41481/05

WyrokETPCz2010-02-16ECLI:CE:ECHR:2010:0216JUD004148105

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy długotrwałe tymczasowe aresztowanie i przewlekłość postępowania karnego naruszyły prawo skarżących do wolności i bezpieczeństwa osobistego (art. 5) oraz prawo do rzetelnego procesu w rozsądnym terminie (art. 6 ust. 1), a także czy istniały skuteczne środki odwoławcze w prawie krajowym (art. 13)?
Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, stwierdzając, że okresy tymczasowego aresztowania trwające ponad dziewięć lat (9 lat 4 miesiące, 8 lat 7 miesięcy) były nadmierne, nawet w sprawach złożonych dotyczących przestępczości zorganizowanej. Podkreślono, że władze krajowe nie wykazały szczególnej staranności w prowadzeniu postępowania, mimo że skarżący przebywali w areszcie. Trybunał uznał również, że długość postępowania karnego, przekraczająca dwanaście lat (12 lat 2 miesiące, 12 lat 5 miesięcy), była niezgodna z wymogiem rozsądnego terminu. Dodatkowo, Trybunał stwierdził brak skutecznych środków odwoławczych w prawie tureckim, które pozwalałyby na kwestionowanie długości aresztu, uzyskanie odszkodowania za niezgodne z prawem pozbawienie wolności oraz na zaskarżanie przewlekłości postępowania karnego.
Stan faktyczny
Skarżący, ꢁabeddin Yeꢀilmen, Mehmet Çelik i Gülseren Özdemir, zostali aresztowani w 1997 i 1998 roku w związku z zarzutami przynależności do nielegalnej organizacji zbrojnej i udziału w działaniach mających na celu naruszenie integralności terytorialnej. Zostali skazani na dożywocie przez Sąd Karny w Stambule w 2007 roku, a sprawa nadal toczyła się w Sądzie Kasacyjnym w momencie wydania wyroku ETPCz. Ich wnioski o zwolnienie były regularnie odrzucane, a łączny czas aresztowania przekroczył dziewięć lat dla niektórych skarżących, a postępowanie karne trwało ponad dwanaście lat.
Rozstrzygnięcie
Trybunał stwierdza dopuszczalność skargi. Stwierdza naruszenie art. 5 ust. 3, 4 i 5 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji z powodu przewlekłości postępowania. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Zasądza zadośćuczynienie pieniężne za szkody niemajątkowe i koszty. Oddala pozostałe roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.

Pełny tekst orzeczenia

C O N S E I L D E   L ' E U R O P E   AVRUPA   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   YEꢀĐLMEN VE DĐĞERLERĐ - TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢁvuru no: 41481/05)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   ꢀubat 2010   Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44 / 2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup   ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (41481/05) no’lu davanın nedeni T.C.   vatandaꢀları ꢁabeddin Yeꢀilmen, Mehmet Çelik ve Gülseren Özdemir’in (baꢀvuranlar)   Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 29 Ekim 2005 tarihinde Đnsan Hakları ve Temel   Özgürlüklerin Korunmasına iliꢀkin Sözleꢀme’nin (Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi - AĐHS)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi (AĐHM) önünde Đstanbul Barosu   avukatlarından F. Karakaꢀ Doğan tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢀULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1971, 1967 ve 1978 doğumlu olup halen Tekirdağ ve Gebze cezaevinde   hükümlü bulunmaktadır.   Kasım 1997 tarihinde baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik Đstanbul’da   yasadıꢀı silahlı bir örgüte karꢀı düzenlenen operasyon kapsamında tutuklanarak gözaltına   alınmıꢀ, 5 Aralık 1997 tarihinde yetkili hakim kararı ile tutuklanmıꢀlardır. 25 Aralık 1997   tarihinde baꢀvuranlar yasadıꢀı silahlı bir örgütün mensubu olmak ve bu örgüt bünyesinde   ulusal toprak bütünlüğüne kasteden eylemlere katılmakla itham edilmiꢀlerdir ve haklarında   kamu davası açılmıꢀtır.   Ağustos 1998 tarihinde Gülseren Özdemir de Adana’da yakalanarak gözaltına alınmıꢀ ve   daha sonra Đstanbul’a nakledilmiꢀtir. Adı geçen 16 Ağustos 1998 tarihinde tutuklanmıꢀ ve   sözü edilen eylemleri düzenlemekle itham edilerek hakkında kamu davası açılmıꢀtır.   Kasım 1998 tarihinde esas hakimleri iki davanın birleꢀtirilmesini kararlaꢀtırmıꢀtır.   Yargılama sürecinde baꢀvuranlar birçok kez savunmalarını hazırlamak için ek süre talep etmiꢀ   ve kimi duruꢀmalara katılmamıꢀtır. 29 Mart 2007 tarihinde Đstanbul Ağır Ceza Mahkemesi   baꢀvuranları haklarında yapılan ithamlardan suçlu bulmuꢀ ve müebbet hapis cezasına   çarptırmıꢀtır. Dava dosyasında yer alan unsurlara göre sözü edilen ceza süreci mevcut bu   kararın alındığı tarihte Yargıtay’da halen devam etmekteydi.   Baꢀvuranların yakalanmalarından itibaren adli merciler serbest bırakılma taleplerini reddetmiꢀ   ve «isnat edilen suçun niteliği», «delillerin durumu», «dosyanın içeriği», «tutukluluk süresinin   uzunluğu», «öngörülen cezanın ciddiyeti» ve/veya «suçluluğun ciddiyetini belirtir emareler»   ıꢀığında düzenli olarak tutukluluk halinin devamına karar vermiꢀtir.   HUKUK   I. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐK HAKKINDA   AĐHS’nin 5/3, 4 ve 5. maddelerine atıfta bulunan baꢀvuranlar, tutukluluk süresinin   uzunluğundan ve bir yandan tutukluluk süresinin uzunluğuna itiraz edilebilecek baꢀvuru   yolunun bulunmayıꢀı, öte yandan kanundıꢀı tutukluluk kararına karꢀı tazminat elde etme   olanağının olmaması nedeniyle iç hukukta etkili baꢀvuru yollarının mevcut olmadığından   ꢀikayetçidir. Baꢀvuranlar AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerini öne sürerek haklarında açılan   davanın makul bir süre zarfında görülmediğinden ve ceza sürecinin uzunluğuna itiraz   edilebilecek baꢀvuru yollarının bulunmadığından yakınmaktadır.   Hükümet birçok açıdan iç hukuk yollarının tüketilmediği itirazını yapmaktadır. Hükümet   öncelikle baꢀvuranların ꢀikayetlerini özü itibarıyla dahi ulusal mahkemeler nezdinde dile   getirmediklerini savunmakta, 2577 sayılı Đdari Yargılama Usulü Kanunu uyarınca idari   mahkemeler önünde tam yargı davası açmadıklarını ifade etmektedir. Tutukluluk süresinin   uzunluğu hakkındaki ꢀikayet ile ilgili Hükümet, baꢀvuranların tutukluluk kararına karꢀı   itirazda bulunmadıklarının altını çizmekte, yargılama sürecinin uzunluğu hakkındaki dava   sürecinin iç hukukta halen sürmesi dolayısıyla bunun erken yapılmıꢀ bir baꢀvuru olduğunu   belirtmektedir. AĐHS’nin 5/5 ve 13. maddelerine yönelik ꢀikayetlerle ilgili olarak Hükümet,   baꢀvuranların 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni CMK’nın 141. ve 142. maddeleri   gereğince tazminat talebinde bulunmadıklarını dile getirmektedir.   AĐHM geçmiꢀte de buna benzer itirazların yapıldığını ve reddedildiğini anımsatır (Bkz.   Tendik vd.-Türkiye no: 23188/02, 22 Aralık 2005, Koꢀti vd.-Türkiye no: 74321/01, 3 Mayıs   2007, Bağrıyanık-Türkiye no: 43256/04, 5 Haziran 2007, sözü edilen Tunce vd. ve Erhun-   Türkiye no: 4818/03 ve 53842/07, 16 Haziran 2009). AĐHM mevcut baꢀvuruda daha önce   benimsenen bu kararların dıꢀına çıkılmasını gerektirecek istisnai herhangi bir durumun   olmadığını belirterek Hükümetin itirazlarını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   II. ESASA DAĐR   A. AĐHS’nin 5/3, 4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında   Tutukluluk süresinin uzunluğu hakkındaki ꢀikayet ile ilgili olarak, Hükümet bilhassa isnat   edilen suçların niteliği, iꢀlenen suçların ciddiyeti, firar riski ve suçun tekrarı, adaletin tecellisi   önündeki engel ve kamu düzeninin korunması zorunluluğu gibi hususlar göz önünde   bulundurulduğunda baꢀvuranların tutukluluk süresinin aꢀırı olarak nitelendirilemeyeceğini   savunmaktadır.   Baꢀvuranlar Hükümetin savlarına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM mevcut bu kararın alındığı tarihte baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik’in   tutukluluk süresinin dokuz yıl dört ay ve baꢀvuran Gülseren Özdemir’in tutukluluk süresinin   ise sekiz yıl yedi aydan fazla olduğunu kaydetmektedir. AĐHM daha önce bu baꢀvurudakine   benzer kararları incelediğini ve AĐHS’nin 5/3 maddesinin ihlal edildiği sonucuna vardığını   hatırlatır (Bkz. diğer birçokları arasında Dereci-Türkiye, no: 77845/01, 24 Mayıs 2005 ve   Taciroğlu-Türkiye no: 25324/02, 2 ꢁubat 2006). Ulusal yetkili mercilerin bu davada karꢀı   karꢀıya bulundukları güçlükleri kabul eden AĐHM, yine de yerleꢀik içtihadı ıꢀığında aynı   sonuca varmaktadır. Bu nedenle AĐHS’nin 5/3 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   Baꢀvuranların yargılamanın uzunluğu ve yasaya aykırı olduğu öne sürülen tutukluluk halinin   uzunluğuna karꢀı tazminat yollarının olmadığı ꢀikayetine iliꢀkin AĐHM, daha önce de benzer   sorunları ortaya koyan birçok baꢀvuruyu incelediğini ve AĐHS’nin 5/4 ve 5 maddelerinin ihlal   edildiği sonucuna vardığını anımsatır (Bkz. diğer birçokları arasında, sözü edilen Bağrıyanık,   Cahit Solmaz-Türkiye no: 34623/03, 14 Haziran 2007, Abdulkadir Aktaꢀ-Türkiye, no:   38851/02, 31 Ocak 2008, sözü edilen Tunce vd. ve Sağnak-Türkiye no: 45465/04, 13 Ekim   2009). Hükümetin mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir   tespit ve delil sunmadığına itibar eden AĐHM, sözü edilen kararlarda yer alan gerekçelere   dayalı olarak AĐHS’nin 5/4 ve 5. maddelerinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   B. AĐHS’nin 6. ve 13. maddelerinin ihlal edildiği iddiası hakkında   Yargılamanın uzunluğu hakkındaki ꢀikayete dair Hükümet baꢀvuranların itham edildikleri   suçlamaların niteliği, iꢀlenen suçların sayısı ve özellikle örgütlü olarak düzenlenen suçlara   karꢀı yürütülen davalardaki güçlükler dikkate alındığında sözkonusu yargılamanın   uzunluğunun makul olmadığının söylenemeyeceğini savunmaktadır. Hükümet ayrıca bir   yandan birçok kez savunmalarını hazırlamaları için ek süre talep etmeleri diğer yandan kimi   duruꢀmalara katılmamaları nedeniyle baꢀvuranların tutumunun yargı sürecinin uzamasına etki   ettiğini belirtmektedir. Hükümete göre mezkur sürecin gidiꢀatında ulusal mahkemelere   yüklenebilecek herhangi bir ihmalkarlık sözkonusu değildir.   Baꢀvuranlar Hükümetin savlarına itiraz etmektedir.   AĐHM dikkate alınması gereken dönemin baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik   için tutuklandıkları 29 Kasım 1997 ve baꢀvuran Gülseren Özdemir için 12 Ağustos 1998 tarihi   olduğunu saptamaktadır. Davanın ulusal mahkemeler nezdinde halen derdest olduğunu   kaydeden AĐHM, yargı sürecinin baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik için on iki   yıl iki ay ve baꢀvuran Gülseren Özdemir için on iki yıl beꢀ aydan fazla sürdüğünü hatırlatır.   AĐHM yargılama süresinin makul olup olmadığının davanın ꢀartları ıꢀığında ve özellikle de   davanın karmaꢀıklığı, baꢀvuranların ve ilgili mercilerin tutumu gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ   ölçütlere bakılarak değerlendirilmesi gerektiğini gözlemlemektedir (Bkz. diğer birçokları   arasında, Pelissier ve Sassi-Fransa kararı no: 25444/94).   AĐHM bütün yargı süresi boyunca baꢀvuranların tutukluluk hallerinin devam ettiğini   anımsatarak bu durumda yargı organlarının adaletin bir an evvel tecelli etmesi için davanın en   kısa zamanda sonuçlandırılması için özel bir ihtimam göstermeleri yükümlülüğünü ortaya   koyduğunu ifade etmektedir (Bkz. diğerleri arasında, Kalachnikov-Rusya no: 47095/99 ve   Gezici ve Đpek-Türkiye no: 71517/01, 10 Kasım 2005).   AĐHM, sözü edilen bu davaların örgütlü iꢀlenen suçları kapsadığını, belirli bir karmaꢀık   yapısının bulunduğunu, bilhassa sanık, tanık ve davacı sayısının ve sanıkların itham edildiği   suçlamaların fazla olduğunu ve dava dosyalarının hacimli olduğunu kabul etmektedir.   Bununla birlikte bütün bu unsurlar yargılamanın bir baꢀvuran açısından on iki yıl beꢀ ay ve   diğer iki baꢀvuran için on iki yıl iki aya dek uzamasını haklı çıkarmaya yetmemektedir.   Mahkemenin bu konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında (Bkz. diğer birçokları arasında Pelissier   ve Sassi ve A. Yılmaz-Türkiye no: 10512/02, 22 Temmuz 2008) ve davanın koꢀullarında   AĐHM bahse konu yargılamaların uzunluğunun aꢀırı olduğuna ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde   öngörülen «davanın makul bir süre zarfında görülmesi» zorunluluğunu karꢀılamadığına itibar   etmektedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   AĐHS’nin 13. maddesi hakkındaki ꢀikayet ile ilgili AĐHM daha önce de buna benzer bir   ꢀikayette dile getirdiği üzere Türk Hukuku’nun 13. madde uyarınca yargılama süreçlerinin   uzunluğuna karꢀı etkili bir baꢀvuru yolunu sunamadığını belirtmektedir (Bkz. Tendik vd.-   Türkiye kararı no: 23188/02, 22 Aralık 2005 ve sözü edilen Tunce vd.). AĐHM bu baꢀvuruda   farklı bir sonuca varılmasını gerektirecek bir durum görememektedir.   Mevcut baꢀvuruda AĐHM, baꢀvuranların davalarının AĐHS’nin 6/1 maddesi doğrultusunda   makul bir süre dahilinde görülmesi hakkına karꢀı iç hukukta etkili bir baꢀvuru yolunun   yokluğunda AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmaktadır.   III. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐ’NĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuranların her biri 3.000 Euro maddi tazminat ve 22.000 Euro manevi tazminat talep   etmektedir. Baꢀvuranlar ayrıca iç hukukta ve AĐHM önünde yapmıꢀ oldukları yargılama   giderleri için toplam 12.000 Euro talep etmektedir. Bu taleplerini destekleyici belge   mahiyetinde avukatları ile avukatlık ücreti için her birinin 3.000 Euro ödemesi gerektiğini   belirtir sözleꢀmeyi sunmaktadır.   Hükümet bu meblağlara karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM tespit edilen ihlal ile öne sürülen maddi zarar arasında bir illiyet bağı kuramamakta ve   bu talebi reddetmektedir. Buna karꢀın baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik’in   her birine 11.300 Euro ve baꢀvuran Gülseren Özdemir’e 10.450 Euro manevi tazminat   ödenmesini uygun görmektedir. Mahkemeye sunulan deliller ve sözü edilen kıstaslar ıꢀığında,   AĐHM baꢀvuranlara yargılama giderleri için toplam 2.000 Euro ödenmesini   kararlaꢀtırmaktadır.   AĐHM gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına   uyguladığı orana üç puanlık bir artıꢀın ekleneceğini belirtmektedir.   Bununla birlikte, baꢀvuranlar hakkında yürütülen yargı süreçleri halen derdesttir, AĐHM   sonuç olarak en uygun telafi yolunun AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlaline son verecek ꢀekilde   adaletin iyi idaresinin gözetilerek mezkur davanın bir an evvel sonuçlanmasını sağlamak   olduğuna kanaat getirmektedir (Bkz. Yakıꢀan-Türkiye no: 11339/03, 6 Mart 2007).   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, MAHKEME, OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. Baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. AĐHS’nin 5/3, 4 ve 5. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Yargılama sürecinin uzunluğu nedeniyle AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   5. a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   miktara yansıtılabilecek her türlü vergi ve masraflarla birlikte, ödeme tarihindeki döviz kuru   üzerinden TL.’ye çevrilmek üzere Savunmacı Hükümet tarafından:   i. baꢀvuranlar ꢁabeddin Yeꢀilmen ve Mehmet Çelik’in her birine 11.300 (on bir bin üç yüz)   Euro manevi tazminat ödenmesine;   ii. baꢀvuran Gülseren Özdemir’e 10.450 (on bin dört yüz elli) Euro manevi tazminat   ödenmesine;   iii. yargılama masraf ve giderleri için baꢀvuranlara ortaklaꢀa 2.000 (iki bin) Euro ödenmesine;   b) sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ödemenin yapıldığı tarihe kadar Hükümet   tarafından, Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli olan faiz oranının üç puan   fazlasına eꢀit oranda faiz uygulanmasına;   6. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM’nin iç tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 16 ꢁubat 2010 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.   6

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło