40287/98

WyrokETPCz2005-03-29ECLI:CE:ECHR:2005:0329JUD004028798

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy zajęcie książki skarżącego stanowiło nieuzasadnioną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, naruszającą art. 10 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że zajęcie książki skarżącego stanowiło ingerencję w jego wolność wyrażania opinii, która była przewidziana prawem i miała uzasadniony cel (utrzymanie porządku i zapobieganie przestępczości). Jednakże Trybunał stwierdził, że ingerencja ta nie była "niezbędna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał podkreślił, że art. 10 chroni wolność wypowiedzi artystycznej, a powieść, choć oparta na prawdziwych wydarzeniach i zawierająca fragmenty o ostrym tonie, była dziełem fikcji o ograniczonym zasięgu oddziaływania w porównaniu do mediów masowych. Trybunał uznał, że fragmenty te były raczej wyrazem głębokiego smutku niż wezwaniem do przemocy. Dodatkowo, Trybunał zauważył, że odwołanie skarżącego zostało niewłaściwie rozpatrzone, a nakaz zajęcia pozostał w mocy na czas nieokreślony, pozostawiając skarżącego w niepewności co do losów jego książki. W konsekwencji, ingerencja nie była proporcjonalna do zamierzonych celów.
Stan faktyczny
Skarżący, Mahmut Alınak, turecki prawnik i były członek parlamentu, napisał powieść zatytułowaną "Şiro’nun Ateşi", opartą na prawdziwych wydarzeniach z wioski Ormaniçi. W październiku 1997 r. prokurator zażądał zajęcia książki, twierdząc, że podżega ona do nienawiści. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule wydał nakaz zajęcia. Odwołanie skarżącego zostało odrzucone z powodu błędnego numeru sprawy. Późniejsze postępowanie karne przeciwko niemu zostało zawieszone, ale nakaz zajęcia książki pozostał w mocy.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie stwierdza naruszenie art. 10 Konwencji. Trybunał jednogłośnie orzeka, że nie należy zasądzać zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   Alınak -Türkiye Davası   (Başvuru no: 40287/98)   KARAR   STRAZBURG   Mart 2005   Bu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik kazanacaktır.   Editör tarafından revizyona tabi tutulması mümkündür.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Alınak -Türkiye Davasında,   Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (Dördüncü Daire),   Sn. J.-P. COSTA, Başkan,   Sn. I. CABRAL BARRETO,   Sn. R. TÜRMEN,   Sn. V. BUTKEVYCH,   Sn. M. UGREKHELIDZE,   Sn. E. FURA-SANDSTRÖM,   Sn. D. JOČIENĖ, Yargıçlar   ile Bölüm Sekreteri Sn. S. DOLLÉ’nin katılımı ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi   Heyeti olarak toplanmış,   Ocak 2002 ile 8 Mart 2005 tarihlerinde yapılan gizli görüşmeler sonucunda, yukarıda son   anılan tarihte benimsenmiş olan aşağıdaki karara varmıştır:   USULİ İŞLEMLER   1. Dava, Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlükler Sözleşmesi’nin (“Sözleşme”) eski 25.   maddesi uyarınca, Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne Türk   vatandaşı Mahmut Alınak (“başvuran”) tarafından, 15 Aralık 1997 tarihinde yapılan   başvurudan (no. 40287/98) kaynaklanmaktadır.   2. Başvuran Ankara’da çalışan bir avukat olan H. Sarsam tarafından temsil edilmiştir. Türk   Hükümeti (“Hükümet”) AİHM huzurundaki işlemler için bir Ajan tayin etmemiştir.   3. Başvuran, kitabı hakkındaki verilen toplatma kararının, AİHS’nin 9. ve 10. maddelerinin   anlamı dahilinde, bir devlet mercii tarafından ifade özgürlüğüne karşı haksız bir müdahale   oluşturduğunu iddia etmiştir.   4. Başvuru, Sözleşme’nin 11 No’lu Protokolünün devreye girdiği tarih olan 1 Kasım 1998’de   AİHM’ye iletilmiştir (11 No’lu Protokolün 5 § 2 maddesi).   5. Başvuru, AİHM’nin Birinci Daire’sine verilmiştir (İçtüzüğün 52 § 1 maddesi). Bu Daire   içerisinde davayı inceleyecek olan Heyet (Sözleşme’nin 27 § 1. maddesi), İçtüzüğün 26 § 1   maddesi uyarınca oluşturulmuştur.   6. 31 Ocak 2002 tarihli bir kararla AİHM başvuruyu kabul edilebilir bulduğunu belirtmiştir.   7. Başvuran ve Hükümet esaslara ilişkin görüşlerini iletmiştir (İçtüzük 59 § 1. madde)   8. 1 Kasım 2004’te AİHM Dairelerinin yapısını değiştirmiştir (İçtüzük 25 § 1. madde).   Sözkonusu dava yeni oluşturulan İkinci Daire’ye verilmiştir (İçtüzük 52 § 1 madde).   OLAYLAR   I. DAVA ŞARTLARI   9. Başvuran, 1952 doğumlu bir Türk vatandaşıdır ve Ankara’da yaşamaktadır. Bir avukattır ve   Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin eski üyelerinden biridir.   10. Başvuran Şiro’nun Ateşi adında bir roman yazmıştır. Kitap, Şırnak ilindeki Ormaniçi   köyünde geçen gerçek olaylara dayanmaktadır. Kitap, Berfin Yayınevi tarafından Ekim   1997’de yayınlanmıştır.   11. 14 Ekim 1997’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, kitabın   toplatılmasını talep etmiştir. Cumhuriyet Savcısı kitabın içeriğinin Türk vatandaşları arasında   etnik ya da bölgesel kimliğe dayanan ayrımlar yaparak kin ve düşmanlığa sevk ettiğini öne   sürmüştür.   12. 14 Ekim 1997’de Devlet Güvenlik Mahkemesi’ndeki tek bir yargıç, Cumhuriyet   Savcısı’nın iddialarını kabul ederek kitabın ilk baskısının toplatılması için bir geçici emir   vermiştir. Devlet Güvenlik Mahkemesi, kararında (sayı 1997/442), kitabın isimlerini ve   rütbelerini verdiği güvenlik kuvvetleri mensuplarının, mide bulandırıcı eylemlerde   bulunduğunu iddia ettiği ve Türk vatandaşları arasında etnik ve bölgesel ayrımcılık yapmak   suretiyle insanları kin ve düşmanlığa sevk ettiği hükmüne varmıştır. Mahkeme, ayrıca,   sanatsal ifadenin ifade özgürlüğü kapsamında olmasına rağmen, bu özgürlüğün mutlak   olmadığına ve zevksiz ve mide bulandırıcı metinlerin bir kitap aracılığıyla dağıtılmasının   sanatsal ifade sayılamayacağına karar vermiştir.   13. Başvurana göre daha sonra kitaplar toplatılmıştır. Ancak 15 Ekim 1997 tarihinde polis   tarafından hazırlanan ve yayınevinin sahibi tarafından imzalanan toplatma tutanağında   kitapların bulunamadığı kaydedilmiştir.   14. Hükümet, sunduğu görüşte kitabın 202. ve 203. sayfalarında yer alan aşağıdaki   paragraflara dikkat çekmiştir:   “…Ah keşke eski gücüm olsaydı da bu Mızrak, bana’nın düzlüklerinde elime geçseydi. O   zaman görürdü dünyanın kaç köşe olduğunu. O’nu yazın sıcağında çırılçıplak edip Kümeyt’in önüne   katar, gün boyu kamçılardım sırtından.”   -Peki o zaman senin ne farkın kalırdı zalimlerden. Zulmü kim yaparsa yapsın, pis bir iştir   zulüm. Ha sen, ha Tarla Tilkisi. Hiç fark etmez. Zulüm öyle namussuzca bir şey ki, yapanı kim olursa   olsun insanoğlu değildir.   -Vallah onun içini çeker çıkarırdım ben. Hele bir elime geçseydi de görseydi gününü. Senin   başına yemin ederim ki, tüm zalimlere ibret olsun diye, boynuna ip geçirip onu Ankara’nın ortasında   çırılçıplak gezdirir, sonra da derisini yüzüp içine tuz doldururdum.   -Sen de o zaman Bana’nın Mızrak’ı olurdun Şiro. Ha bizim Mızrak’ımız, ha başkasının   Mızrak’ı, ne fark eder ki? Yer yüzünün hiçbir yerinde, ne Ankara’da, ne Şamda, ne de Halep’te…   hiçbir yerde Mızrak gibileri yaşamamalıdırlar. Böyleleri kirletiyorlar Dünya’yı. Sevgiyi ve kardeşliği de   onlar katlediyorlar.   -Kurban olayım keko, niye böyle diyorsun; bu zalimlerle başka türlü baş edilmez ki! Onların   diliyle konuşacaksın onlarla; başka yolu yok bu işin.   -Ben de eskiden senin gibi düşünürdüm Şiro. Ama gittim gördüm ki, Mızrak kendi başına   değilmiş.   -İşte bunların topunu ortadan kaldıracaksın, hepsini geberteceksin.   -Gebertmekle tüketemezsin ki. Hangi birini geberteceksin? Bunlar dediğin zulüm makinesinin   dişleridir. Makinenin dişlerini kırsan bile, diş olmak için sırada bekleyen o kadar çok oysuz var ki! Sen   bu soysuzlarla cebelleşirken, o zulüm makinesi dönmeye devam eder ve bu, yüzyıllar boyu böyle sürüp   gider. Bu zulüm makinesini durdurmak gerekiyor. Yapılacak iş budur. Başka çare yok. Sen gör o   zaman, bunlar inek gibi kaçarlar.   -Hani o güç?   -Bizden daha güçlü olanı mı var, Şiro? İnsanlık sırt sırta verip granit gibi bu zulüm makinesine   dayandığında, gör bakalım, o makine dönebilecek mi? El mi yaman bey mi yaman, görsünler o zaman.   15. 20 Ekim 1997’de başvuran, toplatma kararını temyiz etmiştir. Başvuran, toplatma   kararının, AİHS ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkını, haksız olarak ihlal ettiğini   ileri sürmüştür. Ancak temyiz başvurusunda yanlış bir dava numarası vermiştir. Sonuç olarak   mahkemenin, onun davasının olaylarını değil, (bir şiir kitabına ilişkin) başka bir davanın   olaylarını incelediği anlaşılmaktadır. 5 Kasım 1997’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi   başvuranın temyizini reddetiş ve toplatma emri ile yargıcın bu emri verme gerekçelerini   onaylamıştır.   16. 21 Kasım 1997’de, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı Cumhuriyet Savcısı   başvuran aleyhinde bir iddianame düzenleyerek başvuranın 1991 Terörle Mücadele Kanunu   uyarınca yargılanıp cezalandırılmasını talep etmiştir.   17. 18 Şubat 1998’de İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından görülen davada,   başvuran, mahkemeden kitabı hakkındaki ara toplatma kararını kaldırmasını istemiştir. Konu,   Nisan 1998 tarihindeki ikinci duruşmaya ertelenmiştir.   18. 2 Eylül 1999’da, basına ilişkin suçlara yönelik, bekleyen dava ve cezaların ertelenmesine   ilişkin 4454 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir.   19. 24 Ekim 1999’da İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi başvuran aleyhine açılmış olan   işlemleri durdurmuştur. Ancak mahkeme, başvuranın kitabı hakkındaki ara toplatma kararının   iptal edilmesine ilişkin talebini karara bağlamamıştır.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALAR   20. Sözkonusu tarihte yürürlükte olan ilgili iç hukuk ve uygulamalar aşağıdaki hüküm ve   kararlarda özetlenmiştir: Zarakolu ve Belge Uluslararası Yayıncılık/Türkiye, sayı 26971/95 ve   37933/97, § 23, 13 Temmuz 2004, ve Alınak/Türkiye (karar), sayı 40287/98, 31 Ocak 2002   HUKUK   I. AİHS’NİN 9. VE 10. MADDELERİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİALARI   21. Başvuran, toplatma kararının AİHS’nin 9. ve 10. maddeleri uyarınca sahip olduğu hakları   ihlal ettiğini ileri sürmüştür.   22. AİHM, bu şikayetin yalnızca, ilgili bölümleri aşağıda alınan 10. madde dahilinde   incelenmesi gerektiği kanaatindedir:   “1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile kamu   otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak ve vermek   özgürlüğünü de içerir. Bu madde, devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine   bağlı tutmalarına engel değildir.   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu   tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması,   kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret   ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla   öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.”   23. Hükümet, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin 10. maddenin ikinci   paragrafı hükümleri uyarınca haklı olduğunu öne sürmüştür.   A. Müdahalenin varlığı   24. AİHM toplatma kararının, başvuranın, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasını teşkil   eden yazılı belge ve kitap bastırma özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil ettiği konusunda   hiçbir şüphe ya da anlaşmazlık olmadığını not eder (bkz. mutatis mutandis, Klass ve   Diğerleri/Almanya, 6 Eylül 1978 tarihli karar, Seri A sayı 28, s. 21, § 41).   B. Müdahalenin gerekçeleri   25. Bu müdahale, “yasalarla öngörülmediği”, 10. maddenin 2. paragrafında belirtilen meşru   hedeflerden bir veya daha fazlasını yerine getirmeye yönelik olmadığı ve bu hedef ya da   hedefleri “demokratik bir toplum içerisinde yerine getirmek için gerekli olmadığı” sürece   AİHS’nin 10. maddesine aykırı olacaktır. AİHM bu kriterleri sırayla inceleyecektir.   1. “Yasayla öngörülen”   26. AİHM, kitap Anayasa’nın 28. ve Ceza Usulü Kanunu’nun 86. maddelerine dayanılarak   toplatıldığı için, başvuranın ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin “yasayla öngörüldüğü”   hükmüne varmıştır.   2. “Meşru amaç”   27. Hükümet, ara toplatma emrinin düzeni sağlamak ve suçu önlemek gibi meşru bir amacı   olduğunu, zira kitaptaki bazı kısımların insanları şiddete sevk edebileceğini ileri sürmüştür.   Başvuran, Hükümet’in iddialarını reddetmiştir.   28. AİHM, sözkonusu iddiaların, 10. maddenin ikinci paragrafında belirtilen meşru   amaçlardan en az birine–düzenin sağlanmasına ve suçun önlenmesine–yönelik olduğunun   kabul edilebileceği kanaatindedir.   3. “Demokratik bir toplum içerisinde gerekli olma”   (a) Tarafların iddiaları   (i) Başvuran   29. Başvuran, kitabının, güvenlik kuvvetlerinin köylülere karşı çeşitli suçlar işlediği kurgusal   bir roman olduğunu ve kitabının Türkiye’deki Ormaniçi köyünde geçen gerçek olaylara   dayandığını öne sürmüştür. Yerel mahkemelerin kitabı dikkatle okumadan ara toplatma   emrini verdiğini savunmuştur. Bu bağlamda, yetkili makamların kitabı dikkatle okumuş   olsalardı, kitapta farklı etnik kökenlere sahip kurgusal karakterler bulunduğunu ve Ormaniçi   köyünde meydana gelen olaylarda rol alan güvenlik kuvvetlerinin isimleri ya da rütbelerinin   belirtilmediğini göreceklerine dikkat çekmiştir. Kitaptaki tek bir subayın işkence ve cinayet   olayların karşımasının, kitabın tüm güvenlik kuvvetlerine hakaret ettiği ve onları işkenceciler   olarak gösterdiği anlamına gelemeyeceğini iddia etmiştir. Dolayısıyla başvuran, ifade   özgürlüğüne yapılan müdahalenin demokratik bir toplum içerisinde gerekli olmadığı   kanısındadır.   30. Başvuran, Devlet güvenlik Mahkemesi’nin aldığı aleyhindeki cezai işlemleri durdurma   kararının daha ciddi zarara neden olduğunu, zira kitabın toplatılmasının sürdüğünü ve 4454   sayılı Kanun’un el konulan kitaplara nasıl uygulanacağına ilişkin bir hüküm getirmediğini   belirtmiştir. Bu açıdan, başvuran, kitabı hakkındaki geçici toplatma emrine ilişkin 13 Eylül   tarihli görüşlerinin halen geçerli olduğunu öne sürmüştür.   (ii) Hükümet   31. Hükümet kitabın 201 ve 202. sayfalarında yer alan kelime ve ifadelerin (bkz. yukarıdaki   14. paragraf) güvenlik kuvvetlerine yönelik bir hakaret oluşturduğunu ve bölge halkını bu   kuvvetlerin aleyhinde kışkırtabileceğini öne sürmüştür. Bu nedenle, başvurana karşı alınan   tedbirler, istenen amaca uygundur.   32. Hükümet, başvuranın eski bir Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi olduğunu ve olaylar   sırasında bölgede iyi tanınan bir siyasetçi olduğunu iddia etmiştir. Dolayısıyla başvuran   tarafından yapılan yorumların halkın üzerindeki etkisinin, başka bir yazara oranla çok daha   fazla olacağını savunmuştur.   33. Hükümet ayrıca kitaplar Türkiye’deki kitapçılara dağıtıldığından sözkonusu davada   toplatma kararının uygulanamadığına değinmiştir.   (a) AİHM’nin değerlendirmesi   (i) Genel ilkeler   34. AİHM, 10. maddeye ilişkin kararlarında belirlenen temel ilkeleri yineler (özellikle bkz.   Handyside/İngiltere, 7 Aralık 1976 tarihli karar, Seri A sayı 24; Sunday Times/İngiltere (sayı   1), 26 Nisan 1979 tarihli karar, Seri A sayı 30; Lingens/Avusturya, 8 Temmuz 1986 tarihli   karar, Seri A sayı 103; Oberschlick/Avusturya (sayı 1), 23 Mayıs 1991 tarihli karar, Seri A   sayı 204; ve Observer ve Guardian/İngiltere, 26 Kasım 1991 tarihli karar, Seri A sayı 216).   35. 10 § 2. Madde’nin anlamı çerçevesindeki “gerekli” sıfatı “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyaç”   mevcudiyetini ima etmektedir. Böyle bir ihtiyacın mevcudiyetinin değerlendirilmesi   hususunda İmzacı Devletler’in bir miktar takdir hakkı bulunmaktadır, ancak bu hak,   Avrupa’nın, hem mevzuatı hem de bu mevzuatı uygulayan ve bağımsız bir mahkeme   tarafından verilmiş olanları da kapsayan kararları kapsayan gözetimi ile bir arada olmalıdır.   Dolayısıyla AİHM, bir “kısıtlamanın” 10. madde tarafından güvence altına alınan ifade   özgürlüğüne uygun olup olmadığına ilişkin son sözü söyleme yetkisine sahiptir.   36. AİHM’nin gözetim yetkisi kullanırken görevi yetkili yerel mahkemelerin yerini almak   değil, bu mahkemelerin takdir güçlerini kullanarak verdikleri kararları 10. madde ışığında   gözden geçirmektir. Bu, gözetimin ilgili Devlet’in takdir yetkisini makul, dikkatli ve iyi   niyetle kullanıp kullanmadığının belirlenmesinden ibaret olduğu anlamına gelmemektedir.   AİHM, şikayet konusu müdahaleyi davanın bütününü göz önüne alarak incelemeli, “istenen   meşru amaçlara uygun” olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin   “ilgili ve yeterli” olup olmadığını belirlemelidir.   37. 10. madde, tek başına, yayımların dağıtımdan önce kısıtlanmasını yasaklamamaktadır. Bu   durum, yukarıda anılan hükümde geçen “koşullar”, “sınırlamalar”, “önlem” ve “önleme”   kelimeleriyle ortaya konmuştur (bkz. yukarıda anılan Sunday Times (sayı 1) ve Markt intern   Verlag GmbH ve Klaus Beermann/Almanya, 20 Kasım 1989 tarihli karar, Seri A sayı 165).   Ancak, ön kısıtlamaların yarattığı tehlike, AİHM’nin bu tür davaları çok büyük dikkatle   incelemesini gerektirecek kadar ciddidir. Bu durum, özellikle basın açısından böyledir çünkü   haber hızla değer kaybeden bir maldır ve yayımını kısa bir süre için de olsa durdurmak,   sözkonusu haberin tüm değerini ve çekiciliğini ortadan kaldırabilmektedir. Bu tehlike,   dergiler hariç, güncel konulara ilişkin tüm yayınların sansürü için de geçerlidir.   38. Dolayısıyla AİHM, bu ilkelerin, genel olarak kitapların veya diğer yazılı metinlerin   yayımı için de geçerli olduğu kanısındadır (bkz. Association Ekin/Fransa, sayı 39288/98, §   57, AİHM 2001-VIII).   (ii) Yukarıdaki ilkelerin sözkonusu davaya uygulanması   39. Gözetim yetkisini kullanırken, AİHM iddia konusu müdahaleyi bir bütün olarak,   maddenin içeriğini ve davanın bağlamını da göz önünde bulundurarak incelemelidir. Özellikle   de müdahalenin “arzulanan hedeflere uygun” olup olmadığını ve ulusal makamlar tarafından   öne sürülen gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olup olmadığını belirlemek zorundadır.   40. AİHM, sözkonusu kitabın gerçek olaylara dayanan bir kurgu olduğuna dikkat çeker.   Kitap, aynı zamanda dayandığı gerçek olaylar hakkında bir dizi gazete kupürü içermektedir.   AİHM’nin kanısınca, kitap bu olayları tarafsız bir şekilde anlatmamaktadır. Kitabın konusu,   köylülerin güvenlik kuvvetleri mensuplarından gördüğü kötü muameleler ve köylülerin bu   kişilerin cezalandırılmasına yönelik başarısız çabaları üzerinde yoğunlaşmaktadır.   Hükümet’in atıfta bulunduğu paragraflar, yaşlı bir köylü ile kitabın ana karakteri arasında,   yaşlı köylünün belirli bir subayın ceza almasını sağlama çabalarının başarısız olduğunu   öğrenmesi üzerine geçen konuşmadır. AİHM tüm kitabı incelemiş ancak herhangi bir subayın   asıl adı ya da rütbesine ilişkin bir referansa rastlayamamıştır.   41. AİHM, kitabın köylülerin maruz kaldığı kurgusal kötü muamele ve mezalimin grafik   ayrıntılarının bulunduğu paragraflar içerdiğini ve bunların okuyucunun zihninde köylülerin   öyküde maruz kaldığı adaletsizliğe karşı güçlü bir düşmanlık duygusu uyandırabileceğini not   etmektedir. İlk bakışta bazı paragrafların okuyucuları nefrete, isyana ve şiddet kullanımına   teşvik ettiği düşünülebilir. Bunu gerçekten yapıp yapmadıklarına karar verirken, başvuranın   kullandığı aracın, örneğin kitle iletişim araçlarına kıyasla halkın daha dar bir kesimine hitap   eden bir roman olduğu dikkate alınmalıdır.   42. Bu bağlamda, AİHM 10. Madde’nin–özellikle bilgi ve fikir edinme ve yayma özgürlüğü   kapsamında–artistik ifade özgürlüğünü de içerdiğine ve bu durumun her tür kültürel, siyasi ve   sosyal bilgi ve fikrin değiş-tokuşuna katılma fırsatı yarattığına dikkat çeker (bkz. mutatis   mutandis, Müller ve Diğerleri/İsviçre 24 Mayıs 1988 tarihli karar, Seri A sayı 133, s. 19, §   27). Sanat eserleri yaratan, dağıtan veya sergileyen kişiler fikir ve görüşlerin yayılmasına   katkıda bulunmaktadır ki bu da demokratik bir toplum için büyük önem taşır. Bu nedenle   Devlet, yazarın ifade özgürlüğüne gereksiz müdahalelerde bulunmama yükümlülüğüne   sahiptir (yukarıda anılan Müller ve Diğerleri, s. 22, § 33).   43. Sözkonusu davadaki kitabın tonuna ilişkin olarak, 10. Maddenin yalnızca ifade edilen fikir   ve bilgilerin içeriğini değil, bunların ifade ediliş biçimlerini de koruma altına aldığı   unutulmamalıdır (bkz. mutatis mutandis, De Haes ve Gijsels/Belçika 24 Şubat 1997 tarihli   karar, Hüküm ve Karar Raporları 1997-I, s. 236, § 48). Bu açıdan, AİHM, sözkonusu kitabın,   gerçek olaylara dayandığı iddia edilse de kurgu olarak sınıflandırılmış bir roman olduğunu   yineler.   44. AİHM, ayrıca, davanın kendisine sunulan geçmişini–sözkonusu davada terörizmin   engellenmesine ilişkin problemleri–de göz önüne almaktadır (bkz. Incal/Türkiye, 9 Haziran   tarihli karar, Raporlar 1998-IV, ss. 1568-69, § 58). Bu hususta, Türkiye’de yaklaşık on   beş yıldır sürmekte olan ciddi sorunları daha da ağırlaştırabileceğini düşünülen görüşlerin   yayılmasına ilişkin Türk makamlarının endişelerini de dikkate almıştır (bkz. Ceylan/Türkiye   [BD], sayı 23556/94, § 35, AİHM 1999-IV).   45. Ancak AİHM, başvuranın eski bir Milletvekili olsa da, sözkonusu zaman diliminde,   görüşlerini kitle iletişim araçlarından daha küçük bir okuyucu kitlesine ulaşması kaçınılmaz   olan bir roman ile ifade eden sıradan bir vatandaş olduğuna dikkat çeker. Bu durum, romanın   “kamu düzeni” üzerindeki etkisini ciddi biçimde azaltmıştır. Dolayısıyla, kitaptaki bazı   paragrafların tonu çok düşmanca görülse de, AİHM bu paragrafların sanatsal doğaları ve   kısıtlı etkileri nedeniyle bir şiddet çağrısından çok trajik olaylar karşısında duyulan derin   üzüntünün birer ifadesi olduklarını düşünmektedir.   46. Üstelik, AİHM, başka bir davayla karıştırıldığı düşünüldüğünde, başvuranların temyizi ile   de gerektiği gibi ilgilenilmediğini dikkate almaktadır (bkz. yukarıdaki 15. paragraf). Ayrıca   dava dosyasından, başvuran aleyhindeki cezai işlemler sırasında, başvuranın bu yöndeki   taleplerine rağmen, toplatma emrine ilişkin olarak hiçbir karar alınmadığı ve bu şekilde   başvuranın, kitabının geleceğine dair bir belirsizlik içerisinde bırakıldığı anlaşılmaktadır.   47. Bu şartlar altında, AİHM başvuranın kitabının toplatılması kararının, arzulanan amaçlara   uygun olmadığı ve dolayısıyla da “demokratik bir toplumda gerekli” olmadığı kanısına   varmıştır. Bu nedenle AİHS’nin 10. Maddesi ihlal edilmiştir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   48. AİHS’nin 41. Maddesi şöyledir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   49. AİHM, Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesi uyarınca, adil tazmin taleplerinin   destekleyici belgeleri veya faturaları ile birlikte ayrıntılı bir yazılı dökümünün yapılması   gerektiğine; “bunun yapılmaması halinde Daire’nin talepleri tamamen ya da kısmen   reddedebileceğine” dikkat çeker.   50. Sözkonusu davada başvurunun kabul edilebilir bulunmasından sonra, 5 Şubat 2002’de   başvurandan adil tazminat taleplerini bildirmesi istenmiş ancak başvuran belirtilen süre   içerisinde böyle bir talepte bulunmamışlardır. Dolayısıyla AİHM Sözleşme’nin 41. maddesine   dayanarak herhangi bir tazminat ödenmemesine karar vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK MAHKEME OYBİRLİĞİYLE,   AİHS’nin 10. Maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir.   Karar İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 § 2 ve 3. bentleri uyarınca   Mart 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir   S. DOLLÉ   Bölüm Sekreteri   J.-P. COSTA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło