40803/02

WyrokETPCz2007-11-20ECLI:CE:ECHR:2007:1120JUD004080302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący doznał złego traktowania ze strony funkcjonariuszy policji, naruszając art. 3 Konwencji, oraz czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne dochodzenie w tej sprawie?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że skarżący doznał obrażeń w areszcie policyjnym, co rodzi silne domniemanie odpowiedzialności państwa, a rząd nie przedstawił rozsądnego wyjaśnienia ich pochodzenia. Stwierdzono, że użycie siły przez policję przekroczyło to, co było konieczne i proporcjonalne, biorąc pod uwagę charakter zarzucanego przestępstwa i brak zagrożenia ze strony skarżącego. Ponadto, postępowanie krajowe w sprawie zarzutów złego traktowania było nieskuteczne z powodu nadmiernej długości i ostatecznego zawieszenia, co uniemożliwiło wyjaśnienie przyczyn obrażeń i doprowadziło do bezkarności sprawców, naruszając proceduralny aspekt art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Mustafa Karabulut, taksówkarz z Stambułu, został zatrzymany 6 grudnia 1994 r. po kłótni z policjantem ruchu drogowego w związku z naruszeniem przepisów parkowania. Twierdził, że był bity i poddawany innym formom złego traktowania w budynku gminy Beyoğlu i na posterunku policji. Badanie lekarskie z 7 grudnia 1994 r. wykazało obrażenia wokół lewego oka, na dłoniach oraz otarcia na rękach i kolanach, co skutkowało 3-dniowym zwolnieniem lekarskim. Policjanci twierdzili, że użycie siły było konieczne z powodu oporu skarżącego.
Rozstrzygnięcie
Trybunał uznał skargę za dopuszczalną. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji. Uznał, że nie ma potrzeby osobnego badania skargi na podstawie art. 13 Konwencji. Zasądził skarżącemu 6 000 EUR tytułem szkody niemajątkowej oraz 500 EUR tytułem kosztów i wydatków. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   MUSTAFA KARABULUT -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 40803/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Kasım 2007   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (40803/02) no’lu davanın nedeni (T.C. vatandaꢀı)   Mustafa Karabulut’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 23 Ekim 2002   tarihinde Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından ꢁ.Turgut tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1964 yılı doğumludur ve Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Aralık 1994 tarihinde, taksi ꢀoförü olan baꢀvuran trafik polisi (polis memuru Ender) ile   yaꢀadığı tartıꢀmanın ardından gözaltına alınmıꢀtır.   Aynı gün avukat yardımı alan baꢀvuranın ve polis memuru Ender’in polis tarafından ifadesi   alınmıꢀtır.   Polis memuru Ender, baꢀvuranın arabasının yasak bir yerde durdurduğunu belirtmiꢀtir. Ceza   tutanağı düzenlemek için araca ait belgeleri ibraz etmesini talep ettiğinde baꢀvuranın bu talebi   reddettiğini dile getirmiꢀtir. Bu durumda aracın rehin altına alınması için baꢀvuranın kendisini   izlemesini söylemiꢀtir. Beyoğlu Belediyesi’nin hizasına geldiklerinde baꢀvuran, selektör   yaparak polis memuru Ender’i durdurmuꢀ ve arabanın geçersiz belgelerini tevdi etmiꢀtir. Polis   memuru, baꢀvuranın aracının çekilmesi gerektiğini tekrarladığında ise baꢀvuran karꢀı çıkmıꢀ   ve polis memurunu hedef alan aꢀağılayıcı ve küçük düꢀürücü sözler söylemiꢀtir. Olay   mahalinde bulunan Beyoğlu Emniyet Müdür Yardımcısı, polis memuruna yardım etmiꢀ ve   baꢀvuranın Beyoğlu Karakolu’na götürülmesini sağlamıꢀtır. Polis memuru, karꢀı çıkma,   aꢀağılama, tehdit ve mukavemet suçlarından dolayı baꢀvurandan ꢀikayetçi olmuꢀtur.   Baꢀvuran, polis memuruna mukavemet gösterdiğini reddetmiꢀtir.   1. Polis memurları hakkında yürütülen cezai süreç   Serbest bırakıldığı 7 Aralık 1994 tarihinde, baꢀvuran, Beyoğlu Cumhuriyet Savcılığı’na   ꢀikayet dilekçesi sunmuꢀtur. Baꢀvuran, müꢀterisinin taksi parasını getirmesini beklerken polis   memurunun kendisinden aracını bulunduğu yerden çekmesini talep ettiğini belirtmiꢀtir.   Ardından, polis memuru Ender, baꢀvuranı, arabasını çekmekle tehdit etmiꢀ ve baꢀvuranı   iteklemeye baꢀlamıꢀtır. Emniyet Müdür Yardımcısı ve ꢀoförü (“polis memuru Nail”) olay   yerine gelmiꢀtir. Polis memuru Nail baꢀvurana vurmaya baꢀlamıꢀtır. Baꢀvuran, ardından, polis   aracına götürülmeden önce Emniyet Amiri ve iki polis memuru tarafından Belediye binasının   bahçesine götürüldüğünü, kelepçelendiğini ve birçok kiꢀinin gözleri önünde dövüldüğünü   belirtmiꢀtir. Karakolda ise baꢀvuran, Emniyet Müdür Yardımcısının odasına götürülmüꢀ   burada, müdür yardımcısı tarafından dövülmüꢀ ve falakaya maruz kalmıꢀtır. Ayrıca baꢀvuran,   kendisine soğuk su tutulduğunu ve polis memuru Ender’in gece gelerek müdür yardımcısı ile   birlikte baꢀvurana kötü muamelelerde bulunduğunu iddia etmiꢀtir.   Yine 7 Aralık 1994 tarihinde, baꢀvuran, Beyoğlu Adli Tıp Kurumu’na sevk edilmiꢀtir.   Yapılan muayenede sol göz etrafında, avuç içlerinde hiperemiler, ellerde ve dizlerde sıyrıklar   bulunduğu tespit edilmiꢀtir. Adli tabip, baꢀvurana üç gün iꢀ göremez raporu vermiꢀtir.   Aralık 1994 tarihinde, polise ifade veren baꢀvuran, polis memuru Ender’in kontrol   sırasında aracına ait evrakları kendisine iade etmediğini ve Belediye’ye kadar arabasıyla   kendisini takip etmesini istediğini, burada, baꢀvuranın aracını çektireceğini söylemesi üzerine   polis memuru ile baꢀvuran arasında bir tartıꢀma baꢀladığını söylemiꢀtir. Baꢀvuranın   arabasından inmeyi reddetmesi neticesinde polis memurları Ender ve Nail baꢀvuranı   aracından zorla indirerek baꢀvuranı Belediye binasına götürmüꢀler ellerinden kelepçeleyip   dövmüꢀlerdir. Ardından, baꢀvuranı Emniyet Amiri’nin aracıyla karakola götürmüꢀlerdir.   Karakolda, Emniyet Müdür Yardımcısı baꢀvuranın sopayla ellerine ve ayaklarına vururken bir   polis memuru da baꢀvuranı tutmuꢀtur. Sonra tuvaletlerde soyunmaya zorlanmıꢀ ve üstüne su   sıkılmıꢀtır. Baꢀvuran ertesi gün serbest bırakılmıꢀtır.   Mart ayı içinde Cumhuriyet Savcılığı tarafından ifadeleri alınan polis memurları kötü   muamele iddialarını reddetmiꢀlerdir. Emniyet Müdür Yardımcısı, polis memuru Nail’le   birlikte Belediye’den çıkarken polis memuru Ender’in baꢀvuranı yakalamak için   kendilerinden yardım istediğini ifade etmiꢀtir. Emniyet Müdür Yardımcısına göre, baꢀvuranın   karꢀı koyması üzerine baꢀvuranı arabaya bindirmek için zor kullanmak zorunda kalmıꢀlardır.   Mart 1995 tarihinde, Cumhuriyet Savcısı tarafından “kötü muamelede” bulundukları   gerekçesiyle üç polis memuru hakkında Beyoğlu Asliye Ceza Mahkemesi’nde kamu davası   açılmıꢀtır.   Haziran 1995 tarihli duruꢀma sırasında, Asliye Ceza Mahkemesi, sanıkların savunmalarını   dinlemiꢀtir. Polis memuru Ender, arabasını bırakmak istememesinden dolayı baꢀvuranla   arasında Belediye binası önünde bir tartıꢀma yaꢀandığını ifade etmiꢀtir. Polis memuru Ender,   polis memuru Nail’in yardımıyla baꢀvuranı aracından indirdiklerini ve baꢀvuranı Belediye   binasına götürdüklerini burada aralarına Emniyet Müdür Yardımcısı’nın da katıldığını   belirtmiꢀtir. Ardından, baꢀvuran karakola götürülmüꢀtür. Emniyet Amiri ve polis memuru   Nail’de benzer ꢀekilde ifadelerini sunmuꢀlardır. Cezai yargılamada müdahil tarafı oluꢀturan   baꢀvuran, 30 Aralık 1994 tarihli ifadesini yinelemiꢀtir.   Mart 1996 tarihli duruꢀmada, Asliye Ceza Mahkemesi iki tanık dinlemiꢀtir. Söz konusu iki   tanık, baꢀvuranın yüzünün kanamıꢀ ve ꢀiꢀmiꢀ olduğunu fakat kimlerin baꢀvuranı bu ꢀekilde   dövdüklerini görmediklerini ifade etmiꢀlerdir. Duruꢀmanın bitiminde, mahkeme polis   memurlarını serbest bırakmıꢀtır. Polis memurlarının baꢀvuranı karakola götürmek için zor   kullanmak zorunda kaldıkları ve gücün kötüye kullanılmasına iliꢀkin inandırıcı hiçbir delil   bulunmadığı sonucuna ulaꢀılmıꢀtır.   Temmuz 1997 tarihinde, Yargıtay, Asliye Ceza Mahkemesi’nin sağlık raporlarını ve olay   yerinde baꢀvuranın yüzünü kanamıꢀ ve ꢀiꢀmiꢀ gören tanıkların ifadelerini yeterince dikkate   almadığı gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀtur.   Kararın iadesinin adından, Asliye Ceza Mahkemesi, on duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve polis   memuru Nail’in ifadelerini istinabe yoluyla almıꢀtır. Emniyet Müdür yardımcının ve polis   memuru Ender’in istinabelere ve haklarında çıkarılan ihzar müzekkerelerine rağmen   mahkemece dinlenememiꢀlerdir. Polis memuru Ender’in adresi de tespit edilememiꢀtir.   Nisan 2001 tarihli duruꢀmanın bitiminde, Asliye Ceza Mahkemesi, 4616 sayılı yasa   uyarınca, polis memurları hakkında beꢀ yıl boyunca yürütülen cezai yargılamaya iliꢀkin   olarak hükme varmayı ertelemeye karar vermiꢀtir.   Ekim 2002 tarihinde, Beyoğlu Ağır Ceza Mahkemesi, baꢀvuranın karara itirazını   reddetmiꢀtir.   2. Baꢀvuran hakkında yürütülen cezai süreç   Aralık 1994 tarihinde, baꢀvuran, aracının çekilmesini engellemeye teꢀebbüs ettiği   gerekçesiyle polis memuruna mukavemetten suçlanmıꢀtır.   Belirtilmeyen bir tarihte, baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   HUKUK   1. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuran, yakalandığı ve polis karakolunda gözaltında tutulduğu sırada kötü muamelelere   maruz kaldığını iddia etmektedir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilmezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa iliꢀkin   Hükümet, baꢀvuranın iddialarına karꢀı çıkmaktadır. Hükümet, bir avukat eꢀliğinde polise   verdiği ilk ifadesinde baꢀvuranın iddialarını dile getirmediğine dikkat çekmektedir. Hükümet,   baꢀvuranı arabasından indirmek için güç kullanımına baꢀvurulmasının yasal olduğunu, göz   çevresinde ve avuç içindeki kanamaların bu sırada oluꢀtuğunu ve güç kullanımının baꢀvuranın   tutumuyla tamamen orantılı olduğunu ifade etmiꢀtir. Hükümet, baꢀvuranın vücudunda   bulunan diğer sıyrıklara iliꢀkin olarak ise bu sıyrıkların baꢀka bir nedenden de kaynaklanmıꢀ   olabilecek hafif yaralar olduğunu dile getirmektedir. Son olarak, Hükümet, baꢀvuranın   ifadelerindeki çeliꢀkilere dikkat çekmektedir.   AĐHM, bir kimse polis memurları kontrolü altında olduğu gözaltı sırasında yaralandığında, bu   dönemde meydana gelen her yaralanmanın güçlü maddi karinelerin doğmasına neden   olduğunu hatırlatmaktadır (Bkz. Salman-Türkiye, baꢀvuru no: 21986/93). Dolayısıyla söz   konusu yaraların kaynağı hakkında makul açıklamalar yapmak ve mağdurun iddiaları   hakkında ꢀüphe uyandıracak olayları ortaya koyan, özellikle sağlık belgeleri ile desteklenmiꢀ   olan kanıtları sunmak Hükümet’in görevidir (Selmouni-Fransa, baꢀvuru no: 25803/94,   Berktay-Türkiye, baꢀvuru no: 22493/93, 1 Mart 2001 ve Ayꢀe Tepe-Türkiye, baꢀvuru no:   29422/95, 22 Temmuz 2003).   Mevcut davada, dosyanın unsurlarından, polis memuru Ender’in taksi ꢀoförü olan   baꢀvurandan aracının evraklarını istediğinde, baꢀvuranın park ihlali yaptığı sonucuna   ulaꢀılmaktadır. Baꢀvuranın polis memuru Ender’in talebini reddetmesi üzerine, polis memuru   baꢀvurandan kendisini izlemesini istemiꢀtir. Yolda, baꢀvuran, araca iliꢀkin evraklarını polis   memuruna ibraz etmeyi kabul etmiꢀtir. Fakat söz konusu evraklar kurallara uygun olmaması   nedeniyle, polis memurunun baꢀvuranın aracını çektireceğini söylemesinin ardından baꢀvuran   ile polis memuru arasında tartıꢀma yaꢀanmıꢀtır. Olay yerinde bulunan Emniyet Müdür   Yardımcısı ve polis memuru Nail de yardımcı olmak için polis memuru Ender’in yanına   gelmiꢀlerdir.   Olay yerinde baꢀvuranın tutulması sırasında polis memurlarının güç kullandıklarına taraflar   itiraz etmemiꢀlerdir. Fakat tarafların ifadeleri, kötü muamelenin uygulanma anına ve ꢀiddetine   iliꢀkin olarak farklılaꢀmaktadır. Zira baꢀvuran, yalnızca yakalandığı esnada değil aynı   zamanda da Beyoğlu Belediye binasında ve Beyoğlu Karakolu’nda gözaltında tutulduğu   esnada da kötü muamelelere maruz kaldığını iddia etmektedir.   AĐHM, 7 Aralık 1994 tarihinde, gözaltının bitiminde baꢀvuranın tıbbi bir muayeneden   geçtiğini not etmektedir. Sağlık raporundan, baꢀvuranın sol göz etrafında, avuç içlerinde   hiperemiler, ellerinde ve dizlerinde de cildi sıyrıklar olduğu saptanmaktadır. Bunun üzerine   baꢀvurana üç gün iꢀ göremez raporu verilmiꢀtir.   AĐHM de Yargıtay gibi Asliye Ceza Mahkemesi’nin, baꢀvuranın vücudunda görülen yara   izleri ilgili olarak makul açıklamalarda bulunmadığını gözlemlemektedir. Baꢀvuranın   yaralarının, baꢀvuranı karakola götürmek için polis memurlarının meꢀru güç kullanımından   kaynaklandığına iliꢀkin Asliye Ceza Mahkemesi’nin kararı Yargıtay tarafından bozulmuꢀtur.   Üstelik kamu davası açılmasını erteleme kararı da baꢀvuranın vücudunda tespit edilen   yaraların nedenini açıklama imkanını ortadan kaldırmıꢀtır.   Takdirine sunulan olaya iliꢀkin unsurların tamamını ve Hükümet tarafından makul bir   açıklama yapılmayıꢀını göz önünde bulundurarak AĐHM, baꢀvuranın vücudunda tespit edilen   yaralardan Savunmacı Hükümet’in sorumlu olduğunu düꢀünmektedir.   Hükümet’in savunduğu gibi baꢀvuranın vücudunda saptanan yaraların, polis müdahalesi   sırasında baꢀvurana uygulanan güçten kaynaklandığı farz edilse bile AĐHM, baꢀvuranın   tutumunun zorunlu kıldığı güç kullanımını aꢀtığı kanaatindedir. Bu bağlamda AĐHM,   öncelikle baꢀvurana atılı olayların Trafik Kanunu ihlal eden suçlar olduğunu belirtmektedir.   Ayrıca, polis memurlarının baꢀvuranın saldırgan, tehlikeli ve silahlı bir kiꢀi olduğunu   düꢀündükleri de iddia edilmemiꢀtir. Son olarak AĐHM, baꢀvuranın özellikle sol göz etrafında,   avuç içlerinde hiperemilerin olduğu belirgin yara izlerinin saptandığı ve bu yaraların   baꢀvuranın üç gün süre ile iꢀinden alıkoyduğunu tespit etmektedir.   Ayrıca AĐHM, bir kimse polis memurlarınca hukuk dıꢀı ve AĐHS’nin 3. maddesine aykırı   muamelelere maruz kaldığını iddia ettiğinde, söz konusu hükmün etkili bir soruꢀturmayı   zorunlu kıldığını hatırlatır (Assenov ve diğerleri, Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar). Bu   soruꢀturma sorumluların belirlenmesi ve cezalandırılması ile sonuçlanmalıdır. Đꢀkence ve   insanlıkdıꢀı veya aꢀağılayıcı muamele ve cezaların yasaklanmıꢀ olması çok önemli olmakla   birlikte, bu tür bir soruꢀturma gerçekleꢀmediği takdirde, bu yasak uygulamada etkili   olmayacak ve bazı durumlarda kamu görevlilerinin neredeyse müeyyidesiz bir ꢀekilde   kontrollerine tabi kiꢀilerin haklarını çiğnemeleri mümkün olacaktır ( Bkz. Caloc-Fransa,   baꢀvuru no: 33951/96 ve Batı ve diğerleri-Türkiye, baꢀvuru no: 33097/96 ve 57834/00).   Mevcut davada, baꢀvuranın ꢀikayetini sunmasının ardından soruꢀturma açılmıꢀ ve cezai   yargılama baꢀlatılmıꢀtır. Ancak polis memurları hakkında yürütülen cezai yargılama davanın   ertelenmesi ile son bulmuꢀ, böylece baꢀvuranın vücudunda tespit edilen yaraların nedenini   açıklığa kavuꢀturma olanağı da ortadan kalkmıꢀtır.   Asliye Ceza Mahkemesi, davanın ertelenmesine karar verdiğinde yargılama yaklaꢀık altı   buçuk yıldan beri sürmekteydi. Dördüncü yılın bitiminde kararın Yargıtay tarafından iade   edilmesinin ardından Asliye Ceza Mahkemesi yalnızca polis memuru Nail’in istinabe yoluyla   ifadesini alarak bir duruꢀma gerçekleꢀtirmiꢀ ve polis memuru Ender’in yeni adresini tespit   edememiꢀti. AĐHM, ulusal mahkemelerin, kötü muamelelerde bulunma suçuyla suçlanan   polis memurlarının yargılamasının ivedilikle gerçekleꢀmesine özen göstermemiꢀ olmasından   üzüntü duymaktadır.   Polis memurlarının yargılamasında geçen sürenin tamamı ve kararın tecil edilmesinden dolayı   AĐHM, Türk makamlarının gerekli hız ve özenle hareket etmedikleri kanaatindedir zira ꢀiddet   eylemlerinin sorumluları neredeyse bir cezasızlıktan yararlanmıꢀlardır.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 3. maddesi esası ve usulü bakımından ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDAĐSI HAKKINDA   AĐHS’nin 13. maddesine atıfta bulunarak, baꢀvuran, polis memurları hakkında yürütülen cezai   yargılamanın ertelenmesinde ꢀikayetçidir.   Yukarıda ulaꢀtığı sonuçları göz önüne alarak söz konusu ꢀikayetin ayrı olarak incelenmesinin   gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   A. Maddi ve manevi tazminat   Baꢀvuran, 35.000 Euro değerinde maddi ve manevi zarara maruz kaldığını iddia etmektedir.   Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranın maruz kaldığı maddi zararını belgelendirmediği belirtmektedir. Bu   durumda, baꢀvurana, maddi tazminat ödenmesine gerek yoktur.   Buna karꢀılık AĐHM, hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 6.000 Euro manevi tazminat   ödenmesi kanaatindedir.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuran, AĐHM önüne yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 2.337,5 Euro talep   etmektedir. Baꢀvuran, masraf ve avukatlık ücretlerinin ibraz edildiği bir hesap dökümü   sunmaktadır.   Hükümet, bu iddialara karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, içtihadına göre bir baꢀvuran yargılama masraf ve giderlerinin geri ödemesini   gerçekliği, gerekliliği ve makul oranda oldukları ortaya konulduğu sürece elde edebilir (Bkz.   örneğin, Bottazzi-Đtalya, baꢀvuru no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya, baꢀvuru no: 37645/97, 1   Ekim 2002).   Sahip olduğu olayın unsurlarının tamamını ve yukarıda sözü edilen kriterleri göz önüne alarak   AĐHM, baꢀvuranın AĐHM önünde yapmıꢀ olduğu yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro   ödenmesine karar vermiꢀtir.   C. Gecikme Faizi   Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı orana üç   puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayetin ayrı olarak incelenmesine gerek   olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafı gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten   itibaren üç ay içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Yeni Türk Lirası’na   çevrilmek üzere ve her türlü vergi ve kesintiden muaf tutularak Savunmacı Devlet   tarafından baꢀvurana:   i. manevi tazminat olarak 6.000 Euro (altı bin Euro) ödenmesine;   ii.yargılama masraf ve giderleri için 500 Euro (beꢀ yüz Euro) ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç   puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 20 Kasım 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   7

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło