40986/98

WyrokETPCz2006-04-27ECLI:CE:ECHR:2006:0427JUD004098698

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
1. Czy skarżący Özgür Soner i Hakan Yılmaz byli poddani nieludzkiemu lub poniżającemu traktowaniu (torturom) podczas zatrzymania, naruszając art. 3 Konwencji? 2. Czy władze tureckie przeprowadziły skuteczne dochodzenie w sprawie zarzutów nieludzkiego traktowania, naruszając art. 13 w związku z art. 3 Konwencji? 3. Czy Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze, który skazał skarżących, był niezawisłym i bezstronnym sądem w rozumieniu art. 6 ust. 1 Konwencji, ze względu na obecność sędziego wojskowego?
Ratio decidendi
Trybunał stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do Özgüra Sonera, ponieważ obrażenia stwierdzone w raporcie medycznym (sporządzonym 8 dni po zatrzymaniu) osiągnęły minimalny poziom powagi, a Rząd nie przedstawił wiarygodnego wyjaśnienia ich pochodzenia poza traktowaniem w areszcie. W przypadku Hakana Yılmaza, obrażenia były minimalne i nie osiągnęły wymaganego poziomu powagi, a użycie siły uznano za proporcjonalne. Naruszenie art. 13 w związku z art. 3 dla Özgüra Sonera wynikało z braku skutecznego dochodzenia w sprawie jego wiarygodnych zarzutów nieludzkiego traktowania, niezależnie od braku formalnej skargi. W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał uznał, że obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa naruszała zasadę niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowiło naruszenie prawa do rzetelnego procesu dla wszystkich trzech skarżących, zgodnie z ugruntowanym orzecznictwem.
Stan faktyczny
Trzech obywateli Turcji, Özgür Soner, Hakan Yılmaz i İlkay Özçelik, złożyło skargę do ETPCz, zarzucając złe traktowanie podczas zatrzymania przez policję. Soner twierdził, że był bity i rażony prądem w grudniu 1993 r., co potwierdził raport medyczny. Yılmaz doznał obrażeń podczas aresztowania w kwietniu 1993 r. Özçelik został aresztowany w styczniu 1994 r. Wszyscy trzej zostali skazani przez Sądy Bezpieczeństwa Państwa (DGM) za przynależność do nielegalnej organizacji i inne przestępstwa. Ich odwołania zostały odrzucone. Soner i Yılmaz zostali później zwolnieni z więzienia z powodu poważnych problemów zdrowotnych.
Rozstrzygnięcie
Trybunał, jednomyślnie: 1. Stwierdza, że pozostała część skargi jest dopuszczalna. 2. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji w odniesieniu do Özgüra Sonera. 3. Stwierdza brak naruszenia art. 3 Konwencji w odniesieniu do Hakana Yılmaza. 4. Stwierdza naruszenie art. 13 w związku z art. 3 Konwencji w odniesieniu do Özgüra Sonera. 5. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania skargi Hakana Yılmaza na podstawie art. 13 w związku z art. 3. 6. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do skarg skarżących dotyczących niezawisłości i bezstronności Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze. 7. Uznaje, że nie ma potrzeby rozpatrywania innych skarg Özgüra Sonera i Hakana Yılmaza na podstawie art. 6 Konwencji. 8. Stwierdza, że stwierdzenie naruszenia art. 6 ust. 1 Konwencji stanowi sprawiedliwe zadośćuczynienie za poniesioną przez skarżących szkodę niemajątkową. 9. a) Zasądza na rzecz Özgüra Sonera 3 000 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. b) Zasądza na rzecz skarżących 1 000 EUR (pomniejszone o 650 EUR pomocy prawnej z Rady Europy) tytułem kosztów i wydatków. c) Stwierdza, że odsetki za zwłokę będą naliczane według stopy równej krańcowej stopie oprocentowania Europejskiego Banku Centralnego powiększonej o trzy punkty procentowe. 10. Odrzuca pozostałe żądania sprawiedliwego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   SONER VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 40986/98)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Nisan 2006   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek   olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve (40986/98) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülkenin   üç vatandaꢀı Özgür Soner, Hakan Yılmaz ve Đlkay Özçelik’in (baꢀvuranlar) 16 Eylül 1997   tarihinde Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS)   eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları   Mahkemesi (AĐHM) önünde Ankara Barosu avukatlarından ꢁ. Sarıhan tarafından temsil   edilmektedir.   OLAYLAR   A. Baꢀvuranların tutuklanması ve gözaltına alınması   1. Ö. Soner   doğumlu baꢀvuran olayların meydana geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydi.   Ankara Cumhuriyet Savcısı’nın ve Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet   Savcısı’nın tevkif müzekkeresi doğrultusunda 21 Aralık 1993 tarihinde, el ilanı dağıtma,   yasak afiꢀ asma, molotof kokteyli atmakla itham edilen baꢀvuran, üç polis tarafından   yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır. Yakalandığı sırada baꢀvurana E.Y. eꢀlik etmekteydi.   Baꢀvuran yakalandığı sırada ve daha sonra gözaltına alındığı polis karakolunda kötü   muameleye uğradığını iddia etmiꢀtir.   Hükümet’e göre, baꢀvuran ve E.Y.yakalanmaları sırasında mukavemet göstermiꢀler ve polis   güç kullanmak durumunda kalmıꢀtır.   Baꢀvuran 29 Aralık 1993 tarihine dek Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele   ꢁubesi’nde gözaltında tutulmuꢀtur.   Aynı tarihte hazırlanan Adli Tıp Kurumu raporunda baꢀvuranda çeꢀitli darp izlerine   rastlanılmıꢀ, Adli Tıp Kurumu doktoru baꢀvuranın sağ kulağındaki iꢀitme problemine iliꢀkin   devlet hastanesinde tamamlayıcı bir muayeneden geçirilmesi önerisinde bulunmuꢀtur.   Baꢀvuran aynı tarihte Cumhuriyet Savcısı ve DGM hakimi tarafından dinlenilmiꢀtir. Baꢀvuran   polis tarafından alınan ifadesine karꢀı çıkmıꢀtır.   Baꢀvuran hakkında tutuklu yargılanma kararı alınmıꢀtır.   2. H. Yılmaz   doğumlu baꢀvuran olayların meydana geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydi.   Cumhuriyet Savcısı’nın talebi üzerine 18 Nisan 1993 tarihinde on bir kiꢀilik polis ekibi polis   tarafından aranan kiꢀileri yakalamak ve yasadıꢀı Dev-Sol örgütüne ait dokümanları ele   geçirmek amacıyla saat 16.30 sularında bir arama gerçekleꢀtirmiꢀtir. Đçeride bulunan kiꢀiler ve   polis arasında meydana gelen arbedede çeꢀitli yaralanmalar meydana gelmiꢀ, polisin yirmi bir   kiꢀiyi tutuklamasıyla olaylar sona ermiꢀtir.   Adli Tıp Kurumu tarafından 19 Nisan 1993 tarihinde saat 11.30’da hazırlanan raporda   baꢀvuranın vücudunun çeꢀitli noktalarında ağrı ve hassasiyetin oluꢀtuğu ifade edilmiꢀtir.   Baꢀvuran 1 Mayıs 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlenmiꢀ ve adı geçen   hakkında ertesi gün huzuruna çıkarıldığı DGM yetkili hakimi tarafından tutuklu yargılanma   kararı alınmıꢀtır.   Baꢀvuran 14 Eylül 1993 tarihinde serbest bırakılmıꢀtır.   3. Đ. Özçelik   doğumlu baꢀvuran olayların meydana geldiği dönemde Ankara’da ikamet etmekteydi.   Baꢀvuran 12 Ocak 1994 tarihinde polislerin Devrimci Gençlik gazetesinde yapmıꢀ olduğu   arama sırasında yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.   Ocak 1994 tarihinde DGM yetkili hakimi karꢀısına çıkarılan baꢀvuran serbest bırakılmıꢀtır.   B. Baꢀvuranların Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde cezai yargılanma süreci   Cumhuriyet Savcısı DGM önünde 2 Kasım 1993, 29 Aralık 1993 ve 4 ꢁubat 1994 tarihli   iddianamelerle aralarında baꢀvuranların da yer aldığı elli yedi kiꢀi hakkında yaꢀa dıꢀı bir   örgütün mensubu olma suçlamasıyla ve diğer suçlardan kamu davası açmıꢀtır.   DGM 4 Temmuz 1995 tarihinde elli yedi suç ortağı ile ilgili, baꢀvuranları isnat edilen   suçlardan suçlu bulmuꢀ ve ağır hapis cezasına çarptırmıꢀtır.   H. Yılmaz ve Ö. Soner farklı türdeki suçların iꢀlendiği 29 Mart 1993 tarihinde reꢀit   olmadıkları gerekçesiyle ceza indiriminden yararlanmıꢀ, TCK’nın 168 § 2. ve 3713 sayılı   Terörle Mücadele Kanunu’nun 5. maddelerine dayalı olarak yasadıꢀı bir örgüte bağlı olma   suçundan Ö.Soner on beꢀ yıl, H.Yılmaz on yıl hapis cezasına çarptırılmıꢀtır. Ayrıca, patlayıcı   maddelerin önlenmesine dair sözkonusu Kanun’un 164 § 6. maddesi gereğince baꢀvuranların   her biri dört yıl beꢀ ay on gün hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.   Đ. Özçelik TCK’nın 168 § 2. maddesi uyarınca on beꢀ yıl hapis cezasına çarptırılmıꢀtır.   Baꢀvuranlar mahkumiyetlerinin özü itibariyle gözaltında zorla alınan itiraflara dayandığını   ileri sürerek 30 Ekim 1995 tarihinde temyize baꢀvurmuꢀtur.   Yargıtay 14 Mart 1997 tarihli bir kararla ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır. Bu   karar 19 Mart 1997 tarihli açık duruꢀmada tefhim edilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar 7 Nisan 1997’de kararın gözden geçirilmesi talebinde bulunmuꢀlardır. Yargıtay   Cumhuriyet Baꢀsavcısı 12 Mayıs 1997 tarihinde bu talebi reddetmiꢀtir.   C. Baꢀvuranların mahkumiyetinden sonraki geliꢀmeler   Baꢀvuran Ö. Soner’in de yer aldığı yirmi bir tutuklu, 2000 yılında polisin ve jandarmanın   ve 1996 yılları arasında kendilerine kötü muamele uyguladıkları ꢀikayetinde   bulunmuꢀtur.   Ankara Cumhuriyet Savcısı, 3 Temmuz 2000 tarihinde ꢀikayette bulunulan hususu   destekleyici hiçbir kanıt bulunmadığı ve meydana gelen olayların zaman aꢀımına girdiği   gerekçesiyle takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Ö. Soner tutuklu bulunduğu Kırꢀehir cezaevinde 6 Ekim 2000 tarihinde açlık grevi   baꢀlatmıꢀtır.   Adli Tıp Kurumu, 24 Nisan 2002 tarihli bir raporla baꢀvuranın Wernicke-Korsakof   sendromuna yakalandığını kaydederek cezasının infazının ertelenmesi tavsiyesinde   bulunmuꢀtur. DGM, 24 Haziran 2002 tarihinde baꢀvuranın serbest bırakılmasını   kararlaꢀtırmıꢀtır.   H. Yılmaz aynı gün sözü edilen hastalığa yakalanmıꢀ, cezasının infazının ertelenmesi   hakkından yararlanarak tahliye edilmiꢀtir.   HUKUK AÇISINDAN   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA   Hükümet bir yanda iç hukuk yollarının tüketilmediği, diğer yanda altı ay kuralına riayet   edilmediği itirazlarında bulunmaktadır. Baꢀvuranlar iꢀkence iddialarını ne Cumhuriyet Savcısı   ne yetkili hakim önünde dile getirmiꢀler ne de sorumlular hakkında ꢀikayette bulunmuꢀlardır.   Hükümete göre Devlet Güvenlik Mahkemesi 4 Temmuz 1995 tarihli kararında kötü muamele   iddialarına yer vermediğinden baꢀvuranların en geç Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   kararının ardından iç hukuk yollarının etkisiz olduğunun farkına varmaları gerekirdi. Đꢀkence   iddialarıyla ilgili baꢀvurunun bu bölümü gecikmeli olarak yapılmıꢀtır.   Baꢀvuranlar iç hukuk yollarının tüketilmesine iliꢀkin iç hukukta savcı ve hakimlerin bir suçun   iꢀlendiğinden haberdar oldukları zaman resen bir ceza soruꢀturması baꢀlatmaları veya   sorumluların tespit edilmesi bakımından yetkili mercileri harekete geçirmeleri gerektiğini   iddia etmektedirler.   ꢁu da bir gerçek ki Ö. Soner’in 2000 yılında genel olarak ꢀikayette bulunması dıꢀında diğer   iki baꢀvuran kötü muameleye ve iꢀkenceye karıꢀan gözaltından sorumlu polisler hakkında   resmi olarak ꢀikayetçi olmamıꢀtır.   AĐHM, Ö. Soner’in 29 Aralık 1993 tarihinde Cumhuriyet Savcısı tarafından dinlendiği,   savcının aynı gün sağlık raporundan ve baꢀvuranın sağlık durumundan haberdar olduğu   tespitini yapmaktadır. Ayrıca, Ö.Soner’in avukatının 4 Ocak 1995 tarihli görüꢀlerinde alenen   dile getirdiği gibi Ö. Soner ve H.Yılmaz Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde ꢀikayetlerini   aktarmıꢀlardır.   Temmuz 1995 tarihli kararda baꢀvuranların ꢀikayetlerinin dikkate alınmadığını, ardından   baꢀvuranların AĐHS’nin 3. maddesiyle ilgili iddialarını boꢀ yere temyize götürdüklerini ve   Yargıtay’ın 14 Mart 1997 tarihinde bu baꢀvuruyu reddettiğini hatırlatmak gerekir.   Sonuç itibariyle AĐHM, baꢀvuranların dava boyunca iddialarını yetkili merciler önünde resmi   bir soruꢀturma açılması yönünde yeterince dile getirdiklerine itibar etmektedir. Baꢀvuranlar   AĐHM’ye baꢀvurularını yapmadan önce AĐHS’nin 3. maddesiyle ilgili ꢀikayetlerini farklı   hukuki mercilerine ileterek iç hukuk yollarını tüketmek için makul olarak beklemiꢀ   sayılmaktadır (Bkz. Akdıvar-Türkiye kararı, 16 Eylül 1996, Aksoy-Türkiye kararı 18 Aralık   ve Yaꢀa-Türkiye kararı, 2 Eylül 1998).   AĐHM olayların koꢀulları göz önünde bulundurulduğunda, Ö. Soner’in ve H. Yılmaz’ın   AĐHS’nin 3. maddesine ve özü itibariyle 13. maddesine iliꢀkin ꢀikayetleri hakkında iç   hukuktaki cezai baꢀvuru yolunu tüketmiꢀ sayılmaları gerektiği sonucuna varmaktadır   (Bkz.Özkur Göksungur-Türkiye kararı, no: 37088/97, 7 Aralık 1999).   AĐHM altı ay kuralı ile ilgili olarak, Yargıtay kararının baꢀvuranları iddiaları için iç hukuk   yollarının bundan böyle etkisiz olduğunu düꢀünmeye sevk ettiğini dikkate almaktadır   (Bkz.Önder-Türkiye kararı, no: 39813/98, 1 Nisan 2003). Mevcut baꢀvuru 16 Eylül 1997’de   AĐHS’nin 35 § 1. maddesinde yer aldığı gibi altı ay içinde yapılmıꢀtır.   Bu durumda Hükümetin ön itirazlarının reddedilmesi gerekmektedir.   AĐHM ayrıca, tarafların sunmuꢀ olduğu görüꢀlerin bütünü ıꢀığında baꢀvurunun kalan kısmının   AĐHS’nin 35 § 3. maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olarak sayılamayacağı tespitini   yapmaktadır. Baꢀvuru kabuledilebilir bulunmaktadır.   II. AĐHS’NĐN 3. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 3. maddesine göndermede bulunan Ö.Soner ve H.Yılmaz gözaltında iꢀkenceye   maruz kaldıklarından yakınmaktadır. Baꢀvuranlar özellikle dövüldüklerini, kollarından   asıldıklarını ve kendilerine elektrik ꢀoku verildiğini öne sürmektedir.   A. Tarafların görüꢀleri   Hükümet sağlık raporlarının baꢀvuranların gözaltı sırasında kötü muameleye maruz   kaldıklarını hiçbir surette göstermediğini savunarak, baꢀvuranların tutumu nedeniyle zorunlu   olarak baꢀvurulan gücün raporlarda yer aldığı ꢀekliyle küçük çaplı eziklere yol açtığını   belirtmektedir.   Ayrıca, Cumhuriyet Savcısı önünde Ö. Soner devlet hastanesinde tamamlayıcı bir sağlık   kontrolünden geçirilmekten vazgeçmiꢀtir.   Sonuç itibariyle, DGM önünde baꢀvuranlar ꢀikayetlerini desteklemeksizin gözaltında baskıya   ve kötü muameleye maruz kaldıklarını söylemekle yetinmiꢀlerdir. Bu durum muhtemelen iç   hukukta bir soruꢀturmanın açılmaması gerekçesine dayalıdır.   Baꢀvuranlar Hükümetin yaralanmaların kaynağı hakkındaki savına karꢀı çıkmaktadırlar. Ö.   Soner hastaneye nakledilmesine karꢀı çıkmasının güvenlik kaygısından kaynaklandığını ifade   etmektedir.   Baꢀvuranlar, Hükümetin kötü muamele iddialarının yetkili merciler önünde detaylı olarak   dile getirilmediği görüꢀleriyle ilgili olarak, bu noktada bir soruꢀturma baꢀlatılmasını zorunlu   kılan bir unsurun değil iꢀkencenin veya kötü muamelenin nitelendirilmesinin önemli bir rol   oynadığını öne sürmektedirler.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM öncelikle 3. madde alanına girmesi için kötü muamelelerin asgari bir ciddiyet   seviyesine ulaꢀması gerektiğini hatırlatmıꢀtır. Asgari seviye hakkında yapılacak   değerlendirme özü itibariyle görecelidir; bu değerlendirme muamelenin süresi, fiziksel ve   ruhsal etkileri, bazı hallerde cinsiyet, yaꢀ, mağdurun sağlık durumu gibi davaya özgü   koꢀulların tümüne bağlıdır (Bkz. Labita-Đtalya kararı, no: 26772/95).   Bir kimse özgürlüğünden yoksun bırakıldığında, davranıꢀları fiziksel güce baꢀvurmayı   gerektirmediği halde kendisine karꢀı fiziksel güç kullanılması insan onurunu zedelemekte ve   prensip olarak 3. maddenin güvence altına aldığı hakkın ihlaline neden olmaktadır (Bkz.   Tekin-Türkiye kararı, 9 Haziran 1998).   Diğer yandan, özgürlüğünden yoksun, bütünüyle güvenlik güçlerinin kontrolü altındaki bir   kimse tutuklu bulunduğu sırada yaralandığı vakit bu dönemde meydana gelen yaralanmaların   kaynağının güçlü karinelerden oluꢀması gerekir (Bkz. Rehbock-Slovenya no: 29462/95,   Salman-Türkiye kararı, no: 21986/93).   Mevcut halde, Hükümet yaralanmaların kaynağına ve mağdurun özellikle sağlık raporları ile   desteklediği iddialarını açıklığa kavuꢀturmalıdır (Bkz. Tekin kararı, Altay-Türkiye kararı, no:   22279/93 ve Esen-Türkiye kararı, no: 29484/95).   Son olarak, kötü muamele iddiaları AĐHM önünde uygun kanıtlarla desteklenmelidir Bkz.   mutatis mutandis, Klas-Almanya kararı, 22 Eylül 1993). Öne sürülen olayların ve kanıtların   değerlendirilmesinde AĐHM «her türlü ꢀüphenin ötesinde»; yeterince ciddi, belirgin, birbiriyle   uyuꢀan bir dizi kanıt ve çürütülemez karineler ilkesinden yararlanmaktadır (Bkz. Đrlanda-   Birleꢀik Krallık kararı, 18 Ocak 1978).   1. Özgür Soner   Sözü edilen kıstasların Ö. Soner’in durumuna uygulanmasında AĐHM, adı geçenin   yakalandığı gün dava dosyasının sağlık raporunu içermediğini hatırlatmaktadır.   Öte yandan, 29 Aralık 1993 tarihinde yapılan Ali Tıp taraması sırasında baꢀvuranın   vücudunda tespit edilen yara izleri AĐHS’nin 3. maddesinin uygulanması bakımından belirli   bir ciddiyet düzeyine ulaꢀmaktadır.   Hükümet ilgili tutanağa dayanarak ve baꢀvuranın olduğu kadar beraberindeki arkadaꢀı   E.Y.’nin tutumu nedeniyle fiziksel güç kullanımının gerekli olduğunu ileri sürerek adı   geçenin tutuklandığı esnada meydana gelen arbedeye açıklık getirmeye çalıꢀmaktadır.   Zira, tutuklama iꢀlemi Hükümetin beyan ettiği ꢀekilde gerçekleꢀmiꢀ ve tutuklama tutanağı da   bunu destekler nitelikte ise, benzer bir değerlendirmeden yetkililerin sözkonusu tutuklama   kararının ardından tıbbi kanıt unsurlarını ivedilikle elde etme zorunluluklarının olmadığı   sonucu çıkmamaktadır. Mevcut halde baꢀvuranda tespit edilen yaralanma izlerinin   gözaltındaki veya tutuklanma sırasındaki muamelenin dıꢀında meydana geldiği hususu   inandırıcı değildir (Bkz. Klaas kararı, Balogh-Macaristan kararı, no: 47940/99 ve sözü edilen   Rehbock kararı).   Buna karꢀın, sözkonusu yaralanmalar baꢀvuranın iddia ettiği türden bir iꢀkenceye de karꢀılık   gelmemektedir (Bkz. sözü edilen Đrlanda-Birleꢀik Krallık kararı ve Dikme-Türkiye kararı, no:   20869/92).   AĐHM, bununla birlikte her halükarda baꢀvuranda- tutuklanmasından sekiz gün sonra- ortaya   çıkan izlerin çokluğunun üç polis memurunun iki kiꢀiyi yakalamak için izlemek durumunda   olduğu orantılı güç kullanımına karꢀılık gelmesi açısından büyük önem taꢀıdığını   vurgulamaktadır (Bkz. Selmouni-Fransa kararı, no: 25803/94).   AĐHM, güvenlik güçlerinin ellerinde bulunan baꢀvuran Ö. Soner’de tespit edilen ve ne zaman   uygulandığı önem arz etmeyen yara izlerinin AĐHS’nin 3. maddesi uyarınca Savunmacı   Hükümeti sorumluluklarından muaf tutacak hiçbir hususu içermediğini kaydetmektedir.   Ö. Soner insanlık dıꢀı bir uygulamaya maruz kaldığından, AĐHS’nin 3. maddesi ihlal   edilmiꢀtir.   2. H. Yılmaz   AĐHM, H. Yılmaz ile ilgili olarak adı geçenin tutuklanmasının ertesinde hazırlanan Adli Tıp   sağlık raporuna göre asgari darp izlerine rastlanıldığı ve bu durumun AĐHS’nin 3. maddesinin   uygulanma alanına girecek kadar ciddi bir düzeyde görünmediği gözleminde bulunmaktadır.   Kaldı ki, 18 Nisan 1993 tarihinde on bir polis ve seksenden fazla bir topluluk arasında   meydana gelen arbedede kullanılan güç orantılı gözükmektedir.   Mayıs 1993 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu baꢀvuran tarafından ileri sürülen yaralanma   izlerini içermemektedir. Baꢀvuran bu iddialarını desteklemek için hiçbir kanıtlayıcı belge   sunmamıꢀtır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi H. Yılmaz bakımından ihlal edilmemiꢀtir.   III. AĐHS’NN 3. MADDESĐYLE BĐRLĐKTE 13. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ   ĐDDĐASI HAKKINDA   Baꢀvuranlar Ö.Soner ve H.Yılmaz iꢀkence iddiaları konusunda soruꢀturma yapılmadığını ve   bu yönde baꢀvuru yolu bulunmadığını ileri sürmekte, AĐHS’nin 13. maddesine atıfta   bulunmaktadırlar (Bkz. Soner ve diğerleri-Türkiye kararı, 3 Haziran 2004).   AĐHM’yi AĐHS’nin 3. maddesinin Ö. Soner açısından ihlal edildiği tespitine götüren   gerekçelerde olduğu gibi bu baꢀvuranın ꢀikayeti de kuꢀkusuz 13. madde için «savunulabilir»   niteliktedir. Yetkili mercilerin AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinde yer alan   kıstaslara tekabül edecek etkili bir soruꢀturma açma ve sürdürme zorunlulukları   bulunmaktaydı (Bkz. Batı ve diğerleri, no: 33097/96-57834/00, 3 Haziran 2004).   H. Yılmaz’ın durumunda böyle değildir. Sonuç itibariye AĐHM, H. Yılmaz’ın ꢀikayetlerinin   13. madde çerçevesinde incelenmediğini ifade etmektedir.   AĐHM, iç hukuk mercilerinin ilk baꢀvuranın ꢀikayetlerine iliꢀkin hiçbir süreci baꢀlatmadıkları   tespitinde bulunmaktadır.   Adı geçenin bu konuda ꢀikayetçi olmaması, hastanede tamamlayıcı bir sağlık taramasından   geçmeyi reddetmesi – ya da birtakım ꢀikayetlerinden vazgeçmesi – yetkililerin bu konudaki   sorumluluğunu ortadan kaldırmamaktadır.   Devletin görevlililerin elinde bulunan bir kimse savunulabilir düzeyde bir iddiada   bulunduğunda, yetkililerin, bu hükmün getirdiği gerekliliklere yanıt veren, sorumluların   tespitine olanak tanıyan, etkili ve derinlemesine soruꢀturma açma ve yürütme zorunluluğu   bulunmaktadır (Tekin kararı).   Bu konuda bir soruꢀturmanın eksikliği, yetkililerin baꢀvuranın ꢀikayetinin özü itibariyle   tanınması konusundaki kayıtsızlığı AĐHM’yi AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddenin   Ö.Soner açısından ihlal edildiği kararını vermeye sevk etmektedir. Baꢀvuran tazminat davası   açma ve teorik olarak diğer baꢀvuru yollarına eriꢀimden de yoksun kalmıꢀtır (Bkz. Đlhan-   Türkiye kararı, no: 22277/93, § 103, AĐHM 2000-VII).   IV. AĐHS’NĐN 6. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA   AĐHS’nin 6. maddesine atıfta bulunan üç baꢀvuran kendilerini yargılayan Ankara Devlet   Güvenlik Mahkemesi’nin bünyesinde askeri bir hakimi bulundurması nedeniyle bağımsız ve   tarafsız bir mahkeme olarak nitelendirilemeyeceğini öne sürmektedir.   Ö. Soner ve H. Yılmaz ayrıca mahkumiyetlerinin özellikle polisin gözaltında baskıyla aldığı   itiraflara dayandırıldığını iddia etmektedir.   AĐHM, Devlet Güvenlik Mahkemelerinin askeri yapısı nedeniyle bağımsızlığına ve   tarafsızlığına iliꢀkin daha önceki kararlarda buna benzer pek çok ꢀikayetlerin dile getirildiğini   ve bunların AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlali ile sonuçlandığını belirtmektedir (Bkz. Özel-   Türkiye kararı, no: 42739/98 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye kararı).   AĐHM, mevcut davada Hükümetin davanın seyrini farklı ꢀekilde sonuçlandıracak hiçbir   tespiti ve delili sunmadığını kaydetmekte, bunun yanı sıra aralarında askeri bir hakimin de yer   aldığı Devlet Güvenlik Mahkemesi karꢀısında baꢀvuranların TCK’da yer alan suçlar suçlardan   yargılanması konusunda endiꢀe duymalarının anlaꢀılabilir olduğu tespitinde bulunmaktadır.   Baꢀvuranlar, haklarında açılan davada Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin kararını yabancı   gerekçelere dayandırdığı yönünde bir ꢀüphe duyabilir. Bu nedenle baꢀvuranların bu yargı   makamının tarafsız ve bağımsız olmadığı yönündeki ꢀüphelerinin dikkate alınması   gerekmektedir (Bkz. Incal-Türkiye kararı 9 Haziran 1998).   AĐHM, baꢀvuranları yargılayıp mahkum eden Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin   AĐHS’nin 6 § 1. maddesi uyarınca bağımsız ve tarafsız olmadığı sonucuna varmıꢀtır.   Bu nedenle bu hüküm üç baꢀvuran açısından ihlal edilmiꢀtir.   Baꢀvuranlar Ö. Soner ve H. Yılmaz’ın yargılamanın adilliği hakkındaki ꢀikayetine dair AĐHM   daha önce benzer davalarda da dile getirdiği üzere, tarafsızlıktan ve bağımsızlıktan yoksun bir   mahkemenin her halükarda kendi yargısına tabi kiꢀilere adil bir yargılama sağlamayacağını   hatırlatmaktadır.   Bu hususun ihlalinin tespiti ıꢀığında AĐHM, savunma haklarının ihlal edilmesi hakkındaki   ꢀikayetlerin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir (Bkz. Çıraklar-Türkiye kararı, 28   Ekim 1998, Özdemir kararı ve Okutan-Türkiye kararı, no: 43995/98, 29 Temmuz 2004).   V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI   A. Tazminat   Baꢀvuranlar çeꢀitli miktarlarda maddi zarara uğradıklarını ileri sürmektedirler. Ö. Soner   30.000 Euro maddi ve 59.000 Euro manevi tazminat, H. Yılmaz 35.000 Euro maddi, 47.000   Euro manevi tazminat, Đ. Özçelik yaklaꢀık 16.000 Euro maddi ve 47.000 Euro manevi   tazminat talep etmektedir.   Hükümet aꢀırı olarak değerlendirdiği bu miktarların ispat edilmemiꢀ olduklarını vurgulayarak   reddedilmesi talebinde bulunmaktadır.   AĐHM, baꢀvuranların iddia ettikleri maddi zarar ile ihlal kararlarının tespiti arasında hiçbir   illiyet bağı kuramadığından bu istekleri reddetmiꢀtir.   Buna karꢀın, 3. maddenin Ö. Soner açısından ihlal edilmesi ile ilgili olarak adı geçene 3.000   Euro manevi tazminat ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   AĐHM üç baꢀvuran açısından AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline iliꢀkin yerleꢀik içtihadını   hatırlatarak, bir baꢀvuran hakkında verilen mahkumiyet kararının tarafsız ve bağımsız   olmayan bir mahkeme tarafından verildiği görüꢀüne vardığında, prensip olarak en uygun   tazminin zamanında, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme tarafından baꢀvuranı yeniden   yargılamak olacağı kanaatine varmıꢀtır (Bkz. sözü edilen Gençel kararı, § 27).   B. Masraf ve harcamalar   Baꢀvuranlar AĐHM nezdinde yapmıꢀ oldukları yargı giderleri hususunda takdiri AĐHM’ye   bırakmaktadırlar.   Hükümet, baꢀvuranların hiçbir kanıtlayıcı belge sunmamaları üzerine bu yönde bir ödeme   yapılmamasını savunmaktadır.   AĐHM, kanıtlayıcı belge olmaksızın bu talebi kabul edememektedir. Avrupa Konseyi   tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 630 Euro’luk miktarın dıꢀındaki miktarların   gerekli olduğunun ispatı beklenilmektedir. Mevcut baꢀvuruda sunulan unsurlar ve sözü edilen   kıstaslar ıꢀığında AĐHM, Avrupa Konseyi tarafından verilen 630 Euro’luk yardım miktarı   1.000 Euro’dan düꢀülerek kalan kısmın baꢀvuranlara ödenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   C. Gecikme Faizi   AĐHM, Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına 3   puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin Ö. Soner açısından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 3. maddesinin H. Yılmaz açsısından ihlal edilmediğine;   4. AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesinin Ö. Soner açısından ihlal edildiğine;   5. H. Yılmaz tarafından AĐHS’nin 3. maddesiyle birlikte 13. maddesine dair yapılan ꢀikayetin   incelenmesine gerek olmadığına;   6. Baꢀvuranların Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığına ve tarafsızlığına   iliꢀkin ꢀikayetlerinin AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlaline neden olduğuna;   7. Ö. Soner’in ve H. Yılmaz’ın AĐHS’nin 6. maddesi ile ilgili diğer ꢀikayetlerinin   incelenmesine gerek olmadığına;   8. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal tespitinin baꢀvuranların uğradıkları manevi zarar için adil   bir tazmini oluꢀturduğuna;   9. a) AĐHS’nin 44 § 2. maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Y.T.L.’ ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet   tarafından:   i.   ii.   baꢀvuran Ö. Soner’e manevi tazminat olarak 3.000 (üç bin) Euro;   masraf ve harcamalar için Avrupa Konseyi tarafından verilen 650 (altı yüz elli)   Euro’luk adli yardım tutarının 1.000 (bin) Euro’dan düꢀülerek kalan kısmın   baꢀvuranlara birlikte ödenmesine;   iii.   belirtilen miktarların her türlü vergiden muaf tutulmasına;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   10. Adil tazmine iliꢀkin taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin Đç tüzüğünün 77 §§ 2. ve 3.   maddelerine uygun olarak 27 Nisan 2006 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   10

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło