4149/04;41029/04

WyrokETPCz2010-07-27ECLI:CE:ECHR:2010:0727JUD000414904

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy odmowa sądów krajowych uznania roszczeń skarżącego, dotyczących dyskryminujących i obraźliwych treści wobec Romów w książce i słowniku, stanowiła naruszenie prawa do poszanowania życia prywatnego (art. 8) w związku z zakazem dyskryminacji (art. 14) Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że art. 14 w związku z art. 8 Konwencji ma zastosowanie, podkreślając wrażliwą pozycję Romów i obowiązek państwa do zwalczania rasizmu. Jednakże, Trybunał stwierdził, że sądy krajowe szczegółowo rozpatrzyły sprawy skarżącego, a ich decyzje były uzasadnione. W przypadku książki, Trybunał uznał, że mimo potencjalnie obraźliwych fragmentów, jej ogólny kontekst był naukowy i nie miał na celu obrażania Romów, a autor dążył do skorygowania uprzedzeń. W przypadku słownika, Trybunał zauważył, że terminy były przedstawione jako metaforyczne w przedmowie. Trybunał nie znalazł podstaw do odstąpienia od ustaleń sądów krajowych, które uznały, że skarżący nie doznał uszczerbku na integralności ani dyskryminacji.
Stan faktyczny
Skarżący, Mustafa Aksu, obywatel turecki pochodzenia romskiego, złożył dwie skargi. Pierwsza dotyczyła książki „Türkiye Çingeneleri” (Cyganie Turcji) wydanej przez Ministerstwo Kultury, która jego zdaniem przedstawiała Romów w sposób obraźliwy i dyskryminujący. Druga skarga dotyczyła słownika „Öğrenciler için Türkçe Sözlük” (Słownik turecki dla studentów) wydanego przez Dil Derneği (Stowarzyszenie Językowe), finansowanego przez Ministerstwo Kultury, zawierającego definicje, które skarżący uznał za uprzedzone i obraźliwe wobec Romów. Skarżący domagał się odszkodowania za szkody moralne oraz wycofania publikacji, ale jego roszczenia zostały oddalone przez sądy krajowe.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie postanowił połączyć skargi. Trybunał jednogłośnie uznał skargi za dopuszczalne. Trybunał, większością 4 głosów do 3, stwierdził brak naruszenia art. 14 w związku z art. 8 Konwencji.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   AVRUPA   OF E U R O P E   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   AKSU – TÜRKĐYE   (B a ꢀvuru no. 4149/04 ve 41029/04)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Temmuz 2010   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir.   ꢁekli düzeltmelere tabi olabilir.   ____________________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2010. Bu gayrıresmi özet çeviri Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve Đnsan Hakları   Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmıꢀ olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri, davanın adının tam   olarak belirtilmiꢀ olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koꢀulu ile Dıꢀiꢀleri Bakanlığı Avrupa   Konseyi ve Đnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak suretiyle ticari olmayan amaçlarla   alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 4149/04 ve 41029/04 no’lu davanın nedeni,   Mustafa Aksu (“baꢀvuran”) adlı T.C. vatandaꢀının, Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 23   Ocak 2004 ve 4 Ağustos 2004 tarihlerinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin   Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin - AĐHS”) 34.   maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurulardır.   Baꢀvuran Ankara Barosu avukatlarından ꢁ. Buldu tarafından temsil edilmektedir.   OLAYLAR   doğumlu baꢀvuran Ankara’da ikamet etmektedir.   A. 4149/04 No’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak   Baꢀvuranın açtığı tazminat davası   Kültür Bakanlığı 2000 yılında Prof. Ali Rafet Özkan’ın yazdığı "Türkiye Çingeneleri"   adlı bir kitap yayınlamıꢀtır.   Baꢀvuran 15 Haziran 2001 tarihinde Çingene Dernekleri adına Kültür Bakanlığı'na bir   mektup göndermiꢀtir. Mektubunda, yazarın, kitabın yirmi dört sayfasında, Çingeneleri,   yasadıꢀı eylemlere karıꢀan, “hırsız, yan kesici, dolandırıcı, soyguncu, tefeci, dilenci,   uyuꢀturucu satıcısı, fahiꢀe ve genelevci” gibi yaꢀayan, çok eꢀli ve kavgacı kimseler olarak   tanıttığını belirtmiꢀtir. Ayrıca, Çingene kadınlar kocalarına sadık olmadıkları biçiminde   yansıtılmıꢀlardır. Baꢀvuran kitabın Çingeneleri aꢀağılayıcı ve onurlarını kırıcı unsurlar   içerdiğini belirtmiꢀtir. Bu unsurların cezai suç teꢀkil ettiğini iddia ederek, kitabın satıꢀının   durdurulup tüm kopyalarına el koyulmasını talep etmiꢀtir.   Aynı gün, Bakanlık kitabın tüm kopyalarının düzeltme yapılması için yayın bölümüne   iadesine karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran 11 Ekim 2001 tarihinde Kültür Bakanlığı’na bir mektup yazıp, kopyaların   toplatılıp toplatılmadığını sormuꢀtur.   Bakanlık 17 Ekim 2001 tarihinde baꢀvurana, yedi profesörden oluꢀan Yayın Danıꢀma   Kurulu’nun kitabın bilimsel araꢀtırma sonucu oluꢀtuğuna ve hakaret ve benzeri unsurlar   içermediğine karar verdiğini bildirmiꢀtir. Ayrıca baꢀvurana, kitabın yazarının metinde   düzeltmeler yapılmasına izin vermediği ve yazarın isteğiyle, Bakanlığın kitabın telif haklarını   yazara devrettiği bildirilmiꢀtir.   Baꢀvuran 4 ꢁubat 2002 tarihinde, Kültür Bakanlığı ile Prof. Ali Rafet Özkan’a birer   mektup göndermiꢀ, ilk talebini yinelemiꢀtir. Ancak mektuplarına yanıt alamamıꢀtır.   Peꢀinden baꢀvuran, 30 Nisan 2002 tarihinde, Asliye Hukuk Mahkemesi’nde Kültür   Bakanlığı ve kitabın yazarı hakkında dava açmıꢀ, kitabın içerdiği ifadeler nedeniyle gördüğü   manevi zarar için tazminat talep etmiꢀtir. Đfadelerin Çingene kimliğine saldırı teꢀkil ettiğini ve   onur kırıcı olduğunu iddia etmiꢀtir. Baꢀvuran ayrıca kitabın kopyalarının toplatılmasını ve   basım ve dağıtımının yasaklanmasını istemiꢀtir.   Kitabın yazarı, yanıt olarak, Adana Emniyet Müdürlüğü’nün kayıtlarını ve baꢀka   yazarların Çingenelerle ilgili yazdığı kitapları kullandığını, Çingeneleri aꢀağılamak veya   onurlarını kırmak niyetinde olmadığını belirtmiꢀtir. Yazar ayrıca baꢀvuranın atıfta bulunduğu   paragrafların tek baꢀlarına değil, bütün kitap bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini ifade   etmiꢀtir.   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi 24 Eylül 2002 tarihinde baꢀvuranın yazarın kitabına   iliꢀkin taleplerini reddetmiꢀtir. Kitabın bilimsel araꢀtırma sonucu yazıldığı, bilimsel verilere   dayandığı, Türkiye’deki Çingenelerin sosyal yapısını incelediği sonucuna varmıꢀtır.   Dolayısıyla ilk derece mahkemesi, baꢀvuranın talebiyle ilgili yargı yetkisinin idare   mahkemelerinde olması nedeniyle yetkisi bulunmadığına karar vermiꢀtir.   Baꢀvuran 25 Ekim 2002 tarihinde itiraz etmiꢀtir. Dilekçesinde, kitabın bilimsel   araꢀtırma olarak değerlendiremeyeceğini, bu nedenle Kültür Bakanlığı’nın bunu   yayınlamaması gerektiğini belirtmiꢀtir.   Yargıtay 21 Nisan 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Kararında, sözkonusu ifadelerin genel nitelikte olduğunu kaydetmiꢀtir. Bu nedenle ifadelerin   tüm Çingeneleri ilgilendirdiği ya da baꢀvuranın kimliğine saldırı teꢀkil ettiği sonucuna   varılması için dayanak bulamamıꢀtır.   Aralık 2003 tarihinde baꢀvuranın kararın düzeltilmesi talebi reddedilmiꢀtir.   Akabinde, baꢀvuran, belirlenemeyen bir tarihte, Ankara Đdare Mahkemesi’nde, Kültür   Bakanlığı hakkında dava açmıꢀtır. Manevi tazminat talep etmiꢀ, Kültür Bakanlığı’nın   yayınladığı kitabın Çingene toplumunu aꢀağılayıcı ve onur kırıcı unsurlar içerdiğini iddia   etmiꢀtir. Đdare Mahkemesi 7 Nisan 2004 tarihinde, baꢀvuranın davasını reddetmiꢀtir.   Sözkonusu kitabın, yayınlanmadan önce, Yayın Denetleme Kurulu’nun tayin ettiği bir   Raportör tarafından incelendiği sonucuna varmıꢀtır. Raportörün onayının ardından, Yayın   Danıꢀma Kurulu kitabı yayınlamayı kabul etmiꢀtir. Baꢀvuranın iddialarının öne sürülmesinin   ardından, yedi profesörden oluꢀan Danıꢀma Kurulu kitabı 25 Eylül 2001 tarihinde yeniden   incelemiꢀ, kitabın bilimsel araꢀtırmaya dayadığına, dağıtımı ve satıꢀının devam etmesinde   sakınca bulunmadığına karar vermiꢀtir. Đdare Mahkemesi bu nedenle baꢀvuranın iddialarının   dayanaksız olduğuna karar vermiꢀtir. Dava dosyasındaki belgelerden baꢀvuranın karara itiraz   edip etmediğini anlaꢀılamamaktadır.   B. 41029/04 No’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak   Bir devlet kurumu olmayan Dil Derneği, 1998 yılının Aralık ayında, “Öğrenciler için   Türkçe Sözlük” baꢀlıklı bir sözlük yayınlamıꢀtır. Sözlüğün basımını Kültür Bakanlığı finanse   etmiꢀtir.   Baꢀvuran 30 Nisan 2002 tarihinde Çingene Kültür Dernekleri Konfederasyonu adına   Dil Derneği Baꢀkanlığı’na bir mektup yazmıꢀtır. Mektubunda sözlükteki birtakım deyiꢀlerin   önyargılı ve Çingeneleri aꢀağılayıcı olumsuz anlamlarla tanımlandığını belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu'nun sözlüklerinde,   talepleri üzerine bu deyiꢀlerin tanımlarının değiꢀtirildiğini belirttiğini, Dil Derneği'nin   sözlüğündeki tanımların da yukarıdaki gerekçelerle değiꢀtirilmesini talep ettiğini belirtmiꢀtir.   Dil Derneği baꢀvuranın mektubuna cevap vermemiꢀtir.   Baꢀvuran 15 Temmuz 2002 tarihinde derneğe ikinci bir mektup daha göndermiꢀ,   olumsuz yanıt alması halinde, Dil Derneği'ne karꢀı dava açacağını belirtmiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde baꢀvuran Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi önünde Dil   Derneği'ne karꢀı sözkonusu deyiꢀlerin sözlükten kaldırılması talebiyle dava açmıꢀtır.   Baꢀvuran ayrıca sözlüğün içerdiği ifadeler nedeniyle maruz kaldığı manevi zarar için tazminat   talebinde bulunmuꢀtur. Bu bağlamda, sözlükteki deyiꢀlerin Çingene kimliğine saldırı,   kiꢀiliğine de hakaret teꢀkil ettiğini iddia etmiꢀtir.   Dil Derneği'nin avukatı 26 Mayıs 2003 tarihinde, ilk derece mahkemesine görüꢀ   sunmuꢀtur. Inter alia, sözlükte yer alan tanım ve deyiꢀlerin tarihi ve sosyolojik gerçeklere   dayandığını, herhangi bir etnik grubu küçük düꢀürmek ya da aꢀağılamak amacı taꢀımadığını   ileri sürmüꢀtür. Ayrıca sözlükte yer alan tanım ve deyiꢀlerin toplumda yaygın olarak   kullanıldıklarını, Türkçe’de Arnavut, Yahudi ve Türklerle ilgili benzer ifadeler bulunduğunu   belirtmiꢀtir.   Temmuz 2003 tarihinde Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi baꢀvuranın davasını   reddetmiꢀtir. Sözlükte yer alan tanım ve deyiꢀlerin tarihi ve sosyolojik gerçeklere dayandığını,   herhangi bir etnik grubu küçük düꢀürmek ya da aꢀağılamak amacı taꢀımadığını ileri   sürmüꢀtür. Ayrıca sözlükte yer alan tanım ve deyiꢀlerin toplumda yaygın olarak   kullanıldıklarını, Türkçe’de diğer etnik gruplarla ilgili benzer ifadeler bulunduğunu   belirtmiꢀtir.   Baꢀvuran itiraz etmiꢀtir. Yargıtay 15 Mart 2004 tarihinde 16 Temmuz 2003 tarihli   kararı onamıꢀtır.   HUKUK   I. BAꢁVURULARIN BĐRLEꢁTĐRĐLMESĐ   AĐHM, baꢀvuruların benzer konularda olmasını göz önünde bulundurarak, bunların   birleꢀtirilmesine karar verir.   II. KABULEDĐLEBĐLĐRLĐĞĐNE ĐLĐꢁKĐN   A. Baꢀvuranın mağdur statüsü   1. Tarafların savları   (a) Hükümet   Hükümet baꢀvuruların actio popularis nitelikte olması (kamuyu mağdur etmesi)   sebebiyle kabuledilebilirliklerine itiraz etmiꢀtir. Ulusal mahkemeler, baꢀvuranın davalarını,   kitaptaki ifadeler ve sözlükte yer alan tanımların genel nitelikte olmaları ve tüm Romanları   kiꢀisel olarak etkilemediği gerekçesiyle reddetmiꢀlerdir. Hükümet özellikle, baꢀvuranın iddia   konusu ırkçı ifadelerden kiꢀisel olarak etkilendiğini gösteremediğini ifade etmiꢀtir.   (b) Baꢀvuran   Baꢀvuran Roman kökenli olduğu için, kitap ve sözlükte yer alan ırkçı ifadelerin   kendisini manevi zarar uğrattığını ve bunun sonucunda mağdur olarak değerlendirilmesi   gerektiğini iddia etmiꢀtir.   (c) Yunan Helsinki Monitör (Helsinki Anlaꢀmaları Yunan Gözlemciliği)   Yunan Helsinki Monitör, ırka dayalı ayrımcı genel ifadelerle hedef alındığı iddia   edilen bir etnik gurubun herhangi bir üyesinin, bu ifadelerin o gurubun tüm üyeleri için   önyargı oluꢀturması sebebiyle, mağdur statüsünde olduğunu ifade etmiꢀtir. Micallef – Malta   davası (baꢀvuru no. 17056/06) kararına atıfta bulunarak, AĐHM’nin korumasının ulusal sistem   kapsamında sunulan korumadan az olmaması gerektiğini ifade etmiꢀtir: bir kimsenin mağdur   statüsü ulusal makamlarda tanınırsa, AĐHM bunu reddedemez.   2. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM, AĐHS’nin 34. maddesine göre, Yüksek Sözleꢀmeci Devletlerin AĐHS’de   veyahut Protokollerinde öngörülen hakların ihlalinin mağduru olduğunu iddia eden herkesin   AĐHM’ye baꢀvuru yapabileceğini yineler. AĐHM ayrıca bir baꢀvuranın ihlal mağduru   olduğunu iddia edebilmesi için, baꢀvuran ile maruz kalındığı iddia edilen zarar arasında   doğrudan ve yeterince ilintili bir bağ olması gerektiğini yineler (bkz. Gorraiz Lizarraga ve   Diğerleri – Đspanya, 62543/00). Ayrıca ꢀikayet kamu yararını ilgilendiriyorsa, mağdur   statüsünün tanınması konusunda takdir yetkisi bulunduğunu vurgular (bkz. Micallef – Malta   [BD], 17056/06).   Mevcut baꢀvurularda, Roman/Çingene kökenli baꢀvuran, sözkonusu kitap ve sözlükte   kullanılan dilden rahatsız olmuꢀtur. Kitabın yazarı ya da sözlüğün yayıncısı tarafından   doğrudan kiꢀisel olarak hedef alınmasa bile, Medeni Kanun’un 24 ve 25. maddeleri   kapsamında, ulusal mahkemelerde tazminat davası açabilirdi. Bu nedenle, AĐHM’ye göre,   davalar sonuçta reddedilse bile, baꢀvuranın iç hukuka göre ulusal mahkemelerde davasını   savunduğunu ve davalarının esaslarının iki yargı aꢀamasında incelendiğini kaydetmek   özellikle önemlidir.   Özetle, AĐHM, mevcut baꢀvurularda, baꢀvuranın AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca   mağdur statüsü bulunduğu kanısına varır. Buna göre Hükümet’in ön itirazı bu baꢀlık altında   kabul edilemez.   B. Đç hukuk yollarının tüketilmesi   Hükümet, baꢀvuruların, baꢀvuranın Kültür Bakanlığı hakkında idare mahkemelerinde   dava açmadığı için, iç hukuk yollarının tüketilmediği gerekçesiyle reddedilmesi gerektiğini   ifade etmiꢀtir.   AĐHM, öncelikle baꢀvuranın hangi hukuk yolunu izleyeceğini kendisinin seçeceğini   yineler: baꢀvuranın, AĐHS’nin ihlal iddiaları için tazminat talebi amaçlı kullanabileceği hukuk   yolları bulunuyorsa, AĐHS’nin 35/1 maddesi, AĐHS’nin hak ve özgürlüklerinin etkili bir   biçimde korunması için, baꢀvuranın durumunun gerçekliğiyle bağlantılı bir biçimde   uygulanmalıdır (bkz. I.G., M.K. ve R.H. – Slovakya, 15966/04).   4149/04 no’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın kitabın yazarı hakkında   Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nde tazminat davası açtığını kaydeder. Baꢀvuran   taleplerinin reddedilmesinin ardından, Ankara Đdare Mahkemesi’nde Kültür Bakanlığı   hakkında dava açmıꢀ, bu dava da 7 Nisan 2004 tarihinde reddedilmiꢀtir. Öte yandan   baꢀvuranın karara itiraz edip etmediği bilinmemektedir. Baꢀvuran 41029/04 no’lu baꢀvuruya   iliꢀkin olarak, Kültür Bakanlığı hakkında idari dava açmamıꢀ, Dil Derneği hakkında tazminat   davası açmıꢀtır.   AĐHM bu davalarda baꢀvuranın ana ꢀikayetlerinin kitap ve sözlükte yer aldığı iddia   edilen ve üçüncü özel kiꢀiler tarafından yazılan hakaretengiz ifadelerle iliꢀkili olduğunu   gözlemler. Her iki durumda da, baꢀvuran bu üçüncü kiꢀiler hakkında idari dava açmıꢀ, dava   sonuna kadar sürdürülmüꢀ, temyize kadar götürülmüꢀtür. Böylelikle, sonunda baꢀarısız olsa   da, makul bir tazmin yolu seçmiꢀtir. Buna göre, AĐHM, baꢀvuranın iç hukuk yollarını   tüketmiꢀ olarak değerlendirilebileceği kanısındadır. Sonuç olarak, Hükümet’in ön itirazının bu   kısmı reddedilmelidir.   AĐHM, baꢀvuruların AĐHS’nin 35/3 maddesi çerçevesinde dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeder. Ayrıca diğer bakımlardan da kabuledilemez olarak değerlendirilemez.   Bu nedenle baꢀvurular kabuledilebilir olarak ilan edilmelidir.   III. AĐHS’NĐN 8. MADDESĐYLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDESĐNĐN ĐHLAL   EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuran, “Türkiye Çingeneleri” adlı kitap ile sözkonusu sözlükte yer alan ifadelerin   açıkça Roman karꢀıtı fikirleri yansıttığını ve ulusal mahkemelerin tazminat taleplerini   reddetmesinin Romanlar hakkındaki açık önyargıyı ortaya koyduğunu belirtmiꢀtir. AĐHS’nin   ve 14. maddelerine atıfta bulunmuꢀtur.   AĐHM mevcut baꢀvuruların koꢀullarında, baꢀvuranın ꢀikayetlerini AĐHS’ nin   8.   maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi kapsamında incelemenin daha uygun olacağı   kanısındadır.   A. Tarafların savları   1. Baꢀvuran   Baꢀvuran 4149/04 no’lu baꢀvuruyla ilgili olarak, tazminat talebini reddeden ulusal   mahkemelerin kararlarından memnun olmadığını ifade etmiꢀtir. Baꢀvuran etnik kimliğinden   ötürü ayrımcılığa maruz bırakıldığını, ayrımcı ve hakaretengiz dil kullanan kitaptaki birçok   satır nedeniyle onurunun zedelendiği kanısındadır.   41029/04 no’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak baꢀvuran, sözlükte yer alan ayrımcı ifadeler   ile davasını reddeden ulusal mahkeme kararlarının Roman toplumuna karꢀı ayrımcılık teꢀkil   ettiğini ve AĐHS’nin 8. maddesi kapsamındaki haklarını ihlal ettiğini ifade etmiꢀtir.   2. Hükümet   4149/04 no’lu baꢀvuruyla ilgili olarak Hükümet, yedi profesörden oluꢀan Yayın   Denetleme Kurulu’nun onayının ardından Kültür Bakanlığı’nın kitabı yayınladığını   belirtmiꢀtir. Bu kurulun raporuna göre, kitap, Türkiye’nin etnolojik çalıꢀmalarına katkı   sağlayacak bir bilimsel araꢀtırma olarak, bilimsel ilkelere uygun ꢀekilde yazıldığı biçiminde   değerlendirilmelidir. Baꢀvuranın itirazı üzerine, kurul kitabı yeninde incelemiꢀ, kitabın   bilimsel çalıꢀma olduğuna ve onur kırıcı unsur içermediğine karar vermiꢀtir. Buna göre,   Hükümet, Romanlara ayrımcılık yapılmadığını, Kültür Bakanlığı’nın Roman kültür ve   geleneklerini tanıtmak çabasında olduğunu ifade etmiꢀtir. Hükümet baꢀvuranın sözkonusu   kitabın kendisinde manevi zarara yol açtığını ve dengesini bozduğunu kanıtlayamadığı   kanısındadır.   Hükümet 41029/04 no’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak, sözlükte yer alan sözcük ve   ifadelerin tarihsel ve sosyolojik gerçeklere dayandığını ve bir etnik grubu aꢀağılama veya   küçük düꢀürme amacı taꢀımadığını belirtmiꢀtir.   3. Yunan Helsinki Monitör   Yunan Helsinki Monitör, Yüksek Sözleꢀmeci Devletler’in ayrımcılığı yasaklamak,   ırkçı fikirleri yaymak ve ırk temelli nefrete teꢀvik etmek de dahil olmak üzere her türlü   ayrımcı eylemi ve bunların finanse edilmesini cezalandırmak ve bu tür eylemlerin   mağdurlarının zararlarını telafi etmek yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğunu belirtmiꢀtir.   Yunan Helsinki Monitör’e göre, Devlet’in pozitif yükümlülükleri, özel hayata saygı hakkı   ihlal edilmiꢀ kimse hassas bir sosyal gruba aitse daha da elzem hale gelmektedir. Bu   bağlamda, AĐHM’nin Çingenelerin azınlık olarak hassas konumlarının, onların ihtiyaçlarına   ve farklı yaꢀam tarzlarına hem ilgili düzenleyici planlama çerçevesinde hem de özel   durumlarla ilgili karara varılırken özel itina gösterilmesi gerektiği anlamına geldiğine karar   verdiği Chapman – Đngiltere ([BD], 27238/95) davasına atıfta bulunmuꢀtur. Đçtihada göre,   Yüksek Sözleꢀmeci Devletler’in 8. maddeye dayanarak Çingene yaꢀam biçimine olanak   sağlama yönünde pozitif yükümlülüğü bulunmaktadır.   B. AĐHM’nin değerlendirmesi   AĐHM, öncelikle, yerleꢀik içtihadına göre, ayrımcılığın, herhangi bir amaç gütmeden   ve makul gerekçesi olmadan benzer konumdaki kiꢀilere farklı davranmak anlamına geldiğini   anımsar. Öte yandan, 14. madde, üye bir devletin çeꢀitli gruplara aralarındaki “gerçek   eꢀitsizlikleri” gidermek için farklı davranmasını yasaklamamakta olup; esasında, belirli   durumlarda, farklı muamele yoluyla eꢀitsizliği giderme çabasının baꢀarısız kalması baꢀlı   baꢀına sözkonusu maddenin ihlaline yol açabilmektedir (bkz. D.H. ve Diğerleri – Çek   Cumhuriyeti [BD], 57325/00).   AĐHM ayrıca, AĐHS’nin 14. maddesinin AĐHS ve protokollerinin diğer bağımsız   maddelerini tamamladığını yineler. Yalnızca bu maddelerin güvence altına aldığı “hak ve   özgürlüklerden yararlanılmasıyla” iliꢀkili olarak etkisi bulunduğundan, maddenin bağımsız bir   mevcudiyeti bulunmamaktadır. 14. maddenin uygulanması bu hükümlerin ihlalini   gerektirmemektedir – ve bu bağlamda bağımsızdır – sözkonusu olaylar 14. madde kapsamına   girmediği sürece uygulanma payı bulunamaz (bkz. Koppi – Avusturya, 33001/03).   Yerleꢀik içtihadına göre, AĐHM, Roman/Çingenelerin hassas konumlarının, onların   ihtiyaçlarına ve farklı yaꢀam tarzlarına hem ilgili düzenleyici planlama çerçevesinde hem de   özel durumlarla ilgili karara varırken özel itina gösterilmesi gerektiği anlamına geldiğini   kaydeder (bkz. Chapman ve D.H.). Chapman kararında, AĐHM, ayrıca, Avrupa Konseyi   Yüksek Sözleꢀmeci Devletler arasında, hem azınlıkların özel ihtiyaçlarını ve güvenliklerini,   hem de onların kimliklerini ve yaꢀam biçimlerini, yalnızca azınlıkların çıkarlarını güvence   altına almak için değil, toplumun tamamının kültürel değer farklılığını korumak için de   koruma yükümlülüğünü tanıyan yeni bir uluslararası mutabakat olduğundan   bahsedilebileceğini gözlemlemiꢀtir. Ayrıca, inter alia, bir kimsenin etnik kökeni nedeniyle   ayrımcılık yapılması, ırk ayrımcılığı biçimidir. Irk ayrımcılığı özellikle haksız bir ayrımcılık   biçimi olup, vahim sonuçları ıꢀığında, makamların özel teyakkuzu ile gayretli tepkisini   gerektirmektedir. Đꢀte bu nedenle makamlar ırkçılıkla mücadele etmek için ellerindeki tüm   araçları kullanmalıdırlar, böylelikle, farklılığın tehdit olarak değil, zenginlik olarak algılandığı   demokratik bir toplum teꢀvik edilir (bkz. Nachova ve Diğerleri – Bulgaristan [BD], 43577/98   ve 43579/98 ve Timishev – Rusya, 55762/00 ve 55974/00). Yukarıda belirtilen ilkeler   ıꢀığında, AĐHM, mevcut davalarda AĐHS’nin 14. maddesinin 8. maddeyle bağlantılı olarak   uygulanabilir olduğu kanısına varır.   Bu bağlamda, AĐHM ayrıca, 8. maddenin asıl amacının, bireyi resmi makamların keyfi   müdahalelerine karꢀı korumakken, Devleti yalnızca böyle bir müdahaleden imtina etmeye   mecbur etmediğini; negatif sorumluluklara ek olarak, özel yaꢀama fiili saygıya özgü pozitif   yükümlülükleri olabileceğini yineler. Bu yükümlülükler, bireylerin kendi aralarındaki iliꢀki   ortamında bile, özel yaꢀama saygıyı güvence altına almak için düꢀünülmüꢀ tedbirlerin   benimsenmesini kapsayabilir (bkz. Tavlı – Türkiye, 11449/02).   Mevcut davaların olaylarına dönülecek olursa, AĐHM, Roman kökenli baꢀvuranın   sözkonusu kitap ve sözlük hakkında, Roman toplumuna yönelik ayrımcı ifadelere yer   verdikleri gerekçesiyle iki dava açtığını gözlemler. Baꢀvuran ulusal mahkemelerden, onur   kırıcı ve hatalı ifadelerin çıkartılıp düzeltilmelerini talep etmiꢀ, manevi tazminat talep etmiꢀtir.   AĐHM, Medeni Kanun’un 24. maddesinin bireyleri saldırıya karꢀı koruduğunu   gözlemler. Bu maddeye göre, saldırıya maruz kaldığını düꢀünen herkes sorumlu kiꢀilere karꢀı   koruma talep edebilir. Medeni Kanun’un 25. maddesi ꢀikayetçinin bedensel ve ruhsal zarar   için tazminat talep etmesine olanak vermektedir. Mevcut baꢀvuruların olaylarından,   baꢀvuranın kitabın yazarı ve sözkonusu sözlüğü derleyen Dil Derneği hakkında dava   açabileceği açıkça görülmektedir. Baꢀvuran davalar esnasında, argümanlarını iki yargı   aꢀamasında öne sürebilmiꢀtir. Ayrıca dava dosyasından da, ulusal mahkemelerin davaları   etraflıca incelediği anlaꢀılmaktadır.   “Türkiye Çingeneleri” adlı kitapla ilgili olarak, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi,   kitabın Türkiye’deki Romanların sosyo-ekonomik durumlarını çözümleyen bilimsel bir   çalıꢀma olduğu kanısına varmıꢀtır. Baꢀvuranın, kitapta, Roman toplumuna yönelik   hakaretengiz ve ayrımcı dil kullanıldığı pek çok paragraf olduğu argümanlarına cevaben,   mahkeme, bütün olarak okunduğunda, kitabın hakaret edici unsurlar içermediği, yazarın   amacının bilimsel ve karꢀılaꢀtırmalı bir araꢀtırmaya dayalı bilimsel bir çalıꢀma yapmak   olduğu kararını vermiꢀtir. Dava ayrıca Yargıtay tarafından da incelenmiꢀtir. Yargıtay   baꢀvuran aleyhinde karar vermiꢀ, kitabın yazarının Roman toplumuyla ilgili genel yorumlar   yaptığı, baꢀvuranın kiꢀiliğine bir saldırı bulunmadığı, kitaptaki yorumların, tüm Roman   halkına yöneltilmiꢀ biçiminde değerlendirilemeyeceği kanısına varmıꢀtır.   Sözkonusu sözlüğe iliꢀkin olarak, baꢀvuran, Dil Derneği hakkında tazminat davası   açmıꢀtır. Öte yandan ulusal mahkemeler davayı reddetmiꢀ, sözlükte yer alan ifadelerin tarihi   ve bilimsel gerçeklere dayandığına, Dil Derneği’nin herhangi bir etnik grubu küçük düꢀürme   ya da gruba hakaret etme amacı gütmediğine karar vermiꢀlerdir.   AĐHM, yukarıdakiler ıꢀığında, baꢀvuranın davalarını ulusal mahkemelerde etraflıca   savunabildiğini gözlemlemiꢀtir. 8. madde kapsamındaki yükümlülüklerinin parçası olarak,   ulusal mahkemeler, anlaꢀmazlığı çözmek için özel kiꢀiler arasında oturum yapmıꢀtır. Daha   önce pek çok AĐHM kararında ifade edildiği üzere, ulusal mahkemeler davanın olaylarını   daha iyi değerlendirebilir. AĐHM bir kez daha, ulusal mahkemelerin yaptığı iddia edilen   maddi hatalar ve kanunları incelemenin, AĐHS’nin güvence altına aldığı hak ve özgürlüklere   müdahale etmediği sürece, kendi görevi olmadığına iꢀaret eder (bkz. García Ruiz – Đspanya   [BD], 30544/96).   4149/04 no’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak, AĐHM, baꢀvuranın iꢀaret ettiği satır ve   ifadelerin, tek baꢀlarına okunduğunda, ayrımcı ve onur kırıcı görünmesine karꢀın, kitap bütün   olarak ele alındığında, yazarın kötü niyetle ya da Roman toplumunu incitme amacıyla hareket   etmediği sonucuna varılğını kaydeder. Kitabın sonuç bölümünde, bunun karꢀılaꢀtırmalı bir   çözümleme yapan ve Türkiye’deki Romanların tarihsel ve sosyo-ekonomik yaꢀam koꢀullarına   odaklanan bilimsel bir çalıꢀma olduğu açıkça belirtilmiꢀtir. AĐHM, yazarın, esasında   Romanların önyargılı tasvirlerine atıfta bulunduğunu ve onlarla ilgili stereotip örnekler   verdiğini gözlemler. Baꢀvuranın atıfta bulunduğu satırların yazarın yorumu değil, Romanların   Türk toplumundaki algılanıꢀ biçiminden örnekler olduğunu kaydetmek önem taꢀımaktadır.   Öte yandan, yazar bu tür önyargıları düzeltmeyi amaçlamıꢀ, Romanlara saygı duyulması   gerektiğini açıkça belirtmiꢀtir. Bu unsurlar göz önünde bulundurularak ve yine ikincil rolünü   vurgulayarak, AĐHM, kitabın yazarının baꢀvuranın bütünlüğüne zarar verdiğine ya da ulusal   makamların baꢀvuranın haklarını koruyamadığına ikna olmamıꢀtır.   41029/04 no’lu baꢀvuruya iliꢀkin olarak, AĐHM, sözlükte yer alan ifadelerin,   terimlerin mecazi olduğunun belirtildiği bir önsözle sunulduğunu gözlemler. AĐHM bu   nedenle, ulusal mahkemelerin, baꢀvuranın sözlükte yer alan ifadeler nedeniyle bütünlüğünün   zarara uğramadığı ve ayrımcı muameleye uğramadığı yönündeki bulgularından sapmasını   gerektirecek bir neden görememektedir.   Yukarıdakiler ıꢀığında, AĐHM, mevcut davalarda, baꢀvuranın Roman olarak etnik   kökeni nedeniyle ayrımcılığa uğradığı veyahut makamların baꢀvuranın özel hayatına saygı   hakkını koruyacak tedbirleri almadıkları biçiminde değerlendirilemeyeceği sonucuna varır.   Sonuç olarak, AĐHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.   AĐHM YUKARIDAKĐ GEREKÇELERE DAYANARAK,   1. Oybirliğiyle, baꢀvuruları birleꢀtirmeye;   2. Oybirliğiyle, baꢀvuruların kabuledilebilir olduğuna;   3. 3’e karꢀı 4 oyla, AĐHS’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak 14. maddesinin ihlal   edilmediğine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce hazırlanmıꢀ, AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3. fıkraları   uyarınca 27 Temmuz 2010 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   Stanley Naismith   Françoise Tulkens   Zabıt Katibi Yardımcısı   Baꢀkan   AĐHS’nin 45. maddesinin 2. fıkrası ile Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 74. maddesinin 2.   fıkrası uyarınca Yargıç Tulkens, Yargıç Tsotsoria ve Yargıç Pardalos’un ayrık görüꢀü bu   karara eklidir.   F.T.   S.H.N.   9

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 14.07.2026. · Źródło