4020/07;4021/07;9961/07;11113/07

WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD000402007

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy nadmierna długość tymczasowego aresztowania i brak skutecznego środka odwoławczego w tej kwestii naruszyły art. 5 ust. 3 i 4 Konwencji? Czy przewlekłość postępowania karnego i brak skutecznego środka odwoławczego w tej sprawie naruszyły art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okresy tymczasowego aresztowania skarżących, trwające od ponad 9 do ponad 13 lat, były nadmiernie długie i nie zostały uzasadnione przez sądy krajowe w sposób wystarczający, opierając się na stereotypowych przesłankach. Stwierdzono również, że turecki system prawny nie zapewniał skutecznego środka odwoławczego do kwestionowania legalności i długości aresztowania, nie gwarantując kontradyktoryjności postępowania ani równości broni. W odniesieniu do przewlekłości postępowania karnego, Trybunał uznał, że okresy trwające od ponad 9 do ponad 13 lat przekroczyły 'rozsądny termin', pomimo złożoności spraw związanych z przestępczością zorganizowaną. Dodatkowo, Trybunał potwierdził, że w Turcji brakowało skutecznego środka odwoławczego dla skarg dotyczących przewlekłości postępowania sądowego.
Stan faktyczny
Skarżący Zeki Şıneğu, Mahmut Kılıç, Abdurrahman Orhan i Sait Özbey zostali aresztowani w Turcji między marcem 1995 a sierpniem 2000 roku w ramach operacji przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej Hizbullah. Postawiono im zarzuty przynależności do tej organizacji i próby obalenia porządku konstytucyjnego. Byli przetrzymywani w areszcie śledczym przez okresy od ponad 9 lat (Mahmut Kılıç, którego sprawa nadal się toczyła) do ponad 13 lat (pozostali skarżący). Sądy krajowe konsekwentnie odrzucały ich wnioski o zwolnienie, powołując się na stereotypowe uzasadnienia.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Postanowił połączyć skargi. 2. Uznał skargi za dopuszczalne. 3. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 i art. 5 ust. 4 Konwencji. 4. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 i art. 13 Konwencji. 5. Zasądził od pozwanego państwa tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe: a) 5 500 EUR dla Mahmut Kılıç. b) 12 500 EUR dla Zeki Şıneğu. c) 12 500 EUR dla Sait Özbey. d) 12 500 EUR dla Abdurrahmana Orhana. Powyższe kwoty miały być przeliczone na liry tureckie według kursu wymiany obowiązującego w dniu płatności, wolne od wszelkich podatków, powiększone o odsetki proste równe krańcowej stopie kredytowej Europejskiego Banku Centralnego plus trzy punkty procentowe, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku. 6. Oddalił pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie. 7. Wskazał, że w przypadku Mahmut Kılıç, którego sprawa nadal toczy się przed sądami krajowymi, najwłaściwszym sposobem naprawienia stwierdzonego naruszenia jest pilne zakończenie postępowania, z poszanowaniem wymogów sprawiedliwości.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   ŞINEĞU vd.-TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:4020/07,4021/07,9961/07 ve 11113/07)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Ekim 2009   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (4020/07, 4021/07, 9961/07 ve 11 î 13/07) no'lu   davanın nedeni (T.C. vatandaşları) Zeki Şıneğu, Mahmut Kılıç, Abdurrahman Orhan ve Sait   Özbey’in (başvuranlar) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sırasıyla, 8 Ocak, 8 Ocak, 23   Şubat ve 26 Şubat 2007 tarihlerinde insan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına   ilişkin Sözleşme'nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış   oldukları başvurudur.   Kendi savunmasını üstlenen Zeki Şıneğu dışında, başvuranlar, Diyarbakır Barosu   avukatlarından M. Özbekli tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuranlar, sırasıyla, 1973,1973, 1971 ve 1974 doğumlu olup halen Diyarbakır Cezaevinde   tutuklu bulunmaktadırlar.   Başvuranlar, yasadışı silahlı örgüt olan Hizbullah’a yönelik olarak düzenlenen operasyonlar   çerçevesinde, 8 Mart 1995 (Abdurrahman Orhan), 10 Mart 1995 (Sait Özbey), 14 Mayıs 1995   (Zeki Şıneğu) ve 16 Ağustos 2000 (Mahmut Kılıç) tarihlerinde gözaltına alınmışlardır.   Bilahare, başvuranlar, yakalanmalarından birkaç gün sonra yetkili hakim tarafından   tutuklanmışlardır. Farklı tarihlerde düzenlenen iddianamelerle, savcılık, başvuranları,   özellikle, yasadışı silahlı örgüt üyesi olmakla ve Anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmekle   suçlamıştır.   Mahmut Kılıç ile ilgili olarak, 10 Mart 2005 tarihli kararla, sözkonusu başvuran, ilk derece   mahkemesinde, müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmiş ancak 18 Temmuz 2005   tarihinde, sözkonusu karar, Yargıtay tarafından bozulmuştur.   Aralık 2007 tarihinde,   Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi, başvuranı, yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum   etmiştir. Buna karşın sözkonusu karar hakkında bir kez daha temyiz başvurusu yapılmıştır   ancak dava halen Yargıtay önünde derdesttir,   Zeki Şınağu, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey ile ilgili olarak, 31 Mart 2005 tarihli bir   kararla, sözkonusu başvuranlar, ilk derece mahkemesinde müebbet ağır hapis cezasına   mahkum edilmişlerdir. Buna karşın, 11 Aralık 2006 tarihinde, sözkonusu karar Yargıtay   tarafından bozulmuştur. 9 Kastın 2007 tarihinde, Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi tarafından   başvuranlar yeniden müebbet ağır hapis cezasına mahkum edilmişlerdir. 19 Ocak 2009   tarihinde, Yargıtay tarafından esas hakimlerinin kararı onanmıştır.   Yakalanmalarından itibaren, adli makamlar, başvuranların serbest kalmalarına ilişkin   yinelenen taleplerini her seferinde reddetmişler ve her seferinde, “atılı suçun niteliği”,   “delillerin durumu” ve “dosyanın içeriği” gibi neredeyse aynı gerekçelere dayanarak,   başvuranların tutukluluk halici inin devamlarına hükmetmişlerdir.   Dolayısıyla, esas hakimleri tarafından hükmedilen mahkumiyet kararma kadar başvuranların   tutuklu bulunduğu ve Mahmut Kılıç hakkında başlatılan davanın, işbu kararın kabul edildiği   tarihte, ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.   HUKUK   I. DAVALARIN BİRLEŞTİRİLMESİ   Olaylara ve esasa ilişkin ortaya koydukları sorun bakımından davaların benzerliğini dikkate   alan AİHM, davaların birleştirilmesi gerektiğine kanaat getirmekte vc ortaklaşa olarak tek bir   kararda incelenmesine karar vermektedir.   II. AİHS’NİN 5/3 ve 5/4 MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, öncelikle, tutukluluk süresinin çok uzun olmasına karşı çıkmakta ve tutukluluk   hallerinin yasallığına itiraz etmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmadığını   ileri sürmektedirler. Sözkonusu şikayetlerin düzenlenme şeklini dikkate alan AİHM, bu   şikayetlerin AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatindedir,   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, bir yandan, başvuranların, tutukluluk sürelerinden kaynaklanan şikayetlerini ulusal   mahkemeler önünde esas bakımından dahi hiçbir zaman dile getirmediklerini diğer yandan   eski Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 292, 297 ve 304 maddeleri uyarınca tutuklanma   ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin kararlara İtiraz etmediklerini belirterek iç hukuk   yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet’e göre, ayrıca, başvuranlar, kanuna aykırı   olarak özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilere tazminat Ödenmesi hakkındaki 466 sayılı yasa   uyarınca, ulusal mahkemeler önünde, tazminat davası açabilirlerdi. Sait Özbey tarafından   yapılan başvuru ile ilgili olarak, tutukluluğunun ilk döneminin, 31 Mart 2005 tarihinde, ilk   derece mahkemesinin mahkumiyet kararı ile sona erdiğini hatırlatan Hükümet, başvurunun 26   Şubat 2007 tarihinde yapılmasından dolayı, tutukluluğunun bu kısmı için tutukluluk süresi   kapsamında yapmış olduğu şikayetin kabuledilemez olduğunu savunmaktadır.   Başvuranlar sözkonusu iddialara itiraz etmekte ve özellikle, her duruşmanın sonunda esas   hakimlerinden serbest bırakılmalarım talep ettiklerine ve sözkonusu taleplerinin her seferinde   ilk derece mahkemesi tarafından reddedildiğine dikkat çekmektedirler.   İlk itiraza ilişkin olarak, AİHM, daha önce benzer bir davada itirazı incelediğini ve   reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz, Koşti ve diğerleri- Türkiye, 74321/01,   Mayıs 2007).   Tutukluluklarının yasallığına itiraz etme imkanı sağlayan AİHS’nin 5/4 maddesi uyarınca,   Türk hukuk düzeninin, yargılanabilirlere, yargılama süresi hakkında şikayette bulunabilmeyi   sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığım daha önce tespit etmiştir (Bağrıyamk-Tiirkiye,   başvuru no: 43256/04, 5 Haziran 2007).   sayılı yasa uyarınca tazminat başvurusunda bulunulmamasına ilişkin olarak, AİHM,   mevcut davada incelenen şikayetlerin AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddesi kapsamında olduğunu   oysa ki Hükümet tarafından ileri sürülen yöntemin, AİHS’nin 5/5 maddesi ile ilgili olan   yasaya aykırı olarak tutuklanmalarda tazminat elde etme hakkına ilişkin olduğunu   gözlemlemektedir (bkz, Barış-Türkiye, başvuru no: 26170/03, 31 Mart 2009).   Son olarak, Sait Özbey tarafından yapılan başvuru hakkındaki Hükümet’in argümanına ilişkin   olarak, AİHM, Baltacı-Türkiye (başvuru no: 495/02, 18 Temmuz 2006) ve Solmaz-Türkiye   (başvuru no: 27561/02) kararlarında benzer bir itirazı reddettiğini hatırlatmaktadır. AİHM,   önceden ulaştığı sonuçlardan sapmak için hiçbir neden görememekte ve dolayısıyla   Hükümet’in itirazlarım reddetmektedir.   Ayrıca, AİHM, başvuruların bu kısmı ile ilgili olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru tespit   edememektedir. Dolayısıyla, başvurunun kabuledilebilir ilan edilmesi uygun olacaktır.   B. Esasa ilişkin   AİHS’nin 5/3 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, özellikle, atılı   suçların niteliği, çarptırılan cezaların ağırlığı ve suçun tekrar riski göz önüne alındığında,   başvuranların tutukluluk sürelerinin uzun olmadığını savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, kaçma   riski, hukuka engel olma tehlikesi ve kamu düzeninin korunması gerekliliğinin de   başvuranların, tutukluluk hallerinin devamını haklı kılmak için yeterli unsur olduklarına   dikkat çekmektedir.   Dikkate alınacak tutukluluk döneminin belirlenmesine ilişkin yerleşik içtihadını göz önüne   alan AİHM, (bkz. özellikle Solmaz ve Baltacı) Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey’in maruz   kaldığı tutukluluk süresinin on yıl on bir aydan fazla, Zeki Şıneğu’nun tutukluluk süresinin on   yıl on dokuz aydan fazla ve Mahmut Kılıç’ın tutukluluk süresinin altı yıl on bir aydan fazla   olduğunu tespit etmektedir.   Önceden incelenen benzer durumlarda, AİHM, sözkonusu tutukluluk sürelerinin AİHS’nin   5/3 maddesine yönelik ihlal oluşturduğu kanaatine varmıştır (bkz, diğerleri arasından, Dereci-   Türkiye > başvuru no: 77845/01, 24 Mayıs 2005, Tacir oğla-Türkiye, başvuru no: 25324/02,   Şubat 2006 ve sözü edilen Bağrıyanık), Başvuranlara atılı olayların ciddiyetini, suçun tekrar   riskini, hukuka engele olma tehlikesini ve ihtilaf konusu davaların karmaşıklığını kabul eden   AİHM, içtihadı ışığında, mevcut davada aynı sonuca ulaşmıştır.   Bu durumda AİHS'nin 5/3 maddesi ihlal edilmiştir.   AİHS’nin 5/4 maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, Hükümet, tutukluluğun   yasaya uygunluğunun denetimi için öngörülen amaçlar uyarınca itiraz yolunun etkili   olduğunu tekrar belirtmektedir. Bu bağlamda AÎHM, geçmişte, benzer birçok davada, ceza   mahkemelerinin -benzer davada olduğu gibi- basmakalıp gerekçelere dayanarak başvuranın   tutukluluk halinin devamına karar verdikleri koşulun, yalnızca AİHS’nin 5/3 maddesinin ihlal   edildiği sonucuna varmak için değil aynı zamanda bu tarz gerekçelere karşı çıkmak amacıyla   kullanılacak itiraz yollunun başarılı olma şansının ne denli küçük olduğunun anlaşılması için   de önemli unsurlardan biri olduğunu hatırlatmaktadır (Koy t i ve diğerleri). Ayrıca müteaddit   defalar, AİHM, hukuki bir nitelik taşımayan ve özgürlükten yoksun bırakmada kabul edilen   usule ilişkin güvenceler sunmayan sözkonusu yargılamanın AİHS’nin 5/4 maddesinin   gereklerine riayet etmediğine hükmetmiştir.   AİHM, özellikle, sözkonusu yargılamanın çekişmeli olması gerektiğini ve iddia makamı ile   tutuklu arasında her durumda “silahların eşitliğini” güvence altına alması gerektiğini   belirtmiştir. Ayrıca kamuya açık olarak yapılması gereken sözkonusu yargılamaya başvuranın   ve avukatının etkili bir biçimde katılımı sağlanmalıydı (bkz, Bağrıyanık; Cahit Demirel-   Türkiye, başvuru no: 18623/03, 7 Temmuz 2009). İşbu davalarda ulaştığı sonuçlardan farklı   bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden göremeyen AÎHM, AİHS’nin 5/4 maddesinin ihlal   edildiği sonuna ulaşmıştır.   III. AİHS’NİN 6. ve 13. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuranlar, davalarının makul sürede görülmemesinden ve haklarında yürütülen ceza   davalarının sürelerine itiraz etmek için iç hukukta etkili bir başvuru yolunun bulunmayışından   şikayetçi olmaktadırlar. Bu bağlamda başvuranlar, AİHS’nin 6. ve 13. maddelerine atıfta   bulunmaktadırlar.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   Hükümet, nihai iç hukuk kararını elde etmeden başvurularım sundukları gerekçesi ile   başvuranların iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır. Hükümet’e göre, başvuru   yapıldığı sırada, başvuruların tamamı vaktinden önce yapılmıştır. Ayrıca Hükümet,   başvuranların yargılama süreleri hakkındaki şikayetlerini ulusal mahkemeler önünde en   azından esas bakımından dahi sunmadıklarını belirtmektedir.   îlk itiraza ilişkin olarak ise, AİHM, sürenin çok uzun olmasından şikayet edilen bir   yargılamanın önce sona ermesi gerektiğini söylemek yerinde olmayacağından sözkonusu   itirazın şikayetin niteliği ile bağdaşmadığı kanaatindedir {Erhım-Türkiye, başvuru numaraları:   4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009), ikinci itiraza ilişkin olarak, AİHM, Hükümet   tarafından ortaya konan benzer bir itirazı daha önce reddettiğini hatırlatmaktadır {Tendik ve   diğerleri-Türkiye, başvuru no; 23188/02, 22 Aralık 2005). Bu itibarla AİHM, Hükümetlin   itirazlarını reddetmektedir.   Sözkonusu şikayetlere ilişkin olarak hiçbir kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eden   AİHM, başvuruları kabuledilebilir İlan etmektedir.   B. Esas   Başvuranların yargılama süresi kapsamında yapmış oldukları şikayetlere ilişkin olarak,   Hükümet, davaların karmaşıklığına, dosya sayısına, başvuranlar hakkında yöneltilen   suçlamaların niteliğine, işlenen suçların, davadaki sanıkların, tanıkların, davacıların ve   mağdurların sayısına oranla ve organize suçlara ilişkin davaların kendine özgü zorlukları göz   önüne alındığında, ihtilaflı yargılama süresinin makul olmadığı kanaatine varılamayacağım   belirtmektedir. Ayrıca Hükümet’e göre, ulusal mahkemeler, sözkonusu davanın seyrine   ihtimam göstermemekle suçlanamazlar.   Başvuranlar, sözkonusu argümanlara itiraz etmektedir.   AİHM, yargılamaların, başvuranların yakalanması ile yani Abdurrahnman Orhan için 8 Mart   1995, Sait Özbey için 10 Mart 1995, Zeki Şıneğu için 14 Mayıs 1995 ve Mahmut Kılıç için   Ağustos 2000 tarihinde başladığını tespit etmektedir.   AİHM, Abdurrahman Orhan, Sait Özbey ve Zeki Şıneğu hakkında açılan davanın,   başvuranları ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum eden ilk derece mahkemesinin   kararının Yargıtay tarafından onandığı tarih olan 19 Ocak 2009 tarihinde sona erdiğini   kaydetmektedir. Ancak AİHM, işbu kararını kabul edildiği tarihte, Mahmut Kılıç hakkında   açılan davanın ulusal mahkemeler önünde halen derdest olduğunu belirtmektedir.   Mevcut davada, iki dereceli yargıda, Abdurrahman Orhan ve Sait Özbey hakkında açılan ceza   davası on üç yıl on ay, Zeki Şıneğu hakkında açılan ceza davası on üç yıl sekiz ay sürmüştür   ve Mahmut Kılıç hakkında açılan dava ise dokuz yıl bir aydan fazla süredir halen devam   etmektedir.   AİHM, dava süresinin makul olup olmadığının, davanın koşullarına göre ve başta davanın   karmaşıklığı olmak Üzere AİHM içtihadı tarafından benimsenen kriterler ile başvuran ve   yetkili mercilerin tutumları dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatır (bkz, diğerleri   arasından, Pelissier ve Sassi-Fransa, başvuru no: 25444/94).   Ayrıca AİHM, yetkili mahkemelerin bakmakta oldukları bir davada adaletin bir an önce   tecelli etmesi için gerekli ihtimamı göstermeleri gereken yargılama boyunca başvuranların   tutukluluk halinin devam ettiğini gözlemlemektedir (Kalachnikov-Rusya, başvuru no:   47095/99, Gezici ve İpek~ Türkiye, başvuru no: 71517/01, 10 Kasım 2005).   AÎIIM, özellikle, sanıkların, tanıkların, davacıların, başvuranların suçlandıkları suçların ve   dosyanın sayısı nedeniyle, organize suçlara ilişkin yargılamaların belli bir karmaşıklığı   olduğunu kabul etmektedir. Ancak, yalnızca sözkonusu karmaşıklık, dokuz yıl bir aydan on   üç yıl on aya kadar süren yargılamaların uzunluğunu haklı kılamamaktadır.   Konuya ilişkin yerleşik içtihadını (bkz. sözü edilen Pâlissier ve Sassi ve A. Yılmaz- Türkiye   başvuru no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve mevcut dava koşullarını dikkate alan AİHM,   yargılama sürelerinin çok uzun olduğu ve “makul sürede yargılanma hakkı” gerekliliğini   karşılamadığı kanaatindedir.   Bu itibarla, sözkonusu şikayet kapsamında AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   AİHS'nin 13. maddesi kapsamında yapılan şikayete ilişkin olarak, AÎHM, Türk Hukuk   düzeninin davalı ve davacılara, AİHS’nin 13. maddesi uyarınca ceza davalarının süresinin   uzun olduğu hakkında şikayette bulunabilmeyi sağlayan etkin bir başvuru yolu sunmadığını   daha Önce tespit etme imkanı bulduğunu hatırlatmaktadır (bkz. özellikle, Temlik ve diğerleri   ve Vurankaya-Türkiye, başvuru no: 9613/03, 10 Mayıs 2007). AİHM, mevcut davada, ulaştığı   sonuçtan farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden görememektedir.   Sonuç olarak AÎHM, mevcut davada, başvuranların davalarının AİHS’nin 6/1 maddesi   uyarınca makul sürede görülmesi hakkını ekle etmeleri için iç hukukta başvuru yolunun   bulunmaması nedeniyle AİHS'nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.   IV. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Manız kaldıkları manevi zarar için, Mahmut Kılıç, 35.000 Euro, Zeki Şıneğu 40.000 Euro,   Sait Özbey 50.000 Euro ve Abdurrahman Orhan 55.000 Euro tazminat talep etmektedir.   Ailelerinin kendilerini ziyarete gelmek için yaptıkları yol masrafları ve tutukluluk süresince   kendilerinin yapmış oldukları masraflar için de başvuranlar miktar belirtmeksizin maddi   tazminat talebinde bulunmaktadırlar. Başvuranlar, yine miktar belirtmeden ve hiçbir belge   sunmadan ulusal mahkemeler ve AİHM önünde yapmış oldukları yargılama masraf ve   giderleri için tazminat talebinde bulunmaktadırlar.   Hükümet, sözkonusu iddiaları reddetmektedir ve AİHM’yi sözkonusu talepleri reddetmeye   davet etmektedir.   Maddi tazminata ve yargılama masraf ve giderlerine ilişkin olarak, AİHM, başvuranların,   taleplerini İç Tüzüğün 60. maddesine uygun olarak düzenlemediklerini gözlemlemektedir,   dolayısıyla başvuranlara tazminat ödemeye gerek yoktur. Buna karşın AİHM, hakkaniyete   uygun olarak, Merkez Bankasının marjinal kredi kolaylıklarına uygulanan üç puanlık   gecikme faizi ile birlikte başvuranlara izleyen miktarların manevi tazminat olarak Ödenmesine   hükmetmektedir: Mahmut Kılıç’a 5.500 Euro, Zeki Şıneğu, Sait Özbey ve Abdurrahman   Orhan’ın her birine 12.500 Euro.   Ayrıca, işbu kararın kabul edildiği tarihte dokuz yıl bir aydan fazla bir süreden sonra ulusal   mahkemeler önünde Mahmut Kılıç hakkındaki dava halen derdest olduğundan, AİHM, tespit   edilen ihlali gidermek için en uygun yolun, adaletin tecelli etmesi gerekliliklerini gözeterek   sözkonusu yargılamanın ivedilikle sonuçlanması olduğu kanaatindedir (bkz, mutatis,   ıııutandis, Yakut-Tiirkiye, başvuru no: 9892/07, 8 Temmuz 2008 ve Batmaz-Türkiye, başvuru   110: 34997/06, 1 Nisan 2008).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvuruların birleştirilmesine,   2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. AİHS’nin 5/3 ve 5/4 maddelerinin ihlal edildiğine;   4. AİHS’nin 6/1 ve 13. maddelerinin ihlal edildiğine;   5. a) AİHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde, lıcr   türlü vergiden muaf tutularak, ödeme tarihindeki döviz kuru Üzerinden Tüık Lirası’na   çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet tarafından aşağıdaki miktarların manevi tazminat olarak   ödenmesine:   i. Mahmut Kılıç’a 5.500 Euro (beş bin beş yüz Euro);   ii. Zeki Şıneğu, Sait Özbey ve Abdurrahman Orhan’ın her birine 12.500 Euro (on iki bin beş   yüz Euro);   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eşit oranda basit faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine ilişkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 21.07.2026. · Źródło