39825/98
WyrokETPCz2007-06-14ECLI:CE:ECHR:2007:0614JUD003982598
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy zarzucane złe traktowanie podczas zatrzymania oraz brak skutecznego dochodzenia w tej sprawie naruszyły art. 3 i art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący nie przedstawili wystarczających dowodów na poparcie swoich zarzutów o tortury i złe traktowanie. Zauważono, że choć początkowe raporty medyczne wskazywały na obrażenia, późniejsze raporty podczas zatrzymania nie wykazały śladów złego traktowania. Kluczowe było to, że skarżący nie podnieśli szczegółowych zarzutów tortur (takich jak porażenie prądem czy „palestyńskie wieszanie”) przed krajowymi organami sądowymi, ograniczając się do stwierdzenia, że ich zeznania zostały złożone „pod przymusem”. Trybunał podkreślił, że brak konkretnych i szczegółowych skarg na poziomie krajowym uniemożliwił przeprowadzenie skutecznego dochodzenia zgodnie z art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Mücahit Karataş i Rıdvan Karataş, zostali aresztowani w kwietniu 1997 roku w Turcji pod zarzutem przynależności do organizacji PKK (Mücahit) i pomocy (Rıdvan). Twierdzili, że podczas zatrzymania byli poddawani torturom, w tym biciu i porażeniom prądem. Początkowe badania lekarskie wykazały siniaki i otarcia, jednak późniejsze raporty medyczne nie potwierdziły śladów złego traktowania. Skarżący zostali zwolnieni, Rıdvan uniewinniony, a Mücahit zwolniony na mocy ustawy o skrusze.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji oraz brak naruszenia art. 13 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL
AVRUPA
DE L’EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
MÜCAHĐT VE RIDVAN KARATAꢀ -TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢁvuru no:39825/98)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Haziran 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve ( 39825/98) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu
ülke vatandaꢀlarından Mücahit Karataꢀ ve Rıdvan Karataꢀ’ın ( baꢀvuranlar) 28 Ekim 1997
tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na ( “ Komisyon”) Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (“ Sözleꢀme”) Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri koruma altına alan eski
25. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Adli yardımdan yararlanan baꢀvuranlar Diyarbakır Barosu avukatlarından T.Elçi
tarafından temsil edilmektedirler.
OLAYLAR
I.
DAVA KOꢀULLARI
Baꢀvuranlar Mücahit Karataꢀ ve kardeꢀi Rıdvan Karataꢀ sırasıyla 1978 ve 1974
doğumlulardır. Olayların meydana geldiği dönemde Antalya’da ikamet etmekteydiler.
Yasadıꢀı PKK örgütü mensubu olmakla suçlanan Mücahit, kardeꢀi Rıdvan’ın
kahvehanesinde bulunduğu sırada, sahte evraklar bulundurmaktan dolayı yakalanmıꢀtır.
Baꢀvuranlar 27 Nisan 1997 yılında saat 10.00’a doğru yakalandıklarını belirtmiꢀlerdir. Oysa
bu olay baꢀvuranların avukatlarına göre 29 veya 30 Nisan günü, resmi belgelere göre ise 30
Nisan saat 14.00 sıralarında gerçekleꢀmiꢀtir.
Yakalanma Tutanağından, baꢀvuranların jandarma görevlileri tarafından etkisiz hale
getirilmeden önce kaçmaya teꢀebbüs ettikleri sırada kahvehanede bulunan masa ve
sandalyelere ꢀiddetli bir ꢀeklide çarparak yere düꢀtükleri sonucu çıkarılmaktadır. Nisan 1997 tarihinde Antalya Cumhuriyet Baꢀsavcılığı baꢀvuranların gözaltında
tutulma sürelerini 4 Mayıs 1997 gününe kadar uzatmıꢀtır.
Aynı gün Antalya Adli Tıp Kurumunda baꢀvuranların muayenesi yapılmıꢀtır.
Rıdvan Karataꢀ’ın raporuna göre sağ eli sırtında ekimoz ve ꢀiꢀlik, göğsü sağ yanı üst
kısmında ekimoz, sağ kolu dıꢀ yüz alt kısmında sıyrık, her iki taraf tibial bölgelerde ekimoz
ve sıyrıklar, baꢀında ve sırt kısımlarında hassasiyet tespit edildiği ve Adli tıp doktoruna göre
iki gün süreyle mutad iꢀtigaline mani teꢀkil eder nitelikte olduğunu bildirmektedir.
Mücahit Karataꢀ’ın muayenesinde aynı adli tıp doktoru, baꢀvuranın göğüs ön yüzü
orta kısım altta yaygın ekimoz ve sıyrıklar, sağ kürek kemiği üzerinde ekimoz, sağ kolu
dıꢀında ve omuzlarında sıyrıklar, tibial bölgelerde sıyrıklar ve solda hafif ꢀiꢀlik, sol eli 1.
parmak sırtında sıyrıklar tespit etmiꢀtir. Doktor, baꢀvuranın iddialarına rağmen penisinden
elektrik verilmesine iliꢀkin bulguya rastlamamıꢀtır fakat yine de hastanın ürolojik
muayenesinin yapılmasını ön görmüꢀtür.
Ertesi gün Antalya Devlet Hastanesinde Mücahit Karataꢀ’a yapılan ürolojik
muayenede ꢀahsın normal olduğunu anlaꢀılmıꢀ ve belirtilen lezyonların iki gün süreyle mutad
iꢀtigaline mani teꢀkil eder nitelikte olduğu bildirilmiꢀtir. Mayıs 1997 tarihinde, jandarmalar tarafından baꢀvuranların kolluk ifadeleri
alınmıꢀtır. Rıdavan, kardeꢀinin 1993 yılında evden ayrılıp, PKK’ya “gerilla” olarak katıldığını
ailesinden öğrendiğini ifade etmiꢀtir. Kardeꢀinin bu beyanı Mücahit tarafından inkar
edilmemiꢀtir. Rıdvan ayrıca kardeꢀinin 1994 yılının ꢁubat ayında, kendi rızasıyla PKK’dan
ayrıldığını da sözlerine eklemiꢀtir. Rıdvan son olarak kardeꢀinin geçmiꢀinde yaꢀadıklarından
dolayı tutuklanmaktan çekindiği için sahte kimlik kartı kullanmayı tercih ettiğini söylemiꢀtir. Mayıs 1997 tarihinde, saat 11.15’te, yani gözaltında bulundukları sırada, Sema
Yazar Sağlık Ocağında baꢀvuranlar doktor G. Otuzaltı tarafından muayene edilmiꢀlerdir.
Muayene sonucu hazırlanan raporlarda “ hiçbir darp ve cebir izi Ø” ibaresi yer almakta, bu
sembol ile darp ve cebir izine rastlanılmadığı ifade edilmektedir.
Muayenelerinin ardından baꢀvuranlar, Antalya Cumhuriyet Baꢀsavcılığına sevk
edildiler; baꢀvuranlar,“ baskı altında” imzaladıkları gerekçesiyle jandarma tarafından alınan
ifadelerini kabul etmemiꢀler fakat Mücahit sahte belgelere iliꢀkin bir açıklamada
bulunamamıꢀtır.
Ardından iki kardeꢀ Antalya Asliye Ceza Mahkemesi önüne çıkarılmıꢀtır. Đki kardeꢀ
yalnızca haklarındaki suçlamaları reddetmiꢀlerdir. Hakim, Rıdvan’ın serbest bırakılmasına,
iꢀlediği suçun Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin görev alanına girdiğinden Mücahit’in tutuklu
yargılanmasına karar vermiꢀtir. Mayıs 1997 tarihinde, soruꢀturma dosyası,3 Haziran günü, Mücahit’i PKK mensubu
olmakla ve Rıdvan’ı da kardeꢀine yardım etmekle suçlayan Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığına gönderilmiꢀtir.
Gerçekleꢀtirilen dört duruꢀmada, baꢀvuranlar Hakimler karꢀısında ifadelerinin “ baskı
altında” alındığını yinelemekle yetinmiꢀleridir. Ekim 1997 tarihli karar ile Devlet Güvenlik Mahkemesi, delil yetersizliğinden
Rıdvan’ın beraatına ve 3853 sayılı Piꢀmanlık Yasasına bağlı olarak Mücahit’in PKK’yı kendi
isteğiyle terk etmesini dikkate alarak tahliyesine karar vermiꢀtir.
Temyiz baꢀvurusuna gidilmediğinden karar nihai hale gelmiꢀtir.
HUKUK AÇISINDAN
I. DAVA KONUSU
Baꢀvuranlar, gözaltında kötü muameleye maruz kaldıklarını, yetkili hakimler
karꢀısında yapmıꢀ oldukları ꢀikayetlere karꢀın bu yönde hiçbir etkili soruꢀturma açılmadığını
ileri sürmektedir. Baꢀvuranlar AĐHS’nin 13. maddesi ile birleꢀip AĐHS’nin 3. maddesinin
ihlal edildiğini iddia etmektedirler.
Hükümet bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.
II. TARAFLARIN ARGÜMANLARI
A. Baꢁvuranlar
Baꢀvuranlar, sorgulamalarının iꢀkence altında yapıldığını ifade etmektedirler. Rıdvan
üzerindeki elbiselerinin çıkarıldığını, dayak yediğini ve bir saat boyunca ayak parmaklarına
ve el parmaklarına bağlanan kablolarla kendilerine elektrik verildiğini iddia etmektedirler.
Mücahit ise maruz kaldıkları diğer iꢀkencelere iliꢀkin olarak ꢀunları ileri sürmektedir:
jandarmalar tarafından testislerinin sıkılmıꢀ, genital organlarına elektrik verilmiꢀ,
baꢀvuranların baꢀına poꢀet geçirilip boğazları sıkılmıꢀ ve baꢀvuranlara soğuk su dökülerek
nefes almakta güçlük çektikleri dar bir dolaba koyulmuꢀtur.
Baꢀvuranların avukatı müvekkillerinin Filistin usulü olarak adlandırılan ꢀekilde
kollarından bağlandıklarını ve müvekkillerine falaka uygulandığı da eklemiꢀtir.
Bu bağlamda baꢀvuranlar, Türkiye’de söz konusu dönemde güç kullanarak gözaltına
alma ve iꢀkenceyle ifade alma gibi yöntemlerin, memurlar hakkında yürütülen soruꢀturmaya
iliꢀkin yasanın çoğunlukla memurlar hakkında cezai iꢀlem uygulamamasından dolayı Devlet
görevlilerine karꢀı yürütülen tüm adli giriꢀimleri boꢀa çıkaran idari bir uygulamadan
kaynaklandığı ileri sürmektedirler.
Mevcut davada, baꢀvuranların kendilerini sorgulayanlar tarafından gördükleri kötü
muameleye dair ayrıntılı sözlerini kayda geçirmeye iliꢀkin yargıçların reddi de bu husustaki
idari uygulamanın içinde yer almaktaydı.
Ayrıca, bir yandan bu izlerin bazılarının gözaltı süresi boyunca kaybolacak nitelikte
olmaları diğer yandan zaten yüzeysel hazırlanan bu raporların kamu hizmetinde olan
dolayısıyla Devlet görevlileri karꢀısında iꢀlerini iyi gerçekleꢀtirmek için çekimser bir tutum
içinde olan doktorların ürünü olmalarından dolayı, baꢀvuranlar, AĐHM’ye vücutlarında
hiçbir darp izine rastlanılmadığı sonucunu içeren raporları dikkate almama çağrısında
bulunmuꢀlardır.
B. Hükümet
Hükümet, baꢀvuranların gözaltına alınmadan önce ve sonra alınan sağlık raporlarını
göndermekte, baꢀvuranların vücutlarında tespit edilen morluk ve hafif sıyrıkların
baꢀvuranların kendilerinin neden olduğunu ifade etmektedir. Jandarmadan kaçmaya
çalıꢀırken, baꢀvuranlar kahvehanenin masa ve sandalyelerine sert bir ꢀekilde çarpmıꢀlar
ardından etkisiz hale getirilmeden önce yere düꢀmüꢀlerdir.
Hükümet, Mücahit Karakaꢀ’ın genital bölgelere elektrik verildiği iddialarına iliꢀkin olarak
ise Karakaꢀ’ın bir ürolog tarafından muayene edildiğine ve yapılan ürolojik muayenede bu
iddiayı destekleyen hiçbir belirtiye rastlanmadığına dikkat çekmektedir. Zaten Hükümet,
baꢀvuranların ꢀu anda ifade etmiꢀ oldukları ꢀikayetleri hiçbir zaman kendilerini dinleyen
hakimlerin hiçbiri önünde dile getirmediklerini de belirtmektedir.
III. AĐHM’NĐN TAKDĐRĐ
AĐHM, öncelikle baꢀvuranların yakalanma tarihlerine iliꢀkin uyuꢀmazlığı not
etmektedir. Zira baꢀvuranlara göre bu tarih 27 Nisan 1997, avukatlarına göre 29 veya 30
Nisan ve resmi belgelere göre ise bu tarih 30 Nisan 1997’dir. Sahip olunan veriler
incelendiğinde, AĐHM bu son tarihi kabul etmektedir çünkü baꢀvuranlar bu sorunu hiçbir
zaman ulusal yetkililer önünde ortaya koymamıꢀlardır. Baꢀvuranlar ne konuya iliꢀkin 30
Nisan 1997 tarihi ile düzenlenen tutanakların içeriğine ne tutanakta, baꢀvuranların kaçma
teꢀebbüslerine iliꢀkin yer alan ifadeye ve ne de düꢀmelerinin ardından yakalanabildikleri
kahvehanede masaların ve sandalyelerin arasında kaçma-kovalamaya dönüꢀmüꢀ gibi görünen
ifadeye itiraz etmiꢀlerdir.
Yakalanmalarının ardından düzenlenen adli tıp raporlarına göre, baꢀvuranların
vücutlarında belirlenen izler çok sayıda ve farklı bölgelerde bulunan morluklar, sıyrıklar ve
ꢀiꢀlikler olarak özetlenebilir. Mücahit Karataꢀ’ın adli doktora ilettiği penisine elektrik
verilmesine iliꢀkin ꢀikayeti doğru olsa da baꢀvuranı ertesi gün muayene eden Antalya Devlet
Hastanesinde görevli ürolog gibi adli doktor da bu iddiayı doğrulamamıꢀtır. Mayıs 1997 tarihinde alınan yani gözaltının sonucunda alınan sağlık raporlarından
darp ve yara izine rastlanmadığı sonucuna ulaꢀılmaktadır.
Mevcut davada baꢀvuranlar, tutuklu bulundukları sıradaki koꢀullardan değil gözaltında
görmüꢀ oldukları iꢀkenceden ꢀikayetçi olmaktadırlar. Bunundan dolayı AĐHM, bu kısma bağlı
olan daha önce gerçekleꢀmiꢀ olayları incelemeye kendini yükümlü görmemektedir. Bununla
birlikte, yukarıda bahsedilen raporlarda baꢀvuranların iç hukuk alanında hiçbir zaman
gündeme getirmedikleri yaraların tutuklu bulundukları esnada ya da en azından gözaltı
sırasında gördükleri söz konusu kötü muameleler ile birleꢀtirildiğinde baꢀka nedenlerden
meydana geldiğini de ifade etmek zordur.
Kesin kanıya ulaꢀtıran delillerin olmamasından dolayı, baꢀvuranlar bu konuya iliꢀkin
argümanı, özellikle Türkiye’de iꢀkencenin idari bir uygulama olduğu ve adli tıp kurumunun,
Devlet görevlileri tarafından uygulanan ꢀiddetlerin belirlenmesinde çekingen olduklarına
iliꢀkin genel kanıdan çıkarmaktadırlar.
Zaten 3.madde uyarınca bir delil ancak bir dizi emare veya çürütülemez karineler
sonucunda ortaya çıkabilmelidir, benzer iddialar, mevcut davaya uygun hiçbir somut olaya
dayanmadıklarından dolayı bu hususun içinde yer almaz. ( Bkz;örneğin, Gürü Toprak-
Türkiye, 39452/98; Mehmet Faruk Kaplan-Türkiye, 24932/94)
AĐHM, gözaltında kötü muameleye maruz kaldığını iddia eden bir ꢀahsın delil elde
etmedeki güçlüklerini ve bu güçlüklerin özellikle yetkili kiꢀilerin, suç teꢀkil eden eylemler
karꢀısında etkili bir biçimde harekete geçmelerindeki eksiklikten kaynaklanabileceğini inkar
etmemektedir. ( sözü edilen, Gürü Toprak) Bununla birlikte, bu hususta bile baꢀvuranların
ꢀikayetleri dayanaktan yoksundur zira dosyada baꢀvuranların gözaltından sonraki
dönemlerinde hassas bir durumda bulunduklarını gösteren herhangi bir unsur yer
almamaktadır. ( 18 Aralık 1996 tarihli Aksoy-Türkiye kararı)
Ayrıca, 4 Mayıs 1997 tarihinde serbest bırakılan Rıdvan Karataꢀ, kendisine uygulanan
darpların ve elektrik ꢀokunun dört gün sonra ortaya çıkabilen izlere yol açtığını belirtirken,
AĐHM, Karataꢀ’ın kendi seçtiği bir doktor tarafından muayene olmasının nasıl engellenmiꢀ
olabileceğini anlamamaktadır. Bu düꢀünce, Avukat Elçi’nin baꢀvurusunun aslında dile
getirdiği falaka ve Filistin askısı gibi uygulamalar içinde a fortiori geçerlidir. ( Bkz; sözü
edilen Mehmet Faruk Kaplan ve Hasan Kılıç-Türkiye, baꢀvuru no: 35044/97)
Daha da önemlisi AĐHM, baꢀvuranların Antalya Cumhuriyet Baꢀsavcılığı önünde
niçin sadece ifadelerinin “ baskı altında” alındığını söylemekle yetindiklerini ve ardından
Antalya Asliye Ceza Mahkemesi önünde neden sesiz kaldıklarını da anlamamaktadır. Diyelim
ki sorgu tutanakları baꢀvuranların söylediklerinin içeriklerini tam olarak yansıtmamıꢀ olsaydı
ki dosya da bununla ilgili hiçbir ꢀey belirtilmemekte, baꢀvuranlar kendilerini o zaman ne
sözlü olarak ne de yazılı olarak özgürce ifade etmemiꢀ olurlardı.( Bkz, koꢀuları karꢀılaꢀtırmak
için, sözü edilen Mehmet Faruk Kaplan ve Gürü Toprak )
Bu koꢀullarda baꢀvuranlar, ꢀikayetlerini Türk yetkililerin bilgisine yeterince
sunmamaktadır. Bu durumda baꢀvuranlar, kendilerinin ve avukatlarının bu ꢀikayetlere iliꢀkin
daha sağlam deliller sunmadan, AĐHS’nin 13. maddesi uyarınca derinlemesine bir soruꢀturma
yürütülmesini yasal olarak bekleyemezler. ( sözü edilen; Gürü Toprak ve ꢁ.T-Türkiye kararı,
no: 28310/95)
Kısaca AĐHM, baꢀvuranların jandarma görevlileri tarafından kötü muamele yaptıkları
konusunda makul ꢀüphe uyandırabilecek veya ulusal adli makamların baꢀvuranların
iddialarına tepki gösterme ꢀeklinin tartıꢀma konusu yapılmasını sağlayabilecek unsurların
bulunmadığı sonucuna varmaktadır. ( Bkz; sözü edilen, Gürü Toprak ve Mehmet Faruk
Kaplan)
Dolayısıyla bu davada, AĐHS’nin 3.maddesi tek baꢀına veya 13. madde ile birleꢀerek
ihlal edilmemiꢀtir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE
AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerinin ihlal edilmediğine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 14 Haziran 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
6
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło