40349/05

WyrokETPCz2010-07-06ECLI:CE:ECHR:2010:0706JUD004034905

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy brak mechanizmu waloryzacji odszkodowania za wywłaszczenie, prowadzący do znacznej utraty wartości pieniądza w wyniku inflacji, w połączeniu z faktycznym zajęciem nieruchomości przez władze przed wypłatą pełnego odszkodowania, naruszył prawo do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że brak mechanizmu waloryzacji odszkodowania za wywłaszczenie, które utraciło znaczną część swojej wartości w wyniku inflacji w okresie między ustaleniem a wypłatą, nałożył na skarżących nieproporcjonalne i nadmierne obciążenie. Dodatkowo, Trybunał zauważył, że władze faktycznie zajęły wywłaszczony grunt i rozpoczęły prace budowlane, zanim odszkodowanie zostało w pełni wypłacone, co podważyło argument rządu, że skarżący byli rekompensowani przez dalsze posiadanie nieruchomości. Trybunał podkreślił, że w takich okolicznościach nie został zachowany "sprawiedliwy bilans" między interesem publicznym a ochroną praw jednostki.
Stan faktyczny
Skarżący, obywatele Turcji, byli właścicielami gruntów wywłaszczonych w 2000 roku pod budowę autostrady. Postępowanie w sprawie ustalenia odszkodowania toczyło się w dwóch etapach przed sądami krajowymi. W pierwszym etapie, w 2002 roku, sąd ustalił odszkodowanie, które zostało wypłacone, ale bez odsetek za zwłokę, mimo inflacji wynoszącej 31,5% rocznie, co spowodowało utratę wartości o 14,68%. Sąd kasacyjny uchylił to orzeczenie. W drugim etapie, w 2004 roku, sąd ustalił wyższe odszkodowanie, ale ponownie bez odsetek za zwłokę, co w okresie 2 lat i 7 miesięcy doprowadziło do utraty wartości o około 43%. Władze zajęły grunt i rozpoczęły budowę autostrady, zanim odszkodowanie zostało w pełni wypłacone. Skarżący bezskutecznie domagali się waloryzacji odszkodowania i odsetek za zwłokę na podstawie art. 46 Konstytucji Turcji.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę dotyczącą art. 1 Protokołu nr 1 za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1. 3. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego rozpatrywania skargi dotyczącej art. 6 Konwencji. 4. Zasądził na rzecz skarżących łącznie 16 000 EUR tytułem szkody majątkowej oraz 500 EUR tytułem kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę. 5. Oddalił pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YETĐꢀ VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 40349/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan () no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀları Hüsne   Yetiꢀ, Gülhan Yücel, Fatma Ergin, Hatice Ergin ve Ali Mehmet Yetiꢀ’in (baꢀvuranlar)   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 25 Ekim 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Mersin Barosu avukatlarından   A. Aktay ve Özlem Yıldız tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar, sırasıyla 1928, 1969, 1947, 1963 ve 1965 doğumlu olup, Niğde'de ikamet   etmektedir.   Aralık 2000 tarihinde, Bayındırlık ve Đskân Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü   (« idare»), Ulukıꢀla'nın üç köyünde bulunan ve baꢀvuranların arazisinin de yer aldığı taꢀınmaz   malların Ankara'yı Pozantı'ya bağlayan bir otoyol kesitinin inꢀaatı için kamu yararına istimlak   edilmesine karar vermiꢀtir. Sözkonusu taꢀınmaz 15 400 m² yüzölçümüne sahip olup, tapu   sicilinde tarım arazisi olarak baꢀvuranların murisi adına kayıtlıdır.   Niğde Asliye Mahkemesi'nin 15 Kasım 2001 tarihinde verdiği veraset belgesine göre,   baꢀvuranların murisi 25 Temmuz 1990 tarihinde vefat etmiꢀtir. Merhumun eꢀi olan baꢀvuran   Hüsne Yetiꢀ, mirasın 4/16'sını alırken, merhumun çocukları olan diğer baꢀvuranların her biri   mirasın 3/16'sını almıꢀlardır.   Kamulaꢀtırma tazminatının belirlenme davası : 1. bölüm   Kamulaꢀtırma Kanunu'nun 8. maddesinde öngörülen satın alma davası henüz   sonuçlanmadığından, idare aynı kanunun 10. maddesine dayanarak 27 Mayıs 2002 tarihli bir   dilekçeyle Ulukıꢀla Asliye Hukuk Mahkemesi'nde (AHM) dava açmıꢀtır. Davanın amacı   kamulaꢀtırma tazminatının belirlenmesini ve ihtilaflı arazinin tapu siciline idare adına   kaydedilmesini sağlamaktır.   Haziran 2002 tarihinde, ihtilaflı mülkün rayiç bedelini belirlemek için AHM hakimi bu   alanda uzman bir bilirkiꢀi komisyonu eꢀliğinde sözkonusu arazinin bulunduğu yere ilk   ziyaretini gerçekleꢀtirmiꢀ ve konuyla ilgili rapor 10 Temmuz 2002 tarihinde sunulmuꢀtur.   Bilirkiꢀiler kamulaꢀtırma kanununa uygun olarak AĐHM'nin görevlendirildiği tarihte arazinin   rayiç bedelini belirlemiꢀtir.   Ağustos 2002 tarihinde, dava taraflarının bilirkiꢀi raporuna itiraz etmeleri üzerine AHM   hakimi farklı bilirkiꢀilerden oluꢀan bir komisyon eꢀliğinde arazinin bulunduğu yere ikinci bir   ziyaret gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Ağustos 2002 tarihinde, ikinci bilirkiꢀi komisyonu raporunu sunmuꢀtur. Komisyon,   idarenin kamulaꢀtırılan araziye el koyduğunu ve inꢀaat çalıꢀmalarının baꢀladığını tespit   etmiꢀtir.   Bilirkiꢀiler tarafından belirlenen tutara karꢀı çıkan baꢀvuranlar, hakimden üçüncü bir   ziyaret emri vermesini talep etmiꢀlerdir. AHM baꢀvuranların talebinin haklı olduğuna   hükmederek, ikinci bilirkiꢀi komisyonunun ek bir rapor hazırlamasına karar vermiꢀtir.   Komisyon raporu 2 Eylül 2002 tarihinde sunulmuꢀtur. Mahkemenin görevlendirildiği tarihte   arazinin rayiç bedeli 32.266 248 000 TL. olarak belirlenmiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde, AHM, idarenin bu ꢀekilde belirlenen tutarı yine bu amaçla açılan   banka hesabına yatırmasına hükmetmiꢀ ve idare bu ödemeyi 22 Kasım 2002 tarihinde   yapmıꢀtır.   Mülkiyetin nispeten kesin olarak el değiꢀtirdiğini açıklayan, ancak kamulaꢀtırma tazminatı   tutarına itiraz yolunu açık bırakan 26 Kasım 2002 tarihli kararında AHM, gecikme faizleri   eklenmemiꢀ kamulaꢀtırma tazminatının baꢀvuranlara ödenmesine hükmetmiꢀtir. Mahkeme   ayrıca ihtilaflı mülkün tapu siciline idare adına kaydedilmesine karar vermiꢀtir.   Haziran ile 26 Kasım 2002 tarihleri arasında, mahkeme arazinin bulunduğu yere gidip-   gelmeler yanında bilirkiꢀilerin taleplerini yerine getirdiği, tarafların ve bilirkiꢀilerin ifadelerini   dinlediği, layihaları kabul ettiği ve özellikle tazminatın belirlenmesinde gerekli gördüğü   belgelerin temin edilmesini istediği sekiz duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀtir.   Kasım 2003 tarihinde, Yargıtay bilirkiꢀi raporlarının verilecek tazminat tutarını   doğrudan etkileyen hatalar içerdiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Kamulaꢀtırma tazminatının belirlenme davası : 2. bölüm   Yargıtay kararına uyan AHM, davanın ilk bölümünde arazinin bulunduğu yere giden   bilirkiꢀi komisyonlarının iki ek bilirkiꢀi raporu daha hazırlamasına hükmetmiꢀtir. Birinci   komisyon raporunu 20 Mayıs 2004, ikinci komisyon ise 6 Haziran 2004 tarihinde sunmuꢀtur.   Kamulaꢀtırma tazminatının belirlenmesi için AHM tarafından benimsenen ikinci bilirkiꢀi   komisyonu mahkemenin görevlendirildiği tarihte arazinin rayiç bedelini 68 490 333 328 TL   olarak belirlemiꢀtir. Bu rapora göre, ihtilaflı arazinin kârlılık oranı1 % 6'dır. Baꢀvuranların   arazisinin yıllık net iꢀletme geliri dekar baꢀına 265 400 000 TL'dir (bir dekar 1 000 m2 ye   tekabül eder, arazinin bütünü için yıllık gelir 4 087 160 000 TL'dir).   Eylül 2004 tarihinde, bu defa baꢀvuranlar T.C. Anayasa'sının 46. maddesine dayanarak,   yargılama sonucunda elde edecekleri kamulaꢀtırma tazminatına gecikme faizinin eklenmesi   talebiyle AHM nezdinde dava açmıꢀtır. Baꢀvuranlar, faizlerin idarenin ilk derece   mahkemesinde dava açtığı 27 Mayıs 2002 tarihinden itibaren hesaplanmasını talep   etmiꢀlerdir.   AHM, iki davanın birleꢀtirilmesine karar vermiꢀtir.   Ekim 2004 tarihinde AHM, ikinci komisyonun 6 Haziran 2004 tarihinde hesapladığı   tutara tekabül eden 68 490 333 328 TL tutarını kamulaꢀtırma tazminatı olarak belirlemiꢀtir.   Ayrıca mahkeme, 68 490 333 328 TL tutarından idarenin daha önce ödemiꢀ olduğu   266 248 000 TL tutarını düꢀerek geriye kalan 36 224 093 328 TL tutarının bu amaçla   açılan banka hesabına yatırılmasına hükmetmiꢀtir. Đdare bu kararın gereğini 23 Aralık 2004   tarihinde yerine getirmiꢀtir.   Bu oran Türk hukukunda kapitalizasyon oranı olarak bilinir; burada sözkonusu olan arazinin satıꢀ fiyatı ile   araziden elde edilen düzenli gelir arasındaki orandır.   Aralık 2004 tarihli kararında AĐHM, bankanın bu tutarı baꢀvurana ödemesini   emretmiꢀtir.   Faizlerle ilgili talebe gelince mahkeme, hukuki dayanağı olmadığı gerekçesiyle bu talebi   reddetmiꢀtir. Mahkeme, kamulaꢀtırma kanununun faizle ilgili bir hüküm içermediğini, T.C.   Anayasa'sının 46. maddesinin ancak kesinleꢀen kamulaꢀtırma tazminatına uygulanabileceğini   ve faiz uygulamasıyla ilgili davanın türüne bakıldığında, T.C. Anayasa'sının 46. maddesi   gereğince kamu borçlarına uygulanabilecek en yüksek faizin talep edilmesinin mümkün   olmadığını kaydetmiꢀtir.   Mayıs 2005 tarihinde, Yargıtay baꢀvuranların temyiz itirazını reddetmiꢀ ve ilk derece   mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   HUKUK   I. 1 NOLU EK PROTOKOL'ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDASI   HAKKINDA   Baꢀvuranlar, mülkiyete saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmekte ve yetkili mercilerin   ödemeyi yaptığı tarihte arazilerinin gerçek değerini yansıtan bir tazminat alamadıklarını   savunmaktadır. Bu bağlamda, baꢀvuranlar taꢀınmazlarının rayiç bedelinin belirlendiği tarih ile   kamulaꢀtırma tazminatının ödendiği tarih arasında uzun bir sürenin geçtiğini ve tazminat   tutarında ortaya çıkan değer kaybını düzeltecek bir mekanizmanın bulunmaması dolayısıyla   mülkiyet haklarının ihlal edildiğini öne sürmektedir. Baꢀvuranlar, ayrıca tazminatlarında   ortaya çıkan değer kaybı dolayısıyla uğradıkları mağduriyeti gidermek üzere ulusal   mahkemelerin, T.C. Anayasa'sının 46. maddesinde öngörülen en yüksek faiz oranını   uygulamaları gerektiğini kaydetmekte ve 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesine atıfta   bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢁkin   Hükümet, AĐHS'nin 35. maddesinin 1. paragrafının gereklerine aykırı olarak baꢀvuranların   Borçlar Kanunu'nun 105. maddesi kapsamında ek tazminat talebinde bulunmamaları   dolayısıyla iç hukuk yollarını tüketmediklerini savunmaktadır.   AĐHM, AĐHS'nin 35. maddesinin 1. paragrafı uyarınca bir baꢀvuranın anılan ihlallerin   düzeltilmesi için yeterli ve etkin hukuk yollarına imkân tanıyan normal bir baꢀvuru hakkının   sağlanmıꢀ olması gerektiğini hatırlatmaktadır. Sözkonusu hukuk yollarının mevcut olduğu   sadece teoride değil, aynı zamanda uygulamada da yeterli düzeyde kesinlik kazanması   gerekmektedir ki, bunun sağlanamadığı durumlarda baꢀvuru ve yeterlilik ön koꢀulları yerine   getirilmemiꢀ olmaktadır. Bu açıdan, iç hukuk yollarının tüketilmediğine yönelik iddianın   AĐHM nezdinde ispatlanması Hükümetin yükümlülüğündedir (bakınız, diğerleri arasından,   Aka, ilgili bölüm, prg. 34).   AĐHM, Borçlar Kanunu'nun 105. maddesinde öngörülen itirazın gecikme faizlerini değil   munzam zararın telafisine yönelik olduğunu kaydetmektedir. AĐHM, daha önce de Türkiye   aleyhine açılan ve baꢀvuranların enflasyon oranına nispetle uygulanan gecikme faizlerinin   yetersizliğinden ꢀikâyet ettikleri birçok kamulaꢀtırma davasında Hükümetin ileri sürdüğü   hukuk yollarını inceleme fırsatı bulduğunu hatırlatmaktadır. AĐHM, Devletten alacağı olan bir   kimsenin tazminat elde ederken gecikme faizleri ile telafi edilemeyen değer kaybı   mağduriyetini karꢀılayacak hukuki imkânlara sahip olmadığı kanaatindedir (Aka, ilgili   bölüm).   AĐHM, mevcut davanın gecikme tazminatı öngörmeyen yeni kamulaꢀtırma yasası ile ilgili   olduğunu not etmektedir. AĐHM, Hükümetin gecikme tazminatı öngörmeyen bu yeni   kamulaꢀtırma yasası dolayısıyla uğranılan zararın telafisi için Borçlar Kanunu'nun 105.   maddesinin uygulandığını gösteren herhangi bir mahkeme kararı sunmadığını   gözlemlemektedir. Yukarıda dile getirilen itiraz yolunun iddia edilen ihlali düzeltebileceği   hiçbir ꢀekilde ispatlanmamıꢀtır. Bu itibarla AĐHM, Hükümetin Borçlar Kanunu'nun 105.   maddesinde öngörülen yeterlilik ve etkinliği karꢀılamadığı kanaatine varmaktadır (Fransa   aleyhine Dalia davası, 19 ꢁubat 1998, prg. 38, Derleme 1998-I). Bu nedenle AĐHM,   Hükümetin bu iddiasını reddetmektedir.   Öte yandan AĐHM, baꢀvuranların ꢀikâyetinin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. paragrafı   anlamında açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve baꢀka bir kabuledilemezlik gerekçesi   bulunmadığını tespit etmektedir. Bu itibarla, ꢀikâyeti kabuledilebilir ilan etmektedir.   B. Esasa iliꢁkin   1. Tarafların argümanları   Baꢀvuranlar iddialarını yinelemektedir.   Hükümet, kamulaꢀtırma kanununda yapılan değiꢀiklikleri hatırlatmaktadır. Hükümet,   yapılan değiꢀiklikten sonra bu yasanın ülkenin ekonomik durumuna uygun ve kamulaꢀtırılan   mülk sahiplerinin menfaatine olacak bir hale geldiği kanaatindedir. Hükümet, baꢀvuranların   arazisinin kamulaꢀtırılmasının sözkonusu kanun ile T.C. Anayasası'na uygun olarak   gerçekleꢀtirildiğini belirtmektedir.   Hükümet, kamulaꢀtırma kanununun AĐHM'nin konuyla ilgili içtihadı doğrultusunda   değiꢀtirildiğini eklemektedir. Hükümet, iç hukukun kamulaꢀtırılan taꢀınmazların değer   kaybına uğrayabileceği olasılığına karꢀı önlem alındığını ve yasal sürelerin olası değer   kaybını kendiliğinden hesaba kattığını kaydetmektedir. Hükümet, mevcut davada bu sürelere   saygı gösterildiğini ve kamulaꢀtırma iꢀlemlerinin makul bir sürede sonuçlandırıldığını   eklemektedir.   Baꢀvuranların, T.C. Anayasası'nın 46. maddesine dayalı talepleri ile ilgili olarak Hükümet,   bu hükümde öngörülen faizlerin sadece kesin bir karar olmasına rağmen ödenmemiꢀ   tazminatlara uygulandığını hatırlatmaktadır. Hükümete göre, bir avukat tarafından temsil   edilen baꢀvuranların bu hükümden yararlanamayacaklarını bilmeleri gerekirdi.   Hükümet, ayrıca baꢀvuranların yasal oranlarda gecikme faizi talep etme imkânına sahip   olduklarını belirtmektedir. Hükümet, her ne kadar kamulaꢀtırma kanunu açık bir ꢀekilde faiz   ödenmesini öngörmese de, ilgili ꢀahısların usul kurallarına uymak kaydıyla, yani faizlerin   uygulanacağı somut tutarı belirtmek ve ꢀikâyeti gereği gibi mahkeme önüne taꢀımak suretiyle,   kendilerine yasal oranlarda faiz ödenmesini talep edebileceklerini kaydetmektedir. Hükümet,   hukuk mahkemelerinin ancak bir talep olduğu takdirde harekete geçebileceğini ve   baꢀvuranların yasal oranlarda faiz talebinde bulunmadıklarını hatırlatmaktadır.   AĐHM'nin yerleꢀik içtihadına atıfta bulunan Hükümet, 1 No’lu Ek Protokol'ün 1.   maddesinin her kamulaꢀtırmada eksiksiz bir tazminat ödenmesini zorunlu kılmadığının altını   çizmektedir.   Son olarak, Hükümet mülk iyeliğinin idareye nakledilmesine kadar baꢀvuranların arazinin   sahibi olduklarını gözlemlemekte ve dolayısıyla kamulaꢀtırma tazminatında herhangi bir   değer kaybı olmadığı sonucunu çıkarmaktadır. Hükümet, böylesi bir değer kaybı ortaya   çıkmıꢀ olsa bile, araziye sahip olmanın bunu karꢀılamaya yeterli olduğunu eklemektedir.   2. AĐHM'nin değerlendirmesi   Mevcut davada, hiç kimse ilgili ꢀahısların yasaya uygun bir ꢀekilde mülklerinden yoksun   kaldıklarına ve kamulaꢀtırmanın kamu yararına meꢀru bir amaca yönelik olduğuna itiraz   etmemektedir. Bu itibarla, mevcut davada 1 No’lu Ek Protokol'ün 1. maddesinin birinci   paragrafının ikinci cümlesi uygulanmalıdır (bakınız, diğerleri arasından, Aka, ilgili bölüm,   prg. 43, ve Yunanistan aleyhine Papachelas davası [GC], no 31423/96, prg. 45, CEDH   1999-II). Geriye, bu yasal mülkten mahrum bırakma çerçevesinde baꢀvuranların üzerine   orantısız ve aꢀırı bir yük binip binmediğinin araꢀtırılması kalmaktadır.   AĐHM, öncelikle asliye hukuk mahkemesi tarafından belirlenen kamulaꢀtırma tazminatı   tutarının tartıꢀmasız olduğunu not etmektedir. Dolayısıyla, davanın bu yönünü incelemeye   gerek yoktur.   Baꢀvuranlar kamulaꢀtırma tazminatının, belirlendiği tarih ile ödendiği tarih arasında değer   kaybına uğradığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuranlara göre, bu tazminata T.C.   Anayasası'nın 46. maddesinde öngörülen oranda gecikme faizlerinin eklenmesi gerekirdi.   Baꢀvuranların davasında T.C. Anayasası'nın 46. maddesinin uygulanmaması konusunda   AĐHM, bu hükme göre, kamulaꢀtırma tazminatının kalan miktarına, nedeni ne olursa olsun,   kamu borçlarına uygulanan en yüksek faiz oranları eklenmelidir. Yargıtay’ın yerleꢀik   içtihadına göre, T.C. Anayasası'nın 46. maddesinde öngörülen oran ancak kesin bir   kamulaꢀtırma tazminatı kararı olduğu ve ödenmediği durumlarda uygulanmaktadır. Oysa   mevcut davada böyle bir durum söz konusu değildir. Asliye hukuk mahkemesi tarafından   belirlenen kamulaꢀtırma tazminatları baꢀvuranlara karar tarihinde peꢀin olarak ödenmiꢀtir.   Dolayısıyla, ilgili ꢀahıslar iç hukukta T.C. Anayasası'nın 46. maddesinin uygulanmasını talep   edemezler.   Kamulaꢀtırma tazminatının değer kaybına dayalı ꢀikâyet konusunda AĐHM, kullanılan   yöntemler ile izlenen amaç arasında makul bir orantılılığın varlığından ve baꢀvuranlara   ölçüsüz bir yük bindirilmediğinden emin olmalıdır.   Bu bağlamda AĐHM, her türlü mülkiyete saygı hakkı ihlalinin toplumun genel menfaatleri   ile bireyin temel haklarının korunması arasında « adil bir denge » gözetmesi gerektiğini   hatırlatmaktadır (bakınız, diğerleri arasından, Đsveç aleyhine Sporrong ve Lönnroth davası, 23   Eylül 1982, prg. 69, seri A no 52). Đhtilaflı tedbirin istenen « adil dengeye » saygı gösterip   göstermediğini ve özellikle baꢀvuranlar üzerine orantısız bir yük bindirip bindirmediğini   belirlemek için, ulusal yasalarda öngörülen tazminat düzenlemelerinin dikkate alınması   gerekmektedir. Bu bağlamda AĐHM, mülkün gerçek değeriyle orantılı makul bir tazminat   ödenmediği müddetçe, bir mülkten mahrum bırakmanın genelde aꢀırı bir ihlal teꢀkil ettiğini   daha önce de söylemiꢀtir (Papachelas, ilgili bölüm, prg. 48).   Mevcut davada, baꢀvuranlar kamulaꢀtırma tazminatını, biri asliye hukuk mahkemesinde   görülen davanın ilk bölümü sonunda ve diğeri aynı mahkemede görülen ikinci yargılama   sonunda olmak üzere iki defada aldıklarından, AĐHM bu iki bölümü ayrı ayrı incelemek   gerektiği kanaatine varmaktadır.   a) Yargılamanın birinci bölümü   AĐHM, 27 Mayıs 2002 tarihinde idarenin baꢀvuranlara ödenecek kamulaꢀtırma tazminatı   bedelinin belirlenmesi amacıyla asliye hukuk mahkemesinde dava açtığını not etmektedir. Bu   yargılama çerçevesinde, mahkeme birçok bilirkiꢀi raporu istemiꢀ ve bilirkiꢀilerin davanın   açıldığı tarihte arazinin rayiç bedelini değerlendirdiği bu sonuçlara bakarak tazminat tutarını   266 248 000 TRL olarak belirlemiꢀtir. 26 Kasım 2002 tarihinde, mahkeme bu tazminatın   baꢀvuranlara ödenmesine ve taꢀınmazın tapu siciline idare adına kaydedilmesine   hükmetmiꢀtir.   Oysa AĐHM, ulusal mahkemeler tarafından baꢀvuranlara bu ꢀekilde takdir edilen tutarın   gecikme faizlerinden yoksun bırakıldığını, buna karꢀın davanın açıldığı tarih ile kararın   açıklandığı tarih arasında geçen dönemde enflasyon ortalamasının yıllık % 31,5 olduğunu   kaydetmektedir.   Bu nedenle, baꢀvuranların kamulaꢀtırma tazminatı % 14,68 oranında değer kaybetmiꢀtir.   Hükümet, bu değer kaybının baꢀvuranların karar tarihine kadar arazinin sahibi olarak   kalmakla telafi ettiklerini savunmaktadır. Ayrıca Hükümet, tazminat belirleme iꢀlemleri   çerçevesinde yasal sürelere uyulduğunu eklemektedir.   AĐHM, öncelikle Kamulaꢀtırma Kanunu'nun 10. maddesinin, kamulaꢀtırma tazminatı   belirlemekle görevlendirilen ilk derece mahkemesine yargılamanın mümkün olduğunca çabuk   sonuçlanması adına bazı hukuki iꢀlemler için öngörülen sürelere saygı gösterme yükümlülüğü   getirdiğini gözlemlemektedir. Bu noktada AĐHM, baꢀvuranların bu tip davaların üç-buçuk   ayda sonuçlanması gerektiği yönündeki argümanlarını kabul etmemektedir. Her ne kadar   bahsi geçen yasa bazı sürelere saygı gösterilmesini öngörse de, iddia edilen süre ile ilgili   hiçbir hüküm içermemektedir. Bu nedenle, Ulukıꢀla Asliye Hukuk Mahkemesi kamulaꢀtırma   tazminatı belirleme davasını altı ayda sonuçlandırmıꢀ ve bu süre içerisinde birçok hukuki   iꢀlem gerçekleꢀtirmiꢀtir. AĐHM'nin gözünde, geçen bu zaman aꢀırı ve mantıksız olarak   nitelenemez.   AĐHM daha sonra, Hükümetin iddialarının aksine, baꢀvuranların taꢀınmazı yargılama   süresince kullanmadıklarını gözlemlemektedir. Böylece 15 Ağustos 2002 tarihli bilirkiꢀi   raporundan açıkça anlaꢀıldığına göre, idare, iç hukuku hiçe sayarak kamulaꢀtırılan araziye el   koymuꢀ ve tazminat belirleme davası devam ederken inꢀaat çalıꢀmalarını baꢀlatmıꢀtır.   Üstelik, AĐHM yargılamanın özenle sürdürülmesinin ve taꢀınmazın yargılama sürecinde   kamulaꢀtırmaya maruz kalan kiꢀiler tarafından kullanılmaya devam edilmesinin, tek baꢀına,   her zaman kamulaꢀtırma tazminatının uğradığı değer kaybını telefi etmeyeceği kanaatini   taꢀımaktadır. Ayrıca sözkonusu tazminatın bu dönemde gözlemlenen enflasyona nispetle   hissedilir derecede değer kaybetmemiꢀ olması gerekir.   Mevcut davada bu değer kaybı % 14, 68 oranındadır. Dolayısıyla burada önemli bir değer   kaybı söz konusudur ve arazinin baꢀvuranlar tarafından kullanıldığı kabul edilse bile, bunun   tek baꢀına telafiye yetmeyeceği aꢀikârdır. AĐHM, 6 Haziran 2004 tarihli bilirkiꢀi raporuna   göre, arazinin tamamı için yıllık net gelirin 4 087 160 000 TRL olduğunu ve bu tutarın   kamulaꢀtırma tazminatının yaklaꢀık % 6'sını temsil ettiğini gözlemlemektedir. Böylece, her ne   kadar bu unsurun her davanın koꢀullarına göre değerlendirilmesi gerekse da, mevcut davada,   arazinin altı ay süreyle kullanılması % 3 oranında değer kaybına uğrayan tazminatın telafisi   için yeterli olamaz.   Öte yandan AĐHM, Hükümetin baꢀvuranların yasal oranlarda gecikme faizi talep   edebileceği yönündeki argümanına katılmamaktadır. Gerçekten de, kamulaꢀtırma yasası   gecikme faizi ödenmesini öngörmemektedir. Dahası, Hükümet iddialarını kanıt belgeleriyle   desteklemediği gibi, baꢀvuranların böylesi bir faizi hangi hukuki zeminde talep   edebileceklerini açıklamamıꢀ ve bu yönde verilen herhangi bir mahkeme kararını örnek olarak   sunmamıꢀtır.   Son olarak AĐHM, ihtilaflı kamulaꢀtırmanın ekonomik, sosyal ya da siyasal bir reform   kapsamına girmediği gibi, baꢀka hiçbir özel duruma da bağlı olmadığını not etmektedir. Bu   nedenle, AĐHM piyasa değerinden daha düꢀük bir bedelin ödenmesini haklı gösterecek   « kamu yararına » hiçbir meꢀru amaç tespit edememektedir (Scordino no 1, prg. 102).   AĐHM, yukarıdaki unsurlara bakarak, kamulaꢀtırma tazminatının dava açıldığı tarihteki   değeri ile ödendiği tarihteki değeri arasında gözlemlenen farkın gecikme faizlerinin   eklenmemesinden kaynaklandığı kanaatindedir. Đꢀte bu fark, AĐHM'nin, mülkiyet hakkının   korunması ile genel menfaat gereksinimleri arasında olması gereken adil dengeyi bozarak,   baꢀvuranlar üzerine orantısız ve aꢀırı bir yük bindiği sonucunu çıkmasına neden olmaktadır.   b) Yargılamanın ikinci bölümü   Baꢀvuranların temyiz itirazında Yargıtay, 26 Kasım 2002 tarihli kararda belirlenen   kamulaꢀtırma tazminatı tutarını yetersiz bulmuꢀ ve dosyayı ilk derece mahkemesine geri   göndermiꢀtir.   Aralık 2004 tarihinde, asliye hukuk mahkemesi bu defa kamulaꢀtırma tazminatı tutarını   490 33 328 TL olarak belirlemiꢀtir. Baꢀvuranlar daha önce 32 266 248 000 TL'lik bir   ödeme aldıklarından, mahkeme idarenin geri kalan 36 224 093 328 TL tutarını ödenmesine   hükmetmiꢀtir. Taꢀınmazın dava açıldığı tarihteki değerine tekabül eden bu tutar, davanın   açıldığı tarih ile ikinci kararın ilan edildiği tarih arasında geçen dönemde yıllık enflasyon   oranı % 15 olduğu halde gecikme faizlerinden yoksun bırakılmıꢀtır. Đki yıl yedi ay kadar süren   bu dönemde ek kamulaꢀtırma tazminatı böylece yaklaꢀık % 43 oranında değer kaybına   uğramıꢀtır.   Bu oranı dikkate alan AĐHM, baꢀvuranların üzerine, yetkililerin izlediği meꢀru genel   menfaat ile haklı gösterilemeyecek bir orantısız ve aꢀırı yük bindiği kanaatine varmaktadır.   Dolayısıyla, 1 Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS'NĐN 6. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS'nin 6. maddesinin 2. paragrafına atıfta bulunan baꢀvuranlar, yargılamanın adil   yapılmadığından ꢀikâyetçi olmaktadır. Baꢀvuranlar, 4650 sayılı yasayla değiꢀtirilmiꢀ haliyle   sayılı yasanın mahkemelere kamulaꢀtırma tazminatı belirleme davalarının mümkün   olduğunca hızlı bir ꢀekilde sonuçlandırılması için bazı sürelere saygı gösterilmesi   yükümlülüğü getirdiğini savunmaktadır. Baꢀvuranlar toplam üç-buçuk ay olarak öngörülen bu   sürelerin AĐHS'nin gereksinimlerine uygun olduğunu ve bu süreye uyulmamasının adil   yargılanma haklarına ihlal teꢀkil ettiğini iddia etmektedir.   Yine 6. maddenin 1. paragrafı kapsamında baꢀvuranlar, ulusal mahkemelerin, kendilerine   göre, kamu borçlarına en yüksek faiz oranlarının uygulanmasını öngören sözkonusu anayasal   hükmü kendi davalarında uygulamadığından ꢀikâyetçi olmaktadır.   Hükümet, bu sava itiraz etmektedir.   Nolu Ek Protokol'ün 1. maddesiyle ilgili tespitler bakımından AĐHM, mevcut davada   AĐHS'nin 6. maddesinin 1. paragrafının ihlal edilip edilmediğinin ayrıca incelenmesine gerek   olmadığı kanaatine varmaktadır.   III. AĐHS'NĐN 41 VE 46. MADDELERĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. AĐHS'nin 46. maddesi   AĐHM, AĐHS ya da Ek Protokollerinin ihlalinin tespit edildiği bir kararın Savunmacı   Devlete ilgili ꢀahıslara sadece adil tatmin baꢀlığı altında hükmedilen tutarı ödeme yasal   sorumluluğunu değil, aynı zamanda AĐHM'nin tespit ettiği ihlallere son vermek amacıyla   Bakanlar Komitesi'nin kontrolü altında iç hukukta genel ve/veya gerektiğinde, bireysel   önlemleri seçme sorumluluğunu da yüklediğini hatırlatmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların 1 No’lu Ek Protokol'ün 1. maddesinde teminat altına alınan   mülkiyete saygı haklarının ihlalinin, iç hukukta, mahkemelerin kamulaꢀtırmaya maruz kalan   kiꢀilere hükmedilen tazminat tutarının yargılama süresi ile enflasyon arasındaki etkileꢀim   sonucu ortaya çıkan değer kaybını dikkate almalarına imkân sağlayan bir mekanizmanın   olmayıꢀından kaynaklandığını tespit etmektedir.   AĐHM, bu gün itibariyle yeni kamulaꢀtırma mevzuatı dolayısıyla mağdur olan kiꢀiler   tarafından sunulan ve muhtemelen AĐHS'nin ihlal edildiği yönünde bir kararın çıkacağı iki   yüzün üzerinde baꢀvurunun halen görülmeye devam ettiğini hatırlatmaktadır. AĐHM, öte   yandan mevcut davada ortaya çıkan iç hukuk boꢀluklarının ileride birçok baꢀvurunun   yapılmasına neden olabileceği kanaatindedir. Bu husus, geçmiꢀ ya da mevcut durum olması   hasebiyle AĐHS açısından bir Devletin sorumluluğunu artıran bir faktördür.   Savunmacı Devletin, AĐHS'nin 46. maddesi bakımından hukuki sorumluluğunu yerine   getirirken Bakanlar Komitesi'nin kontrolü altında kullanacağı yöntemi, AĐHM'nin kararında   varılan sonuçlara uygun olmak kaydıyla, seçme hakkına sahip olduğunu bir kez daha   hatırlatan AĐHM (Polonya aleyhine Broniowski davası [GC], no 31443/96, prg. 192, CEDH   2004-V), mevcut kararın infazı çerçevesinde ꢀüphesiz ulusal düzeyde genel önlemlerin   alınması gerektiğini gözlemlemektedir.   Mevcut davada vardığı sonuç bakımından ve Savunmacı Devletin AĐHS'nin 46. maddesi   kapsamında sorumluluklarını yerine getirmek üzere alacağı diğer önlemlerden bağımsız   olarak, AĐHM en uygun düzeltmenin yargılama süresi ile enflasyon etkileꢀimi sonucu   kamulaꢀtırma tazminatının uğradığı değer kaybını dikkate alacak bir mekanizmanın Türk   hukuk sistemine entegre edilmesi olduğu kanaatini taꢀımaktadır. Bu hedefe ulaꢀmak için   örneğin, böylesi bir değer kaybını önlemek amacıyla gecikme faizlerinin uygulanması ya da,   bu yapılamadığı takdirde, ilgili ꢀahısın uğradığı kayıp oranında tazminat tutarında uygun bir   düzeltme öngörülmesi yeterli olacaktır (bakınız, mutatis mutandis, Romanya aleyhine Viaꢀu   davası, no 75951/01, prg. 83, 9 Aralık 2008; AĐHS'nin kurduğu mekanizmanın etkinliğini   teminat altına almayı amaçlayan önlemlerle ilgili olarak, ayrıca bakınız 12 Mayıs 2004   tarihinde Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından kabul edilen çözüm (Res(2004)3) ve   tavsiyeler (Rec(2004)6) ).   B. AĐHS'nin 41. maddesi   Baꢀvuranlar maddi tazminat olarak 43 811 Euro talep etmektedir. Bu tutar ilgili ꢀahıslara   ödenen kamulaꢀtırma tazminatının miktarı ile T.C. Anayasa'sının 46. maddesinde öngörülen   en yüksek faiz oranlarının uygulanmasından sonra elde edilen tutar arasındaki farka tekabül   etmektedir.   Baꢀvuranlar, ayrıca manevi tazminat olarak 5 000 Euro talep etmektedir.   Hükümet, bu taleplere itiraz etmektedir.   AĐHM, baꢀvuranların uğradığı maddi zararı değerlendirirken, kendilerine 26 Kasım 2002   ve 31 Aralık 2004 tarihlerinde ödenen gerçek tutarlar ile 27 Mayıs 2002 tarihinden itibaren   paranın uğradığı değer kaybı göz önüne alınarak düzeltilmesi durumunda baꢀvuranların   alabilecekleri tazminat tutarları arasındaki farkın dikkate alınması gerektiği kanaatine   varmaktadır.   Tazminat ödenirken aradan önemli bir sürenin geçmesi gibi değer kaybına neden olan   unsurlar dikkate alınmadıysa, tazminatın uygun olma niteliği riske gireceğinden (Yunanistan   aleyhine Yunan rafinerileri Stran ve Stratis Andreadis davası, 9 Aralık 1994, prg. 82, seri A   no 301-B), ulusal düzeyde verilen tutarlar düꢀürüldükten sonra ve böylece ödeme tarihinde   kamulaꢀtırma tazminatı değeri arasındaki fark elde edildiğinde, bu tutarlar enflasyon   etkilerinin karꢀılanması için güncelleꢀtirilmelidir (Scordino no 1, ilgili bölüm, prg. 258).   Bütün bu unsurları dikkate alan AĐHM, baꢀvuranlara beraberce 16.000 Euro ödenmesinin   hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varmaktadır.   Diğer taleplerle ilgili olarak AĐHM, ihlal tespitinin baꢀvuranların davanın gerçekleri   doğrultusunda uğradıkları manevi zararın telafisi için yeterli olduğuna hükmetmektedir.   C. Yargı masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar, aynı zamanda ulusal mahkemeler ve AĐHM önünde görülen yargı   masraflarının karꢀılığı olarak 3 317 Euro talep etmektedir. Kanıt belgesi olarak baꢀvuranlar,   bir çalıꢀma saati dekontu, bir gider listesi ve Mersin barosu ücret baremini sunmaktadır.   Hükümet, bu tutara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliğini kanıtladığı makul   miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, mevcut davada elindeki belgeleri ve   yukarıda belirtilen kıstasları dikkate alarak, tüm yargılama masrafları için baꢀvuranlara 500   Euro ödenmesinin makul olacağı kanaatine varmaktadır.     D. Gecikme faizi   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesi hakkındaki ꢀikayetin kabuledilebilir olduğuna;   2. Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 6. maddesi hakkındaki ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvuranlara ortaklaꢀa   16.000 (on altı bin) Euro maddi tazminat ve yargılama masraf ve giderleri için 500 (beꢀ yüz)   Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 6 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   11

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło