41246/98
WyrokETPCz2009-05-26ECLI:CE:ECHR:2009:0526JUD004124698
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy nadmierne opóźnienie w wykonaniu krajowych orzeczeń sądowych zasądzających odszkodowanie od państwa, w warunkach wysokiej inflacji i deprecjacji waluty, stanowi naruszenie prawa do poszanowania mienia z art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że prawomocne orzeczenia sądów krajowych, zasądzające na rzecz skarżących określone kwoty, stanowiły „mienie” w rozumieniu art. 1 Protokołu nr 1. Stwierdził, że państwo pozwane, zwlekając z wykonaniem tych orzeczeń przez ponad dekadę i czekając na całkowite uprawomocnienie się wszystkich roszczeń, mimo że niektóre z nich stały się wykonalne wcześniej, naruszyło prawo skarżących do poszanowania mienia. Opóźnienie to, w połączeniu z wysoką inflacją i deprecjacją tureckiej liry, spowodowało, że ostatecznie wypłacona kwota stanowiła zaledwie ułamek pierwotnej wartości należności, co nałożyło na skarżących nadmierne obciążenie i było nieuzasadnioną ingerencją w ich prawo własności.Stan faktyczny
Dwie tureckie spółki budowlane, Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret A.Ş. i Akpınar Yapı Sanayi A.Ş., realizowały duży projekt budowlany dla Dyrekcji Generalnej Państwowych Robót Wodnych. Z powodu nieprzewidzianych wahań ekonomicznych, wysokiej inflacji i deprecjacji liry tureckiej wobec dolara amerykańskiego, spółki poniosły znaczne straty finansowe. W 1992 roku wszczęły postępowanie sądowe o odszkodowanie i zapłatę należności. Pomimo początkowych korzystnych wyroków sądów krajowych, postępowanie to trwało ponad dekadę z powodu licznych apelacji i uchyleń. Ostateczna płatność, dokonana w 2006 roku, stanowiła znikomą część pierwotnej wartości należności ze względu na drastyczną utratę wartości pieniądza.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Stwierdza naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji.
2. Stwierdza, że nie ma potrzeby rozpatrywania skarg na podstawie art. 6 ust. 1 Konwencji.
3. Postanawia, że kwestia zastosowania art. 41 Konwencji jest odroczona, wzywając Rząd i skarżących do przedstawienia swoich stanowisk na piśmie w ciągu trzech miesięcy od uprawomocnienia się wyroku i poinformowania o wszelkich ugodach.Pełny tekst orzeczenia
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
ÜNAL AKPINAR ĠNġAAT ĠMALAT SANAYĠ VE TĠCARET A.ġ. VE AKPINAR
YAPI SANAYĠ A.ġ. - TÜRKĠYE DAVASI
(Başvuru no:41246/98 )
KARARIN ÖZET ÇEVĠRĠSĠ
(Esas)
STRAZBURG Mayıs 2009
İşbu karar Sözleşme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup
şekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
USUL
Türkiye’de yerleşik Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Akpınar Yapı
Sanayi A.Ş. adlı şirketlerin (başvuran taraf) Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 4 Mayıs 1998
tarihinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) eski 25. maddesi uyarınca yapılan 41246/98 numaralı
başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuran taraf Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde Ankara barosu
avukatlarından T. Akıllıoğlu tarafından temsil edilmektedir.
AİHM, 29 Nisan 2008 tarihli kararı ile başvurunun Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
önünde görülen kısmını kabuledilebilir, gerisini kabuledilemez bulmuştur.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOġULLARI
A. Davanın konusu
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü (İdare),
Güneydoğu Anadolu Kalkınma Projesi kapsamında Şanlıurfa Tüneli ve Tesisleri İkmal İnşaatı
(inşaat) için 29 Temmuz 1981 tarihinde ihale açmıştır.
İstihkak raporları hakkında bilgi edindikten ve alan görüldükten sonra, başvuran taraf
açıklanan fiyat üzerinden % 40,15 oranında bir tenzilat teklif etmiştir. Böylece, sözkonusu
inşaatın yapımı İdare tarafından 3 Eylül 1981 tarihli sözleşme ile başvuran tarafa ihale
edilmiştir.
Sözleşme uyarınca, başvuran tarafın 30 Aralık 1987 tarihinde işi bitirmesi ve buna karşılık
26.930.443.943,25 T.L. karşılığında para alması gerekmekteydi. Bu miktar, “hakediş”
karşılığı periyodik olarak başvuran tarafa ödenecekti.
Eylül 1981 tarihinde, inşaat başlamıştır. Eylül 1983 tarihinde başvuran taraf, sözleşme şartlarının aradan geçen süre zarfında
öngörülemeyen ekonomik dalgalanmaları karşılamadığı gerekçesiyle işi durdurmuştur. 27
Temmuz 1984 tarihinde, Bakanlar Kurulu, işin devam etmesine ve ilk sözleşmenin gözden
geçirilmesine karar vermiştir. Ağustos 1984 tarihinde, kamu ihalelerinin gözden geçirilmesinde olumlu görüşü alınması
zorunlu olan Danıştay’ın onayından sonra taraflar arasında ek sözleşme imzalanmıştır.
Aradan geçen süre zarfında ortaya çıkan ve birim fiyatında artışa neden olan ek işler
nedeniyle iş teslim tarihi 30 Haziran 1990 tarihine ertelenmiştir.
Sözleşmeye göre ABD doları üzerinden iki kere avans verilmesi öngörülmüştür. Bu avanslar
ödeme günü geçerli olan kurdan Türk Lirası’na çevrilecek ve zaman içinde hakedişlere
yansıtılacaktı.
Başvuran taraf, 31 Ocak 1986 tarihi itibariyle kronik zarar ettiği için işlerin ancak %15,41’ni
gerçekleştirmiştir. 25 Şubat 1986 tarihinde başvuran taraf, duruma çözüm getirmek üzere
ikinci bir ek sözleşme yapılmasını talep etmiştir. Başvuran şirket, işleri 31 Aralık 1989
tarihinde yani planlanandan 6 ay önce bitirmek pahasına, hak edişlerinin bundan böyle ABD
Doları/TL paritesinin enflasyon karşısındaki beklenmedik değer kaybından kaynaklanan zarar
dikkate alınarak hesaplanmasını talep etmiştir.
İdare bu talebi kabul etmiştir; Türk Lirası üzerinden hesaplanan hakedişlerin, 0,014391 döviz
çevrim katsayısıyla Amerikan Dolarına çevrilmesi hususunda anlaşmışlardır.
Bununla birlikte Danıştay, 29 Mayıs 1986’da re’sen, sekize karşı dokuz oyla katsayının
0,01011’ne çekilmesi gerektiğine karar vermiştir. 18 Haziran 1986’da Bakanlar Kurulu bu
kararı onaylamıştır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ve Cumhurbaşkanı nezdinde döviz kuru çevrim katsayısının
eski haline getirilmesi yönündeki 31 Temmuz ve 2 Eylül tarihli girişimler başarısız olmuş ve Eylül 1986 tarihinde bu şartlarla ikinci ek sözleşme imzalanmıştır.
Bu ek sözleşmenin 2. maddesine göre yeni hakediş hesaplama yöntemi şu şekildedir:
- Hakedişler, istihkak raporlarında belirtilen birim fiyatları üzerinden Türk Lirası olarak
hesaplanacaktır.
- Hesaplanan meblağ, 0.01011 döviz kuru çevrim katsayısıyla çarpılarak Amerikan
Dolarına çevrilecektir.
- Amerikan Doları olarak ifade edilen bu miktar, sözkonusu hakedişin son ödeme (30 gün)
günü geçerli olan döviz kuru üzerinden tekrar Türk Lirası’na çevrilerek ödenecektir.
- Vadesi geldiğinde ödeme Türk Lirası olarak yapılacaktır. Temmuz 1987 tarihinde, başvuran taraf Başbakana, katsayısının ilk belirlenen katsayı olan
0,014391 olarak tekrar düzeltilmesinin sağlanması için yazı yazmış, fakat sonuç alamamıştır. yılında, Türkiye’deki yıllık enflasyon oranındaki değişimin, Amerikan Doları’ndaki kur
değişiminin çok üzerinde seyretmesi nedeniyle, Amerikan Doları/Türk Lirası paritesine dayalı
ödemeyi öngören kamu ihalelerinin ifasının çok zor olduğu ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, 19
Ekim 1989 tarihinde “Yabancı para birimlerine dayalı birim fiyatlarla ihalesi yapılmış otoyol,
köprü, tünel yapımı işlerinde fiyat farkı hesabında uygulanacak esaslar hakkında” 89/14657
sayılı Bakanlar Kurulu kararı yürürlüğe girmiştir.
Kararın gerekçe bölümünde, Bakanlar Kurulu, 1985 yılından itibaren Türkiye’de enflasyon
oranı, dolayısıyla tüketim fiyatları hızla yükselirken, Amerikan Doları’nın alım gücünün
gerilediğini, artık ödemenin Amerikan Doları ile yapılmasını öngören sözleşme hükümlerinin,
ihaleyi alan müteahhitler için bir güvence oluşturmadığını belirtmiştir. Bakanlar Kurulu
kararı, enflasyon oranını dikkate alan ek ödeme yapılmasını öngörmüştür.
Yapması gereken inşaat kendisine döviz üzerinden ihale edilmemiş olmakla beraber üstlenmiş
olduğu işin niteliği gereği, başvuran taraf 89/14657 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’ndan
yararlanabileceğini ummaktaydı. Oysa 12 Ocak 1990 tarihli ve 90/29 sayılı ikinci bir karar ile
Bakanlar Kurulu önceki kararın uygulama alanını Karayolları Genel Müdürlüğü ile sözleşme
yapan şirketler ve münhasıran kamu yatırım fonlarından finanse edilen projelerle sınırlamıştır.
Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü’nün bir ihalesini almış olan başvuran taraf böylece
89/14657 sayılı kararnamenin kapsamı dışında kalmıştır.
Olayların yaşandığı dönemde, tüketici fiyatlarındaki artış ortalama %70’i bulurken, Amerikan
Doları’ndaki artış yıllık % 27 civarındaydı.
B. BaĢvuran tarafın açmıĢ olduğu hukuk davaları
I. Ön talep
Başvuran taraf, 4 Eylül 1991 tarihinde, yapı malzemeleri birim fiyatlarındaki ve işçilik
ücretindeki artış ve hakedişlerinin ödenmesindeki beş ila altı aylık gecikme nedeniyle,
0,014391 katsayısı kabul edilmediği sürece işe devam edemeyeceğini Bakanlığın ilgili
birimlerine bildirmiştir. Ayrıca başvuran taraf 89/14657 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı’nın
kendisine de uygulanmasını talep etmiştir.
Yüksek Fen Kurulu, 8 Ocak 1992 tarihinde şikayet konusu ödemedeki gecikmelerin Kamu
Ortaklığı Fonundan finanse edilerek engellenebileceği ve başvuran tarafın 20 Ağustos 1988
tarih 88/13181 sayılı Kanun Hükmünde Kararname kapsamına alınarak durumunun
düzeltilebileceği, ancak, böyle bir işlem için de, Bakanlar Kurulu’nun ön onayı ile üçüncü bir
ek sözleşmenin imzalanması gerektiği yönünde görüş bildirmiştir.. Ekim 1992’de Bayındırlık ve İskan Bakanı, ihalenin ifasından sorumlu bakandan Yüksek
Fen Kurulu’nun görüşleri doğrultusunda taraflar arasındaki anlaşmazlığın giderilmesini
istemiştir.
Kısa vadede böyle bir girişimin yapılmadığı anlaşılmaktadır.
Başvuran taraf, 7 Eylül 1992 tarihinde ödenmemiş onlarca alacağının ödenmesi ve
zararlarının tazmin edilmesi için İdare’yi uyarmış, İdare’nin tepkisiz kalması üzerine dava
açmaya karar vermiştir.
2. Birinci hukuk süreci
a. Davanın seyri ve sonucu Aralık 1992 tarihinde başvuran taraf, 1985 ve 1992 arasında meydana gelen ve çeşitli
tarihlerde başvuran tarafça İdare’ye ihtar çekilen birçok olaydan dolayı tazminat ve
alacaklarının ödenmesi amacıyla Ankara Asliye 3. Hukuk Mahkemesi’nde (Asliye Hukuk
Mahkemesi) dava açmıştır.
Başvuran tarafın ileri sürdüğü argümanlar şu şekildedir:
-
Yargı erki, 26 Eylül 1986 tarihli ek sözleşmenin hazırlanmasına haksız olarak
müdahale etmiştir: müzakereler sırasında, İdare, iş maliyetinin arttığını ve döviz çevrim kuru
olarak 0,014391 katsayısı uygulanmasını kabul etmiştir. Oysa tarafların arzusu hilafına
Danıştay res’en, katsayıyı 0,01011’e çekmiştir. Ardından başvuran taraf, üzerindeki ekonomik
baskılar nedeniyle ek sözleşmeyi imzalamak zorunda kalmıştır.
-
Amerikan Doları olarak hesaplanan ödemenin yetersizliği karşısında, başvuran tarafın,
89/14657 sayılı Karar kapsamına alınması ve ekonomik dalgalanmalardan etkilenmemesi için
alacaklarının buna uygun olarak ıslahı gerekmekteydi.
-
Hakedişlerin İdare tarafından kronik olarak gecikmeli ödenmesinden dolayı tazminat
ödenmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda başvuran taraf on yedi farklı iddia sunmuştur (Bkz. Ünal Akpınar İnşaat İmalat
Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Akpınar Yapı Sanayi A.Ş.-Türkiye kararı, no: 41246/98, 29 Nisan
2008). Bunlardan sadece dördü bu başvuruyu ilgilendirmektedir:
- no’lu İddia: Fırat nehri malzeme ocaklarından çekilen çakıl taşı temizleme
çalışmalarının birim fiyatının artışının karşılanmaması nedeniyle 74,8 milyar
Türk Lirası;
-
- no’lu İddia: Demir tel kafes taşıma ulaşım masrafları için 1,2 milyar Türk
Lirası no’lu İddia: Fay hatlarını sağlamlaştırmak için kullanılan 350 ton segmentin
bedelinin ödenmemesinden dolayı 2,77 milyar Türk Lirası;
- no’lu İddia: Borçlar Kanunu’nun 105 / 1 maddesi anlamında gecikme faizi
uygulanmadığı için munzam zararı karşılamak üzere, fazlaya ilişkin haklarını
saklı tutarak, 3 milyar Türk Lirası;
İdare, müteahhittin ekonomik ve teknik yetersizliklerinden dolayı bir türlü bitmeyen inşaatın
sürmesi için elinden geleni yaptığını belirtmiştir. İhaleyi yapan kuruma göre talepler
dayanaktan yoksundur.
i. İlk yargı kararı
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 11 Temmuz 1994 tarihinde kararını açıklamıştır. Asliye
hukuk mahkemesi, özellikle başvuran tarafa 89/14657 sayılı kararın uygulanmasını ve
Danıştay’ın belirlediği katsayı üzerinden değişikliğe gidilmesini içeren 6 Nisan 1994 ve 20
Temmuz 1994 tarihli bilirkişi raporlarını dikkate alarak İdare’nin ne sözleşmeyle belirlenen
sorumluluklarını yerine getirdiğine ne iyi niyet gösterdiğine kanaat getirmiştir.
Bu bağlamda yerel mahkeme, hakedişlerdeki ödemenin bazı zamanlar 431 gün geciktiğini,
birim fiyatlarının artışından dolayı yapılması gereken fark ödemelerinin yıllar aldığını, işlerin
süresinin aşırı uzatılarak başvuran tarafın aleyhine bir maliyet artışı oluştuğunu ve son olarak
başvuran tarafın bu sorunlarla baş edebilmesi için hiçbir önlemin alınmadığını belirtmiştir.
Böylece, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, İdare’yi, başvuran tarafa aşağıda yer alan
tutarları ödemeye mahkûm etmiştir.
-
-
-
- no’lu İddia başlığı altında 47.028.566.000 Türk Lirası; no’lu İddia başlığı altında 332.553.000 Türk Lirası; no’lu iddia başlığı altında 2.447.697.000 Türk Lirası; no’lu İddia başlığı altında 3 milyar Türk Lirası;
Bu miktarlara 23 Aralık 1992 tarihinden (davanın açıldığı tarih) hesaplanmak üzere % 54
reeskont faizi eklenmiştir.
İhaleyi yapan kurum temyiz yoluna başvurmuştur.
Nisan 1995 tarihli bir karar ile Hâkim Y.A. başkanlığında toplanan Yargıtay 15. Hukuk
Dairesi, 11 Temmuz 1994 tarihli kararı bozmuştur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi öngörülemez
ekonomik dalgalanmalar ve Amerikan Doları/ Türk Lirası paritesindeki istikrarsızlık gibi
sözleşmede yer almayan unsurlara dayanan tüm değerlendirmelere karşı olduğunu
belirtmiştir. Yargıtay’a göre sözleşmeyi devam ettirmeye karar veren başvuran tarafın,
sözleşmeden doğan sonuçlara da katlanması gerekmektedir.
İddiaların her biri için kararın gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir:
-
- no’lu İddia hakkında: Sözleşme uyarınca, başvuran taraf, mahkemeye
başvurmadan önce öncelikli olarak Yüksek Fen Kurulu’na ihtilafın dostane
çözümü için müracaat etmeliydi. no’lu İddia hakkında: Malzeme taşıma ücretlerinin, prima facie, birim
fiyatlarına dâhil olduğu görüldüğünden, bu hususu açıklığa kavuşturmayan bir
bilirkişi raporuna dayanılamaz.
-
- no’lu İddia hakkında: Bu konuda hatalı hazırlanmış bir bilirkişi raporuna
dayanarak bu talebin değerlendirilmesi mümkün değildir; no’lu İddia hakkında: Kararın bu kısmı spekülasyona dayanmaktadır;
Böylece dosya, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesine iade edilmiştir.
ii. İkinci yargı kararı Ocak 1996 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi öne sürülen bu dört iddia ile ilgili
ilk verdiği kararını yinelemiştir.
Sonuç olarak dava Yargıtay Genel Kurulu’na havale edilmiştir.
Yargıtay Genel Kurulu 3 Temmuz 1996 tarihinde, 26 Nisan 1995 tarihli Yargıtay kararının
tüm hükümlerini onamıştır.
Başvuran tarafın, karar düzeltme başvurusu 30 Nisan 1997 tarihinde reddedilmiş ve dosya
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’ne gönderilmiştir.
iii. Üçüncü yargı kararı
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 5 Kasım 1997 tarihinde bir duruşma gerçekleştirmiş ve
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429/4 maddesi uyarınca Yargıtay Hukuk Genel
Kurulu kararına uyma yükümlülüğünü açıklamıştır. Ayrıca Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi,
her bir iddia için hesaplama yöntemindeki uyuşmazlıkların ortadan kaldırılması için iki yeni
bilirkişi raporu hazırlanmasına da hükmetmiştir.
Bilirkişiler, 17 Ağustos 1998 ve 4 Aralık 1998 tarihlerinde raporlarını sunmuşlardır. Bu
raporlara göre, başvuranın alacakları, 3 no’lu İddia için 18.746.865 Amerikan Doları, 8 no’lu
İddia için 116.028 Amerikan Doları, 12 no’lu İddia için 1.461.623 Amerikan Doları ve son
olarak 13 no’lu İddia için, 13.800.105 Amerikan Doları olarak toplam 34.127.621 Amerikan
Dolarıdır.
Bu hesaplamada uygulanan Amerikan Doları kur oranları, İdare’nin her bir iddia için
temerrüde düşürüldüğü tarih dikkate alınarak hesaplanmıştır.
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, 4 Şubat 1999 tarihli bir karar ile bu miktarları kabul etmiş,
çalışmaların her bir bölümünün bitim tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına
çevrilmesine karar vermiştir. Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi, başvuran tarafa, 23 Aralık tarihinden itibaren (davanın açıldığı tarih) % 54’e yükseltilen tekrar düzenlenebilir1
reeskont faizi eklenmek üzere aşağıdaki miktarların ödenmesine karar vermiştir:
- 3 no’lu İddia başlığı altında 33.038.619.000 T.L.
- 8 no’lu İddia başlığı altında 236.968.000 T.L.
- 12 no’lu İddia başlığı altında 1.719.562.000 T.L.
- 13 no’lu İddia başlığı altında 3.000.000.000 T.L.
İdare bir kez daha temyiz başvurusunda bulunmuştur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 19 Kasım tarihinde, 3 no’lu iddia hakkındaki kararın Yüksek Fen Kurulu’nun görüşü alınmadan ve no’lu iddia hakkındaki kararın ise eksik bilirkişi raporuna dayanarak verildiğini
Bu düzenlenme Merkez Bankası tarafından açıklanan oranlardaki değişikliğe bağlı olarak yapılacak
değişiklikti (Bkz. Ek, 3. kısım).
belirtmiştir. Dolayısıyla kararın bu iki noktada gözden geçirilmesini istemiş, geri kalan
kısmını onamıştır.
iv. Dördüncü yargı kararı
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi yeni bir bilirkişi raporunun düzenlenmesini istemiştir.
Bilirkişi, 4 Ağustos 2000 tarihinde raporunu sunmuş ve 21 Aralık 2000 tarihinde Ankara
Asliye Hukuk Mahkemesi İdare’yi daha önce 3, 8, 12 ve 13 no’lu iddialara ilişkin hükmettiği
(ilk karar) aynı miktarları ödemeye yeniden mahkûm etmiştir.
İdare’nin temyiz başvurusunun ardından, Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 2 Temmuz 2001
tarihinde, gecikme faizinin toplam miktarı dikkate alınmaksızın Borçlar Kanunu’nun 105.
maddesi uyarınca munzam zararın hesaplanmayacağını gerekçe göstererek 13 no’lu iddiaya
ilişkin kararı bozmuştur.
Tarafların kararın düzeltilmesi için yaptıkları başvurular, 2 Mayıs 2002 tarihinde
reddedilmiştir.
v. Beşinci yargı kararı Aralık 2002 tarihinde, başvuran taraf 13 no’lu iddia konusunun genişletilmesi hakkındaki
ek dilekçesini sunmuştur. Başvuran taraf, Borçlar Kanunu’nun 105. maddesi uyarınca saklı
bulunan hakları başlığı altında 244.958.359.974 Türk Lirası talep etmiştir.
Dosyanın yeni bir bilirkişi raporu ışığında yeniden incelenmesinin ardından Ankara Asliye
Hukuk Mahkemesi, 26 Mart 2003 tarihinde kararını açıklamıştır.
Asliye Hukuk Mahkemesi 13 no’lu iddia ile ilgili İdareyi başvurana 3 milyar TL. ödemeye
mahkum etmiş, fakat başvuran tarafın 244.958.359.974 Türk Lirası tutarındaki ek talebini bu
hakkın düşmüş olması nedeniyle reddetmiştir.
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 29 Eylül 2003 tarihli bir karar ile daha önceki aynı gerekçeden
dolayı 13 no’lu iddia hakkında verilen kararı yeniden bozmuştur.
Şubat 2004 tarihinde, ilgilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
vi. Altıncı yargı kararı
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi son olarak 30 Aralık 2004 tarihinde toplanmış, 13 no’lu
iddia başlığı altında ödenecek olan miktarı 24 Aralık 2004 tarihli bilirkişi raporuna uygun
olarak 2.974.093.750 T.L. olarak belirlemiştir. Geri kalan kısım için önceki kararları
yinelemiştir.
Başvuran taraf temyiz yoluna başvurmuştur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, 3 Ekim 2005 tarihli
karar ile kararı onamış böylece karar kesin hüküm niteliği kazanmıştır.
b. Bu yargılamaya iliĢkin temel verilerin özeti
i. Bilirkişi incelemeleri
Bilirkişi raporlarında İdare tarafından başvuranın mevcut iddialarına karşılık ödenmesi
gereken miktarlar Türk Lirasına çevrilerek verilmiştir.
Ġddia
No: 3
No: 8
No: 12
No: 13
T.L.
T.L.
T.L.
T.L.
06.04.94
20.06.94
17.08.98
04.12.98
04.08.00
20.11.00
28.11.02
14.02.03
24.12.04
33.038.619.000
236.968.000
1.719.562.000
3.000.000.000
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
//
2.974.093,750
Bilirkişilere göre alacakların toplam anaparası, mahkeme karar verdiğinde 37.969.242.750
Türk Lirası’na, yaklaşık olarak 34.127.621 Amerikan Doları’na tekabül etmektedir.
ii. Hükmedilen cezaların icrasına ilişkin
Asliye Hukuk Mahkemesi önünde görülen ve Yargıtay’ın 3 Ekim 2005 tarihli kararıyla nihai
hale gelen davada sözkonusu her bir alacağın kesin hüküm niteliği kazandığı tarihler aşağıda
yer almaktadır:
Talep
No:3
No:8
No:12
No:13
Nihai hüküm tarihi
02.07.01
19.11.99 19.11.99
03.10.05
3. İkinci hukuk süreci
Bu yargı süreci halen sürmektedir ve konusu itibarıyla mevcut başvurunun dışında yer
almaktadır (Bkz. sözü edilen Ünal Akpınar İnşaat İmalat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ve Akpınar
Yapı Sanayi A.Ş.).
C. ĠĢlerin tamamlanması ve hükmedilen miktarların tahsil edilmesi
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce hükmedilen meblağlar nihai hale geldikçe ödenmeleri için
başvuran tarafından İdareye yapılan başvurular sonuçsuz kalmıştır. Aynı durum, 11 Temmuz tarihli kararla ödenmesine hükmedilen miktarların tahsil edilmesi amacıyla başvuran
tarafça açılan ilk cebri icra davası için de geçerlidir.
İşin tamamı, 22 Aralık 1999 tarihinde tamamlanmıştır. İdare 10 Ağustos 2000 tarihinde resmi
olarak işi teslim almıştır. Teslim alma işlemi ile ilgili olarak hazırlanan tutanakta herhangi bir
cezaya ya da ihtirazi kayda yer verilmemiştir.
Başvuran taraf o tarihe kadar açığını kapatmak amacıyla banka kredileri kullanmak zorunda
kalmıştır. Çekilen banka kredilerini ödeyemeyen başvuran taraf, çok sayıda icra takibine
uğramış ve bu nedenle 17 gayrimenkulünü satmak zorunda kalmıştır.
Başvuran taraf, 13 Şubat 2001 tarihinde bakanlık makamlarına bir yazı göndererek 21 Aralık tarihinde Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen miktarların
ödenmesini talep etmiştir.
İdare bu talebin yerine getirilme “imkânının” bulunmadığını belirtmiştir.
İşbu başvurunun Hükümet’e tebliğ edilmesinden sonra, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı,
Asliye Hukuk Mahkemesi’nce bir takım alacakların ödenmesine hükmedilmiş olsa da, verilen
karar maddelerinin tamamı halen Yargıtay’ca onanmadığından dolayı henüz İdare aleyhinde
herhangi bir talebin sözkonusu olamayacağı ve kararın icra edilebilir olmadığı hususunda 21
Ağustos 2003 tarihinde Dışişleri Bakanlığı’na bilgi vermiştir.
İhaleyi yapan kurumda çalışan bir sorumlu, 26 Aralık 2005 tarihinde başvuran tarafı arayarak
Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından ödenmesine hükmedilen tutarları yatırmak üzere bir
banka hesap numarası istemiştir.
Ertesi gün ilgili kişi, AİHM’ye yapılan başvuruya ilişkin hakları saklı kalmak üzere talep
edilen bilgiyi vermiştir.
İhaleyi yapan kurum, ödenmesi öngörülen rakamın 23 Aralık 1992 tarihinden itibaren
hesaplanmak üzere gecikme faizi ve mahkeme masrafları da dâhil olmak üzere
290.626.585.189 Türk Lirası olduğunu başvuran tarafa bildirmiştir. Sözkonusu tarihte teklif
edilen miktar yaklaşık 216.000 Amerikan Doları’na tekabül etmektedir, hâlbuki vade
bitiminde bu alacakların anaparası 34.124.621 Amerikan Doları’na tekabül etmektedir.
Başvuran taraf 2 Ocak 2006 tarihli bir yazıyla, teklif edilen miktarın alması gereken miktarın
yalnızca % 0,4’üne tekabül ettiğini, ayrıca gecikme faizlerinin yanlış hesaplandığını
bildirmiştir.
İhaleyi yapan taraf, 2 Ocak 2006 tarihinde başvuran tarafın banka hesabına iddia edildiği
üzere bir takım masraflar düşüldükten sonra 288.446.891 Yeni Türk Lirası yatırmıştır.
Başvuran taraf tüm haklarını saklı tutarak bu miktarı kabul etmiştir.
HUKUK 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren Türk Lirasının yerini (TL) Yeni Türk Lirası (YTL) almıştır. 1.000.000 TL = 1
YTL’dir.
I. 1 NO’LU EK PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI
HAKKINDA
Başvuran taraf, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından kabul edilen anapara ve gecikme
faizine ilişkin hükümlerin farklı tarihlerde icra kabiliyeti kazandığını ileri sürmektedir. Oysa
idare, Türkiye’deki enflasyon oranı Dolar/TL paritesindeki kontrol edilemeyen dalgalanmalar
nedeniyle başvuranın uğradığı büyük kayıpları telafi etmede hiçbir önemi olmayan bir miktar
olan 288.446,89 YTL’ yi ödemek için davanın nihai olarak kapanmasını beklemiştir.
Dolayısıyla başvuran tarafa göre, 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiştir.
Hükümet, sözkonusu iddiaya karşı çıkmaktadır.
A. Tarafların argümanları
AİHM, işbu kararın kabuledilebilirliği hakkındaki 29 Nisan 2008 tarihli kararla belirlenen
çerçeveyi göz önüne alarak sırasıyla tarafların aşağıda sunulan argümanlarını özetlemektedir.
1. Hükümet
Hükümet öncelikle başvuran tarafın ihtilaflı sözleşmeyi 3 Eylül 1981 tarihinde imzaladığını
ve 30 Eylül 1983 tarihinde ilk kez işi durdurduğunu belirtmektedir. 1986 yılı başında
çalışmaların yalnızca % 15,41’lik kısmı bitmiş durumdaydı. Belirlenen süreye riayet
edilemeyeceğinden başvuran taraf vadenin ertelenmesini talep etmiştir.
GAP projesinin sahip olduğu önem karşısında, İdare buna rağmen başvuran tarafla çalışmaya
devam ederek, durumlarını düzeltmeleri amacıyla iki sözleşme daha imzalamıştır. Ancak
başvuran taraf proje gereklerini yerine getirmeyerek kimisi iç hukuk yollarını tüketmemiş
bulunan, kimisi dayanaksız olan çeşitli iddiaların arkasına saklanmayı tercih etmiştir.
Ayrıca başvuran tarafın ABD Doları/Türk Lirası paritesinin 1985 yılının ikinci yarısında
fırlayan enflasyon oranı karşısında zayıf kalmasından dolayı sıkıntı çektiğinden yakınması
uygun değildir. Zira başvuran taraf sözkonusu krizin ortaya çıkmasından bir yıl sonra 26
Eylül 1986 tarihinde hiçbir itirazda bulunmadan ikinci bir sözleşme imzalamıştır. Zaten
ekonomik dalgalanmalardan kaynaklanan her türlü zarar bu amaçla öngörülen gecikme
faiziyle telafi edilmiş sayılır.
Hükümet mevcut durumun Akkuş – Türkiye (9 Temmuz 1997 tarihli karar) davasıyla hiçbir
ortak yanının bulunmadığını savunmaktadır. Zira mevcut durum kamulaştırma gibi tek taraflı
bir tedbire ilişkin olmayıp; başvuran tarafın bulunduğu ülkedeki ve kendi faaliyet alanına
ilişkin ekonomik verilerden ve ekonomik koşullardan haberdar olarak yaptığı bir şirket
sözleşmesine ilişkin borçlar hukuku alanına giren bir ihtilafa ilişkindir.
Hükümete göre başvuran taraf gerçekten zarar gördüğü kanaatini taşıyor idiyse diğer
sözleşmeci tarafa baskı yapmak için istediği anda adem-i ifa istisna (exceptio non adimpleti
contractus) yoluna başvurabilir ya da doğrudan sözleşmeyi feshedebilirlerdi. Bu hususta
önlerine engel çıkarıldığını hiçbir zaman öne sürmeyen başvuran taraf, ne sözleşmenin ifa
koşulları nedeniyle ne 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlali neticesinde mağdur
edildiği iddiasında bulunamaz.
Her ne kadar adalet başvuran tarafı kısmen haklı bulmuşsa da başvurunun yapıldığı tarihe
kadar verilen hiçbir karar «kesin hüküm gücü» kazanmamıştı. Bu çerçevede idarenin ilgiliye
herhangi bir meblağ ödeme yükümlülüğü bulunmamaktaydı. Hükümet bu bağlamda bir yargı
kararının tümüyle kesin hüküm gücünü kazandığı takdirde ancak icra kabiliyetinin oluşacağı
açıklamasını getirmektedir. Bir hüküm bir bütün olarak değerlendirilir ve tamamı icra
kabiliyetini kazanır.
2. Başvuran taraf
Başvuran taraf Hükümetin İdare tarafından özenle seçilmiş bir şirketin beceri ve deneyimini
tartışmaya açamayacağını ifade etmektedir. İş teslim tarihinin on bir kez ertelenmesinin
(bunun sonucunda fazladan 145 ay şantiye çalışması daha yapılması gerekmiştir) İdare’nin
başlangıçtaki planları değiştirerek ek iş talep etmesinden kaynaklandığını belirtmektedir.
Sonuç olarak işler 22 Aralık 1999 tarihinde başlangıçta hesaplanandan % 44,74 fazla bir
maliyetle tamamlanmıştır.
Başvuran tarafa göre, uğranılan zararlar tamamen devlet makamlarından kaynaklanmaktadır.
Zira sözkonusu makamlar sözleşmenin imzalanmasının ardından, serbest piyasada enflasyona
bağlı olarak ortaya çıkan ABD Doları/TL paritesini normal seviyenin altında tutmak için
uygun olmayan ve beklenmedik ekonomik önlemler almışlardır. Bu nedenle başta ABD
Doları cinsinden hesaplanan işleri gerçekleştirmek mümkün olmamıştır.
Başvuran taraf, idarenin borçlarını 80’li yıllarda hüküm süren enflasyonun son derece altında
olan döviz kuru üzerinden hesaplamayı tercih eden hukuk mahkemelerini sözkonusu duruma
kayıtsız kalmakla suçlamaktadır; ayrıca, mevcut davada ödenmesine hükmedilen faiz oranları
sözkonusu enflasyonu ve özellikle de ABD dolar kurunda yaşanan olağanüstü yükselişi
karşılamaktan uzaktır.
Başvuran taraf, ihtilaflı sözleşme hükümlerinin rızaya dayalı oluşunun Hükümet tarafından bir
argüman olarak kullanılmasının aşırı olduğuna kanaat getirmekte ve 1985 yılından itibaren
Türkiye’de yaşanan olumsuz ekonomik koşulları öngörmesi gerektiğini ifade eden tüm
varsayımları reddetmektedir; şayet müteahhitlerin uğradıkları kayıplar bu denli öngörülebilir
ve kabul edilebilir olsaydı Devlet’in sözleşmeci tarafların bu kayıplarını telafi etmek için
89/14657 sayılı kararnamede olduğu gibi acil önlemler almasına gerek kalmazdı.
Başvuran taraf, sözkonusu dönemde hâkim olan maddi koşullarda, şantiyeyi kapatmasının ya
da iş akdinin vadesinde yerine getirilmemesi nedeniyle sözleşmeyi feshetmesinin iflasına yol
açacağını ifade etmektedir. İdarenin güçlü olan taraf olması sebebiyle, bayındırlık
müteahhitleri mevcut davadaki gibi Devlet’in verdiği sözler inandırıcılığını kaybedene ve
şartlar dayanılmaz hale gelinceye kadar ilişkilerin zarar görmemesi için nadiren adalete
başvururlar ve alacaklarının ödenmesini bekleyerek işleri devam ettirirler.
Sonuç olarak, başvuran taraf, mevcut durumunda, işbu başvurunun bilirkişi raporları ile
ortaya konan ve hukuken sabit bulunan meblağlarla ilgili olduğunu yinelemekte ve
AİHM’den, vergiler hariç 34.124.621 Amerikan Dolarına tekabül eden alacaklarının şimdiki
değeri ile ödenmesini, ayrıca bu miktara %15,01 oranında ticari faiz uygulanmasını
istemektedir.
B. AĠHM’nin takdiri
Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuran tarafın yeterli bir düzeyde «alacağının»
olduğuna ve bir «mülkü» oluşturduğuna hükmettiği karar örneklerinde olduğu gibi 1 no’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesi temel olarak Devletin «mülkiyet» hakkına karşı her türlü haksız
fiilleri karşısında bireyi korumak amacını taşımaktadır (Bkz. örneğin, Eko-Elda AVEE-
Yunanistan, no 10162/02, Kanioğlu vd.-Türkiye, nos 44766/98, 44771/98 ve 44772/98, Ekim 2005; Angelov-Bulgaristan, no 44076/98, 22 Nisan 2004; Bourdov-Rusya no
59498/00, Dimitrios Georgiedis -Yunanistan no 41209/98, 28 Mart 2000; Stran ve Stratis
Andreadis Yunan rafinerileri).
Bu başvuruda sözkonusu yargı süreci 3 Ekim 2005 tarihinde kesin hükme bağlanan 30 Aralık tarihli karar ile tamamlanmıştır.
Sonuç olarak, 2 Ocak 2006 tarihinde yani ilk kez temerrüde düşürülmesinden sonra yaklaşık
on dört yıldan fazla bir sürenin ardından ihaleyi yapan kurum ilk kez başvuran tarafa 3, 8, 12
ve 13 numaralı iddialar ile ilgili olarak 288.446.89 YTL (yaklaşık 133.475 Euro) ödemiştir.
Mezkûr meblağların farklı tarihlerde ödendiği, bunlara değişen oranlarda yasal faizin
uygulandığı dikkate alındığında, karmaşık bir hesaplama yönteminin bulunduğunu kaydeden
AİHM, başvuran tarafın gelir kaybına ilişkin her türlü değer biçme girişiminin ancak yaklaşık
bir tahmin olacağını kabul etmektedir. AİHM yine de dosyada yer alan bilirkişi raporları,
enflasyona değin ekonomik veriler, ayrıntılı fiyat endeksi ve ilgili dönem boyunca Amerikan
Dolarının kur değişim oranları çerçevesinde bu konu hakkında fikir edinmeye çalışacaktır.
AİHM, nihai karar ile ödenmesine hükmedilen bu dört tutarın 23 Aralık 1992 (davanın
açıldığı tarih) tarihinden geçerli yıllık % 54’lük reeskont faiz eklenmek üzere 37.969.242.750
YTL; iç hukukta gerçekleştirilen bilirkişi raporları dikkate alınacak olduğunda, her bir talebe
ilişkin kesin hüküm karar tarihinde geçerli olan kurdan dört alacak miktarının toplam
34.127.621 Amerikan Doları olduğunu not etmektedir.
Türkiye’de tüketici fiyat endeksi 1992 Aralık ayından Ocak 2006’ya kadar olan dönemde %
27566.16 oranında artış göstermiştir. Ocak 2006’da, 1992 Aralık ayındaki 37.969.242.750
TL’lik alım gücünü yakalamak için yaklaşık 10.504.570 YTL ödemek gerekiyordu. Amerikan
Doları’nın Türk Lirası karşısındaki yıllık ortalama döviz değişim oranı hesaba katıldığında
başvuran şirketin uğradığı kayıp daha da alenidir: 2006’da sözkonusu 34.127.621 Amerikan
Dolarlık anapara 49.314.412 YTL’ye tekabül etmekte idi. Ocak 2006 tarihinde, ihaleyi yapan taraf, yargılama masrafları düşüldükten sonra gecikme
faizi ile birlikte 288.446,89 YTL tutarında bir ödeme yapmıştır.
Sözkonusu durumu haklı kılmak için, Hükümet, başvurunun yapıldığı tarihte, alacakların
hiçbir kararda “kesin hüküm” kazanmaması nedeniyle idarenin sözkonusu alacakları
ödemediğini söylemekle yetinmektedir.
AİHM, bu görüşe katılmamaktadır.
AİHM, öncelikle, normal olarak başvuran tarafın alacağını elde etmek için adli ve idari
prosedürlere başvurma zorunluluğu olmaması gerektiği, üstelik de bu süreçteki gecikmelerden
zarar görme tehlikesi bulunduğu kanaatindedir (mutatis, mutandis, Aka- Türkiye, 23 Eylül
1998; Guillemin-Fransa, 21 Şubat 1997).
AİHM, 8 no’lu iddia başlığı altındaki miktar olan 236.968,000 TL tutarı ile 12 no’lu iddia
başlığı altındaki miktar olan 1.719.562.000 TL tutarının 19 Kasım 1999 tarihli Yargıtay
kararının ardından icra edilebilir nitelik kazandığını gözlemlemektedir. no’lu iddia başlığı altındaki miktar olan 33.038.619.000 TL tutarı ile ilgili olarak dikkate
alınacak dönem 2 Temmuz 2001 tarihidir. no’lu iddia başlığı altındaki miktar olan 2.947.093.750 TL tutarı ile ilgili olarak ise, göz
önüne alınması gereken tarih, Yargıtay’ın son karar tarihi olan 3 Ekim 2005 tarihidir.
AİHM, idare tarafından 2 Ocak 2006 tarihinde yapılan ödemenin uygun nitelikte olduğuna ve
sözkonusu ödemenin makul sürede yapıldığına (Akkuş) kanaat getirse dahi ilk üç ödeme için
aynı durumun sözkonusu olmadığı kanısındadır.
Temyiz başvurularının ya da karar düzeltme taleplerinin erteleyici etkisi bulunmadığından,
kimse, Türk hukukunda, alacağın tahsili istemi ile açılan davalara ilişkin kararların doğrudan
icra hükmü taşıdığına itiraz etmemiştir.
Dolayısıyla, hâlihazırda “usuli kazanılmış hakları” teşkil eden 3, 8 ve 12 no’lu iddialara
ilişkin hükümleri yerine getirmek için idarenin, sözkonusu hükümlerin nihai hale gelmesini
beklemesine gerek olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır (mutatis mutandis, diğerleri arasından,
Amat-G Ltd ve Mebaghishvili ve Hornsby-Yunanistan, 19 Mart 1997).
Bu bağlamda AİHM’ye göre, idareyi cebri icraya karşı koruyan (Dimitros Georgiadis; Yunan
Rafineleri Stran ve Stratis Andreadis) veya Yargıtay tarafından onanmış yargı kararlarına
itiraz edecek istisnai koşullar öngören iç hukukun çeşitli veçheleri Devletin başvuran tarafa
yönelik yükümlülüklerini yerine getirmekte gösterdiği yavaşlığı mazur göstermeye yetmez.
Kaldı ki, devlet olmanın kendisine bahşettiği imtiyazlar dikkate alındığında, İdare yeniden
dava açmak için gerekli imkânlara sahipti. AİHM, ayrıca, konuya ilişkin Türk hukukunun,
Devletin “icralarını geciktirmeksizin” hukuki kararların gereğini yerine getirmesi ve “kamu
hukukunun hükümlerine” göre “kendi rızasıyla” borcunu ödemesi fikrine dayandığını
belirtmektedir (Kanioğlu ve diğerleri).
AİHM, nihai olarak yukarıda dile getirilen durumun yalnızca Hükümetin işine yaradığını
tespit etmektedir. AİHM’nin daha önce vurguladığı üzere, alacaklarla ilgili düzenlemenin
gecikmeli yapılması ödemenin uygun niteliğini hatırı sayılır ölçüde azaltmış ve öngörülen
ödeme şeklinin -paranın Türkiye’de değer kaybetmesi- gibi ekonomik unsurları göz ardı
etmesi başvuranı belirsizlikte bırakmış ve maddi kaybının artmasına neden olmuştur (Bkz.
mutatis mutandis, Zacharakis-Yunanistan no:17305/02, 44076/98, 22 Nisan 2004 ve sözü
edilen Akkuş kararı; Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri).
AİHM bu bağlamda, bir tazminatın ödenmesinde değerini azaltabilecek unsurların dikkate
alınmaması durumunda tazminatın uygun niteliğinin zarar göreceğini daha önce açıkladığını
hatırlatır (Bkz. sözü edilen Eko-Elda AVEE’de yer alan referanslar). Elbette 1 no’lu Ek
Protokol’ün 1. maddesi Sözleşmeci Devletlere enflasyonun olumsuz etkilerini telafi edecek,
alacakların ve aktiflerin değerini koruyacak şekilde önlemler alma yükümlülüğünü
getirmemektedir. Ancak, bu başvuru özel bir dikkati hak etmektedir çünkü başvuran verilen
kararın nihai hükümlerinden verildikleri anda yararlanamadığı ve alacaklarını tahsil
edebilmek için ki ödeme anında olması gereken değerin %1’ine ancak ulaşıyordu, mazur
gösterilemeyecek beş ila yedi yıllık gecikmeye maruz kaldığı için söz konusu alacakların
değeri çok ciddi bir kayba uğramıştır (Bkz. mutatis mutandis sözü edilen Angelov, Prodan-
Moldova kararı no: 49806/99; Safi-İtalya kararı, no: 22774/93).
Benzer durumlar 1 no’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin birinci bendinin ilk cümlesine aykırı
olarak başvuran tarafın «mülkiyet» hakkının ihlali olarak değerlendirilmektedir (Bkz.
Dimitrios Georgiedis, ibidem, Stran ve Stratis Andreadis Yunan rafinerileri, Amat G Ltd.ve
Mebaghishvili).
Hükümetin bu müdahaleyi haklı kılacak sağlam bir dayanağının bulunmayışında AİHM
bahsekonu hükmün ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.
II. AĠHS’NĠN 6/1 MADDESĠNĠN ĠHLAL EDĠLDĠĞĠ ĠDDĠASI HAKKINDA
Başvuran taraf, kararlarına karşı itiraz yolu mevcut olmayan Yargıtay Hukuk Genel
Kurulunun, ilk derece mahkemesi tarafından verilen 31 Ocak 1996 tarihli kararı bozma
kararını gerekçelendirmemiş ve esas hâkimlerinin evvelki kararlarında ısrar etmelerini
açıklayan argümanlarına cevap vermemiş olmasından şikâyetçi olmaktadır. Başvuran taraf
Genel Kurul’un Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin Başkanı Y.A.’nın etkisi altında karar
verdiğini ileri sürmektedir.
Başvuran taraf bu bağlamda AİHS’nin 6/1 maddesine atıfta bulunmaktadır.
Hükümet başvuran tarafın iddialarına karşı çıkmaktadır.
AİHM, 1 no’lu Ek Protokol’ün 1.maddesinin ihlal edildiği kararına götüren gerekçeler
ışığında mevcut başvuruda ortaya konulan temel hukuki sorunların ele alındığını
kaydetmektedir. AİHM dava dosyasında yer alan hususları dikkate aldığında, AİHS’nin 6/1
maddesinin ayrıca incelenmesine gerek duymamaktadır (Bkz. birçokları arasında Kamil
Uzun-Türkiye kararı, no: 37410/97, 10 Mayıs 2007).
III. AĠHS’NĠN 41. MADDESĠ’NĠN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tarafların argümanları
Başvuran taraf uğradığı gerçek mali kaybın her iş bitimi tarihinde geçerli olan kur değişim
oranına dayanan ve Amerikan Doları olarak hesaplanan meblağların ulusal mahkemeler
tarafından Türk Lirasına çevrilmesinden ileri geldiğini, ihaleyi yapan kurumun sözü edilen
alacaklarını vadesinde ödemiş olması durumunda bu denli zarara uğramayacaklarını öne
sürmektedir.
İç hukukta hazırlanan ve itiraz konusu edilmeyen bilirkişi raporlarına dayanan başvuran taraf
Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava konusu edilen olaylarla ilintili maddi kaybının
ihaleyi yapan kurumun 2 Ocak 2006 tarihinde vermiş olduğu meblağ düşülmek üzere
34.124.621 Amerikan Doları olduğunu iddia etmektedir.
Başvuran taraf, her bir alacak için idareyi temerrüde düşürdüğü tarihten itibaren işleyecek
KDV oranı ile belirtilen Amerikan Doları hesapları için öngörülen banka faizinin de
sözkonusu miktara eklenmesi gerektiğini sözlerine eklemektedir. Başvuran taraf, dikkate
alınacak dönemlerde Amerikan Doları hesapları için yıllık ortalama %15 oranında seyreden
Merkez Bankası’nın banka faiz oranı listesini sunmaktadır.
Maruz kaldığı kanaatinde olduğu manevi zararın tazmini ile ilgili olarak başvuran taraf, 8.500
işçinin farklı derecelerde sözkonusu işten etkilendiklerini belirterek manevi tazminatı
AİHM’nin takdirine bırakmaktadır.
Hükümet, AİHS’nin 41. maddesi kapsamında yapılan taleplerin tebliğ edildiği tarihte, dava
hakkında halen verilmiş bir kesin hüküm kararı bulunmadığını belirtmektedir. Dava
nihaileştiğinde, idare, ileri sürülen zararları karşılamak için yeteri kadar yüksek gecikme faizi
oranı ile birlikte başvuran tarafa ciddi bir miktar ödemiş olacaktır.
Hükümet, başvuran tarafın taleplerinin mesnetten yoksun ve aşırı olduğu kanaatindedir.
Hükümet, ne olursa olsun, ticari şirketlerin herhangi bir manevi zarar mağduru olduklarını
ileri süremeyeceklerini de sözlerine eklemektedir.
Sonuç olarak Hükümet’e göre, adil tatmin başlığı altında herhangi bir ödeme yapılmasına
lüzum yoktur.
B. AĠHM’nin takdiri
Mevcut dava koşullarında Savunmacı Devlet ile başvuranlar arasında olası bir uzlaşma
ihtimalini göz önünde bulunduran AİHM, AİHS’nin 41. maddesinin uygulanmasının bu
aşamada saklı tutulmasının uygun olacağı kanaatindedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĠHM, OYBĠRLĠĞĠYLE,
1. 1 No’lu Ek Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;
2. AİHS’nin 6/1 maddesi kapsamında yapılan şikâyetlerin incelenmesine gerek
olmadığına;
3. AİHS’nin 41. maddesinin uygulanması hususunun,
a) saklı tutulmasına;
b) Hükümet ve başvuranın, AİHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın
kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde bu mesele hakkındaki görüşlerini
yazıyla kendisine bildirmeye ve bilhassa aralarında varacakları her türlü
uzlaşmadan kendisini haberdar etmeye davet edilmesine;
c) Sonraki sürecin saklı tutulmasına ve gerektiğinde daire başkanının izlenecek
süreci belirlemeye yetkili kılınmasına;
KARAR VERMĠġTĠR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
paragraflarına uygun olarak 26 Mayıs 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
EK
Ġlgili ekonomik veriler
A. Türkiye Merkez Bankası döviz alıĢ satıĢ oranları uyarınca Amerikan Doları ortalama
döviz kurları
Yıl Şubat Amerikan Doları =
5.082 T.L.
6.869 T.L.
10.987 T.L.
29.704 T.L.
45.705 T.L.
81.184 T.L.
151.429 T.L.
260.040 T.L.
417.581 T.L.
623.749 T.L.
1.222.921 T.L.
1.504.589 T.L.
1.495.307 T.L.
1.422.341 T.L.
1.341 Y.T.L.
1.429 Y.T.L.
1.330 Y.T.L
1.298 Y.T.L.
1.589 Y.T.L.
B. Enflasyon nedeniyle paranın değer kaybetmesi
Türkiye’deki enflasyon etkileri, Devlet İstatistik Kurumu tarafından yayınlanan perakende
fiyat istatistikleri listesinde yer almaktadır. Alacaklarla ilgili olarak, satın alma gücündeki
düşüş, alacağın oluştuğu yıl/ay endeksi ile alacağın ödendiği yıl/ay endeksi arasında var olan
fark ile tespit edilebilir. Ödemenin yapılmaması durumunda içinde bulunulan günün endeksi
dikkate alınır.
Ocak
586,4
ġubat
618,2
Mart
645,2
Nisan
687,5
Mayıs
710,4
Haziran
731,4
Temmuz
731,4
1046,7
1672,3
2837,0
6542,1
11810,9
20404,1
41133,9
67753,9
1099,4
1738,8
3007,5
6918,1
12272,5
21603,2
43077,2
69744,5
1152,9
1821,7
3163,3
7201,8
12879,7
22818,4
44789,1
72406,9
1196,2
1901,6
3944,8
7665,5
13770,1
24586,0
47183,5
76128,3
1206,7
1991,4
4337,4
7911,2
14423,8
25614,0
48689,8
78455,0
1212,6
2027,9
4377,0
8069,9
14721,8
26192,9
49291,2
80910,5
1212,6
2027,9
4377,0
8069,9
14721,8
26192,9
49291,2
80910,5
113290,6 117305,7 120571,3 123662,1 126626,7 127433,4 127433,4
154183,8 156768,9 165677,8 182841,5 192391,7 198219,5 198219,5
266019,5 270352,2 273200,8 279490,8 281274,6 282867,6 282867,6
335586,2 342404,7 352737,7 361073,0 367551,8 367020,7 367020,7
390176,8 391833,0 394760,6 397411,6 399122,2 398460,0 398460,0
425843,73 427412,66 429373,77 434519,52 441279,80 445140,25 445140,25
10760,84 10784,35 10813,96 10958,52 11164,03 11201,48 11296,40
11829,35 11879,86 11988,71 12133,27 12194,22 12164,62 12075,82
12795,14 12960,19 12835,77 13051,41 13245,87 13198,18 13274,72
13744,90
Ağustos
770,5
1275,5
2183,7
4543,1
Eylül
817,4
1370,5
2305,8
4868,3
9311,4
16643,2
31381,8
56558,4
92372,7
137246,8
220973,2
302564,0
372924,5
404769,0
452838,84
11391,32
12202,63
13302,45
Ekim
871,3
1474,1
2464,7
Kasım
917,0
1546,0
2622,3
Aralık
957,0
1588,3
2717,2
5330,4
5761,9
6127,0
8625,3
10036,1
17925,5
34412,7
60194,7
98284,7
141834,6
235003,6
313689,1
378839,3
413882,0
462427,99
11535,88
12423,49
13648,31
10592,0
18897,5
36779,3
62888,9
102385,8
147340,4
245762,3
323250,6
385185,8
420107,0
468174,12
11684,79
12665,74
13761,59
10962,3
19344,8
38535,8
64913,5
108380,8
151026,2
253617,5
328469,1
388495,5
422178,9
470634,69
11711,79
12693,60
13705,16
15630,0
29129,3
52818,5
87090,3
133054,8
208229,1
291854,0
365419,8
400825,2
447510,25
11246,76
12078,23
13242,86
Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından önerilen hesaplama yöntemiyle örneğin 1992 yılının
Aralık ayı için endeksin 0,44665; 2006 yılının Ocak ayı için de 123,57 olduğu görülmektedir.
Birinci endekse 100 Y.T.L. değerini verdiğimiz takdirde ikinci endekse de 27.665 Y.T.L.
değerini vermemiz gerekmektedir. O halde, 2006 yılının Şubat ayında aynı alımı yapmak için yılının Şubat ayından 276,65 kat daha fazla ödeme yapmak gerekecektir.
C. Gecikme faizi
Ticari nitelikli alacaklara işleyecek olan gecikme faizi oranını belirlemek için ilke olarak kısa
vadeli kredi kolaylıkları için Merkez Bankası tarafından belirlenen gecikme faizi oranı temel
alınır. Değişiklik gösteren bu oranlar, sırasıyla yürürlüğe giriş tarihlerine göre şu şekildedir:
Yürürlüğe giriĢ tarihi
% Şubat 1991 Ocak 1994 Nisan 1994
54,50 Temmuz 1994 Temmuz 1994 Ekim 1994 Haziran 1995 Ağustos 1995 Ağustos 1997 Aralık 1999 Mayıs 2002 Haziran 2003 Ekim 2003 Haziran 2004 Ocak 2005 Mayıs 2005 Aralık 2005 Aralık 2006 Aralık 2007’den itibaren
25
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło