41964/98
WyrokETPCz2006-06-27ECLI:CE:ECHR:2006:0627JUD004196498
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy brak skutecznego śledztwa w sprawie zabójstwa dr. Mehmeta Emina Ayhana naruszył proceduralny aspekt prawa do życia (art. 2 Konwencji) oraz prawo do skutecznego środka odwoławczego (art. 13 Konwencji)? Czy istniały wystarczające dowody na to, że zabójstwo było wynikiem działania lub zmowy agentów państwowych, co naruszałoby materialny aspekt art. 2 Konwencji?Ratio decidendi
Trybunał uznał, że dowody przedstawione przez skarżących nie były wystarczające do stwierdzenia ponad wszelką wątpliwość, że zabójstwo dr. Ayhana było wynikiem działania lub zmowy agentów państwowych, co skutkowało brakiem naruszenia materialnego aspektu art. 2. Jednakże, Trybunał stwierdził poważne braki w krajowym śledztwie, takie jak brak dokładnego zbadania miejsca zdarzenia, niezbadanie potencjalnych świadków, brak działań w celu identyfikacji samochodu użytego przez sprawców, brak rozszerzenia śledztwa po zidentyfikowaniu broni, a także ograniczone informacje z sekcji zwłok. Te braki uniemożliwiły ustalenie odpowiedzialnych osób, co doprowadziło do naruszenia proceduralnego aspektu art. 2 Konwencji. W konsekwencji, z uwagi na nieskuteczność śledztwa, Trybunał uznał również, że skarżący nie mieli dostępu do skutecznego środka odwoławczego, co stanowiło naruszenie art. 13 Konwencji.Stan faktyczny
Dr. Mehmet Emin Ayhan, kurdyjski obywatel Turcji i ordynator szpitala, został zabity przez niezidentyfikowanych napastników 10 czerwca 1992 roku w pobliżu swojego domu w Silvan. Wcześniej otrzymywał groźby po odmowie przyjęcia do szpitala członka specjalnej jednostki policji. Jego żona (pierwsza skarżąca) i brat (drugi skarżący) zarzucali udział lub zmowę agentów państwowych w jego śmierci oraz nieskuteczność późniejszego śledztwa. Rząd przypisywał zabójstwo członkom organizacji Hizbullah.Rozstrzygnięcie
Odrzuca wstępny zarzut Rządu dotyczący niewyczerpania krajowych środków odwoławczych.
Stwierdza brak naruszenia art. 2 Konwencji w odniesieniu do zabójstwa dr. Mehmeta Emina Ayhana.
Stwierdza naruszenie art. 2 Konwencji w odniesieniu do braku przeprowadzenia przez władze krajowe odpowiedniego i skutecznego śledztwa w sprawie okoliczności zabójstwa dr. Mehmeta Emina Ayhana.
Stwierdza naruszenie art. 13 Konwencji.
Stwierdza brak naruszenia art. 14 Konwencji w związku z art. 2 i 13.
Zasądza na rzecz skarżących 21 800 EUR tytułem zadośćuczynienia za szkody niemajątkowe oraz wszelkie podatki, które mogą być należne.
Zasądza na rzecz skarżących 10 000 EUR tytułem zwrotu kosztów i wydatków, pomniejszone o 625,04 EUR otrzymane w ramach pomocy prawnej od Rady Europy, oraz wszelkie podatki, które mogą być należne.
Odrzuca pozostałą część roszczenia o słuszne zadośćuczynienie.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYĐ
AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ
DÖRDÜNCÜ DAĐRE
CENNET AYHAN VE MEHMET SALĐH AYHAN/TÜRKĐYE
(Baꢀvuru no. 41964/98)
KARAR
STRAZBURG Haziran 2006
Sözkonusu karar AĐHS’nin 44§2. maddesi uyarınca kesinlik kazanacaktır. Ancak ,ꢀekle iliꢀkin
değiꢀiklik yapılabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2006. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USULĐ ĐꢀLEMLER
Davanın nedeni, Türk vatandaꢀları Cennet Ayhan ve Mehmet Salih Ayhan’ın
(“baꢀvuranlar”), 26 Nisan 1998 tarihinde, Đnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya
Dair Sözleꢀme’nin (“Sözleꢀme”) eski 25. maddesi uyarınca, Türkiye aleyhine Avrupa Đnsan
Hakları Komisyonu’na (“Komisyon”) yaptığı baꢀvurudur (baꢀvuru no. 41964/98).
OLAYLAR
I. DAVA OLAYLARI
Đlk baꢀvuran, Cennet Ayhan, kimliği belirsiz saldırganlarca öldürülen doktor Mehmet
Emin Ayhan’ın dul eꢀidir. 1962 senesinde Eskiꢀehir’de dünyaya gelmiꢀtir ve Ankara’da
ikamet etmektedir. 1961’de Nusaybin’de dünyaya gelen ve Mardin’deki Akçatarla Köyü’nde
ikamet etmekte olan ikinci baꢀvuran, ölen kiꢀinin erkek kardeꢀidir. Her iki baꢀvuran da Türk
vatandaꢀıdır.
A. Davaya iliꢁkin özel durumlar
Dava olayları, taraflar arasında ihtilaflıdır.
1. Baꢀvuran tarafından sunulan ꢀekliyle olaylar senesinde Mardin’de dünyaya gelmiꢀ olan Mehmet Emin Ayhan, Kürt asıllı bir
Türk vatandaꢀıdır. 1991 senesinde baꢀhekim olarak hizmet verdiği Silvan Devlet Hastanesi’ne
atanmıꢀtır. Sözkonusu tarihte acil durum yönetimine tabi olan Mardin’de yoğun olarak, Kürt
kökenli Türk vatandaꢀlarının yaꢀamaktadır. Mehmet Emin Ayhan, çoğu kez sol taraflı
görüꢀlerini ve “Kürt kimliği ve Kürt toplumunun demokratik hakları ve özgürlüklerinin
tanınmasına” destek verdiğini açıkça ifade etmiꢀtir. senesi baꢀlarında Silvan Emniyet Müdürü, Mehmet Emin Ayhan’ı aramıꢀ ve
kendisinden, bir özel polis birimi mensubunun belirli bir süre için hastanede yatırılmasını rica
etmiꢀtir. Ayhan, polis memurlarının hastane personeline dahil olmadığı ve bu nedenle
hastanede yatırılma hakları bulunmadığı yönünde cevap vermiꢀtir. Emniyet Müdürü, sert bir
dille hayalkırıklığını belirtmiꢀ ve Ayhan’a, “gününü göreceğini” söylemiꢀtir. Müteakiben
kimliği belirsiz kiꢀilerce telefonla tehdit edilmiꢀtir. Haziran 1992 tarihinde 21.30 sularında Mehmet Emin Ayhan ve eꢀi evlerine
dönerken, hastane yakınlarındaki apartman binalarının zemin katında bulunan bir kahvede
oturan üç adamdan biri, yanlarına yaklaꢀmıꢀtır. Diğer iki adam aniden paltolarının altında
sakladıkları silahları çıkararak sokak lambalarına ateꢀ etmiꢀtir. Üçüncü adam Ayhan’a
yaklaꢀarak bir tabanca ile onu boynundan vurmuꢀtur. Ayhan, olay yerinde ölmüꢀtür. Adamlar,
beyaz bir Renault Toros arabaya binerek uzaklaꢀmıꢀlardır.
Beꢀ dakika içerisinde güvenlik güçleri mensupları, olay mahalline ulaꢀmıꢀlardır. Ölen
kiꢀinin eꢀi, memurlara arabanın uzaklaꢀtığı yönü göstererek sokakların ve evlerin, hızlı bir
ꢀekilde araꢀtırılmasını istemiꢀtir. Ayrıca sözlü olarak da kahve sahibinin, sözkonusu üç
adamın kimlikleri hususunda sorgulanmasını talep etmiꢀtir. Memurlar, bu istekleri yerine
getirmemiꢀlerdir.
Haziran 1992 tarihinde Terörle Mücadele ꢁubesi’nden dört polis memuru olay
mahallinde bir rapor hazırlamıꢀtır. Bu raporda, olay mahalli tasvir edilmiꢀ, bir tabanca ve bir
Kalaꢀnikof tüfekten ateꢀ edilmiꢀ ve yerde bulunmuꢀ, kullanılmıꢀ fiꢀekler teꢀhis edilmiꢀtir.
Raporda, tanıklardan ifade alındığına değinilmemiꢀtir. Ayrıca 10 Haziran 1992 tarihli ve aynı
dört memur ile beꢀinci bir diğer memur tarafından imzalanan diğer bir raporda, polislerin olay
yerine vardığı sırada olay mahallinde birçok kiꢀinin bulunduğu belirtilmiꢀtir. Rapora göre, hiç
kimse, olanlara iliꢀkin tanıklık etmemiꢀtir.
Ölen kiꢀinin cesedi, Silvan Devlet Hastanesi’ne getirilmiꢀtir. Hastanede Silvan
Cumhuriyet Savcısı, iki doktorun da katılımıyla bir otopsi gerçekleꢀtirmiꢀtir. Bu doktorlardan
biri olan Zeki Tanrıkulu, Mehmet Emin Ayhan’ın meslektaꢀı ve arkadaꢀıdır ve müteakiben
aynı ꢀekilde öldürülmüꢀtür. Bir sayfalık otopsi raporu, ölen kiꢀinin fiziksel özelliklerini de
içermektedir. Ölüm nedeni, silahların neden olduğu yaralanmalar sonucu oluꢀan beyin
hasarıdır. Raporu imzalayan doktorlar, yaraların açık olması nedeniyle “klasik bir otopsi”
yürütmeye gerek görmediklerini belirtmiꢀlerdir. Haziran 1992 tarihinde Silvan polisi tarafından alınan bir ifadede ilk baꢀvuran,
katillerin yüzlerini görmediğini ve kimliklerine iliꢀkin ꢀüphesi olmadığını belirtmiꢀtir. Eylül 1992 tarihinde ilk baꢀvuran, emeklilik haklarını talep etme amacıyla, Silvan
Cumhuriyet Savcısı’na, eꢀinin bir hastasını ziyaretten dönerken teröristlerce öldürüldüğüne
iliꢀkin bir yazı göndermiꢀtir. Kasım 1993’de Silvan Cumhuriyet Savcılığı, hazırlık soruꢀturmasını
tamamlamıꢀtır. Sözkonusu suçun, Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’nca
soruꢀturulmasına karar vermiꢀ ve dava dosyasını, Savcılığa göndermiꢀtir. Yazılı olarak, karara
itiraz edilebileceğini belirtmiꢀtir. Baꢀvuranlar, haberdar edilmedikleri için karara itiraz
etmediklerini belirtmektedirler. Nisan 1994 tarihinde ilk baꢀvuran, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcılığı’nın kendisini, soruꢀturmanın sonucuna iliꢀkin haberdar etmesini
istemiꢀtir. 4 Nisan 1994 tarihli cevabında Savcılık, ilk baꢀvurana eꢀinin katillerinin izlenmekte
olduğunu bildirmiꢀtir. Kasım 1994 tarihinde Sağlık Bakanlığı, Mehmet Emin Ayhan ve Zeki
Tanrıkulu’nun öldürülmelerine iliꢀkin yürütülmekte olan hazırlık soruꢀturmalarına iliꢀkin
bilgi talep etmek üzere Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı’na yazı
göndermiꢀtir. 7 Aralık 1994 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Savcılığı, Sağlık Bakanlığı’na her ikisinin de devlet memurlarına gözdağı vermek amacıyla
“yasadıꢀı bölücü örgüt” tarafından öldürülmüꢀ olduğu ꢀeklinde cevap vermiꢀtir. Kasım 1997’de baꢀvuranlar bir kez daha Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi
Cumhuriyet Savcılığı’na yazı göndererek soruꢀturmanın sonucu hakkında bilgi istemiꢀlerdir. Kasım 1997’de Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı,
baꢀvuranlara 2 Aralık 1993’de kendisinin yetki sahibi olmadığına karar vererek dava
dosyasını, Diyarbakır Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdiğini bildirmiꢀtir. Ocak 1998 tarihinde Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcılığı,
ilk baꢀvurana kendi soruꢀturma dosyalarını bir kez daha incelediklerini bildirmiꢀtir.
Cumhuriyet Savcısı, katillerin yasadıꢀı silahlı bir örgüt olan Hizbullah’a mensup olduklarının
tespit edildiğini ancak henüz yakalanamadıklarını belirtmiꢀtir. Aralık 2005 tarihli bir mektupta baꢀvuranlar Mahkeme’ye, Dr Ayhan’ın katili olan
K.A. aleyhindeki cezai takibatın halen Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nin 6. Dairesi
huzurunda devam etmekte olduğunu bildirmiꢀtir. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 13 Aralık 2005
tarihli duruꢀma tutanaklarına göre, ꢀu an bir kaçak olan M.A.’nın gözaltına alınması için
arama emri çıkarılmıꢀtır ve cezai takibat devam etmektedir.
2. Hükümet tarafından sunulduğu ꢀekliyle olaylar
Dr Ayhan’ın öldürülmesini müteakiben yetkili makamlar ivedi olarak soruꢀturma
baꢀlatmıꢀtır. Ayrıca, Diyarbakır Kriminal Polis Laboratuarı’nda yürütülen bir balistik
incelemede olay mahallinde bulunan fiꢀeklerin, 11 Kasım 1993’de Silvan Kazası’ndaki Sulak
Köyü’nün Düzova Mezrası’nda güvenlik güçlerince düzenlenen bir operasyon sırasında ölü
olarak ele geçirilen ꢁ.B. isimli teröriste ait bir silahtan ateꢀlendiği tespit edilmiꢀtir.
Hizbullan mensubu Đ.B., M.A. ve B.O.’nun ifadelerinden, Dr Ayhan’ın yine Hizbullah
mensubu olan K.A. tarafından öldürülmüꢀ olduğu anlaꢀılmaktadır. Sözkonusu tarihte
bölgedeki koꢀullar, özellikle PKK ve Hizbullah terör örgütleri arasındaki rekabet ve ölen
kiꢀinin, PKK sempatizanı olması gözönüne alındığında Hizbullah tarafından öldürülmüꢀ
olması büyük bir olasılıktır.
Dolayısıyla yetkili makamlar, yukarıda anılan Hizbullah mensuplarınca ileri sürülen
iddialara iliꢀkin bir soruꢀturma baꢀlatmıꢀtır. Bu bağlamda, K.A.’nın gözaltına alınması için bir
arama emri çıkarılmıꢀtır. Ağustos 2001’de K.A., Bursa Đli’nde polis tarafından yakalanmıꢀtır. Eylül 2001 tarihli bir iddianamede K.A., diğer suçlar yanında, Dr Mehmet Emin
Ayhan’ın öldürülmesi ile suçlanmıꢀtır. Sanık aleyhindeki cezai takibat devam etmektedir.
B. Taraflarca sunulan belgeler
1. Baꢀvuran tarafından sunulan belgeler
Baꢀvuranlar, iddialarına desteklemek üzere bir takım belgeler sunmuꢀlardır.
Sözkonusu belgeler, ilgili kısımları ile, aꢀağıda özetlenmiꢀtir:
(a) Ocak 1998 tarihli Susurluk raporu
Mahkeme huzurunda baꢀvuran, ilk olarak Yaꢀa/Türkiye davasında Mahkeme’ye
sunulan sözde Susurluk Raporu’na değinmiꢀtir (2 Eylül 1998 tarihli karar, Hüküm ve Karar
Raporları 1998-VI, 2423-24, § 46). Rapor, baꢀvuranın avukatı Komisyon önündeki davalarda
baꢀvuran adına son savunmaları sunduktan sonra 1998 senesi ꢁubat ayında hazır hale
gelmiꢀtir. Sözkonusu gizli rapor ilk olarak yalnızca, 13 Ağustos 1997 tarihinde raporu yetki
alanı içerisinde yer alan Müfettiꢀler Kurulu’ndan talep eden Baꢀbakan için hazırlanmıꢀtır. senesi Ocak ayında raporu kabul etmesini müteakiben Baꢀbakan, esasından ve
eklerinden on bir sayfanın gizli tutulması yoluyla, halka sunmuꢀtur.
Giriꢀ kısmında raporun, adli tahkikata dayanmadığı ve resmi bir soruꢀturma raporu
teꢀkil etmediği belirtilmektedir. Bilgi alma ve esasen Türkiye’nin güneydoğusunda meydana
gelen ve siyasi ꢀahsiyetler, hükümet kurumları ve gizli gruplar arasındaki üç taraflı iliꢀkinin
mevcudiyetini doğrulayan belli olayları tanımlama amacıyla hazırlanmıꢀtır.
Rapor, verilen emirler üzerine gerçekleꢀtirilen adam öldürmeler, tanınmıꢀ ꢀahsiyetlerin
veya Kürt yandaꢀlarının öldürülmesi ve Devlet’e hizmet ettikleri kabul edilen bir grup
“muhbir” tarafından düzenlenen kasıtlı eylemler gibi olay dizilerini incelemiꢀtir. Raporda
bölgede terörizmi canlandırmak için verilen mücadele ve özellikle uyuꢀturucu ticaretinin
yapıldığı alanda oluꢀturulan yeraltı iliꢀkileri arasında bir bağlantı olduğu sonucuna varılmıꢀtır.
(b) Silvan Cumhuriyet Baꢁsavcısı’nın yetkisizlik kararı Kasım 1993 tarihinde Silvan Cumhuriyet Baꢀsavcısı, bir yetkisizlik kararı çıkarmıꢀ
ve Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine iliꢀkin soruꢀturmayı, Diyarbakır Devlet Güvenlik
Mahkemesi’ndeki Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na havale etmiꢀtir.
(c) Olay mahalli ve 10 Haziran 1992 tarihli teftiꢁ raporu
Silvan Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele ꢀubesinden dört polis memuru, olay
mahallinde iki rapor hazırlamıꢀtır. Đlk raporda, olay mahalli tanımlanmıꢀ ve bir tabanca ile
Kalaꢀnikof tüfeklerden ateꢀ edilen ve yerde bulunmuꢀ kullanılmıꢀ fiꢀekleri teꢀhis edilmiꢀtir.
Aynı dört polis memuru ve beꢀinci bir diğer polis memurunca imzlanan ve yine 10
Haziran 1992 tarihli ikinci raporda, polis geldiği sırada olay mahallinde birçok kiꢀinin mevcut
bulunduğu belirtilmiꢀtir. Rapora göre, kimse olanlara iliꢀkin tanıklık edememiꢀtir.
(d) Olay mahallinin taslağı
Sözkonusu taslak, cinayet mahallinde bulunan iki polis tarafından hazırlanmıꢀtır.
Taslakta cesedin yeri, bulunan fiꢀekler, çevredeki bina ve sokaklar tarif edilmektedir.
(e) 10 Haziran 1992 tarihli otopsi raporu
Rapor, Silvan Silvan Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’na bağlı bir savcı tarafından
hazırlanmıꢀtır. Ölen kiꢀinin fiziksel özelliklerinin bir tanımını kapsamaktadır. Ölüm
nedeninin, ateꢀ edilmesi nedeniyle oluꢀan sonucu meydana gelen beyin hasarı olduğu
belirtilmektedir.
(f) 11 Haziran 1992 tarihli balistik raporu
Olay mahallinde ele geçirilen 10 fiꢀek ve 2 kurꢀun üzerinde yapılan balistik testleri
Bölge Polis Laboratuvarı tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Karꢀılaꢀtırmalı bir inceleme, çeꢀitli
bakımlardan uyuꢀma olduğunu ortaya koyarak, tek kaynak olduğuna iꢀaret etmiꢀtir. Fiꢀek ve
kurꢀunlar, soruꢀturmayı yürütenlerin eline geçecek silahlarla karꢀılaꢀtırılmaları amacıyla
laboratuvar arꢀivlerinde tutulmuꢀtur.
(g) Cennet Ayhan’ın 30 Haziran 1992 tarihli ifadesi
Baꢀvuran, kocasının öldürülmesiyle ilgili polise verdiği ifadede, kocasının evlerinin
önünde ona bir kez ateꢀ eden biri tarafından öldürüldüğünü ve katilin ateꢀ ettikten sonra iki
kiꢀiyle birlikte kaçtığını anlatmıꢀtır. Polis memurları ateꢀ edildikten hemen sonra gelmiꢀ ve
katilleri durdurmak için havaya ateꢀ etmiꢀtir. Ancak aynı anda ꢀehrin elektriği kesilmiꢀ ve
katiller kaçmıꢀtır. Baꢀvuran, ayrıca, katillerin yüzünü görmediğini ve kocasının
öldürülmesinden ꢀüphelendiği kimsenin bulunmadığını ifade etmiꢀtir.
(h) Diyarbakır Cumhuriyet Baꢁsavcısı’nın Sağlık Bakanı’na yazısı
Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 7 Aralık 1994 tarihli yazısında, Sağlık Bakanı’na, Silvan
Devlet Hastanesi’nde çalıꢀan Dr. Mehmet Emin Ayhan ve Dr. Zeki Tanrıkulu’nun
teröristlerce öldürüldüğünü ve cinayetin faillerinin bulunup tutuklanmaları için yapılan
soruꢀturmanın askıda olduğunu bildirmiꢀtir.
(i) Diyarbakır Cumhuriyet Baꢁsavcısı’nın baꢁvuranların temsilcisine yazısı
Diyarbakır Cumhuriyet Baꢀsavcısı, 9 Ocak 1998 tarihli yazısında, baꢀvuranlardan
Cennet Ayhan’a, avukatı aracılığıyla, Mehmet Emin Ayhan’ın katillerini bulmak için
yürütülen soruꢀturmanın devam ettiğini bildirmiꢀtir.
(j) 14 Aralık 1999 tarihli balistik raporu
Olay mahallinde ele geçirilen fiꢀekler üzerinde yapılan balistik testler Diyarbakır
Kriminal Polis Laboratuvarı tarafından gerçekleꢀtirilmiꢀtir. Yapılan karꢀılaꢀtırmalı inceleme,
ꢁehmus Bal adlı teröriste ait olarak bulunan 8002594 1989 seri numaralı Tabuk (Kalaꢀnikof)
tipi tüfekle benzerlik ortaya koymuꢀtur.
(k) Mehmet Emin Ayhan cinayetinin failleri oldukları iddia edilen kiꢁiler
aleyhinde cezai takibat Mayıs 1995 tarihinde, I.B., M.A. ve B.O., polis memurları tarafından Hizbullah’la
olan bağlantılarıyla ilgili olarak sorgulanmıꢀtır. Zanlılar örgütün yasadıꢀı eylemlerine
karıꢀtıklarını, kendilerini savunmak ve Đran benzeri bir devlet kurmak amacıyla PKK’ye karꢀı
savaꢀtıklarını kabul etmiꢀlerdir. I.B. örgütün askeri kanadından sorumlu olduğunu, M.A.’nın
ise yardımcısı olduğunu açıklamıꢀtır. I.B. ayrıca Dr. Mehmet Emin Ayhan da dahil olmak
üzere bazı PKK sempatizanlarını öldürdüklerini kaydetmiꢀtir. Mayıs 1995 tarihinde, üç zanlı, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı
Cumhuriyet Baꢀsavcılığı’nda sorgulanmıꢀtır. Zanlıların tümü Hizbullah veya bu örgütün
yasadıꢀı eylemleriyle ilgileri olduğunu reddetmiꢀler, 3 Mayıs 1995 tarihli ifadelerinin baskı
altında alındığını iddia etmiꢀlerdir. Aynı gün, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne
çıkarılmıꢀlar ve mahkemenin tek hakimi tarafından sorgulanmıꢀlardır. Zanlıların tümü
suçlamaları reddetmiꢀ, polis memurları tarafından alınan ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını
ve baskı altında alındığını iddia etmiꢀlerdir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne sunulan 9 Haziran 1995 tarihli
iddianamede, I.B. ve M.A. da dahil olmak üzere on bir kiꢀi hakkında, ülkenin bir bölümünü
ayırıp bir Kürt-Đslam devleti kurmak amacında olan yasadıꢀı terör örgütü Hizbullah’a üye
olmaları nedeniyle cezai takibat açılmıꢀtır. Bu kiꢀiler Silvan’da Dr. Ayhan haricinde 40-45
kadar kiꢀiyi öldürmekle de suçlanmıꢀlardır.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Nisan 1999 tarihinde, I.B. ve M.A.’yı,
Türk Ceza Kanunu’nun 168 § 2. Maddesi uyarınca yasadıꢀı terör örgütüne üye olmaktan suçlu
bulup, on iki yıl altı ay hapis cezasına çarptırmıꢀtır. Nisan 1999 tarihinde, Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet
Baꢀsavcılığı, 29 Nisan 1999 tarihli karara itiraz etmiꢀ ve delil yetersizliğine dayanarak I.B. ve
M.A.’nın beraat etmelerini talep etmiꢀtir. I.B. ve M.A. da, belirlenemeyen bir tarihte Devlet
Güvenlik Mahkemesi’nin kararına itiraz etmiꢀtir.
Yargıtay, 29 Kasım 1999 tarihinde, zanlıların örgüt üyeliğinden suçlu bulunmaları için
yeterli delil bulunmaması ve ilk derece mahkemesinin I.B. ve M.A.’yı yasadıꢀı ateꢀli silah
bulundurmaktan suçlu bulmaması nedeniyle, Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin 29 Nisan 1995
tarihli kararını bozmuꢀtur.
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele ꢁubesi Müdürü, 4 Temmuz 2000
tarihli bir yazıyla, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne bağlı Cumhuriyet Baꢀsavcısı’na, K.A.’nın
M.A. ve (ꢁehmus kod adlı) I.B.’nin emriyle gerçekleꢀen Dr. Ayhan cinayetinden arandığını
bildirmiꢀtir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 10 Temmuz 2000
tarihli ek iddianamede, I.B. ve M.A.’yı, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesini planlamak
ve ölüm emrini vermekle suçlamıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı cinayetin K.A. tarafından
iꢀlendiğini kaydetmiꢀtir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Baꢀsavcılığı, 6 Kasım 2000
tarihinde, K.A. hakkında, K.A.’yı Hizbullah terör örgütü adına silahlı saldırılar
gerçekleꢀtirmekle suçlayan bir iddianame hazırlamıꢀtır. Đddianamede, K.A.’nın, M.A. ve
I.B.’nin verdiği emirlerle, Dr. Ayhan’ı öldürdüğünü iddia etmiꢀtir. Bu nedenle K.A.’nın, Türk
Ceza Kanunu’nun 146. Maddesi kapsamında cezalandırılmasını, gıyabında yargılanmasını ve
K.A. aleyhindeki cezai yargılamanın, M.A. ve I.B. aleyhinde askıda bulunan cezai
yargılamayla birleꢀtirilmesini talep etmiꢀtir.
Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesi, 17 Kasım 2000 tarihinde, K.A. hakkında,
Hizbullah terör örgütünün gerçekleꢀtirdiği silahlı saldırılara karıꢀtığı gerekçesiyle gıyabi
tutuklama kararı çıkarmıꢀtır.
Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın katili olduğu iddia edilen K.A., 29 Ağustos 2001
tarihinde Bursa’da yakalanmıꢀtır.
Olay mahallinde düzenlenen 12 Eylül 2001 tarihli soruꢀturma raporuna göre, K.A.
Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında tutuluyordu. Aynı tarihte, polis memurlarıyla
beraber bir cumhuriyet savcısı ve bir katip, K.A.’yı, suçu iꢀlediği olay mahalline götürmüꢀtür.
K.A., Dr. Ayhan’ın öldürüldüğü yerde, cinayeti M.E. ve Z.B. ile beraber iꢀlediğini itiraf
etmiꢀtir. Ayrıca cinayet planının ayrıntılarını ve cinayetin ardından nasıl kaçtıklarını
anlatmıꢀtır.
K.A. ve beraberindeki zanlılar aleyhinde, 19 Eylül 2001 tarihinde sunulan
iddianamede, Cumhuriyet Baꢀsavcısı, K.A.’nın Hizbullah terör örgütünün etkin bir üyesi
olduğunu ve Dr. Mehmet Emin Ayhan da dahil olmak üzere beꢀ kiꢀinin öldürülmesine
karıꢀtığını öne sürmüꢀtür. Dr. Ayhan’ın M.E. ve Z.B. tarafından PKK sempatizanı olduğu için
vurularak öldürüldüğünü ve cinayet sırasında K.A.’nın silahlı gözcü olarak hareket ettiğini
kaydetmiꢀtir.
Devlet Güvenlik Mahkemesi, 29 Ocak 2002 tarihinde, K.A. aleyhindeki cezai
yargılamayı, B.O. aleyhinde askıda olan cezai yargılamadan ayırmaya karar vermiꢀtir.
K.A. 21 Ocak 2002 tarihinde Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne çıkarılmıꢀtır.
Duruꢀmada, aleyhine yapılan suçlamaları reddetmiꢀ, Hizbullah üyesi olmadığını ve
cinayetlerin hiçbiriyle ilgisi olmadığını iddia etmiꢀtir. Suçları itiraf ettiği ifadesinin,
gözaltında tutulduğu sırada polis memurları tarafından iꢀkence altında alındığını ileri
sürmüꢀtür. K.A., ayrıca, olay mahallinde düzenlenen 12 Eylül 2001 tarihli soruꢀturma
raporuyla ilgili sorgulandığında, Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırladığı raporun içeriğinin
gerçeği yansıtmadığını, cinayet mahalline hiç götürülmediğini ve önceden hazırlanan ifadeleri
vermeye zorlandığını iddia etmiꢀtir. ꢁubat 2002 tarihinde, K.A.’nın suç ortağı olduğu iddia edilenlerden I.B.
yakalanmıꢀtır. Cumhuriyet Savcısı’yla Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin tek hakimine verdiği ꢁubat 2002 tarihli ifadesinde, I.B., Hizbullah üyesi olduğunu ve bu örgütün yasadıꢀı
eylemlerine katıldığını reddetmiꢀtir.
II. ĐLGĐLĐ ĐÇ HUKUK VE UYGULAMASI
Đlgili iç hukuka dair tam açıklama izleyen davada ortaya konmuꢀtur: Tanrıkulu –
Türkiye [BD], no. 23763/94, §§ 52-61, AĐHM 1999-IV.
HUKUK
1. HÜKÜMET’ĐN ÖN ĐTĐRAZI
Hükümet, baꢀvuranların, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde belirtilen iç hukuk yollarının
tüketilmesi koꢀulunu yerine getirmediğini belirtmiꢀtir. Bu bağlamda, Mehmet Emin Ayhan’ın
ölümünün yetkili makamlarca halen araꢀtırıldığını ve sanıklar aleyhindeki cezai yargılamanın
Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde halen askıda olduğunu beyan etmiꢀtir. Bununla
beraber, baꢀvuranlar, yetkili makamlara, hiçbir aꢀamada, cinayetin arkasında Devlet
ajanlarının olduğunu ve AĐHM’ye sundukları ꢀikayetin, baꢀvuranlardan Cennet Ayhan’ın
polise verdiği 30 Haziran 1992 tarihli ifadesi ile Cumhuriyet Savcılığı’na yazdığı 16 Eylül tarihli yazıyla tamamen çeliꢀtiğini iddia etmemiꢀlerdir. Hükümet ek olarak,
baꢀvuranlardan Cennet Ayhan’ın, kocasının ölümüyle ilgili olarak hiç tazminat talebinde
bulunmadığını belirtmiꢀtir.
Baꢀvuranlar, AĐHM’nin içtihadına atfederek, yetkili makamların sorumlu tutulacağı
kanuni bir mazerete dayanmayan adam öldürme ꢀikayeti konusunda, Türkiye’nin
güneydoğusundaki iç hukuk yollarının etkili olmadığını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, yetkili
makamları baꢀvurularında belirttikleri iddialardan sorumlu tutmaları durumunda,
yaꢀamlarının riske gireceğini belirtmiꢀlerdir. Bununla ilgili olarak, baꢀvuranlar, Dr. Zeki
Tanrıkulu’nun eꢀinin yetkili makamları kocasının ölümüyle ilgileri olmakla suçladığında,
baskıya maruz kaldığını gözlemlemiꢀlerdir. Buna ek olarak, Mehmet Emin Ayhan’ın katilleri
teꢀhis edilmediği için, ölümüyle ilgili tazminat da talep etmemiꢀlerdir.
AĐHM, AĐHS’nin 35 § 1. Maddesi’nde atıfta bulunulan iç hukuk yollarının tüketilmesi
koꢀulunun, baꢀvuranları, iddia edilen ihlallerinin düzeltilmesini sağlamak için, öncelikle iç
hukuk sisteminde mevcut ve yeterli bulunan baꢀvuru yollarını kullanmaya zorunlu kıldığını
yinelemektedir. Baꢀvuru yolları, hem teoride hem de uygulamada yeterince güvenilir
olmalıdır, bu koꢀullar sağlanmadığı takdirde gerekli eriꢀilebilirlik ve etkinlikten yoksun
olacaklardır. 35 § 1. Madde, ayrıca, sonrasında AĐHM’ye sunulacak ꢀikayetlerin, en azından
içeriği ve iç hukukun belirlediği biçim bakımından, gerekli koꢀullar ve süre sınırıyla uyumlu
olarak uygun iç birimlere yapılmaları ve bunun yanında, AĐHS’nin ihlalini önleyebilecek
usule iliꢀkin her türlü yöntemin kullanılması ꢀartlarını koꢀmaktadır. Öte yandan, yetersiz ve
etkisiz iç hukuk yollarına baꢀvurma mecburiyeti bulunmamaktadır. (bkz. Aksoy – Türkiye, 18
Aralık 1996 tarihli karar, Reports of Judgments and Decisions 1996-VI, s. 2275-76, §§ 51-52
ve Akdivar ve Diğerleri – Türkiye, 16 Eylül 1996 tarihli karar, Reports 1996-IV, s. 1210, §§
65-67)
Đç hukuk yollarının tüketilmediğini iddia eden Sorumlu Hükümet, AĐHM’ye,
baꢀvuranların müracaat etmediği baꢀvuru yollarını yeterince açık olarak tanımlamakla ve
baꢀvuru yollarının sözkonusu zamanda hem teoride hem de uygulamada etkili ve mevcut
olduğu, baꢀka bir deyiꢀle eriꢀilebilir olduğu, baꢀvuranların ꢀikayetlerini telafi edebilecek
yetkinlikte olduğu ve sonuca götürme yolunda makul olasılıkların bulunduğu konusunda ikna
etmekle yükümlüdür (bkz. Akdivar ve Diğerleri, yukarıda sözü edilen, s. 1211, § 68).
AĐHM, 29 ꢁubat 2000 tarihli kabuledilebilirlik kararında, baꢀvuranlardan Cennet
Ayhan’dan medeni hukuk ya da idare hukuku kapsamında tazminat davası açmasının
istenmemesine karar verildiğini anımsar. Ayrıca, ihtilaf konusu olan cezai soruꢀturmanın
AĐHS kapsamında etkili addedilip addedilemeyeceği sorusunun, baꢀvuranların ꢀikayetlerinin
içeriğiyle yakından iliꢀkili olduğuna ve esaslara eklenmesine karar vermiꢀtir. Bu soruyla ilgili
olarak tarafların sunduğu görüꢀleri dikkate alarak, AĐHM, AĐHS’nin 2. ve 13. Maddeleri
uyarınca ꢀikayetlerin içeriğinin incelenmesinde bu hususa yönelmeyi uygun bulmaktadır.
II. AĐHS’NĐN 2. MADDESĐ’NĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ı Devlet ajanlarının vurup öldürdüğünü veya
buna göz yumduklarını ve yetkili makamların Dr. Ayhan’ın öldürülmesiyle ilgili etkili bir
soruꢀturma yapmadıklarını iddia etmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar AĐHS’nin 2. Maddesi’ne
dayanmıꢀlardır. Bu Madde’ye göre:
“1. Herkesin yaꢀam hakkı yasanın koruması altındadır. Yasanın ölüm cezası ile cezalandırdığı bir suçtan
dolayı hakkında mahkemece hükmedilen bu cezanın yerine getirilmesi dıꢀında hiç kimse kasten
öldürülemez.
2. Öldürme, aꢀağıdaki durumlardan birinde kuvvete baꢀvurmanın kesin zorunluluk haline gelmesi
sonucunda meydana gelmiꢀse, bu maddenin ihlali suretiyle yapılmıꢀ sayılmaz:
a) Bir kimsenin yasadıꢀı ꢀiddete karꢀı korunması için;
b) Usulüne uygun olarak yakalamak için veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kiꢀinin
kaçmasını önlemek için;
c) Ayaklanma veya isyanın, yasaya uygun olarak bastırılması için.”
A. Tarafların Savları
1. Baꢀvuranlar
Baꢀvuranlardan Cennet Ayhan, Cumhuriyet Savcısı’na yazdığı 16 Eylül 1992 tarihli
yazıda “terörist” sözcüğünü kullandığında, kocasının ölümünde parmağı bulunan Devlet’in
ırkçı ve gerilla karꢀıtı tehlikeli güçlerini ima etme niyetinde olduğunu iddia etmiꢀtir. Bu
nedenle Hükümet’in, Cennet Ayhan’ın eꢀinin ölümüyle ilgisi oldukları gerekçesiyle yetkili
makamları suçlamadığı görüꢀü doğru değildir. Ayrıca Cennet Ayhan’ın polise verdiği 30
Haziran 1992 tarihli ifade, eꢀinin ölümünden ne PKK ne de Hizbullah üyelerinden
ꢀüphelendiğinin teyidi olarak görülmelidir. Cennet Ayhan’ın bunlardan ꢀüphelenmek için bir
neden yoktur.
Baꢀvuranlar, yetkili makamlar aleyhindeki iddialarını desteklemek amacıyla, Devlet
ajanlarının katillerin kaçmasını sağlamak için Silvan’a elektrik ikmalini kestiklerini
düꢀündüklerine dikkati çekmiꢀlerdir. Ek olarak, yetkili makamların yaptığı soruꢀturmanın
yetersizliği, maksadın, Mehmet Emin Ayhan’ın katillerini korumak olduğunu da ortaya
koymuꢀtur. Baꢀvuranlar, Ayhan’ın öldürülmesini Hizbullah’la iliꢀkilendirmek için ortada
kanıt olmadığını ve Đ.B., M.A. ve B.O.’nun Hükümet’in dayandığı ifadelerini aslında
duruꢀmada geri aldıklarını iddia etmiꢀlerdir. Bu kiꢀilerin Mehmet Emin Ayhan’ı öldürmeye
teꢀvik etmekle hiç suçlanmamaları önemli bir husustur. Baꢀvuranlara göre, bu kiꢀilerin
ifadeleri iꢀkence altında alınmıꢀtır. Baꢀvuranlar, K.A.’nın aslında daha sonra tutuklandığını ve
Mehmet Emin Ayhan’ı öldürdüğünü kabul etmediğini ileri sürmüꢀlerdir.
Baꢀvuranlar, soruꢀturma dosyasındaki bazı öğelerin doğruluğuna da itiraz etmiꢀlerdir.
Olay mahallinin haritasında, kahvehaneyle ilgili her türlü göndermenin görmezden gelindiğini
ve böylece cinayetin gerçekleꢀtiği zaman orada olabilecek tanıkların aranıp bulunması
gerekliliğini de ortadan kaldırdığını kaydetmiꢀlerdir. Baꢀvuranlar, tanık bulunabilmesi için,
soruꢀturmanın kahvehanede yapılması gerektiğini ileri sürmüꢀlerdir. Öte yandan, olayla ilgili
civarda kimse sorgulanmamıꢀtır. Baꢀvuranlar, Hükümet’in hazırladığı ikinci olay raporunun
gerçekleri yansıttığına itiraz etmiꢀlerdir. Bu raporun, onlar baꢀvurularını gözlemler için
ilettikten sonra düzenlendiğine inanmaktadırlar. Baꢀvuranlara göre, Hükümet’in hazırladığı
rapor, polis ulaꢀtığında olay yerinde pek çok kiꢀinin bulunduğunu, bu kiꢀilerin cinayetle ilgili
sorgulandığını ancak hiçbirinin ne olduğuyla ilgili tanıklık edemediğini ifade etmektedir.
Baꢀvuranlar ayrıca, olay raporunun ve otopsi raporunun hazırlanma süresine dikkat
çekmiꢀtir. Otopsiyi yapan doktorlardan biri olan Zeki Tanrıkulu’nun, birinci baꢀvurana, tam
otopsi yapmak istediğini ancak, güvenlik güçlerinin baskısı altında bunu yapamadığını ve
otopsi raporunu imzaladığını söylediğini ileri sürmüꢀlerdir. Buna ek olarak, cesede ait hiçbir
fotoğraf çekilmemiꢀ ve Mehmet Emin Ayhan’ı öldüren kurꢀunlar incelemeye alınmamıꢀtır.
Bunlar, baꢀvuranların, Dr. Zeki Tanrıkulu gibi, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın, Devlet
tarafından planlanmıꢀ bir infaza kurban gittiği sonucuna varmalarına neden olmuꢀtur.
2.Hükümet
Hükümet, kanıtların, Mehmet Emin Ayhan’ın, bir PKK/Kürt sempatizanı olması ve
Hizbullah ile PKK arasındaki rekabet dikkate alındığında, Hizbullah üyeleri tarafından
öldürüldüğüne iꢀaret ettiğini ifade etmiꢀtir. Bu bağlamda, I.B., M.A. ve B.O. isimli, yirmi iki
cinayetle suçlanan Hizbullah üyelerinin, yine bir Hizbullah üyesi olan K.A.’ya Mehmet Emin
Ayhan’ı öldürmesi talimatını verdiklerine dikkat çekmiꢀtir. Hükümet’e göre, yetkililer, hayatı,
bir terör örgütünün elinde risk altında olan bir kiꢀinin öldürülmesini önlemek için adım
atmamaktan sorumlu tutulamaz. Yerel soruꢀturmanın hiçbir safhasında, baꢀvuranların,
Mehmet Emin Ayhan’ın ölümünden dolayı yetkilileri suçlamadığını da tekrarlamıꢀtır.
Davadaki kanıtlar, ꢀimdiye kadar, Dr. Ayhan’ın öldürülmesi ve Hükümet arasında hiçbir
sebep sonuç bağı ortaya koymamıꢀtır.
Hükümet, ayrıca, yetkililerin pasif davrandığı ya da failleri takip etmediğinin
söylenemeyeceğini belirtmiꢀtir. Dr. Ayhan’ı öldürdüğü iddia edilen kiꢀi, yakalanarak
yargılanmasına baꢀlanmıꢀtır ve cezai takibat Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam
etmektedir.
B.AĐHM’nin değerlendirmesi
1.Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine iliꢀkin olarak
Yaꢀam hakkını koruyan ve yaꢀam hakkının elden alınmasına iliꢀkin koꢀulları ortaya
koyan 2. madde, AĐHS’nin, derogasyona müsaade edilmeyen, en temel maddelerinden biridir.
3. madde ile birlikte, Avrupa Konseyi’ni oluꢀturan demokratik toplumların temel
değerlerinden birini de muhafaza eder. Dolayısıyla, yaꢀam hakkının elden alınmasının haklı
görülebileceği koꢀullar çok sıkı bir ꢀekilde yorumlanmalıdır. Bireylerin korunmasına iliꢀkin
bir sözleꢀme olarak AĐHS’nin hedef ve amacı, 2. maddenin, teminatlarını uygulanabilir ve
etkili kılabilmeye yönelik yorumlanması ve uygulanmasını gerektirir (bkz. McCann ve
Diğerleri – Đngiltere, 27 Eylül 1995 kararı, Seri A no. 324, ss. 45-46, p 146-147).
2. maddenin sunduğu teminatın korunmasının önemi ıꢀığında, AĐHM’nin, yaꢀam
hakkının elden alınmasına dair iddiaları, yalnızca Devlet görevlilerinin davranıꢀlarını değil
aynı zamanda tüm koꢀulları dikkate alarak, en titiz ꢀekilde incelemesi gereklidir (bkz.
diğerlerinin yanı sıra, Orhan – Türkiye, no. 25656/94, § 326, 18 Haziran 2002).
AĐHM, rolünün ikincil niteliğine iliꢀkin olarak hassastır ve belirli bir davanın
koꢀullarının kaçınılmaz kılmadığı hallerde, birinci derece mahkemesi rolünü üstlenmede
temkinli olması gereklidir (bkz. örneğin, McKerr – Đngiltere, (karar), no. 28883/95, 4 Nisan
2000). Yerel yargılamanın yapıldığı hallerde, kendi kanıt değerlendirmesini, ulusal
mahkemelerin değerlendirmesinin yerine koymak AĐHM’nin görevi değildir ve kural olarak,
ellerindeki kanıtları incelemek bu mahkemelerin görevidir (Klaas – Almanya, 22 Eylül 1993
kararı, Seri A no. 269, s. 17, § 29). AĐHM’nin, yerel mahkemelerin tespitleri ile bağlı
olmamasına rağmen, normal koꢀullarda, bu mahkemelerin vardığı tespitlerden ayrılması için
ikna edici faktörlere ihtiyacı vardır (ibid., s. 18, § 30). Yine de, 2. ve 3. madde bağlamında
iddiaların ortaya konduğu hallerde, bazı yerel iꢀlemler ve soruꢀturmalar yapılmıꢀ olsa dahi,
AĐHM’nin özel itina göstermesi gereklidir (bkz. mutatis mutandis, Ribitsch – Avusturya, 4
Aralık 1995 kararı, Seri a A no. 336 § 32, ve Avꢀar – Türkiye, no. 25657/94, § 283, AĐHM
2001-VII (bölümler)).
Yukarıdaki ilkeleri dikkate alarak, AĐHM, bu davada ortaya çıkan konuları, taraflarca
sunulan yazılı belgeler ve özellikle tarafların, sözkonusu olaya yönelik yapılan yargı
soruꢀturmasına iliꢀkin ortaya koydukları belgeler ve tarafların esaslara iliꢀkin yazılı görüꢀleri
bağlamında inceleyecektir.
AĐHM, baꢀvuranların, akrabaları olan Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine
Devlet görevlilerinin karıꢀmıꢀ olmasına iliꢀkin ciddi iddialar ortaya attıklarını not eder.
Baꢀvuranlar, akrabalarının, aynı hastanede çalıꢀmıꢀ olan ve davası AĐHM’de incelenmekte
olan Dr. Zeki Tanrıkulu’nın öldürüldüğü gibi, meçhul saldırganlarca öldürüldüğünü önemle
vurguladıklarını not eder (Tanrıkulu – Türkiye [BD], no. 23763/94, AĐHM 1999-IV). Bu
bağlamda, Susurluk Raporu’na atıfta bulunarak, baꢀvuranlar, Dr. Ayhan’ın öldürülmesinin,
Devlet’in, bölgede tanınmıꢀ Kürtleri korkutma politikasının bir parçası olduğunu iddia
etmiꢀtir. Ayrıca, Dr. Ayhan’a, bir polisin hastaneye yatmasını reddettiği için yapıldığı iddia
edilen tehditleri de dayanak olarak almıꢀlardır. Bu anlatılanlar bağlamında, AĐHM, Dr.
Mehmet Emin Ayhan’ın ölümü öncesinde meydana geldiği iddia edilen olayların ve
sözkonusu tarihte birkaç Kürdün öldürülmesinin, baꢀvuranların, Dr. Ayhan’ın, Devlet
görevlilerin iꢀtirakiyle öldürüldüğüne dair iddialarını destekler nitelikte olduğu kanısındadır.
Ancak, AĐHM’ye göre, AĐHS’nin maksadı bağlamında gerekli olan kanıt standardı,
“hiçbir ꢀüpheye yer bırakmayacak ꢀekilde” ilkesine dayalıdır ve bu tür bir kanıt, yeterince
güçlü, açık ve birbiriyle uyumlu çıkarımların veya benzeri çürütülmemiꢀ maddi karinelerin
birlikte bulunması ile elde edilebilir (bkz. Đrlanda – Đngiltere, 18 Ocak 1978 kararı, Seri A no.
25, s. 65, § 161). Bu bağlamda, AĐHM, bir Devlet’in AĐHS bağlamında olan ve kendi
organları ve görevlilerinin davranıꢀlarından kaynaklanan sorumluluğunun, herhangi bir
bireyin cezai sorumluluğu ile karıꢀtırılmaması gerektiğini tekrarlar (bkz. yukarıda anılan
Avꢀar, § 284).
Davanın kendine özgü koꢀullarına gelince, AĐHM, ne birinci baꢀvuranın ne de baꢀka
bir kiꢀinin katillerin yüzünü gördüğünü not eder. Taraflarca sunulan belgelerden,
baꢀvuranların, soruꢀturma makamlarına verdikleri ifadelerde, Dr. Ayhan’ın katil(ler)i
olduğundan ꢀüphelendikleri kiꢀilerin isimlerini verdikleri görülmemektedir. Bunun aksine,
birinci baꢀvuran, AĐHM’de bunun maaꢀ hakkını geri alma amacı taꢀıdığını ifade etmesine
rağmen, 16 Eylül 1992 tarihli yazısında, kocasının teröristler tarafından öldürüldüğünü iddia
etmiꢀtir. Ayrıca, baꢀvuranların Dr. Ayhan’ın Devlet görevlileri tarafından tehdit edildiği
iddiaları ya da ölümünden önce hayatının risk altında olduğuna inanmak için yeterli sebep
olduğu yalnızca onların olanları anlatma ꢀekline dayalı idi.
Dolayısıyla, bu bağlamda eldeki tek kanıt, olay yerinde bulunan on mermi kovanı ve
iki mermi idi. Kovan ve mermiler üzerinde yapılan adli tıp muayenesi, bunların ꢁehmus Bal
isimli teröristin silahına ait olduğunu ortaya koymuꢀtur. Ancak, ꢁehmus Bal’ın muhtemel
iꢀtirakini ya da sözkonusu silahın Dr. Ayhan’ın öldürülmesinde baꢀka kiꢀilerce muhtemelen
kullanıldığını tespit etmeye yönelik soruꢀturmayı geniꢀletmek amacıyla herhangi bir adım
atıldığı görülmediğinden, bu tespit hiçbir sonuç vermemiꢀtir.
Hükümet’in, Dr. Ayhan’ın Hizbullah mensupları tarafından öldürüldüğüne dair
mütalaasına iliꢀkin olarak, AĐHM, olaya karıꢀtıkları iddia edilen ꢀüphelilerin tümünün,
kendilerine yönelik suçlamaları reddettiklerini ve bugüne kadar, kendilerine yönelik baꢀlatılan
cezai iꢀlemlerin bu tür bir tespitle sonuçlanmadığını not eder.
Üstelik, baꢀvuranların Susurluk Raporu’na dayanmalarına iliꢀkin olarak, geçmiꢀ
kararlarında (Yaꢀa – Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, §§ 95-96, Özgür Gündem
- Türkiye, no. 23144/93, § 40 AĐHM 2000-III), AĐHM, gerekli olan kanıt standardı
bağlamında, Devlet görevlilerinin adlarının belirli herhangi bir olayda geçtiğini belirlemede
dayanak olarak alınamayacağına hükmettiğini hatırlatır. Baꢀbakan’ın talebi ile hazırlanan ve
yine kendisinin kamuya açıklanmasına karar verdiği bu raporun, yalnızca, terörle mücadeleyle
ilgili sorunlara iliꢀkin bilgi sunmak ve bu sorunları analiz etmek ve önleyici ve araꢀtırmaya
yönelik önlemler tavsiye etmek amacıyla yapılmıꢀ ciddi bir çaba olduğu düꢀünülebilir.
Yukarıda anlatılanlar ıꢀığında, AĐHM, baꢀvuranların akrabasının ölüm koꢀullarına
yönelik iddiaların, spekülasyon ve varsayımdan öteye gitmediğini gözlemler. Dolayısıyla,
dava dosyasındaki belgelerin, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın, baꢀvuranların iddia ettiği
koꢀullarda, herhangi bir Devlet görevlisinin veya Devlet makamları adına görev yapan bir
kimsenin iꢀtirakiyle öldürüldüğü sonucuna gerekli kanıt standardı bağlamında ulaꢀmasını
sağlamadığı kanısındadır.
Dolayısıyla, bu bağlamda 2. madde ihlal edilmemiꢀtir.
2.Soruꢀturmanın yetersiz olduğu iddiasına iliꢀkin olarak
AĐHS’nin 2. maddesi bağlamında, yaꢀam hakkını korumaya yönelik yükümlülük,
Devlet’in, AĐHS’nin 1. maddesi bağlamında daha genel olan “kendi yetkisine tabi herkese
AĐHS’de tanımlanan hak ve özgürlükleri sağlamak” görevi, dolaylı olarak, bireylerin güç
kullanımı sonucunda öldürüldüklerinde etkili bir resmi soruꢀturma ꢀeklinin bulunmasını da
gerektirir (bkz. yukarıda anılan Kıbrıs, § 131; Hugh Jordan – Đngiltere, no. 24746/94, § 105,
AĐHM 2001-III (bölümler); Akdeniz ve Diğerleri – Đngiltere, no. 23954/94, § 89, 31 Mayıs ve Kaya – Türkiye, 19 ꢁubat 1998 kararı, Reports 1998-I, s. 324, § 86). Bu tür bir
soruꢀturmanın temel maksadı, yaꢀam hakkını koruyan iç hukukun etkili olarak hayata
geçirilmesini ve Devlet görevlilerinin veya birimlerinin sözkonusu olduğu davalarda, bunların
sorumluluğu altında meydana gelen ölümlere izahat getirmelerini sağlamaktır. Hangi tür
soruꢀturma ꢀeklinin bu amaçları karꢀılayacağı, koꢀullara göre farklılık gösterebilir. Ancak,
uygulanan ꢀekil ne olursa olsun, konunun dikkatlerine sunulmasından itibaren, yetkililer kendi
inisiyatifleriyle hareket etmelidirler. Resmi bir ꢀikayette bulunmayı ya da herhangi bir
soruꢀturma yürütme sorumluluğunu üstlenmeyi en yakın akrabaya bırakamazlar (bkz. örneğin,
mutatis mutandis, Đlhan – Türkiye [BD], no. 22277/93, § 63, AĐHM 2000-VII, ve yukarıda
anılan Avꢀar, § 393). Ayrıca, en yakın akrabanın, kendi meꢀru çıkarlarını korumak için,
sürece gerekli olduğu kadar katılması gereklidir (bkz. yukarıda anılan, Hugh Jordan, § 109,
ve kurbanın ailesinin soruꢀturmaya ve mahkeme belgelerine eriꢀiminin olmadığı Oğur –
Türkiye [BD], no. 21594/93, § 92, AĐHM 1999-III).
Devlet görevlilerince yapıldığı meꢀru olmadığı iddia edilen öldürmeye yönelik bir
soruꢀturmanın etkili olabilmesi için, genel olarak, soruꢀturmadan sorumlu olan ve
soruꢀturmayı yürüten kiꢀilerin, olaylarda adı geçenlerden bağımsız olmaları gerektiği
düꢀünülebilir (bkz. Güleç – Türkiye, 27 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, §§ 81-82, ve
yukarıda anılan Oğur, §§ 91-92). Bu, yalnızca hiyerarꢀik ve kurumsal bir bağlantının
bulunmaması değil, bir bağımsızlık bulunması anlamına da gelir (bkz. örneğin, iddia edilen
bir çatıꢀmada bir kızın ölümünü soruꢀturan Cumhuriyet Savcısının, olayda adı geçen
jandarmanın sağladığı bilgiye büyük ölçüde dayanması suretiyle bağımsız olmadığını
sergilediği, Ergi – Türkiye, 28 Temmuz 1998, Reports 1998-IV, §§ 83-84).
Soruꢀturma, bu tür davalarda kullanılan gücün koꢀullar dahilinde haklı olup
olmadığının belirlenmesi (bkz. yukarıda anılan Kaya, s. 324, § 87) ve sorumluların
belirlenmesi ve yakalanması (bkz. yukarıda anılan Oğur, § 88) sonucuna ulaꢀmaya muktedir
olması açısından da etkili olmak zorundadır. Bu, sonuca değil, yönteme iliꢀkin bir
yükümlülüktür. Yetkililerin, baꢀka unsurların yanı sıra, görgü tanığı ifadesini, adli tıp
kanıtlarını ve uygun hallerde olay yerinde incelemeyi, balistik muayeneyi, yaralanmaya dair
tam ve doğru bilgi içeren bir otopsiyi, klinik bulguların objektif analizini ve ölüm sebebini
içeren kanıtları teminata almak için atabilecek adımları atmıꢀ olmalar gerekmekteydi (bkz.
otopsilerle ilgili olarak, Salman – Türkiye [BD], no. 21986/93, § 106, AĐHM 2000-VII;
tanıklarla ilgili olarak, yukarıda anılan Tanrıkulu – Türkiye [BD], § 109; adli tıp kanıtlarıyla
ilgili olarak, Gül – Türkiye, no. 22676/93, § 89, 14 Aralık 2000; balistik muayeneyle ilgili
olarak, yukarıda anılan Oğur). Soruꢀturmada, soruꢀturmanın sorumlu kiꢀi veya kiꢀilerin
belirleme kabiliyetini zedeleyen herhangi bir eksiklik, bu standardı karꢀılamama riskini ortaya
koyacaktır.
Bu bağlamda, bir ivedilik ve makul süratlilik gereği sözkonusudur (bkz. Yaꢀa –
Türkiye, 2 Eylül 1998 kararı, Reports 1998-VI, ss. 2439-2440, §§ 102-104; Çakıcı – Türkiye
[BD], no. 23657/94, §§ 80-87 ve 106, AĐHM 1999-IV; yukarıda anılan Tanrıkulu, § 109, ve
Mahmut Kaya – Türkiye, no. 22535/93, §§ 106-107, AĐHM 2000-III). Belli bir durumda bir
soruꢀturmada ilerlemeyi engelleyen durumlar veya zorluklar olabileceği kabul edilmelidir.
Ancak, yetkililerin ölümcül bir güç kullanımını soruꢀturmadaki süratli tepkisi, kamuoyunun,
kendilerinin hukukun üstünlüğüne olan bağlılıklarını muhafaza etmede ve kanunsuz
davranıꢀlara karıꢀma veya bunlara müsamaha gösterme görüntüsü vermeyi önlemede temel
olarak görülebilir.
Bu davada, Hükümet, Devlet görevlilerinin baꢀvuranın akrabasının öldürülmesine
karıꢀtıklarına dair hiçbir kanıt bulunmadığını ileri sürmüꢀtür. Ayrıca, baꢀvuranların herhangi
bir safhada, bu bağlamda açık bir suçlama yapmıꢀ olduğuna dair hiçbir kayıt
bulunmamaktaydı.
Bu bağlamda, AĐHM, yukarıda değinilen yükümlülüğün, ꢀüphelilerin Devlet
görevlileri olduğu davalarla sınırlı olmadığına iꢀaret eder. Buna göre, baꢀvuranların,
yetkililerin ölüme karıꢀmalarına dair iddiaları temelsiz olsa dahi, bu, 2. madde bağlamında
ölüme iliꢀkin koꢀullara yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmeye iliꢀkin usuli yükümlülüğü
kapsam dıꢀı bırakmaz (bkz. yukarıda anılan Tanrıkulu – Türkiye, § 103).
Davanın kendine özgü koꢀullarına dönüldüğünde, AĐHM, baꢀvuranların yetkililerin
yürüttüğü soruꢀturmanın iddiaya göre yetersizliğine iliꢀkin olarak birkaç ꢀikâyette bulunmuꢀ
olmalarına karꢀın, Hükümet’in sözkonusu soruꢀturmanın AĐHS’nin 2. maddesindeki gerekli
standardı karꢀıladığını iddia ettiğini not eder. AĐHM, dolayısıyla, 2. maddenin bu usuli
yönüne uygun davranılıp davranılmadığını inceleyecektir.
AĐHM, Dr. Ayhan’ın öldürülmesine iliꢀkin olarak bir soruꢀturma yapıldığını
gözlemler. Ancak, soruꢀturmanın baꢀından itibaren ciddi eksiklikler bulunmaktaydı.
Bu bağlamda, AĐHM, ölüm mahallinin çiziminin kesinlik ve detaydan yoksun
olduğunu, civardaki kahveye hiçbir atıfta bulunulmadığına iꢀaret eder. Kahvedeki kiꢀilerin
soruꢀturma yetkilileri tarafından sorgulanmadığını dikkatle not eder. Yine, ölüm mahalli
civarındaki kiꢀilerden ifade alınmıꢀ olduğu da görülmemektedir. Ayrıca, soruꢀturma
belgelerinden, baꢀvuranlar tarafından katillerin uzaklaꢀmak için kullandıkları iddia edilen
otomobili belirlemek için herhangi bir çaba gösterildiği de ortaya çıkmamaktadır. Dolayısıyla,
AĐHM, soruꢀturmanın tümünün, atılan adımların yetersiz ve kesin olmayan anlatımıyla
tanımlandığını gözlemler.
AĐHM, ayrıca, olay mahallinde bulunan kovan ve mermilerde yapılan balistik
muayene sonucunda, bunların ꢁehmus Bal isimli bir teröristin elinde bulunan bir silahla
uyuꢀtuğunun ortaya çıktığını da not eder. Ancak, soruꢀturma, Dr. Ayhan’ın öldürülmesinde bu
kiꢀinin olaya karıꢀmıꢀ olması ya da sözkonusu silahın diğer potansiyel saldırganlar tarafından
kullanılmıꢀ olması ihtimalini belirlemek için soruꢀturmayı geniꢀletmeye yönelik hiçbir adım
içermemekteydi.
Ölen kiꢀinin cesedinde, bir Cumhuriyet Savcısının varlığında, iki pratisyen hekim
tarafından yapılan post-mortem muayeneye iliꢀkin olarak, AĐHM, bu muayeneden sınırlı adli
tıbbi bilgi elde edildiğini not eder. Hiçbir adli tıp uzmanının bulunmamasını, tam otopsi
yapılmamıꢀ olmasını ve cesedin fotoğrafının çekilmemiꢀ olmasının müessif olduğu
kanısındadır.
Daha önce de not edildiği üzere, Hükümet büyük ölçüde, merhumun Hizbullah
mensupları tarafından öldürüldüğü görüꢀüne dayanmıꢀtır. Bu bağlamda, bir dizi cinayetle
suçlanan Hizbullah üyelerinden alınan, doktorun öldürülmesi talimatını verdikleri ve onu
öldürdüklerini teyit eden ifadelere iꢀaret etmiꢀtir.
Ancak, bu konuda doğrunun tespit edilmesi amacıyla anlamlı bir soruꢀturma
yürütülmediği anlaꢀılmaktadır. Elinde mevcut olan belgeleri göz önünde tutarak, AĐHM,
Hizbullah üyeleri veya diğer grupların kendisi için tehlike oluꢀturup oluꢀturmadığının tespit
edilmesi amacıyla müteveffanın geçmiꢀine veya siyasi iliꢀkilerine yönelik bir soruꢀturmanın
yürütülmemiꢀ olduğunu tespit etmiꢀtir. AĐHM, polis tarafından sorgulandıklarında
ꢀüphelilerin Dr. Ayhan’ı öldürmüꢀ olduklarını itiraf ettiklerini ancak daha sonra sözkonusu
ifadelerin baskı altında alınmıꢀ olduğunu iddia ederek Cumhuriyet Savcısı ve Hakim önünde
bu ifadelerin doğruluğunu reddettiklerini kaydetmektedir. Her halükarda, sözkonusu cezai
soruꢀturmanın, çabuk ve kapsamlı olmaması nedeniyle itina ile yürütüldüğü söylenemez.
Yukarıda belirtilenlerin ıꢀığında, AĐHM, Dr. Ayhan’ın öldürülmesi sırasında mevcut
olan ꢀartlara yönelik olarak ulusal makamların yeterli ve etkili bir soruꢀturma
yürütmediklerini değerlendirmiꢀtir. AĐHM, dolayısıyla, Hükümet’in iç hukuk yollarının
tüketilmemesine iliꢀkin itirazını reddetmiꢀ ve dava usulüne iliꢀkin olarak 2. maddenin ihlal
edildiğine karar vermiꢀtir.
III. AĐHS’NĐN 13. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, AĐHS’nin 13. maddesi anlamı dahilinde etkili bir baꢀvuru yapabilme
haklarından mahrum bırakıldıklarından ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Sözkonusu madde ꢀöyledir:
“Bu Sözleꢀme’de tanınmıꢀ olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, ihlal fiili resmi görev
yapan kimseler tarafından bu sıfatlarına dayanılarak yapılmıꢀ da olsa, ulusal bir makama etkili
bir baꢀvuru yapabilme hakkına sahiptir.”
Baꢀvuranlar, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine yönelik olarak yetkililerin
etkili bir soruꢀturma yürütmediklerini ileri sürmüꢀlerdir. Yetkili mahkemelere eriꢀimlerinin
reddedildiğini zira Dr. Ayhan’ın öldürülmesinin resmi Devlet politikasının bir parçası
olduğunu iddia etmiꢀlerdir.
Hükümet, baꢀvuranların iddialarını reddetmiꢀ ve baꢀvuranların ꢀikayetlerine yönelik
olarak yetkililerin çok titiz ve etkili bir soruꢀturma yürütmüꢀ olduklarını ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin, AĐHS hakları ve özgürlüklerinin esasını yürürlüğe
koyacak bir hukuk yolunun ulusal düzeyde eriꢀilebilirliğini, yerel yasal düzende her ne
ꢀekilde sağlanabilirse sağlansın, güvence altına aldığını yineler. Dolayısıyla, 13. maddenin
amacı, AĐHS uyarınca “savunulabilir bir ꢀikayet”in esasının çaresine bakabilecek ve yerinde
bir telafi sağlayabilecek iç hukuk yolu hükmünü ꢀart koꢀmaktır, bununla beraber,
Sözleꢀme’ye taraf olan Devlet’lere bu hüküm uyarınca AĐHS yükümlülüklerine uyma
ꢀekillerine iliꢀkin bir miktar takdir hakkı tanınmaktadır. 13. madde uyarınca yükümlülüğün
kapsamı, baꢀvuranın AĐHS uyarınca yaptığı ꢀikayetin niteliğine bağlı olarak değiꢀir. Bununla
beraber, 13. madde tarafından ꢀart koꢀulan hukuk yolu, uygulama ile birlikte usulde de
“etkili” olmalıdır, özellikle, hukuk yolunun uygulanması, sorumlu Devlet’in yetkililerinin
fiiliyatları veya ihmalleri tarafından haksız olarak engellenmemelidir (bkz., yukarıda anılan,
Aksoy, s. 2286, § 95; Aydın – Türkiye, 25 Eylül 1997 tarihli karar, Reports 1997-VI, ss. 1895-
96, § 103; yukarıda anılan, Kaya, § 106).
Yaꢀamı koruma hakkının temel önemi gözönünde tutulduğunda, 13. madde, uygun
olduğu hallerde tazminat ödenmesine ek olarak, öldürme eyleminden sorumlu kiꢀilerin teꢀhis
edilmesi ve cezalandırılmasını ve ꢀikayetçinin soruꢀturma sürecine etkili katılımını
sağlayabilen tam ve etkili bir soruꢀturmayı gerektirir (bkz., yukarıda anılan, Kaya, ss. 330-31,
§ 107).
AĐHM, hiçbir ꢀüpheye yer bırakmayacak ꢀekilde Devlet görevlilerinin baꢀvuranın
eꢀinin öldürülmesini gerçekleꢀtirdiği veya bu olaya karıꢀtıklarının kanıtlandığını tespit
etmemiꢀtir. Ancak, içtihadına göre, bu durum, 2. madde bağlamında yapılan ꢀikayetin, 13
maddenin maksadı bakımından “savunulabilir” bir ꢀikayet olmasını engellemez (bkz.,
yukarıda anılan, Orhan § 386; Boyle ve Rice- Đngiltere, 27 Nisan 1988, Seri A no. 131, s. 23,
§ 52; yukarıda anılan Kaya, ss. 330-31, § 107 ve yukarıda anılan Yaꢀa § 113).
Dolayısıyla, yetkililerin Dr. Ayhan’ın öldürülmesine iliꢀkin koꢀullara yönelik etkili bir
soruꢀturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktaydı. Yukarıda belirtilen gerekçelerden dolayı, 2.
madde yükümlülüklerinin gerektirdiklerinden daha kapsamlı olan 13. maddede yer alan
yükümlülükler uyarınca etkili bir cezai soruꢀturmanın yürütülmediği düꢀünülebilir (bkz.
yukarıda anılan Orhan § 387 ve yukarıda anılan Tanrıkulu § 119).
Dolayısıyla, AĐHM, AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiği kararına varmıꢀtır.
IV. AĐHS’NĐN 2. VE 13. MADDELERĐ ĐLE BAĞLANTILI OLARAK 14. MADDENĐN
ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI
Baꢀvuranlar, Dr. Ayhan’ın, AĐHS’nin 14. maddesine aykırı olarak Kürt kökeni
nedeniyle öldürülmüꢀ olduğu konusunda ꢀikayetçi olmuꢀlardır. Sözkonusu madde ꢀöyledir:
“Bu Sözleꢀmede tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal
veya diğer kanaatler, ulusal veya sosyal köken, ulusal bir azınlığa mensupluk, servet, doğum
veya herhangi baꢀka bir durum bakımından hiçbir ayırımcılık yapılmadan sağlanır.”
Baꢀvuranlar, Dr. Ayhan’ın solcu siyasi görüꢀlere sahip olması ve Kürt kökenli
vatandaꢀların hakları konusunda Devlet politikalarına muhalif olması nedeniyle öldürülmüꢀ
olduğunu iddia etmiꢀlerdir.
Hükümet bu konularla ilgili olarak görüꢀte bulunmamıꢀ, sadece ꢀikayetlerin somut
temelini yalanlamıꢀtır.
AĐHM, baꢀvuranların iddialarını kendisine sunulan delillerin ıꢀığında incelemiꢀ ancak
bu iddiaları asılsız bulmuꢀtur. Dolayısıyla, AĐHS’nin 14. maddesi ihlal edilmemiꢀtir.
V. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI
AĐHS’nin 41. maddesi ꢀöyledir:
“ Mahkeme iꢀbu Sözleꢀme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleꢀmeci Taraf’ın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, zarar gören tarafın hakkaniyete uygun bir surette tatminine hükmeder.”
A. Maddi tazminat
Baꢀvuranlar, Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın Devlet görevlileri tarafından öldürülmesi
sonucu maruz kaldıkları maddi zarara iliꢀkin olarak 2.364.800.000.000 Türk Lirası (1.465.000
Euro) talep etmiꢀlerdir. Bu miktarın, Dr. Ayhan’ın gelir kaybını ve müteveffanın ailesi
tarafından yapılan masrafları kapsadığını ileri sürmüꢀlerdir.
Hükümet, baꢀvuranların taleplerini destekleyici herhangi bir delil sunmadıklarını ve
baꢀvuranlar tarafından talep edilen miktarın davanın ꢀartlarında haklı bir mazerete
dayanmadığını ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, AĐHS ihlali oluꢀturan konular ile baꢀvuranlar tarafından sözde maruz kalınan
maddi zarar arasında bir sebep sonuç iliꢀkisi olmadığını gözlemlemiꢀtir (bkz. Tepe – Türkiye,
no. 27244/95, § 212, 9 Mayıs 2003 ve Adalı – Türkiye, no. 38187/97, § 284, 31 Mart 2005).
Dolayısıyla, baꢀvuranların bu baꢀlık altındaki talebini reddetmiꢀtir.
B. Manevi tazminat
Baꢀvuranlar, Dr. Ayhan’ın öldürülmesinin sonucu yaꢀadıkları büyük sıkıntı ve acının
tazmini için manevi zarara iliꢀkin olarak yukarıda belirtilen miktarla aynı miktar olan
2.364.800.000.000 (1.465.000 Euro) Türk Lirası talep etmiꢀlerdir.
Hükümet, baꢀvuranların Dr. Ayhan’ın ölümünde Devlet’in parmağı olduğunu
kanıtlayamadıklarını ve tazminat taleplerini yerel bir makama sunmadıklarını belirterek,
baꢀvuranların taleplerini, abartılı olması ve haksız iktisaba yol açmasının muhtemel olması
nedeniyle reddetmiꢀtir.
AĐHM, yetkililerin, AĐHS’nin 13. maddesine ve AĐHS’nin 2. maddesi uyarınca olan
dava usulüne iliꢀkin yükümlülüğe aykırı olarak baꢀvuranların akrabasının öldürülmesine
iliꢀkin koꢀullara yönelik etkili bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olduklarını tespit ettiğini
yinelemektedir. Yerleꢀik içtihadı ıꢀığında (bkz., diğerlerinin yanı sıra, yukarıda anılan,
Tanrıkulu § 138) ve dava ꢀartlarını göz önünde tutarak, AĐHM, ödeme günündeki kur
üzerinden Türk Lirası’na dönüꢀtürülmesi ve baꢀvuranların banka hesabına yatırılması üzerine
21.800 Euro tazminat ve tabi olabilecek her türlü verginin ödenmesine karar vermiꢀtir.
C. Mahkeme masrafları
Baꢀvuranlar, bir miktar belirtmeden, AĐHM’ye, baꢀvurunun yapılmasındaki ücretler ve
masraflar karꢀılığı tazminat talebinde bulunmuꢀlardır. Birinci baꢀvuranın yeni temsilcileri Ali
Uluk ve Hasan Erdoğan, AĐHS’nin 41. maddesi uyarınca herhangi bir talepte bulunmamıꢀlar;
ancak, baꢀvuranların ilk temsilcileri Medeni Ayhan ve Metin Ayhan Erdoğan AĐHS
kurumlarında bu davanın hazırlanması ve sunulmasında yapılan mahkeme masraflarına
karꢀılık taleplerde bulunmuꢀlardır. AĐHM’den, 250 saatlik adli çalıꢀmayı karꢀılamaya yeterli
miktarda tazminat talep etmiꢀlerdir. Buna ek olarak, çeviri ve özet masrafları ile birlikte
telefon görüꢀmeleri, posta, fotokopi ve kırtasiye gibi arızi masraflara karꢀılık 1.500.000.000
Türk Lirası (yaklaꢀık 930 Euro) talep etmiꢀlerdir. Baꢀvuranların ilk temsilcileri Medeni
Ayhan ve Metin Ayhan Erdoğan, birinci baꢀvuran tarafından davanın son aꢀamasında haksız
yere görevden alındıklarını ve bu nedenle bu baꢀlık altında ödenmesine karar verilecek olan
tazminatın ayrı olarak kendi banka hesaplarına ödenmesi gerektiğini iddia etmiꢀlerdir.
Hükümet, destekleyici herhangi bir delil olmadığına göre yukarıda belirtilen taleplerin
asılsız olarak reddedilmesi gerektiğini ve her halükarda bu masrafların zorunlu olarak
yapılmadığını ve abartılı olduğunu ileri sürmüꢀtür.
AĐHM, baꢀvuranların, AĐHS uyarınca olan ꢀikayetleri konusunda amaçlarına ancak
kısmen ulaꢀtıklarını kaydetmektedir. Ancak, sözkonusu davanın, detaylı inceleme gerektiren
karmaꢀık hukuki ve olgusal konular içerdiğini belirtmektedir. Bu bağlamda, AĐHM, AĐHS’nin
41. maddesi uyarınca, ancak zorunlu olarak ve gerçekten yapılan mahkeme masraflarının
ödenebileceğini yinelemektedir. AĐHM, bu davada bütün mahkeme masraflarının zorunlu
olarak ve gerçekten yapıldığı konusunda ikna olmamıꢀtır. Özellikle, baꢀvuranların ilk
temsilcileri tarafından öne sürülen toplam adli çalıꢀma saatini (250 saat) abartılı bulmuꢀtur.
Çeviri masrafları ve idari masraflar hususunda, AĐHM, bu masrafların zorunlu olarak ve
gerçekten yapılmıꢀ olduğunun kabul edilebileceğini değerlendirmektedir. Ayrıca, birinci
baꢀvuranın davanın son aꢀamasında Ali Uluk ve Hasan Erdoğan tarafından temsil edilmesi
konusuna iliꢀkin olarak, AĐHM, birinci baꢀvuranın herhangi bir mahkeme masrafı yaptığının
kanıtlanmadığını zira baꢀvuranın yeni temsilcilerinin bu davada herhangi bir görüꢀte
bulunmadıklarını tespit etmiꢀtir.
Yukarıda belirtilenler karꢀısında ve baꢀvuranlar tarafından öne sürülen iddiaların
detaylarını göz önünde tutarak, AĐHM, baꢀvuranlara, eski temsilcileri Medeni Ayhan ve
Metin Ayhan Erdoğan tarafından yapılan mahkeme masraflarına karꢀılık, ödeme günündeki
kur üzerinden Türk Lirası’na dönüꢀtürülmesi üzerine, Avrupa Konseyi tarafından adli yardım
olarak ödenen 625,04 Euro hariç, 10.000 Euro tazminat ile tabi olabilecek her türlü verginin
ödenmesine karar vermiꢀtir.
D. Gecikme faizi
AĐHM, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere
uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun
olduğuna karar verir.
BU SEBEPLERLE, AĐHM OYBĐRLĐĞĐ ĐLE
1. Hükümet’in iç hukuk yollarının tüketilmemesine iliꢀkin ön itirazının reddine;
2. Baꢀvuranların akrabası Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine iliꢀkin olarak AĐHS’nin
2. maddesinin ihlal edilmediğine;
3. Baꢀvuranların akrabası Dr. Mehmet Emin Ayhan’ın öldürülmesine iliꢀkin koꢀullara yönelik
olarak ulusal makamların yeterli ve etkili bir soruꢀturma yürütmemiꢀ olmaları hususunda
AĐHS’nin 2. maddesinin ihlal edildiğine;
4. AĐHS’nin 13. maddesinin ihlal edildiğine;
5. AĐHS’nin 2.ve 13. maddeleri ile bağlantılı olarak 14. maddenin ihlal edilmediğine;
6. (a) Sorumlu Devlet’in, baꢀvuranlara, aꢀağıdaki miktarları, AĐHS’nin 44 § 2. maddesi
uyarınca kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde ödemesine:
(i) ödeme günündeki kur üzerinden Türk Lirası’na dönüꢀtürülmesi ve baꢀvuranların
banka hesabına yatırılması üzerine 21.800 Euro (yirmi bir bin sekiz yüz Euro) manevi
tazminat ve tabi olabilecek her türlü vergi;
(ii) baꢀvuranların eski temsilcileri Medeni Ayhan ve Metin Ayhan Erdoğan tarafından
yapılan mahkeme masraflarına karꢀılık, ödeme günündeki kur üzerinden Türk
Lirası’na dönüꢀtürülmesi üzerine, 625,04 Euro (altı yüz yirmi beꢀ Euro dört cent)
hariç, 10.000 Euro (on bin Euro) tazminat ve tabi olabilecek her türlü vergi;
(b) yukarıda belirtilen üç aylık sürenin aꢀılmasından ödeme gününe kadar geçen süre için
yukarıdaki miktarlara Avrupa Merkez Bankası’nın o dönem için geçerli faizinin üç puan
fazlasına eꢀit oranda basit faiz uygulanmasına;
7. Baꢀvuranların adil tazmin talebinin kalanının reddine
KARAR VERMĐꢀTĐR.
Đngilizce olarak hazırlanmıꢀ ve Mahkeme Đç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3. maddesi
uyarınca 27 Haziran 2006 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiꢀtir.
T.L. EARLY
Nicolas BRATZA
Yazı Đꢀleri Müdürü
Baꢀkan
20
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło