3976/05

WyrokETPCz2009-01-20ECLI:CE:ECHR:2009:0120JUD000397605

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa przyznania świadczeń socjalnych (emerytura, ubezpieczenie zdrowotne) wdowie po zmarłym mężu, z którym zawarła jedynie ślub religijny, stanowi naruszenie prawa do poszanowania życia rodzinnego z art. 8 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że choć skarżąca i jej zmarły mąż tworzyli „życie rodzinne” w rozumieniu art. 8 Konwencji, to odmowa przyznania jej świadczeń socjalnych nie stanowiła naruszenia tego artykułu. Trybunał podkreślił, że państwa mają margines oceny w kwestii regulacji małżeństwa i związków partnerskich. Stwierdził, że tureckie prawo, które uznaje jedynie małżeństwa cywilne i nie nakłada na państwo obowiązku tworzenia specjalnego systemu dla związków nieformalnych, nie jest nieracjonalne. Różnica w traktowaniu małżeństw oficjalnych i religijnych w kontekście świadczeń pośmiertnych służyła uzasadnionemu celowi ochrony tradycyjnej instytucji małżeństwa, co Trybunał uznał za uzasadnioną i rozsądną podstawę.
Stan faktyczny
Skarżąca, Şerife Yiğit, zawarła w 1976 roku ślub religijny (imam nikâhı) z Ömerem Koçem, z którym miała sześcioro dzieci i mieszkała do jego śmierci w 2002 roku. Po śmierci męża, tureckie sądy odmówiły jej prawa do świadczeń emerytalnych i ubezpieczenia zdrowotnego jako wdowie, ponieważ jej małżeństwo nie było oficjalnie zarejestrowane. Jej córka Emine otrzymała jednak świadczenia. Skarżąca twierdziła, że odmowa ta naruszyła jej prawo do poszanowania życia rodzinnego.
Rozstrzygnięcie
1. Jednogłośnie, skarga jest dopuszczalna. 2. Czterema głosami do trzech, brak naruszenia art. 8 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ꢀERĐFE YĐĞĐT -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no:3976/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (3976/05) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)   ꢁerife Yiğit’in (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Aralık 2004 tarihinde Đnsan   Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Adli yardımdan yararlanan baꢀvuran, Antakya Barosu avukatlarından H. Akbaht tarafından   temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran 1954 doğumludur ve Gaziantep’te ikamet etmektedir.   Baꢀvuran, 1976 yılında Ömer Koç (Ö.K.) ile imam nikâhı yoluyla evlenmiꢀ ve bu   birliktelikten altı çocukları dünyaya gelmiꢀtir. Ö.K. 10 Eylül 2002 tarihinde vefat etmiꢀtir.   A. Đslahiye Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen dava   Baꢀvuran, 1 Eylül 2003 tarihinde kendi ve kızı Emine adına Đslahiye Đdare Mahkemesi önünde   Ö.K. ile evliliğinin resmi olarak tanınması ve kızının nüfus siciline merhumun kızı olarak   kaydedilmesi talebiyle dava açmıꢀtır.   Đslahiye Asliye Hukuk Mahkemesi, 26 Eylül 2003 tarihinde aldığı kararda, baꢀvuranın evliliği   hakkındaki talebini reddetmiꢀ ancak kızı Emine’nin Ö.K.’nın kızı olarak nüfus kayıtlarına   geçirilmesini kabul etmiꢀtir. Herhangi bir temyiz baꢀvurusu bulunmadığından, bu kararla   birlikte yargılama süreci sona ermiꢀtir.   B. Hatay Đꢁ Mahkemesi’nde görülen dava   Bilinmeyen bir tarihte baꢀvuran, kendisi ve kızı Emine’nin merhum eꢀinin emekli maaꢀı ile   sağlık sigortasından yararlanması için Bağ-Kur Hatay Đl Müdürlüğü’ne baꢀvurmuꢀtur. Yine   bilinmeyen bir tarihte Bağ-Kur, baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir. 20 ꢁubat 2003 tarihinde   baꢀvuran, Đslahiye Đꢀ Mahkemesi’nde iptal davası açmıꢀtır. Bu mahkeme, 20 Mayıs 2003   tarihinde Hatay Đꢀ Mahkemesi lehine görevsizlik kararı vermiꢀtir.   Hatay Đꢀ Mahkemesi 21 Ocak 2004 tarihli kararında baꢀvuranın talebini kısmen reddetmiꢀ ve   Đslahiye Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği karara dayanarak ilgili ꢀahsın Ö.K. ile olan   evliliğinin geçerli olmadığını bildirmiꢀtir. Bu karara göre, imam nikâhı yasal olmadığı için   baꢀvuran merhumun yerine bu haklardan yararlanamaz. Mahkeme buna karꢀın, Bağ-Kur’un   Emine ile ilgili verdiği kararı iptal etmiꢀtir. Dolayısıyla, Emine’nin ölen babasının emekli   maaꢀı ile sağlık sigortasından yararlanmasına onay vermiꢀtir.   Baꢀvuran, 10 ꢁubat 2004 tarihinde davayı temyiz etmiꢀtir. Baꢀvuran, nüfus kayıt örneğinde,   Kerküt köyüne kayıtlı Ö.K.’nin eꢀi olarak yazıldığını belirtmiꢀtir. Ayrıca baꢀvuran, Ö.K. ile   yılında gelenek ve göreneklere uygun olarak evlendiklerini ifade etmiꢀtir. Bu evlilikten   sırasıyla 1977, 1980, 1981, 1982, 1985 ve 1990 doğumlu altı çocuk dünyaya gelmiꢀtir. Đlk beꢀ   çocuk 1985 yılında babalarının nüfus kütüğüne iꢀlenmiꢀ, ancak son çocuk olan 1990 doğumlu   Emine, 2002 yılında kendi nüfus kütüğüne kaydedilmiꢀtir. Baꢀvuran, tam da resmi nikâh   kıymaya hazırlandıkları sırada, 10 Eylül 2002 tarihinde, eꢀinin yakalandığı hastalığa yenik   düꢀerek vefat ettiğini belirtmektedir. Ölen eꢀinin emekli maaꢀı ve sağlık sigortasından   yararlanamadığının altını çizen baꢀvuran, buna karꢀın altı çocuğunun bu haklardan   yararlandığını vurgulamıꢀtır.   Baꢀvurana 28 Haziran 2004 tarihinde tebliğ edilen 3 Haziran 2004 tarihli kararla Yargıtay   mahkemenin kararını onanmıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐNĐN ĐHLÂL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, çocuklarının babası olan merhum eꢀinin emekli maaꢀı ile sağlık sigortasından   yararlanma hakkının ulusal mahkemeler tarafından reddedilmesi nedeniyle AĐHS’nin   aꢀağıdaki gibi kaleme alınan 8. maddesi anlamında aile hayatı hakkının ihlâl edildiğini ileri   sürmektedir :   Hükümet bu iddiaya itiraz etmektedir.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, iç hukuk yollarının tamamen tüketilmediğini ve davanın kabuledilemez olduğunu   iddia etmektedir. Hükümet, Hatay Đꢀ Mahkemesi’nin verdiği karara esas teꢀkil eden Đslahiye   Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 26 Eylül 2003 tarihli kararının baꢀvuran tarafından bir üst   mahkemeye taꢀınmadığını vurgulamaktadır.   Baꢀvuran bu konuda bir görüꢀ bildirmemektedir.   AĐHM, baꢀvuranın merhum eꢀinin emeklilik maaꢀı ve sağlık sigortasından yararlanma   talebinin Hatay Đꢀ Mahkemesi’nin 21 Ocak 2004 tarihli kararıyla reddedilmesinden ꢀikâyetçi   olduğunu tespit etmektedir. Bu karar, 3 Haziran 2004 tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀ   ve 28 Haziran 2004 tarihinde baꢀvurana tebliğ edilmiꢀtir, oysa ilgili ꢀahıs baꢀvurusunu   AĐHS’nin 35. maddesinin 1. fıkrasında öngörülen altı aylık süre sınırlaması içerisinde kalarak   Aralık 2004 tarihinde yapmıꢀtır. Bu itibarla Hükümet’in bu itirazı reddedilmelidir.   AĐHM, baꢀvurunun AĐHS’nin 35. maddesinin 3. fıkrası anlamında açıkça dayanaktan yoksun   olmadığını tespit etmektedir. AĐHM diğer taraftan, ꢀikâyetin baꢀka herhangi bir   kabuledilemezlik gerekçesi bulunmadığını vurgulamaktadır. Dolayısıyla, kabuledilebilir ilan   edilmesi doğru olacaktır.   B. Esasa iliꢁkin   Hükümet, ulusal yasaların imam nikâhını tanımadığını ileri sürmekte ve yalnızca resmi   nikâhın geçerli olduğunu vurgulamaktadır. Hükümet diğer taraftan, önce yasal geçerliliği olan   resmi nikâhı yapmadan imam nikâhıyla evlenen herkesin yeni Ceza Kanunu’nun 230.   maddesi kapsamında suç iꢀlediğini bildirmektedir. Hükümetin görüꢀüne göre, AĐHS’nin 12.   maddesinde öngörülen hakkın kullanımı konusunda Savunmacı Devletin takdir hakkı   bulunmaktadır. Hükümet ayrıca, Anayasa’nın 41. maddesine göre evliliğin Türk toplumunun   temelini oluꢀturduğunu ve yasalar vasıtasıyla evlilik için getirilen kısıtlama ve ꢀartların   demokratik bir toplum için gerekli olduğunu vurgulamaktadır. Hükümet, Türkiye   Cumhuriyeti’nin laik bir devlet yapısına sahip olduğunu ve dini nikâhın resmi nikâh olarak   geçerli olmadığını bildirmektedir. Zaten, böyle bir evlilik hem geçersiz ve hem de yok   sayılmaktadır.   Hükümet, yasaların gereğini tam olarak yerine getirmeyen bir kimsenin evlilik haklarından   yararlanamayacağını açıklamaktadır. Hükümet, mevcut davada baꢀvuranın Ö.K. ile resmi   olarak evli bulunmadığının altını çizmektedir. Hükümete göre, Ö.K. ile 1976 yılında imam   nikâhıyla evlenen baꢀvuranın aile hayatı hakkına müdahale edilmemiꢀtir. Zira, birlikte   yaꢀamaları hiçbir zaman engellenmemiꢀtir ve kendileri beraber geçirdikleri otuz altı yıllık   müꢀterek yaꢀamları boyunca durumlarını resmi hale getirmek için sayısız fırsat   yakalamıꢀlardır. Hükümet, AĐHM’nin Đrlanda aleyhine Johnston ve diğerleri davasındaki   (18 Aralık 1986, prg. 68, seri A no 112) içtihadına atıfta bulunarak, 8. maddenin yasadıꢀı   evlilik kategorisi için özel bir sistem kurma zorunluluğu getiriyor ꢀeklinde   yorumlanamayacağını ileri sürmektedir.   Son olarak Hükümet, baꢀvurana yapılan uygulamanın benzer durumdaki diğer kimselere   yapılan uygulamalarla aynı olduğunu, bu konuda ilgili ꢀahsa getirilen kısıtlamaların yasalarla   belirlendiğini ve demokratik toplumlarda bu gibi önlemlerin gerekli olduğunu   vurgulamaktadır.   Hükümetin iddialarına itiraz eden baꢀvuran, nüfus kütüğünde Ö.K.’nın eꢀi olarak kayıtlı   olduğunu ileri sürmektedir. Kızlık soyadının Yiğit olmasına rağmen, mahkeme kararlarında   ve duruꢀma tutanaklarında soyadının eꢀininki gibi Koç olarak yazıldığını vurgulamaktadır.   Baꢀvuran, imam nikâhının gelenek ve göreneklere dayalı bir Türkiye gerçeği olduğunu   savunmaktadır. Baꢀvuran, kendisinin Ö.K. ile resmi nikâhlı olmaması gerekçe gösterilerek   sosyal haklardan mahrum edilmesine itiraz etmektedir. Ayrıca, böyle durumlarda erkeklerin   değil sadece kadınların mağdur olduğunun altını çizmektedir. Bu konuda, yasaların kadınları   korumadığını ileri süren baꢀvuran, ulusal makamların durumdan haberdar olduğu halde bu   durumu düzeltmek için herhangi bir giriꢀimde bulunmadıklarını vurgulamaktadır. Baꢀvuranın   kanaatine göre, nüfus kütüklerini tutan resmi makamların yürürlükteki yasa gereğince   kendisinin bu durumunu yetkili makamlara bildirmesi gerekirdi.   AĐHM’ne göre, 8. madde aile hayatının korunmasını teminat altına alırken bir ailenin mevcut   olduğunu varsaymaktadır. Bu, hem   « gayrımeꢀru » ailenin ve hem de « yasal » ailenin   « aile hayatı » için geçerlidir (Belçika aleyhine Marckx davası, 13 Haziran 1979, prg. 31, seri   A no 31, ve Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 62). Bir «aile hayatının»   mevcut olup olmadığı konusu, yakın kiꢀisel bağlar gerçeğine dayanan olgusal bir meseledir   (Finlandiya aleyhine K. ve T. davası [GC], no 25702/94, prg. 150, CEDH 2001-VII). Aslında,   «aile» kavramı yalnızca resmi nikâh üzerine kurulu iliꢀkilerle sınırlı olmayıp, evlilik dıꢀı   birlikte yaꢀayan çiftlerde olduğu gibi diğer fiili de facto « ailesel » iliꢀkileri de içine   alabilmektedir (Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 55, Đrlanda aleyhine   Keegan davası, 26 Mayıs 1994, prg. 44, seri A no 290, ve Bulgaristan aleyhine Al-Nashif   davası, no 50963/99, prg. 112, 20 Haziran 2002).   Bu nedenle, bir iliꢀkinin « aile hayatı » olarak kabul edilip edilemeyeceğine karar vermek   için, çiftin birlikte yaꢀayıp yaꢀamadıkları, ne zamandan beri birlikte yaꢀadıkları ve müꢀterek   çocuklarının olup olmadığı gibi bazı belirleyici unsurların dikkate alınması gerekebilir   (Birleꢀik Krallık aleyhine X, Y ve Z davası, 22 Nisan 1997, prg. 36, Karar ve Hükümlerin   derlemesi 1997-II, ve Fransa aleyhine Merger ve Cros davası, no 68864/01, prg. 45, 22 Aralık   2004).   Mevcut davada AĐHM, baꢀvuranın 1976 yılında Ö.K. ile imam nikâhı yoluyla evlendiğini, bu   birliktelikten altı çocuğun dünyaya geldiğini ve ilk beꢀ çocuğun babalarının nüfus kütüğüne   iꢀlendiğini, ancak en son doğan çocuğun baꢀvuranın nüfüs kütüğüne kaydedildiğini tespit   etmektedir. Baꢀvuran ile çocuklarının, 2002 yılında vefat edene kadar Ö.K. ile birlikte   yaꢀadıkları hususunda tarafların herhangi bir itirazı bulunmamaktadır. AĐHM kendisinin, Türk   hukukunda imam nikâhının yeri ve rolü ile bunun toplumda doğurduğu sonuçlar hakkında   herhangi bir karar verme yetkisi olmadığını vurgulamaktadır. AĐHM’nin kanaatine göre,   baꢀvuran, Ö.K. ve müꢀterek çocuklarının AĐHS’nin 8. maddesi anlamında « aile » oluꢀturacak   ꢀekilde beraber yaꢀadıklarının tespit edilmesi yeterlidir.   AĐHM, mevcut davanın özel ꢀartlarında, Hatay Đꢀ Mahkemesi tarafından 21 Ocak 2004   tarihinde verilen kararın baꢀvuranın aile hayatını etkileyecek nitelikte olup olmadığını   incelemelidir.   AĐHM, Avrupa Konseyi’ne üye bazı ülkelerde geleneksel resmi nikâh dıꢀında istikrarlı bir   müꢀterek yaꢀam sürdüren nikâhsız çiftler veya medeni ortaklıkların makul karꢀılandığı, hatta   kabul gördüğü bir sosyal eğilimin yasama organı tarafından da desteklendiğini tespit   etmektedir. Bununla birlikte AĐHM, Türk hukukunda aynı veya ayrı cinsiyetten iki kiꢀinin   resmi nikâh dıꢀında medeni ortaklık oluꢀturarak resmi nikâhlı bir çiftle aynı veya benzer   haklara sahip olmalarını sağlayacak hukuki bir düzenleme bulunmadığını anımsatmaktadır.   AĐHM, Sözleꢀmeci Devletlere tanınan takdir hakkı nedeniyle bu alanda yasal düzenlemeler   yapılmasını talep edemez. Halihazırda, yürürlükteki ulusal kanunlara göre bir imam   tarafından kıyılan imam nikâhı üçüncü ꢀahıslar ve devlet nezdinde herhangi bir yükümlülük   oluꢀturamaz. Baꢀvuranın ileri sürdüğü savlardan bağımsız olarak, buradaki esas belirliyici   unsur, uzun süreli ve sağlam bir iliꢀkinin varlığı değil, tüm hak ve yükümlülüklerin akdî   olarak belirtildiği resmi bir taahüdün var olup olmadığıdır. Bağlayıcı bir yasal anlaꢀmanın   yokluğunda, Türk yasama organının sadece resmi nikâhı koruma altına alması mantıksız   sayılamaz. Bu bağlamda AĐHM, daha önceki kararlarında da evlilik kurumunun evli çiftlere   özel bir statü tanıdığının genel kabul gördüğüne hükmettiğini anımsatmaktadır (Birleꢀik   Krallık aleyhine Burden davası [GC], no 13378/05, prg. 65, 29 Nisan 2008, ve Birleꢀik Krallık   aleyhine Joanna Shackell davası (karar), no 45851/99, 27 Nisan 2000). Ayrıca, AĐHS’nin 8.   maddesi, nikâhsız çiftler kategorisi için özel bir sistem kurma zorunluğu getiriyor ꢀeklinde   yorumlanamaz. (Johnston ve diğerleri davası, sözkonusu bölüm, prg. 68).   Mevcut davadaki özel koꢀullar çerçevesinde AĐHM, ölüm yardımları konusunda resmi nikâhlı   çiftler ile evli olmayan çiftler arasında gözlemlenen farklı uygulamaların meꢀru bir amacı   gözettiğini, geleneksel resmi nikâhla kurulan ailelerin korunması gibi haklı ve makul bir   dayanağının olduğunu dikkate almaktadır (Đspanya aleyhine Antonio Mata Estevez davası   (karar), no 56501/00, 10 Mayıs 2001).   Bu gerekçelerle AĐHS’nin 8. maddesi ihlâl edilmemiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oybirliğiyle, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Üçe karꢀı dört oyla AĐHS’nin 8. maddesinin ihlal edilmediğine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Ocak 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde, AĐHS’nin 45. maddesinin 2. paragrafı ve Đçtüzüğün 74. maddesinin 2.   paragrafına uygun olarak Yargıç F. Tulkens, Yargıç V. Zagrebelsky, ve Yargıç A. Sajo’nun   ayrık oy görüꢀleri yer almaktadır.   YARGIÇ TULKENS, ZAGREBELSKY VE SAJO’NUN AYRIK OY   GÖRÜꢁÜ   Mevcut davada, çoğunluğun AĐHS’nin 8. maddesinin ihlâl edilmediği yönünde açıklanan   görüꢀüne katılmıyoruz.   Baꢀvuran, eꢀi Ö.K. ile 1976 yılında gelenek ve göreneklere uygun bir ꢀekilde imam nikâhı   kıyarak evlenmiꢀtir ve bu birliktelikten 1977 ile 1990 yılları arasında altı çocukları dünyaya   gelmiꢀtir. Ö.K.’nin 2002 yılında vefat etmesinden sonra baꢀvuran, yetkili makamlara   müracaat ederek merhum eꢀinin emekli maaꢀı ile sağlık sigortasından yararlanma talebinde   bulunmuꢀtur. Bu talep, önce Hatay Đꢀ Mahkemesi’nin 21 Ocak 2004 tarihli kararıyla   reddedilmiꢀtir. Daha sonra temyize gönderilen bu karar, baꢀvuran ile Ö.K. arasındaki nikâh   resmileꢀtirilmediği ve dolayısıyla yasal geçerliliği olmadığı gerekçesiyle 3 Haziran 2004   tarihinde Yargıtay tarafından onanmıꢀ ve baꢀvuranın merhuma ait haklardan   yararlanamayacağı açıklanmıꢀtır.   Baꢀvuran, AĐHM önünde dile getirdiği iddialarda, ulusal mahkemelerin çocukların da babası   olan merhum eꢀine ait bazı sosyal haklardan yararlanmasını engellemek suretiyle AĐHS’nin 8.   maddesinde teminat altına alınan aile hayatı hakkının özü itibariyle 14. maddeyle   birleꢀtirilebilecek ꢀekilde ihlâl edildiğini vurgulamaktadır. Bu bağlamda AĐHM, dini ve resmi   nikâhın Türk hukukundaki yeri ve rolü üzerinde herhangi bir yargılama yapmaksızın, yalnızca   AĐHS’ndeki düzenlemeleri dikkate alarak karar vermelidir.   AĐHM’nin aile hayatı kavramıyla ilgili yerleꢀik içtihadına göre, baꢀvuranın Ö.K. (vefatına   kadar) ve çocuklarıyla birlikte sürdürdüğü bu müꢀterek yaꢀam AĐHS’nin 8. maddesi   anlamında bir aile hayatı oluꢀturmaktadır. Gerçekten de AĐHM, resmi nikâha dayanan   iliꢀkilerin yanısıra fiili birlikteliklerin de aile hayatı kavramı içerisinde değerlendirildiğini (22   Aralık 2004 tarihli Fransa aleyhine Merger ve Cros davası kararı, prg. 44) ve hukuki bağları   bulunmayan fiili durumların bazen geleneksel aile hayatı olarak kabul edilebileceğini   defalarca açıklamıꢀtır. Bu noktada dikkate alınması gereken faktörler, özellikle müꢀterek   yaꢀamın var olup olmadığı, bu müꢀterek yaꢀamın süresi ve daha genel anlamda örneğin   müꢀterek çocukların mevcudiyeti gibi eꢀler arasındaki güçlü bağı kanıtlayan unsurlardır (20   Haziran 2002 tarihli Bulgaristan aleyhine Al-Nashif davası kararı, prg. 112) ve mevcut   davada tüm bu unsurlar birarada bulunmaktadır.   Baꢀvuranın hayatta kalan eꢀlere normal olarak tanınan sosyal haklardan mahrum edildiği   konusunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Hükümet, savunmasında « yasaların öngördüğü   ꢀartları yerine getirmeyen bir kimse evlilikten doğan haklardan yararlanamaz » ilkesini   savunmakla yetinmiꢀtir. Baꢀvuranın ꢀikâyeti AĐHS’nin 14. maddesiyle bağlantılı olarak 1   no’lu Ek Protokolün 1. maddesi kapsamında ele alınabilirdi. Bu çerçevede, AĐHM’nin sosyal   güvenlik alanında milliyete dayalı ayrımcılıkla ilgili kesin içtihadının anımsanması (16 Eylül   tarihli Avusturya aleyhine Gaygusuz davası kararı ; 4 Haziran 2002 tarihli Hollanda   aleyhine Wessels-Bergervoet davası kararı ; 11 Haziran 2002 tarihli Birleꢀik Krallık aleyhine   Willis davası kararı ; 30 Eylül 2003 tarihli Fransa aleyhine Koua Poirrez davası kararı ; 25   Ekim 2005 tarihli Niedzwiecki davası kararı; 25 Ekim 2005 tarihli Almanya aleyhine Okpisz   davası kararı ; 27 Kasım 2007 tarihli Polonya aleyhine Luczak davası kararı; v.b.). ve bu   konunun medeni durum açısından incelenmesi gerekir.   Evlilik alanında özellikle Devlet’in takdir hakkına dayalı oldukça genel bir mantık   çerçevesinden bakan ve evliliğin evli çiftlere özel bir statü sağlaya bir kurum olduğuna atıfta   bulunan çoğunluk, AĐHS’nin 8. maddesinin ihlâl edilmediği yönündeki görüꢀünü yalnızca   « mevcut davanın oluꢀtuğu ꢀartlarda, (…) verilen yardım parası konusunda hayatta kalan   resmi nikâhlı ve nikâhsız eꢀler arasında gözlemlenen farklı uygulamaların, evlilik bağıyla   oluꢀturulan geleneksel aile hayatını korumak gibi meꢀru, objektif ve makul gerekçeleri   olduğuna » dayandırmaktadır. AĐHS’nin hem 8. hem 14. maddesi kapsamında değerlendirme   yaparken kısmen de olsa üstü kapalı bir biçimde bu düꢀünce tarzını benimseyen AĐHM’in   bize göre hukuk ve olgudan yoksun bu argümanı inandırıcı olamaz.   Mevcut davada resmi nikâhlı eꢀler ile nikâhsız eꢀler arasında uygulama farklılığı olduğunu   tespit eden çoğunluk, bu durumun yalnızca « makul ve objektif bir gerekçe » ye dayandığını   vurgulamakla yetinmektedir. Oysa AĐHM, verdiği birçok kararda, orantılı davranma   zorunluluğunun makul ve objektif gerekçe kavramının özünü teꢀkil ettiğini anımsatmıꢀ ve   ihtilaflı uygulamanın zorunluluk içermesi ve genel olarak istenilen meꢀru amaca hizmet   etmesi gerektiğini vurgulamıꢀtır (24 Temmuz 2003 tarihli Avusturya aleyhine Karner davası   kararı, prg. 41 ; 16 Kasım 2004 tarihli Türkiye aleyhine Ünal Tekeli davası, prg. 64 ve 65).   Oysa, mevcut davada bu unsur somut olarak ortaya konulamadığı gibi değinilmemiꢀtir bile.   Diğer taraftan, AĐHM’nin birçok kez anımsattığı gibi, AĐHS’nin 8. maddesi ile bazı   durumlarda 14. maddesi, Sözleꢀmeci Devletlere, teminat altına alınan hakkın etkin bir ꢀekilde   uygulanmasını ve gerçekleꢀtirilmesini amaçlayan pozitif sorumluluklar yükleyebilir. Ancak,   mevcut davada, red oyu veren çoğunluk, baꢀvuranın nüfus kütüklerinde yeralan bilgilere göre   ulusal makamların durumdan haberdar oldukları ve bu durumu meꢀru hale getirmek için   hiçbir ꢀey yapmadıkları yönündeki iddiasına cevap vermemektedir. Oysa, bu kayıtları tutan   sorumluların durumu yetkili mercilere bildirmesi gerekmezmiydi ?   Son olarak, alınan kararda, baꢀvuranın 14. maddeye atıfta bulunarak böyle bir durumda   erkekler değil sadece kadınların mağdur edildiği ve dolaylı yoldan ayrımcılık yapıldığı   yönündeki diğer iddiasına da değinilmemektedir (6 Ocak 2005 tarihli Hollanda aleyhine   Hoogendijk davası kararı ). Burada, Avrupa Birliği’nin sosyal güvenlik alanında kadın ve   erkeğe yapılan uygulamalarda kademeli olarak eꢀitlik sağlanmasıyla ilgili 19 Aralık 1978   tarih ve 79/7/CEE sayılı direktifi ile yine Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin kadın ve   erkekler arasında eꢀitlik norm ve mekanizmalarıyla ilgili olarak aldığı 21 Kasım 2007 tarih ve   Rec(2007)17 sayılı Tavsiye Kararı’nın hatırlatılması yeterli olacaktır (B. belirli alanlardaki   normlar, 6. Sosyal koruma, prg. 37 ve devamı).   8

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło