41296/04;41298/04
WyrokETPCz2008-06-03ECLI:CE:ECHR:2008:0603JUD004129604
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak możliwości zapoznania się z opinią Prokuratora Generalnego Rady Stanu i ustosunkowania się do niej w postępowaniu odwoławczym naruszył prawo skarżących do rzetelnego procesu sądowego zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że art. 6 ust. 1 Konwencji miał zastosowanie do sprawy skarżących, ponieważ spełniały one kryteria określone w orzecznictwie (Vilho Eskelinen i inni przeciwko Finlandii), a mianowicie miały dostęp do sądu krajowego. W kwestii meritum, Trybunał przypomniał swoje wcześniejsze orzecznictwo (np. Göç przeciwko Turcji, Meral przeciwko Turcji), w którym stwierdzono, że brak możliwości zapoznania się z opinią Prokuratora Generalnego Rady Stanu i ustosunkowania się do niej narusza zasadę kontradyktoryjności i tym samym art. 6 ust. 1 Konwencji. Rząd nie przedstawił żadnych przekonujących argumentów ani dowodów, które mogłyby doprowadzić do odmiennego wniosku w niniejszej sprawie.Stan faktyczny
Skarżące, Fatma Karaduman i Sevil Tandoğan, były nauczycielkami w Sakarya İmam Hatip Lisesi w Turcji. Zostały zwolnione z pracy za odmowę zdjęcia chust na głowę podczas lekcji, co było niezgodne z obowiązującymi przepisami dotyczącymi ubioru. Zaskarżyły decyzje o zwolnieniu do sądów administracyjnych, które oddaliły ich wnioski. Rada Stanu (Danıştay) podtrzymała te decyzje, wydając wyroki 5 marca 2004 r. Skarżące nie otrzymały do wglądu opinii Prokuratora Generalnego Rady Stanu, ani nie miały możliwości ustosunkowania się do niej przed wydaniem wyroku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie:
1. Postanawia połączyć skargi.
2. Uznaje pozostałą część skarg za dopuszczalną.
3. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji.
4. Uznaje, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające słuszne zadośćuczynienie za doznaną szkodę niemajątkową.
5. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
KARADUMAN VE TANDOĞAN - TÜRKİYE DAVASI
(Başvuru no: 41296/04 ve 41298/04)
KARARIN ÖZET ÇEVİRİSİ
STRAZBURG Haziran 2008
İşbu karar AİHS’nin 44 § 2. maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecek olup,
şekli bazı düzeltmelere tabi olabilir.
__________________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Haklan Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme'yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın
adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile Dışişleri
Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı'na atıfta bulunmak suretiyle ticari
olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan ve 41296/04 ve 41298/04 başvuru no’lu davanın nedeni
bu ülke vatandaşları Fatma Karaduman ve Sevil Tandoğan’ın (başvuranlar) Avrupa İnsan
Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) 17 Eylül 2004 tarihinde Temel İnsan Hakları ve
Özgürlüklerini güvence altına Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 34. maddesi
uyarınca yapmış olduğu başvurudur. Sırasıyla 1966 ve 1967 doğumlu olan başvuranlar
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde İzmir barosu avukatlarından M. Çelik
tarafından temsil edilmektedir.
AİHM, 3 Nisan 2007 tarihinde kısmi kabuledilemezlik kararı vermiş ve Hükümete Danıştay
Başsavcısının tebliğnamesinin başvuranlara sunulmamış olması dolayısıyla AİHS’nin 6.
maddesinin 1. fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin şikayeti tebliğ etmiştir.
OLAYLAR
A. Davanın koşulları
Taraflarca sunulduğu şekliyle mevcut başvuru Sakarya İmam Hatip Lisesi’nde öğretmen olan
başvuranların ısrarla dersler sırasında türbanlarını çıkarmayı reddetmelerinin olayların
meydana geldiği dönemdeki kılık kıyafet yönetmeliğine aykırı bulunması nedeniyle
görevlerinden alınmaları hakkındadır.
Başvuranların her biri idare mahkemelerine görevden almanın iptali için başvuruda
bulunmuş, bu talepleri mahkeme tarafından yine aynı yönetmeliğe dayalı olarak
reddedilmiştir. Danıştay, Danıştay Başsavcısının ihtilaflı konunun esasına ilişkin yazılı
görüşleri başvuranlara tebliğ edilmeden, 5 Mart 2004 tarihinde verdiği iki karar ile ilk derece
mahkemesinin kararlarını onamıştır. Bu kararlar başvuranlara 16 Nisan 2004’te tebliğ
edilmiştir.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6/1 MADDESİ’NİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI HAKKINDA
Başvuranlar Danıştay Başsavcısının temyiz başvurularının esasına ilişkin yazılı görüşlerinin
kendilerine verilmemesi nedeniyle buna cevap verme olanağından mahrum kaldıklarını, bu
nedenle Danıştay önünde görülen davanın adil olmadığını iddia etmektedirler. Başvuranlar bu
yönde AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini öne sürmektedir.
A. Başvuruların birleştirilmesi ve kabuledilebilirliği hakkında
AİHM öncelikle her iki başvurunun da olaylar ve şikayetler açısından benzerlikler taşıdığı ve
başvuranların aynı avukat aracılığı ile temsil edildiği saptamakta ve AİHM İçtüzüğünün 42/1
maddesinin uygulanarak başvuruların birleştirilmesine karar vermektedir.
Başvuruların kalan kısmının kabuledilebilirliği hakkında ise AİHM, başvuranların Danıştay
nezdinde kararın düzeltilmesi talebinde bulunmadıkları için iç hukuk yollarını tüketmedikleri
ön itirazını daha önce benzer davalarda incelediğini hatırlatır. (Bkz. özellikle, Öz-Türkiye
kararı, no: 68447/01, 23 Ekim 2007; mutatis mutandis, Gök vd.-Türkiye kararı, no: 71867/01,
71869/01, 73319/01 ve 74858/01, 27 Temmuz 2006; Satımlı vd.-Türkiye kararı no:
74611/01/, 26876/02 ve 27628/02, 17 Temmuz 2007). AİHM daha önce varmış olduğu
sonuçlardan ayrılmak için bir neden görmemekte ve Hükümetin itirazını reddetmektedir.
AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde başvuruların kalan kısmının dayanaktan
yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca başka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik
unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle başvuru kabuledilebilir niteliktedir.
B. Danıştay önündeki idari dava süreçlerinin adilliği hakkında
Hükümet esas olarak Pellegrin-Fransa (no: 28541/95) kararındaki içtihada atıfta bulunarak 6.
maddenin bu başvuruya uygulanamayacağını savunmaktadır. Başvuranlar bu noktada görüş
bildirmemişlerdir.
Bu bağlamda, AİHM 6/1 maddesinin Devlet ile kamu görevlileri arasındaki davalara
uygulanabilirliğine ilişkin içtihadını gözden geçirdiğini hatırlatır. Bilhassa, Vilko Eskelinen
vd.-Finlandiya kararıyla birlikte (no: 63235/00) bir devletin AİHM’ye başvuran memuruna 6.
maddenin uygulanmasına geçerli bir şekilde itiraz edebilmesi için iki kriterin bir arada
mevcudiyetini aramaya başlamıştır: bir yanda kamu görevlisi başvuran ulusal mevzuat
uyarınca mahkemeye erişim hakkından açıkça yoksun olmalıdır; diğer yandan 6. maddenin
güvence altına aldığı haklardan mahrumiyet devlet menfaatine bağlı objektif nedenlere
dayanmalıdır. Oysa ki mevcut başvuruda, başvuranların ulusal mevzuat uyarınca mahkemeye
erişim hakları olduğu ve ve şikaytlerini idari yargı önüne getirebildikleri konusunda bir ihtilaf
yoktur. Bu durumda ilk koşul yerine gelmediğinden AİHM ikincisini incelemeyi gerekli
görmemekte ve 6. maddenin uygulanabileceği sonucuna varmaktadır.
Davanın esası ile ilgili olarak AİHM, başvuranların dile getirdikleri şikayete benzer
başvuruları daha önce de inceleme fırsatını bulmuş ve Danıştay Başsavcısının görüşlerinin
niteliği ve başvuranın bunlara yazılı cevap verme imkanı olmaması nedeniyle Danıştay
önünde çekişmeli yargı hakkı imkanı tanınmadığına ve AİHS’nin 6. maddesinin 1. fıkrasının
ihlal edildiğine hükmetmişti. (Bkz. mutatis mutandis, Göç-Türkiye kararı no: 36590/97; sözü
edilen Meral kararı). AİHM mevcut başvuruyu incelemiş ve Hükümetin Mahkemenin bu
davada farklı bir sonuca ulaşmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delil sunmadığını
tespit etmiştir.
Bu nedenle AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
II. AİHS’NİN 41. MADDESİ’NİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesine göre “Mahkeme işbu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine
karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi
edebiliyorsa, AİHM, gerektiği takdirde, hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın adil
tatminine hükmeder.”
Başvuranlar uğradıkları maddi zarar için ortaklaşa 200.000 Euro, manevi zarar için ise
200.000 Euro tazminat talep etmektedirler. Başvuranlar herhangi bir kanıtlayıcı belge
sunmaksızın iç hukukta ve AİHM önünde yapmış oldukları yargı giderleri için birlikte 20.000
Euro talep etmektedir.
Hükümet bu miktarlara itiraz etmiştir.
AİHM ihlal tespiti ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve bu
talebi reddetmektedir. Öte yandan, başvuranların manevi bir zarar gördükleri, ancak ihlalin
tespitinin zararın giderilmesi için yeterli olacağına itibar etmektedir (Bkz. sözü edilen Meral
kararı). Yargılama giderleri ile ilgili AİHM başvuranların kanıtlayıcı herhangi bir belgeyi
sunmadıklarını kaydederek bu talebi reddetmektedir (Bkz. özellikle Svipsta-Letonya kararı
no: 66820/01).
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AİHM, OYBİRLİĞİYLE,
1. Başvuruların birleştirilmesine;
2. Başvurunun kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
3. AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
4. Başvuranların maruz kaldığı manevi zarar için ihlal tespitinin başlı başına adil tatmini
oluşturduğuna;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine;
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar Fransızca olarak hazırlanmış ve AİHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.
fıkralarına uygun olarak 3 Haziran 2008 tarihinde yazıyla bildirilmiştir.
4
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło