40991/98
WyrokETPCz2007-07-19ECLI:CE:ECHR:2007:0719JUD004099198
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy długotrwały areszt tymczasowy, brak niezawisłości i bezstronności sądu oraz przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżącego do wolności i bezpieczeństwa osobistego oraz do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 5 ust. 3 i art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że długość aresztu tymczasowego skarżącego, trwającego ponad siedem lat, była nadmierna, ponieważ sądy krajowe nie przedstawiły wystarczających i konkretnych powodów uzasadniających jego dalsze stosowanie, opierając się na stereotypowych formułach. Ponadto, Trybunał potwierdził swoje wcześniejsze orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) naruszała wymóg niezawisłości i bezstronności sądu, co stanowiło naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Trybunał stwierdził również, że postępowanie karne, trwające ponad siedem lat i osiem miesięcy, było zbyt długie, zwłaszcza biorąc pod uwagę, że skarżący przez cały ten czas przebywał w areszcie.Stan faktyczny
Skarżący, Kemal Koçak, obywatel turecki urodzony w 1960 roku, został aresztowany 28 września 1991 roku w Van w ramach operacji przeciwko PKK, posiadając broń należącą do tej organizacji. Został zatrzymany, a następnie aresztowany 9 października 1991 roku. Prokurator DGM w Diyarbakır oskarżył go o członkostwo w nielegalnej organizacji. Skarżący przebywał w areszcie tymczasowym przez ponad siedem lat, a jego wnioski o zwolnienie były odrzucane bez szczegółowego uzasadnienia. 21 października 1998 roku DGM skazało go na dwanaście lat i sześć miesięcy więzienia. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 26 marca 1999 roku. Skarżący został warunkowo zwolniony 10 lutego 2001 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Uznał pozostałą część skargi za dopuszczalną.
2. Stwierdził naruszenie art. 5 ust. 3 Konwencji.
3. Stwierdził naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w związku z brakiem niezawisłości i bezstronności Sądów Bezpieczeństwa Państwa oraz w związku z długością postępowania.
4. Uznał, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi dotyczącej rzetelności postępowania karnego (art. 6 ust. 1 Konwencji).
5. Zasądził na rzecz skarżącego 7 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 000 euro tytułem zwrotu kosztów i wydatków, płatne w ciągu trzech miesięcy od daty uprawomocnienia się wyroku, wraz z odsetkami za zwłokę.
6. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
ÜÇÜNCÜ DAĐRE
KEMAL KOÇAK - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:40991/98)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2007
Đꢀbu karar AĐHS’nin 44. maddesinin 2. paragrafında belirtilen koꢀullar çerçevesinde
kesinleꢀecek olup bazı ꢀekli düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan 40991/98 no’lu davanın nedeni T.C vatandaꢀı
Kemal Koçak’ın (“baꢀvuran”) Avrupa Đnsan Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) 26 ꢁubat tarihinde Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleꢀmesinin
(“AĐHS”) eski 25. maddesi uyarınca yapmıꢀ oldukları baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Diyarbakır Barosu avukatlarından M.E. Aktar tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu Türk vatandaꢀı olan Kemal Koçak Van’da ikamet etmektedir.
A. Davanın koꢀulları Eylül 1991’de, terör örgütü PKK’ya karꢀı düzenlenen bir operasyon çerçevesinde
baꢀvuran, Van Đl Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerce üzerinde PKK’ya ait bir tabancayla
yakalanarak gözaltına alınmıꢀtır.
Belirtilmeyen bir tarihte, adıgeçen emniyet müdürlüğüne bağlı polisler baꢀvuranın ifadesini
almıꢀlardır. Ekim 1991 tarihinde Van Sulh Ceza Hakimliği’ne sevkedilen baꢀvuranın tutuklu
yargılanmasına karar verilmiꢀtir.
Aynı gün baꢀvuranın ifadesini alan Van Cumhuriyet Savcılığı konuyla ilgili olarak görevsizlik
kararı vererek dosyayı Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi (“DGM”)’ne havale etmiꢀtir.
DGM Savcısı, özellikle TCK’nın 168/2 maddesi temelinde bir iddianame hazırlayarak
yasadıꢀı bir örgüte üye olmak suçlamasıyla baꢀvuran aleyhinde bir ceza davası açmıꢀtır.
DGM 12 Aralık 1991 tarihli duruꢀmada baꢀvuranı dinlemiꢀtir. Baꢀvuran savunmasında,
aleyhindeki iddiaların tamamını reddederek gözaltında tutulduğu sırada polis baskısına maruz
kaldığını belirtmiꢀtir. DGM baꢀvuranın tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir. Ocak 1992 ila 19 Ocak 1994 tarihlerinde yapılan 24 duruꢀmanın tamamında, suçun
niteliği, mevcut delil durumu, kaçma tehlikesi gibi unsurları göz önünde bulunduran DGM,
baꢀvuranın tutuklu olarak yargılanmasına devam edilmesi yönünde karar vermiꢀtir. Ocak 1994 tarihinde DGM, belirli bir gerekçe göstermeksizin, aralarında baꢀvuranın da
bulunduğu bazı sanıkların dosyalarının ayrılması talimatı vermiꢀtir. Ocak 1994 ila 15 Eylül 1997 tarihlerinde yapılan 31 duruꢀmada DGM, baꢀvuranın
tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.
DGM’nin tutukluluk halinin devamı kararına karꢀı yapılan itiraz 15 Eylül 1997 tarihli bir ara
kararla gerekçe belirtmeksizin sözkonusu mahkeme tarafından reddedilmiꢀtir.
Đki sivil ve bir askeri hakimden oluꢀan DGM baꢀvuranı PKK üyesi olmaktan suçlu bularak on
iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır.
Mart 1999 tarihinde Yargıtay, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.
Baꢀvuran, 10 ꢁubat 2001 tarihinde ꢀartlı tahliye edilmiꢀtir.
HUKUK
I. AĐHS’NĐN 5/3 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran tutuklu yargılanma süresinin AĐHS’nin 5/3 maddesine aykırı olduğun iddiasıyla
ꢀikayette bulunmaktadır.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
Hükümet, iki bakımdan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında bulunmaktadır. Đlk olarak
CMUK’un 128. maddesinin 4. fıkrasına dikkat çeken Hükümet, tutuklu yargılanma süresinin
uzatılması kararına karꢀı baꢀvuranın hakim önünde itirazda bulunmadığını savunmaktadır.
Đkinci olarak ise Hükümet, kanun dıꢀı yakalanan ya da haksız yere tutuklanan kimselere
tazminat verilmesi hakkındaki 15 Mayıs 1964 tarih ve 466 sayılı kanuna atıfta bulunmaktadır.
Hükümet, baꢀvuranın kanun dıꢀı tutuklandığı iddialarını yetkili bir mahkeme önünde dile
getirmesinin mümkün olduğunu savunmaktadır.
Baꢀvuran bu hususta görüꢀ belirtmemektedir.
Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmesi kuralı yönünden ileri sürdüğü argümana iliꢀkin
olarak, CMUK’un 128/4 maddesinin, gözaltında tutulmaya karꢀı yetkili hakim önünde itiraz
hakkını öngördüğünü tespit etmek yeterli olacaktır. Dolayısıyla bu kanun hükmü, mevcut
davada olduğu gibi, tutuklu yargılanma süresi yönünden yapılan ꢀikayetler için uygun değildir
(Karatay ve diğerleri, no: 11468702, 5 ꢁubat 2007). sayılı kanunda öngörülen baꢀvuru yoluna iliꢀkin olarak ise AĐHM, bu kanunun yasaya
aykırı bir biçimde özgürlükten yoksun bırakılma vakalarında veya kanun dairesinde
yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuꢀturma yapılmasına veya
beraetlerine veyahut ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen durumlarda tazminat
ödenmesini öngördüğünü tespit etmektedir. Ancak baꢀvuran ulusal mahkemeler önünde
mahkum edildiğinden durum farklıdır. Mevcut durumda AĐHM, ilgilinin, tutukluluk
nedeniyle bir tazminat elde etmek için bir baꢀvuru yolu bulunmamasından dolayı değil
yargılanma süresinin uzunluğu gerekçesiyle ꢀikayetçi olduğunu tespit etmektedir. Dolayısıyla
baꢀvuranın ꢀikayeti AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafıyla ilgili bir ꢀikayettir. Oysa
Hükümet tarafından gündeme getirilen baꢀvuru yolu yalnızca 5. maddenin 5. paragrafını
ilgilendirmektedir (bkz. Yağcı ve Sargın - Türkiye, 8 Haziran 1995 tarihli karar, prg. 44).
Bu itibarla Hükümet tarafından gündeme getirilen ön itirazın reddedilerek sözkonusu
ꢀikayetin kabul edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
Bir sanığın tutuklu yargılanma süresinin makul süreyi aꢀmamasını sağlamak ilk aꢀamada
ulusal yargı makamlarının görevidir. Bu amaçla ulusal yargı makamları masumiyet karinesine
gereği gibi saygı göstererek kiꢀi özgürlüğüne saygı kuralından ayrılmayı haklı kılan gerçek bir
kamu menfaatinin varlığının lehinde ve aleyhinde ileri sürülen bütün olayları incelemek ve
salıverilme taleplerine iliꢀkin kararlarında bu olayları belirtmek zorundadırlar. AĐHM
öncelikle adıgeçen kararlarda yer verilen gerekçeler ve ilgilinin baꢀvurularında iꢀaret ettiği
yalanlanmayan olaylar temelinde AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edilip edilmediğini
belirlemek durumundadır.
Tutulan kiꢀinin bir suç iꢀlemiꢀ olduğuna iliꢀkin duyulan makul kuꢀkuların sürmesi o kiꢀinin
tutukluluğunun olmazsa olmaz bir koꢀuldur. Ancak bu koꢀul belli bir süreden sonra yeterli
olmaz. Bu durumlarda Mahkeme yargısal makamlar tarafından özgürlükten yoksun bırakmayı
haklı kılmak için belirtilen gerekçelerin devam edip etmediğine karar vermek durumundadır
(bkz. Assenov ve diğerleri – Bulgaristan, 28 Ekim 1998 tarihli karar, prg. 154).
Mevcut davada AĐHM, baꢀvurana iliꢀkin ihtilaflı tutukluluk döneminin 28 Aralık 1991
tarihinde yakalanmasıyla birlikte baꢀladığını ve 21 Ekim 1998 tarihinde DGM tarafından
hakkında mahkumiyet kararı verilmesiyle sona erdiğini tespit etmektedir. Böylelikle
baꢀvuranın tutukluluğu yedi yıl yirmi üç gün sürmüꢀtür. 21 Ekim 1998 tarihinden Yargıtay’ın
karar verdiği 26 Mayıs 1999 tarihine kadar baꢀvuran AĐHS’nin 5. maddesinin 1. fıkrasının a)
bendi anlamında ‘yetkili mahkeme tarafından mahkum edilmesi üzerine usulüne uygun olarak
hapsedilmiꢀti’.
Bu dönem boyunca ulusal mahkemelerin baꢀvuran tarafından müteaddit defalar gündeme
getirilen salıverilme taleplerini reddederek tutukluluk halinin devamına hükmettikleri dosya
unsurlarından anlaꢀılmaktadır.
AĐHM, baꢀvurana isnat edilen suçun ağırlığını ve alabileceği muhtemel cezayı not etmektedir.
Bununla birlikte AĐHM, bir tutukluluk süresinin makul nitelikte olup olmadığı meselesinin
soyut bir değerlendirmeye konu olamayacağını anımsatır. Bir sanığın tutukluluğunun
devamının meꢀruluğu her olayda davanın özelliğine göre incelenmelidir. Belli bir davada
süregiden tutukluluk durumu yalnızca, masumiyet karinesine rağmen AĐHS’nin 5.
maddesinde hüküm altına alınan kiꢀi özgürlüğüne saygı kuralından ağır basan gerçek bir
kamu yararı bulunduğuna dair somut emarelerin varlığı halinde haklılık kazanır (Kudla –
Polonya, no: 30210/96, prg. 110).
AĐHM, bilhassa Smirnova – Rusya davasında, tutukluluğun devamının haklılık kazanması
için, sanığın duruꢀmaya gelmeme tehlikesinin varlığı (bkz. Stögmüller – Avusturya, 10 Kasım tarihli karar, prg. 15), sanığın salıverilmesi halinde adaletin iꢀleyiꢀine zarar verecek
faaliyetlerde bulunma tehlikesinin varlığı (bkz. Wemhoff – Almanya, 27 Haziran 1968 tarihli
karar, prg. 14), baꢀka suçlar iꢀleme tehlikesinin varlığı (bkz. Matznetter – Avusturya, 10
Kasım 1969 tarihli karar, prg. 9) ya da kamu düzeninin bozulması tehlikesinin varlığı (bkz.
Letellier – Fransa, 26 Haziran 1991 tarihli karar) olmak üzere kabul edilebilir temel dört
neden ortaya koymuꢀtur. Kaçma tehlikesi sadece sözkonusu cezanın ağırlığı temelinde
değerlendirilemez. Sanığın kiꢀiliği, alıꢀkanlıkları, mal varlığı, yargılandığı ülkedeki
bağlantıları ve uluslararası bağlantıları (bkz. özellikle, W – Đsviçre, prg. 33) gibi gerçek bir
kaçma tehlikesinin varlığını teyit eden yahut tamamen yalanlayan önemli sayıda birçok baꢀka
etken de dikkate alınmalıdır. Bu tür bir tehlikenin var olmaması durumunda tutukluluk
durumunun devamı haklılığını yitirir.
Mevcut davada DGM, herhangi bir izahat vermeksizin isnat edilen suçun niteliği, delil
durumu ve hakkında mahkumiyet kararı verilmesi halinde alabileceği cezanın sınırı gibi
birbirinin aynı basmakalıp ifadelerle baꢀvuranın tutukluluğunun devamına karar vermiꢀtir. Bu
kararlarda sözkonusu suçun niteliğinden soyut bir biçimde bahsedilerek, anılan tehlikelerin
dayanağı hakkında herhangi bir bilgi verilmemiꢀ ve özellikle kaçma tehlikesine iliꢀkin olarak
baꢀvuranın gerçek durumu ortaya konulmamıꢀtır. Sözgelimi ulusal mahkemeler baꢀvuranın
sabit bir ikametgahı olup olmadığı sorununu incelememiꢀler ve duruꢀmaya çıkmama
tehlikesiyle ilgili olarak net bir bilgi vermemiꢀlerdir.
Mevcut davadaki uzun tutuklu yargılama süresini göz önünde bulunduran AĐHM bu
koꢀullarda AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisini yargılayarak mahkum eden Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin oluꢀumunda
askeri bir yargıcın bulunması sebebiyle hakkaniyete uygun bir dava güvencesi sunabilecek
nitelikte ‘bağımsız ve tarafsız’ bir mahkeme olmadığını iddia etmektedir. Baꢀvuran yine
yargılamanın adilliği bağlamında gözaltında tutulduğu sırada yasaya aykırı bir biçimde elde
edilen deliller temelinde mahkum edildiğini savunmaktadır. Baꢀvuran ayrıca ceza yargılaması
süresinin uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran bu hususta AĐHS’nin 6/1 maddesinin
ihlal edildiği kanaatindedir.
A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin
AĐHM bu ꢀikayetlerin AĐHS’nin 35/3 maddesi uyarınca dayanaktan yoksun olmadığını tespit
etmektedir. AĐHM ayrıca, sözkonusu ꢀikayetlerin baꢀka herhangi bir kabuledilemezlik
gerekçesinin bulunmadığını kaydetmektedir. Bu itibarla ꢀikayetlerin kabuledilebilir ilan
edilmesi yerinde olacaktır.
B. Esasa iliꢀkin
1. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlık ve tarafsızlığı hakkında
Benzer sorunları gündeme getiren davaları müteaddit defalar incelemiꢀ olan AĐHM,
sözkonusu davalarda AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiği tespitinde bulunmuꢀtu.
AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca varmasını sağlayabilecek nitelikte herhangi bir olgu
ya da kanıtın Hükümet tarafından sunulmadığını değerlendirmektedir. AĐHM, bir Devlet
Güvenlik Mahkemesi önünde ‘ulusal güvenlik’ konusuyla alakalı suçlamalara cevap veren
baꢀvuranların, askeri yargıya mensup bir subayın da aralarında bulunduğu hakimlerin
karꢀısına çıkmaktan endiꢀe duymasının anlaꢀılır bir durum olduğu tespitini yapmaktadır. Bu
nedenle baꢀvuranın meꢀru bir ꢀekilde, mahkemenin amacına aykırı birtakım mülahazaların
etkisinde kalmasından kaygı duyması mümkündü. Bu itibarla baꢀvuranın adıgeçen
mahkemenin bağımsızlık ve tarafsızlığı konusunda beslediği ꢀüphelerin objektif gerekçelere
dayandığı mütalaa edilebilir (Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar, § 72, in fine).
AĐHM, baꢀvuranı yargılayarak mahkum ettiği dönemde DGM’nin bağımsız ve tarafsız bir
mahkeme olmadığı sonucuna varmaktadır.
2. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu hakkında
Hükümet bu yönde bir ihlal olduğu iddiasına itiraz etmektedir.
AĐHM benzer davalarda, bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu kanıtlanmıꢀ bir
mahkemenin, yargısına tabi kimselere hiçbir biçimde adil dava güvencesi sunamayacağına
hükmettiğini hatırlatmaktadır.
Baꢀvuranların davalarının bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından görülme hakkı
yönünden yapılan ihlal tespitini göz önünde bulunduran AĐHM, mevcut ꢀikayeti incelemeye
gerek olmadığı kanaatine varmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim tarihli karar, prg. 44 ve prg. 45).
3. Ceza yargılaması süresi hakkında
Baꢀvuran son olarak ceza yargılamasının uzunluğundan ꢀikayetçi olmaktadır.
Hükümet, dava koꢀulları göz önüne alındığında yargılama süresinin aꢀırı olarak telakki
edilemeyeceği kanaatindedir. Hükümet, davanın karmaꢀıklığı ve baꢀvurana isnat edilen
suçların niteliğine dikkat çekmektedir. Hükümet’e göre uzun ve yorucu araꢀtırmalar
yapılmasını gerektiren ihtilaflı ceza yargılaması sürecinde ulusal makamlara atfedilebilcek
herhangi bir atalet dönemi yahut ihmal bulunmamaktadır.
Baꢀvuran bu sava karꢀı çıkmaktadır.
AĐHM, dikkate alınması gereken dönemin 28 Eylül 1991 tarihinde baꢀvuranın yakalanmasıyla
baꢀlayarak 26 Mayıs 1999 tarihli Yargıtay kararıyla son bulmuꢀtur. Böylelikle sözkonusu
yargılama iki aꢀama için yedi yıl sekiz ay sürmüꢀtür.
Yargılama süresinin maküllüğü, dava koꢀulları, AĐHM’nin konuyla ilgili içtihatları, davanın
karmaꢀıklığı, baꢀvuranın ve yetkili makamların tutumu gibi unsurlar göz önünde
bulundurularak değerlendirilir (bkz., diğerleri arasında, Pélissier ve Sassi - Fransa, no:
25444/94, prg. 67).
AĐHM tüm yargılama süreci boyunca baꢀvuranın tutuklu kaldığını tespit etmektedir. Bu
durum davaya bakmakla görevli mahkemelerin adaleti en kısa sürede tesis etmelerini
gerektirir (bkz. Kalachnikov - Rusya, no: 47095/99, prg. 132, ve, yakın tarihli, Temel ve
Taꢀkın - Türkiye, no: 40159/98, prg. 75, 30 Haziran 2005).
Kendisine sunulan tüm unsurları inceleyerek bu konudaki içtihadını göz önünde bulunduran
AĐHM, ihtilaflı yargılama süresinin aꢀırı olduğunu ve ‘makul süre’ koꢀulunu yerine
getirmediğine hükmeder.
Bu itibarla AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran 21.405 Euro maddi ve 10.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.
Talep ettiği maddi tazminatı gerekçelendirmek için baꢀvuran, duruꢀmalara katılmak ve
tutulduğu muhtelif cezaevlerinde ziyaretine gelmek için ꢀehirlerarası yolculuk yapmak
zorunda kalan ailesi tarafından yapılan ulaꢀım masraflarını ve kendisini ulusal mahkemeler ve
AĐHM önünde temsil ettirmek için yaptığı masrafları zikretmektedir.
Manevi tazminat talebine iliꢀkin olarak ise baꢀvuran özgürlüğünden yoksun bir halde
geçirdiği sekiz yıl boyunca yaꢀadığı belirsizliğe ve manevi ızdıraba dikkat çekmektedir.
Hükümet bu talepleri aꢀırı ve dayanaksız olarak değerlendirmektedir.
AĐHM baꢀvuranın maddi tazminat taleplerini iki bölümde değerlendirmektedir. Avukatı için
yaptığı ve avukatı tarafından yapılan tüm masrafları ‘yargılama masraf ve giderleri’ baꢀlığı
altında inceleyecektir.
Baꢀvuranın ailesi tarafından yapıldığı iddia edilen masrafların dayanaksız olduğunu tespit
eden AĐHM bu talebi reddeder. Buna karꢀın AĐHM, manevi olarak baꢀvurana 7.000 Euro
ödenmesinin yerinde olacağına hükmeder.
Bir kimsenin AĐHS’nin 6. maddesine aykırı kusurlar ihtiva eden bir yargılama sonucunda
mahkum edilmesi durumunda, baꢀvuranın talep etmesi durumunda yeni bir dava açılması ya
da yargılamanın yeniden yapılması tespit edilen ihlalin telafi edilmesi bakımından uygun bir
yol teꢀkil eder (bkz. Öcalan – Türkiye, no: 46221/99, prg. 210 in fine).
B. Yargılama masraf ve giderleri
Baꢀvuran ulusal mahkemeler önünde yaptığı masraf ve harcamalar için 28.750 YTL (yaklaꢀık
15.600 Euro) ve AĐHM önünde yaptığı masraf ve harcamalar içinse 7.700 YTL (yaklaꢀık
4.000 Euro) talep etmektedir.
Ulusal mahkemeler önünde yapılan masraf ve harcamaların dikkate alınmaması gerektiği
kanaatinde olan Hükümet AĐHM önünde yapılan masraf ve harcamalara iliꢀkin olarak ise
herhangi bir belge sunulmadığına dikkat çekmektedir.
AĐHM içtihadına göre bir baꢀvurana, yaptığı masraf ve harcamaların geri ödemesi ancak
sözkonusu masraf ve harcamaların gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yönü ortaya
konulduğu sürece yapılmaktadır. Elindeki bilgileri ve yukarıda anılan ölçütleri dikkate alan
AĐHM tüm masraf ve harcamaları için baꢀvurana 1.000 Euro ödenmesinin makul olacağına
hükmetmektedir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı orana üç
puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. Baꢀvurunun geriye kalanının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 5. maddesinin 3. paragrafının ihlal edildiğine;
3. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin bağımsızlık ve tarafsızlıktıktan yoksunluğu ve
yargılama süresiyle ilgili olarak AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Ceza yargılamasının hakkaniyete uygunluğu yönünden yapılan ꢀikayetin (AĐHS’nin 6/1
maddesi) ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;
5. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,
ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden YTL’ ye çevrilmek üzere, Savunmacı Devlet
tarafından, baꢀvurana manevi tazminat olarak 7.000 Euro (yedi bin Euro) ve yargılama
masraf ve giderleri için miktara yansıtılabilecek her türlü vergiden muaf tutularak 1.000
Euro (bin Euro) ödenmesine;
b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar Hükümet
tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve
3. paragraflarına uygun olarak 19 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
8
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło