğer taraftan o dönemde ülkedeki mevcut enflasyon oranları karꢀısında
gecikme faizlerinin yetersiz kalması nedeniyle büyük ölçüde zarar ettiği yönündeki temel
iddiasının özünü incelemiꢀ olacaktır.
2. Esasa iliꢀkin
Hükümet, Türk idare hukukunun medeni hukukun aksine bir davacıya dava devam ederken
baꢀlangıçtaki tazminat rakamının yeniden değerlendirilmesini talep etme imkânı tanımadığını
kaydetmektedir. Hükümet, mevcut davada idari yargıcın dava taraflarının talep ettiği rakama
bağlı kalmak durumunda olduğunu ve baꢀvurana davanın açıldığı tarihte talep ettiği tutarın
üzerinde bir tazminat miktarı veremeyeceğini eklemektedir.
Hükümet ayrıca, ulusal mahkemelerin tam olarak baꢀvuranın talebini kabul ettiklerini ve
tazminatın uğradığı değer kaybının gecikme faizleriyle karꢀılandığını ve bu nedenle
baꢀvuranın maddi bir kaybı olmadığını iddia etmektedir.
Baꢀvuran, iddialarını yinelemekte ve bir taraftan yargılamanın aꢀırı uzun sürmesi nedeniyle
ve diğer taraftan o dönemde ülkedeki mevcut enflasyon oranları karꢀısında gecikme
faizlerinin yetersiz kalması nedeniyle büyük ölçüde zarar ettiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, öncelikle Yargıtay’ın 13 Mart 2007 tarihli kararıyla Diyarbakır Đdare
Mahkemesi’nin 27 ꢁubat 2003 tarihli kararını onayarak, baꢀvuran lehine talep edilebilir bir
“alacak” yarattığı konusunda kimsenin itirazı bulunmadığını gözlemlemektedir (Yunanistan
aleyhine Stran Yunan Rafinerileri ve Stratis Andreadis davası, 9 Aralık 1994, prg. 59, seri A
no 301-B). Bu durumda baꢀvuranın 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi anlamında «mülkiyet»
oluꢀturan bir hakkı bulunmaktadır. Ayrıca, bu hak, baꢀvuranın Đçiꢀleri Bakanlığı’na
baꢀvurduğu tarih olan 30 Eylül 1991 tarihinden itibaren geçerli olacak ꢀekilde geriye dönük
olarak tanınmıꢀtır (yukarıdaki ilgili paragraflar; bakınız, aynı anlamda, Baꢀ ilgili bölüm, prg.
59).
AĐHM, baꢀvurana on beꢀ yıl dört ay süren yargılama sonunda tahsis edilen tazminatın,
enflasyon oranı karꢀısında gecikme faizlerinin yetersiz kalması nedeniyle, büyük ölçüde değer
kaybettiğini tespit etmektedir. Bu itibarla AĐHM, baꢀvuranın alacağının tam değerini elde
etme imkânı bulamamasını, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesinin birinci paragrafının ilk
cümlesi anlamında mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesi hakkına müdahale olarak
değerlendirmektedir.
Bu hükmün amaçları doğrultusunda AĐHM, kamu yararı gereksinimleri ile baꢀvuranın
temel haklarının korunma zorunlulukları arasında adil bir dengenin muhafaza edilip
edilmediğini araꢀtırmalıdır (Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23 Eylül 1982, prg.
69, seri A no 52).
Bu bakımdan AĐHM, ilgili ꢀahsın ilk defa ulusal mahkemelerde dava açtığı 8 Kasım 1991
tarihi ile mahkemelerin davayı kesin olarak esastan karara bağladıkları 13 Mart 2007 tarihi
arasında on beꢀ yıl dört aylık bir sürenin geçtiğini yinelemektedir. AĐHM, o dönemde
Türkiye’deki baskın enflasyon ortamının hükmetmesi ve uzun yargılama süresinden
kaynaklanan maddi kaybı telafi etmesi gereken gecikme faizi oranlarının yetersiz kalması
dolayısıyla baꢀvurana tahsis edilen tazminatın neredeyse sıfıra düꢀtüğünü kaydetmektedir.
Doğrusu, sayısal değeri değiꢀmese de (115 000 000 TRL), baꢀvuranın Devlet’ten alacağı
tazminat tutarı talep edilebileceği tarih itibariyle azalmasına neden olan koꢀullar üzerinde bir
etkisi olmaksızın
% 99’dan fazla değer kaybına uğramıꢀtır (1991 yılında 19 000 EUR
karꢀın 2007 yılında 54 EUR; yukarıdaki ilgili paragraflar).
Üstelik, AĐHM, 8 Kasım 2002 tarihinde, yani ilk derece mahkemesinde dava açılmasından
on bir yıl sonra, bilirkiꢀilerin baꢀvuranın zararını 254 101 698 965 TRL (yaklaꢀık 158 000
EUR; yukarıdaki ilgili paragraf) olarak belirlediklerini unutmamaktadır.
Bu bakımdan AĐHM, idari mahkemelerin bir zararın telafi edilme talebiyle ilgili davaları
geç karara bağlaması durumunda, bu gecikmeden daha az tazminat ödeyecek olan Devletin
değil davacının mağdur olduğunu hatırlatmak zorundadır (bakınız, mutatis mutandis,
Yunanistan aleyhine Reveliotis davası, no 48775/06, prg. 33, 4 Aralık 2008).
Yukarıdaki bilgileri göz önüne alan AĐHM, tazminat tutarının davanın açıldığı tarihteki
değeri ile talep edilebileceği tarihteki değeri arasındaki büyük farkın yargılamanın yavaꢀ
iꢀlemesinden ve gecikme faizlerinin yetersizliğinden kaynaklandığı kanaatine varmaktadır.
AĐHM, iç hukukta bu ihtilaflı durumun üstesinden gelebilecek etkili bir itiraz yolunun
yokluğu ile ikiye katlanan bu tutarsızlığın baꢀvuranı aꢀırı bir yük altına soktuğuna ve kamu
yararı gereksinimleri ile baꢀvuranın temel haklarının korunma zorunlulukları arasında olması
gereken adil dengeyi bozduğuna hükmetmektedir.
Sonuç olarak, 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi ihlâl edilmiꢀtir.
B. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamındaki ꢀikâyet
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, iç hukukta, Sözleꢀmede yer aldığı ꢀekliyle temel hak ve
özgürlükleri öngören bir baꢀvuruyu güvence altına aldığını hatırlatmaktadır. Bu hüküm,
AĐHS’ne dayalı «savunulabilir» içerikli bir ꢀikayeti inceleyecek bir iç hukuk yolunun
oluꢀturulmasını ve bu yolun uygun telafi yolu sağlamasını zorunlu kılmaktadır (Kudła, ilgili
bölüm, prg. 157).
Mevcut davada, AĐHM 1 Nolu Ek Protokolün 1. maddesi temelinde savunulabilir bir
ꢀikâyetin var olduğunu tespit etmektedir.
Baꢀvuran, iç hukukta tazminat tutarının değer kaybını telafi edecek etkili bir itiraz yolunun
bulunmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Hükümet, bu sava karꢀı çıkmakta ve özellikle ilgili
ꢀahsın ayrıca bir tam yargı davası açma imkânına sahip olduğunu ileri sürmektedir.
AĐHM, Hükümetin de kabul ettiği üzere, medeni hukukun aksine Türk idari hukukunun
baꢀvurana dava devam ederken ilk baꢀta talep ettiği rakamın yeniden değerlendirilmesini
isteme imkânı tanımadığını gözlemlemektedir.
AĐHM, usule iliꢀkin bu engelin özellikle Anayasa Mahkemesi’ne göre «idari makamın adli
takibat tehdidi altında kalmasını önlemek, ihtilafları en kısa zamanda çözüme kavuꢀturmak,
idari makamın faaliyetlerini yerine getirirken etkinliği ve istikrarı korumak, yargılama
usulünün gerektirdiği gibi idari makamın savunmasını hazırlamak ve gerekli idari önlemleri
almak gibi olgu ve gerekçeler üzerine dayandığını kaydetmektedir. AĐHM’nin düꢀüncesine
göre, bu mantık mevcut davada olduğu gibi, davacının baꢀlangıçta talep ettiği tazminat
rakamının yargılamanın yavaꢀ iꢀlemesi nedeniyle büyük ölçüde değer kaybına uğradığını
dikkate almamaktadır. Uygulamada, tazminat tutarında böylesi bir azalma, davacıya
ödeyeceği tutarın gerçekte vermesi gereken tutardan çok daha düꢀük olması dolayısıyla
yalnızca Devletin iꢀine gelmektedir.
Öte yandan AĐHM, Hükümetin baꢀvuranın alacağının tamamını elde etmek için
bilirkiꢀilerin belirlediği tutarı öğrendikten sonra ayrıca bir tam yargı davası açma imkânına
sahip olduğu yönündeki savını desteklememektedir.
Doğrusu, Danıꢀtay’ın konuyla ilgili farklı içtihatları göz önüne alındığında, böyle bir
itirazın uygulamada makul bir baꢀarı ꢀansı olmadığı anlaꢀılmaktadır. Diğer taraftan, ilgili
ꢀahsın bilirkiꢀilerin belirlediği tutarı ilk öğrendiği gün, yani 4 Temmuz 2001 tarihinde, Đdari
Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde öngörülen süre zaten dolmuꢀtu. Dolayısıyla
makul bir ꢀekilde düꢀünülürse, zaten baꢀvuran ek bir dava açmıꢀ olsaydı bile, bu dava sukutu
hak dolayısıyla reddedilecekti. Üstelik Hükümet, söz konusu itiraz yolunun iddia edilen ihlâl
durumunu düzelteceğini gösteren herhangi bir içtihat örneği sunmamaktadır.
Nihayet, baꢀvuranın kaybını karꢀılamak üzere Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi
kapsamında bir dava açma imkânıyla ilgili olarak AĐHM, Hükümetin açıklamalarının aksine,
Türk idari hukukunda böyle bir yargılama usulünün öngörülmediğini tespit etmektedir. Zaten
Hükümet, bu iddialarını destekleyen herhangi bir içtihat sunmamıꢀtır.
Bu nedenle AĐHM, Türk idare hukukunun, Devletin sorumluluğuna giren bir tazminat
davasında, davacıların yargılamanın yavaꢀ iꢀlemesinden doğan zararlarını ortadan kaldıracak
yeterli bir çözüm getirmediği kanaatine varmaktadır.
Sonuç olarak AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddialarını
reddetmekte ve AĐHS’nin 13. maddesinin de ihlâl edildiğine hükmetmektedir.
IV. AĐHS’NĐN 41. VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran 141.000 Euro maddi tazminat ve 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu miktarları aꢀırı olarak nitelendirmektedir. Hükümet AĐHM’den baꢀvurana,
gerek duyulması halinde, tespit edilen ihlale uygun bir meblağın ödenmesine hükmedilmesini
talep etmektedir.
AĐHM, ihlal ile sonuçlanan bir davada, AĐHS uyarınca, Savunmacı Devlete düꢀen hukuki
yükümlülüğün bu ihlale son vermek ve bunun sonuçlarını gidermek olduğunu hatırlatır. Đç
hukuk sözkonusu ihlalin sonuçlarını kısmen telafi edebiliyorsa, AĐHS’nin 41. maddesi,
saptanan ihlal ile ilintili eylemden veyahut ihmalkârlıktan mağdur olan tarafa tazminat
ödenmesi yetkisini AĐHM’ye vermektedir. Bu yetkinin kullanımında AĐHM, sözü edilen
hükümde yer alan «hakkaniyete uygun» ve «gerektiğinde» ifadelerinden ileri gelen belirli bir
esnekliğe sahip bulunmaktadır. AĐHM tarafından dikkate alınan hususlar arasında maddi
tazminat, baꢀka bir deyiꢀle öne sürülen ihlalin doğrudan bir sonucu olarak uğranılan zararlar
da yer almaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Ernestina Zullo, no: 64897/01, 10 Kasım 2004).
AĐHM, bir yandan yargılamanın haddinden fazla sürmesi, öte yandan alacaklı miktarın
dengelenmesi bakımından öngörülen gecikme faizinin enflasyon oranı karꢀısında yetersiz
kalması sonucu baꢀvurana takdir edilen tazminatın hatırı sayılır ölçüde değer kaybına
uğraması nedeniyle bu baꢀvuruda gözetilmesi gereken «adil dengenin» sağlanmadığı
sonucuna varmaktadır. AĐHM, baꢀvuranın alacaklı olduğu tazminatın değer kaybetmesine
karꢀılık iç hukukta baꢀvurabileceği bir yolun bulunmadığını ve davacıya ödenen tutarın
gerçekte ödenmesi gereken tutardan çok daha düꢀük olması nedeniyle bu durumun yalnızca
Devletin iꢀine yaradığı kanaatindedir.
AĐHM, baꢀvurana ödenecek maddi tazminat miktarının belirlenmesinde, bir yandan
yargılama süresinin uzunluğunun, diğer yandan sözkonusu tazminatın değerini azaltan
faktörlerin dikkate alınması gerektiğine itibar etmektedir. AĐHM, bu bağlamda en uygun telafi
yönteminin alacaklı olunan miktara iliꢀkin yargılama sürecindeki tazminat değeri ile
tazminatın talep anındaki değeri arasındaki farkı dikkate almak olduğunu belirtir. Yargılama
süresini ve ilgili dönemde uygulanabilir gecikme faizi ile enflasyonun etkilerini dikkate alan
bir hesaplama yöntemiyle incelemesini sürdüren AĐHM’e göre, baꢀvurana takdir edilen
tazminat böylesine değer kaybetmeseydi, baꢀvuranın 13 Mart 2007 tarihinde alacağı tazminat
miktarı 83.345 YTL’ye (yaklaꢀık 40.000 Euro) tekabül edecekti.
AĐHM, 41. madde gereğince hakkaniyete uygun ꢀekilde baꢀvurana maddi tazminat olarak
sözü edilen bu meblağın ödenmesinin adil olacağını takdir etmektedir.
Manevi tazminat hususunda AĐHM, bahsekonu yargılamanın on beꢀ yıl dört ay sürdüğünü,
baꢀvuranın iç hukukta AĐHS’nin 6/1 maddesi gereğince davasının makul bir süre zarfında
görülmesi hakkına olanak tanıyacak bir baꢀvuru yolu edinemediğini ifade etmektedir.
Yukarıda söz edilen hususlar ve yargılama sürecinin baꢀvuran açısından taꢀıdığı önem göz
önüne alındığında AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca hakkaniyete uygun olarak
baꢀvurana 16.000 Euro manevi tazminat ödenmesinin makul olacağı kanaatindedir.
AĐHM bunun yanı sıra, Savunmacı Devletin, Bakanlar Komitesi’nin denetimi altında
AĐHS’nin 46. maddesi uyarınca hukuki yükümlülüğünü yerine getirme yollarını seçme
serbestinin bulunduğunu yineleyerek bu yolların AĐHM’nin kararında (Bkz. Broniowski-
Polonya kararı, no: 31443/96) varmıꢀ olduğu sonuçların içeriği ile bağdaꢀması suretiyle ve
Savunmacı Devlet tarafından AĐHS’nin 46. maddesince yükümlülüklerini yerine getirmede ne
tür tedbirler alacağına bir tanımlama getirmeksizin, Ek 1 no’lu protokol’ün 1. maddesiyle
birlikte incelendiğinde AĐHS’nin 13. maddesi alanında varmıꢀ olduğu sonuca Hükümetin
dikkatini çekmektedir: AĐHM, Türk idari hukukunun Devletin sorumluluğundaki bir zararın
giderilmesi amacıyla yürütülen yargılamaların yavaꢀ iꢀlemesinden kaynaklı sonuçları telafi
edecek ꢀekilde bir çözüm getirmemesi dolayısıyla AĐHS’nin ihlal edildiği sonucuna
varmaktadır. Sonuç itibarıyla AĐHM, Savunmacı Devleti ve bütün organlarını ulusal düzeyde
alınan kararların AĐHM yerleꢀik içtihadı ile uyumlu hale getirilmesi için gerekli tüm
önlemleri almaya davet etmektedir. Bu bağlamda AĐHM, iç hukuk sisteminde baꢀlangıçta
belirlenen meblağın yeniden değerlendirilmesini yargılama aꢀamasında talep edebilme
olanağının sağlanmasının tespit edilen ihlali sonlandıracak uygun bir telafi yöntemi
oluꢀturacağına itibar etmektedir (Bkz. mutatis mutandis, Viaꢀu-Romanya kararı, no:
75951/01, 9 Aralık 2008; AĐHS tarafından oluꢀturulan mekanizmanın etkili hale getirilmesine
yönelik alınan önlemler ile ilgili olarak aynı zamanda Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Mayıs 2004 tarihli kararı (Res (2004)3) ve tavsiyesi (Rec (2004)6).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama giderleri için 5.405 Euro
talep etmektedir. Baꢀvuran bu anlamda AĐHM ile sürdürülen yazıꢀmaların tercümesi için
yapılan giderleri belirterek 240 Euro’luk makbuzu sunmaktadır.
Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM sunulan belgeler ve söz edilen kıstaslar
ıꢀığında baꢀvurana tercüme giderlerine karꢀılık 240 Euro ödenmesinin makul olacağı
kanaatindedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazının esasa birleꢀtirilmesine ve reddine;
2. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Đç hukuktaki yargılamaların uzunluğuna karꢀı baꢀvurana Türk Hukuku’nda etkili bir
baꢀvuru yolu sunulmaması nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’ye Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
6. Türk hukukunda baꢀvurana ödenmesi gereken tazminat miktarında uğranılan değer kaybını
giderecek etkili bir baꢀvuru yolu bulunmaması nedeniyle AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal
edildiğine;
7. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana;
i.
ii.
iii.
maddi tazminat olarak 40.000 (kırk bin) Euro ödenmesine;
manevi tazminat olarak 16.000 (on altı bin) Euro ödenmesine;
tercüme gideri için 240 (iki yüz kırk) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;
8. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
11
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło