39856/02
WyrokETPCz2007-02-20ECLI:CE:ECHR:2007:0220JUD003985602
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak publicznej rozprawy, niepowiadomienie o akcie oskarżenia oraz brak możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora w postępowaniu karnym narusza prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji, ponieważ skarżąca nie miała możliwości skorzystania z publicznej rozprawy na żadnym etapie postępowania krajowego, co jest fundamentalną zasadą rzetelnego procesu. Ponadto, akt oskarżenia nie został jej doręczony, co uniemożliwiło jej zapoznanie się z zarzutami przed wydaniem dekretu karnego. Skarżąca nie miała również możliwości ustosunkowania się do opinii prokuratora, która mogła wpłynąć na decyzję sądu, co naruszyło zasadę równości broni. Te proceduralne uchybienia uniemożliwiły skarżącej pełne skorzystanie z prawa do obrony.Stan faktyczny
Ayşe Oyman, obywatelka Turcji i redaktorka gazety „Yedinci Gündem”, została oskarżona po tym, jak policja przeszukała biuro gazety i skonfiskowała dziewięć numerów, które wcześniej zostały zakazane. Skarżąca twierdziła, że nie wiedziała o zakazie. Prokuratura oskarżyła ją o nieprzestrzeganie nakazów władz. Sąd Pokoju skazał ją na trzy miesiące więzienia, zamienione na grzywnę, bez przeprowadzenia rozprawy. Jej odwołanie zostało odrzucone przez Sąd Karny Pierwszej Instancji, również bez rozprawy, a akt oskarżenia i opinia prokuratora nie zostały jej doręczone.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. 3. Stwierdza, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania pozostałych skarg skarżącej. 4. Stwierdza, że niniejszy wyrok stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkody niemajątkowe, jakich doznała skarżąca. 5. Zasądza skarżącej kwotę 1000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków, pomniejszoną o 850 EUR pomocy prawnej udzielonej przez Radę Europy, płatną w lirach tureckich po kursie wymiany obowiązującym w dniu zapłaty, wolną od wszelkich podatków. 6. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
C O N S E I L D E
L ' E U R O P E
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
OYMAN - TÜRKĐYE DAVASI
(Başvuru no: 39856/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Şubat 2007
Đşbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
bazı düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (39856/02) başvuru no’lu davanın nedeni, bu ülke
vatandaşı Ayşe Oyman’ın (başvuran) 18 Eylül 2002 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Sözleşmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne
(Mahkeme) yapmış olduğu başvurudur.
Adli yardımdan yararlanan başvuran AĐHM önünde Đzmir Barosu avukatlarından S. Çetinkaya
tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
A. Dava Koşulları
Başvuran Ayşe Oyman 1978 doğumlu Türk vatandaşı olup Đzmir’de ikamet etmektedir. Nisan 2002 tarihinde Đzmir DGM yedek hakimi Cumhuriyet savcısı’nın talebi üzerine,
başvuranın temsilcisi olduğu Yedinci Gündem gazetesinin bürosunda arama yapılabilmesi için
arama izni çıkarmıştır. Nisan 2002 tarihinde beş polis memuru sözkonusu gazetenin merkez bürosuna giderek
gazetenin daha önceden Đstanbul DGM tarafından yasaklanmış dokuz sayısına el koymuştur. Mayıs 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcılığı’na ifade veren başvuran, sözkonusu yayınların
yasaklandığından haberdar olmadığını belirtmiştir. Mayıs 2002 tarihinde Cumhuriyet Savcısı başvuranı kamu makamlarının emirlerine
uymamakla suçlamıştır. Đddianame başvurana tebliğ edilmemiştir.
Sulh Ceza Mahkemesi 6 Haziran 2002 tarihinde düzenlediği ceza kararnamesiyle, başvuranı
üç ay hapis cezasına çarptırmış ve akabinde bu cezayı 381.682.144 TL (yaklaşık 263 Euro)
para cezasına çevirmiştir. Ayrıca Mahekeme yasak yayınlara el koymuştur. Ağustos 2002 tarihinde Đzmir Asliye Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı’nın başvurana
tebliğ edilmeyen mütalaasına uygun olarak itiraz başvurusunu reddetmiştir.
Başvuran yargılama sürecinin hiçbir aşamasında açık duruşma imkanından yararlanamamıştır.
II. HUKUK VE UYGUN ĐÇHUKUK UYGULAMALARI
HUKUK AÇISINDAN
I. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Başvuran, yargı mercileri tarafından duruşma yapılmaması nedeniyle davasının adil olarak
görülmediği, böylelikle duruşmalara katılma ve savunma hakkını eksiksiz bir biçimde
kullanma hakkından yoksun bırakıldığını ileri sürmektedir. Başvuran ayrıca kendisine
yöneltilen suçlamalar hakkında bilgilendirilmemesi sebebiyle Cumhuriyet Savcısı’nın
mütalaasına cevap verme imkanı bulamamaktan şikayetçi olmaktadır.
AĐHM, AĐHS’nin 6. maddesinin 3. fıkrasında dile getirilen ilkelerin 1. fıkra ile güvence altına
alınan adil dava hakkına özgü yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğini anımsatmaktadır.
AĐHM başvuranın şikayetlerinin AĐHS’nin 6 § 1. madde yönünden incelenmesinde fayda
olduğunu takdir etmektedir.
Bu iddialara karşı çıkan Hükümet ceza kararnamesinin adil bir dava sonucunda verildiğini
savunmaktadır. Hükümet’e göre burada, önemsiz olarak adlandırılan davalarla ilgili işlemleri
basitleştirerek mahkemelerin iş yükünü azaltmayı amaçlayan bir prosedür sözkonusudur.
Hükümet’e göre Türk Hukuku Asliye Ceza Mahkemesi’ne itiraz edilmesi suretiyle ceza
kararnamelerine karşı etkili bir başvuru yolunun bulunduğunu dile getirmektedir.
Đddianamenin ve Cumhuriyet Savcısı’nın mütalaasının başvurana tebliğ edilmemesine ilişkin
olarak Hükümet, başvuranın mahkeme kaleminde bulunan sözkonusu belgelere istediği
zaman ulaşmasının mümkün olduğunu belirtmektedir. Hükümet, iddianamede suçlama
gerekçelerinin dile getirildiğini ve sonuç olarak bu konularda hüküm verme yetkisinin Sulh
Ceza Mahkemesinde olduğunu açıklamaktadır. Hükümet’e göre başvuran, Sulh Ceza
Mahkemesi’nin kararına karşı itiraz imkanına sahip olduğundan silahların eşitliği ilkesinin
çiğnendiği iddiasında bulunamaz. Hükümet bu konuda ceza kararnamesi usulünün AĐHS’nin
6. maddesinin gereklerine uygun olduğu sonucuna varmıştır.
Hükümet 1 Haziran 2005 tarihinde yeni Ceza Kanunu’nun ve Ceza Muhakemeleri Usulü
Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle ceza kararnamesi usulünün artık Türk Hukuku’nda yer
almadığına dikkat çekmektedir.
Başvuran iddialarını yinelemektedir.
A. Kabuledilebilirliğe dair
AĐHM başvurunun AĐHS’nin 35 § 3. maddesi anlamında açıkça dayanaktan yoksun
olmadığını tespit etmektedir. Ayrıca başvuru herhangi bir kabuledilemezlik gerekçesiyle
karşılaşmamaktadır. Bu nedenle başvuru kabuledilebilirdir.
B. Esasa dair
AĐHM duruşmaların aleniliği ikesinin 6 § 1. maddede yer alan en temel ilkelerden biri
olduğunu hatırlatmaktadır. Bu ilke kamu denetiminin dışına çıkan gizli adalet karşısında
yargılanabilirleri korur ve mahkemelere olan güvenin muhafaza edilmesine katkıda bulunan
unsurlardan birini teşkil eder. Adaletin idaresi noktasında temin ettiği şeffaflık vasıtasıyla adil
yargılanma gibi demokratik her toplumda bulunması gereken ilkeler arasında yer alan 6 § 1.
maddenin amacına ulaşmasına katkıda bulunur (bkz. Gautrin ve diğerleri – Fransa, 20 Mayıs tarihli karar, § 42, Stefanelli – San Marino, no: 35396/97, § 19, ve Karahanoğlu –
Türkiye, no: 35396/97, § -3539).
6. maddenin 3. fıkrasının a) bendi «iddianamenin» ilgiliye tebliğine son derece büyük önem
atfeder. Đddianame cezai takibatta belirleyici bir rol oynar. Bu suretle iddianame tebliğ
edildiği andan itibaren hakkında suçlamada bulunulan kişi kendisine yöneltilen suçlamaların
hukuki ve olgusal temeli hakkında bilgilendirilmiş olur (Kamasinski – Avusturya, 19 Aralık tarihli karar, § 79). 6. maddenin 3. fıkrasının a) bendi sanığa, yalnızca suçlamanın sebebi
hakkında, yani aleyhindeki suçlamanın temelini teşkil eden maddi olaylar değil, bu olayların
hukuki niteliği hakkında da ayrıntılı bir biçimde bilgi edinme hakkı tanır (Pélissier ve Sassi –
Fransa, no: 25444/94, § 51).
Vicahi yargılanma hakkı ilke olarak bir hukuk davasının ya da ceza davasının taraflarına
bildirimde bulunulma ve hakime bağımsız bir hakim ya da savcı –mevcut davada olduğu gibi
Cumhuriyet Savcısı- tarafından hakimin kararını etkilemek amacıyla sunulan her türlü kanıt
ve gözlemi tartışabilme hakkı tanınmasını da kapsar (bkz., diğerleri arasında, Göç – Türkiye,
no: 36590/97, §§ 55).
AĐHM öncelikle Asliye Ceza Mahkemesi önünde duruşma yapılmaması hususunun Türkiye
Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi tarafından müzakere edilerek bu durumun adil yargılanma
hakkı ve savunma hakkıyla bağdaşmadığı kanaatine varıldığını tespit etmektedir. AĐHM bu
tespitin yanında yeni Ceza Kanunu’nda ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda ceza
kararnamelerine dair bir düzenleme bulunmamasını da dikkate almaktadır.
Ayrıca AĐHM eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun ilgili hükümlerince davaya bakan
hakimin belli tipte suçlar için duruşma yapmadan sadece dosya temelinde bir ceza
kararnamesi düzenleyebilme yetkisine sahip olduğunu kaydetmektedir. Asliye Ceza
Mahkemesi’ne yapılan itiraz, hafif ya da ağır bir para cezası kararnamesine yahut geçici
olarak meslek veya sanatın icrasının tatiline veya müsadere kararnamesine karşı yapıldığında
da aynı şekilde duruşma yapılmadan görülmekteydi. Asliye Ceza Mahkemeleri yalnızca dosya
temelinde karar verebildiği gibi Cumhuriyet Savcısı’nın yazılı mütalaasını alabiliyor ve
gerekli gördüğü takdirde de Cumhuriyet Savcısı’nı dinleyebiliyordu.
Başvuran yargılamanın hiçbir aşamasında ulusal mahkemeler önünde bir duruşma imkanından
faydalanmamıştır. Başvuran hiçbir surette kendisini yargılamakla görevlendirilen hakimlerin
huzuruna çıkmak imkanı bulamamıştır.
Öte yandan, iddianame başvurana tebliğ edilmemiş ve başvuran duruşma yapılmaması
sebebiyle sözkonusu iddianamenin içeriğinden haberdar olamamıştır. Başvuran kendisine
yöneltilen suçlamanın niteliği ve sebebi konusunda bir para cezasına çaptırıldığına ilişkin ceza
kararnamesi kendisine tebliğ edildiğinde bilgilendirilmiştir. Oysa Sulh Ceza Mahkemesi
başvuranın itham edildiği cezai suçun sabit olduğu kanaatine daha önceden varmıştı. Sonuç
olarak başvuran Cumhuriyet Savcısı’nın Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararını etkilemeye
matuf olan mütalaasına cevap vermek imkanı bulamamıştır.
Yukarıda ifade edilenlerin ışığında AĐHM savunma hakkını tam anlamıyla icra edememesi
sebebiyle başvuranın davasının, sözkonusu davaya bakan mahkemelerce adil bir biçimde
görülmediği sonucuna varmıştır.
Bu itibarla AĐHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.
II. AĐHS’NĐN 9. VE 10. MADDELERĐ ĐLE 1 NO’LU EK PROTOKOLÜN 1.
MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
AĐHS’nin 9. ve 10. maddelerine atıfta bulunan başvuran haber alma verme özgürlüğü
hakkının ihlal edidildiğinden yakınmaktadır. Başvurana göre hakında verilen mahkumiyet
kararıyla birlikte ifade özgürlüğü hakkı ihlal edilmiştir. 1 no’lu Ek Protokolün 1. maddesine
atıfta bulunan başvuran tartışmalı yayınlara el konulması nedeniyle mal ve mülk özgürlüğü
hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir.
AĐHM mevcut başvuruyla ortaya konulan temel hukuki sorunun ceza kararnamesinin
AĐHS’nin 6. maddesi anlamında adil bir yargılama sonucu çıkarılıp çıkarılmadığı meselesi
olduğu kanaatindedir.
Daha evvel bulunduğu ihlal tespitini gözönünde bulunduran AĐHM bu şikayetleri ayrıca
incelemeye yer olmadığını takdir etmektedir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
A. Tazminat
Başvuran 670 Euro tutarında maddi zarara uğradığını iddia etmektedir. Başvuran ayrıca
20.000 Euro tutarında manevi tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmektedir.
AĐHM tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında bir illiyet bağı
göremediğinden bu talebi reddetmektedir. Öte yandan AĐHM başvuranın belli bir manevi
zarara uğradığını takdir etmektedir. Bu zararın tazmini için ihlal tespiti yeterli olacaktır.
B. Masraf ve harcamalar
Başvuran ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 3.387 Euro
talep etmektedir. Başvuran bu taleplerini temellendirmek üzere herhangi bir belge
sunmamıştır.
Hükümet bu meblağa itiraz etmektedir.
Her ne kadar başvuran talebini gerektiği gibi temellendirmemiş olsa da AĐHM, tüzüğünün 60.
maddesi uyarınca, elindeki unsurları dikkate almış ve hakkaniyete uygun olarak başvurana Euro’luk kısmı Avrupa Konseyi tarafından sağlanan adli yardım için düşülmek üzere
1.000 Euro ödenmesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
faiz oranına üç puan eklenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Başvuranın diğer şikayetlerinin ayrıca incelenmesine yer olmadığına;
4. Mevcut kararın başvuranın maruz kaldığı manevi zararlar için başlı başına yeterli bir adil
tatmin teşkil ettiğine;
5. a) AĐHS’nin 44 § 2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere ve miktara yansıtılabilecek her türlü
vergiden muaf tutularak, Savunmacı Hükümet tarafından başvurana, masraf ve
harcamaları için 1.000 Euro’dan Avrupa Konseyi tarafından sağlanan 850 Euro
tutarındaki adli yardımın düşülerek kalan miktarın her türlü vergiden muaf tutularak
ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiştir.
Đşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2 ve 3.
maddesine uygun olarak 20 Şubat 2007 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło