41551/98
WyrokETPCz2007-07-31ECLI:CE:ECHR:2007:0731JUD004155198
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
1. Czy obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) naruszyła prawo skarżącego do bezstronnego i niezawisłego sądu zgodnie z art. 6 ust. 1 Konwencji? 2. Czy skazanie skarżącego za jego przemówienia, uznane za podżeganie do nienawiści, stanowiło proporcjonalną ingerencję w jego wolność wyrażania opinii zgodnie z art. 10 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził swoje ugruntowane orzecznictwo, zgodnie z którym obecność sędziego wojskowego w składzie Sądu Bezpieczeństwa Państwa (DGM) w sprawach dotyczących przestępstw związanych z bezpieczeństwem państwa narusza zasadę bezstronności i niezawisłości sądu, co stanowi naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. W odniesieniu do art. 10, Trybunał uznał, że ingerencja w wolność słowa była przewidziana prawem i służyła uzasadnionym celom. Stwierdził, że chociaż wolność słowa jest fundamentalna, to w demokratycznym społeczeństwie konieczne jest karanie mowy nienawiści, zwłaszcza gdy jest ona wygłaszana przez osobę publiczną i może prowadzić do nietolerancji lub nieposłuszeństwa wobec prawa. Trybunał uznał, że nałożona kara (rok pozbawienia wolności i grzywna) była proporcjonalna do celu zapobiegania podżeganiu do nienawiści, biorąc pod uwagę kontekst i charakter wypowiedzi.Stan faktyczny
Skarżący, Şükrü Karatepe, urodzony w 1949 roku, mieszkaniec Kayseri i ówczesny burmistrz tego miasta, będący członkiem Partii Dobrobytu (Refah Partisi), wygłosił przemówienia 25 października i 10 listopada 1996 roku. Prokurator Sądu Bezpieczeństwa Państwa w Ankarze oskarżył go o podżeganie ludności do nienawiści na tle różnic religijnych, na podstawie art. 312 §§ 2 i 3 tureckiego kodeksu karnego. Skarżący został skazany 9 października 1997 roku na rok pozbawienia wolności i grzywnę. Wyrok został utrzymany w mocy przez Sąd Kasacyjny 10 grudnia 1997 roku. W konsekwencji skarżący został odwołany ze stanowiska burmistrza 10 lutego 1998 roku, a następnie uwięziony 24 kwietnia 1998 roku i warunkowo zwolniony 17 września 1998 roku.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje pozostałą część skargi za dopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. 3. Sześcioma głosami do jednego, stwierdza brak naruszenia art. 10 Konwencji. 4. Stwierdza, że samo ustalenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za szkodę niemajątkową oraz zasądza skarżącemu 500 euro na pokrycie kosztów i wydatków. 5. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
CONSEIL DE
L'EUROPE
AVRUPA
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
KARATEPE-TÜRKĐYE DAVASI
(Baꢀvuru no:41551/98)
KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ
STRAZBURG Temmuz 2007
Đꢀbu karar Sözleꢀme’nin 44§2. maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecek olup
ꢀekli bazı düzeltmelere tabi tutulabilir.
_______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2007. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan (41551/98) baꢀvuru no’lu davanın nedeni bu ülke
vatandaꢀı olan ꢁükrü Karatepe’nin (baꢀvuran) 31 Mart 1998 tarihinde Avrupa Đnsan Hakları
Mahkemesi’ne (AĐHM) Avrupa Đnsan Hakları Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) Đnsan Hakları ve Temel
özgürlükleri güvence altına alan 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.
Baꢀvuran, Đstanbul Barosu avukatlarından C. ꢁanli tarafından temsil edilmektedir.
OLAYLAR
I. DAVA KOꢁULLARI
Baꢀvuran 1949 doğumlu olup Kayseri’de ikamet etmektedir.
Refah Partisi üyesi olan baꢀvuran olayların meydana geldiği dönemde Kayseri
Belediye Baꢀkanıydı.
Baꢀvuran 25 Ekim 1996 tarihinde bir basın açıklaması sırasında bir konuꢀma
yapmıꢀtır.
Baꢀvuran 10 Kasım 1996 tarihinde Refah Partisi’nin Kayseri Đl Divan Toplantısı’nda
bir konuꢀma yapmıꢀtır.
Baꢀvuranın konuꢀmalarına bir basın bildirisinde yer verilmiꢀtir.
Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 25 Temmuz tarihli bir iddianameyle sözkonusu konuꢀmalar nedeniyle baꢀvuranın halkı din farkı
gözeterek kin ve düꢀmanlığa tahrik ettiği gerekçesiyle Türk Ceza Kanunu’nun 312 §§ 2 ve 3.
maddeleri uyarınca mahkum edilmesini talep etmiꢀtir. 25 Ekim ve 10 Kasım 1996 tarihlerinde
yapılan konuꢀmalara iddianamede yer verilmiꢀtir.
Baꢀvuran, 13 Kasım 1996 tarihinde Cumhuriyet Baꢀsavcısı tarafından alınan
ifadesinde, toplantı salonuna girmeden önce Kayseri Büyükꢀehir Belediye Baꢀkanlığı’na bağlı
iki merkez ilçe belediye baꢀkanının kendisine seslendiğini belirtmiꢀtir. Bu kiꢀilerin baꢀvurana
verdiği sözleri tutmadığını söylemesi baꢀvuranı rahatsız etmiꢀtir. Baꢀvuran bu utanç ve üzüntü
duygularının etkisinde konuꢀmasını yapmıꢀ fakat konuꢀmanın hiçbir anında Atatürk’e hakaret
etmek ya da Atatürk’ü eleꢀtirmek istememiꢀtir. Baꢀvuranın amacı vatandaꢀlarının sorunlarını
çözmesine engel olan bürokrasiyi eleꢀtirmek olmuꢀtur. Baꢀvuran konuꢀmasını daha önceden
hazırlamamıꢀ ve cümleleri anlık olarak dile getirmiꢀtir. Kendisi de bir anayasa profesörü olan
baꢀvuranın hiçbir ꢀekilde yürürlükte olan mevzuata karꢀı suç iꢀleme niyeti sözkonusu
olmamıꢀtır.
DGM, 9 Ekim 1997 tarihinde verilen bir kararla Türk Ceza Kanunu’nun 312 § 2.
maddesi uyarınca baꢀvuranı bir yıl hapis ve 420.000 Türk Lirası para cezasına mahkum
etmiꢀtir.
Baꢀvuran, Yargıtay önünde aynı savunmayı yinelemiꢀ, ayrıca televizyon aracılığıyla
yaptığı konuꢀma ve “kin ve intikam” kelimelerini sarf ettiği için özür dilediğini beyan
etmiꢀtir.
Yargıtay 10 Aralık 1997 tarihinde sözkonusu kararı onamıꢀtır. Yargıtay karar
gerekçelerinde bilhassa basın bildirisine atıfta bulunmuꢀ ve baꢀvuranın bu bildirinin
yayınlamasına izin vererek iradesini ve kararlılığını pekiꢀtirdiğine kanaat getirmiꢀtir. Yargıtay
ayrıca, baꢀvuranın belediye baꢀkanı statüsünü, seçmenlerinin dini duygularını sömürmek ve
etkilemek amacıyla kullandığına itibar etmiꢀtir. ꢁubat 1998 tarihinde Danıꢀtay tarafından verilen bir kararla baꢀvuran belediye
baꢀkanlığı görevinden alınmıꢀtır.
Baꢀvuran 24 Nisan 1998 tarihinde hapsedilmiꢀ ve 17 Eylül 1998 tarihinde ꢀartlı olarak
tahliye edilmiꢀtir.
HUKUK BAKIMINDAN
I. AĐHS’NĐN 6 § 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI HAKKINDA
Baꢀvuran öncelikle kendisini yargılayan ve mahkum eden Devlet Güvenlik
Mahkemesi’nin, bünyesinde askeri bir hakim bulunması nedeniyle tarafsız ve bağımsız bir
mahkeme olmadığını ileri sürmekte ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesine atıfta bulunmaktadır.
AĐHM, içtihatlarından doğan kriterler ıꢀığında (Bkz., özellikle, Çıraklar-Türkiye, 28
Ekim 1998 tarihli karar, Derleme Kararlar ve Hükümler) ve elindeki mevcut unsurların tümü
dikkate alındığında baꢀvurunun bu kısmının esastan incelenmesi gerektiğine kanaat
getirmektedir. AĐHM baꢀvuruda baꢀka hiçbir kabuledilemezlik gerekçesi tespit etmemektedir.
AĐHM bu davadakine benzer soruların gündeme getirildiği benzer davaları incelemiꢀ
ve AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine kanaat getirmiꢀtir (Özel-Türkiye, no:
42739/98, 7 Kasım 2002 ve Özdemir-Türkiye, no: 59659/00, 6 ꢁubat 2003 tarihli karar).
AĐHM mevcut davayı incelemiꢀ ve Hükümet’in sözkonusu davayı farklı ꢀekilde
sonuçlandıracak hiçbir tespit ve delil sunmadığına kanaat getirmiꢀtir. AĐHM, “güvenliğe”
iliꢀkin suçlar hakkında DGM’ye çıkarılan baꢀvuranın, aralarında askeri hakimin de bulunduğu
mahkeme heyeti önüne çıkmaktan çekinmesinin anlayıꢀla karꢀılanacağını belirtmektedir. Bu
nedenle baꢀvuran, DGM’nin davayla ilgili olmayan mülahazaları dikkati nazara almasından
çekinmekte haklıdır. Böylece bu mahkemenin tarafsızlığı ve bağımsızlığı hakkında baꢀvuran
tarafından duyulan ꢀüphelerin objektif olarak kanıtlandığı düꢀünülebilir (Incal-Türkiye, 9
Haziran 1998 tarihli karar, Derleme).
AĐHM sonuç olarak baꢀvuranı yargılayan DGM’nin, AĐHS’nin 6 § 1. maddesi
uyarınca tarafsız ve bağımsız bir mahkeme olmadığı kanısındadır.
II. AĐHS’NĐN 10 VE 14. MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
HAKKINDA
Baꢀvuran, DGM tarafından aleyhinde verilen mahkumiyet cezasının ifade özgürlüğü
hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Baꢀvuran, AĐHS’nin 14. maddesi ile birlikte 10.
maddesine atıfta bulunmaktadır.
AĐHS’nin 14. maddesine iliꢀkin ꢀikayetin ayrıca incelenmesini gerektirecek bir neden
tespit edemeyen AĐHM baꢀvuranın ꢀikayetini yalnızca 10. madde kapsamında inceleyecektir.
AĐHM elindeki mevcut unsurların tümüm ıꢀığında baꢀvuranın ꢀikayetinin, AĐHS’nin § 3. maddesi uyarınca açıkça dayanaktan yoksun olmadığını ve esastan incelenmesi
gerektiğini tespit etmektedir. Bu nedenle sözkonusu ꢀikayetin kabuledilebilir ilan edilmesi
uygun olacaktır.
AĐHM, Erbakan-Türkiye (no: 59405/00, 6 Temmuz 2006 tarihli karar) kararında da
dile getirdiği üzere 10. maddeye iliꢀkin içtihadından doğan temele ilkelere atıfta
bulunmaktadır. Mevcut dava, baꢀvuranın ulusal mahkemeler tarafından “kine teꢀvik eden
ifadeler” olarak değerlendirilen beyanları nedeniyle cezalandırılması hususuna iliꢀkindir. Bu
bakımdan AĐHM, insanların onuruna karꢀı hoꢀgörü ve saygının, demokratik ve çoğulcu bir
toplumun temellerini teꢀkil ettiğini vurgulamaktadır. Bundan “usullerin”, “koꢀulların”,
“sınırlandırmaların” ya da verilen “cezaların” hedeflenen meꢀru amaçla orantılı olması
koꢀuluyla, ilke olarak, demokratik toplumlarda hoꢀgörüsüzlüğe dayalı (dini hoꢀgörüsüzlük de
dahil olmak üzere) kini yayan, teꢀvik eden, yücelten ya da haklı gösteren her türlü ifade
ꢀeklinin cezalandırılmasının hatta önlenmesinin gerekli olabileceğine kanaat getirilmesinin
mümkün olduğu sonucu çıkmaktadır (kine teꢀvik eden konuꢀma ve ꢀiddetin savunulması ile
ilgili olarak bkz., mutatis mutandis, Sürek-Türkiye (no:1), [Büyük Daire], no: 26682/95, ve
özellikle, Gündüz-Türkiye, no: 35071/97).
Baꢀvuranın cezai mahkumiyetinin, baꢀvuranın AĐHS’nin 10 § 1. maddesi ile
güvenceye alınan ifade özgürlüğüne müdahale teꢀkil ettiğine dair bir tereddüt
bulunmamaktadır. Bununla birlikte müdahalenin, Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi ile
öngörüldüğü ve 10 § 2. madde uyarınca ulusal güvenliğin ve kamu düzeninin korunması,
baꢀkalarının haklarının muhafaza edilmesi ve suçun önlenmesi gibi pek çok meꢀru amaç
taꢀıdığı da tartıꢀma götürmemektedir. Burada asıl önemli olan müdahalenin “demokratik bir
toplumda gerekli olup olmadığı” hususunun tespit edilmesidir.
Baꢀvurana göre mahkum edilmesinin haklı gösterilmesi mümkün değildir. Baꢀvuran
dava konusu ifadeleri yurttaꢀlarına verdiği sözleri tutamamıꢀ olmanın verdiği utanç duygusu
ve üzüntüsü içerisindeyken dile getirmiꢀtir. Baꢀvuranın amacı vatandaꢀların sorunlarını
çözmesine engel olan bürokrasiyi eleꢀtirmek olmuꢀtur. Üstelik baꢀvuran “kin” kelimesini
kullandığı için televizyon aracılığıyla özür dilemiꢀtir.
Hükümet sözkonusu ifadeler nedeniyle baꢀvuranın mahkum edilmesinin, AĐHS’nin
10. maddesinin ikinci paragrafı ile açıklandığını ifade etmektedir.
Baꢀvuranın konuꢀmaları iki bölümden oluꢀmaktadır: birinci bölümde baꢀvuran
laiklikle ilgili kiꢀisel tutumunu dile getirmektedir. Đkincisinde ise büyük bir ilin belediye
baꢀkanı olarak halkına “(…) Müslümanların içlerindeki düꢀünce, kin ve imanı” korumalarını
söyleyerek “Bu törene bu kılıkla (laik kıyafeti kastederek) katılmak zorunda kaldım. Fakat
sizlerin hiçbir zorunluluğu bulunmamaktadır. Bu düzen mutlaka değiꢀmelidir. Bekledik, biraz
daha bekleriz. Bakalım bizi nasıl bir gelecek bekliyor. Müslümanlar, içinizden bu hırsı, bu
kini eksik etmeyin” ifadelerinde bulunmuꢀtur.
Tanınmıꢀ bir siyasetçi tarafından halka açık bir toplantıda dile getirilen bu görüꢀler
dini değerler çerçevesinde ꢀekillenmiꢀ bir toplumsal bakıꢀ açısını ifꢀa etmekte ve böylelikle
farklı grupların karꢀı karꢀıya geldiği günümüz toplumlarını oluꢀturan çoğulculuk anlayıꢀıyla
bağdaꢀır görünmemektedir (Bkz., aynı bakımdan, Erbakan kararı). Özellikle de vatandaꢀları,
nüfusun diğer bir kesimine karꢀı “(…) içlerinde bulunan hırsı, kini ve nefreti” eksik
etmemelerini söyleyen baꢀvuranın ifade özgürlüğü hakkından faydalandığının ileri sürülmesi
mümkün değildir. Her halükarda Türk Devleti’nin laik kanunlarına karꢀı itaatsizliğe teꢀvik
edildiği hususu tartıꢀma götürmemektedir. Bu ifadelerin hoꢀgörü anlayıꢀıyla bağdaꢀır
görünmesi pek mümkün değildir ve AĐHS’nin önsözünde yer alan barıꢀ ve adalet gibi temel
değerlere aykırılık teꢀkil etmektedir (Bkz., özellikle, Gündüz-Türkiye (karar), no:59745/00).
Bu açıdan ele alındığında AĐHM, önemli bir ilin belediye baꢀkanı olan ve bu nedenle halk
nezdinde, gerginlik ve çatıꢀma durumlarında daha da önem kazanan bir rolü olduğu cihetle
baꢀvuranın mahkum edilmesine iliꢀkin gerekçelerin yerinde olduğuna ve ilgilinin ifade
özgürlüğüne yönelik bir müdahaleyi haklı kılmak için yeterli olduğuna kanaat getirmektedir
(Sürek-Türkiye (No:1), Zana-Türkiye, 25 Kasım 1997 tarihli karar, Derleme Kararlar ve
Hükümler). AĐHM, “bilgi” ya da “fikirlerin” kırıcı, ꢀaꢀırtıcı veya rahatsız edici olmasının
sözkonusu müdahalenin haklı gösterilmesi için yeterli olmayacağını ancak, mevcut davada
ꢀiddeti yüceltecek ꢀekilde kine dayalı bir konuꢀma sözkonusu (Sürek kararı(no:1)) olduğunu
hatırlatmaktadır.
AĐHM, baꢀvurana verilen bir yıl hapis ve 420.000 Türk Lirası tutarında para cezasını
ağırlığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, bir kiꢀinin davranıꢀı yukarıda ifadesini bulan
düzeye ulaꢀtığında ve çoğulcu bir demokrasinin temellerini inkar edecek ölçüde hoꢀgörüsüz
bir hale geldiğinde, iç hukuktaki caydırıcı yaptırımlar gerekli olabilir (Gündüz kararı). Ayrıca
baꢀvuranın, yaklaꢀık dört buçuk aylık bir hapis cezası sonrasında 17 Eylül 1998 tarihinde
ꢀartlı olarak tahliye edilmiꢀ olması dikkate alındığında AĐHM, mevcut davada uygulanan
cezanın, halkın suç iꢀlemeye teꢀvik edilmesinin önlenmesi ꢀeklindeki hedeflenen meꢀru
amaçla orantılı olmadığının düꢀünülemeyeceğine kanaat getirmektedir (Güzel-Türkiye (No:1),
(karar),no:54479/00, 20 Eylül 2005).
Sonuç olarak dava konusu müdahale AĐHS’nin 10 § 2. maddesine uygundur.
Bu nedenle AĐHM, AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiꢀtir.
IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA
A. Tazminat
Baꢀvuran manevi tazminat olarak 20.000 Fransız Frangı [yaklaꢀık 3.048 Euro] talep
etmektedir. Baꢀvuran ayrıca görevine son verilmemesi halinde alacağı maaꢀına tekabül eden
gelir kaybı nedeniyle 6.000.000 Fransız Frangı [yaklaꢀık 914.634 Euro] tutarında maddi
tazminat talep etmektedir.
Hükümet bu taleplere itiraz etmekte ve Çıraklar kararına atıfta bulunmaktadır.
Baꢀvuran tarafından ileri sürülen gelir kaybı ile ilgili olarak AĐHM tespit edilen ihlal
ile talep edilen tazminat arasında bir nedensellik bağı tespit edememektedir. Zira mevcut dava
ile ilgili olarak 30 Mart 2006 tarihinde verilen kabuledilebilirlik kararında da belirtildiği üzere
baꢀvuranın belediye baꢀkanlığı görevine son verilmesi, Anayasa Mahkemesi tarafından Refah
Partisi’nin kapatılmasına iliꢀkin olarak verilen kararın bir sonucudur. Talep edilen manevi
tazminat ile ilgili olarak ise AĐHM, mevcut dava koꢀullarında ihlal tespitinin kendisinin iddia
edilen manevi zararın tazmini için baꢀlı baꢀına yeterli olduğuna kanaat getirmektedir.
B. Masraf ve Harcamalar
Baꢀvuran masraf ve harcamalar için 20.000 Fransız Frangı [yaklaꢀık 3.048 Euro] talep
etmektedir. Baꢀvuran bununla ilgili olarak herhangi bir belge sunmamaktadır.
Hükümet talep edilen rakama itiraz etmektedir.
AĐHM hakkaniyete uygun olarak baꢀvurana 500 Euro ödenmesinin uygun olacağına
kanaat getirmektedir.
BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE;
1. Oybirliğiyle baꢀvurunun geri kalan kısmının kabuledilebilir olduğuna;
2. AĐHS’nin 6 § 1. maddesinin ihlal edildiğine;
3. Bir oya karꢀı altı oyla AĐHS’nin 10. maddesinin ihlal edilmediğine;
4. Oybirliğiyle ihlal tespitinin kendisinin manevi zararın tazmini için baꢀlı baꢀına
yeterli olduğuna ve masraf ve harcamalar için baꢀvurana 500 Euro ödenmesine;
5. Adil tazmine iliꢀkin diğer taleplerin reddedilmesine;
Karar vermiꢀtir.
Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đçtüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi
gereğince 31 Temmuz 2007 tarihinde yazılı olarak bildirilmiꢀtir.
Mevcut baꢀvuru ekinde Đç Tüzüğün 74 § 2 ve AĐHS’nin 45 § 2. maddelerine uygun
olarak Sayın Zagrebelsky’nin kısmi ayrık oy görüꢀü bulunmaktadır.
HAKĐM ZAGREBELSKY’NĐN KISMĐ AYRIK OY GÖRÜꢁÜ
AĐHS’nin 10. maddesine iliꢀkin olarak dile getirilen ꢀikayet hususunda Daire’nin
çoğunluğu tarafından kabul gören karara katılmadığımı üzülerek bildiririm.
Karara göre baꢀvuran kine dayalı bir konuꢀma yapmıꢀtır ve bu nedenle ifade
özgürlüğünün korunması hususunu ileri sürmesi sözkonusu değildir.
Karꢀı görüꢀümü haklı göstermek ve mevcut davada 10. maddenin ihlal edildiğine
iliꢀkin bir karar verilmesi gerektiğini açıklayabilmek amacıyla AĐHM’nin bilhassa siyasi
konuꢀmalar olmak üzere ifade özgürlüğünün önemine iliꢀkin kararlarında
karꢀılaꢀabileceğimiz çok sayıda ifadeyi bir kez daha yinelemenin bir anlamı yoktur. Đtirazların
kısıtlı bir ꢀekilde yorumlanması gerekirken özgürlüklerin kapsamının geniꢀ bir ölçüde
tanınması gerektiğine iliꢀkin argümanları yinelemenin de bir anlamı yoktur.
Anayasa hukuku profesörü olan baꢀvuranın konuꢀmalarının “kine dayalı konuꢀma”
olarak nitelendirilmesine sebep olan cümle, siyasi içerikli bazı konuꢀmaların sonunda
sarfettiği ve Türk Devleti’nin “laiklik” kavramlarını tartıꢀma konusu yapan cümledir. Bu
eleꢀtirinin ifade özgürlüğü alanına girdiğine kanaat getirilmesi için ne laik ne de Kemalist
olduğunu belirten konuꢀmacının görüꢀünü paylaꢀmak ꢀart değildir. Vatandaꢀların büyük bir
çoğunluğu, Hükümet’i ve etkileri ile kamuoyunu yönlendiren kiꢀileri rahatsız eden görüꢀlerin
bile, hiçbir engelle karꢀı karꢀıya kalınmadan ifade edilebilmesi için bu özgürlüğe anayasalarda
ve AĐHS’de yer verilmesi gerekirdi. Bu nedenle kararda yer alan “tanınmıꢀ bir siyasetçi
tarafından halka açık bir toplantıda dile getirilen bu görüꢀler dini değerler çerçevesinde
ꢀekillenmiꢀ bir toplumsal bakıꢀ açısını ifꢀa etmekte ve böylelikle farklı grupların karꢀı karꢀıya
geldiği günümüz toplumlarını oluꢀturan çoğulculuk anlayıꢀıyla bağdaꢀır görünmemektedir
…” ve daha sonrasında “bu ifadelerin hoꢀgörü anlayıꢀıyla bağdaꢀır görünmesi pek mümkün
değildir ve AĐHS’nin önsözünde yer alan barıꢀ ve adalet gibi temel değerlere aykırılık teꢀkil
etmektedir” ꢀeklindeki ifadeleri tedirgin edici bulmaktayım. Fikrimce tam da bu hoꢀgörü ve
açık fikirlilik anlayıꢀı çerçevesinde baꢀvuranın fikirlerini ifade etme özgürlüğünden pekala
yaralanabileceğine kanaat getirilmesi gerekmekteydi.
Bununla birlikte konuꢀma öncesinde herhangi bir hazırlık yapmayan baꢀvuran
sözkonusu konuꢀmasında Müslümanları içlerindeki hırsı, kini ve nefreti korumaya çağırmıꢀtır.
Burada abartılmıꢀ bir ifade ꢀekli mevcuttur. Fakat zaman ve mekan bağlamının, bu cümleye
bir anlam ve belki de tehlikeli bir etki yüklediği ve bu durumun sözkonusu cümleyi 10. madde
ile güvence altına alınan ifade özgürlüğü hakkı alanının kapsamından çıkardığı hususunu
kabul etmekteyim. Baꢀvuranın bizzat kendisi de bir televizyon programı sırasında özür
dilemiꢀtir.
Devlet tarafından gösterilen tepki, o halde kabuledilebilir bir tepkidir. Bu nedenle
baꢀvuran, bir yıl hapis (bu cezanın dört buçuk aylık olan kısmı cezaevinde infaz edilmiꢀtir) ve
420.000 Türk Lirası tutarında para cezasına mahkum edilmiꢀtir. AĐHM’nin içtihadı dikkate
alındığında kanımca baꢀvuranın ifade özgürlüğüne yönelik olarak gerçekleꢀtirilen müdahale
(tedahül) cezai yaptırımın ağırlığı nedeniyle orantısız görünmekte ve bu nedenle demokratik
bir toplumda gereklilik arz etmemektedir.
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło