40159/98

WyrokETPCz2005-06-30ECLI:CE:ECHR:2005:0630JUD004015998

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długość tymczasowego aresztowania oraz niezależność i bezstronność sądu wojskowego w Turcji naruszyły prawa skarżących wynikające z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość tymczasowego aresztowania skarżących (około 3 lata i 9 miesięcy) była nadmierna, ponieważ sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i odpowiednich powodów dla jego przedłużania, opierając się jedynie na ogólnych sformułowaniach takich jak "charakter przestępstwa" czy "stan dowodów". Trybunał podkreślił, że choć istnienie uzasadnionych podejrzeń jest warunkiem sine qua non aresztu, to nie jest wystarczające do jego utrzymywania przez tak długi czas. W kwestii art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie sądów bezpieczeństwa państwa (DGM) narusza wymóg niezależności i bezstronności sądu. Ponadto, Trybunał stwierdził przewlekłość postępowania sądowego (około 4 lata i 20 dni), przypisując ją władzom krajowym, które opóźniały przesłuchania i przygotowanie ekspertyz, nie wykazując należytej staranności.
Stan faktyczny
Skarżący, Agit Temel (ur. 1967) i Musa Taşkın (ur. 1943), zostali aresztowani odpowiednio 25 i 19 kwietnia 1994 roku w związku z zarzutami przemytu broni i wspierania zbrojnych gangów. W ich domach znaleziono broń. Byli przetrzymywani w areszcie tymczasowym przez około 3 lata i 9 miesięcy. W styczniu 1998 roku Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakır (DGM), w składzie z sędzią wojskowym, skazał ich na dziesięć lat więzienia i grzywnę za przemyt broni, uniewinniając ich z zarzutu wspierania gangów. Wyrok został utrzymany przez Sąd Kasacyjny w maju 1998 roku.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu braku niezależności i bezstronności sądu. Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania sądowego. Trybunał zasądza każdemu ze skarżących 4 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz łącznie 2 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 630 EUR pomocy prawnej. Oddala pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   TEMEL VE TAŞKIN - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no: 40159 / 98)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Haziran 2005   NİHAİ KARAR   EYLÜL 2005   İşbu karar Sözleşme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (40159/98) başvuru no’lu davanın nedeni bu   ülke vatandaşları Agit Temel ve Musa Taşkın’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Komisy-   onu’na 3 Şubat 1998 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin eski 25. maddesi uyarınca   yapmış olduğu başvurudur. Başvuranlar Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde   Diyarbakır Barosu avukatlarından T. Elçi tarafından temsil edilmektedirler.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   OLAYLAR   Başvuranlar Temel ve Taşkın sırasıyla 1967 ve 1943 doğumludurlar ve Hakkari’de ikamet   etmektedirler. İlk başvuran köy korucusu, ikinci başvuran işçidir.   Usulü işlemlerinin gelişimi   Musa Taşkın, 19 Nisan 1994 tarihinde Adana Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından A.Ö.’nün   başvuranlar aracılığıyla silahlar satın aldığı şeklindeki beyanlarının ardından düzenlenen   soruşturma kapsamında yakalanmıştır. Agit Temel, 25 Nisan 1994 tarihinde Hakkari Emniyet   Müdürlüğü’ne teslim edilmiştir. Soruşturma esnasında, Temel’in vermiş olduğu beyanları   müteakip göstermiş olduğu yerde beş adet Kalaşnikov marka silaha ve bunlara ait mühimmata   ve ayrıca Taşkın’ın evindeki bir tabancaya el konulmuştur.   Aynı soruşturma kapsamında, N. Ediş’in evinde ateşli silahlar, mühimmat, iki adet roket atar   ve 900 gr. uyuşturucu madde ele geçirilmiştir.   Mayıs 1994 tarihinde Hakkari Sulh Hakimi karşısına çıkarılan başvuranlar hakkında   tutukluluk kararı verilmiştir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Savcısı 3 Haziran 1994 tarihli   iddianamesi ile başvuranlarla birlikte N. Ediş ve Murat Taşkın’ın da yer aldığı dört kişiyi 6136   sayılı Kanun’un 12. maddesi uyarınca silah kaçakçılığı yapma ve TCK’nın 169. maddesine   dayalı olarak silahlı çetelere yardım ve yataklık etme suçları ile itham etmiştir. N. Ediş, gıyabi   olarak yargılandığı halde Murat Taşkın hiçbir şekilde tutuklanmamıştır.   DGM, 29 Temmuz 1994 tarihli duruşmada başvuranları dinlemiştir. Temel, tercüman   aracılığıyla verdiği ifadesinde kendi rızası ile polise teslim olduğunu ve gözaltı sırasında fiziki   ve psikolojik baskılara maruz kaldığını ileri sürmüştür. Ele geçirilen silahlarla ilgili olarak bunları   ailesini ve köyünü PKK’ya karşı korumak amacıyla satın aldığını iddia etmiştir. Taşkın ise   hakkında yapılan tüm ithamları inkar etmiş ve gözaltı esnasında zorlamalara maruz kaldığını   öne sürmüştür. DGM, elde edilen kanıtların durumu ve suçun niteliği ışığında, başvuranların   tutukluluk sürelerinin uzatılmasını ve başka bir şehirde tutulu bulunan A.Ö.’nün bir istinabe   tarafından ifadesinin alınmasını kararlaştırmıştır.   Ekim 1994 tarihli ikinci duruşmada, başvuranların avukatları eldeki kanıt unsurları doğrultusunda   DGM’den müvekkillerinin tahliye edilmesini talep etmiştir. DGM, yeniden A.Ö.’nün ifadesin-   in alınmasına ve başvuranların tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.   Şubat 1995 tarihli duruşmada DGM, ele geçirilen silahlar ve mühimmatla ilgili tamamlayıcı   bilirkişi raporu hazırlanmasını ve bir kez daha A.Ö.’nün ifadesinin alınmasını talep etmiştir.   Son olarak 9 Eylül 1996 tarihinde gerçekleştirilen duruşmada DGM, A.Ö.’nün ifadesinin   dosyaya eklendiğini ifade etmiştir.   Ekim 1996 tarihli duruşma esnasında DGM Cumhuriyet Savcısı iddianamesini sunmuş ve   başvuranların silahlı çetelere yardım ve yataklık etme suçlarından serbest bırakılmalarını   (TCK’nın 169. maddesi) ve silah kaçakçılığı suçundan (6136 sayılı Kanun’un 12. maddesi)   mahkum edilmelerini talep etmiştir. DGM, başvuranların avukatlarının talebi üzerine savun-   malarını hazırlamak için süre tanımıştır.   DGM, 9 Aralık 1996, 20 Ocak 1997, 18 Mart 1997, 23 Haziran 1997, 8 Eylül 1997, 29 Aralık   tarihlerinde duruşmalar gerçekleştirmiştir.   Ocak 1998 tarihli duruşmada DGM Cumhuriyet Savcısı iddianamesini yinelemiştir.   Sanıklar savunmalarını sunarak suçsuz olduklarını dile getirmişlerdir. Aynı gün yani 19 Ocak   tarihinde, aralarında askeri bir hakimin de yer aldığı DGM heyeti, çetelere yardım ve   yataklık etme suçlarından başvuranların beraatine, silah kaçakçılığı suçundan mahkum   edilmelerine karar vermiştir. Mahkeme, başvuranların her birini on yıl hapis ve 2.062.500   T.L. para cezasına çarptırmıştır. DGM, öngörülen ceza ışığında başvuranların tutukluluk   halinin devamına, diğer iki sanık Murat Taşkın’ın ve N.Ediş’in tahliyesine ve sözkonusu dava   dosyasının birleştirilmesine karar vermiştir.   Ocak 1998 tarihinde başvuranların temsilcisi 19 Ocak 1998 tarihli karara itirazda   bulunarak müvekkillerinin tutukluluk süresinin aşırı ve AİHS’nin 6. maddesine aykırı   olduğunu ileri sürmüştür.   Ocak 1998’de başvuranların avukatı bir kez daha aynı gerekçelerle müvekkillerinin tahliye   edilmesini istemiştir.   DGM, başvuranlar hakkında verilen cezaları göz önünde bulundurarak 22 ve 23 Ocak 1998   tarihlerinde bu talepleri reddetmiştir.   Mayıs 1998 tarihinde başvuranlar serbest bırakılmıştır.   Yargıtay, 14 Mayıs 1998 tarihinde 19 Ocak 1998 tarihli kararı onamıştır.   HUKUK AÇISINDAN   I. AİHS’NİN 5 § 3. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, tutukluluk süresinin uzunluğundan şikayetçi olmakta, bu noktada AİHS’nin 5 §   3. maddesini ileri sürmektedirler.   Başvuranlar, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin serbest bırakılma taleplerini   reddetmek için yalnızca «suçun niteliği» ve «kanıtların durumu» gibi gerekçelere dayalı   olarak ve ayrıca AİHS’nin 5 § 3. maddesinde yer alan «makul süre» kavramını aşarak kararını   verdiğini ileri sürmektedirler. Başvuranlar ayrıca davanın karmaşık olmadığını, Cumhuriyet   Savcısı’nın 9 Eylül 1996 tarihli iddianamesinde silahlı çetelere yardım etme ithamından   başvuranların salıverilmesini talep ettiğini savunmaktadırlar. Başvuranlara göre, Devlet   görevlilerinin N. Ediş’in köy korucusu olduğunu ve özellikle güvenlik güçleri ile birlikte   hareket ettiğini kabul etmesi gerekmektedir. Başvuranlar, DGM’nin sonuç olarak N. Eriş   davasını ayrı tutması gerektiğini eklemektedirler.   Mahkemenin yerleşik içtihadına göndermede bulunan Hükümet, tutukluluk süresinin   uzunluğunun meşruiyeti ile ilgili olarak, başvuranların itham edildiği suçun derecesinin,   verilen cezaların, davanın karmaşık yapısının, sanık sayısının – ki bunlardan biri firar   halindeydi – firar tehlikesinin ve kanıtların yok edildiğinin altını çizmektedir. Hükümet   ayrıca, bütün yargılama süreci boyunca başvuranların serbest bırakılma taleplerinin   incelendiğini hatırlatmaktadır.   AİHM, öncelikle başvuranların tutuklu yargılanma süresinin 19 Nisan (Musa Taşkın) ve 25   Nisan 1994’te (Agit Temel) başladığını, 19 Ocak 1998 tarihinde DGM tarafından mahkum   edilmeleri ile sona erdiği tespitinde bulunmaktadır.   AİHM, AİHS’nin 5 § 3. maddesinde öngörülen dönemin «yalnızca ilk derece mercii   tarafından, suçun esasının belirlendiği tarih» olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Wemhoff-   Almanya kararı, 27 Haziran 1968, seri A no: 7, s. 23, § 9, ve Labita-İtalya kararı, no:   26772/95, § 147, AİHM 2000-IV). AİHS’nin 5 § 3. maddesi uyarınca başvuranların   tutukluluk süresi 19 Ocak 1998 tarihinde sonlanmıştır. Bu durumda dikkate alınacak dönem   yaklaşık olarak üç yıl dokuz aydır.   Bunun yanı sıra, Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göre makul tutukluluk süresi   soyut bir değerlendirmeye imkan vermemektedir. Tutulu bir sanığın tutukluluk süresinin   makullüğü olayın özel koşullarına göre her aşamada değerlendirilmelidir (Bkz. diğerleri   arasında, W-İsviçre kararı, 26 Ocak 1993, seri A no: 254, s. 15, § 30). AİHM, ayrıca böyle   bir durumda ulusal makamlara gözaltı süresinin makul süre sınırlarının aşılmamasını   gözetmek düştüğünün altını çizmektedir. Bu amaçla, olayların bütününü incelemek ve   masumiyet karinesi, bireysel haklara saygı ilkesine yönelik istisna uyarınca kamu menfaatini   meşru kılan zorunluluğun varlığını bertaraf etmek ve alınan kararlarda serbest bırakılma   taleplerini reddeden kararları dikkate almak gerekir. Özellikle mevcut kararlarda yer alan   gerekçelere, ilgili tarafından yapılan başvurularda itilafa mahal vermeyen olaylara dayalı   olarak AİHM, AİHS’nin 5 § 3 maddesine yönelik bir ihlalin olup olmadığını tespit etmek   durumundadır (Bkz. Assenov ve diğerleri-Bulgaristan kararı, 28 Ekim 1998, 1998-VIII, §   154).   Mevcut durumda, Devlet Güvenlik Mahkemesi dava dosyasında yer alan unsurlar ışığında her   duruşmada düzenli olarak «işlenen suçun yapısı», «suçun niteliği», «kanıtların durumu»,   «tutukluluk süresi», «dava dosyasının içeriği» gibi benzer ifadelerle gerekçe göstermeksizin   başvuranların serbest bırakılma taleplerini reddetmiş ve tutukluluk halinin devamına karar   vermiştir. Bu bağlamda, bir suç işlediği gerekçesiyle tutuklanan kişiye yönelik makul   şüphelerin devamlılığının sine qua non olmazsa olmaz koşulu tutukluluk kuralına   uygunluktur, fakat kimi kez bu yeterli olmamaktadır; Mahkeme, hukuki mercilerin hürriyet   hakkından yoksun bırakmaya devam etme gerekçelerinin meşruluğunu ortaya koymak   durumunda olduklarını eklemektedir. Bunların «gerekli» ve «yeterli» olduğu takdirde, AİHM   ulusal makamların yargı süreci boyunca yeterli ihtimamı gösterip göstermediklerinin ayrıca   belirlenmesi gerektiğini ifade etmektedir (Bkz. Ilijkov-Bulgaristan, no: 33977/96, § 77, 26   Temmuz 2001, Kudla-Polonya kararları no: 30210/96, §§ 110-111, AİHM 2000-XI, sözü   edilen Labita kararı, § 152; ayrıca Bkz. Contrada-İtalya kararı, 24 Ağustos 1998, 1998-V, §   54, ve I.A.-Fransa kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VII, s. 2978, § 102).   AİHM, Hükümetin yapmış olduğu firar tehlikesi, kanıtların yok edilmesi ve aralarında bir   firari bulunan sanıkların durumu tespitlerine katılmamaktadır. Ayrıca bu tespitler yalnızca   verilen cezanın derecesinin belirlenmesine olanak tanır. Tutukluluk halini doğrulayacak ilgili   tamamlayıcı kanıtların bütününe göre değerlendirilmesi gerekir. AİHM, Hükümet tarafından   dile getirilen bu tür tehlikelerin ulusal yetkililer tarafından dikkate alınmadığına itibar   etmektedir (Bkz. Letellier-Fransa, 27 Ağustos 1992, seri:A no:241-A, § 98, Yağcı ve Sargın-   Türkiye, 8 Haziran 1995, seri:A no:319-A, § 52, Mansur-Türkiye, 8 Haziran 1995, seri:A no:   319-B, § 55, ve Kalachnikov-Rusya kararları, no: 47095/99, § 116, AİHM 2002-VI).   Bu doğrultuda, Tutukluluk halinin devamına karar veren ulusal mercilerin gerekçeli   kararlarında neye istinaden üç yıl sekiz ay süresince firar tehlikesi bulunduğunu belirtmeleri   gerekir (Bkz. Zannouti-Fransa, no: 42211/98, §§ 44-45, 31 Temmuz 2001, ve Demirel-   Türkiye kararları, no: 39324/98, § 60, 28 Ocak 2003).   Aynı şekilde, «delillerin durumu» ifadesi ile suça ilişkin ciddi göstergelerin mevcut olduğu ve   devam ettiği anlaşılmaktadır. Genel olarak ilgili etkenler olmasına rağmen, mevcut davada bunlar   şikayet konusu tutukluluk süresinin bu denli uzun olmasını haklı çıkarmamaktadır (Bkz. sözü   edilen Mansur kararı, § 56, ve Demirel kararı, § 61). Üstelik bunun yanı sıra Cumhuriyet Savcısı   iddianamesini 21 Ekim 1996’da sunmuştur. AİHM’ye göre elde edilen «kanıtların durumu»   başvuranların tutukluluk süresinin bu kadar uzunluğunu gerekli kılmamaktadır.   Mahkemeye sunulan unsurlar ışığında, AİHM başvuranların tutukluluk süresinin 5 § 3.   maddenin ihlaline yol açtığı kanısındadır. Bu çerçevede bu hüküm ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 6 § 1. MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, kendilerini yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   bünyesinde hazır bulunan askeri hakimin varlığı nedeniyle «bağımsız ve tarafsız» bir   mahkeme niteliğinde olmadığını ve adil bir yargılama sağlayamayacağını ileri sürmektedirler.   Başvuranlar, yargı süresinin «makul süre» ilkesine aykırı olduğunu iddia etmektedirler.   Başvuranlar, bu doğrultuda AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedirler.   1. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı üzerine   Hükümet ilk olarak, Anayasa’nın 143. maddesine uygun olarak 16 Haziran 1993 tarihli ve 2485   sayılı Kanun ile Devlet Güvenlik Mahkemelerine dair düzenlemenin yapıldığını hatırlatarak sivil   hakimlerin yanında yer alan askeri hakimlerin varlığının AİHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline yol   açmadığını belirtmektedir. Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadına göndermede bulunan   Hükümet, bu mahkemelerin özel amaçlı mahkemeler olduğunu eklemektedir.   Hükümet ayrıca 22 Haziran 1999 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemelerinin yapısına ilişkin   gerçekleştirilen Anayasal ve yasal değişiklikten bu yana sözü edilen mahkemelerin bağımsızlık ve   tarafsızlık sorununun tümüyle çözüldüğünün altını çizmektedir; bu bakımdan başvuranların   şikayetlerinin hukuki bir yanı bulunmamaktadır.   Başvuranlar, bu tespite karşı çıkmakta ve DGM’lerin bağımsızlığına ve tarafsızlığına dair   şikayetlerini yinelemektedirler.   AİHM, daha önceki kararlarda buna benzer pek çok şikayetlerin dile getirildiğini ve bunların   AİHS’nin 6 § 1 maddesinin ihlal edildiği yönünde sonuçlandırıldığını dile getirmektedir.   (Bkz. Özel-Türkiye kararı, no: 42739/98, §§ 33-34 7 Kasım 2002, ve Özdemir-Türkiye kararı   no: 59659/00, §§ 35-366 Şubat 2003).   AİHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı şekilde sonuçlandıracak hiçbir   tespiti ve delili sunmadığını incelemektedir. Başvuranların aralarında askeri bir hakimin de   yer aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin TCK’ya dayalı olarak yapmış olduğu yargılama   hususunda endişe duymalarının yerinde olduğu kanısındadır. Üstelik Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin davanın gerekçesine yabancı mülahazalar ışığında başvuranlar hakkında   sebepsiz bir yargı kararı aldığı sonucu çıkmaktadır. Bu nedenle başvuranların bu yargı   makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki şüphelerinin dikkate alınması   gerekmektedir. (Bkz. Incal-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998, 1998-IV s. 1573, § 72 ).   AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin AİHS’nin 6 §   1. maddesinde yer alan bağımsız ve tarafsız bir mahkeme niteliğini taşımadığı sonucuna   varmıştır.   2. Yargı süresinin uzunluğu hakkında   Hükümet, mevcut olayların koşulları dikkate alındığında yargı sürecinin uzunluğunun AİHS   bakımından makul olmadığının söylenemeyeceğini ifade etmektedir. Bu bağlamda Hükümet,   başvuranların silah kaçakçılığı ve silahlı çetelere yardım suçlarından itham edildiği göz   önünde bulundurulduğunda davanın karmaşık yapısının ve kanıtların niteliğinin altını   çizmektedir. Hükümet özellikle, içlerinden biri firari, dört sanık hakkında yürütülen   sözkonusu cezai yargı sürecini belirterek, ulusal yetkililerin büyük bir ihtimamla hareket   ettiklerini, yargı süresinin uzamasında kendilerine yüklenebilecek hiçbir kusurun   bulunmadığını vurgulamaktadır. Son olarak, başvuranlar birçok kez duruşma tutanaklarını   talep ederek bu sürecin yavaşlamasına neden olmuşlardır.   Başvuranlar davanın karışık bir yapıda olmadığını, silahlı bir çeteye yardım suçunun somut   hiçbir delile dayanmadığını savunmakta, bu noktada mahkeme sürecini sıralamaktadırlar: 17   Ekim 1994’te Murat Taşkın’ın ifadesi alınmış; ele geçirilen silahların balistik inceleme raporu   Nisan 1996 tarihli duruşma sırasında okunmuş, bu bilirkişi raporu iki yılda hazırlanmıştır.   Ayrıca, soruşturma dosyasında sözü edilen A.Ö. adlı kişinin ifadesi makul bir sürede   alınmamıştır.   AİHM, dikkate alınacak dönemin başvuranların tutuklandıkları 19 Nisan (Musa Taşkın) ve 25   Nisan 1994 (Agit Temel) tarihlerinde başladığını ve Yargıtay’ın mahkumiyet kararını onadığı   Mayıs 1998 tarihinde sona erdiğini, bu dönemin yaklaşık dört yıl yirmi gün sürdüğünü not   etmektedir.   AİHM, makul yargılama sürecinin mahkeme yerleşik içtihatlarına, özellikle davanın karmaşık   yapısına, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumuna göre değerlendirildiğini (Bkz. diğerleri   arasında, Doustaly-Fransa, 23 Nisan 1998, 1998-II, § 39, Richard-Fransa 22 Nisan 1998,   1998-II, § 57, Pelissier ve Sassi-Fransa no: 25444/94, § 67, AİHM 1999-II, ve Papachelas-   Yunanistan kararları no: 31423/96, § 35, AİHM 1999-II) ve olayların mevcut koşulları   dahilinde toplam bir değerlendirme yapıldığını hatırlatmaktadır (Bkz. mutatis mutandis,   Piccolo-İtalya kararı, no: 45891/99, § 7 Kasım 2000).   AİHM, sözkonusu yargı sürecinde özel bir karışıklığın olmadığı tespitinde bulunmaktadır.   Başvuranların tutumuna ilişkin AİHM, adı geçenlerin yargı süresinin uzamasına katkıda   bulunmadıklarını not etmektedir.   AİHM, adli mercilerin tutumu ile ilgili olarak, «makul süre» aşımı tespitindeki gecikmenin   yalnızca Devlet’e yüklenebileceğini hatırlatmaktadır (Bkz. özellikle Gergouil-Fransa no:   40111/98, § 19, 21 Mart 2000 ve sözü edilen Papachelas kararı, § 40).   Bu çerçevede AİHM ilk olarak, yargı sürecinin 19 Nisan (Musa Taşkın) ve 25 Nisan 1994’te   (Agit Temel) başladığını ve 14 Mayıs 1998 tarihinde sona erdiğini, bu dönemin yaklaşık dört   yıl yirmi gün sürdüğünü not etmektedir.   AİHM, başka bir şehirde tutuklanan A.Ö.’nün ifadesinin alınması için iç hukuk makamlarının   duruşmaları iki yıl bir ay süreyle tehir ettiklerini hatırlatmakta, ayrıca diğerlerinin yanı sıra 21   Ekim 1996 ve 19 Ocak 1998 tarihleri arasında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin duruşma   tutanaklarına dayalı olarak kimi temditlerin bulunduğunu gözlemlemektedir. DGM, dava   dosyasının son halinden yedi ay sonra kararını vermiştir (23 Haziran 1997’den 19 Ocak   1998’e kadar).   AİHM, yargı makamlarının adaletin en kısa zamanda tecelli etmesiyle yükümlü olduğu bir   konumda başvuranların bütün yargı süreci boyunca tutulu bulunduruldukları tespitinde   bulunmaktadır (sözü edilen Kalachnikov, § 32).   İlgili döneme dair Hükümet tarafından hiçbir açıklama getirilmediğini hatırlatan AİHM, sözü   edilen yargı merciinin iş yükünün aşırı olduğu farz edilse dahi bu argümanın yeterli bir   açıklama olmadığını ifade etmektedir. Bununla birlikte, AİHS’nin 6 § 1. maddesi Sözleşmeci   Devletlere kendi hukuk sistemlerindeki mahkemelerin, özellikle makul süre dahilinde   üstlenmiş oldukları yükümlülükleri yerine getirecek şekilde teşkilatlandırmalarını zorunlu   kılmaktadır (Bkz.Portington-Yunanistan kararı, 23 Eylül 1998, 1998-VI, s. 2633, § 33).   Mevcut koşullar gözönünde bulundurulduğunda AİHM, yargı süresinin uzunluğunun «makul   süre» zorunluluğunu karşılamadığı görüşüne itibar etmektedir.   Bu nedenle AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edilmiştir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI   A. Tazminat   Başvuranların her biri 20.000 Euro’ya denk düşen manevi zarara uğradıklarını ileri   sürmektedirler.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmaktadır.   İddia edilen maddi tazminata ilişkin AİHM, Devlet Güvenlik Mahkemesi önündeki sürecin   Sözleşmenin ihlali ile sonuçlanmadığı haller üzerinde durmadığını kaydederek başvurana bu   yönde bir tazminat ödenmesine gerek olmadığını ifade etmektedir. (Findlay-İngiltere kararı,   Şubat 1997, s.284, § 85).   AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6 § 1 maddesine göre tarafsız ve   bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüşüne vardığında, prensip olarak en   uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden   yargılamak olacağı kanaatine varmaktadır (Bkz. Gençel-Türkiye kararı, no: 53431/99, § 27 23   Ekim 2003).   AİHS’nin 5 § 3. ve 6 § 1. maddelerine (yargı sürecinin uzunluğu) yönelik talepler ve dava   koşulları ışığında AİHS’nin 41. maddesince hakkaniyete uygun olarak AİHM, her türlü   vergiden muaf olmak üzere manevi tazminat olarak başvuranların her birine 4.000 Euro   ödenmesini kararlaştırmıştır.   B. Masraf ve harcamalar   Başvuranlar, AİHM yetkili organları nezdinde yapmış oldukları ulaşım, çeviri,iletişim,   avukatlık ve diğer masraf ve harcamalara ilişkin 6.810 Euro talep etmekte, avukatlık ücreti   olarak Diyarbakır Barosu’nun AİHM önündeki temsil gideri için belirlediği günlük 100   Euro’yu uyguladıklarını ileri sürmektedirler. Başvuranlar kanıtlayıcı belge niteliğinde çeviri   ve posta giderlerini belirtir yedi adet makbuzu ibra etmişlerdir.   Hükümet bu miktarlara karşı çıkmıştır.   Sunulan deliller ve Mahkemenin bu yöndeki yerleşik içtihadı ışığında, AİHM Avrupa   Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk adli yardım miktarı düşülmek suretiyle masraf ve   harcamalar için başvuranlara birlikte 2.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artışın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvuranların makul bir süre zarfında yargılanmamaları ve bu süre boyunca serbest   bırakılmamaları nedeniyle AİHS’nin 5 § 3. maddesinin ihlal edildiğine ;   2. Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlıktan ve tarafsızlıktan yoksun   bulunması nedeniyle AİHS’nin 6. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Yargı sürecinin uzunluğu nedeniyle AİHS’nin. 6. maddesinin ihlal edildiğine;   4. a) AİHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek suretiyle Savunmacı   Hükümetin:   i.   ii.   manevi tazminat için başvuranların her birine 4.000 (dört bin) Euro;   Avrupa Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk adli yardım miktarı düşülmek   suretiyle masraf ve harcamalar için başvuranlara toplam 2.500 (iki bin beş yüz)   Euro ödemesine;   iii.   ödenecek miktarların her türlü vergiden tutulmasına;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, Avrupa Merkez   Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eşit oranda basit faizin   uygulanmasına;   5. Adil tazmine ilişkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 30 Haziran 2005 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło