40750/04

WyrokETPCz2008-11-25ECLI:CE:ECHR:2008:1125JUD004075004

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego w sprawie o odszkodowanie z prawa pracy naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji? Czy w prawie krajowym istniał skuteczny środek odwoławczy w związku z przewlekłością postępowania, zgodnie z wymogami art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że ocena rozsądnego terminu postępowania wymaga uwzględnienia złożoności sprawy, zachowania skarżącego, zachowania właściwych organów oraz znaczenia sprawy dla zainteresowanych. Stwierdził, że sprawy z zakresu prawa pracy wymagają szczególnej staranności. W niniejszej sprawie, trwającej siedem lat i sześć miesięcy, z wielokrotnymi uchyleniami i przekazaniami do ponownego rozpoznania, Trybunał uznał, że władze krajowe, w szczególności Sąd Kasacyjny, nie wykazały wymaganej staranności, zwłaszcza w kontekście dwumiesięcznego terminu na rozpatrzenie apelacji w sprawach pracowniczych. W odniesieniu do art. 13, Trybunał potwierdził, że musi istnieć skuteczny środek odwoławczy umożliwiający skarżenie się na przewlekłość postępowania. Ponieważ rząd nie przedstawił dowodów na istnienie takiego środka, Trybunał stwierdził naruszenie art. 13.
Stan faktyczny
Skarżący, Emin Şirin, wniósł w dniu 12 czerwca 1998 r. do Sądu Pracy w Stambule pozew o wypłatę odprawy i odszkodowania za okres wypowiedzenia. Postępowanie sądowe trwało około siedem lat i sześć miesięcy, obejmując liczne rozprawy, opinie biegłych oraz wielokrotne rozstrzygnięcia sądu pierwszej instancji i Sądu Kasacyjnego, który dwukrotnie uchylał wyroki i przekazywał sprawę do ponownego rozpoznania. Ostateczny wyrok Sądu Kasacyjnego, zatwierdzający decyzję sądu pierwszej instancji, zapadł 6 grudnia 2005 r. Skarżący złożył skargę do ETPCz 20 września 2004 r.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. uznaje skargę za dopuszczalną; 2. stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji; 3. stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   DE L’EUROPE   AVRUPA   KONSEYİ   AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ   DÖRDÜNCÜ DAİRE   EMİN ŞİRİN -TÜRKİYE DAVASI   (Başvuru no:40750/04)   KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ   STRAZBURG   Kasım 2008   İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (40750/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaşı) Emin Şirin’in (başvuran) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne 20 Eylül 2004   tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa   İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapmış oldukları başvurudur.   Başvuran, İstanbul Barosu avukatlarından Y. Baysal tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOŞULLARI   Başvuran 1948 doğumludur ve Ankara’da ikamet etmektedir.   Haziran 1998 tarihinde, başvuran, ihbar ve kıdem tazminatının tahsili talebiyle İstanbul İş   Mahkemesi’nde dava açmıştır.   Haziran 1998 tarihinden 24 Nisan 2002 tarihine kadar mahkeme yirmi dört duruşma   gerçekleştirmiştir. Duruşmalar sırasında mahkeme, avukatları ile birlikte hazır bulunan   tarafları ve tanıkları dinlemiş ve ihtilaflı tazminat miktarının belirlenmesi amacıyla bilirkişi   raporu hazırlanmasına karar vermiştir.   Nisan 2002 tarihli bir kararla, taraflar tarafından sunulan kanıt ve belgelerin tamamına   dayanarak mahkeme başvuranın talebini kısmen haklı bulmuştur.   Nisan 2002 tarihinde, başvuran sözü edilen karar hakkında temyiz başvurusunda   bulunmuştur.   Aralık 2002 tarihli bir kararla, Yargıtay, ilk derce mahkemesinin kararını bozmuş ve   davayı iş mahkemesine iade etmiştir.   Aralık 2003 tarihli bir kararla, Yargıtay’ın sözü edilen kararına uyarak mahkeme başvuranın   talebini kısmen haklı bulmuştur.   Aralık 2003 tarihinde, başvuran, sözü edilen karar hakkında temyiz başvurusunda   bulunmuştur.   Ocak 2003 tarihli bir kararla Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuş ve davayı   iş mahkemesine iade etmiştir.   Mayıs 2005 tarihli bir kararla, Yargıtay’ın sözü edilen kararına uyarak mahkeme   başvuranın talebini kısmen haklı bulmuştur.   Haziran 2005 tarihinde, davalı taraf, sözü edilen karar hakkında temyiz başvurunda   bulunmuş ve duruşma yapılmasını talep etmiştir.   Aralık 2005 tarihinde, Yargıtay, bir duruşma gerçekletilmiştir. Mahkeme celbine rağmen   sözkonusu duruşmada ne başvuran ne de avukatı hazır bulunmuştur. Yargıtay, davalı tarafın   avukatını dinlemiş ve duruşmayı sonlandırmıştır. Aynı gün, dosya unsurlarına dayanarak,   Yargıtay, 31 Mayıs 2005 tarihli kararı onamıştır. Gerekçeli karar, 15 Mart 2006 tarihinde   tarafların bilgisine sunulmuştur.   Temmuz 2007 tarihli bir mektupla başvuranın avukatı, 6 Aralık 2005 tarihinden kısa bir   süre önce, tarafların, ihtilaflı sonlandıran bir dostane çözüm imzaladıkları hususunda   AİHM’yi bilgilendirmiştir. 7 Aralık 2007 tarihinde, Hükümet, kabuledilebilirliğe ve esasa   ilişkin görüşlerinde sözkonusu iddiaları doğrulamıştır.   HUKUK   I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, ulusal mahkemeler ve özellikle Yargıtay önünde görülen yargılamanın süresi   bakımından AİHS’nin 6/1 maddesi ile öngörülen “makul süre” gerekliliğine aykırı olduğu   kanaatindedir.   Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.   Dikkate alınacak dönem başvuranın iş mahkemesinde dava açtığı tarih olan 12 Haziran 1998   tarihinde başlamış ve Yargıtay karar tarihi olan 6 Aralık 2005 tarihinde sona ermiştir.   Sözkonusu süre iki dereceli yargıda altı kez görülen dava için yaklaşık yedi yıl altı ay   sürmüştür.   A. Kabuledilebilirliğe ilişkin   AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AİHM, yargılama sürecinin makul yapısının dava koşullarını takiben ve mahkeme yerleşik   içtihatları, özellikle davanın karmaşıklığı, başvuranın ve yetkili mercilerin tutumu ve ilgililer   bakımından davanın önemi dikkate alınarak değerlendirildiğini hatırlatmaktadır (Bkz.   diğerleri arasından Frydlender-Fransa, başvuru no: 30979/96). AİHM, iş davasının özel bir   ihtimam gerektirdiğini hatırlatmaktadır (Ruotolo-İtalya, 27 Şubat 1992; De Cantelar- Fransa,   başvuru no: 39966/98, 9 Eylül 1999 tarihli Komisyon raporu).   Mevcut davada, AİHM, ulusal mahkemeler önündeki ihtilafın başvuranın kıdem ve ihbar   tazminatının belirlenmesine dayandığını ve birçok bilirkişi incelemesi ile çok sayıda tanığın   dinlenmesi ve yüzleştirilmesini gerektirdiğinden belli bir karmaşıklığı olduğunu   belirtmektedir. Sözkonusu ihtilaf, yedi yıl altı ayın sonunda çözülmüştür: yedi yıl altı ayın,   yalnızca üç yıl on ayı, iş mahkemesinde davanın açıldığı tarih olan 12 Haziran 1998   tarihinden ilk derece mahkemesinin kararı verdiği tarih olan 24 Nisan 2002 tarihine kadar   uzanan dönem için ilk derece mahkemesinde, 24 Aralık 2002 tarihli Yargıtay kararından   sonra, on bir ayı ilk derece mahkemesinde ve son olarak dört ayı 25 Ocak 2005 tarihli   karardan sonra geçmiştir. Yargıtay, ilk temyiz başvurusunu müteakip yaklaşık sekiz ay   ikinciyi müteakip bir yıl bir ay, üçüncüyü müteakip altı ayda karar varmıştır. Oysa, 5521   sayılı kanunun 8/2 maddesi uyarınca, iş mahkemeleri tarafından alınan kararlar hakkında   bulunan temyiz başvurusunu, Yargıtay’ın ilgili dosyayı incelemesinin ardından iki ay   içersinde karara bağlaması gerekmektedir ki sözkonusu süreye mevcut davada riayet   edilmemiştir. Ulusal mercilerin özellikle de Yargıtay’ın mevcut dava koşullarının gerektirdiği   özeni göstermedikleri sonucuna ulaşılmaktadır.   AİHM mevcut davadakine benzer sorunları ortaya koyan davalar incelemiş ve AİHS’nin 6/1   maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiştir (sözü edilen Frydlender).   Takdirine sunulan unsurların tamamını incelemesinin ardından AİHM, mevcut davada farklı   bir sonuca ulaşmak için Hükümet’in hiçbir tespit ve delil sunmadığı kanaatindedir. Konuya   ilişkin içtihadını göz önüne alarak AİHM, mevcut davada ihtilaflı yargı süresinin çok uzun   olduğu ve “makul süre” gerekliliğine riayet etmediği kanaatindedir.   Bu durumda AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.   II. AİHS’NİN 13. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA   Başvuran, yargılama süresinin uzunluğundan şikayetçi olmak için Türkiye’de başvuruda   bulunulabilecek hiçbir mercinin mevcut olmamasından şikayetçidir. Başvuran, AİHS’nin 13.   maddesine atıfta bulunmaktadır.   Hükümet bu konuda görüş bildirmemektedir.   AİHM, AİHS’nin 13. maddesinin, AİHS’nin 6/1 maddesiyle getirilen davaların makul bir   süre içerisinde görülmesi yükümlülüğüne yönelik bir ihlal hakkında ulusal bir mahkeme   önünde şikayette bulunabilme imkanı tanıyan etkili başvuruyu güvence altına aldığını   hatırlatmaktadır (bkz, Kudla-Polonya, başvuru no: 30210/96). AİHM, başvuranın davasına   benzer davalarda Hükümet’in sunmuş olduğu itiraz ve argümanları reddettiğini belirtmektedir   (Tendik ve diğerleri- Türkiye, 22 Aralık 2005; Ebru ve Tayfun Engin Çolak- Türkiye, başvuru   no: 60176/00, 30 Mayıs 2006) ve mevcut davada farklı bir sonuca ulaşmak için hiçbir neden   görememektedir.   Dolayısıyla, AİHM, iç hukukta, AİHS’nin 6/1 maddesi uyarınca başvurana, davasının makul   bir sürede görülmesi hakkını tasdik etme imkanı sağlayan bir başvuru yolunun bulunmayışı   nedeniyle mevcut davada AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kanaatindedir.   III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI HAKKINDA   Başvuran, hiçbir adil tatmin talebinde bulunmamaktadır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,   1. Başvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AİHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   KARAR VERMİŞTİR.   İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 25 Kasım 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło