41253/04

WyrokETPCz2009-07-07ECLI:CE:ECHR:2009:0707JUD004125304

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy skarżący był poddany złemu traktowaniu przez policję podczas zatrzymania, naruszając art. 3 Konwencji, i czy władze krajowe przeprowadziły skuteczne śledztwo w tej sprawie?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że rozbieżność między początkowym raportem medycznym (brak obrażeń) a raportem sporządzonym po zakończeniu zatrzymania (liczne obrażenia, w tym siniaki i otarcia) w połączeniu z brakiem przekonującego wyjaśnienia ze strony rządu, prowadzi do wniosku, że obrażenia powstały podczas zatrzymania i były wynikiem złego traktowania, naruszając art. 3 materialnie. Ponadto, Trybunał stwierdził, że śledztwo krajowe było nieskuteczne, ponieważ prokuratura oparła się wyłącznie na pierwszym raporcie medycznym, ignorując późniejszy raport dokumentujący obrażenia, co uniemożliwiło identyfikację i ukaranie odpowiedzialnych, naruszając art. 3 proceduralnie.
Stan faktyczny
Skarżący, Serkan Yerdelenli, został zatrzymany 12 kwietnia 2002 r. i osadzony w areszcie. Pierwsze badanie lekarskie w dniu zatrzymania nie wykazało żadnych obrażeń. Po zakończeniu zatrzymania, 15 kwietnia 2002 r., drugie badanie lekarskie wykazało liczne obrażenia, w tym siniaki na brzuchu i plecach, obrzęk na czole oraz otarcia na nadgarstkach. Skarżący złożył skargę na policjantów, ale prokuratura umorzyła postępowanie, opierając się na pierwszym raporcie medycznym, a jego odwołanie zostało odrzucone.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza, że część skargi dotycząca art. 3 Konwencji jest dopuszczalna, a pozostała część niedopuszczalna. Stwierdza naruszenie art. 3 Konwencji. Zasądza na rzecz skarżącego 10 000 euro tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe. Odrzuca pozostałe żądania dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YERDELENLĐ -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:41253/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41253/04) no’lu davanın nedeni (T.C.   vatandaꢀı) Serkan Yerdelenli’nin (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 22 Aralık   tarihinde Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin   (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından G. Çelik tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran, 1972 doğumludur.   Nisan 2002 tarihinde baꢀvuran, yakalanmıꢀ ve Kadıköy Emniyet Müdürlüğünde gözaltına   alınmıꢀtır. 27 Haziran 2001 tarihinden beri baꢀvuran dolandırıcılıktan ve firardan   aranmaktaydı.   Yakalama tutanağında baꢀvuranın kaçmaya çalıꢀtığı ancak polisler tarafından kontrol altına   alındığı belirtilmektedir.   Aynı gün baꢀvuran bir tabip tarafından muayene edilmiꢀtir. Düzenlenen sağlık raporunda   “hastanın vücudunda lezyona rastlanmadığı” belirtilmiꢀtir.   Nisan 2002 tarihinde, baꢀvuran tutuklanmıꢀtır.   Baꢀvuranın gözaltı bitiminde adli tabip tarafından düzenlenen sağlık raporunda aꢀağıdaki   ifadelere yer verilmiꢀtir:   “karın sol yanda 4x4 cm’lik rengi değiꢀmeye baꢀlamıꢀ ekimoz alanı; sırtta orta sol yanda 20x5   cm’lik rengi değiꢀmeye baꢀlamıꢀ ekimoz alanı; alın sağ yanda 1x2 cm’lik ekimoz ve ꢀiꢀlik,   bileklerde kelepçeye bağlı 1x2 cm’lik lezyonlar. Hayati tehlikesi bulunmayan hastaya 7   günlük iꢀgöremez raporu verilmiꢀtir.”   Mayıs 2002 tarihinde, kötü muameleye maruz kaldığını ileri süren baꢀvuran, avukatı   aracılığıyla, gözaltından sorumlu polis memurları hakkında, Kadıköy Savcılığı’na ꢀikayet   dilekçesini sunmuꢀtur.   Mayıs 2003 tarihinde Kadıköy Cumhuriyet Savcılığı, baꢀvuranın vücudunda lezyona   rastlanmadığını belirten sağlık raporları nedeniyle takipsizlik kararı vermiꢀtir.   Mayıs 2003 tarihinde, avukatı aracılığıyla baꢀvuran, gözaltı bitiminde düzenlenen 15 Nisan   tarihli sağlık raporunu dosyaya ekleyerek sözkonusu karara itiraz etmiꢀtir.   Haziran 2003 tarihinde, Üsküdar Ağır Ceza Mahkemesi, itiraz edilen takipsizlik kararının   yasaya uygun olduğuna kanaat getirerek sözkonusu talebi reddetmiꢀtir. Sözkonusu karar, 15   Ağustos 2003 tarihinde, baꢀvuranın avukatına tebliğ edilmiꢀtir.   HUKUK   AĐHS’nin 3. maddesine atıfta bulunarak baꢀvuran, Kadıköy Emniyet Müdürlüğü’nde kötü   muameleye maruz ve gözaltından sorumlu polis memurlarının cezasız kalmalarından   ꢀikayetçidir.   Hükümet, tazminat elde edebilmek amacıyla, baꢀvuranın idari ve sivil mahkemelerde dava   açmamasından dolayı iç hukuk yollarının tüketilmediğini ileri sürmektedir.   Baꢀvuran, AĐHS’nin 35. maddesinin gereklerine riayet ettiği kanaatindedir.   AĐHM, müteaddit defalar benzer itirazı incelediğini ve reddettiğini hatırlatmaktadır (bkz,   diğerleri arasından, Karayiğit-Türkiye, baꢀvuru no: 63181/00, 5 Ekim 2004). AĐHM, iꢀbu   davada, önceki sonuçlardan farklı bir sonuca ulaꢀmak için hiçbir neden görememektedir.   Dolayısıyla AĐHM, Hükümet’in ön itirazını reddetmektedir.   Sonuç olarak AĐHM, AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı uyarınca AĐHS’nin 3. maddesi   kapsamında yapılan ꢀikayetin açıkça dayanaktan yoksun olmadığını belirlemektedir. AĐHM,   kabuledilemezliğe dair hiçbir gerekçe görememektedir. Dolayısıyla baꢀvuru kabuledilebilir   niteliktedir.   Davanın esası ile ilgili olarak, Hükümet, baꢀvuranın yakalandığı sırada yaralandığı   görüꢀündedir.   Baꢀvuran, sözkonusu iddiaya karꢀı çıkmaktadır ve olayların kendi aktardığı ꢀekilde olduğunu   ileri sürmektedir.   AĐHM, baꢀvuranın yakalanmasının ardından düzenlenen sağlık raporunda baꢀvuranın   vücudunda hiçbir lezyona rastlanmadığını gözlemlemektedir.   Bilahare AĐHM, gözaltının bitiminde baꢀvuranın adli tabip tarafından muayene edildiğini ve   düzenlenen raporda özellikle baꢀvuranın vücudunda ekimoz alanlarına rastlandığını ve 7 gün   iꢀgöremezlik kararı verildiğini belirtmektedir.   Hükümet’in ifade ettiği gibi baꢀvuranın vücudunda gözlemlenen yara izlerinin sorgusu   sırasında meydana geldiğini ortaya konmamıꢀtır. Ayrıca kimse sözkonusu yara izlerinin daha   önceki bir döneme ait olduğunu iddia etmemiꢀtir.   Sonuç olarak, takdirine sunulan unsurların tamamını ve Hükümet tarafından makul bir   açıklama yapılmayıꢀını göz önüne alan AĐHM, Savunmacı Devlet’in baꢀvuranın vücudunda   tespit edilen yaralardan sorumlu olduğu sonucuna ulaꢀmaktadır.   Bu itibarla AĐHS’nin 3. maddesi esas bakımından ihlal edilmiꢀtir.   Yetkililerin baꢀvuranın kötü muamele iddiaları karꢀısında etkili bir biçimde harekete geçip   geçmedikleri hususunda ise Hükümet görüꢀ bildirmemiꢀtir.   Baꢀvuran, gözaltından sorumlu polis memurlarının hiçbir zaman yargılanmamalarından   ꢀikayetçidir.   AĐHM, davanın takipsizlikle sonuçlandığını ve takipsizlik kararına baꢀvuranın yapmıꢀ olduğu   itirazın Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedildiğini gözlemlemektedir. Bu bağlamda,   AĐHM’ye göre, iddialarını sağlık raporu ile desteklediği halde dilekçesinde baꢀvuran   tarafından yapılan itirazların Ağır Ceza Mahkemesi tarafından dikkate alınmaması üzücüdür.   Sözkonusu unsurlar, AĐHM’nin, dava konusu olaylardan sorumlu kiꢀilerin tespit edilmesi ve   cezalandırılması için mevcut davada yürütülen soruꢀturmanın etkili ve yeterli nitelikte   olduğunun kabul edilemeyeceği sonucuna ulaꢀması için yeterlidir.   Dolayısıyla AĐHS’nin 3. maddesi usul bakımından ihlal edilmiꢀtir.   Baꢀvuran, gözaltı sırasında, AĐHS’nin 5. maddesinin 2. ve 3. paragraflarının da ihlal   edilmesinden ꢀikayetçidir.   Hükümet, altı ay kuralına riayet edilmediğini savunmaktadır.   AĐHM, “ iç hukuk yolu bulunmadığında, altı ay kuralının, baꢀvuruda geçen eylemden itibaren   iꢀlemeye baꢀlayacağını” hatırlatmaktadır (bkz, diğerleri arasından, Hamza Yılmaz – Türkiye,   baꢀvuru no: 46732/99, 1 Nisan 2003). Mevcut davada, AĐHM, ihtilaflı gözaltının,15 Nisan   tarihinde sona erdiğini ve bu tarihten itibaren altı ay süresinin iꢀlemeye baꢀladığını   gözlemlemektedir. Ancak, baꢀvuru, 22 Aralık 2003 tarihinde yapılmıꢀtır. Bu itibarla   baꢀvurunun 35/1 maddesi uyarınca altı ay kuralına riayet edilmemiꢀtir ve AĐHS’nin 35/4   maddesi uyarınca reddedilmesi gerekmektedir.   AĐHS’nin 41. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak, baꢀvuran, maruz kaldığı manevi   zararın 40.000 Euro’ya tekabül ettiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, yargılama masraf ve   giderleri için 10.000 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran hiçbir belge sunmamakta ve Đstanbul   Barosu avukatlık ücret tarifesini sunmakla yetinmektedir.   Hükümet, sözkonusu iddialara itiraz etmektedir.   Baꢀvuranın mağdur olduğu AĐHS’nin 3. maddesinin ihlalini göz önüne alarak AĐHM,   baꢀvurana 10.000 Euro manevi tazminat ödenmesi gerektiği kanaatindedir. AĐHM içtihadına   göre, yargılama masraf ve giderleri ile ilgili olarak, bir baꢀvuran yargılama masraf ve   giderlerinin geri ödemesini ancak gerçekliği, gerekliliği ve oranlarının makul yapısı ortaya   konduğu sürece elde edebilir (bkz, örneğin, Bottazi-Đtalya, baꢀvuru no: 34884/97 ve Sawicka-   Polonya, baꢀvuru no: 37645/97, 1 Ekim 2002). Mevcut davada, belge sunulmamasını göz   önüne alarak, AĐHM, yargılama masraf ve giderlerine iliꢀkin talebi reddetmektedir.   AĐHM, gecikme faizinin Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine uyguladığı   orana üç puanlık bir artıꢀ eklenerek belirlenmesine hükmetmektedir.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun, AĐHS’nin 3. maddesi kapsamında yapılan ꢀikayete iliꢀkin kısmının   kabuledilebilir geri kalan kısmının kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 3. maddesinin ihlal edildiğine;   3. a) AĐHS’nin 44/2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay   içinde, ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilmek üzere,   her türlü vergiden muaf tutularak, Savunmacı Devlet tarafından baꢀvurana 10.000   Euro (on bin Euro) manevi tazminat ödenmesine   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapılmasına kadar   Hükümet tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz   oranının üç puan fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer tüm taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 7 Temmuz 2009 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   5

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 15.07.2026. · Źródło