41213/02

WyrokETPCz2010-01-19ECLI:CE:ECHR:2010:0119JUD004121302

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący został poddany nieludzkiemu i poniżającemu traktowaniu przez policję, a także czy krajowe postępowanie karne w tej sprawie było skuteczne, zgodnie z art. 3 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał przypomniał, że wszelkie obrażenia odniesione przez osobę znajdującą się pod wyłączną kontrolą funkcjonariuszy policji budzą poważne wątpliwości, a ciężar dowodu spoczywa na rządzie, aby przedstawić rozsądne wyjaśnienie. Wobec istnienia dokumentacji medycznej potwierdzającej obrażenia skarżącego po zatrzymaniu, Trybunał uznał państwo pozwane za odpowiedzialne za złe traktowanie. W aspekcie proceduralnym, Trybunał stwierdził, że krajowe postępowanie karne, choć wszczęte, zakończyło się zawieszeniem wyroku na mocy ustawy nr 4616, co uniemożliwiło ukaranie sprawców i doprowadziło do ich bezkarności, czyniąc dochodzenie nieskutecznym w rozumieniu art. 3 Konwencji.
Stan faktyczny
Skarżący, Abdurrahim Demir, urodzony w 1963 roku i zamieszkały w Stambule, został zatrzymany 9 października 1995 roku przez jednostki antyterrorystyczne policji w Stambule w związku z podejrzeniem przynależności do nielegalnej organizacji PKK. Podczas zatrzymania, które miało miejsce w trakcie próby ucieczki, użyto siły. Po zakończeniu okresu zatrzymania, 25 października 1995 roku, badanie sądowo-lekarskie wykazało liczne siniaki, zwłaszcza pod pachami, oraz trudności w poruszaniu ramionami. Skarżący złożył skargę karną na policjantów, zarzucając im pobicie, zawieszanie za ramiona i użycie elektrowstrząsów.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznał skargę za dopuszczalną. 2. Stwierdził naruszenie art. 3 Konwencji w aspekcie materialnym i proceduralnym. 3. Stwierdził, że nie ma potrzeby odrębnego badania skargi na podstawie art. 13 Konwencji. 4. Zasądził skarżącemu 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz 1 500 euro tytułem kosztów i wydatków, po odliczeniu 850 euro pomocy prawnej. 5. Oddalił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ABDURRAHĐM DEMĐR - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no: 41213/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Ocak 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   _____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dıꢀiꢀleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları Genel   Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmı olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam olarak   belirtilmi olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması ko ulu ile Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi   ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41213/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Abdurrahim Demir (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 6 Eylül 2002 tarihinde   Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan   Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu avukatlarından   S. Turgut tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   Baꢀvuran 1963 doğumlu olup Đstanbul’da ikamet etmektedir.   Ekim 1995 tarihinde Đstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi ekipleri   tarafından yasadıꢀı örgüt PKK’ya ait bir evde yapılan aramada kaçma teꢀebbüsünde bulunan   baꢀvuran zor kullanılarak yakalanmıꢀ ve gözaltına alınmıꢀtır.   Ekim 1995 tarihinde gözaltı süresinin bitiminde baꢀvuran adli tıp hekimi tarafından   muayene edilmiꢀ, düzenlenen raporda baꢀvuranın özellikle koltukaltı hizasında çok sayıda   ekimoz ve kollarında hareket güçlüğü tespit edilmiꢀtir.   Baꢀvuran 14 Aralık 1995 tarihinde Đstanbul Cumhuriyet Savcılığına giderek gözaltından   sorumlu polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuꢀtur. Baꢀvuran özellikle dövüldüğünü,   kollarından asıldığını ve vücudunun çeꢀitli yerlerine elektroꢀok verildiğini ileri sürmüꢀtür.   Cumhuriyet Savcısı 19 Ocak 1996 tarihinde baꢀvuranı ve olaya karıꢀan polisleri dinlemiꢀtir.   Savcı 4 Aralık 1996 tarihinde delil yetersizliğinden davanın kapanmasına karar vermiꢀtir.   ꢁubat 1997 tarihinde baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu itiraz üzerine Đstanbul Ağır Ceza   Mahkemesi dosyayı yeniden incelemiꢀ ve kötü muamele iddialarına iliꢀkin ceza davasının   yeniden açılmasına karar vermiꢀtir.   Cumhuriyet savcısı 14 ꢁubat 1997 tarihli bir iddianame ile Ağır ceza mahkemesi önünde   TCK’nın 243. maddesi hükümlerine dayalı olarak sözkonusu polisler hakkında kötü muamele   uygulamak suçundan ceza davası açmıꢀtır. Baꢀvuran bu davaya müdahil olarak katılmıꢀtır.   Aralık 1997 tarihinde Ağır ceza mahkemesinin talebi üzerine adli tıp kurumu dosya   üzerindeki bilirkiꢀi incelemesini tamamlamıꢀ ve 25 Ekim 1995 tarihli sağlık raporunda yer   alan ibarelerinin beꢀ günlük sağlık raporunun verilmesini gerektirdiğini ifade etmiꢀtir.   Sanık polislerin yapmıꢀ oldukları itiraz üzerine, Adli tıp kurumu üst kurulu dosyayı incelemiꢀ   ve oybirliğiyle sözkonusu yaralanmaların gözaltı süresi boyunca oluꢀtuğuna karar vermiꢀtir.   Duruꢀmalar sırasında, baꢀvuran sorumlu polisleri teꢀhis etmiꢀtir.   Aralık 2001 tarihinde Ağır ceza mahkemesi, suç unsurunu oluꢀturan olayları TCK’nın 245.   maddesi gereğince yeniden değerlendirmiꢀ ve ꢀartla salıverilmeye, dava ve cezaların   ertelenmesine dair 4616 sayılı Kanun’un uygulanmasına istinaden ceza davasının   ertelenmesini kararlaꢀtırmıꢀtır. TCK’nın 245. maddesi bu kanunun uygulanma alanına   girmektedir oysa bahse konu 243. madde sözkonusu suç unsurunu önlenmesini   öngörmemekteydi.   Yargıtay 25 Mart 2002 tarihinde baꢀvuran tarafından yapılan temyiz baꢀvurusunu reddetmiꢀ   ve karar nihai hale gelmiꢀtir.   HUKUK   AĐHS’nin 3. ve 13. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuran polis nezaretinde bulunduğu sırada   kötü muamele ve iꢀkence gördüğünü ileri sürmekte, etkili bir baꢀvuru yolunun bulunmadığını   iddia etmektedir. AĐHM bu baꢀvuruyu yalnızca AĐHS’nin 3. maddesi çerçevesinde   inceleyecektir (Bkz. Fazıl Ahmet Tamer ve diğerleri-Türkiye kararı no: 19028/02, 24   Temmuz 2007).   Hükümet, baꢀvuranın hukuk ve idare mahkemeleri önünde maddi ve manevi tazminat   talebiyle dava açmaması doğrultusunda iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazında   bulunmaktadır.   AĐHM geçmiꢀte de müteaddit defa benzer itirazın yapıldığını ve bunların reddedildiğini   hatırlatır (Bkz. diğerleri arasında, Karayiğit-Türkiye kararı, no: 63181/00, 5 Ekim 2004).   AĐHM mevcut baꢀvuruda daha önce benimsemiꢀ olduğu bu sonuçların dıꢀına çıkılmasını   gerektirecek herhangi bir istisnai durumun yer almadığını hatırlatır. AĐHS’nin 35. maddesinin   3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca   baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu   nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   AĐHM, bir kimsenin tamamıyla polis memurlarının denetimi altında gözaltında tutulduğu   sırada meydana gelen her türlü yaralanmanın ciddi kuꢀkulara yol açtığını hatırlatır (Salman –   Türkiye, no: 21986/93, prg. 100). Dolayısıyla bu yaraların nedeni hakkında makul bir izahatta   bulunarak baꢀvuranın iddialarına, hele ki bu iddialar tıbbi belgelerle desteklenmiꢀ ise, ꢀüphe   düꢀüren delilleri sunma görevi Hükümete ait olmaktadır (bkz., diğerleri arasında, Selmouni –   Fransa, no: 25803/94, prg. 87, Berktay-Türkiye kararı no: 22493/93, 1 Mart 2001 ve Ayꢀe   Tepe-Türkiye no: 29422/95, 22 Temmuz 2003).   AĐHM mevcut baꢀvuruda, adli tıp yetkilileri tarafından düzenlenen sağlık raporlarında   baꢀvuranın gözaltı süresinin bitiminde darp ve yara izlerini taꢀıdığının ortaya konulduğunu   hatırlatır. Hükümet sözü edilen bu durumun baꢀvuranın yakalanması sırasında polislere karꢀı   direnmesi sonucu oluꢀtuğunu savunmaktadır. Bununla birlikte, tarafların ceza davası   kapsamında ulusal mahkemeler önünde ve AĐHM nezdinde sunmuꢀ oldukları delil unsurları   baꢀvuranın uğradığı kötü muamelenin ciddiyet düzeyi açısından birbiri ile uyuꢀmaktadır. Bu   durumda, dosyada yer alan deliller ve bilhassa da adli tıp hekimleri ve adli tıp kurumu   tarafından yapılan saptamalar ıꢀığında AĐHM, Savunmacı Devletin baꢀvuranın vücudunda   tespit edilen izlerin sorumluluğunu taꢀıdığına itibar etmektedir.   Sonuç itibarıyla, AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 3. maddesinin usul bakımından incelenmesine iliꢀkin, AĐHM tümüyle güvenlik   güçlerinin elinde bulunan bir kiꢀinin 3. maddeye aykırı olarak ciddi muamelelere maruz   kalmasının etkili resmi bir soruꢀturmayı gerekli kıldığını hatırlatır   Bu amaçla yürütülen soruꢀturma sorumluların kimliklerinin tespit edilmesini ve   cezalandırılmasını sağlayacak yapıda olmalıdır (Bkz. Batı ve diğerleri-Türkiye kararı, no:   33097/96 ve 57834/00). AĐHM ayrıca, kötü muamele iddiaları ile itham edilen Devletin bir   görevlisine karꢀı baꢀlatılacak ceza davasının «etkili» bir yapıda olmasının sorumluların   zamanaꢀımından veyahut neredeyse suçsuzluk olanağından yararlanmamaları bakımından   büyük önem taꢀıdığının altını çizer (Bkz. Labita-Đtalya no: 26772/95).   AĐHM bu baꢀvuruda, baꢀvuran tarafından yapılan suç duyurusunu müteakip adli   soruꢀturmanın hemen baꢀlatıldığını ve sorumlu polisler hakkındaki ceza davasının etkili bir   biçimde yürütüldüğünü kaydetmektedir. Buna karꢀılık, mezkur ceza davası süreci baꢀvuranın   öne sürmüꢀ olduğu iddiaların doğruluğunu teyit etmeye mahal vermeksizin davanın ceza   hükmünün nihai surette ertelenmesi ile sona etmiꢀtir. Böylelikle, kötü muamelede bulunan   faillerin mutlak bir cezasızlıktan yararlandıkları 4616 sayılı Kanun’un uygulanmasına   istinaden sözü edilen yargı süreci sonuçsuz kalmıꢀtır (Bkz. Kelekçiler-Türkiye no: 5387/02,   Nisan 2009 ve mutatis mutandis, Orhan Kur-Türkiye no: 32577/02, 3 Haziran 2008).   Yukarıda dile getirilenler ıꢀığında AĐHM, bu baꢀvuruda yürütülen soruꢀturmanın AĐHS’nin 3.   maddesi bakımından etkili bir soruꢀturma olarak nitelendirilemeyeceği kanısına varmaktadır.   Bu nedenle, AĐHS’nin 3. maddesi usul bakımından da ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varması ıꢀığında, AĐHM aynı olaylara dayalı   olarak 13. maddenin ayrıca incelenmesini gerekli görmemektedir.   Geriye AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması kalmaktadır. Baꢀvuran herhangi bir kanıtlayıcı   belge olmaksızın 15.000 Euro maddi ve 30.000 Euro manevi tazminat talep etmektedir.   Baꢀvuran ayrıca temsil giderleri de dahil yargılama giderleri için 2.638 Euro talep etmekte, bu   bağlamda, bir tercüme bürosu tarafından çevirisi yapılan 180 TL (yaklaꢀık 90 Euro)   tutarındaki faturayı sunmaktadır.   AĐHM maddi tazminat talebinin yeterince gerekçelendirilmediğini hatırlatmakta, bu yönde bir   ödeme yapılmasını gerekli görmemektedir. AĐHM buna karꢀın, uğradığı manevi zararın   karꢀılanması bakımından baꢀvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesini   kararlaꢀtırmaktadır. Yargılama masraf ve giderlerime iliꢀkin AĐHM’nin yerleꢀik içtihadına   göre bir baꢀvuran gerçekliğini, gerekliliğini kanıtladığı makul miktarlardaki yargı giderlerini   elde edebilir (Bkz. örneğin, Bottazzi-Đtalya kararı no: 34884/97 ve Sawicka-Polonya kararı   no: 37645/97, 1 Ekim 2002). AĐHM sunulan belgeler ve bu yöndeki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında   Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 850 Euro tutarındaki meblağ   düꢀülmek suretiyle yargılama gider ve masrafları için baꢀvurana 1.500 Euro ödenmesini   kararlaꢀtırmıꢀtır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin esas ve usul bakımlarından ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesine yönelik ꢀikayetin ayrıca incelenmesine gerek olmadığına;   4. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:   i. baꢀvurana 10.000 (on bin) Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. Avrupa Konseyi tarafından adli yardım baꢀlığı altında verilen 850 Euro tutarındaki   meblağ düꢀülmek suretiyle yargılama masraf ve giderleri için baꢀvurana 1.500 (bin   beꢀ yüz) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 19 Ocak 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło