40395/98
WyrokETPCz2004-11-10ECLI:CE:ECHR:2004:1110JUD004039598
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy skład Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) z udziałem sędziego wojskowego naruszył prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji ze względu na brak bezstronności i niezawisłości?Ratio decidendi
Trybunał przypomniał swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym status sędziów wojskowych w Sądach Bezpieczeństwa Państwa (DGM), w tym ich przynależność do wojska, dyscyplina wojskowa, oceny służbowe i sposób powoływania, podważał bezstronność i niezawisłość tych sądów. ETPCz podkreślił, że nawet pozory braku bezstronności są wystarczające, aby stwierdzić naruszenie, ponieważ sądy w społeczeństwie demokratycznym muszą wzbudzać zaufanie oskarżonych. Obawy skarżących dotyczące bezstronności i niezawisłości sądu zostały uznane za obiektywnie uzasadnione, niezależnie od charakteru zarzucanego przestępstwa (handel narkotykami, a nie przestępstwa przeciwko integralności państwa).Stan faktyczny
Skarżący, Şehmus Canevi, Abdülmecit Canevi i Gıyas Turgut, obywatele Turcji, zostali zatrzymani w wyniku operacji policyjnej dotyczącej handlu narkotykami. W samochodzie należącym do Ş.C., w którym znajdowali się A.C. i G.T., znaleziono 10 kg heroiny i pistolet. Ş.C. uciekł, ale został później aresztowany. Wszyscy trzej zostali oskarżeni o zorganizowany handel narkotykami i skazani przez Sąd Bezpieczeństwa Państwa (DGM) na 10 lat więzienia i grzywnę. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny.Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza naruszenie art. 6 § 1 Konwencji. Trybunał uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych zarzutów z art. 6 Konwencji. Trybunał stwierdza, że samo stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową. Trybunał zasądza 2000 EUR na pokrycie kosztów i wydatków. Trybunał oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA İNSANHAKLARI MAHKEMESİ
C a n e v i v e d iğ e r le r i TÜRKİYE DAVASİ
-
(Başvuru no:40395/98)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
z{yhi|ynG
XWGrhzptGYWW[
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan ve (no:40395/98) başvuru no’lu davanın
nedeni Türk vatandaşı Şehmus Canevi, Abdülmecit Canevi ve Gıyas Turgut’un (başvuranlar)
Avrupa însan Haklan Komisyonu’na (AİHK) 18 Şubat 1998 tarihinde Avrupa İnsan Haklan ve
Temel Özgürlükleri Sözleşmesinin (AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapmış oldukları
başvurudur. Başvuranlar İstanbul’da avukat olan H.Kaya (Ceylan) tarafından temsil
edilmişlerdir.
vshshyG
kh}hGrvŤ|sshyp
Bursa Emniyet Müdürlüğü, sivil polisin verdiği bilgi üzerine, uyuşturucu kaçakçısı
olduklarından şüphe edilen 1965 doğumlu Şehmuz Canevi (Ş.C.) ve Abdülmecit Canevi (A.C.)
ve 1950 doğumlu Gıyas Turgut (G.T.) aleyhine operasyon düzenlemiştir.
Ekim 1995 tarihinde, saat 23:30’da Ş.C.’ye ait ve içinde yolcu olarak A.C. ve G.T.’nin
de bulunduğu bir otomobil polisler tarafından durdurulmuştur. Aracın şoförü kaçmıştır. Polisler
araçta yaptıkları aramada on kilo eroin ve bir tabanca ele geçirmişlerdir. A.C. ve G.T. Emniyet
Müdürlüğü’nde gözaltına alınmıştır. Operasyon hakkında tutanak düzenlenmiş ve sözkonusu
tutanak on dokuz polis ve iki sivil polis tarafından imzalanmıştır.
Emniyet Müdürlüğü’ndeki sorgulaması sırasında düzenlenen tutanakta, A.C.’nin,
başkaları tarafından teinin edilen eroini araçlarına koyduklarını ve Ş.C. tarafından kullanılan
ikinci bir otomobilin ise onları takip ettiğini belirttiği, yer almaktadır. Ş.C. tutuklama sırasında
olay mahallinden kaçmıştır.
G.T., gözaltı sırasında, A.C.’nin kendisini akşam yemeğine davet ettiği için arabada
bulunduğunu ve paketin içinde ne olduğu konusunda ve uyuşturucu kaçakçılığı hakkında bilgisi
olmadığını, zira bu paketleri diğer kişilerin arabaya koyarken gördüğünü belirtmiştir.
Ş.C. 2 Kasım 1995 tarihinde, Emniyet Müdürlüğü polisleri tarafından tutuklanarak
gözaltına alınmıştır. Ş.C. uyuşturucu kaçakçılığı yapılacağından haberi olmadan kardeşine
arabasını ödünç verdiğini savunmuştur,
Başvuranlar, 3 Kasım 1995 tarihinde, Bursa Cumhuriyet Başsavcısı tarafından
dinlenilmiştir. G.T. ve Ş.C. Emniyet Müdürlüğü’nde verdikleri ifadelerini yinelemişlerdir. A.C.
diğer sanıkların eroin sevkıyatı yapması konusunda verdiği ifadesini geri çekmiştir.
Başvuranlar, 3 Kasım 1995 tarihinde, haklarında tutuklama kararı alan Bursa Sulh Hakimi
önüne çıkarılmış ve Sulh hakimi önünde Cumhuriyet Başsavcısı önünde alınan ifadelerini kabul
etmişlerdir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı, 21 Kasım 1995 tarihli
iddianamesiyle, başvuranlar hakkında organize uyuşturucu kaçakçılığı suçundan ceza davası
açmıştır.
DGM önündeki A.C., kendisinin uyuşturucu kaçakçılığı yaptığını ve diğer iki sanıkların
yapmadıklarını belirtmiştir. G.T. ve Ş.C. haklarında yapılan suçlamaları reddetmiştir. DGM,
istinabeyle aralarında Narkotik Şube Müdürii’nün de bulunduğu operasyon hakkında düzenlenen
tutanağı imzalayan on üç polisin ifadesini almıştır. Bunun ardından başvuranların temsilcisi,
polislerin sorgulanması amacıyla mahkemeye soru listesi sunmuştur. Mahkeme on polisin tekrar
ifadelerini almış ancak sivil polislerin, hatta Narkotik Şube Müdürü’ııün ikinci defa
dinlenilmesine gerek olmadığına kanaat getirmiştir.
\
Nisan 1997 tarihinde, iki hukuk hakimi ve bir askeri hakimden oluşan DGM,
başvuranları, kendilerine atfedilen olaylardan suçlu bulmuş ve her birini on yıl hapis ve
648.125.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıştır. Mahkeme ayrıca uyuşturucu
kaçakçılığında kullanılan arabaya el konulmasına karar vermiştir. DGM, başvuranların suçlarını
oluşturmak amacıyla başvuranların tutuklanma sırasında ve yargılamanın değişik aşamalarında
alınan ifadelerini gözönünde bulundurmuştur.
Yargıtay 19 Ağustos 1997 tarihinde 1Nisan 1997 tarihli kararı onamıştır.
o|r|rGhÍpzpukhuG
pUG
hĶoz˅uĶuG]UGthkklzĶuĶuGĶoshsGlkĶskĶĤĶGĶkkĶhzp
Başvuranlar, adil yargılanma haklarının ihlal edilmesinden şikayetçi olmuş kendilerini
yargılayan DGM’nin, mahkeme heyetini oluşturan üç hakimden birinin asker olması nedeniyle,
tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olamayacağını savunmuşlardır. Başvuranlar ayrıca,
mahkemenin temsilcilerine, Narkotik Şube Müdüıii5nü ve sivil polisleri sorgulama olanağının
tanımamasından dolayı yargılamanın haksız olduğundan AİHS’nin 6 (1, 2 ve 3d) maddesini öne
sürmüşlerdir.
hSGkGnĂGt˅Gķ¡ķĥķGGĥķķ¡ķĥķGķ
Hükümet ilk olarak, mahkemenin bünyesinde hukuk hakimlerinin yanı sıra askeri hakimi
de bulundurulmasının AÎHS’nin 6§1 maddesinin ihlalini oluşturmadığını öne sürmüştür.
Hükümet iddiasını desteklemek amacıyla AİHM’nin içtihatına atıfta bulunmuştur (diğerlerinin
arasında, Engel ve diğerleri-îngiltere, Belilos-lsviçre ve Campbell ve Fell-İngiltere).
Hükümet, DGM’ler de dahil olmak üzere bütün mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığı
ilkesinin, “hakimlerin, mahkemelerin bağımsızlığı ilkesine uygun olarak görevlerini ifa ederken
bağımsız olmalarım” öngören Anayasa’nın özellikle 138. maddesi tarafından güvence altına
alındığını vurgulamıştır. Hükümet ayrıca, diğer hukuk mahkemelerinin verdiği kararlar gibi
DGMTerin verdikleri kararlar hakkında Yargıtay önünde temyize gidildiğini vurgulamıştır.
Hükümet, Yargıtay’ın, usul işlemlerinin incelenmesinin yamsıra davanın esasına da baktığını
belirtmiştir.
Ayrıca Hükümet, DGM’nin oluşumunu değiştiren 22 Haziran 1999 tarihli anayasal kanun
değişikliği teklifinin ardından, bu mahkemelerin tarafsız ve bağımsız olmasına ilişkin sorunun
nihai olarak çözüme kavuşturulduğuna ve başvuranların sözkonusu şikayete ilişkin hiçbir hukuki
menfaatinin bulunmadığına kanaat getirmiştir.
Başvuranlar, Hükümet’in iddiasına itiraz ederek sözkonusu mahkemelerin tarafsız ve
bağımsız olmamaları hakkmdaki şikayetlerini yinelemişlerdir.
AÎHM, Incal-Türkiye (9 Haziran 1998, 1998-IV) ve Çıraklar-Türkiye (28 Ekim 1998,
1998-VII) kararlarında, işbu davada ortaya çıkan şikayetlere benzer şikayetleri daha önce
incelediğini hatırlatmıştır. AİHM, DGM bünyesinde bulunan askeri hakimlerin statülerinin bazı
niteliklerinin, sözkonusu mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığını şüpheli kıldığını
vurgulamıştır (sözü edilen Incal, s. 1571, §68). AİHM, sözkonusu hakimlerin yürütme yetkisine
bağlı yani ordu mensubu olmaya devam eden askerler olduğunu, askeri disipline tabi olduklarını
dolayısıyla sicillerinin ordu tarafından verildiğini, tayin ve atamalarının idarenin ve ordunun
müdahale etmesine neden olduğunu ve son olarak DGM hakimi olarak görev sürelerinin dört yıl
olup yenilenilebileceğini vurgulamıştır.
AİHM, Hükümet’in Türk mevzuatının AİHS kriterlerine uyumunu sağlayan değişikliklere
dair verdiği bilgileri gözönünde bulundurmuştur. Ancak AÎHM, sadece dava koşullarını
değerlendirme görevinin olduğunu belirterek yerel mevzuattaki gelişmelerin sözkonusu
dönemden sonra meydana geldiği gerekçesiyle davanın başvuran için geçerli hukuki menfaatinin
bulunmadığı sonucuna varamaz (Bkz. Sadak ve diğerleri-Türkiye, no: 29900/96, 29901/96,
29902/96 ve 29903/96, §38, 2001-VIII).
Bundan dolayı, AİHM’nin görevi, İstanbul DGM’nin işleyişinin, başvuranların adil
yargılanma haklarını ihlal edip etmediğini ve Türkiye’nin toprak bütünlüğüne, demokratik
düzenine veya devlete karşı işlenen suçlar nedeniyle değil de, özellikle organize uyuşturucu
kaçakçılığı gerekçesiyle haklarında soruşturma yapılan başvuranların, kendilerini yargılayan
mahkemenin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasından şüphe etmelerini gerektirecek
yasal gerekçelerinin bulunup bulunmadığını araştırmaktır (sözü edilen Incal, s. 1572, §70 ve sözü
edilen Çıraklar s. 3072, §38),
AİHM’ye göre görünüş bile önem arz etmektedir zira ceza mahkemeleri başta olmak
üzere, demokratik toplumda bulunan bütün mahkemeler sanıklara güven vermelidir (Bkz.
diğerlerinin arasında Hauschildt-Danimarka, 24 Mayıs 1989 tarihli karar, seri A no:154, s.21,
§48). Bir mahkemenin tarafsız ve bağımsız olmamasına ilişkin şüphe uyandıran yasal neden
üzerinde karar vermek için sanığın bakış açısı önem kazanmakta ancak belirleyici olmamaktadır.
Önemli olan başvuranın duyduğu kaygıların objektif olarak kanıtlanıp kanıtlanmadığıdır (Gautrin
ve diğerieri-Fransa, 20 Mayıs 1998 tarihli karar, 1998-III, s. 1030-1031, §58 ve sözü edilen Incal
s.1572-1573, §71).
AİHM, DGM bünyesinde bulunan askeri hakimlerin bazı statü özelliklerinin sözkonusu
mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığını şüpheli kıldığını göz önünde bulundurarak sanıkların
haklı olarak sözkonusu hakimlerin tarafsızlığı ve bağımsızlığından tereddüt edebileceklerine
kanaat getirmiştir. Bu durum demokratik toplumda olması gereken adalete duyulan güveni
sarsmaktadır (Bkz. mutatis mutandis, Sramek-Avusturya, 22 Ekim 1984 tarihli karar, seri A
no:84, s.20, §42). Ayrıca AİHM, sadece bir kısmı da olsa bile askeri hakimden oluşan
mahkemeye çıkma durumuna önem vermektedir (sözüedilen Incal, s. 1573, §72).
Buradan, DGM önüne uyuşturucu kaçakçılığından dolayı çıksalar bile, başvuranların,
sözkonusu mahkemenin dava niteliğiyle ilişkisi olmayan değerlendirmelerde bulunmasından
kaygı duymalarında haklı nedenlerinin bulunabileceği ortaya çıkmaktadır. Sözkonusu
mahkemenin tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun olmasına ilişkin başvuranların duyduğu
kaygıların haklı olduğu söylenebilir.
Buradan yola çıkarak AİHM, AİHS’nin 6§ 1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır.
iUGķķGGķGķ
AİHM, benzeri davalarda tarafsız ve bağımsız olmadığı ortaya konulan mahkemenin,
yargıya tabi kişilere hakkaniyete uygun yargılamayı garanti edemeyeceğini hatırlatmıştır.
AİHM, başvuranların davasının tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından görülmesi
hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığı göz önünde bulundurulduğunda işbu şikayetin
incelenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmiştir (Bkz. sözü edilen Çıraklar-Türkiye, 28
Ekim 1998 tarihli karar, 1998-VII,s.3074, §§ 44-45).
pppUGhĶoz˅uĶuG[XUGthkklzĶuĶuG|n|shuthzpGohrrpukh
AİHS’nin 41. maddesi gereğince,
hUG{¡
Başvuranlar 15.000 euro (EURO) tutarında maddi ve manevi zarara uğradıklarını iddia
etmiştir.
İddia edilen maddi zarara ilişkin olarak AİHM, AİHS’ye aykırılık mevcut olmadığında,
DGM önünde sonuçlanan yargılama usulünün sonucu üzerinde değerlendirmeye gitmemiştir.
Sonuç olarak başvuranlara bu bağlamda zararın tazminini kabul etmemiştir (Bkz. Findlay-
İngiltere, 25 Şubat 1997 tarihli karar, 1997-1, s.284, § 85).
İddia edilen manevi zarara gelince, AİHM, dava şartlarında, tespit edilen ihlalin
hakkaniyetli bir tatmin oluşturduğuna dikkati çekmektedir (sözü edilen Çıraklar kararı, s. 3074,
§49).
AİHM, bir başvuran hakkında verilen mahkumiyetin, 6§1 maddesine göre tarafsız ve
bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından verildiği sonucuna vardığında, prensip olarak en
uygun tazminin, zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından başvuranı yeniden
yargılamak olacağı kanaatine varmıştır (Gençel-Türkiye kararı, no:53431/99 § 27, 23 Ekim
2003).
iUGtGGo
Başvuranlar, AİHM’deki işlemlere ilişkin masraf ve harcamalar için 10.000 EUR talep
etmiştir. Başvuranlar iddialarını kamtlayıcı hiçbir belge sunmamışlardır.
AİHM, AİHS’nin 41. maddesi bağlamında sadece makul tutarda ve gerçekten gerekli
olduğu ortaya konulan masrafların tazmin edildiğini hatırlatmıştır (Bkz. diğerlerinin arasında
Nikolova-Bulgaristan, no: 31195/96, §79, 1999-11). Bu bağlamda AİHM, başvuranların hiçbir
kamtlayıcı belge sunmadığım gözlemlemiştir. Bu koşullarda AİHM, sözkonusu talebi kabul
etmeyecektir (Bkz. Dikme-Türkiye, no: 20869/92, §126, 2000-VIII).
Ancak, işbu davaya hazırlanmak amacıyla başvuranların masraf yapmış olduğu ortadadır,
dolayısıyla AİHM, hakkaniyete uygun olarak başvuranlara ortaklaşa 2.000 EURO tutarının
ödenmesinin uygun olacağı kanaatine varmıştır.
jUGn Gm¡
AİHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı basit faize
dayalı olarak %3 ’lük bir faiz oranı uygulanacağını belirtmektedir.
i | Gn l y l r Í l s l y k l u Gk v s h pGt h o r l t l Gv i Ķy s ĶĤ Ķ s l S .İstan b u l D G M ’n in tarafsızlık tan v e b ağ ım sızlık tan y o k su n o lm asın a ilişk in şik ay et
hakkında AÎHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
2.AİHS’nin 6. maddesine göre yapılan diğer şikayetlerin incelenmesinin gerekli
olmadığına;
3.Mevcut kararın tek başına manevi tazminat için yeterli olduğuna karar vermiştir.
4.a) Bu kararın, AİHS’nin 44§2 maddesine göre kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde,
miktara yansıtılabilecek KDV ve pul, harç ve masraflarla birlikte, Ödeme tarihindeki döviz kum
üzerinden TL’sına çevrilmek üzere mahkeme masrafları için Savunmacı Hükümet’in 2.000 (iki
bin) EURO’yu başvuranlara ödemesine;
b ) B e l i r t i l e n s ü r e b i t i m i n d e n ö d e m e n i n y a p ı l d ı ğ ı t a r i h e k a d a r g e ç e n s ü r e i ç i n , y u k a r ı d a
belirtilen tutara, Avrupa Merkez Bankasının kredi faiz oranına yüzde üç puan eklenmek suretiyle
gecikme faizi uygulanmasına;
6.Hakkaniyete uygun tazminata ilişkin diğer taleplerin reddine karar vermiştir.
İşbu karar Fransızca olarak verilmiş ve 10 Kasım 2004 tarihinde, İçtüzüğün
77.maddesinin 2.ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiştir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło