40593/04
WyrokETPCz2007-12-11ECLI:CE:ECHR:2007:1211JUD004059304
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe tymczasowe aresztowanie i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie, zgodnie z art. 5 ust. 3, art. 5 ust. 4 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że tymczasowe aresztowanie skarżącego, trwające ponad jedenaście lat i sześć miesięcy, było nadmiernie długie, ponieważ sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów uzasadniających jego przedłużanie, opierając się na ogólnikowych sformułowaniach. Stwierdzono naruszenie art. 5 ust. 4, ponieważ skarżący ani jego adwokat nie mogli uczestniczyć w posiedzeniach sądowych dotyczących przeglądu aresztu, a decyzje były podejmowane wyłącznie na podstawie akt sprawy, co uniemożliwiło kontradyktoryjność. Naruszenie art. 6 ust. 1 wynikało z przewlekłości postępowania karnego, które w momencie wydania wyroku trwało ponad czternaście lat i siedem miesięcy, przechodząc przez wiele instancji, co przekroczyło rozsądny termin.Stan faktyczny
Skarżący, Cengiz Polat, urodzony w 1965 roku, został aresztowany 6 lutego 1993 roku i tymczasowo aresztowany 15 lutego 1993 roku pod zarzutem udziału w nielegalnej organizacji zbrojnej TKP/ML-TĐKKO. Postępowanie karne, w którym prokurator domagał się kary śmierci, toczyło się przed Sądem Bezpieczeństwa Państwowego w Stambule, a następnie, po jego zniesieniu, przed Sądem Karnym w Stambule. Skarżący był dwukrotnie skazywany na dożywocie (12 czerwca 2000 i 31 stycznia 2005), a wyroki te były dwukrotnie uchylane przez Sąd Kasacyjny (15 maja 2001 i 20 marca 2006). Z aresztu tymczasowego został zwolniony 4 października 2006 roku, a postępowanie karne nadal trwało w momencie wydania wyroku ETPCz.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: uznaje skargę w zakresie art. 5 ust. 3, art. 5 ust. 4 i art. 6 ust. 1 Konwencji za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 5 ust. 4 Konwencji; stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; zasądza na rzecz skarżącego 12 500 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków; odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ĐKĐNCĐ DAĐRE
CENGĐZ POLAT – TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:40593/04)
KARAR
STRAZBURG Aralık 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007 . Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 40593/04 no’lu davanın nedeni, T.C.
vatandaꢀı Cengiz Polat’ın (baꢀvuran), Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne, 15 Ekim 2004
tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları
Sözleꢀmesi’nin (“AĐHS”) 34. Maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu
avukatlarından E. Kanar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1965 doğumludur. ꢁu anda Edirne F Tipi Cezaevinde tutuklu bulunmaktadır.
Baꢀvuran, 6 ꢁubat 1993 tarihinde, yasadıꢀı silahlı bir örgütün, TKP/ML-TĐKKO
(Türkiye Komünist Partisi/Marksist Leninist-Türkiye Đꢀçi Köylü Kurtuluꢀ Ordusu),
eylemlerine katıldığı ꢀüphesiyle Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi’nde
görevli polis memurları tarafından yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır.
Baꢀvuran, 15 ꢁubat 1993 tarihinde, önce Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcısı, sonra da tetkik hakimi huzuruna çıkartılmıꢀtır. Aynı gün, tetkik hakimi
baꢀvuranın tutuklu yargılanmasına karar vermiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı, 5 Nisan 1993 tarihli bir ithamnameyle, baꢀvuran ile diğer on
dokuz sanığı diğer hususlar meyanında yasadıꢀı silahlı bir örgüte üye olmak ve devletin
anayasal düzenini bozan eylemlere katılmakla suçlayarak bu kiꢀiler aleyhinde cezai takibat
baꢀlatmıꢀtır. Đddia makamı, Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesi uyarınca ölüm cezası talep
etmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, takibat sırasında, iddia edilen suç ile kanıtların
durumunu göz önünde bulundurarak baꢀvuranın serbest kalma taleplerini reddetmiꢀtir.
Baꢀvuran, 12 Haziran 2000 tarihinde, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından
kendisine yöneltilen suçlamalardan hüküm giymiꢀ ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıꢀtır. Mayıs 2001 tarihinde, Yargıtay, usul gerekçeleriyle baꢀvuranın mahkumiyet
kararını bozmuꢀtur. Dava, yeniden incelenmek üzere Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne
iade edilmiꢀ ve baꢀvuranın tutukluluk hali devam etmiꢀtir. Mayıs 2004 tarihinde, anayasal bir değiꢀikliğin ardından Devlet Güvenlik
Mahkemeleri kaldırılmıꢀ ve baꢀvuranın davası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne
gönderilmiꢀtir. Yerel mahkemeler, takibat sırasında, iddia edilen suç ile dava dosyasındaki
belgelerin niteliğini gözönünde bulundurarak, baꢀvuranın serbest kalma taleplerini
reddetmiꢀtir. Baꢀvuran, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 298. maddesi uyarınca bu
kararlara itiraz etmiꢀtir; ancak baꢀvuranın bütün talepleri yerel mahkemeler tarafından
reddedilmiꢀtir.
Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, 31 Ocak 2005 tarihinde, Ceza Kanunu’nun 146/1.
maddesi uyarınca baꢀvuranı suçlu bulmuꢀ ve müebbet hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Yargıtay, 20 Mart 2006 tarihinde, Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozmuꢀ ve dava
dosyası Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi’ne iade edilmiꢀtir.
Baꢀvuran, 4 Ekim 2006 tarihinde, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıꢀtır.
Dava dosyasındaki bilgiye göre, dava hala Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda
beklemededir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, tutuklu yargılanmasının AĐHS’nin 5/3 maddesinde öngörülen “makul süre”
ꢀartına uymadığı konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet bu iddiaya itiraz etmiꢀtir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, baꢀvuranın AĐHS’nin 5/3 maddesine dayanan ꢀikayetini 15 Ekim 2004
tarihinde sunmuꢀ olması nedeniyle, 6 ꢁubat 1993–12 Haziran 2000 tarihleri arasında tutuklu
bulunduğu sürenin altı aylık süre dıꢀında olduğu gerekçesiyle dikkate alınmaması gerektiğini
savunmuꢀtur.
AĐHM, Solmaz / Türkiye kararında (no. 27561/02) benimsenen ilkelere atıfta
bulunmaktadır. Bu kararda, baꢀvuranın hapsedilmesi durumunda, birbirini izleyen tutukluluk
dönemlerinin bir bütün olarak dikkate alınması ve altı aylık sürenin son tutukluluk döneminin
bitiminden itibaren baꢀlaması gerektiği sonucuna varılmıꢀtır. Bu nedenle, altı aylık sürenin,
son tutukluluk döneminin bitiminden itibaren (4 Ekim 2006) baꢀlaması gerekmektedir.
Buna göre, AĐHM, Hükümet’in itirazını reddetmektedir.
AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun
olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Esas
Hükümet, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin baꢀvuranın tutuklu yargılanma
süresini gereksiz yere uzatmadığını ileri sürmüꢀ ve baꢀvuranın sorumlu tutulduğu suçun ciddi
nitelikte olduğunu belirtmiꢀtir.
Baꢀvuran, tutuklu yargılanma süresinin çok uzun tutulduğunu hatırlatmaktadır.
AĐHM, yukarıda açıklandığı gibi, sözkonusu sürenin baꢀvuranın yakalandığı 6 ꢁubat tarihinde baꢀlayıp serbest bırakıldığı 4 Ekim 2006 tarihinde sona erdiğini
kaydetmektedir. AĐHM’nin içtihadına göre, AĐHS’nin 5/1 (a) maddesi uyarınca
mahkumiyetinden sonra baꢀvuranın alıkonduğu sürenin (12 Haziran 2000-15 Mayıs 2001 ile Ocak 2005-20 Mart 2006 arasında geçen süreler) özgürlüğünden mahrum edildiği toplam
süreden düꢀülmesinden sonra, sözkonusu davada göz önünde bulundurulması gereken sürenin
on bir yıl altı aydan fazla olduğu görülmektedir.
Bu dönem boyunca, yerel mahkemeler, “suçun niteliği, kanıtların durumu ve
tutukluluğun süresi dikkate alınarak” gibi birbirinin aynı ve kliꢀeleꢀmiꢀ terimler kullanarak
baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının devamına karar vermiꢀlerdir. AĐHM, baꢀvurana atfedilen
suçun ciddiyeti ile muhtemel cezanın ağırlığını dikkate almaktadır. Ancak, AĐHM, tutukluluk
süresinin makul olup olmadığı konusunun kuramsal olarak değerlendirilemeyeceğini
hatırlatmaktadır. Bir sanığın tutukluluğunun makul olup olmadığı konusu, her davanın
kendine has özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Kiꢀisel özgürlük hakkına saygı kuralından
daha çok önem arz eden kamu menfaatinin gerçekten gerekli olduğu yönünde belirli
göstergeler olması durumunda, masumiyet karinesine bakılmaksızın, tutukluluğun devam
etmesi desteklenebilir (Kulda / Polonya, no. 30210/96). AĐHM, sözkonusu davada, yerel
mahkemelerin baꢀvuranın tutukluluk süresini uzatma yönündeki kararlarında böylesi bir
muhakemenin olmadığını kaydetmektedir. AĐHM’ye göre, “kanıtların durumu” ifadesi
genellikle suça dair ciddi göstergelerin varlığı ve devamlılığında ilgili bir faktör olsa da,
sözkonusu davada bu ifade, tek baꢀına, baꢀvuranın ꢀikayetçi olduğu tutukluluk süresini haklı
çıkaramaz (bkz, Letellier / Fransa, A Serisi no. 207; Tomasi / Fransa, A Serisi no. 241-A;
Mansur / Türkiye, A serisi no. 319-B).
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda genellikle AĐHS’nin
5/3 maddesinin ihlalini saptamıꢀtır (bkz, Atıcı / Türkiye (no.1), no. 19735/02; Dereci /
Türkiye, no. 77845/01; Taciroğlu / Türkiye, no. 25324/02).
AĐHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten sonra, Hükümet’in
sözkonusu davada, AĐHM’nin bu davada farklı bir sonuca varmasını sağlayacak ikna edici
hiçbir tespit veya delil sunmadığına karar vermiꢀtir. AĐHM, konuyla ilgili içtihadını gözönüne
alarak, sözkonusu davada baꢀvuranın tutuklu yargılanmasının çok uzun sürdüğüne ve bu
durumun AĐHS’nin 5/3 maddesine ters düꢀtüğüne karar vermiꢀtir.
Buna göre, AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 5/4 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, yerel mahkemelerin tutuklu yargılanmasını gözden geçirme ꢀeklinin
AĐHS’ye ters düꢀtüğünü ileri sürmektedir. Baꢀvuran, konuyla ilgili olarak, yerel mahkemeler
kararlarını verirken ne kendisinin ne avukatının duruꢀmaya katılamadığını, kararların yalnızca
dava dosyasına dayanılarak verildiğini iddia etmektedir.
Baꢀvuranın ꢀikayetinin bu kısmı, AĐHS’nin 5/4 maddesi bağlamında incelenmelidir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, AĐHS’nin 35/1 maddesinde öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmediği
gerekçesiyle bu ꢀikayetin reddedilmesi gerektiğini ileri sürmüꢀtür. Hükümet, yerel
mahkemeler huzurunda baꢀvuranın hiçbir aꢀamada AĐHS’nin 5. maddesine dayanmadığını
iddia etmiꢀtir.
B. Esas
Hükümet, iddiaları reddetmiꢀtir.
AĐHM, söz konusu zamanda geçerli kanunların baꢀvuranın veya avukatının mahkeme
oturumlarına katılmalarına izin vermediğini, dolayısıyla incelemelerin yalnızca dosyadaki
belgelere dayanılarak yapıldığını kaydetmektedir. Bunun sonucunda, baꢀvuran çekiꢀmeli bir
davanın gereklerinden yararlanamamıꢀtır. AĐHM, benzer bir sorunu incelediği ve AĐHS’nin
5/4 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığı Bağrıyanık / Türkiye davasında (no. 43256/04)
vermiꢀ olduğu kararı hatırlatmaktadır. AĐHM, sözkonusu davada, daha önceki tespitlerinden
sapmasını gerektirecek herhangi bir özel koꢀula rastlamamıꢀtır.
Sonuç olarak, AĐHM, AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine karar vermiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuran, on dört yılı aꢀkın sürenin ardından hala beklemede olan cezai takibatın çok
uzun sürmesi konusunda ꢀikayetçi olmuꢀ ve bu ꢀikayetini AĐHS’nin 6/1 maddesine
dayandırmıꢀtır.
AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde bu ꢀikayetin dayanaktan yoksun olmadığını
kaydeden AĐHM, ayrıca, baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru
bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle, baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.
Baꢀvuran aleyhindeki suçlamalar ile dokuz sanık ve çok sayıda tanığı kapsayan geniꢀ
kapsamlı bir duruꢀma yapmanın gerekliliğini gözönünde bulunduran Hükümet, davanın
karmaꢀık nitelikte olduğunu ileri sürmüꢀtür. Hükümet, bu etmenlerin yargılamanın neden
uzun sürdüğü konusuna açıklık getirdiğini ve adli makamların ihmalinin ya da geciktirmesinin
sözkonusu olamayacağını belirtmiꢀtir.
AĐHM, cezai takibatın, dava dosyasındaki bilgiye göre, baꢀvuranın yakalandığı 6
ꢁubat 1993 tarihinde baꢀladığını ve hala Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi huzurunda
beklemede olduğunu gözlemlemektedir. Dolayısıyla, dava, bu kararın alındığı tarih itibariyle
on dört yıl yedi aydan fazla süren bir dönemde iki aꢀamalı bir yargıda dört kez incelenmiꢀtir.
AĐHM, sözkonusu davadakine benzer sorunlar içeren davalarda genellikle AĐHS’nin
6/1 maddesinin ihlalini saptamıꢀtır (bkz, Pélissier ve Sassi / Fransa, no. 25444/94; Ertürk /
Türkiye, no. 15259/02).
AĐHM, kendisine sunulan belgelerin tamamını inceledikten sonra, konuyla ilgili
içtihadını gözönüne alarak, cezai takibatın çok uzun sürdüğüne ve “makul süre” ꢀartını yerine
getirmediğine karar vermiꢀtir.
Buna göre, 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
IV. ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐA EDĐLEN DĐĞER AĐHS MADDELERĐ
Baꢀvuran, son olarak, 5/1 (a) maddesi uyarınca gözaltı süresinin makul süreyi aꢀtığı
konusunda ꢀikayetçi olmuꢀtur.
Hükümet, altı ay kuralına uymadığı gerekçesiyle bu ꢀikayetin kabuledilemez olduğunu
ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, iç hukuk yolunun bulunmadığı hallerde, altı aylık sürenin AĐHS’nin ihlalini
oluꢀturduğu iddia edilen eylemin gerçekleꢀtiği tarihten itibaren baꢀladığını hatırlatmaktadır
(Ege / Türkiye, no. 47117/99).
AĐHM, baꢀvuranın gözaltı süresinin 15 ꢁubat 1993 tarihinde sona erdiğini
gözlemlemektedir. Ancak, baꢀvuran, altı aydan daha uzun bir süre sonra, 15 Ekim 2004
tarihinde, AĐHM’ye baꢀvuruda bulunmuꢀtur.
AĐHM, bu ꢀikayetin istenen sürenin dıꢀında yapıldığı gerekçesiyle, AĐHS’nin 35.
maddesinin 1. ve 4. paragrafları gereğince reddedilmesi gerektiğine karar vermiꢀtir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal
edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen
telafi edebiliyorsa, AĐHS, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın
adil tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Baꢀvuran, maddi tazminat olarak 70,000 Yeni Türk Lirası (YTL) –yaklaꢀık 40,000
Euro-, manevi tazminat olarak ise 100,000 YTL –yaklaꢀık 57,000 Euro- talep etmiꢀtir.
Baꢀvuran, maddi tazminatla ilgili olarak, cezai takibatın çok uzun sürmesine ve tutuklu
yargılanması sırasında geçen süre boyunca çalıꢀamaması durumuna atıfta bulunmuꢀtur.
Hükümet, bu miktarlara itiraz etmiꢀtir.
AĐHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlaller arasında illiyet bağı
bulunmadığını kaydederek bu talebi reddeder. Ancak, AĐHM, yalnızca AĐHS’nin ihlalinin
saptanmasıyla yeterince tazmin edilemeyecek bir durum nedeniyle baꢀvuranın manevi zarar
görmüꢀ olabileceğini kabul etmektedir. Davanın koꢀulları ile içtihadını dikkate alan AĐHM,
manevi tazminat olarak baꢀvurana 12,500 Euro ödenmesine karar verir.
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuranın avukatı, Đstanbul Barolar Birliği’nin ücret cetveline göndermede
bulunarak, yerel yargılama süreci ile sözkonusu davanın AĐHM huzuruna getirilmesi sırasında
geçen 189 saat için çalıꢀma ücreti olarak 210,740 YTL (yaklaꢀık 120,000 Euro) talep etmiꢀtir.
Hükümet, bu taleplere itiraz etmiꢀtir.
AĐHM’nin içtihadına göre, bir baꢀvuran gerçekliğini ve gerekliğini kanıtladığı makul
miktarlardaki yargı giderlerini elde edebilir. AĐHM, sözkonusu davada, kendisine sunulan
bilgiye ve yukarıdaki ölçütlere dayanarak, yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 1,500
Euro ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Gecikme Faizi
AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz
oranına üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. ve 4. paragrafları ile 6/1 maddesi uyarınca yapılan
ꢀikayetin kabuledilebilir, baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;
2. AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiğine;
3. AĐHS’nin 5/4 maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
5. (a)AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten
itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na
çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Hükümet
tarafından baꢀvurana manevi tazminat olarak 12,500 Euro (on iki bin beꢀ yüz Euro),
yargılama masraf ve giderleri için 1,500 Euro (bin beꢀ yüz Euro) ödenmesine;
(b)Yukarıda belirtilen üç aylık sürenin sona erdiği tarihten itibaren ödemenin
yapılmasına kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan marjinal
kredi kolaylığı oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77/2. ve 3. maddeleri
gereğince 11 Aralık 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło