40160/05
WyrokETPCz2009-07-21ECLI:CE:ECHR:2009:0721JUD004016005
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy złe traktowanie skarżącego podczas zatrzymania przez policję, w połączeniu z nieskutecznym dochodzeniem krajowym i umorzeniem sprawy z powodu przedawnienia, naruszyło art. 3 Konwencji (zakaz tortur i nieludzkiego traktowania) oraz art. 13 Konwencji (prawo do skutecznego środka odwoławczego)?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że rząd nie przedstawił przekonującego wyjaśnienia obrażeń skarżącego, które powstały podczas jego pobytu w areszcie policyjnym, co stanowiło naruszenie art. 3 w aspekcie materialnym. W odniesieniu do aspektu proceduralnego art. 3, Trybunał stwierdził, że dochodzenie krajowe było nieskuteczne, ponieważ postępowanie karne przeciwko funkcjonariuszom policji zostało umorzone z powodu przedawnienia, co uniemożliwiło pociągnięcie ich do odpowiedzialności. Trybunał podkreślił, że postępowania karne w sprawach naruszeń art. 3 nie powinny być objęte przedawnieniem. Brak skutecznego środka odwoławczego, który pozwoliłby na uzyskanie odszkodowania za zarzucane naruszenia, doprowadził również do stwierdzenia naruszenia art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Skarżący, Müdet Kömürcü, został zatrzymany przez policję w Stambule 25 listopada 1997 r. i przetrzymywany do 2 grudnia 1997 r. w związku z zarzutami przynależności do organizacji terrorystycznej. Podczas zatrzymania skarżący twierdził, że był torturowany przez funkcjonariuszy policji, co potwierdził raport medyczny z 2 grudnia 1997 r., wskazujący na obrażenia nogi i oka. Władze krajowe wszczęły postępowanie karne przeciwko czterem funkcjonariuszom policji, z których dwóch zostało skazanych, ale wyrok został uchylony przez Sąd Kasacyjny. Ostatecznie, postępowanie zostało umorzone przez Sąd Karny w Stambule 24 czerwca 2006 r. z powodu przedawnienia.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie orzekł:
1. Skarga jest dopuszczalna.
2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym.
3. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie proceduralnym.
4. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
5. Zasądza skarżącemu 10 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 2 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków.
6. Oddala pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
MÜDET KÖMÜRCÜ/TÜRKĐYE (no. 2)
(B a ꢀvuru no. 40160/05)
KARAR
STRAZBURG Temmuz 2009
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin
değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 40160/05 no’lu davanın nedeni T.C.
vatandaꢀı Müdet Kömürcü’nün (“baꢀvuran”), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 13 Ekim tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından Bay ve Bayan M. Kırdök ve M. Hanbayat
tarafından temsil edilmiꢀtir.
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Baꢀvuran, 1972 doğumludur ve Đstanbul’da yaꢀamaktadır. Kasım 1997’de Đstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıꢀ, 2 Aralık 1997
tarihine kadar gözaltında tutulmuꢀ ve terör örgütüne katıldığı iddiasıyla sorgulanmıꢀtır. Aralık 1997’de baꢀvuran ve diğer dokuz tutuklu adli tabip tarafından muayene
edilmiꢀtir. Adli tabip, baꢀvuranın sol bacağının alt kısmında 1 cm. uzunluğunda kabuk
bağlamıꢀ bir yara ve sol alt gözkapağını çevreleyen 2 cm. geniꢀliğinde bir lezyon tespit
etmiꢀtir.
Baꢀvuran, 1 Aralık 1997’de Devlet Güvenlik Mahkemesi ve 10 Mart 1998’de Fatih
Cumhuriyet Savcısı önünde vermiꢀ olduğu ifadelerde, gözaltında tutulduğu sırada polis
memurları tarafından iꢀkence yapıldığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Özellikle, dövülmek ve
testislerinin sıkıꢀtırılması gibi çeꢀitli baskı türlerine maruz kaldığını belirtmiꢀtir. Suçluları
tanıyabileceğini ifade etmiꢀtir. Nisan 1998’de Đstanbul Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame hazırlamıꢀ ve dört polis
memurunu (S.A., M.C., E.M. ve N.C.) baꢀvurana ve diğer üç tutukluya kötü muamele
etmekten dava açmıꢀtır. Haziran 1998’de baꢀvuran, yargılamaya müdahil olarak katılmıꢀtır.
Suçlanan polis memurları, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi önünde yapılan
duruꢀmalarda baꢀvuranın vücudundaki izlerin, yakalanmaya direnmesinden kaynaklandığını
ileri sürmüꢀtür. Sonuç olarak, 29 Haziran 2000 tarihinde yapılan duruꢀmada baꢀvuran,
vücudundaki izlerin asıl nedeninin belirlenmesi için Adli Tıp Kurumu’nda muayene
edilmesini talep etmiꢀtir.
Adli Tıp Kurumu, 19 Aralık 2001 tarihinde düzenlediği raporunda, baꢀvuranın
bacağındaki kabuk bağlamıꢀ yaranın, 2 Aralık 1997’de adli tabip tarafından muayene edildiği
sırada yaklaꢀık yedi gün, sol gözünün alt kısmındaki mor lezyonunsa üç ila dört gün
öncesinde oluꢀmuꢀ olabileceği sonucuna varmıꢀtır. Raporda ayrıca gözün alt kısmındaki
lezyonların, sert bir cismin direkt olarak göze tatbikinden ya da kiꢀinin gözünü bir yere
çarpmasından veya kafasının, sert ve çukur bir yüzeye vurulmasından kaynaklanmıꢀ
olabileceği belirtilmektedir. Raporda, bu üç nedenden hangisinin asıl neden olduğunu tespit
etmenin mümkün olmadığı da kaydedilmiꢀtir. Haziran 2003’te Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, dava dosyasındaki delillere
dayanarak, Ceza Kanunu’nun 243. maddesi uyarınca davacıların kötü muameleye maruz
bırakıldıkları sonucuna varmıꢀtır. Dolayısıyla, polis memurları ifadeleri alabilmek için kasıtlı
olarak kötü muamele uygulamıꢀtır. Diğer hususlar meyanında (inter alia), sağlık
raporlarındaki bulgulara atıfta bulunan mahkeme, daha önce baꢀvuran tarafından duruꢀmalar
sırasında teꢀhis edilen M.C. ve S.A.’yı suçlu bularak birer yıl hapis cezasına çarptırmıꢀ ve
delil eksikliği nedeniyle E.M. ve N.C.’nin beraatına karar vermiꢀtir.
Her iki taraf da itiraz etmiꢀtir. 29 Mart 2005’te Yargıtay, soruꢀturma yetersizliği
nedeniyle M.C. ve S.A. hakkındaki kararı bozmuꢀtur. Mahkeme, polis tarafından gözaltına
alındıkları sırada davacılara iliꢀkin düzenlenen sağlık raporlarının ve emniyet merkezinde
alınan ifadelerinin, dava dosyasında yer almadığını kaydetmiꢀtir.
Dava, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmiꢀtir. Mahkeme zamanaꢀımı
nedeniyle 24 Haziran 2006’da yargılamayı sona erdirme kararı vermiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 3., 6. VE 13. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesi bağlamında polis tarafından gözaltında tutulduğu
sırada iꢀkenceye maruz bırakıldığından ꢀikayetçi olmuꢀtur. Ayrıca AĐHS’nin 6. ve 13.
maddelerine dayanarak adil ꢀekilde yargılanmadığını ve kötü muameleye maruz kaldığı
yönündeki ꢀikayeti hususunda baꢀvurabileceği etkili bir iç hukuk yolu bulunmadığını ileri
sürmüꢀtür. Ulusal makamların, olayları tespit edecek ve kendisine iꢀkence edenleri teꢀhis edip
cezalandıracak kadar etkili bir resmi soruꢀturma yürütmediklerini iddia etmiꢀtir.
AĐHM, sözkonusu ꢀikayetlerin yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi yönünden incelenmesi
gerektiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirlik
Hükümet, baꢀvuranın iç hukuk yollarını tüketmemiꢀ olduğunu ileri sürmüꢀtür.
Baꢀvuran ayrıca, ne yargılamayı sona erdiren Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi kararına itiraz
etmiꢀ ne ulusal mahkemelerde medeni ya da idari hukuk yollarına baꢀvurmuꢀtur.
AĐHM, 35/1 maddenin haddinden fazla ꢀekilcilik olmaksızın, belirli bir esneklikle
uygulanması gerektiğini kabul etmiꢀtir. Ayrıca, iç hukuk yollarını tüketme kuralı ne kesin ne
otomatik olarak uygulanabilir bir kuraldır; bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit
davanın koꢀullarının dikkate alınması esastır. Dolayısıyla, bir baꢀvuranın etkili ve yeterli
olması beklenen makul iç hukuk yollarından faydalanmıꢀ olması beklenmekte ve bir iç hukuk
yoluna baꢀvurulduğunda da, esasen aynı amacı haiz olan baꢀka bir hukuk yolunu kullanmak
gerekmemektedir. (bkz. Kozacıoğlu/Türkiye [BD], no. 2334/03, 40. paragraf, 19 ꢁubat 2009).
Bu bağlamda, AĐHM 24 Haziran 2005 tarihli kararında, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin
zaman aꢀımından dolayı davayı sonlandırdığını gözlemler. Olayların meydana geldiği
dönemde zamanaꢀımı ile ilgili yürürlükte olan mevzuatı göz önünde AĐHM, sözkonusu kararı
temyiz etmenin sonuç vermeyeceği kanaatindedir. AĐHM baꢀvuranın, polis memurları
aleyhindeki ꢀikayetine iliꢀkin iç hukuk yollarını tüketme hususunda kendisinden makul olarak
beklenilebilecek her ꢀeyi yaptığı sonucuna varmıꢀtır.
AĐHM ayrıca daha önceleri benzer davalarda Hükümet’in, medeni ve idari iç hukuk
yollarının tüketilmesine iliꢀkin ön itirazlarını incelemiꢀ ve reddetmiꢀ olduğunu hatırlatır (bkz.,
Ataꢀ ve Seven/Türkiye, no. 26893/02, 29. paragraf, 16 Aralık 2008). AĐHM, mevcut davada
önceki sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir. Bu nedenle,
Hükümet’in ilk itirazının sözkonusu kısmını reddeder.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde sözkonusu ꢀikayetlerin dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru taꢀımadıklarını tespit eder. Bu nedenle ꢀikayetler, kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
1. AĐHS’nin 3. maddesinin esası yönünden sorumlu Hükümet’in yükümlülüğü
Hükümet, ꢀikayetlere itiraz etmiꢀ ve baꢀvuranın vücudunda bulunan izlerin
yakalanmaya direnmesi sonucu meydana geldiğini ileri sürmüꢀtür. Bu iddia, sağlık
raporlarıyla desteklenmektedir.
AĐHM, 3. maddeye iliꢀkin kararlarında ortaya konan temel ilkelere atıfta bulunur
(bkz., özellikle, Ivan Vasilev/Bulgaristan, no. 48130/99, 62. paragraf, 12 Nisan 2007;
Yavuz/Türkiye, no. 67137/01, 38. paragraf, 10 Ocak 2006; Emirhan Yıldız ve
Diğerleri/Türkiye, no. 61898/00, paragraflar 41-42, 5 Aralık 2006; Diri/Türkiye, no.
68351/01, paragraflar 35-39, 31 Temmuz 2007; Selmouni/Fransa [BD], no. 25803/94,
paragraflar 96-97, AĐHM 1999-V). Bu davayı bu ilkeler ıꢀığında inceleyecektir.
AĐHM, Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin delillere iliꢀkin bilgi edinmesi ve dava
olaylarını incelemesi ardından, 20 Haziran 2003 tarihli kararında, davacıların kötü muameleye
maruz kaldıklarını ve baꢀvuranın polis memurları M.C. ve S.A.’yı duruꢀmalar sırasında suçlu
olarak teꢀhis ettiğini karara bağladığını gözlemler. Polis memurlarının uyguladıkları kötü
muamelenin Ceza Kanunu’nun 243. maddesi kapsamında yer aldığını tespit eden Đstanbul
Ağır Ceza Mahkemesi ayrıca bu muameleyi ifade almak için kasıtlı olarak kullandıkları
sonucuna varmıꢀtır. Baꢀvuran, 25 Kasım 1997’de gözaltına alınmıꢀ ve 2 Aralık 2007 tarihli
sağlık raporunda bacak ve göz çevresinde izler tespit edilmiꢀtir. Göz çevresindeki lezyonun,
sağlık muayenesinden üç ila beꢀ gün öncesinde oluꢀtuğu düꢀünülürken, bacağındaki kabuk
bağlamıꢀ yaranın yaklaꢀık yedi gün öncesinde oluꢀtuğu tespit edilmiꢀtir.
Olayların tespit edilmesi için AĐHM ‘her türlü makul ꢀüphenin ötesinde’ delil
kıstasına baꢀvurur (bkz. Đrlanda/Đngiltere, 18 Ocak 1978, 161. paragraf, A Serisi no. 25).
Böylesi bir delil itirazı kabil olmayan yeterince ciddi, belirgin ve tutarlı birtakım emare ya da
karinelerden doğabilir. Gözaltında tutulurken kendi kontrolleri altında bulunan kiꢀilerin
davasında görüldüğü gibi olayların, tamamen ya da büyük ölçüde, yalnızca yetkili
makamların bilgisi dahilinde bulunması halinde, sözkonusu gözaltı sürecinde meydana gelen
yaralanmalara iliꢀkin güçlü maddi karineler ortaya çıkacaktır. Tatmin ve ikna edici bir
açıklamada bulunmaya iliꢀkin ispat yükümlülüğünün yetkili makamlara ait olduğu kabul
edilebilir (bkz. Salman/Türkiye [BD], no. 21986/93, 100. paragraf, AĐHM 2000-VII).
Mevcut davada, sağlık raporları ve Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararları ile
desteklenen iddiaları göz önüne alan AĐHM, Hükümet’in baꢀvuranın vücudunda bulunan
izleri açıklamaya yönelik ikna edici ve inandırıcı bir açıklama yapmadığı sonucuna varmıꢀtır.
Bu nedenle AĐHM, 3. madde bağlamında Hükümet’in, polis tarafından gözaltında
tutulduğu sırada baꢀvuranın maruz bırakıldığı kötü muamele hususunda açıklama yapmakla
yükümlü olduğu kanaatindedir.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiꢀtir.
2. AĐHS’nin 3. maddesinin usule iliꢀkin kısmı açısından Hükümet’in sorumluluğu ve
pozitif yükümlülüğü
AĐHM, bir Devlet görevlisi AĐHS’nin 3.maddesinin ihlaline neden olan suçlarla itham
edildiğinde, ilke olarak, cezai takibatın ve hükümün zaman aꢀımına tabi; iꢀlenen suçun
ertelemeye veya affa konu olmaması gerektiğini teyit eder (bkz. Erdoğan Yılmaz ve
Diğerleri/Türkiye, no. 19374/03, 56. paragraf, 14 Ekim 2008; ve mutatis mutandis, Ali ve
Ayꢀe Duran/Türkiye, no. 42942/02, 72. paragraf, 8 Nisan 2008).
AĐHM, mevcut davada yasal süre sınırının dolması nedeniyle polis memurları
aleyhinde açılan davanın, 24 Haziran 2006’da düꢀtüğünü kaydeder. Ayrıca, polis memurları
hiçbir zaman görevlerinden uzaklaꢀtırılmamıꢀtır. Sonuç olarak AĐHM daha önceki davalarda,
Türk ceza hukuku sisteminin titiz ve dikkatli ꢀekilde uygulanmadığı ve devlet görevlileri
aleyhinde baꢀlatılan cezai takibatın zaman aꢀımına uğraması nedeniyle düꢀürülmesi halinde
sözkonusu görevlilerin kanuna aykırı eylemler gerçekleꢀtirmelerini etkili ꢀekilde
engelleyebilecek kadar caydırıcı olmadığı yönündeki kararlarını yineler (bkz., diğerleri
yanında, Hüseyin ve Esen/Türkiye, no. 49048/99, 63. paragraf, 8 Ağustos 2006). AĐHM,
mevcut davada farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.
AĐHM, yukarıda kaydedilenler ıꢀığında, polis memurları aleyhinde baꢀlatılan cezai
takibatın yeterli olmadığı ve bu nedenle, Hükümet’in AĐHS’nin 3. maddesi bağlamındaki
usule iliꢀkin yükümlülüklerinin ihlal edildiği sonucuna varır.
Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi usul açısından ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, polis memurları aleyhinde baꢀlatılan cezai takibatın yasal zaman sınırını
aꢀtığı için sona erdirilmesi nedeniyle hukuk mahkemeleri önünde tazminat talep etme
hakkından mahrum bırakıldığını iddia etmiꢀtir. Đddiasını, AĐHS’nin 13. maddesine
dayandırmıꢀtır.
Hükümet, sözkonusu iddiayı reddetmiꢀ ve baꢀvuran için etkili iç hukuk yollarının
mevcut olduğunu ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, yukarıda kaydedilen tespitlerine atıfta bulunur ve hukuk davalarının, benzer
durumlarda baꢀvuranlara iddia ettikleri ihlaller için tazminat ödenmesini sağlamaya
yetmediğinden, etkisiz olduklarına iliꢀkin daha önce birçok baꢀvuruda vardığı sonucu
tekrarlar (bkz., diğer hususlar meyanında, Batı ve Diğerleri, 148. paragraf). AĐHM, mevcut
davada daha önce vardığı sonuçlardan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.
Dolayısıyla, AĐHS’nin 13. maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesi aꢀağıda kaydedilmiꢀtir:
“Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci
Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun
bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Zarar
Baꢀvuran, manevi tazminat olarak 40,000 Euro (EUR) talep etmiꢀtir. Maddi tazminat
talep etmemiꢀtir. Hükümet, talep edilen meblağın aꢀırı ve gerekçesiz olduğunu ileri
sürmüꢀtür.
AĐHM, AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul açısından ihlal edildiği sonucuna
varmıꢀtır. Baꢀvuranın, yalnızca bu sonuçla telafi edilemeyecek derecede sıkıntı çekmiꢀ olduğu
kanısındadır. Hakkaniyet temelinde değerlendirmede bulunan AĐHM, baꢀvurana manevi
tazminat olarak 10,000 Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ayrıca ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde yaptığı masraflar için 600
Türk Lirası (TL) (yaklaꢀık 285 Euro) ve avukatının ücreti için 5,500 Euro talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, ileri sürdüğü harcamaları yasal temsilcisi ile yaptığı avukatlık ücreti sözleꢀmesine
dayandırmıꢀtır. Bu sözleꢀmeye göre, AĐHM baꢀvuruyu sonuca bağladığında, baꢀvuran
avukatına 5,500 Euro ödeyecektir. Baꢀvuran, diğer masraf ve giderler için faturaların yer
almadığı bir liste sunmuꢀtur. Hükümet, baꢀvuranın taleplerine gerekçe göstermediğini iddia
etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği
için yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak
kazanmaktadır. Sözkonusu davada özellikle avukatlık sözleꢀmeleri olmak üzere elindeki
belgeleri ve yukarıdaki ölçütleri göz önünde bulunduran AĐHM, baꢀvurana AĐHM önünde
yaptığı masraflar için 2,000 Euro ödenmesinin uygun olduğu kanaatindedir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul açısından ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
4. (a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç
ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na çevrilmek üzere
Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana aꢀağıda kaydedilen meblağların ödenmesine;
(i) manevi tazminat olarak 10,000 EUR (on bin Euro) ve uygulanabilecek her tür
vergi;
(ii) yargılama masraf ve giderleri için 2,000 EUR (iki bin Euro) ve uygulanabilecek
her tür vergi;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına
kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal kredi kolaylığı oranının
üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
KARAR VERMĐꢁTĐR.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragrafları gereğince 21 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło