40303/98

WyrokETPCz2005-03-15ECLI:CE:ECHR:2005:0315JUD004030398

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skazanie za opublikowanie oświadczenia prasowego krytykującego politykę państwa naruszyło prawo do wolności wyrażania opinii (art. 10 Konwencji)? 2. Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa, obejmujący sędziego wojskowego, naruszył prawo do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem (art. 6 ust. 1 Konwencji)?
Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 10 Konwencji, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii, choć przewidziana prawem i mająca na celu ochronę integralności terytorialnej, nie była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym". Trybunał stwierdził, że oświadczenie prasowe, choć zawierało ostrą krytykę polityki państwa i miało "wrogi ton", nie nawoływało do przemocy, zbrojnego oporu ani nienawiści, co jest kluczowym czynnikiem w ocenie konieczności. W związku z tym, skazanie skarżących było nieproporcjonalne do zamierzonych celów. W odniesieniu do art. 6 ust. 1 Konwencji, Trybunał podtrzymał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa, orzekającego w sprawach dotyczących "bezpieczeństwa narodowego", budzi uzasadnione wątpliwości co do niezawisłości i bezstronności sądu. Skarżący mieli prawo obawiać się, że sąd może być pod wpływem czynników niezwiązanych z meritum sprawy, co uzasadniało ich obawy o rzetelność procesu.
Stan faktyczny
Pięciu tureckich obywateli, w tym prawnicy, związkowcy i wykładowca, opublikowało w marcu 1992 roku oświadczenie prasowe krytykujące politykę Turcji wobec kwestii kurdyjskiej oraz interwencje policji podczas obchodów Nevruz. Prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Diyarbakırze wszczął przeciwko nim postępowanie karne, zarzucając podżeganie do nienawiści i wrogości na tle etnicznym. Po początkowym uniewinnieniu, Sąd Kasacyjny uchylił wyrok, a Sąd Bezpieczeństwa Państwa skazał skarżących na karę pozbawienia wolności z warunkowym zawieszeniem wykonania oraz grzywnę. Sąd Kasacyjny podtrzymał ten wyrok.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Stwierdził naruszenie art. 10 Konwencji. 2. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 3. Uznał za niekonieczne badanie pozostałych zarzutów na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Zasądził od pozwanego państwa na rzecz każdego skarżącego kwotę 2 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. 5. Zasądził od pozwanego państwa na rzecz skarżących łącznie kwotę 1 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków. 6. Orzekł odsetki za zwłokę. 7. Oddalił pozostałe roszczenia skarżących dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL DE   L'EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   İKİNCİ DAİRE   GÜMÜŞ VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE (Başvuru no. 40303/98)   KARAR   ÖZET ÇEVİRİ   STRAZBURG   MART 2005   Bu karar Sözleşme’nin 44 § 2 maddesinde belirtilen şartlar uyarınca kesinlik   kazanacaktır. Şekle ilişkin değişiklik yapılması mümkündür.   USULİ İŞLEMLER   Dava, Fethi Gümüş, Ali Öncü, Sevtap Yokuş, Sabahattin Acar ve Vezir Perişan isimli   beş Türk vatandaşı tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi’nin   (“Sözleşme”) nin eski 25. maddesine dayanarak Avrupa İnsan Hakları Komisyonu’na   (“Komisyon) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine 9 Şubat 1998 tarihinde yapılan 40303/98 sayılı   başvurudan kaynaklamaktadır.   Aralık 2003 tarihli bir kararla, AİHM, başvurunun kısmen kabuledilebilir olduğuna   karar vermiştir. AİHM, başvuranların ifade özgürlüğüne yapıldığı iddia edilen müdahale,   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı, Yargıtay’ın duruşma   yapmayı reddetmesi ve Cumhuriyet Başsavcısı’nın savunmasının kendilerine bildirilmemesine   ilişkin şikayetlerini dikkate almıştır.   OLAYLAR VE OLGULAR   I.DAVA ŞARTLARI   İlk başvuran Fethi Gümüş, Türk vatandaşıdır, 1947 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet   etmektedir. Diyarbakır’da avukatlık yapmaktadır. İkinci başvuran Ali Öncü, Türk vatandaşıdır, 1960   doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. TESİŞ Sendikası üyesidir. Üçüncü başvuran   Sevtap Yokuş, Türk vatandaşıdır, 1966 doğumludur ve Kocaeli’de   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2005. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   ikamet etmektedir. Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde öğretim görevlisidir. Dördüncü   başvuran Sabahattin Acar, Türk vatandaşıdır, 1964 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet   etmektedir. Diyarbakır’da avukatlık yapmaktadır. Beşinci başvuran Vezir Perişan, Türk   vatandaşıdır, 1951 doğumludur ve Diyarbakır’da ikamet etmektedir. Belediye-İş Sendikası   üyesidir.   “Diyarbakır Söz” gazetesinin 24 Mart 1992 tarihli sayısında ve “Felak” isimli   gazetenin 25 Mart 1992 tarihli sayısında, başvuranlar, iki eski milletvekili olan Leyla Zana ve   Hatip Dicle ve çeşitli siyasi partilerden ve demokratik toplum örgütlerinden yirmi temsilciden   müteşekkil bir heyet tarafından hazırlanmış bir basın duyurusu yayınlanmıştır.   Bildiri aşağıdaki gibidir:   “…”   Haziran 1992 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet   Savcısı, bildiride imzası bulunan başvuranlar ve diğer on altı kişiye yönelik cezai işlemler   başlatmıştır. Cumhuriyet Savcısı, bildirinin içeriğine dikkat çekmiş ve sözkonusu kişileri,   etnik kökene dayalı ayrımcılık yapmak suretiyle vatandaşları kin ve düşmanlığa sevk etmekle   suçlamıştır. Cumhuriyet Savcısı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nden Türk Ceza   Kanunu’nun 312 §§ 2. ve 3. maddeleri ile 1991 tarihli Terörle Mücadele Kanunu’nun 5.   maddesini uygulanmasını talep etmiştir.   Cumhuriyet Savcısı, işlemler süresince görüşlerini bildirmiş ve mahkemeden Hüseyin   Turhallı’nın davasını, diğerlerinin davasından ayırmasını, N.Y., T.K. ve S.K’nın beraat   ettirilmesini ve diğer sanıklar için 312 § 2. maddenin ve 1991 tarihli Terörle Mücadele   Kanunu’nun 5. maddesinin uygulanmasını talep etmiştir.   Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde devam eden işlemlerde başvuranlar ve   diğer sanıklar, bildiriyi imzaladıklarını inkar etmemiştir. Ancak, bildirilerinin, gazetelerde   yayınlanan ve suçlanmalarına sebep olan bildiri ile içerik itibarıyla aynı olmadığını iddia   etmişlerdir. Cumhuriyet Savcısı’nın, Hatip Dicle ve Leyla Zana tarafından hazırlanan başka   bir basın bildirisine dayanarak işlem başlattığını ileri sürmüşlerdir. Aynı zamanda kendi basın   bildirilerinin dava dosyasına eklenmediğini ve dolayısıyla kendi basın bildirilerinin içeriği   temelinde suçlanmadıklarını öne sürmüşlerdir.   Şubat 1995 tarihinde, üç yargıç ve bir askeri yargıçtan müteşekkil Devlet Güvenlik   Mahkemesi heyeti, başvuranların ve diğer sanıkların savunmasını almıştır. Tümü beraat   etmiştir.   Şubat 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı, temyize gitmiş ve Yargıtay, 19 Mayıs   tarihinde N.Y., T.K. ve S.K’nin beraat kararını onamış fakat başvuranların ve diğer   sanıkların beraat kararını bozmuştur. Dava, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne geri   gönderilmiştir.   Şubat 1997 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, başvuranları ve   diğer yedi sanığı, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi uyarınca, bölgeler arası ayrımcılık   yapmak suretiyle halkı kine teşvik etmekten mahkum etmiştir. Mahkeme, sözkonusu kişileri   bir yıl sekiz ay hapis ve 100,000 TL para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme, sözkonusu basın   bildirisinin, sanıkların hazırladığı bildirinin bir özeti olduğunu not etmiştir. Ancak, mahkeme,   daha önceden mahkumiyet almamış olmaları ve duruşma esnasındaki iyi hallerini göz önüne   alarak, başvuranların ve diğer sanıkların cezalarını ertelemiştir.   Başvuranlar ve diğer sanıklar temyize gitmiştir. Yargıtay, 8 Ekim 1997 tarihinde   başvuruyu reddetmiş ve Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kanıt değerlendirmesini   ve başvuranların savunmasını reddetmesinin gerekçelerini yerinde bulmuştur.   II. İLGİLİ İÇ HUKUK VE UYGULAMALAR   İlgili iç hukuk ve uygulamalar, izleyen kararlarda bulunabilir: Karkın – Türkiye (no.   43928/98, §§ 17 ve 19, 23 Eylül 2003), Özel – Türkiye (no. 42739/98, §§ 20-21, 7 Kasım   2002), Özdemir – Türkiye, no. 59659/00, §§ 21-22, 6 Şubat 2003 ve Gencel – Türkiye   (53431/99, §§ 11-12, 23 Ekim 2003).   HUKUK   I.AİHS’NİN 10. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, mahkumiyetlerinin ifade özgürlüklerini ihlal ettiğinden şikayetçi   olmuştur. Bu anlamda, AİHS’nin 10. maddesine atıfta bulunmuşlardır; 10. maddenin ilgili   bölümleri şöyledir:   “1. Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, kanaat özgürlüğü ile   kamu otoritelerinin müdahalesi ve ülke sınırları söz konusu olmaksızın haber veya fikir almak   ve vermek özgürlüğünü de içerir. …   2. Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu   tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin   korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın,   başkalarının şöhret ve haklarının korunması, veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının   sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara   bağlanabilir.”   AİHM, öncelikle, mevcut davadaki konuya benzer konuları olan birkaç dava   incelediğini ve 10. maddenin ihlal edildiğini tespit ettiğini not eder (bkz. özellikle, Ceylan –   Türkiye [BD], no.23556/94, §38, AİHM 1999-IV, Öztürk – Türkiye [BD], no. 22479/93, § 74,   AİHM 1999-VI, İbrahim Aksoy – Türkiye, no. 28635/95, 30171/96 ve 34535/97, 10 Ekim   2000, § 80, yukarıda anılan Karkın, § 39, ve Kızılyaprak – Türkiye, no. 27528/95, § 43 2   Ekim 2003).   Bu davada, AİHM, şikayetçi olunan mahkumiyetin, başvuranın 10 § 1. madde ile   korunan ifade özgürlüğüne bir müdahale olduğu kanısındadır. Müdahalenin yasa ile   öngörüldüğünü ve 10 § 2. madde kapsamında meşru bir amacı, yani toprak bütünlüğünü   korumayı hedeflediğini, not eder (bkz. Yağmurdereli – Türkiye, no. 29590/96, § 40, 4.   Haziran 2002). Dolayısıyla, AİHM, davanın incelenmesini, müdahalenin “bir demokratik   toplumda gerekli” olup olmadığı konusu ile sınırlandıracaktır.   AİHM, davayı içtihadı temelinde ele almıştır ve Hükümet’in, yukarıdaki paragraflarda   bahsi edilen sonuçlardan farklı bir sonuça ulaşmayı sağlayacak herhangi bir kanıt veya sav   sunmadığı kanısına varmıştır. Hakkında suç duyurusunda bulunulan basın bildirisinin içeriği   üzerinde özellikle durmuştur. Aynı zamanda davanın geçmişini ve özellikle terörle mücadele   ile ilgili sorunları dikkate almıştır (bkz. İbrahim Aksoy, § 60, ve Incal – Türkiye, 9 Haziran   kararı, Raporlar 1998-IV, s. 1568, § 58).   Bu bağlamda, AİHM, sözkonusu basın bildirisinin, Türkiye’nin Kürt sorununa ilişkin   politikalarına ve özellikle 1992 yılında polisin Cizre, Nusaybin ve Şırnak’taki Nevruz   kutlamalarına müdahalesine dair eleştirel bir değerlendirme olduğu görüşünü belirtir. Ayrıca,   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, hakkında suç duyurusunda bulunulan basın bildirisinin   belirli bölümlerini halkı kin ve düşmanlığa teşvik eder nitelikte gördüğünü gözlemler. AİHM,   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararındaki gerekçeleri incelemiştir ve bunların başvuranın   ifade özgürlüğü hakkına yapılan müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olmadığı kanısındadır   (bkz. mutatis mutandis, Sürek – Türkiye (no.4) [BD], no. 24762/94, § 58, 8 Temmuz 1999).   Bildiride, açıkça olumsuz olduğu görülen bazı pasajların Türk Devleti hakkında aşırı olumsuz   bir tablo çizdiği ve bu şekilde, anlatıma düşmanca bir ton verdiği ancak, bunların şiddeti,   silahlı direnişi veya ayaklanmayı teşvik etmediği ve nefret içeren bir konuşma olmadığı   kanısındadır. AİHM’ye göre, tedbirin gerekliliğinin değerlendirilmesinde, bu, temel faktördür   (karşılaştırmak için bkz. Sürek – Türkiye (no. 1) [BD], no 26682/95, § 62, AİHM 1999-IV, ve   Gerger – Türkiye [BD], no. 24919/94, § 50, 8 Temmuz 1999). AİHM, aynı zamanda,   müdahalenin orantısallığını incelerken, verilen cezaların niteliği ve ağırlığını da dikkate alır.   Yukarıdaki değerlendirmeler çerçevesinde, AİHM, başvuranların mahkumiyetinin,   amaçlanan hedeflerle orantılı olmadığı ve dolayısıyla, “demokratik bir toplumda gerekli   olmadığı” sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHS’nin 10. maddesi ihlal edilmiştir.   II.AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI   Başvuranlar, AİHS’nin 6 § 1. maddesi bağlamında, adil yargılanma haklarının ihlal   edildiğini, zira, bağımsız ve tarafsız olmadığını ileri sürdükleri Diyarbakır Devlet Güvenlik   Mahkemesi tarafından yargılanıp mahkum edildiklerinden şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, aynı   başlık altında, Yargıtay’da açık duruşma imkanının tanınmadığını iddia etmişleridir. Son   olarak da, 6 § 3. (b) madde bağlamında, Cumhuriyet Başsavcısı’nın Yargıtay’a gönderdiği   yazılı görüşünün bir kopyasının kendilerine temin edilmediğinden ve bu görüşe cevap verme   haklarının ihlal edildiğinden şikayetçi olmuşlardır. 6. maddenin ilgili bölümleri şu şekildedir:   “1. Herkes, gerek medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine   yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız   bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak   görülmesini istemek hakkına sahiptir. …   3. Her sanık en azından aşağıdaki haklara sahiptir: …   b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak; …”   A. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin Bağımsızlığı ve Tarafsızlığı   AİHM, geçmişte bu davanın konusuna benzer başka davalar incelemiş ve AİHS’nin 6   § 1. maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir ( bkz. Özel, §§ 33-34, ve Özdemir, §§ 35-36).   Bu davayla ilgili olarak, AİHM, Hükümet’in, farklı bir sonuca ulaşmayı sağlayacak   kanıt ve savlar sunmadığı kanısındadır. “Ulusal güvenliğe” ilişkin suçların takip edildiği   Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanan başvuranların, içinde bir ordu mensubunun   bulunduğu bir heyet tarafından yargılanmak hususunda endişe duyması anlaşılabilir. Bu   anlamda, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, davanın niteliği ile hiçbir ilgisi olmayan   değerlendirmelerden yersiz olarak etkilenebileceği hususunda endişe duyabilirler. Sonuç   olarak, başvuranların mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin şüphelerinin   gerekçesinin olduğu söylenebilir (bkz. yukarıda anılan Incal kararı, § 72 in fine).   Sonuç olarak, AİHM, başvuranları yargılayıp mahkum eden Devlet Güvenlik   Mahkemesi’nin, AİHS’nin 6 § 1. maddesi bağlamında bağımsız ve tarafsız bir mahkeme   olmadığı kanısındadır. Dolayısıyla, sözkonusu madde ihlal edilmiştir.   B. Yargıtay’daki işlemler   Başvuranların bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından adil yargılanma hakkının   ihlal edildiğini tespitine ilişkin olarak AİHM, AİHS’nin 6.maddesi kapsamında, Yargıtay’daki   işlemlere ilişkin olarak yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli olmadığı   kanısındadır (bkz diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan Incal, § 74).   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI   AİHS’nin 41. maddesi şu şekildedir:   “Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollarının ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği   takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder. “   A.Tazminat   Başvuranlar, 100,000 Euro (EUR)’luk manevi zarara uğradıklarını ileri sürmüştür.   Hükümet bu iddiayı reddetmiştir.   AİHM, dava şartları çerçevesinde, başvuranların sıkıntı yaşamış olabileceğinin kabul   edilebileceği kanısındadır. AİHS’nin 41. maddesi uyarınca yaptığı tarafsız değerlendirme   sonucunda, AİHM, her bir başvurana 2,000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.   Bir başvuranın, 6 § 1. madde kapsamında, bağımsız ve tarafsız olmayan bir mahkeme   tarafından mahkum edildiğini tespit ettiği durumlarda, AİHM, ilke olarak, en uygun tazmin   biçiminin, başvuranın bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından en kısa sürede tekrar   yargılanmasının sağlanması olacağı kanısındadır (bkz. Gençel, § 27).   B.Mahkeme masrafları   Başvuranlar ayrıca, Komisyon ve AİHM’deki masraflar için 3,000 Euro talep etmiştir.   Başvuranlar, herhangi bir destekleyici belge sunmamıştır.   Hükümet bu iddiaları reddetmiştir.   AİHM, elindeki bilgi temelinde değerlendirmesini yapmış ve başvuranlara bu başlık   altında, toplam olarak 1,000 Euro ödenmesine karar vermiştir.   C.Gecikme Faizi   AİHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç   puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın benimsenmesine karar vermiştir.   YUKARIDAKİ GEREKÇELERE DAYANARAK AİHM OYBİRLİĞİYLE,   1. AİHS’nin 10. maddesinin ihlal edildiğine,   2. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin olarak   AİHS’nin 6 § 1. maddesi ihlal edildiğine,   3. AİHS’nin 6. maddesine dayanarak yapılan diğer şikayetleri incelemenin gerekli   olmadığına,   4. (a) Sorumlu Devlet’in masraf ve harcamalarla ilgili olarak, Sözleşme’nin 44 § 2.   maddesi uyarınca kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde   uygulanabilecek vergilerle birlikte başvurana ödeme günündeki kur üzerinden,   sorumlu Devlet’in ulusal para birimine dönüştürülerek   (i)   2,000 Euro (iki bin Euro) manevi tazminat;   (ii)   mahkeme masrafları için toplam 1,000 Euro (bin Euro);   (iii) yukarıdaki meblağlara uygulanabilecek her türlü vergiyi   ödemesine;   (b) yukarıda anılan üç aylık sürenin aşılmasından ödeme gününe kadar geçen süre   için Avrupa Merkez Bankası’nın uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Başvuranların diğer adil tazmin taleplerinin reddine   KARAR VERMİŞTİR.   İngilizce olarak hazırlanmış ve Mahkeme İç Tüzüğü 77 § 2. ve 3. maddeleri uyarınca   Mart 2005 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir.   S. DOLLÉ   Sekreter   J.-P. COSTA   Başkan

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło