39857/03

WyrokETPCz2008-07-22ECLI:CE:ECHR:2008:0722JUD003985703

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy traktowanie skarżącego przez policję podczas zatrzymania, w tym bicie i podwieszanie, stanowiło tortury naruszające art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji, uznając, że skarżący był poddany torturom. Opierał się na raporcie medycznym sporządzonym po zatrzymaniu, który potwierdzał obrażenia fizyczne i skargi skarżącego na złe traktowanie. Trybunał podkreślił, że rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia pochodzenia tych obrażeń. Trybunał uznał, że działania policji, mające na celu wymuszenie zeznań, były szczególnie poważne, okrutne i spowodowały ból oraz cierpienie, kwalifikując się jako tortury.
Stan faktyczny
Skarżący, Kemal Kahraman, został zatrzymany 10 czerwca 1999 r. pod zarzutem członkostwa w organizacji terrorystycznej. Twierdził, że podczas zatrzymania był torturowany przez policję (bicie, podwieszanie, polewanie zimną wodą), co zmusiło go do podpisania zeznań. Raport medyczny z 14 czerwca 1999 r. potwierdził obrażenia fizyczne i skargi skarżącego. Mimo jego twierdzeń o torturach, sąd krajowy skazał go na dożywocie, opierając się na dowodach znalezionych w jego domu i zeznaniach. Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok.
Rozstrzygnięcie
Pozostała część skargi uznana za dopuszczalną; Stwierdzono naruszenie art. 3 Konwencji; Zasądzono 15 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe; Zasądzono 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; Odrzucono pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   KEMAL KAHRAMAN/TÜRKĐYE   (Baꢀvuru no. 39857/03)   KARAR   STRAZBURG   Temmuz 2008   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44§2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USULĐ ĐꢀLEMLER   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 39857/03 no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları Ali Kahraman ve Kemal Kahraman’ın (“baꢀvuranlar”), Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi’ne 17 Kasım 2003 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler   Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, Đstanbul Barosu avukatlarından H. Tuna tarafından temsil edilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar AĐHS’nin 3. ve 6. maddeleri çerçevesinde gözaltında iken kötü muamele   gördükleri ve Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde adil yargılanmadıklarını ileri   sürmüꢀlerdir.   Ekim 2006’da AĐHM baꢀvuruyu kısmen kabuledilemez bulmuꢀ, Ali Kahraman’ın   ꢀikayetlerini reddetmiꢀ, Kemal Kahraman’ın kötü muamele iddialarını Hükümet’e tebliğ   etmiꢀtir. Bundan sonra bu davayla ilgili Kemal Kahraman tek baꢀvurandır.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuran Kemal Kahraman, 1972 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır.   Haziran 1999’da IBDA-C (Đslami Büyükdoğu Akıncılar Cephesi) üyesi olduğundan   ꢀüphe edilmesi nedeniyle Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi polis   memurları tarafından yakalanmıꢀtır. Đstanbul’da barların ve kulüplerin bombalandığı ve zarara   neden olan üç farklı olaya dahil olduğuna inanılmaktadır. Polis, baꢀvuranın ikamet ettiği   yerde bomba yapımına iliꢀkin talimatlar, gerekli malzemeler ve patlayıcılar ve baꢀvuranı,   Kalaꢀnikof tüfek taꢀırken örgütün bayrağına sarılmıꢀ olarak gösteren fotoğraflar bulmuꢀtur.   Baꢀvuran, polis tarafından sorgulanırken gözlerinin bağlandığını ve kötü muameleye maruz   bırakıldığını ileri sürmüꢀtür. Özellikle, polis memurları tarafından kollarından asılmıꢀ (ters   askı), üzerine hortumla soğuk su tutulmuꢀ ve dövülmüꢀtür. Bu nedenle, aleyhinde yapılan   suçlamaları kabul ettiği ifadeleri imzalamak durumunda bırakılmıꢀtır.   Haziran 1999’da Đstanbul DGM önüne çıkarılmıꢀtır. Polis gözetiminde verdiği   ifadeleri inkar etmiꢀ ve bu ifadelerin kendisinden iꢀkence altındayken alındığını ileri   sürmüꢀtür.   Aynı gün, Đstanbul Adli Tıp Kurumu doktoru tarafından muayene edilmiꢀtir. Sağlık   raporunda; sol üst kolunda 2 cmlik bir çürük, sağ üst kolunun üst kısmında 1.5 cmlik bir   çürük, sağ dirseğinde 2 cmlik hiperemik, sol üst kolunun iç kısmında 1.5 cmlik bir çürük, sol   dirseğinde 1 cmlik kabul bağlamıꢀ yara, sırtta ve kollarda ağrı ꢀikayetleri kaydedilmektedir.   Doktor, raporunda baꢀvuranın polis tarafından gözaltında tutulduğu sırada kollarından   asıldığına, dövüldüğüne ve tehdit edildiğine iliꢀkin ꢀikayetlerini kaydetmiꢀtir. Bu nedenle,   baꢀvuranın, iki gün süresince iꢀinden alıkonulacak ꢀekilde fiziksel ꢀiddet gördüğü sonucuna   varmıꢀtır. Baꢀvuran daha sonra, sorgu hakimi önüne çıkarılmıꢀ ve hakim tutuklanmasına karar   vermiꢀtir.   Eylül 1999’da Cumhuriyet Baꢀsavcısı, Đstanbul DGM’ye bir iddianame sunmuꢀ ve   baꢀvuranı, IBDA-C üyesi olmakla suçlamıꢀtır. Baꢀsavcı, baꢀvuranın örgüt aktivitelerine dahil   olmasını ve Devlet’in Anayasal düzenini bozma ve yerine teokratik rejimi getirme amacı   gütmesini gerekçe göstererek Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca ölüm cezası talep   etmiꢀtir.   Cezai kovuꢀturma sürecinde baꢀvuran, Đstanbul DGM’ye baꢀvurarak polis tarafından   gözaltında tutulduğu süre içerisinde iꢀkence gördüğünü ileri sürmüꢀtür. Masum olduğunu   iddia etmiꢀ ve iꢀkence görerek, evinin aranmasına iliꢀkin tutanak da dahil olmak üzere daha   önce görmediği ifadeleri imzalamak durumunda bırakıldığını ve evinde bulunduğu iddia   edilen materyallerin kendisine ait olmadığını belirtmiꢀtir.   Mayıs 2002 tarihli savunmalarında baꢀvuranın avukatı, kötü muamele izlerinin   kaydedildiği 14 Haziran 1999 tarihli sağlık raporuna değinmiꢀtir. Đstanbul DGM’den,   müvekkilini delil yetersizliği sebebi ile serbest bırakmasını talep etmiꢀtir.   Ekim 2002’de DGM, baꢀvuranı suçlu bulmuꢀtur. Gerekçe olarak; polisin baꢀvuranın   ikamet ettiği yerden topladığı delilleri göstermiꢀtir. Bu deliller; baꢀvuranı silah taꢀırken   IBDA-C bayrağına sarılmıꢀ olarak gösteren fotoğraflar, kriminal uzman raporunca tetkik   edildiği ꢀekliyle bomba yapımında kullanılan malzemeler, baꢀvuranın bir takım kağıtlar   üzerinde bulunan ve bomba yapımına iliꢀkin talimatlar verdiğini gösteren el yazısı ve   baꢀvuranla birlikte suçlanan kiꢀinin ifadelerinden oluꢀmaktadır. Bu nedenle baꢀvuranın suçlu   olduğuna ve müebbet hapis cezasına çarptırılmasına karar vermiꢀtir.   Kasım 2002’de baꢀvuranın avukatı, Yargıtay’a temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.   DGM’nin, savunmalarını göz ardı ettiğini ileri sürmüꢀtür. 14 Haziran 1999 tarihli sağlık   raporunu gerekçe göstermiꢀ ve birinci derece mahkemesinin baꢀvuranı suçlu bulurken, polisin   iꢀkence altında aldığı ifadelere dayandığını ve ilgili ifadeler, dava dosyasına dahil edilmeden   önce iddialarına iliꢀkin soruꢀturma yapılmadığını ileri sürmüꢀtür. Bu nedenle mahkemeden,   birinci derece mahkemesinin kararını iptal etmesini ve davayı yeniden görülmek üzere birinci   derece mahkemesine göndermesini talep etmiꢀtir.   Eylül 2003’de Yargıtay, temyizi reddetmiꢀ ve Đstanbul DGM’nin kararını   onaylamıꢀtır.   HUKUK   I. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde iꢀkence gördüğü ve bu   nedenle, AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği hususunda ꢀikayette bulunmuꢀtur   A. Kabuledilebilirlik   1. Tarafların görüꢀleri   (a) Hükümet   Hükümet, sözkonusu ꢀikayetin AĐHS’nin 35. maddesi bağlamındaki altı aylık süre ve   iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralına uyulmamıꢀ olması nedeniyle kabuledilemez olduğunu   belirtmiꢀtir.   AĐHM’nin, ilk baꢀvuran Ali Kahraman’ın 3. madde bağlamındaki ꢀikayetini, altı ay   kuralına uymaması nedeniyle reddettiği 3 Ekim 2006 tarihli kabuledilebilirlik kararına atıfta   bulunan Hükümet, mevcut baꢀvuran Kemal Kahraman’ın ꢀikayetlerinin de altı ay kuralına   uyulmaması nedeniyle reddedilmesi gerektiğini belirtmiꢀtir. Bu bağlamda, iddia edildiği gibi   tüketilecek hiçbir iç hukuk yolu bulunmadığı kabul edilse dahi baꢀvuranın, bunu en geç   Đstanbul DGM’nin kararını verdiği 1 Ekim 2002 tarihine kadar anlamıꢀ olması ve baꢀvurunun,   Nisan 2003’ten önce AĐHM’ye yapılmıꢀ olması gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuran, 17   Kasım 2003’te ꢀikayette bulunmuꢀtur ve bu tarih, altı aylık zaman limiti dıꢀındadır.   Hükümet ayrıca baꢀvuranın, ilgili medeni ve idari hukuk yollarına baꢀvurmaması   nedeniyle iç hukuk yollarını da tüketmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür. Baꢀvuranın, kötü   muamele iddialarına iliꢀkin Ankara Đdare Mahkemesi’ne baꢀvurarak Đçiꢀleri Bakanlığı   aleyhinde tam yargı davası açma fırsatı olduğunu belirtmiꢀtir.   (b) Baꢁvuran   Baꢀvuran, AĐHS’nin 35/1 maddesi bağlamındaki altı aylık süre ve iç hukuk yollarının   tüketilmesi kuralına uymuꢀ olduğunu iddia etmiꢀtir. Yerel makamlar olan DGM ve Yargıtay   önünde iꢀkence iddialarını sunduğunu ancak, iddialarının soruꢀturulması için adım   atılmadığını belirtmiꢀtir. Bu nedenle, temyiz mahkemesinin kararını müteakiben, diğer bir   deyiꢀle, tüm iç hukuk yollarını tükettikten sonra ve altı aylık zaman içerisinde baꢀvuruda   bulunduğunu ileri sürmüꢀtür.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM, Hükümet’in itirazlarının birinci bölümüne iliꢀkin, Ali Kahraman’ın 3. madde   bağlamındaki ꢀikayetlerinin altı aylık süre kuralına uyulmadığı için reddettiğini, Kemal   Kahraman’ın ꢀikayetlerini ise Hükümet’e bildirmeye karar verdiğini belirtmektedir. 3 Ekim   tarihli kararda açıklandığı gibi, Ali Kahraman’ın birinci derece mahkemesi ve Yargıtay   önündeki yargılamalarda ꢀikayetlerini yinelememesi, AĐHM’nin, Ali Kahraman’ın iç hukuk   yollarının etkili olmadığına iliꢀkin iddiasında haklı olduğu kabul edilse dahi, Đstanbul   DGM’nin kararını verdiği tarihte sözkonusu yolların etkinliğini yitirmiꢀ olduğunun farkında   olması gerektiği kanısına varmasına yol açmıꢀtır. Dolayısıyla, Ali Kahraman davasında, altı   aylık süre Đstanbul DGM’nin kararını verdiği tarihten itibaren iꢀlemeye baꢀlamıꢀtır. Bunun   nedeni, kötü muameleye iliꢀkin ꢀikayetlerini itirazında belirtmemesi ve bu nedenle   Yargıtay’ın sözkonusu ꢀikayetleri incelememiꢀ olmasıdır.   Ancak, mevcut baꢀvuran Kemal Kahraman adli makamların tekrar tekrar kendisini   kötü muameleye maruz bırakan polis memurları aleyhinde harekete geçmelerini ve polisin   kendisinden aldığı ifadeyi göz önüne almamalarını talep etmiꢀtir. Ayrıca, ꢀikayetlerini   Yargıtay önünde yinelemiꢀ ve baꢀvurusunu, Yargıtay kararından itibaren altı ay içerisinde   yapmıꢀtır. Bu koꢀullar altında AĐHM, Kemal Kahraman’ın AĐHS’nin 35/1 maddesi   bağlamındaki altı aylık zaman limitine uyduğu kanısındadır.   AĐHM, Hükümet’in itirazlarının medeni ve idari hukuk yollarının tüketilmemesi   hususundaki ikinci bölümüne iliꢀkin, benzer davalarda daha önce de Hükümet’in ön   itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu yinelemektedir (bkz., Karayiğit/Türkiye (karar),   no. 63181/00, 5 Ekim 2004, ve Aksoy/Türkiye, 18 Aralık 1996 tarihli karar, Hüküm ve Karar   Raporları 1996-VI, paragraflar 51-52). Mevcut davada, yukarıda kaydedilen baꢀvurularda   vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.   Bu koꢀullar altında AĐHM, Hükümet’in ön itirazlarını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35/3 maddesi gereğince baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını   kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da baꢀvuruda kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını belirtmektedir. Bu nedenle baꢀvuru, kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   Baꢀvuran, polis tarafından gözaltında tutulduğu süre içerisinde kollarından asıldığını   (“ters askı”), üzerine hortumla soğuk su tutulduğunu ve dövüldüğünü ileri sürmüꢀtür.   Hükümet, baꢀvuranın ꢀikayetlerinin dayanaktan yoksun olduğunu belirtmiꢀtir.   AĐHM öncelikle AĐHS’nin 3. maddesinin demokratik bir toplumun en temel   değerlerini muhafaza ettiğini hatırlatır. Bu madde, koꢀullar ve kurbanın tutumuna   bakılmaksızın insanlık dıꢀı ve onur kırıcı muamele veya cezayı mutlak ifadelerle yasaklar.   Ayrıca AĐHM, bir kiꢀinin sağlıklı olarak gözaltına alınıp tahliye olduğunda yaralanmıꢀ   olduğu görüldüğünde sözkonusu yaralanmaların nasıl meydana geldiğine dair makul bir   açıklama getirmenin ve baꢀvuranın iddialarına, özellikle de bunlar tıbbi raporlarla   desteklenmiꢀse, ꢀüphe getirecek deliller ortaya koymanın, devletin görevi olduğunu yineler.   Ayrıca, kötü muamele iddiaları uygun delillerle desteklenmelidir. AĐHM, kanıtları   değerlendirirken “makul ꢀüphenin ötesinde” kanıt standardını uygulamaktadır. Ancak bu tür   kanıtlar yeterince güçlü, açık ve anlamlı çıkarımların veya çürütülemeyen benzer karinelerin   varlığı ile ortaya konabilir. Ayrıca, 3. madde kapsamında iddiada bulunulduğu durumlarda   AĐHM, titiz bir inceleme yapmalıdır.   Baꢀvuran, polis tarafından gözaltında tutulmasının sona ermesini müteakiben Đstanbul   Adli Tıp Kurumu doktorunca muayene edilmiꢀtir. Doktor, raporunda baꢀvuranın ꢀikayetlerini   kaydetmiꢀ ve baꢀvuranın vücudunda hiperemi, zedelenme, kabuk bağlamıꢀ yara ve kollarda   ağrı gibi yaralanmalar tespit etmiꢀtir. Baꢀvuranın fiziksel ꢀiddete maruz kaldığı ve bunun,   kendisini çalıꢀmaktan iki gün alıkoyduğu sonucuna varmıꢀtır. AĐHM, sözkonusu   yaralanmaların, baꢀvuranın polis memurları tarafından kollarından asıldığına ve dövüldüğüne   iliꢀkin iddialarını doğruladığı kanısındadır. Bu nedenle, 3. madde kapsamında incelenecek   kadar ciddi niteliktedirler.   Hükümet, baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen yaralanmalar için açıklamada   bulunmamıꢀtır. Ayrıca sağlık raporuna itiraz etmemiꢀ veya sözkonusu yaralanmaların,   baꢀvuranın yakalanmasından önceki döneme tekabül ettiğini ileri sürmemiꢀtir.   AĐHM, sözkonusu muamelenin ciddiyeti hususunda, bu alandaki içtihadı bağlamında,   kötü muamelenin ꢀeklinin iꢀkence olarak kabul edilip edilemeyeceğine karar vermek için, bu   kavram ile insanlık dıꢀı ya da alçaltıcı muamele arasında 3. maddede ortaya konan ayrıma   dikkat etmesi gerektiğini yinelemektedir. AĐHS’nin, kavramlar arasında ayrım yaparak, çok   ciddi ve acımasız sıkıntıya yol açan kasıtlı insanlık dıꢀı muameleye özellikle dikkat   çekmesinin hedeflendiği anlaꢀılmaktadır.   Bu bağlamda AĐHM, baꢀvuranın polis memurlarınca ꢀikayet konusu muameleye   kendisinden ifade alınması amacı güdülerek maruz bırakıldığı kanısındadır. Bu koꢀullar   altında AĐHM, bu eylemin özellikle ciddi, zalimce ve acı ve sıkıntı yaꢀanmasına neden   olabilecek kadar ileri derecede olduğu sonucuna varmaktadır. Bu nedenle, sözkonusu kötü   muamele ꢀeklinin, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında ancak iꢀkence olarak tanımlanabileceği   sonucuna varmaktadır.   Dava koꢀullarını bütün olarak göz önünde tutan ve baꢀvuranın gözaltında tutulduğu   sırada maruz kaldığı sıkıntıların nedenine iliꢀkin Hükümet’in makul bir açıklama   yapmamasını dikkate alan AĐHM, bu yaralanmaların sorumluluğu Hükümet’e ait olan iꢀkence   sonucu oluꢀtuğu kanısına varmıꢀtır.   Sonuç olarak AĐHS’nin 3. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   VII. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın adil tazminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuran, meblağ belirtmeksizin AĐHM’den kendisine manevi tazminat ödenmesine   karar vermesini talep etmiꢀtir. Ayrıca, yerel davalarda maruz kaldığı maddi zarar için 2,000   Türk Lirası (TRY – yaklaꢀık 1,000 Euro (EUR)) talep etmiꢀtir.   Hükümet, manevi tazminat için meblağ belirtmemiꢀ olması nedeniyle baꢀvurana   tazminat ödenmemesi gerektiğini belirtmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ve talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   bulunmadığını kaydetmektedir. Ancak, 3. maddenin baꢀvuranın mağdur olmasına yol açacak   ꢀekilde ciddi biçimde ihlal edildiğini göz önüne alarak ve hakkaniyet temelinde, baꢀvurana   manevi tazminat olarak 15,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran ayrıca AĐHM önünde temsil edilmek üzere kendisi ve Ali Kahraman’ın   ödedikleri avukat ücretleri için 5,500 EUR talep etmiꢀtir. Bu bağlamda, yasal temsilcisinin   hazırladığı 12.5 saatlik yasal çalıꢀmayı gösteren bir tarife ve masraf ve harcama listesi   sunmuꢀtur. Ayrıca kırtasiye, posta ve çeviri ücretleri için 394 YTL (yaklaꢀık 200 EUR) talep   etmiꢀtir.   Hükümet, talep edilen meblağın haklı görülemeyeceğini ve masrafların gerekli   oldukları için yapılmadıklarını ileri sürmüꢀtür.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini   kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. Mevcut davada, kendisine   sunulan bilgileri ve yukarıda kaydedilen kriterleri göz önüne alan AĐHM, önünde görülen   davalar için 1,500 EUR tazminat ödenmesini uygun bulmaktadır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz   oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç   ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere   Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuran Kemal Kahraman’a aꢀağıda kaydedilen meblağların   ödenmesine;   (i) Manevi tazminat olarak 15,000 EUR (on beꢀ bin Euro) ve ödenebilecek her tür   vergi;   (ii) Yargılama masraf ve giderleri için 1,500 EUR (bin beꢀ yüz Euro) ve baꢀvurana   uygulanabilecek her tür vergi;   (b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına   kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının   üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları gereğince 22 Temmuz 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło