4119/02
WyrokETPCz2006-10-10ECLI:CE:ECHR:2006:1010JUD000411902
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy brak doręczenia skarżącemu opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym naruszył jego prawo do rzetelnego procesu z art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy ukaranie skarżącego za publikację artykułów uznanych za podżegające do przemocy naruszyło jego prawo do wolności wyrażania opinii z art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
W odniesieniu do art. 6 ust. 1, Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym niedoręczenie opinii prokuratora w postępowaniu odwoławczym, uniemożliwiające oskarżonemu ustosunkowanie się do niej, stanowi naruszenie prawa do rzetelnego procesu. Władze tureckie nie przedstawiły żadnych argumentów uzasadniających odstępstwo od tej zasady. W kwestii art. 10, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność wyrażania opinii była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom, takim jak bezpieczeństwo narodowe i porządek publiczny. Biorąc pod uwagę kontekst terroryzmu i treść artykułów, które mogły być interpretowane jako podżeganie do przemocy i walki zbrojnej, Trybunał uznał, że ingerencja była "konieczna w społeczeństwie demokratycznym" i proporcjonalna do realizowanych celów, mieszcząc się w marginesie oceny państwa.Stan faktyczny
Skarżący, Halis Doğan, właściciel gazety Özgür Bakış, opublikował dwa artykuły zatytułowane „Komplo’nun yeni aşaması” i „Doğum” w dniu 8 lipca 1999 r. Prokurator wszczął postępowanie karne przeciwko skarżącemu za propagandę separatystyczną. Sąd Bezpieczeństwa Państwa w Stambule ukarał skarżącego grzywną w wysokości 1 971 270 000 lir tureckich i zakazał publikacji gazety na sześć dni. W postępowaniu odwoławczym przed Sądem Kasacyjnym, skarżący nie otrzymał opinii prokuratora, a Sąd Kasacyjny podtrzymał wyrok.Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdza brak naruszenia art. 10 Konwencji. Stwierdza, że nie ma potrzeby zasądzania słusznego zadośćuczynienia na podstawie art. 41 Konwencji.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
HALĐS DOĞAN - TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:4119/02)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG EKĐM 2006
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek
olup ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4119/02 baꢀvuru no’lu davanın nedeni, Türk
vatandaꢀı Halis Doğan’ın (Baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (AĐHM) 23 ꢁubat tarihinde, Avrupa Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34.
maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur. Baꢀvuran, adli yardımdan faydalanarak, AĐHM
önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Đ. Bilmez tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR doğumlu baꢀvuran Đstanbul’da ikamet etmektedir.
Baꢀvuran, sahibi olduğu Özgür Bakıꢀ gazetesini 18 Nisan 1999- 23 Nisan 2000 tarihleri
arasında yayınlamıꢀtır.
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 3713 sayılı Kanun’un 5 ve 8§1 ve 2 ve Türk Ceza Kanunu’nun ve 169. maddeleri uyarınca 16 Ağustos 1999 tarihinde sunduğu iddianameyle, 8 Temmuz tarihli 82 sayılı derginin 2 ve 3. sayfalarındaki Analiz baꢀlıklı sütundaki “Komplo’nun yeni
aꢀaması” ve “Doğum” baꢀlıklı iki makalenin yayınlanmasından dolayı mahkum edilmesini
isteyerek, basın yoluyla ayrımcı propaganda yaptığı gerekçesiyle baꢀvuran aleyhinde ceza davası
baꢀlatmıꢀtır.
Baꢀvuran, Đstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yaptığı savunmasında konuya iliꢀkin
AĐHM içtihadına atıfta bulunarak, kendisine atılı suçun oluꢀmadığını ve sadece ifade
özgürlüğünü kullandığını savunmaktadır. Baꢀvuran kendisine atılı olayların ifade özgürlüğü
ıꢀığında incelenmesinin gerektiğini belirtmiꢀtir.
DGM, 17 ꢁubat 2000 tarihli kararla, 5680 sayılı Basın Kanunu’nun 16 ve 3713 sayılı
Kanun’un 8§2 maddeleri uyarınca, gazetenin sahibi olarak ve suç unsuru teꢀkil eden makaleleri
yayınlaması nedeniyle, baꢀvuranı 1.971.270.000 Türk Lirası (TL) para cezasına çarptırmıꢀtır.
DGM, 5680 sayılı Kanun’un ek 2. maddesi uyarınca, gazetenin altı gün süreyle yayınlanmasının
yasaklanmasına karar vermiꢀtir.
Baꢀvuran 18 ꢁubat 2000 tarihinde temyiz baꢀvurusunda bulunmuꢀtur.
Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tebliğnamesi baꢀvurana tebliğ edilmemiꢀtir.
Yargıtay, 6 Temmuz 2000 tarihli kararla temyize gidilen kararı onamıꢀtır. Baꢀvuran bu
karardan 29 Ağustos 2000 tarihinde haberdar olmuꢀtur.
I. AĐHS’NĐN 6§1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, Yargıtay Cumhuriyet Baꢀsavcısı tebliğnamesinin tebliğ edilmemesinden
ꢀikayetçi olmaktadır. Baꢀvuran AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.
AĐHM, baꢀvuranın sunduğu ꢀikayete benzer bir ꢀikayeti incelediğini ve Cumhuriyet
Baꢀsavcısı görüꢀlerinin niteliğini ve yargılanan bir kimsenin bu görüꢀlere yazılı olarak cevap
verme olasılığının bulunmamasını gözönüne alarak, tebliğnamenin tebliğ edilmemesinden dolayı
AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını hatırlatır (Bkz. Göç-Türkiye, no:
36590/97, Abdullah Aydın-Türkiye (no: 2), no: 63739/00 ve Tosun-Türkiye, no: 4124/02).
AĐHM, iꢀbu davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in bu durumda farklı bir sonuca ulaꢀılmasını
sağlayacak ne bir olay ne de argüman sunduğuna kanaat getirmektedir.
Dolayısıyla bu davada AĐHS’nin 6§1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.
II. AĐHS’NĐN 10. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran, cezaya mahkum edildiğinden dolayı, düꢀünce ve ifade özgürlüğü haklarının
ihlal edildiğini iddia etmektedir.
Hükümet, PKK liderinin yakalanmasına ve olaydan sonra Türkiye’de süregelen hoꢀgörü
havasına atıfta bulunarak, içerikleri bakımından dava konusu iki makalenin açık bir ꢀekilde terör
örgütü faaliyetlerini savunduğunu ve Kürt halkını ayrımcı eylemlerine devam etmeye çağırdığını
savunmaktadır. Yayınlanan sözler AĐHM içtihadının getirdiği sınırların ötesine geçmektedir.
Ulusal hakim, AĐHS’nin 10§2 maddesinin öngördüğü sınırlandırmalar uyarınca ifade
özgürlüğünün kullanılmasına yapılan müdahalenin gerekliliğini incelerken en geniꢀ takdir
payından faydalanmaktadır. Bu bağlamda bu makalelerin terör örgütü PKK’nın propagandasını
yaptığına kanaat getirmiꢀtir. Kanun tarafından öngörülen bu müdahale, ulusal güvenliği, toprak
bütünlüğünü ve kamu güvenliğini korumak amacıyla demokratik toplumda gerekli olan bir
tedbirdir.
Hükümet, bu makalelerin yayınlandığı zamanki koꢀulları gözönünde bulundurmak
gerektiğini savunmaktadır. Geneli itibariyle bu makaleler, PKK’nın terör eylemlerini Kürtlerin
ulusal bağımsızlığı için bir mücadele olarak tanıtma amacını gütmektedirler. Sözkonusu
makalelerin içeriklerinde, binlerce vatandaꢀın ölümüne sebep olan terör faaliyetlerinin Kürtlerin
bağımsızlığını kazanmaları için haklı gösterildiği mesajı verilmektedir. Hükümet, AĐHM
içtihadına atıfta bulunarak ve makamların ꢀiddeti arttırabilecek eylemlere karꢀı göstermeleri
gereken dikkat ve güvenlik alanlarında Türkiye’nin Güneydoğusunda hüküm süren durumun
hassasiyetini dikkate alarak, dava konusu müdahalenin ifade özgürlüğünü ihlal etmediğini
savunmaktadır.
Bu açıklamalar ıꢀığında ve bu dönemde Türkiye’nin bulunduğu özel koꢀulları dikkate
alarak ulusal makamlar, liderlerinin mahkum edilip cezaevine konulduğu terör örgütünü öven
benzeri yayınların, Türk toplumunda tansiyonu yükseltebileceğine kanaat getirmiꢀlerdir.
Baꢀvuranın para cezasına çarptırılması kamu düzenini koruma amacı ile orantılıdır.
Baꢀvuran bu argümanlara itiraz etmektedir. Sahibi olduğu gazetenin, halkı, kamuoyunu
ve Devlet’i bilgilendirme amacı vardı. Para cezasına çarptırılması ve gazetenin yayınlanmasının
yasaklanması izlenen amaçla orantısızdır.
AĐHM, baꢀvuranın cezaya mahkum edilmesinin AĐHS’nin 10§1 maddesinin koruduğu
ifade özgürlüğü hakkına müdahale oluꢀturduğuna tarafların itiraz etmediğini not etmektedir.
Ayrıca müdahalenin, kanun -3713 sayılı Kanun’un 8§2 ve 5680 sayılı Kanun’un 16. maddeleri-
tarafından öngörüldüğüne ve 10§2 maddesi uyarınca ulusal güvenliğin sağlanması ve toprak
bütünlüğünün korunmasının yanısıra, düzenin korunması ve suçun önlenmesi gibi birçok
amaçlar güttüğüne de itiraz edilmemektedir (Bkz. Baran-Türkiye, no: 48988/99). AĐHM, bu
değerlendirmeyi benimsemiꢀtir.
Buna karꢀın taraflar arasındaki uyuꢀmazlık, müdahalenin “demokratik toplumda gerekli
olup olmadığı” hususuna dayanmaktadır. AĐHM, özellikle Halis Doğan-Türkiye (no: 75946/01),
Yalçın Küçük-Türkiye (no: 28493/95), Zana-Türkiye (25 Kasım 1997) ve Sundey Times-Birleꢀik
Krallık (no:1) (26 Nisan 1979) kararlarında belirttiği gibi, 10. maddeye iliꢀkin içtihadından çıkan
temel ilkeleri hatırlatmaktadır.
AĐHM, Özgür Bakıꢀ gazetesinin sahibi olarak, lideri Abdullah Öcalan’ın
yakalanmasından sonra PKK’nın mücadele yürütmesi gerektiği hakkındaki “Komplo’nun yeni
aꢀaması” ve “Doğum” baꢀlıklı makalelerin yayınlanması nedeniyle, basın yoluyla bölücü
propaganda yaptığı gerekçesiyle baꢀvuranın mahkum edildiği sonucuna varmıꢀtır. AĐHM,
sözkonusu müdahalenin, bu durumda gazete gibi demokratik toplumda güncel konulara iliꢀkin
basında yer alan yayınlar temel rolü gözönünde bulundurularak incelenmesi gerektiğini
hatırlatmaktadır (Bkz. diğerleri arasında, Yalçın Küçük, § 38, Okçuoğlu-Türkiye, no 24246/94, 8
Temmuz 1999, Sürek-Türkiye (no 4), no 24762/94, 8 Temmuz 1999, Lingens-Avusturya, 8
Temmuz 1986 tarihli karar ve Fressoz ve Roire-Fransa, no 29183/95). Devlet’in terör tehdidine
karꢀı milli güvenlik ya da ülke bütünlüğü gibi yaꢀamsal çıkarlarının korunması veya düzenin
korunması ya da suçun önlenmesi amacıyla belirlenen sınırları aꢀmaması gerekse de, kamuoyunu
bölen sorunlar da dahil olmak üzere siyasi sorunlar hakkında bilgi ve görüꢀ bildirme görevi
basının üzerine düꢀmektedir. Basının bilgi yayma görevine, halkın haber alma hakkı
eklenmektedir. Bilgi alma özgürlüğü, halka, kendisini yönetenlerin fikir ve tutumlarını tanımak
ve değerlendirmek için en iyi yollardan birini sunmaktadır (Bkz, mutatis mutandis, Lingens,
s. 46,).
Bu davada AĐHM, makalelerde kullanılan terimlere ve yayınlandıkları bağlama önem
vermiꢀtir. Bu bağlamda, göreceği davanın bulunduğu koꢀulları ve özellikle terörle mücadeleye
bağlı zorlukları gözönünde bulundurmaktadır (Bkz. Đbrahim Aksoy-Türkiye, nos 28635/95,
30171/96 et 34535/97 ve Incal-Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar).
Sözkonusu iki makale yoluyla gazete, yasadıꢀı silahlı örgüt PKK’nın yürüttüğü yeni
mücadele hakkında görüꢀ bildirmektedir. Makalelerde kullanılan bazı sözler, ne Kürt
probleminin barıꢀ yoluyla çözümüne çağrı konuꢀması, ne sosyal, kültürel ve tarihi olaylar
hakkındaki saptamalar olarak görülebilir. AĐHM, “aksine (ꢀimdi) ulusal seferberlik zamanıdır.
Eğer bütün güçler, yetenekler ve olanaklar faaliyete geçmezse, ne zaman faaliyete geçecekler?
Kürtlerin hatıralarında ve kültürlerinde “onur günü” kavramı vardır. Đꢀte bugün onur gününden
daha farklı bir gün sözkonusudur.” Ve hatta “durum böyle iken, bizim tek garantimiz, tam bir
özgürlük kazanmak için her türlü fedakarlığı yapmaya ve 21. yüzyılın esaret zincirlerini kırmaya
hazır olan halkımızın isteğidir. Bu bizim özgürlük mücadelemizi parlayan bir aꢀamaya taꢀıyacak
öncü politikamızdır. Gerçek fedakarlığı gösteren ꢀahinlerimiz.” Makalelerin genel içeriği,
ꢀiddete, silahlı mücadeleye ya da ayaklanmaya teꢀvik edici olarak değerlendirilebilir. Bu da
AĐHM’nin gözünde bulundurması gereken önemli bir unsurdur (Bkz. mutatis mutandis, Müslüm
Gündüz-Türkiye (karar), no 59745/01, 13 Kasım 2003 ve Zana, § 60). Bu sözler Abdullah
Öcalan’ın yakalanmasından sonra bir gazetede yayınlanan iki makaleden alınmıꢀtır ve içerik
olarak, Kürtlerin davasını savunanları ꢀiddete teꢀvik etmektedir. Böyle bir bağlamda,
makalelerin Güneydoğu Anadolu bölgesinde ꢀiddeti arttırıcı nitelikte olduğunu tespit etmek
yanlıꢀ olmaz. Bu bakımdan AĐHM, baꢀvuranın mahkum edilme gerekçelerinin, baꢀvuranın ifade
özgürlüğüne müdahaleyi haklı göstermek için yeterli ve yerinde olduğuna hükmetmektedir.
AĐHM sadece “bilgi” ya da “fikirlerin” çatıꢀmasının, ꢀaꢀırtmasının ya da endiꢀeye yol açmasının,
benzeri bir müdahaleyi haklı göstermeye yetmeyeceğini hatırlatmaktadır. Ancak bu durumda
ꢀiddet yanlısı bir kıꢀkırtma sözkonusudur.
AĐHM için, sözkonusu makalelerin ꢀiddeti övücü ve savaꢀa ya da en azından silahlı
eylemlerin yeniden baꢀlatılmasına çağrı yapar nitelikte olduklarının düꢀünülebileceği açıkça
ortadadır. Makaleler, PKK’nın fikirleriyle bağdaꢀmakta ve Türk Devleti’ne karꢀı silahlı gücün
kullanılmasına çağrı yapmaktadır. Kullanılan ifadeler, içgüdüleri uyandırıcıdır ve ꢀiddet yoluyla
ifade edilen daha önce zihinlere yerleꢀmiꢀ önyargıları güçlendirmektedir. Oysa AĐHM,
makamların 1985 yılından bu yana, güvenlik güçleri ile PKK üyeleri arasında, kasıp kavuran,
birçok insanın ölümüne ve dolayısıyla bölgenin büyük bir kısmında olağanüstü hal ilan
edilmesine neden olan ciddi çatıꢀmaların yaꢀandığı Güneydoğu bölgesinde güvenlik konusunda
hüküm süren durumu tırmandıracak nitelikte eylem ya da sözler konusundaki endiꢀelerinin
farkındadır (Zana). Bu bağlamda, okuyucu ꢀiddete baꢀvurmanın saldırgana karꢀı gerekli olan ve
haklı gösterilen, kendini savunma yolu olduğu fikrine kapılmaktadır (Bkz. Sürek-Türkiye (no 1),
no 26682/95 ve Sürek-Türkiye (no 3), no 24735/94).
Baꢀvuran makalelerde ifade edilen görüꢀleriyle bağdaꢀtırılmasa da, kendisinin yazarlara
ꢀiddeti ve kini körüklemeye yönelik destek sağlamadığı söylenemez. Baꢀvuran gazetenin sahibi
olarak, çatıꢀma ve tansiyonun bulunduğu durumlarda artan bir öneme sahip olan bilgi toplanması
ve halka bilgi verilmesi görevi sırasında gazeteci ve yazı iꢀleri müdürlerinin aldıkları “görev ve
sorumluluklarını” paylaꢀmaktadır (Sürek (no 1), Betty Purcell ve diğerleri-Đrlanda, no 15404/89).
Bu bağlamda AĐHM, baꢀvurana gazetenin sahibi olarak verilen para cezasının “zorunlu
bir sosyal ihtiyaca” cevap vermiꢀ olduğunun makul olarak düꢀünülebileceği ve baꢀvuranın
mahkumiyetini açıklamak için makamların ileri sürdükleri gerekçelerin “uygun ve yeterli”
olduğu sonucuna varmaktadır.
Böyle bir durumda ulusal makamların faydalandıkları takdir marjı gözönüne alındığında,
sözkonusu müdahale, AĐHS’nin 10§2 maddesi uyarınca güdülen meꢀru amaçlarla orantılıdır.
Dolayısıyla AĐHS’nin 10. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
Baꢀvuran, kendisine gönderilen 10 Mart 2006 tarihli mektupta, AĐHS’nin 41. maddesi
uyarınca her türlü adil tazmin talebinin esasa dair yazılı görüꢀlerde dile getirilmesi gerektiği
hükmünü düzenleyen Đçtüzüğün 60. maddesine dikkat çekilse de, kabuledilebilirlik kararından
sonra hiçbir adil tazmin talebinde bulunmamıꢀtır. Ayrıca baꢀvuran, masraf ve harcama adı
altında hiçbir talepte bulunmazken, AĐHM, adli yardım adı altında kendisine ödenen miktarın
masraf ve harcamalarını yeteri kadar karꢀıladığına kanaat getirmektedir. Dolayısıyla AĐHM,
baꢀvurana adil tazmin ödenmesinin gerekli olmadığına kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,
1. AĐHS’nin 6§1 maddesinin ihlal edildiğine;
2. AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve 10 Ekim 2006 tarihinde, Đçtüzüğün 77.
maddesinin 2 ve 3. fıkraları uyarınca yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 12.07.2026. · Źródło