39708/98
WyrokETPCz2005-06-07ECLI:CE:ECHR:2005:0607JUD003970898
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skazanie dziennikarza za artykuł krytykujący politykę rządu naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji? Czy Sąd Bezpieczeństwa Państwa, w którego skład wchodził sędzia wojskowy, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii skarżącego, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była „konieczna w społeczeństwie demokratycznym”. Kara pozbawienia wolności, nawet w zawieszeniu, była nieproporcjonalna do zamierzonych celów, ponieważ artykuł, choć ostry, nie nawoływał do przemocy, zbrojnego oporu ani buntu. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa budziła uzasadnione wątpliwości co do jego niezawisłości i bezstronności, naruszając tym samym art. 6 ust. 1 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Mehmet Pamak, dziennikarz mieszkający w Ankarze, opublikował artykuł w tygodniku „Selam” w 1994 roku, krytykujący politykę rządu tureckiego. Został oskarżony przez prokuratora Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Stambule na podstawie art. 312 § 2 tureckiego kodeksu karnego za podżeganie do nienawiści i wrogości. Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał go na rok i osiem miesięcy więzienia oraz grzywnę, z zawieszeniem wykonania kary. Odwołanie skarżącego zostało odrzucone przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. Trybunał uznał, że nie ma potrzeby badania innych skarg na podstawie art. 6 Konwencji. Trybunał zasądził skarżącemu 5 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową oraz 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
PAMAK - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no:39708/98)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRASBOURG Haziran 2005
İşbu karar AİHS’nin 44§2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
bazı şekli düzeltmelere tabi olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (39708/98) başvuru no’lu davanın
nedeni, bu ülke vatandaşı Mehmet Pamak’ın (başvuran) 5 Eylül 1997 tarihinde Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca Avrupa İnsan Hakları
Komisyonu’na (Komisyon) yapmış olduğu başvurudur.
Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından I.S. Çarsancaklı
edilmektedir.
tarafından temsil
AİHM 20 Haziran 2002 tarihinde başvuruyu kabuledilebilir bulmuştur.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
OLAYLAR
Başvuran 1950 doğumlu olup Ankara’da ikamet etmekte ve gazetecilik yapmaktadır.
Haftalık Selam dergisinin 31 Ekim ve 6 Kasım 1994 tarihli sayılarında “Yetmiş birinci
yılında rejim ayakta kalmak için ek destek arayışında” başlıklı, başvuran tarafından kaleme
alınan bir makale yayımlanmıştır.
A. Suçlama Gerekçesi
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 20 Haziran 1995
tarihli iddianame ile başvuranı Türk Ceza Kanunu’nun 312§2. maddesi uyarınca suçlamıştır.
Bu hüküm din farklılığı gözeterek halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmeyi cezalandırmaktadır.
Cumhuriyet Savcısı iddianamesinde dava konusu yayında başvuranın halkı Devlet’e karşı
kışkırttığını ileri sürmüştür.
B. Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki Yargılama
Başvuran İstanbul DGM’de hakkındaki suçlamaları reddetmiş ve dava konusu
makalenin yalnızca Hükümet’in insan hakları konusundaki uygulamalarını eleştirdiğini öne
sürmüştür.
İstanbul DGM başvuranı suçlu bulmuş ve TCK’nın 312§2. maddesi uyarınca bir yıl
sekiz ay hapis cezası ile 433.333 TL para cezası ödemeye mahkum etmiştir. Ardından
Mahkeme cezanın infazını ertelemeye karar vermiştir. Mahkeme kararını verirken, dava
konusu makalenin toplumun farklı kesimlerini kin ve düşmanlığa tahrik ettiğine kanaat
getirmiş ve makalenin özellikle 20 Haziran 1995 tarihli iddianamede belirtilen bölümlerini
dikkate almıştır.
C. Başvuran tarafından yapılan temyiz Ekim 1996 tarihinde başvuran kararı temyize götürmüştür. Başvuran temyiz
gerekçesi olarak AİHS’yi ve ifade özgürlüğünü göstermiştir. Mart 1997 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin görüşlerini kabul ederek
başvuranın temyizini reddetmiştir.
HUKUK AÇISINDAN
I. AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran mahkumiyetinin düşünce özgürlüğünü kısıtladığından şikayetçi olmakta ve
bu itibarla AİHS’nin 10. maddesine gönderme yapmaktadır.
AİHM sözkonusu mahkumiyet kararının, Sözleşme’nin 10§1. maddesi ile güvence
altına alınan ifade özgürlüğü hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği hususunun taraflar
arasında bir ihtilafa yol açmadığını belirtir.
Başvuran Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisine yönelttiği, Devlete karşı düşmanlığa
tahrik etme suçunun TCK’nın 312. maddesinde öngörülmediğini iddia etse de, AİHM davaya
bakan mahkemelerin Savcılığın muhakeme biçimini takip etmediğini not eder. Başvuranın
mahkumiyeti, TCK’nın 312. maddesinde açıkça öngörülen, toplumun farklı kesimlerini kin ve
düşmanlığa tahrik etmek suçuna dayandırılmıştır, dolayısıyla yasa ile öngörülmüştür.
AİHS’nin 10§2. maddesi uyarınca müdahalenin toprak bütünlüğünün korunması gibi
meşru bir amaç güttüğüne yönelik bir itirazda da bulunulmamıştır (Bkz. Yağmurdereli-
Türkiye, no: 29590/96, § 40, 4 Haziran 2002). AİHM bu değerlendirmeyi kabul etmektedir.
Bu durumda anlaşmazlık, müdahalenin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı
sorusuna dayanmaktadır.
AİHM daha önce bu davanınkine benzer soruları gündeme getiren başka davalar da
incelemiş ve AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır (Bkz. özellikle
Ceylan-Türkiye, no: 23556/94, § 38, Öztürk-Türkiye, no: 22479/93, § 74, İbrahim Aksoy-
Türkiye no: 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, § 80, Karkın-Türkiye, no:43928/98, § 39,
Kızılyaprak-Türkiye, no: 27528/95, § 43, 2 Ekim 2003).
AİHM mevcut davayı içtihatları ışığı altında incelemiş ve Hükümetin davayı farklı
şekilde sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığını tespit etmiştir. AİHM metinlerde
kullanılan kelimeler ile bunların kullanıldığı bağlamı özel olarak dikkate almış ve
incelemesine sunulan davayı çevreleyen koşulları, özellikle de terörle mücadeleye bağlı
zorlukları gözönünde bulundurmuştur (Bkz. İbrahim Aksoy, adıgeçen karar, § 60, ve İncal-
Türkiye, 9 Haziran 1998, s. 1568, § 58).
Dava konusu makale terörle ve ayrılıkçı akımlarla mücadele Hükümet tarafından
yürütülen politikaların katılığını eleştirmektedir.
AİHM İstanbul DGM’nin dava konusu makaleleri halkı kin ve düşmanlığa tahrik eden
ifadeler içerdiği kanaatine vardığını ortaya koymaktadır.
AİHM ulusal mahkemelerin kararlarında yer alan gerekçeleri inceleyerek bunların
başvuranın ifade özgürlüğü hakkına müdahaleyi haklı göstermeye yeterli görülemeyeceği
sonucuna varmıştır (Bkz., mutadis mutandis, Sürek-Türkiye (no:4), no: 24762/94, § 58, 8
Temmuz 1999). Mahkeme söz konusu makalelerin bazı bölümlerinin özellikle sert olduğunu
ve Türk Devleti hakkında son derece olumsuz bir tablo çizerek anlatıma düşmanlığı
çağrıştıran bir anlam yüklemiş olsa da, yazının ne şiddet kullanmaya ne silahlı direnişe ne de
başkaldırmaya teşvik ettiğini tespit etmiş ve bunun kin yüklü bir söylem olmayışının, göz
önünde bulundurulması gereken esas unsur olduğu kanaatine varmıştır (Bkz. a contrario,
Sürek-Türkiye (no:1), no: 26682/95, § 62, CEDH 1999-IV ve Gerger-Türkiye, no: 24919/94,
§ 50, 8 Temmuz 1999).
AİHM, müdahalenin orantılılığı sözkonusu olduğunda, verilen cezaların niteliği ile
ağırlığının da gözönünde bulundurulacak unsurlar olduğunu hatırlatır. Mevcut davada
başvuranın hapis cezasına mahkum edilmesi, bu ceza ertelenmiş dahi olsa, güdülen amaçlarla
orantısız olup, “demokratik bir toplumda gerekli” değildir.
Dolayısıyla AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 6§1. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuran kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, bir
yandan bünyesinde bir askeri hakim bulunmasından dolayı, diğer yandan ise Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın tebliğnamesinin kendisine iletilmemesinden ötürü, sözkonusu
mahkemenin kendisine adil bir yargılama sağlayabilecek “bağımsız ve tarafsız bir mahkeme”
olmadığı iddiasında bulunmakta ve AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrası ile 3. fıkrasının c)
bendine gönderme yapmaktadır.
A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı Hakkında
AİHM daha önce buna benzer şikayetlerin dile getirildiği birçok dava incelediğini ve
bunların AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlali yönünde sonuçlandığını ortaya koymaktadır (Bkz.
adıgeçen Özel, § § 33-34, ve Özdemir-Türkiye no:59659,§§ 35-36, 6 Şubat 2003).
AİHM mevcut davayı incelemiş ve Hükümet’in davayı farklı şekilde sonuçlandıracak
hiçbir olgu ve delil sunmadığı kanaatine varmıştır. AİHM, “ulusal güvenliğe” ilişkin
suçlardan ötürü Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranın, aralarında asker
kökenli bir hakimin yer aldığı mahkeme önüne çıkma konusunda endişe duymasının
anlaşılabilir olduğu kanısındadır. Dolayısıyla başvuran, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin
davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında sebepsiz bir yargı kararı almasından haklı
olarak kaygı duymaktadır. Bu nedenle başvuranın, bu yargı merciinin tarafsız ve bağımsız
olmadığı yönündeki şüphelerinin, nesnel bir biçimde haklı gerekçelere dayandığı kabul
edilebilir (Incal –Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, Derleme 1998-IV, s. 1573, § 72).
AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesinin
AİHS’nin 6§1. maddesinde öngörülen bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı
sonucuna varmıştır.
Sonuç olarak AİHS’nin 6§1. maddesi ihlal edilmiştir.
B. Ceza Yargılamasının Adilliği Hakkında
Hükümet bir ihlalin varolduğunu kabul etmemektedir.
AİHM, daha önceki benzer davalarda da dile getirildiği üzere, tarafsızlıktan ve
bağımsızlıktan yoksun bir mahkemenin, hiçbir surette, yargı yetkisi altındaki kişilere adil ve
hakkaniyete uygun bir yargılama süreci temin edebileceğinin varsayılamayacağını hatırlatır.
Başvuranın, davasının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme önünde görülmesi hakkının
ihlal edildiği tespiti ışığında, AİHM, mevcut şikayeti incelemeye gerek olmadığı kanaatine
varmıştır (bkz. diğerleri arasında, Çıraklar-Türkiye , 28 Ekim 1998, Derleme 1998-VII, s.
3074, §§ 44-45).
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Başvuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masrafların karşılığı olarak 4.500
(dörtbin beşyüz) Euro değerinde maddi zarara uğradığını iddia etmektedir.
Başvuran ayrıca 40.000 (kırkbin) Euro değerinde manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu iddialara karşı çıkmaktadır.
İddia edilen maddi zararla ilgili olarak AİHM, herhangi bir belge ile
desteklenmediğinden bu iddiaların tamamen reddedilmesine karar vermiştir.
Manevi tazminat konusunda ise AİHM, başvuranın mevcut davanın koşulları
nedeniyle bir tür karmaşa yaşamış olabileceği kanaatindedir. AİHS’nin 41. maddesinde
öngörüldüğü üzere AİHM hakkaniyete uygun olarak başvurana manevi zararın tazmini için
5.000 (beşbin) Euro ödenmesine karar vermiştir.
AİHM mahkumiyet kararının Sözleşme’nin 6§1. maddesine göre tarafsız ve bağımsız
olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en uygun
tazminin, başvuranın gecikmeksizin tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından yeniden
yargılanması olacağı kanaatine varmıştır (Gençel kararı, § 27).
B. Masraf ve Harcamalar
Başvuran aynı zamanda Komisyon ve AİHM nezdinde yaptığı masraf ve harcamalar
için 4.480 Euro talep etmektedir. Başvuran bu harcama miktarını kanıtlayıcı hiçbir belge
sunmamıştır.
Hükümet bu iddiaya karşı çıkmaktadır.
Mahkemenin bu konudaki içtihadı ve mevcut unsurlar doğrultusunda, AİHM
başvurana, tüm masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödenmesinin makul olduğuna
karar vermiştir.
C. Gecikme Faizi
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,
1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,
2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğinden
yoksun bulunması nedeniyle AİHS’nin 6§1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. AİHS’nin 6. maddesine dayanan diğer şikayetlerin incelenmesine gerek
görülmediğine;
4. a) AİHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay
içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet
tarafından başvurana,
i. manevi tazminat için 5.000 (beş bin) Euro ödenmesine,
ii. masraf ve harcamalar için 1.000 (bin) Euro ödenmesine;
iii. yukarıdaki miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;
(b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç
puan fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;
5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77§§2. ve 3.
maddesine uygun olarak 7 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło