39863/02

WyrokETPCz2006-12-19ECLI:CE:ECHR:2006:1219JUD003986302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania karnego naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu naruszyła prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził, że okres postępowania karnego trwający ponad dziewięć lat i sześć miesięcy na dwóch instancjach był nadmierny. Oceniając rozsądny termin, Trybunał wziął pod uwagę złożoność sprawy, zachowanie skarżącego i władz krajowych. Powołując się na swoje wcześniejsze orzecznictwo w podobnych sprawach, Trybunał uznał, że Rząd nie przedstawił żadnych przekonujących argumentów ani dowodów, które mogłyby doprowadzić do odmiennego wniosku. W odniesieniu do zarzutu braku niezależności i bezstronności sądu, Trybunał uznał, że uniewinnienie pierwszego skarżącego naprawiło ewentualne zarzuty dotyczące niesprawiedliwości postępowania, co skutkowało utratą statusu ofiary.
Stan faktyczny
Hasan Yavuz (obywatel Turcji) i Abdülmenaf Osman (obywatel Syrii) zostali aresztowani 13 marca 1993 r. pod zarzutem członkostwa w PKK. Akt oskarżenia wniesiono 26 kwietnia 1993 r. przed Państwowy Sąd Bezpieczeństwa w Diyarbakır, który początkowo obejmował sędziego wojskowego. Po zmianie konstytucji w 1999 r. sędzia wojskowy został zastąpiony cywilnym. Postępowanie trwało ponad dziewięć lat. 12 marca 2002 r. Hasan Yavuz został uniewinniony, a Abdülmenaf Osman skazany na karę śmierci (zamienioną na dożywocie). Wyrok został zatwierdzony przez Sąd Kasacyjny 1 października 2002 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę pierwszego skarżącego dotyczącą przewlekłości postępowania karnego za dopuszczalną, a pozostałą część jego skargi za niedopuszczalną. Trybunał jednogłośnie stwierdził naruszenie art. 6 § 1 Konwencji w odniesieniu do pierwszego skarżącego. Trybunał jednogłośnie uznał skargi drugiego skarżącego za niedopuszczalne. Trybunał nie zasądził zadośćuczynienia na podstawie art. 41, ponieważ skarżący nie zgłosił takiego żądania.

Pełny tekst orzeczenia

> * .   _______   C O U N C IL O F ^   E U R O P E   ^ * A V R U P A   K O N S E Y İ   * AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   YA VUZ ve OSMAN - TÜRKİYE DA VASİ   (Başvuru no: 39863/02)   KARAR   STRAZBURG   9 A r a l ı k 2 0 0 6   Bu karar, AİHS’nin 44 § 2 Maddesi’nde belirtilen şartlarla kesinlik kazanacaktır>ancak şekle   ilişkin değişiklikyapılabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   ı suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   f Davanın nedeni, Tiirk vatandaşı oİan Haşan Yavuz ile Suriye vatandaşı olan   Abdülmenaf Osman’ın (“başvuranlar”), İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair   Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. Maddesi uyarınca, 2 Ekim 2002 tarihinde, Türkiye   Cumhuriyeti aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapmış oldukları başvurudur   (başvuru no:39863/02).   OLAYLAR   DAVA OLAYLARI   Başvuranlar, sırasıyla 1955 ve 1965 doğumludurlar. İlk başvuran Batman’da ikamet   etmekte, ikinci başvuran ise şu an Gaziantep Cezaevinde alıkonmaktadır.   Başvuranlar, yasadışı bir örgüt olan Kürdistan İşçi Partisine (“PKK”) üye oldukları   şüphesi üzerine, 13 Mart 1993 tarihinde, Batman Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   Şubesi polisleri tarafından gözaltına alınmışlardır.   Başvuranlar, 13 Nisan 1993 tarihinde, önce Cumhuriyet Savcısı ve daha sonra   başvuranların tutuklu yargılanması talimatını veren sorgu hakimi huzuruna getirilmiştir.   Nisan 1993 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı,   başvuranların da içinde bulunduğu 38 sanık aleyhinde ithamname vermiştir. Cumhuriyet   Savcısı, ilk başvuranı PKK üyesi olmakla suçlamış ve Ceza Kanunu’nun 168 § 2 Maddesi   uyarınca, mahkemenin bu kişiyi mahkum etmesini talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı ayrıca,   ikinci başvuranı Devlet’in bütünlüğünü bozmaya ve ülke topraklarının bir bölümünü   Devlet’in kontrolünden ayırmaya yönelik eylemler gerçekleştirmekle suçlamıştır. Cumhuriyet   Savcısı, mahkemeden, ikinci başvuranı Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca mahkum   etmesini talep etmiştir.   Haziran 1999 tarihinde, anayasa değiştirilmiş ve Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesinin yargıçlar kurulunda oturan askeri hakimin yerine sivil bir hakim getirilmiştir.   Mahkeme, 16 Haziran 1993 ile 12 Mart 2002 tarihleri arasında 69 oturum   gerçekleştirmiştir, 12 Mart 2002 tarihinde, üç sivil hakimden oluşan Diyarbakır Devlet   Güvenlik Mahkemesi, birinci başvuranı aleyhine getirilen suçlamalardan beraat ettirmiştir.   Mahkeme, ikinci başvuranı suçlu bulmuş ve Ceza Kanunu’nun 125. Maddesi uyarınca ölüm   cezasına çarptırmıştır. Ölüm cezası, müebbet hapis cezasına çevrilmiştir.   Ekim 2002 tarihinde, Yargıtay, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinin kararını   onaylamıştır.   HUKUK   AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, kendilerini yargılayan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   yargıçlar kurulunda askeri bir hakimin bulunması nedeniyle, bağımsız ve tarafsız bir   mahkeme tarafından adil bir duruşmaya tabi tutulmadıklarından şikayetçi olmuşlardır.   ; Başvuranlar ayrıca, aleyhlerinde yapuan cezai takibatın süresinin, AİHS’nin 6 § 1   Maddesi’nde öngörülen “makul süre” şartını ihlal etmesinden şikayetçi olmuşlardır.   Başvuranlar, AİHS’nin 6 § 1 Maddesi’ni ileri sürmüşlerdir.   1. İkinci başvuran, AbdülmenafOsman, hakkında   AİHM, ikinci başvuran Abdülmenaf Osman tarafından yapılan şikayetlerin, daha önce   AİHM huzuruna getirilmiş benzer bir başvurunun konusu olduğu kanısındadır (no. 4415/02,   bu dava ile aynı günde açıklanan karar).   Sonuç olarak, söz konusu başvurunun bu bölümü, 4415/02 no.lu başvuruyla ana   hatlarıyla aynı olması nedeniyle, AİHS’nin 35 § 2 (b) Maddesi’ne göre kabuledilemez olup,   5 § 4 M a d d e s i u y a rın c a re d d e d ilm e lid ir.   2. Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olması   / AÎHM, birinci başvuranın aleyhindeki cezai takibatın sonunda beraat ettiğini dikkate   almaktadır. Bu nedenle, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi huzurundaki duruşmasının   adaletsizliği ile ilgili herhangi bir iddianın beraat kararı ile düzeltilmiş olması düşünülmelidir.   Bu nedenle, başvuran artık iddia edilen ihlalin mağduru olduğunu iddia edemez, (bkz. Ahmet   Yavuz ve diğerleri / Türkiye (dec.), no. 38827/02, 4 Ocak 2005, ve Fehime Ete ve Şehadet Ete   / Türkiye (dec.), no. 29315/02,13 Haziran 2006).   AİHM, başvurunun bu kısmının asılsız olduğu ve AÎHS’nin 35 §§ 3 ve 4 Maddesi   uyarınca reddedilmesi gerektiği kanaatindedir.   3. Takibatın süresi   A . K a b u l e d i l e b i l i r l i k   AÎHM, başvuranın cezai takibatın süresi ile ilgili yapmış olduğu şikayetin, AİHS’nin   5 § 3 M a d d e s i’n in a n la m ı ç e rç e v e s in d e a s ıls ız o lm a d ığ ı k a n a a tin d e d ir. A İH M , b u n u n h iç b ir   şekilde kabuledilemez olmadığım belirtmektedir. Bu nedenle kabuledilebilir olduğu ilan   edilmelidir.   (Bundan sonra, birinci başvuran “başvuran” olarak anılacaktır.)   B . E s a s l a r   Hükümet, bu davadaki cezai takibatın süresinin, sanıkların sayısı, davanın   karmaşıklığı ve başvuranın yargılandığı suçun niteliği göz önüne alındığında, makul   olmadığının düşünülmemesi gerektiğini ifade etmektedir.   AİHM, dikkate alınması gereken sürenin, başvuranın polis nezaretine alındığı 13 Mart   9 9 3 ta rih in d e b a şla y ıp , Y a rg ıta y ’ın k a ra r ta rih i o la n 1 E k im 2 0 0 2 ta rih in d e so n a e rd iğ in i g ö z   önüne almaktadır. Böylece, cezai takibat, iki yargı düzeyi için dokuz yıl altı aydan uzun   sürmüştür,   AİHM, takibatın süresinin makul olup olmamasının, dava koşullan ışığında ve   davanın karmaşıklığı, başvuranın ve ilgili makamların tutumu gibi kriterlere dayanılarak   değerlendirilmesi gerektiğini yinelemektedir (bkz., diğer makamlar arasında, Pelissier ve   Sassi/Fransa [GC], no. 25444/94, § 67, ECHR 1999-11).   AİHS, bu davadakine benzer meseleler ortaya atan davalarda, AİHS’nin 6 § 1   Maddesi’nin sıklıkla ihlal edildiğim saptamıştır (bkz. Pelissier ve Sassi, yukarıda kaydedilen).   AÎHM, kendisine sunulan bettin malzemeleri inceledikten sonra, bu davada farklı bir   sonuca varması için, Hükümet’in kendisini ikna edebilecek hiçbir kanıt veya ikna edici iddia   ileri sürmediğini göz önünde bulundurmaktadır. AİHM, konuyla ilgili içtihadını göz önüne   alarak, başvuran aleyhindeki cezai takibatın süresinin aşırı olduğu ve bu sürenin AİHS’nin 6 §   Maddesi’nin “makul süre” şartını yerine getirmediği kanısına varmıştır,   Buna göre, bu hükmün ihlali söz konusudur.   II. AÎHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. Maddesi:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarımn ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder,”   Başvuran, adil tazmin talebinde bulunmamıştır. Buna göre, AİHM başvurana bu   bağlamda herhangi bir miktar ödenmesine gerek olmadığı kanısındadır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Birinci başvuranın cezai takibatın süresinin çok uzun olmasına ilişkin yaptığı   başvurunun kabuledilebilir, başvurunun geri kalan kısm ının kabuledilemez olduğuna;   2. Birinci başvuranla ilgili olarak, AÎHS’nin 6 § 1 M addesinin ihlal edildiğine karar   vermiştir.   îşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış olup 19 Aralık 2006 tarihinde, İçtüzüğün 77.   Maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S . D Ö L L E   Bölüm Sekreteri   J.-P. COSTA   Başkan   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło