40035/98
WyrokETPCz2000-07-11ECLI:CE:ECHR:2000:0711JUD004003598
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy wydalenie osoby do kraju, w którym grozi jej nieludzkie lub poniżające traktowanie (ukamienowanie za cudzołóstwo), narusza art. 3 Konwencji? Czy brak skutecznego środka odwoławczego umożliwiającego merytoryczne rozpatrzenie obaw związanych z wydaleniem narusza art. 13 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził, że wydalenie osoby do kraju, w którym istnieje realne ryzyko traktowania sprzecznego z art. 3 Konwencji, angażuje odpowiedzialność państwa wydalającego. Podkreślił absolutny charakter art. 3 i konieczność rygorystycznej oceny takich roszczeń. Trybunał uznał, że władze tureckie nie dokonały merytorycznej oceny obaw skarżącej, opierając się na formalistycznym zastosowaniu przepisów azylowych (5-dniowy termin). W kwestii art. 13, Trybunał stwierdził, że krajowe środki odwoławcze były nieskuteczne, ponieważ nie pozwalały na merytoryczne zbadanie zarzutów skarżącej dotyczących art. 3 ani na wstrzymanie wykonania decyzji o wydaleniu na podstawie tych zarzutów.Stan faktyczny
Hoda Jabari, obywatelka Iranu, uciekła z kraju po tym, jak wdała się w pozamałżeński romans, obawiając się ścigania za cudzołóstwo, które mogło prowadzić do ukamienowania. Próbowała dostać się do Kanady przez Turcję na fałszywym paszporcie, ale została zatrzymana w Paryżu i odesłana do Stambułu. W Turcji została zatrzymana i groziło jej wydalenie. Złożyła wniosek o azyl, który został odrzucony z powodu przekroczenia 5-dniowego terminu. UNHCR uznało ją za uchodźcę z uzasadnioną obawą prześladowania. Jej odwołanie od decyzji o wydaleniu do tureckiego sądu administracyjnego zostało odrzucone bez merytorycznego zbadania jej obaw.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza, że wykonanie decyzji o wydaleniu skarżącej do Iranu stanowiłoby naruszenie art. 3 Konwencji.
2. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
3. Stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia art. 3 (potencjalnego) i art. 13 stanowi wystarczające zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową.
4. Oddala pozostałe żądania skarżącej dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
JABARİ-Türkiye Davası
(40035/98)
Strazburg Temmuz 2000
USULİ İŞLEMLER
1. Davanın nedeni, bir İran Vatandaşı olan Hoda Jabari’nin ("başvuran"), 26
Şubat 1998 tarihinde, İnsan Haklarını ve Temel Hakları Korumaya Dair
Sözleşme'nin ("Sözleşme") eski 25.maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa
İnsan Hakları Komisyonu'na ("Komisyon") yaptığı başvurudur (başvuru no.
40035/98).
2. Başvuranı Mahkeme huzurunda, Ankara’da faaliyet gösteren, Av. Selahattin
Esmer temsil etmektedir. Türk Hükümeti, Mahkeme önündeki işlemler için bir
görevli atamamıştır.
3. Başvuran, Türkiye'den sınırdışı edildiği takdirde kötü muameleye maruz
kalacağını ve taşlanarak öldürüleceğini; dolayısıyla sınırdışı edilmesini engellemek
için kendisine etkili bir iç hukuk yolu sunulmadığını iddia etmektedir. Bu iki
şikayete ilişkin olarak da Sözleşme’nin 3. ve 13. maddesini öne sürmektedir.
4. Başvuru, Mahkeme'ye, Sözleşme'nin 11 No'lu Protokolü’nün yürürlüğe
girdiği (11 No'lu Protokol'ün 5. maddesinin 2. fıkrası) tarih 1 Kasım 1998 tarihinde
gönderilmiştir.
5. Başvuru, Mahkeme'nin 4. Kısım’ına verilmiş (İçtüzük, 52. madde, 1.fıkra) ve
bu bölüm içinde Davayı inceleyecek olan daire (Sözleşme'nin 27§1 Maddesi),
İçtüzüğün 26§1 Maddesine uygun olarak teşekkül etmiştir. Mahkeme'de Türkiye'yi
temsil eden Sn. Yargıç Rıza Türmen davadan çekilmiştir (İçtüzük 28.madde). Bunun
üzerine Hükümet Sn. Feyyaz Gölcüklü'yü Sn. Rıza Türmen'in yerine atamıştır
(Sözleşme'nin 27§2 ve İçtüzüğün 29§1 maddeleri).
6. Komisyon, eski İçtüzüğün 36. maddesi uyarınca tarafların çıkarı gözetilerek
ve adaletin doğru olarak tecelli edebilmesi için Hükümet’ten, başvuranın sınırdışı
edilmesi işleminin Komisyon karar verene değin uygulanmamasını istemiştir. 11.
Protokol’ün yürürlüğe girmesini müteakip, m. 5/2 uyarınca, Mahkeme, ikinci bir
bildiriye kadar İçtüzüğün 39. maddesinin uygulanmasını teyid etmiştir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2000. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Çok Taraflı Siyasî İşler
Genel Müdürlüğü tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam
olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri Bakanlığı
Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan
amaçlarla alıntılanabilir.
7. 28 Ekim 1999 tarihli bir kararla davaya bakan Daire başvuruyu kısmen kabul
edilebilir bulmuştur.
8. Başvuran ve Hükümet, esaslara ilişkin görüş bildirmişlerdir (İçtüzük m.
59/1). Daire, taraflarla istişarede bulunduktan sonra, duruşma yapılmasına gerek
olmadığına (İçtüzük m.59/2 ) ve tarafların birbirlerinin görüşlerine yazılı olarak
cevap vermelerine karar vermiştir.
OLAYLAR
I. Davaya Esas Teşkil Eden Olaylar
9. Başvuran, 1995 yılında, 22 yaşında ve bir sekreterlik okuluna devam etmekte
iken İranlı bir adam (X) ile tanışmış ve ona aşık olmuştur. Bir süre sonra da
evlenmeye karar vermişlerdir.
10. Fakat X’in ailesi evlenmelerine karşı çıkmıştır. Haziran 1997’de X başka bir
kadınla evlenmiştir. Başvuran onu görmeye ve onunla cinsel ilişkiye girmeye devam
etmiştir.
11. Ekim 1997’de başvuran ve X, birlikte caddede yürürlerken polis tarafından
durdurulmuşlar ve X evli olduğu için gözaltına alınmışlardır.
12. Başvuran, gözaltındayken bir bekaret testine tabi tutulmuş ve birkaç gün
sonra da ailesinin yardımıyla serbest bırakılmıştır.
13. Kasım 1997’de başvuran yasadışı yoldan Türkiye’ye girmiş, Şubat 1998’de
İstanbul’a geçmiş ve oradan sahte bir Kanada pasaportuyla Fransa üzerinden
Kanada’ya uçmayı denemiştir.
14. Başvuran, Paris havaalanına indiğinde Fransız polisi kendisini sahte
pasaportla yakalamıştır.
15. 4 Şubat 1998’de başvuran bir İstanbul uçağına bindirilmiş, İstanbul’a
gelişini müteakip, 5 Şubat 1998 günü saat 1’de Türkiye’ye sahte pasaportla giriş
yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştır. Pasaportu incelenmek için alıkonulmuştur.
16. 6 Şubat 1998’de başvuran, havaalanındaki karakoldan alınarak, İstanbul
Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesine götürülmüştür. Başvuran, Pasaport
Kanunu’na aykırı olarak Türkiye’ye sahte pasaportla giriş yaptığı gerekçesiyle
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı’nın huzuruna çıkarılmış daha sonra da sınırdışı
edilmek üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderilmiştir. Başvuran Yabancılar
Şubesi’nde Irak’a gönderileceğini anladığında kendisinin İran vatandaşı olduğunu
söylemiş ve iltica talebinde bulunmuştur. Başvuru süresinin geçmesi nedeniyle polis
başvuruyu reddetmiştir. Zira, 1994 tarihli Mülteciler Yönetmeliği uyarınca
başvuranın Türkiye’ye girişinden itibaren 5 gün içinde iltica talebinde bulunması
gerekmektedir.
17. Başvurana göre, kendisi 26 Mart 1998 tarihine kadar Yabancılar Şubesi’nde
gözaltında tutulmuştur. Bu tarihten sonra, Birleşmiş Milletler MültecilerYüksek
Komiserliği’nin (BMMYK) müdahalesini müteakip başvuran, İstanbul’da bir otele
yerleştirilmiştir.
18. 12 Şubat 1998’de BMMYK’dan bir memur, yetkililerin izniyle, Mültecilerin Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesi (Cenevre Sözleşmesi)
uyarınca, başvuranla iltica talebine ilişkin olarak görüşmüştür. 16 Şubat 1998
tarihinde, İran’a gönderildiği takdirde kendisini gerçek anlamda işkence ve ölüm
tehlikesi beklediğinden dolayı başvurana, BMMYK tarafından mülteci statüsü
verilmiştir.
19. 8 Mart 1998 tarihinde başvuran sınırdışı edilme kararına karşı
Ankara İdare Mahkemesi’ne başvurmuş ve yürütmenin durdurulmasını istemiştir.
20. 16 Nisan 1998’de adı geçen mahkeme, başvuranın dilekçesini
sınırdışı etme kararında kanuna aykırı bir durum olmadığı için reddetmiş ve kararın
uygulanması halinde onarılması mümkün olmayan zararların meydana gelmeyeceği
gerekçesiyle de yürütmenin durdurulmasına gerek olmadığı sonucuna varmıştır.
21. 4 Kasım 1998 tarihinde, Ankara İdare Mahkemesi, Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesi uyarınca başvurusu sonuçlanana kadar ikamet izni verildiği için
sınırdışı edilme tehlikesinin kalmadığı gerekçesiyle başvuranın serbest bırakılmasına
karar vermiştir.
II. İlgili İç Hukuk
A. A. A. İdare Hukuku Hükümleri
22. Türk Anayasası m.125 aşağıdaki gibidir:
“İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır (...).
İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların
doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte
gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar
verilebilir (...)”
23. Anayasa’nın 155. maddesi aşağıdaki gibidir:
“Danıştay, idari mahkemelerce verilen ve kanunun başka bir idari yargı
merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir. Kanunla
gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakar. (...)”
24. 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi
Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun’un 5. maddesi aşağıdaki
gibidir.
“İdare mahkemeleri, vergi mahkemelerinin görevine giren davalarla ilk
derecede Danıştayda çözümlenecek olanlar dışındaki
(a) (a) (a) iptal davalarını
(b) (b) (b) tam yargı davalarını
(c) (c) (c) (...)
çözümler.”
25. Danıştay Kanunu’nun 25. maddesi aşağıdaki gibidir:
“İdare mahkemeleri ile vergi mahkemelerince verilen nihai kararlar ve ilk
derece mahkemesi olarak Danıştayda görülen davalarla ilgili nihai kararlar
Danıştayda temyiz yoluyla incelenir ve karara bağlanır.”
B. B. Sığınma Arayanlarla İlgili Hukuk ve Uygulama
26. Türkiye, 1951 Mültecilerin statüsüyle ilgili Cenevre Sözleşmesi’ni ve ona
bağlı 1967 tarihli Protokolü onaylamıştır. 1951 Sözleşmesi uyarınca Türkiye,
sığınmacı statüsünün verilişini Avrupa’dan gelenlerle sınırlamak amacıyla, coğrafi
tercih seçeneğini uygulamaktadır. İnsani nedenlerle, Avrupa dışındaki ülkelerden
gelen ve 3. bir ülkeye yerleştirilene kadar kendilerine BMMYK tarafından
‘sığınmacı’ statüsü verilen kişilere Türkiye, geçici ikamet izni vermektedir.
27. İçişleri Bakanlığı’nca 30 Kasım 1994 tarihinde mülteciler veya 3.bir
ülkeye yerleştirilecek olanlarla ilgili bir yönetmelik çıkarılmıştır. Bu yönetmeliğe
göre, Türkiye’ye sığınma aramak için gelen yabancılar, Türkiye’ye gelişlerinden
itibaren 5 gün içinde sığınma taleplerini polise bildirmek zorundadırlar. Yasadışı
yollarla girenlerin bu taleplerini, ülkeye giriş yaptıkları yere en yakın noktadaki
yerleşim birimindeki polise bildirmeleri gerekmektedir. Ülkeye yasal olaral giren
sığınma arayanlar, sığınma taleplerini ülkeye girdikleri tarihten itibaren 5 gün içinde
yapmak koşuluyla herhangi bir şehirde yapabilirler.
28. Ülkeye yasadışı yollardan giren ve girişinden itibaren yetkili
makamlara 5 gün içinde sığınma başvurusunda bulunmayanlar sığınmacı olarak
kabul edilmezler.
29. Sığınma talepleri İçişleri Bakanlığı tarafından incelenir. Avrupa dışı
bir ülkeden Türkiye’ye gelip de sığınma arayanlardan olumlu yanıt alanlar, başka bir
yere yerleştirilmek için durumlarını BMMYK’ne iletebilirler. İçişleri Bakanlığı,
sığınma başvurusunu, Türkiye’nin 1951 Cenevre Sözleşmesi uyarınca yükümlendiği
sorumluluklar açısından değerlendirir ve Dışişleri Bakanlığı ile ilgili bakanlıkların
ve kuruluşların görüşlerine başvurur. Talepleri kabul edilmeyen yabancılar yerel
makamlar tarafından sınırdışı edilirler.
30. Ocak 1999 tarihinde 1994 tarihli Mülteciler Yönetmeliği’nde bir
değişiklik yapılmış ve sığınma talebinin yapılması gereken 5 günlük süre 10 güne
çıkarılmıştır. Dahası, sığınma talebi reddedilen bir sığınma arayan, artık, red
kararından itibaren 15 gün içinde yetkili valiliğe itiraz edebilmektedir. İtiraz
başvurusu bir üst makam tarafından değerlendirilmektedir.
C. İran’da Zina Suçuna Verilen Cezayı Yorumlayan Uluslararası
Belgeler
31. Uluslararası Af Örgütü 1999 yılı raporunda, işkence ya da eziyet cezasının
veya insanlık dışı ya da onur kırıcı cezaların verilmeye devam edildiğini
bildirmektedir. Falaka cezası, ölüm cezasıyla birlikte en fazla verilmekte olan
cezalardandır. Raporda, yabancı bir işadamıyla suç ortaklığı yapmakla suçlanan
İranlı bir kadının, yasadışı cinsel ilişkiye girdiğini itiraf etmesinden sonra 100
değnekle cezalandırıldığı bildirilmektedir. Cezanın uygulanıp uygulanmadığı
bilinmemektedir. Kasım 1999’da yine bir İranlı, zina suçu işlediği iddiasıyla, Lahijan
kasabasında, taşlanarak öldürülmek üzere beline kadar gömüldüğü çukurdan
kaçtıktan sonra beraat etmiştir.
32. 25 Şubat 2000 tarihinde ABD Dışişleri Bakanlığı’nın açıkladığı İnsan
Hakları Uygulamalarına İlişkin 1999 Ülke Raporlarının İran hakkındaki bölümünün
ortaya koyduğu gibi, taşlama ve falaka da dahil olmak üzere İran’da çok sert cezalar
verilmektedir. İslami Ceza Kanunu’nun 102. Maddesi yetkililerin recm cezasını
yerine getirirken yapması gerekenleri ayrıntılı bir biçimde saymıştır: “Zina edenin
taşlanma cezası, kadın ise göğüslerinin üstüne kadar, erkek ise beline kadar bir
çukura gömüldükten sonra yerine getirilir.” Basında çıkan haberlere göre Hazar
Denizi kıyısındaki Babol kasabasında bir adam Nisan 1999’da taşlanarak
öldürülmüştür. Bu kişinin üç oğlunu öldürdüğü iddia edilmektedir. Taşlanmanın
öncesinde kendisine 60 değnek vurulmuştur. İlk taş, zanlıyı ölüm cezasına çarptıran
hakim tarafından atılmıştır. Sözkonusu kanun ayrıca, cinayet mağdurlarına ölüm
cezasının yerine getirilmesinde yer alma hakkı da tanımıştır.
HUKUK
I. Sözleşmenin 3. Maddesinin İhlali İddiası
33. Başvuran, İran’a gönderilmesinin, kendisinin, Sözleşme’nin 3. maddesiyle
yasaklanan muameleye maruz kalmasına yol açacağını iddia etmektedir. 3. madde
hükmü şöyledir:
“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlere tabi
tutulamaz.”
34. Başvuran İran’da zina suçu işlediğini ve kendisine karşı cezai takibat
başlamadan önce oradan ayrılmak zorunda kaldığını söylemektedir. Muhtemelen,
bundan dolayı yargılanacağını ve insanlık dışı bir cezaya çarptırılacağını da
eklemektedir. Bu iddiasını da desteklemek için Uluslararası Af Örgütü’nün
hazırladığı rapora dayanarak İran’da zina suçu işleyen kadınların taşlanarak
öldürülme cezasına çarptırıldıklarını dile getirmektedir. Başvuran, kendisine,
BMMYK tarafından ortada sağlam gerekçeli bir öldürülme korkusu mevcut
bulunduğu için sığınmacı statüsü verildiğini vurgulamaktadır.
35. Başvuran Mahkeme’nin yerleşmiş içtihatına dayanarak, İran hukukunda zina
suçunun cezası olarak öngörülen falaka, kırbaç ve taşlanarak öldürülme cezalarının
Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki yasaklanmış muamele tarzları içersinde
değerlendirilmesi gerektiğini de iddia etmektedir.
36. Hükümet cevaben, Türkiye’nin, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf
olduğunda sadece Avrupa ülkelerinden gelen sığınma arayanlara sığınmacı statüsü
vermeyi taahhüt ettiğini, yani sözleşmenin taraf devletlere tanıdığı coğrafi tercih
seçeneğinden yararlandığını söylemektedir (bkz.26. paragraf). Fakat insani
sebeplerle, başvuranın durumunda olduğu gibi, 3. bir ülkeye yerleştirilene kadar
kendilerine BMMYK tarafından sığınmacı statüsü tanınan Avrupa dışından sığınma
arayanlara, geçici ikamet izni verilmektedir. Başvuran, 1994 tarihli Sığınmacılara
ilişkin Yönetmelik tarafından öngörülen 5 günlük süre koşuluna uymadığı için
geçici ikamet imkanı kendisine tanınamamıştır.
37. Hükümet başvuranın korkularının nedenini sorgulamaktadır. Hükümete göre
başvuranın 1997’de Türkiye’ye geldiğinde yetkililere veya BMMYK’ne başvuruda
bulunmamış olması Sözleşme’nin 3. maddesi bağlamındaki iddialarıyla
çelişmektedir. Kendisi Paris Havaalanına inince de iltica talebinde bulunmamıştır.
Hükümet’e göre başvuran Kanada’ya girebilmeyi başarsaydı bile orada iltica
talebinde bulunup bulunmayacağı şüphelidir.
38. Mahkeme, Sözleşmeci tarafların, uluslararası andlaşmalarla yükümlendikleri
zorunluluklar saklı kalmak üzere, yabancıların ülkelerine giriş, ikamet ve sınırdışı
edilmelerini düzenleme hakları bulunduğunu teyit eder. Ayrıca, siyasi iltica hakkı ne
Sözleşme’nin ne de ona bağlı protokollerin kapsamına girmektedir (bkz. 30 Ekim tarihli Vilvarajah vd.- İngiltere kararı, A serisi no. 215, s.34, §.102).
Fakat, Mahkeme’nin yerleşmiş içtihadına göre, söz konusu kişinin, sınırdışı
edildiği takdirde kabul eden ülkede 3.maddeye aykırı bir muameleyle karşılaşma
tehlikesi bulunmaktaysa, sınırdışı etme işlemi 3. madde uyarınca bir soruna yol
açmakta ve dolayısıyla bu durum Sözleşme’ye göre devletin sorumluluğunu teşkil
etmektedir. Bu şartlar altında, 3. madde, söz konusu kişinin o ülkeye sınırdışı
edilmemesini zorunlu kılmaktadır (bkz. 7 Temmuz 1989 tarihli Soering-İngiltere
kararı, A Serisi no.161, s.35, §§ 90-91, 20 Mart 1991 tarihli Cruz Varas vd.-İsveç
kararı, A Serisi no.201, s.28, §§ 69-70, ve 15 Kasım 1996 tarihli Chahal-İngiltere
kararı, RD 1996-V, s.1853, §§ 73-74).
39. Mahkeme’ye göre, 3. maddenin demokratik bir toplumdaki temel
değerlerden birini içerdiği ve mutlak ifadelerle işkenceyi ya da insanlık dışı veya
aşağılayıcı muamele ya da cezayı yasakladığı göz önünde bulundurularak, bir bireyin
3. bir ülkeye sınırdışı edildiği takdirde o ülkede 3. madde tarafından yasaklanmış bir
muameleye maruz kalacağına ilişkin iddiası mutlaka titiz bir irdelemeden
geçirilmelidir (bkz. üstte adı geçen, Chahal kararı, s. 1855, §79, ve s. 1859, §96).
40. Mahkeme, davalı Devlet görevlilerinin başvuranın iddiasına ilişkin olarak
anlamlı bir değerlendirmede bulunmadıkları kanaatindedir. Başvuranın 1994
Mülteciler Yönetmeliği’nce öngörülen koşulları yerine getirmemesi onu, İran’a
sınırdışı edilmesinden kaynaklanan korkularının gerçek nedeninin irdelenmesinden
mahrum bırakmıştır (bkz. 16. Paragraf). Mahkemeye göre, bir iltica başvurusunda
bulunmak için bu tür kısa süreli otomatik ve mekanik bir sınırlama Sözleşme’nin 3.
maddesinde öngörülen temel hakkın korunmasıyla çelişmektedir. Başvuranın iltica
talebinin arkasında yatan nedenleri araştırmak ve kendisine isnad edilen suç ışığında
maruz kalacağı tehlikeyi değerlendirmek BMMYK’nin görevidir. Ankara İdare
Mahkemesi başvuranın temyiz başvurusu üzerine, sınırdışı edilme kararını, daha
zorlayıcı bir sorun olan başvuranın korkuları bakımından değil şekli bir yasallık
bakımından değerlendirmiştir.
41. Mahkeme, BMMYK’nin başvuranın sınırdışı edilseydi yüzyüze kalacağı
tehlikeye ilişkin yaptığı değerlendirmeye gereken önemi vermelidir. BMMYK
başvuranla görüşmüş ve korkularının sağlamlığını ve zina suçu nedeniyle İran’da
kendisine yönelik olarak başlatılan cezai kovuşturma iddiasının gerçekliğini
değerlendirme fırsatı yakalamıştır. Hükümet’in başvuranın güvenilirliğini
Uluslararası Af Örgütü’nün İran’da zina suçu işleyen kadınlara verilen cezalarla ilgili
bulgulara dayanarak değerlendirmediği gözlemlenmektedir (bkz. 34. paragraf).
Başvuranın karşı karşıya kaldığı tehlikenin davaya bakılma zamanındaki tehlike
olduğunu gözönünde bulunduran Mahkeme, başvuranın ülkesinin zina suçuna hala
çok kötü bir biçimde ceza verdiği ve daha insancıl bir ceza verme yönünde bir
gelişim kaydetmediği kanaatindedir. Mahkeme İran’daki mevcut durumu ve zina
suçuna verilen recm cezasının hala kanunlarda yer aldığını ve bu cezaya yetkililerin
başvurabildiğini göz önünde bulundurmaktadır (bkz. 31. ve 32. paragraflar).
42. Üstteki mülahazalardan hareketle, Mahkeme, başvuranın İran’a döndüğü
takdirde 3. maddeye aykırı bir muameleye maruz kalacağını kanıtladığı sonucuna
varmıştır.
Dolayısıyla, başvuranın İran’a sınırdışı edilmesi işlemi, eğer icra edilirse, 3.
maddenin ihlaline yol açacaktır.
II.II. Sözleşme’nin 13. Maddesinin İhlali İddiası
43. Başvuran, iltica başvurusunun süresinde yapılmadığı gerekçesiyle verilen
red kararını temyiz edebileceği etkili bir iç hukuk yolu mevcut bulunmadığı için
Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğini iddia etmektedir. 13. madde aşağıdaki
gibidir:
“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes,
ihlal fiili resmi görev yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmış
da olsa, ulusal bir makama etkili bir başvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
44. Başvuran, iltica başvurusun süresinin geçmesi nedeniyle kendisine,
İran’a sınırdışı edilmekten niçin korktuğunu açıklama fırsatı sunulmadığını
söylemektedir. Kendisine iltica başvurusunun reddi kararını temyiz etme olanağı da
sunulmamıştır. Başvuranın Ankara İdare Mahkemesi önündeki davası da, bu
mahkeme sınırdışı etme kararına ilişkin olarak yürütmenin durdurulması kararı
almadığı için etkili bir iç hukuk yolu olarak değerlendirilemez. Anılan Mahkeme
başvuranın sınırdışı edilme işleminin yürütülmesinin durdurulmasına gerek olmadığı
yönündeki kararına, bu karar geçici nitelikte olduğu ve ayrı bir karar alınması
gerektiği için ayrıntılı gerekçeler de göstermemiştir.
45. Hükümet, Ankara İdare Mahkemesi’nin başvuranın, yürütmenin
durdurulması ve sınırdışı edilme kararının iptali istemini reddettiğini kabul
etmektedir. Fakat, başvuran, iltica talebinin reddi kararının iptalini talep etmemiştir.
Ankara İdare Mahkemesi, henüz sınırdışı etme kararı alınmadığı için başvuranın bu
kararla ilgili talebini reddetmiştir.
46. Anayasa’nın 125. maddesindeki hükümlerle ilgili olarak (bkz 22. paragraf)
Hükümet, mahkemelerin, idari bir işlem eğer davacıya onarılamaz zararlar verecekse
ve açıkça hukuka aykırı ise o karara ilişkin olarak yürütmeyi durdurma kararı
almakla yetkilendirildiklerini söylemektedir. Dahası, idare mahkemelerinin vermiş
oldukları kararlar Danıştay’da temyiz edilebilmektedir (bkz 25. paragraf).
47. Bu sebeplerden dolayı, Hükümet başvuranın önünde sınırdışı edilme kararını
temyiz edebileceği etkili iç hukuk yollarının mevcut olduğunu iddia etmektedir.
48. Mahkeme, 13. maddenin sözleşmedeki temel hak ve özgürlüklerin iç hukuk
düzeninde uygulanmasını sağlayacak bir iç hukuk yolunun mevcudiyetini güvence
altına aldığını hatırlatır. Söz konusu madde, bu nedenle, sözleşmeci taraflara bu
hüküm uyarınca yükümlendikleri taahhütlere ne şekilde uyacakları hususunda belli
bir takdir hakkı tanımış olmasına rağmen, Sözleşme uyarınca yapılan bir şikayeti
araştırmak ve bu şikayetin sebebini ortadan kaldırmakla görevli bir ulusal makamın
mevcudiyetini sağlayan bir iç hukuk yolunu gerektirmektedir.
49. Mahkeme, iç hukuk makamlarının başvuranın İran’a gönderildiği takdirde
tehlikede olacağı iddiasını değerlendirmediklerini tekrarlar. Şekil şartlarını yerine
getirmediği için başvuranın iltica talebinin reddi kararı temyiz edilememiştir. Elbette
başvuran sınırdışı edilme kararının hukukiliğini de temyiz etme olanağına sahipti.
Fakat bu tür bir dava başvurana ne yürütmenin durdurulmasını ne de tehlikede
olduğuna ilişkin iddiasının esaslarının incelenmesini sağlamaktadır. Ankara İdare
Mahkemesi başvuranın sınırdışı edilmesi kararının bütünüyle iç hukuk doğrultusunda
alındığı kanaatindedir. Bu tür bir karara vararak adı geçen mahkeme, BMMYK’nın
başvuranı Cenevre Sözleşmesi uyarınca mülteci olarak tanıma kararı karşısında bile
başvuranın şikayetinin gerçekliğini değerlendirmeyi gerekli görmemiştir.
50. Mahkeme’ye göre, işkence ve kötü muamele iddiası gerçekleştiği takdirde
zararın onarılamazlığı ve 3. maddeye atfedilen önem göz önünde
bulundurulduğunda, 13. madde uyarınca etkili bir iç hukuk yolu kavramı, 3.
maddeye aykırı bir muameleyle karşılaşma korkusuna ilişkin haklı gerekçeler
mevcutsa, bağımsız ve kapsamlı bir incelemeyi gerekli kılmaktadır. Ankara İdare
Mahkemesi bu tür koruma önlemlerinden herhangi birini almadığı için Mahkeme,
Hükümet’in dayandığı temyiz yollarınının 13. maddenin öngördüğü yükümlülükleri
yerine getirmekten uzak olduğu sonucuna varmıştır.
Dolayısıyla 13. madde ihlal edilmiştir.
II.III. Sözleşmenin 41. Maddesinin İhlali
51. 41. madde hükmü şöyledir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve
ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar
gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. A. A. Zarar
52. Başvuran, başvuru formunda adil tatmine ilişkin talebini belirtmiştir. Bu
talebini kabuledilebilirlik öncesinde sunulan 17 Haziran 1999 tarihli görüşlerde de
yinelemiştir. Sözleşme’nin 41. maddesine yönelik talepleriyle ilgili olarak ayrıntılı
bilgi sunulmamıştır.
53. Hükümet, yargılamanın hiçbir aşamasında başvuranın taleplerini açıkça
cevaplamamıştır.
54. Mahkeme, işbu dava koşullarını göz önünde bulundurarak, Sözleşme’nin 3.
maddesinin ihlali tehlikesinin tespiti ve sözleşmenin 13. maddesinin gerçekten
ihlalinin tek başına başvuranın uğramış olduğu manevi zararın adil tatminini
gerektirdiğini düşünmektedir.
A. A. B. Masraflar
55. Başvuran, başvuru formunda davasını Sözleşme organları önüne
getirebilmek için yaptığı masrafların karşılanmasını talep etmiştir. Sözleşme’nin 41.
maddesine yönelik talepleriyle ilgili olarak ayrıntılı bilgi sunulmamıştır. Başvuran,
Avrupa Konseyi’nden 5.000 Fransız Frangı tutarında adli yardım almıştır.
56. Hükümet bu başlık altında herhangi bir görüş bildirmemiştir.
57. Mahkeme, başvuranın yaptığı masraflara ilişkin olarak ayrıntılı bilgi
vermemesi karşısında, Avrupa Konseyi’nden aldığı adli yardım miktarı olan 5,000
Fransız Frangı’nın yargılama masrafları olarak yapılan harcamaları karşılamaya
yeteceğini düşünmektedir.
Bu Nedenlerden Dolayı, Mahkeme, Oybirliğiyle
1.1. Başvuranın İran’a sınırdışı edilmesi kararının uygulanması durumunda
Sözleşme’nin 3. maddesinin ihlal edileceğine;
1.2. Sözleşme’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;Sözleşme’nin 3. maddesinin
ihlali tehlikesiyle sözleşmenin 13. maddesinin ihlalinin tespitinin, tek başına,
başvuranın uğramış olduğu manevi zararın adil tatmini için yeterli olduğuna;
1.3. Başvuranın adil tatmine ilişkin diğer taleplerinin reddine;
Karar vermiştir.
İşbu karar İngilizce olarak verilmiş ve 11 Temmuz 2000 tarihinde
Strazburg’taki İnsan Hakları Binası’ndaki halka açık duruşmada tefhim edilmiştir.
Vincen Berger
Sekreter
Georg
Ress
Başkan
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło