41902/04

WyrokETPCz2009-10-13ECLI:CE:ECHR:2009:1013JUD004190204

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy przewlekłość postępowania sądowego dotyczącego sporu o własność naruszyła prawo do rozpoznania sprawy w rozsądnym terminie z art. 6 ust. 1 Konwencji oraz czy brak skutecznego środka odwoławczego w prawie krajowym naruszył art. 13 Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że okres 17,5 roku trwania postępowania sądowego w sprawie o własność nieruchomości był nadmierny i nie spełniał wymogu „rozsądnego terminu” z art. 6 ust. 1 Konwencji, biorąc pod uwagę kryteria takie jak złożoność sprawy, zachowanie stron i organów. W odniesieniu do art. 13 Konwencji, Trybunał przypomniał swoje wcześniejsze orzecznictwo, w którym stwierdzał brak skutecznego środka odwoławczego w Turcji w przypadku skarg na przewlekłość postępowania, i nie znalazł podstaw do odstąpienia od tej konkluzji w niniejszej sprawie.
Stan faktyczny
Czterech obywateli Turcji, Aziz Bakırcı, Zekiye Çirkinoğlu (Bakırcı), Sabri Bakırcı i Laetitia Cardier (Sabiha) Bakırcı, było stronami sporu o własność działek w Adıyaman. Postępowanie sądowe rozpoczęło się 21 lutego 1980 r. od pozwu skarżących przeciwko osobie trzeciej o bezprawne zajęcie nieruchomości. Sprawa toczyła się przed różnymi sądami krajowymi, w tym Sądem Cywilnym Pierwszej Instancji w Kahta, Sądem Katastralnym w Kahta oraz Sądem Kasacyjnym (Yargıtay), i zakończyła się 13 lipca 2004 r. Okres objęty jurysdykcją Trybunału wyniósł około 17,5 roku.
Rozstrzygnięcie
Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji. Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji. Zasądza 4 750 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkodę niemajątkową. Odrzuca pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

COUNCIL   OF EUROPE   AVRUPA   KONSEYĐ   EUROPEAN COURT OF HUMAN RIGHTS   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no. 41902/04)   KARAR   STRAZBURG   Ekim 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde   kesinleꢀecektir. ꢁekli düzeltmelere tâbi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   USUL   Türkiye Cumhuriyeti aleyhine açılan 41902/04 no’lu davanın nedeni Aziz Bakırcı,   Zekiye Çirkinoğlu (Bakırcı), Sabri Bakırcı ve Laetitia Cardier (Sabiha) Bakırcı adlı dört T.C.   vatandaꢀının (“baꢀvuranlar”) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne (“AĐHM”) 8 Eylül 2004   tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına Đliꢀkin Sözleꢀme’nin (“AĐHS”)   34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   Baꢀvuranlar, AĐHM önünde Đstanbul Barosu avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu ve   Erkan Bakırcıoğlu tarafından temsil edilmiꢀtir.   OLAYLAR   DAVA KOꢁULLARI   Baꢀvuranlar sırasıyla 1951, 1950, 1964 ve 1962 doğumludur. Đlk üç baꢀvuran   Türkiye’de, dördüncü baꢀvuran ise Fransa’da yaꢀamaktadır. Baꢀvuru, Adıyaman ilinde yer   alan birtakım arsaların mülkiyetine iliꢀkin olarak baꢀvuranlar ve bir üçüncü ꢀahıs arasındaki   ihtilafla ilgilidir.   A. Kahta Asliye Hukuk Mahkemesi önündeki dava   ꢁubat 1980 tarihinde baꢀvuranlar bir üçüncü ꢀahsın arsalarını kanunsuz olarak iꢀgal   ettiği gerekçesiyle dava açmıꢀlar, iꢀgalin durdurulmasını talep etmiꢀlerdir. 16 Nisan 1997   tarihinde mahkeme görevsizlik kararı vererek dava dosyasını Kahta Kadastro Mahkemesi’ne   göndermiꢀtir.   B. Kahta Kadastro Mahkemesi önündeki dava   Bu arada 8 Nisan 1997 tarihinde üçüncü ꢀahıs baꢀvuranlara karꢀı Kahta Kadastro   Mahkemesi’nde bir dava açarak arsaların adına tescil edilmesini talep etmiꢀtir.   Nisan 1997 tarihinde Orman Genel Müdürlüğü de aynı mahkemede bir dava açarak   baꢀvuranlara ait parsellerden birinin orman arazisi olarak düzenlenerek Hazine adına tescil   edilmesini talep etmiꢀtir. Mahkeme, davaları 2 Eylül 1997 tarihinde birleꢀtirmiꢀtir.   Temmuz 2000 tarihinde Kahta Kadastro Mahkemesi arsaların kısmen baꢀvuranlar   adına kaydedilmesine karar vermiꢀ, baꢀvuranlar ve Orman Genel Müdürlüğü kararı temyize   götürmüꢀtür. 29 Ocak 2001 tarihinde Yargıtay, arsaların tamamının baꢀvuranlar adına tescil   edilmesi gerektiğine hükmederek kararı bozmuꢀ ve dava dosyasını Kahta Kadastro   Mahkemesi’ne geri göndermiꢀtir.   Nisan 2003 tarihinde Kahta Kadastro Mahkemesi bozma kararına uyarak arsaların   baꢀvuranlar adına tescil edilmesine karar vermiꢀtir.   Aralık 2003 tarihinde Yargıtay kararı onamıꢀ, üçüncü ꢀahsın karar düzeltme talebini   Temmuz 2004 tarihinde reddetmiꢀtir.   BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   HUKUK   I. AĐHS’nin 6/1 MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar, yargılama süresinin AĐHS'nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre”   ꢀartına uymadığını öne sürmüꢀler, Hükümet bu iddiaya karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM, dikkate alınması gereken sürenin Türkiye’nin AĐHM’ye bireysel baꢀvuru   hakkını tanıdığı 28 Ocak 1987 tarihinde baꢀladığını kaydeder. Ancak sözkonusu tarihten   itibaren geçen sürenin uygunluğu değerlendirilirken o tarihte yargılamanın hangi aꢀamada   olduğu dikkate alınmalıdır (bkz. ꢁahiner – Türkiye, no. 29279/95). Sözkonusu tarihte dava   halihazırda 7 yıl sürmüꢀtür. Sözkonusu süre, 13 Temmuz 2004 tarihinde sona ermektedir.   Dolayısıyla süre, iki yargı aꢀamasında yaklaꢀık 17 buçuk yıldır.   A. Kabuledilebilirlik   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, baꢀvuruda baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik   unsuru bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esas   AĐHM yargılama süresinin uygunluğunun davanın ꢀartları ıꢀığında, özellikle de davanın   karmaꢀıklığı ile baꢀvuran ve ilgili mercilerin tutumu ve davanın taraflar için taꢀıdığı önem   gibi, içtihadında yerleꢀmiꢀ ölçütler dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini yineler (bkz.   birçok içtihadın yanı sıra Frydlender – Fransa [BD], no. 30979/96).   AĐHM, somut baꢀvurudakine benzer sorunlar ortaya çıkaran davalarda sıklıkla   AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğini tespit etmiꢀtir (bkz. Frydlender, yukarıda anılan).   Tarafına sunulan tüm delilleri inceleyen AĐHM, somut davada farklı bir sonuca   ulaꢀmasını sağlayacak ikna edici hiçbir tespit ve delilin Hükümet tarafından sunulmadığı   kanaatindedir. AĐHM, konu ile ilgili içtihadını dikkate alarak somut davada yargılama   süresinin aꢀırı olduğu ve AĐHS’nin 6/1 maddesinde öngörülen “makul süre” ꢀartına uymadığı   görüꢀündedir.   Bu nedenle AĐHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar AĐHS'nin 13. maddesine dayalı olarak, Türkiye’de uzun yargılama   sürelerine itiraz edilebilecek bir mahkeme olmadığını öne sürmüꢀ, Hükümet ise görüꢀlerinde   sözkonusu ꢀikâyete yer vermemiꢀtir.   AĐHM bu ꢀikâyetin daha önce ele alınan ꢀikâyetle bağlantılı olması nedeniyle benzer   ꢀekilde kabuledilebilir bulunması gerektiğini kaydeder.   AĐHM, AĐHS'nin 13. maddesi ile, AĐHS’nin 6/1 maddesinde belirtilen davaların makul   bir süre içerisinde görülmesi gereğinin ihlal edildiği yönünde bir iddia bulunması halinde   BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   ulusal bir makamda etkili bir baꢀvuru yolunun güvence altına alındığını hatırlatır (bkz. Kudla   – Polonya [BD], no. 30210/96). Bu nedenle, Türkiye’de böyle bir baꢀvuru yolu   bulunmamasının daha önceki davalarda incelendiğini ve bu durumun AĐHS'nin 13. maddesine   aykırı olduğuna karar verildiğini kaydeder (bkz. diğerlerinin yanı sıra Daneshpayeh – Türkiye,   no. 21086/04). AĐHM, mevcut davada farklı bir sonuca ulaꢀmak için gerekçe tespit   etmemektedir.   Dolayısıyla AĐHM mevcut davada baꢀvuranların, AĐHS'nin 6/1 maddesinde   öngörüldüğü üzere, davalarının makul bir süre içerisinde görülmesi haklarını onaylayan bir   karar elde edebilecekleri bir iç hukuk yolu bulunmaması nedeniyle AĐHS'nin 13. maddesinin   ihlal edildiği kanaatindedir.   III. AĐHS’NĐN DĐĞER MADDELERĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   Baꢀvuranlar AĐHS'nin 3. maddesine dayanarak uzun yargılama süresinin kendilerinde   sıkıntıya yol açtığını ve toplumdaki itibarlarının dava nedeniyle zarar gördüğünü öne   sürmüꢀtür. Ayrıca aynı olaylara iliꢀkin olarak AĐHS'nin 14. maddesini de dile getirmiꢀtir.   Baꢀvuranlar son olarak 1 No’lu Protokolün 1. maddesine dayanarak yargılama sonucunda   taꢀınmazlarının iꢀgalini ancak kısmen durduran bir sonuç elde ettiklerini belirtmiꢀtir.   AĐHM, sözkonusu ꢀikâyetleri incelemiꢀ ve elinde bulunan deliller ıꢀığında ve ꢀikâyet   konusu hususların kendi yetki alanında bulunduğu kadarıyla AĐHS ve Protokollerinde   güvence altına alınan hak ve özgürlüklerden herhangi birinin ihlal edilmediğini tespit etmiꢀtir.   Dolayısıyla bu ꢀikâyetlerin AĐHS'nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca açıkça   dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmeleri gerekmektedir.   IV. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI   AĐHS’nin 41. maddesine göre:   “Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek   Sözleꢀmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde,   hakkaniyete uygun surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”   A. Tazminat   Baꢀvuranlar ortaklaꢀa olmak üzere 98,000 TL (yaklaꢀık 46,000 Euro) maddi ve 10,000   TL (yaklaꢀık 4,750 Euro) manevi tazminat talebinde bulunmuꢀtur.   Hükümet, baꢀvuranların taleplerini dayanaksız olarak değerlendirmiꢀtir.   AĐHM, tespit edilen ihlal ile talep edilen maddi tazminat arasında illiyet bağı   kuramamaktadır; bu nedenle talebi reddeder. Ancak baꢀvuranlara ortaklaꢀa talep ettikleri   manevi tazminat miktarının tamamının (4,750 Euro) ödenmesini uygun bulmaktadır.   B. Yargılama masraf ve giderleri   Baꢀvuranlar ayrıca AĐHM önündeki masraf ve giderlere karꢀılık olarak 2,000 TL   (yaklaꢀık 950 Euro) ödenmesini talep etmiꢀlerdir.   BAKIRCI VE DĐĞERLERĐ – TÜRKĐYE KARARI   Hükümet aꢀırı olarak değerlendirdiği talebe karꢀı çıkmıꢀtır.   AĐHM’nin içtihadına göre bir baꢀvuran, ancak masrafların gerçekten ve gerektiği için   yapıldığı ve miktarın makul olduğu kanıtlanmıꢀ ise bunları geri almaya hak kazanmaktadır.   Sözkonusu davada baꢀvuranlar AĐHM'ye taleplerini destekleyen belge ibraz etmemiꢀler ve bu   nedenle talep ettikleri masrafları gerçekten yaptıklarını kanıtlayamamıꢀlardır. Dolayısıyla   AĐHM yargılama masraf ve giderlerine dair ödeme yapılmamasına hükmeder.   C. Gecikme faizi   AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi faizlerine   uyguladığı orana üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar   vermiꢀtir.   BU GEREKÇELERE DAYANARAK AĐHM OYBĐRLĐĞĐYLE,   1. AĐHS'nin 6/1 ve 13. maddelerine dayalı ꢀikâyetlerin kabuledilebilir olduğuna, baꢀvurunun   kalan kısmının ise kabuledilemez olduğuna;   2. AĐHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;   3. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;   4. (a) Savunmacı devletin baꢀvuranlara, AĐHS’nin 44/2 maddesi uyarınca kararın kesinleꢀtiği   tarihten itibaren üç ay içinde, ödeme tarihinde geçerli olan kur üzerinden Türk Lirasına   çevrilmek üzere ortaklaꢀa:   (i) 4,750 (dört bin yedi yüz elli) Euro manevi tazminat;   (ii) bu miktara uygulanabilecek her tür vergiyi ödemesine;   (b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten ödemenin yapılmasına kadar geçen süre için Avrupa   Merkez Bankası’nın marjinal kredilere uyguladığı faiz oranına üç puan eklemek suretiyle   elde edilecek oranın gecikme faizi olarak uygulanmasına;   5. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine   KARAR VERMĐꢀTĐR.   Đꢀbu karar Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragrafları uyarınca 13 Ekim 2009 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.   4

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło