39686/02
WyrokETPCz2009-06-23ECLI:CE:ECHR:2009:0623JUD003968602
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zatrzymanie skarżących na ponad cztery dni bez niezwłocznej kontroli sądowej, brak możliwości skutecznego zaskarżenia legalności zatrzymania oraz brak krajowego mechanizmu odszkodowawczego naruszyły prawo do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do odszkodowania z art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zatrzymanie skarżących na cztery dni i dwie godziny (Ahmet Atabay) oraz cztery dni i cztery godziny (İsa Oral) przed doprowadzeniem przed sędziego nie spełniało wymogu „niezwłoczności” z art. 5 ust. 3 Konwencji, nawet w kontekście walki z terroryzmem, ponieważ każdy okres zatrzymania przekraczający cztery dni jest prima facie zbyt długi. Ponadto, Trybunał stwierdził, że krajowe przepisy (art. 128 Kodeksu postępowania karnego) przewidujące kontrolę legalności zatrzymania wyłącznie na podstawie akt sprawy, bez możliwości osobistego wysłuchania zatrzymanego lub jego przedstawiciela, nie spełniały wymogów art. 5 ust. 4 Konwencji. Wreszcie, Trybunał uznał, że tureckie prawo nie zapewniało skarżącym skutecznego środka odwoławczego w celu uzyskania odszkodowania za stwierdzone naruszenia art. 5, co stanowiło naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, İsa Oral i Ahmet Atabay, zostali zatrzymani w marcu 2002 roku w Turcji pod zarzutem wspierania organizacji terrorystycznej PKK. Ich domy zostały przeszukane, a w ich posiadaniu znaleziono naboje do strzelby. Zostali zatrzymani na ponad cztery dni, zanim zostali doprowadzeni przed sędziego. Ahmet Atabay został aresztowany, natomiast İsa Oral, początkowo zwolniony, został aresztowany po odwołaniu prokuratora. W 2006 roku zostali uniewinnieni, ale prokurator złożył apelację, która wciąż była w toku przed Sądem Kasacyjnym w marcu 2008 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że skargi dotyczące art. 5 ust. 1 lit. c i 5 ust. 2 Konwencji są niedopuszczalne.
2. Łączy zastrzeżenie wstępne Rządu dotyczące art. 5 ust. 4 z rozpatrzeniem sprawy co do istoty i uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną.
3. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
4. Odrzuca zastrzeżenie wstępne i stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji.
5. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 5 Konwencji.
6. Zasądza na rzecz każdego ze skarżących kwotę 500 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe, płatną w lirach tureckich według kursu wymiany w dniu płatności, wolną od wszelkich podatków, w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku.
7. Odrzuca pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
ORAL VE ATABAY -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no: 39686/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2009
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaꢀları Đsa Oral ve Ahmet Atabay (baꢀvuranlar) tarafından Türkiye Cumhuriyeti
aleyhine, 11 Eylül 2002 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin
Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapılan
18257/04 numaralı baꢀvuru sonucu bu dava görülmektedir
Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Diyarbakır Barosu
avukatlarından M. Beꢀtaꢀ tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuranlar sırasıyla 1973 ve 1967 doğumlu olup ꢁırnak’ta ikamet etmektedir. Mart 2002 tarihinde, PKK terör örgütüne yardım ve yataklık eden on sekiz kiꢀi
hakkında istihbarat alan ꢁırnak Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesi, ꢁırnak
savcılığından ꢀüphelilerin oturdukları ev için arama emri çıkarılmasını istemiꢀlerdir. Savcılık
derhâl arama emrini çıkarmıꢀ ve Anayasa’nın 21. maddesi uyarınca dosyayı incelemesi için
ꢁırnak Sulh Mahkemesine göndermiꢀtir.
Polis, 13 Mart 2002 tarihinde sırasıyla baꢀvuranlardan Đsa Oral’ın evini saat 2 :45’te ve
diğer baꢀvuran Ahmet Atabay’ın evini ise saat 04 :00’te aramıꢀtır. Baꢀvuranların hazırlayıp
imzaladığı arama ve yakalama tutanaklarına bakıldığında, operasyonun PKK terör örgütüyle
mücadele kapsamında düzenlendiği ve ilgili ꢀahısların bu terör örgütüne üye olduklarından
ꢀüphelenildiği anlaꢀılmaktadır.
Yine arama tutanaklarından anlaꢀıldığına göre, baꢀvuranların evinde çok sayıda av tüfeği
mermisi ele geçirilmiꢀ ve bu nedenle ꢁırnak Emniyet Müdürlüğü’ne sevk edilerek gözaltına
alınmıꢀlardır. Baꢀvuranlar, PKK terör örgütüne yardım ve yataklık ettikleri gerekçesiyle
gözaltına alındıklarını belirten formları imzalamıꢀlardır. Baꢀvuranlar gözaltı sırasında avukat
yardımı istememiꢀlerdir. Mart 2002 tarihinde, ꢁırnak Emniyet Müdürlüğü savcılıktan baꢀvuranlarla birlikte diğer
dört kiꢀinin gözaltı sürelerinin uzatılmasını istemiꢀtir. Bu taleple birlikte ilgili ꢀahısların
sabıka kaydı bilgilerini içeren bir açıklama notu sunulmuꢀtur. Sabıka kayıtlarında, Đsa Oral’ın ve 1997 yıllarında PKK terör örgütüne yardım ve yataklıktan ve Ahmet Atabay’ın ise yılında hırsızlıktan tutuklandıkları görülmektedir.
Yine 14 Mart 2002 tarihinde, baꢀvuranların gözaltı süresi, dava dosyasına bakan ꢁırnak
Cumhuriyet Savcısı tarafından 17 Mart 2002 tarihine kadara uzatılmıꢀtır. Savcı, uzatma
kararında « isnad edilen suçun niteliği ve içeriğini, çok sayıda ꢀüphelinin bulunmasını ve delil
durumunu » dikkate almıꢀtır.
Polis, 15 ve 16 Mart 2002 tarihlerinde sırayla Ahmet Atabay ve Đsa Oral’ı PKK terör
örgütüne üyelikleriyle ilgili olarak sorgulamıꢀtır.
Mart 2002 pazar günü, baꢀvuranlar – Ahmet Atabay saat 6:20’de ve Đsa Oral saat
6:30’da- ꢁırnak Emniyet Müdürlüğünden ayrılmıꢀlardır. Aynı gün baꢀvuranlar, alınan
ifadelerde belirtilmeyen bir saatte, Cumhuriyet savcısının ve daha sonra ꢁırnak Sulh
Mahkemesi önüne çıkarılmıꢀtır. Đki baꢀvuran Cumhuriyet savcısına verdikleri ifadeleri Sulh
mahkemesi önünde de doğrulamıꢀlar ve ꢁırnak Emniyet Müdürlüğünde kayıt altına alınan
ifadelerini inkâr etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar kötü muamele görmediklerini bildirmiꢀlerdir.
Hakim, Ahmet Atabay’ın tutuklanmasına ve Đsa Oral’ın serbest bırakılmasına karar vermiꢀtir. Mart 2002 tarihinde, savcılığın itirazı üzerine, ꢁırnak Ceza Mahkemesi Đsa Oral
hakkındaki salıverme kararını bozmuꢀtur. Đlgili ꢀahsın gözaltı sırasında verdiği ifade
doğrultusunda mahkeme, gıyaben tutuklama emri vermiꢀtir. Mart 2002 tarihinde, Đsa Oral saat 00:50’de evindeyken yakalanmıꢀ ve gözaltına
alınmıꢀtır. Sabah saat 10:35’te baꢀvuran gözaltına alındığı binadan alınarak ceza
mahkemesine sevk edilmiꢀtir. Gıyabında verilen tutuklama emri hakim tarafından kendisine
tebliğ edilmiꢀ ve bunun üzerine baꢀvuran tutuklanarak cezaevine konulmuꢀtur.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet savcısı 10 Nisan 2002 tarihli
iddianamesinde, Devletin sınırlarını bölmek amacıyla PKK terör örgütünün silahlı
eylemlerine katılmak suçundan baꢀvuranlar aleyhine ceza davası açmıꢀtır.
DGM’lerin kaldırılmasını öngören Anayasa değiꢀikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra
dava, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesinde görülmeye baꢀlanmıꢀtır. Kasım 2004 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi baꢀvuranların tahliyesine karar
vermiꢀtir.
Baꢀvuranlar, 23 Mart 2006 tarihinde beraat etmiꢀlerdir.
Savcı kararı temyiz etmiꢀtir. Dava 14 Mart 2008 tarihinden itibaren Yargıtay önünde
derdesttir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 1 VE 2. PARAGRAFLARININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ
ĐDDĐALARI HAKKINDA
Baꢀvuranlar, cezai bir suç iꢀlediklerini gösteren makul bir gerekçe olmadığını ileri sürerek,
kendilerine isnat edilen suçlar hakkında bilgilendirilmediklerinden ꢀikâyetçi olmaktadır.
Gözaltı sürelerinin uzunluğu ile bu tedbirin yasallığını kontrol etme imkânı veren bir itiraz ya
da tazminat yolunun yokluğunu eleꢀtiren baꢀvuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 1c ve 2.
paragraflarına atıfta bulunmaktadır:
A. AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafı
Hükümet, baꢀvuranların tutuklanmasının yasalara dayandığını ve mevzuata uygun
olduğunu ileri sürmektedir. Baꢀvuranların tutuklanma nedenlerinin evleri aranırken ve
gözaltına alınmaları sırasında kendilerine bildirildiğini kaydeden Hükümet ayrıca, baꢀvuranlar
tarafından imzalanan gözaltı tutanaklarında PKK terör örgütüne yardım ettikleri ve lojistik
destek verdikleri gerekçesiyle tutuklandıklarının açıkça belirtildiğini vurgulamaktadır.
Baꢀvuranlar bu tezi reddetmektedir.
AĐHM, önce tüm özgürlük kısıtlamalarının hem ulusal hukuk kuralları ile uyum içinde
olması, hem bireylerin keyfi ve kanun dıꢀı olarak gözaltına alınmasını önlemeyi amaçlayan 5.
maddeye uygun olması gerektiğini hatırlatmaktadır (Türkiye aleyhine Tanlı davası,
no 26129/95, prg. 164, CEDH 2001-III).
AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 5. maddesinin 1. paragrafında yeralan « yasada belirlenen yollar »
ifadesinde aslında ulusal yasaların esas ve usul normlarına uyma zorunluluğunun
kastedildiğini hatırlatmaktadır. AĐHM bu durumda, iç hukuka – yasa hükümleri veya içtihada
– uyulup uyulmadığını araꢀtırmak zorundadır (Polonya aleyhine Baranowski davası, no
28358/95, prg. 50, CEDH 2000-III). Son olarak AĐHM, tutuklamanın arkasında “makul
nedenler” olup olmadığına bakacaktır.
Bu açıdan AĐHM, baꢀvuranların tutuklanmalarının «mevzuat bakımından
yasalara uygunluğu » ve özellikle AĐHS’nin 5. maddesi anlamında « yasada belirlenen
yollara » uygun olarak yapıldığına itiraz etmediklerini gözlemlemektedir.
Buna karꢀın, baꢀvuranlara göre, AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafı anlamında bir suç
isnadı için makul bir gerekçe bulunmamaktadır.
‘ꢁüphe’nin düzeyi ile ilgili olarak AĐHM, Brogan ve diğerleri kararında vardığı sonucu
yinelemekte ve AĐHS’nin 5/1 maddesinin c) paragrafı kapsamında gözaltı sırasında yapılan
sorgulamanın, yakalamanın dayanağı olan ꢀüpheleri doğrulayan veya ortadan kaldıran, cezai
soruꢀturmanın tamamlayıcı unsuru olduğunu, ꢀüphe doğuran olguların bir cezai soruꢀturmanın
daha ileriki safhalarını oluꢀturan dava açılmasını veya mahkûmiyeti haklı göstermek için
gerekli olgularla aynı düzeyde olması gerekmediğini kaydetmektedir (Birleꢀik Krallık
aleyhine Brogan ve diğerleri davası, 29 Kasım 1988, prg. 53, seri A no 145-B).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranların PKK terör örgütüne yardım ve yataklık ettiğinden
ꢀüphelenildiğini gözlemlemektedir. Dolayısıyla, baꢀvuranların yakalanması programlı bir
operasyon çerçevesinde gerçekleꢀtirilmiꢀtir. AĐHM, yetkili makamların – evlerinde ele
geçirdikleri av tüfeği mermileri gibi – bazı kanıtları baꢀvuranlardan ꢀüphelenmek için makul
bir gerekçe olarak kabul etmelerinin AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafındaki kıstaslara ters
düꢀmediği kanaatindedir (mutatis mutandis, Birleꢀik Krallık aleyhine O'Hara davası, no
37555/97, prg. 42, CEDH 2001-X).
Baꢀvuranların üzerindeki ꢀüpheler, somut dayanağı olması nedeniyle AĐHS’nin 5.
maddesinin 1c paragrafının gerektirdiği düzeye eriꢀmiꢀ olarak değerlendirilmelidir. Bu
itibarla, özgürlük kısıtlaması, ꢀüpheleri doğrulamak ya da ortadan kaldırmak amacıyla
gerçekleꢀtirilmiꢀtir.
AĐHM, Đsa Oral’ın 19 Mart 2002 tarihinde ikinci kez tutuklanmasıyla ilgili olarak,
hakkında tutuklama emri bulunması dolayısıyla bu tutuklamanın AĐHS’nin 5. maddesinin 1 b
paragrafına uygun olarak gerçekleꢀtirildiğini ve bu yönde herhangi bir sorunun bulunmadığını
gözlemlemektedir.
Bunun sonucu olarak, dava dilekçesinin bu bölümü açıkça dayanaktan yoksun olduğundan
AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca reddedilmelidir.
B. AĐHS’nin 5. maddesinin 2. paragrafı
AĐHM, 5. maddenin 2. paragrafının temel bir güvence içerdiğini ve tutuklanan bir
kimsenin hangi gerekçeyle tutuklandığını bilme hakkı olduğunu hatırlatmaktadır. AĐHS’nin 5.
maddesinin sunduğu koruma sistemiyle birleꢀen bu güvence, 4. paragraf gereğince yasallığın
mahkeme önünde tartıꢀılabilmesi için ilgili ꢀahsa anlayacağı bir dilde özgürlüğünün hangi
hukuki ve somut gerekçelerle kısıtlandığının açıklanmasını zorunlu kılmaktadır. Đlgili ꢀahıs,
bu bilgileri « mümkün olan en kısa süre içerisinde» almalıdır, ancak onu tutuklayan polis bu
bilgilerin tümünü hemen orada kendisine veremeyebilir. Đlgili ꢀahısın kendisine isnad edilen
suçlar hakkında yeterince ve kısa zamanda bilgilendirilip bilgilendirilmediğinin belirlenmesi
için, davanın koꢀullarına bakmak gerekir (Birleꢀik Krallık aleyhine Fox, Campbell ve Hartley
davası, 30 Ağustos 1990, prg. 40, seri A no 182).
AĐHM ayrıca, baꢀvuranların evlerinde yapılan arama sırasında ilgili ꢀahısların PKK terör
örgütüne yardım ve yataklık ettiklerinden ꢀüphelenildiğini yazan tutanakları imzaladıklarını
gözlemlemektedir. Öte yandan, baꢀvuranların gözaltına alındıkları sırada imzaladıkları
kayıtlarda da yine adı geçen terör örgütüne yardım ve yataklık ettiklerinden ꢀüphelenildiği
belirtilmektedir.
Bu nedenle, baꢀvuranların gözaltı formu ile diğer tutanakları imzalamaları, tutuklanma
gerekçeleri hakkında yeterince bilgi sahibi olduklarını kanıtlamaktadır (Türkiye aleyhine
Veske davası, no 11838/02, prg. 21, 20 ꢁubat 2007).
Bunun sonucu olarak, AĐHS’nin 5. maddesinin 2. paragrafıyla ilgili ꢀikâyet açıkça
dayanaktan yoksun olduğundan AĐHS’nin 35. maddesinin 3 ve 4. paragrafları uyarınca
reddedilmelidir.
II. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 3. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Baꢀvuranlar, gözaltı süresinin uzunluğundan ꢀikâyetçi olmakta ve bu tedbirin yasallığını
kontrol etme imkânı veren bir itiraz ya da tazminat yolunun yokluğunu eleꢀtirmektedir.
Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafına atıfta bulunmaktadır:
Hükümet, gözaltı süresinin Brogan ve diğerleri kararındaki içtihatla ortaya çıkan sınırları
aꢀmadığını ve dolayısıyla bu iddianın açıkça dayanaktan yoksun olduğunu kaydederek,
AĐHM’nin bu ꢀikâyeti reddetmesi gerektiğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca, bir terör
örgütüyle iliꢀkilendirilen bu davanın karmaꢀıklığına, suçların ciddiyetine, bölgede terörist
eylem tehditlerinin devam ettiğine ve kamu yararına dikkât çekerek, baꢀvuranların gözaltı
sürelerinin uzatılmasının haklı nedenleri olduğunu vurgulamaktadır. Son olarak Hükümet,
gözaltı sürelerinin ağır suçlarla ilgili soruꢀturmaların iyi yürütülmesi için gerekli sınırları
aꢀmadığını ve yürürlükteki yasalara uygun olduğunu ileri sürmektedir.
Bununla birlikte AĐHM, söz konusu ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını tespit etmektedir. AĐHM, öte yandan
ꢀikâyetin baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını ve dolayısıyla kabuledilebilir
ilan edilmesinin uygun olacağını kaydetmektedir.
B. Esasa iliꢀkin
AĐHM, AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafındaki zorunlulukların yerine getirilmesi için
gözaltıların otomatik olarak adli denetime tabi tutulması gerektiğini hatırlatmaktadır. Bu
denetim, gözaltına alınan kiꢀinin önceden talep etmesine bağlı olmamalıdır (Malta aleyhine
Aquilina davası [GC], no 25642/94, prg. 49, CEDH 1999-III ve Romanya aleyhine Samoila
ve Cionca davası, no 33065/03, prg. 48, 4 Mart 2008). Zira böyle bir zorunluluk, gözaltına
alınan kiꢀiye avukatı aracılığıyla bir mahkemede gözaltının yasal olup olmadığının
incelenmesini isteme hakkı öngören AĐHS’nin 5/4 maddesinden farklı olan 5/3 maddesindeki
güvencenin doğasını değiꢀtirecektir (Aquilina, ilgili bölüm ve Samoila ve Cionca, ilgili
bölüm).
Tutuklama ve gözaltıyla ilgili ilk otomatik denetimin yasalara uygunluğunu incelemeye
imkân vermesi ve tutuklanan kiꢀinin bir suç iꢀlediğinden ꢀüphelenilmesinin makul nedenleri
olup olmadığını, yani gözaltının AĐHS’nin 5. maddesinin 1c paragrafında sıralanan itirazlarla
örtüꢀüp örtüꢀmediğini ortaya koyması gerekmektedir. Bu kıstasların yerine getirilmediği
durumlarda, hakimin serbest bırakma kararı alma yetkisi bulunmalıdır (mutatis mutandis,
Birleꢀik Krallık aleyhine McKay davası [GC], no 543/03, prg. 40).
Mevcut davada AĐHM, AĐHS’nin 5/3 maddesi anlamında tutukluluğun yasallığı ile ilgili
ilk denetimin, iki baꢀvuranın dört gün iki saat (Ahmet Atabay) ve dört gün dört saat (Đsa Oral)
gözaltında tutulduktan sonra sulh hakiminin önüne çıkarıldıkları 17 Mart 2002 tarihinde
gerçekleꢀtiğini gözlemlemektedir.
Bu durumda, dört gün dört saat ve dört gün iki saatlik gözaltı sürelerinin « ivedilik »
kıstasına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Her ne kadar Hükümet,
Brogan ve diğerleri (ilgili bölüm, prg. 62) davasında dört gün altı saatten daha uzun bir
gözaltı süresi için ihlâl tespit edildiğini hatırlatsa da, bu karara bakılarak birkaç saat ve hatta
birkaç dakika daha kısa süreli gözaltılarda hiçbir ihlâl olmadığı sonucu çıkarılamaz. AĐHM,
dört günü aꢀan her gözaltı süresinin, terörle mücadele kapsamında dahi olsa prima facie çok
uzun olduğu kanaatindedir (Brogan ve diğerleri, ilgili bölüm, prg. 62). Bununla birlikte
AĐHM, çocuk yaꢀtakilerle ilgili daha kısa süreli gözaltılar (Türkiye aleyhine Đpek ve diğerleri
davası, no 17019/02 ve 30070/02, prg. 36, 3 ꢁubat 2009) ve bazı suçlar (Bulgaristan aleyhine
Kandzhov davası, no 68294/01, prg. 66, 6 Kasım 2008) için bu hükmün ihlâl edildiği yönünde
karar verdiğini hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla, mevcut davada olduğu gibi yasallığın uygun ve hızlı bir ꢀekilde
denetlenmediği durumlarda AĐHM, Ahmet Atabay vakasında dört gün iki saat ve Đsa Oral
vakasında dört gün dört saatlik gözaltı sürelerinin AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ilk
cümlesinde belirtilen « ivedilik » zorunluluğuna uymadığı kanaatindedir. Bu itibarla, iki
baꢀvuranla ilgili durumda AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlâl edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 4. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Gözaltının yasallığı hakkında bir itiraz yolunun olmadığından yakınan baꢀvuranlar,
AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafına atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmakta ve AĐHM’nin baꢀvuruyu
reddetmesini istemektedir. Hükümete göre, baꢀvuranlar Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128.
maddesi uyarınca gözaltı sürelerinin uzatılma kararına itiraz etmemiꢀlerdir.
AĐHM, mevcut davanın özel koꢀulları göz önüne alındığında, yapılan itirazın AĐHS’nin 5.
maddesinin 4. paragrafına dayandırılan ꢀikâyetin meꢀruluğu ile yakından ilgili olduğu ve
esastan incelenmesi gerektiği kanaatine varmaktadır. Dolayısıyla, bu ꢀikâyetle ilgili olarak iç
hukuk yollarının tüketilip tüketilmediği konusunun esas ile birleꢀtirilerek incelenmesi
gerekmektedir. Öte yandan, söz konusu ꢀikâyet AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı
anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmayıp, baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi de
bulunmamaktadır (Veske, ilgili bölüm, prg. 23). Bu itibarla, kabuledilebilir ilan edilmesi
uygun olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
AĐHM, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 128. maddesi değiꢀtirildikten sonra bir
tutuklamanın, gözaltının ve bu sürelerin uzatılmasının yasallığı hakkındaki denetimin dosya
üzerinde hüküm veren sulh hakiminin yetkisinde olduğunu gözlemlemektedir.
AĐHM’nin kanaatine göre, değiꢀik 128. maddede öngörüldüğü gibi dosya üzerinden
inceleme yapılması AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafındaki zorunluluklara cevap
vermemektedir. 5/4 maddesinin gereklilikleri çerçevesinde ilgili ꢀahıs bizzat kendisi veya
gerektiğinde bir temsilci aracılığıyla dinlenme imkânı bulmalıdır, aksi takdirde özgürlüğün
kısıtlanması alanındaki temel güvencelerden yararlanamaz (Türkiye aleyhine Keklik ve
diğerleri davası, no 77388/01, prg. 46- 47, 3 Ekim 2006).
Mevcut davada AĐHM, bu sonucu değiꢀtirecek herhangi bir neden görememektedir.
Bu itibarla AĐHM, Hükümetin iç hukuk yollarının tüketilmediği yönündeki iddialarını
reddetmekte ve yukarıda açıklanan gerekçelerle AĐHS’nin 5. maddesinin 4. paragrafının ihlâl
edildiği sonucuna varmaktadır.
IV. AĐHS’NĐN 5. MADDESĐNĐN 5. PARAGRAFININ ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuranlar, tazminat talep etme imkânı tanıyan bir itiraz yolunun olmamasını
eleꢀtirmekte ve AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafına atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, ꢀikâyetin AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı anlamında açıkça dayanaktan
yoksun ilan edilemeyeceğini ve baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesinin
bulunmadığını kaydetmektedir. Dolayısıyla AĐHM, ꢀikâyeti kabuledilebilir ilan etmektedir.
AĐHM, 5. maddenin 1., 2., 3. veya 4. fıkralarına aykırı koꢀullarda uygulanan bir
özgürlükten yoksun bırakma sonucunda tazminat için baꢀvuruda bulunmanın mümkün olduğu
hallerde AĐHS’nin 5/5 maddesine uyulduğunu hatırlatır (Hollanda aleyhine Wassinki davası, Eylül 1990, prg. 38, seri A no 185-A). AĐHM ayrıca, 5. maddenin 5. paragrafının yalnızca
bir tazminat hakkının varlığını güvence altına aldığını, bu hakkın kullanılmasına iliꢀkin
herhangi bir usul ꢀartlarını tespit etmediğini kaydetmektedir (Fransa aleyhine Francisco
davası (karar), no 38945/97, 29 Ağustos 2000).
5. fıkrada öngörülen tazminat hakkı, 5. maddenin önceki fıkralarından birinin ihlal
edildiğinin ulusal bir makam ya da AĐHM tarafından tespit edilmiꢀ olmasını gerektirir
(Fransa aleyhine Bouchet davası, no 33591/96, prg. 50, 20 Mart 2001).
Mevcut davada durum böyle olduğu için, baꢀvuranların mağduriyetlerine karꢀı tazminat
talep etme imkânlarının olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir.
AĐHM, Türk hukukunun, hakkında beraat kararı veya kesin karar verilen kiꢀilere tazminat
talep etme imkânı tanıdığını gözlemlemektedir. AĐHM, yine söz konusu tazminatın, beraat
eden veya - en kısa zamanda hakim önüne çıkarılıp çıkarılmadığı ve tutukluluğu yasal olup
olmadığı incelenmeden- kanuna aykırı bir ꢀekilde gözaltına alınan yargılanabilir kiꢀilere
uygulandığını tespit etmektedir. AĐHM, tazminat usulünün incelemesindeki bu yetersizliği
daha öncede AĐHS’nin 5. maddesindeki zorunluluklara aykırı bulduğunu hatırlatmaktadır
(Türkiye aleyhine Saraçoğlu ve diğerleri davası, no 4489/02, prg. 52, 29 Kasım 2007 ; Türkiye
aleyhine Medeni Kavak davası, no 13723/02, prg. 34, 3 Mayıs 2007 ve Türkiye aleyhine Sinan
Tanrıkulu ve diğerleri davası, no 50086/99, prg. 50, 3 Mayıs 2007).
Sonuç olarak AĐHM, Türk hukukunun baꢀvuranlara iddia edilen ihlâller için telafi imkânı
tanıdığı konusunda ikna olmamıꢀtır. Dolayısıyla, AĐHS’nin 5. maddesinin 5. paragrafı ihlâl
edilmiꢀtir.
A. Tazminat
Baꢀvuranların her biri 13.057 TL (yaklaꢀık 7.335 Euro) maddi ve 50.000 TL. (yaklaꢀık
28.089 Euro) manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet aꢀırı olarak nitelendirdiği bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM tespit edilen ihlaller ile öne sürülen maddi tazminat arasında herhangi bir illiyet
bağı kuramamakta dolayısıyla bu talebi reddetmektedir. AĐHM manevi tazminat hususunda
ise davanın mevcut koꢀulları göz önüne alındığında, baꢀvuranların her birine 500 Euro manevi
tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmaktadır.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranlar AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama masraf ve giderleri için 12.700 TL
(yaklaꢀık 7.134 Euro) talep etmektedir. Baꢀvuranlar kanıtlayıcı belge olarak avukatları
tarafından hazırlanan dekontu vermekle yetinmekte, bunun haricinde bu taleplerini destekler
mahiyette herhangi bir belge sunmamaktadırlar.
Hükümet bu talebin aꢀırı olduğunu belirtmektedir.
AĐHM, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca yalnızca gerçekliği, gerekliliği ispat edilen makul
miktarlardaki yargı giderlerinin elde edilebileceğini hatırlatır (Bkz. Iatridis-Yunanistan
(dostane çözüm) no 31107/96 ve Nikolova-Bulgaristan, no 31195/96). Bu bağlamda
baꢀvuranların herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmadıklarını not eden AĐHM, baꢀvuranlara bu
yönde bir ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 1c) ve 2. fıkraları yapılan ꢀikayetlerin kabuledilemez olduğuna;
2. Hükümetin AĐHS’nin 5/4 maddesine yönelik ön itirazının esasla birleꢀtirilmesine ve
baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
3. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Ön itirazın reddine ve AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 5/5 maddesinin ihlal edildiğine;
6. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak ödeme tarihindeki döviz kuru
üzerinden TL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvuranların her birine
manevi tazminat olarak 500 (beꢀ yüz) Euro ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 23 Haziran 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
9
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło