40217/02;40218/02

WyrokETPCz2007-01-09ECLI:CE:ECHR:2007:0109JUD004021702

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy pozbawienie skarżących własności nieruchomości bez odszkodowania, w związku z uznaniem jej za część wybrzeża należącą do państwa, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że w podobnych sprawach stwierdzał naruszenia art. 1 Protokołu nr 1, gdy nieruchomości nabyte w dobrej wierze były pozbawiane właścicieli bez odszkodowania, w związku z uznaniem ich za własność państwową. W niniejszej sprawie, pomimo że grunty zostały zarejestrowane na skarżących w 1981 roku (przed przyjęciem Konstytucji z 1982 r. i ustawy o wybrzeżu z 1990 r., które określiły wybrzeża jako własność państwową), sądy krajowe unieważniły ich akty własności bez wypłaty odszkodowania. Trybunał uznał, że brak odszkodowania za pozbawienie własności stanowi naruszenie art. 1 Protokołu nr 1, ponieważ nie zachowano sprawiedliwej równowagi między wymogami interesu ogólnego a ochroną praw jednostki.
Stan faktyczny
Skarżący, Mustafa Moğul i Ahmet Moğul, nabyli w 1972 i 1973 roku od ojca dwie nieruchomości w Seferihisar. W 1981 roku, po pomiarach katastralnych, grunty zostały zarejestrowane na ich nazwiska. W 1999 roku stwierdzono, że grunty znajdują się w strefie przybrzeżnej, a w 2000 roku Skarb Państwa wszczął postępowanie o unieważnienie aktów własności, twierdząc, że zgodnie z ustawą o wybrzeżu z 1990 roku, grunty te nie mogą być własnością prywatną. Sądy krajowe unieważniły akty własności skarżących w 2001 roku, a ich odwołania zostały odrzucone w 2002 roku, bez wypłaty jakiegokolwiek odszkodowania.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: połączył skargi; uznał skargi za dopuszczalne; stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1; stwierdził, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niematerialną; zasądził każdemu skarżącemu 9 000 Euro tytułem szkody materialnej oraz łącznie 2 500 Euro tytułem kosztów i wydatków, wraz z odsetkami za zwłokę; odrzucił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

ଘ ଘ ' k   ଘ ଘ AVRUPA   KONSEYİ   CONSEIL DE   L'EUROPE   ଘ ଘ A VRÜPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   MOĞUL - TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru tw:40217/02 ve 40218/02)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   O cak 2007   işbu karar Sözleşme ’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek   olup şekli bazı düzeltmelere (ahi tutulabilir.   _______________________________________________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından   yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması   koşulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayaın amaçlarla   alıntılanabilir.   Davanın nedeni, Türk vatandaşları olan, Mustafa VIoğul ile Ahmet Moğul*uıı   ( “ b a ş v u r a n l a r ” ) , İ n s a n H a k l a r ı n ı v e T e m e l H a k l a n K o r u m a y a D a i r S ö z l e ş m e ’n i n   (“Sözleşme'5) 34. Maddesi uyarınca, 6 Eylül 2002 tarihinde, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yaptığı başvurudur (başvuru no: 40217/02 ve 40218/02).   OLAYLAR   Başvuranlar, sırasıyla 1945 ve 1949 doğumlu olup İzmir Seferihisar’da ikamet   etmektedirler.   Başvuranların babası Ali Moğul, Seferihisar'da bulunan iki evini sırasıyla 1972 ve   yıllarında noter senedi ile oğullarına satmıştır. Ali Moğul, evlerin bulunduğu arsanın   mülkiyetini başvuranlara devretmiştir; ancak, bu arsa o tarihte tapu sicilinde kayıtlı değildir.   Başvuranlar, arsanın Seferihisar Belediyesi tarafından ikiye bölünmesini talep etmişlerdir.   Belediye, 25 Nisaıı 1979 tarihinde taleplerini kabul etmiştir. 12 Ekim 1981 tarihinde,   Seferihisar’da 3 ve 4 no’lu arsaların tapuları, bölgede yapılan kadastro tespitinden sonra   başvuranlara verilmiştir. 1999 yılında, kıyı bölgelerinde Milli Emlak Denetçisi tarafından   yapılan çalışma sonucunda başvuranlara ait arsaların kıyı kenar çizgisi içinde olduğu   belirlenmiştir. 18 Mayıs 2000 tarihinde, Hazine, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi5nde   başvuranlar aleyhine tapu iptali istemiyle dava açmıştır. 1990 tarihli Kıyı Kanunu uyarınca   sözkonusu arsanın mülkiyetinin bir şahsa ait olamayacağını, ancak kamu çıkarı için   kullanılabileceğini iddia etmiştir. 29 Haziran 2001 tarihinde, mahkeme tarafından   görevlendirilmiş olan bir jeomoıfolog, bir harita mühendisi ve bir ziraat mühendisinden   müteşekkil bir bilirkişi komitesi, başvuranların arsası üzerine inceleme yaparak arsanın kıyı   kenar çizgisi içinde olduğu sonucuna varmıştır. 19 Temmuz 2001 tarihinde, birinci derece   mahkemesi, Hazine’nin talebini kabul etmiş ve başvuranların tapularını iptal etmiştir.   Başvuranların, bu kararın temyizi ve karar düzeltme talepleri Yargıtay tarafından 20 Şubat, 22   Mayıs ve 5 Haziran 2002 tarihlerinde reddedilmiştir. Belirli olmayan tarihlerde, Hazine,   başvuranlara yönelik olarak başka davalar (müdahalenin men-i ve kaî davası) açmıştır. 15   Haziran 2004 tarihinde, Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesi, birinci başvurana ilişkin olarak   Idu talebi kabul etmiştir. Bu karar henüz kesinleşmemiştir, İkinci başvurana yönelik dava aynı   mahkemede halen devam etmektedir.   HUKUK   Benzer niteliklerini dikkate alarak, AİHM iki başvuruyu birleştirmenin uygun olduğu   kanısında varmıştır.   X A İH S’N İN 1 N O ’L U P R O T O K O L Ü N Ü N 1 . M A D D E S İN İN İH LAL EDİLDİĞİ   İD D İA SI   Başvuranlar, 1 NoTu Protokol*ün 1. Maddesi5ııin ihlal edilerek, kendilerine tazminat   ödenmeden arsalarından yoksun bırakıldıkları hususunda şikayette bulunmuşlardır. 1 No’lu   îro to k o l’ün 1. Maddesi’ne göre:   ( “ Her gerçek ve tüzel kişinin inal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır.   Herhangi bir kimse, ancak kaimi yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası   hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.   Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek   veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli   gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez.”   h UG r ˆ ‰ œ “Š ‹ “Œ ‰ “™“’   Hükümet öncelikle başvuranların AİHS’nin 35 § î. maddesinde zorunlu tutulan iç   hukuk yollarını tüketmemiş olduğunu öne sürmüştür. Bu bağlamda başvuranlar aleyhine   alınan tedbir işlemlerinin sona ermediğini savunmuştur. Ayrıca, başvuranların iç hukukta   mevcut idari ve medeni yollan tam olarak kullanamadıklarını iddia etmiştir.   Başvuranlar, mülkiyet haklan ile ilgili olarak iç hukukta etkili yollar bulunmadığını   savunmuştur.   AÎHM, Hiikümet’in gösterdiği medeni ve idari hukuk yollarının, başvuranlara, tapu   sicilinde kendi adlarına olan kayıtların ancak kanuna aykırı olarak geçersiz kılınması   durumunda tazminat yolu açabileceğini gözlemlemektedir. Ancak Seferihisar Asliye Hukuk   Mahkemesi, sözkonusu arazinin kıyı şeridinde olması nedeniyle Devlet’in yetkisinde olması   gerektiği kararını vererek, başvuranların tapularını Kıyı Kanunu’na göre geçersiz kılmıştır.   Bu nedenle Mahkeme Hükümetin ön itirazını reddeder. AÎHM, ayrıca, başvuruların   diğer bakımlardan kabuledilmez olmadığını, bu nedenle kabuledilebilir ilan edilmesi   gerektiğini kaydetmiştir.   i UG l š ˆ š “ˆ ™   1. AİHM 'ye sunulan savınıma   Hükümet, Anayasa5ya göre, kıyıların devlete ait olduğunu ve hiçbir zaman özel   mülkiyet konusu olamayacaklarını savunmuştur. Başvuranların tapularının iptal edilmesiyle,   Seferihisar Birinci Derece Mahkemesi’nin aslında kanuna aykırı bir durumu düzelttiğini öne   sürmüştür. Ayrıca Hükümet, zaten Devlet’e ait olan mülkün kamulaştırılması mümkün   olmadığından,   başvuranlara, tapularının   geçersiz kılınmasına istinaden tazminat   ödenemeyeceğini iddia etmiştir. Ancak başvuranlar, Borçlar Kanunu uyarınca “tam yargı   davası” açma veya maddi tazminat talebi sunma hakkına sahiptir. Buna rağmen, bu haklarını   kullanmamışlardır.   Başvuranlar, 1981’deki kadastro ölçümü sırasında arsaların, tapu kayıtlarında kendi   üzerlerine kaydedildiğini belirtmiştir. Sözkonusu tarih; 1982’de kıyı bölgelerinin yalnızca   Devlet’m kullanımında olduğunu belirten Anayasa’nm kabulünden ve 3621 No.lu Kıyı   Kanıınu’ııun yürürlüğe girdiği 1990 senesinden öncedir. Bu nedenle, gayri menkuller üzerinde   kazanılmış haklan bulunduğunu ve yetkili makamların, bu hakka saygı göstermesi gerektiğini   ileri sürmüşlerdir. Ancak, hiçbir tazminat ödenmeksizin haklarından mahrum bırakılmışlardır.   2. A İH M 'nin değerlendirm esi   AİHM, daha önce benzeri davaları incelemiş ve iyi niyetle alman fakat hiçbir tazminat   ödenmeksizin Devlet mülkiyetine geçirilen evlerin tapularının veya yıkımlarının feshi   hususundaki 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlallerini tespit etmiştir (bkz. N.A. ve   Diğerleri, §§ 36-43, ve DoğrusÖz ve Aslcm, §§ 26-32). AİHM, mevcut davalarda vardığı   sonuçtan farklı bir sonuca varmak için gerekçe görmemektedir.   Dolayısıyla, 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.   II. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi aşağıda kaydedilmiştir:   “M ahkeme işbu Sözleşme ve protokollarmm ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci   Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, hakkaniyete   uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazm inat   Başvuranların her biri, maddi zarar karşılığı arsaların değeri için 100,000 Yeni Türk   Lirası (YTL), 53,954 Euro’ya eşdeğer, ve üzerlerindeki binalar için 50,000 Yeni Türk Lirası   (YTL), 6,958 Euro’ya eşdeğer tazminat talep etmiştir. Ayrıca yine her biri, manevi zarar için   17,500 YTL (9,448 Euro) talep etmiştir.   Hükümet, asılsız ve aşın olduğunu ileri sürerek sözkonusu iddialara itiraz etmiştir.   Ayrıca, bu nitelikteki arazinin, piyasa değerinin olamayacağım ve binalara tek taraflı değer   biçilmesinin hiçbir bağlayıcı etkisi olmadığını ileri sürmüştür.   AİHM, tespit edilen ihlalin temelini, el koymanın yasa dişiliği değil de tazminat   ödenmemesi oluşturuyorsa, tazminatın mülkün tam değerini yansıtmasının gerekli olmadığını   yineler (.I.R.S ve Diğerleri - Türkiyet 26338/95). Bu nedenle, başvuranın tazminat alma   hususundaki yasal beklentilerini karşılayacak bir meblağın götürü usulü belirlenmesini uygun   bulur (.Scordino - İtalya (no. 1), 36813/97, Stornaiuolo - İtalya, 52980/99).   AİHM, 20 Mayıs 2003 tarihli bilirkişi raporunun arsaların değerini 10.300.000.000 TL   olarak belirlediğini kaydeder. AİHM, günün kuruna göre güncelleştirildiğiııde, bu rakamın   yaklaşık 16.500 YTL’ye ya da 9.000 Euro’ya karşılık geldiğini belirtir. Dolayısıyla, AİHM,   başvuranlara maddi tazminat olarak 9.000 Euro tazminat ödenmesine karar verir.   Başvuranların manevi tazminat talepleriyle ilgili olarak, AİHM, bu davanın   koşullarında, ihlalin tespit edilmesinin yeterli adil tazmin teşkil edeceği kanısındadır.   B, M ahkem e m asrafları   Başvuranlar, ulusal mahkemelerde meydana gelen masraflar için 7.500 YTL (4.032   Euro), AÎHM’de meydana gelen mahkeme masraflar! için ise 25.000 YTL (13.444 Euro) talep   etmiştir. Bu bağlamda başvuranlar, kendileri ile temsilcileri arasında imzalanan anlaşmaya   atıfta bulunurlar.   Hükümet, taleplerin abartılı olduklarım ve yeterince belgelenemediklerini savunarak   itiraz etmiştir.   AÎHM, elindeki kanıtlara dayanarak ve tarafsızlık esasıyla hareket ederek, mahkeme   masrafları karşılığı olarak başvuranlara ortaklaşa 2.500 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C. Gecikme Faizi   AÎHM, gecikme faizi olarak, Avrupa Merkez Bankası’nm kısa vadeli kredilere   uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun   olduğuna karar vermiştir.   BU G EREKÇELERE DAYALI OLARAK, AÎHM OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvuruların birleştirilmesine;   2. Başvuruların kabuledilebilir olduğuna;   . 1 N o .lu P ro to k o l’iin 1 . m a d d e sin in ih la l e d ild iğ in e ;   . B a şv u ra n la rın u ğ ra d ığ ı m a n e v i z a ra r iç in m e v c u t ih la lin te k b a şın a y e te rli adil (azmin   oluşturduğuna;   . a ) A İH S ’n in 4 4 § 2 m a d d e si g e re ğ in c e k a ra rın k e sin le ştiğ i ta rih te n itib a re n ü ç a y iç in d e ,   döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından   başvuranların her birine 9,000 Euro (dokuz bin Euro), masraf ve harcamalar için 2,500   Euro’nun (iki bin beş yüz Euro) miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak   ödenmesine,   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli olan faiz oranının iiç puan   fazlasına eşit oranda faiz uygulanmasına;   . A d il ta z m in e iliş k in d iğ e r ta le p le rin reddine;   K/iRAR VERMİŞTİR.   İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AÎHM İçtüzüğü'nün 77 §§ 2 ve 3.   maddesine uygun olarak 9 Ocak 2007 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. NAISM ITH   Yazı İşleri Mlidlir Yardımcısı   J.-P.COSTA   Başkan   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło