41967/02
WyrokETPCz2008-12-02ECLI:CE:ECHR:2008:1202JUD004196702
Analiza orzeczenia
Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.
Zagadnienie prawne
Czy obecność sędziego wojskowego w składzie sądu bezpieczeństwa państwa (DGM) naruszyła prawo do niezawisłego i bezstronnego sądu z art. 6 ust. 1 Konwencji, nawet jeśli został on później zastąpiony przez sędziego cywilnego, a istotne dowody zebrano przed tą zmianą?Ratio decidendi
Trybunał potwierdził, że obecność sędziów wojskowych w składach sądów bezpieczeństwa państwa budzi uzasadnione wątpliwości co do ich niezależności i bezstronności. W niniejszej sprawie, mimo że sędzia wojskowy został zastąpiony przez sędziego cywilnego przed wydaniem ostatecznego wyroku, Trybunał uznał, że ta zmiana nie usunęła wady w składzie sądu. Wynikało to z faktu, że znaczna część postępowania, w tym gromadzenie kluczowych dowodów (takich jak zeznania świadków) oraz podejmowanie ważnych decyzji proceduralnych dotyczących praw obrony skarżących, miała miejsce, gdy sędzia wojskowy nadal zasiadał w składzie. Ponieważ te czynności nie zostały powtórzone po zmianie składu, nowo utworzony sąd nie dokonał ponownej oceny podstawowych dowodów, co nie rozwiało uzasadnionych obaw skarżących co do niezawisłości i bezstronności sądu.Stan faktyczny
Sześciu skarżących zostało aresztowanych w październiku 1996 r. w związku z operacją przeciwko nielegalnej organizacji zbrojnej (DHKP/C). Hasan Aydoğan i Türkan Özen zostali oskarżeni o próbę naruszenia porządku konstytucyjnego i skazani na karę śmierci, która później została zamieniona na dożywocie. Pozostali czterej skarżący (İşeri, Evren, Varol, Öztürk) zostali oskarżeni o pomoc i podżeganie do organizacji terrorystycznej, a wykonanie ich wyroków zostało odroczone na mocy ustawy nr 4616. Ich proces toczył się przed Stambulskim Sądem Bezpieczeństwa Państwa, w którego składzie początkowo zasiadał sędzia wojskowy. Sędzia wojskowy został zastąpiony przez sędziego cywilnego w czerwcu 1999 r., jednak wyrok skazujący Aydoğana i Özen opierał się na dowodach zebranych przed tą zmianą.Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie: 1. Uznaje skargę Aydoğana i Özen dotyczącą prawa do rzetelnego procesu przed niezawisłym i bezstronnym sądem za dopuszczalną, a pozostałą część skargi za niedopuszczalną. 2. Stwierdza naruszenie art. 6 ust. 1 Konwencji w odniesieniu do skargi Aydoğana i Özen dotyczącej niezawisłości i bezstronności Stambulskiego Sądu Bezpieczeństwa Państwa. 3. Stwierdza, że nie jest konieczne odrębne rozpatrywanie innych skarg Aydoğana i Özen na podstawie art. 6 Konwencji. 4. Uznaje, że stwierdzenie naruszenia stanowi wystarczające zadośćuczynienie za wszelkie szkody niemajątkowe poniesione przez Aydoğana i Özen. 5. Oddala pozostałe żądania słusznego zadośćuczynienia.Pełny tekst orzeczenia
COUNCIL
AVRUPA
OF EUROPE
KONSEYİ
AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ
İKİNCİ DAİRE
AYDOĞAN VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE
(Başvuru no. 41967/02)
KARAR
STRAZBURG Aralık 2008
İşbu karar AİHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koşullar çerçevesinde kesinleşecektir. Şekli
düzeltmelere tabi olabilir.
______________________________________________________________________________________
© T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2008. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan
Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,
davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile
Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak
suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.
USUL
T.C. vatandaşları Hasan Aydoğan, Türkan Özen, Hüseyin İşeri, Süleyman Evren,
Ünsal Varol ve Hüseyin Öztürk (“başvuranlar”) tarafından Türkiye Cumhuriyeti aleyhine, 7
Ekim 2002 tarihinde, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin
Sözleşme’nin (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi - AİHS) 34. maddesi uyarınca yapılan
41967/02 numaralı başvuru sonucu bu dava görülmektedir.
Başvuranlar, İstanbul Barosu avukatlarından M. Filorinali ve Y. Başara tarafından
temsil edilmiştir.
OLAYLAR
I. DAVANIN KOŞULLARI
Başvurunun yapıldığı zamanda, başvuranlar Aydoğan ve Özen, sırasıyla Tekirdağ ve
Kütahya cezaevlerinde bulunmaktaydı. Diğer başvuranlar İstanbul’da ikamet etmekteydi.
DHKP/C (Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi) isimli yasadışı silahlı örgütün
eylemlerine yönelik olarak yürütülen bir operasyon zarfında, başvuranlar 22 ve 23 Ekim 1996
tarihlerinde yakalanmış ve gözaltına alınmışlardır. Kasım 1996 tarihinde, başvuranlar, hakim önüne çıkmışlar ve hakim
tutuklanmalarına karar vermiştir.
İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Savcısı, 11 Kasım 1996 tarihli bir
iddianamede, Aydoğan ve Özen’i devletin anayasal düzenini bozma girişiminde bulunmakla
suçlamış ve Ceza Kanunu’nun 146/1 maddesi uyarınca mahkumiyetlerini talep etmiştir.
Çeşitli siyasi parti binalarına ve polis merkezlerine yapılan silahlı saldırılarda yer almak,
Mehmet Ünlü’nün ölümünden sorumlu olmak ve başka iki kişiye bedensel hasar vermekle
suçlanmışlardır. Diğer başvuranlar, yasadışı silahlı terör örgütüne yardım ve yataklık
yapmakla suçlanmışlardır. Cumhuriyet Savcısı, Ceza Kanunu’nun 169. maddesi uyarınca
mahkumiyetlerini talep etmiştir.
Belirli olmayan bir tarihte, başvuranlar hakkındaki cezai yargılama, bir askeri ve iki
sivil hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde başlamıştır. ve 1997 yıllarının muhtelif tarihlerinde, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk’ün
tutuksuz yargılanmalarına karar verilmiştir. Haziran 1999 tarihinde, Anayasa’da değişiklik yapılmış ve Devlet Güvenlik
Mahkemeleri heyetlerinde görevli askeri hakimler sivil hakimler ile değiştirilmiştir. Temmuz 1999 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, askeri hakimin yerine geçmesi
için atanan hakim, birinci derece mahkemesi heyetinde ilk olarak yer almıştır. Bu duruşmada,
Cumhuriyet Savcısı, esasa ilişkin önceki görüşlerini sürdürmüştür. Aydoğan, esasa ilişkin
görüşlerini okumuştur. Mahkeme, Özen’in avukatının, sanıklar hakkında devam etmekte olan
diğer davaların sonuçları hakkında bilgi edinme ve görüşlerini hazırlamak için ek süre
taleplerini kabul etmiştir.
Eylül 1999 ve 19 Ekim 2001 tarihleri arasında, mahkeme on bir duruşma
düzenlemiştir. Bu duruşmalarda, hakimler, dava dosyasının tamamlanmasına ve bilhassa,
temsilcilerinin sunmak için birkaç kez ek süre talep ettiği sanıkların nihai savunma
ifadelerinin sağlanmasına ilişkin usuli konulara bakmışlardır. Mahkeme, başvuranların
temsilcisini üç kez uyarmış ve 29 Kasım 2000 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, davanın,
başvuranların davanın esasına ilişkin nihai görüşlerini sunmamaları nedeniyle uzadığını
belirtmiştir. Ancak, mahkeme, bir sonraki duruşmada, başvuranların temsilcisinin süre uzatma
talebini kabul etmiştir. Avukat, güvenlik güçlerinin cezaevlerinde geniş çaplı operasyon
yürütmeleri nedeniyle müvekkillerinin halen hayatta olup olmadıklarını bilmediğini
belirtmiştir. 4 Nisan 2001 tarihinde düzenlenen bir duruşmada, başvuranların temsilcisi,
cezaevi yetkililerinin, temsilcinin üzerinde vekaletname olmadığı zaman müvekkilleriyle
görüşmesine izin vermemek gibi davranışlarla savunmasını hazırlamasını güçleştirdiği
konusunda şikayetçi olmuştur. Mahkeme, başvuranların avukatına, bu konuda Cumhuriyet
Savcısı’na ve Adalet Bakanlığı’na şikayette bulunması için izin vermiştir. Bu süre zarfında,
mahkeme, her duruşmanın sonunda, Aydoğan ve Özen’in tutukluluklarının devamına karar
vermiştir. Ekim 2001 tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi, dava dosyasında
bulunan delilleri inceledikten sonra, Aydoğan ve Özen’i iddia makamının talebine uygun
biçimde mahkum etmiş ve ölüm cezasına çarptırmıştır. Dava dosyasındaki deliller, olay yeri
tatbikatının ayrıntılı raporunu, arama ve yakalama tutanaklarını, adli tıp raporlarını, başka bir
devlet güvenlik mahkemesinde yargılanan diğer kişilerin ifadelerini ve birkaç tanığın
ifadelerini içermiştir. Mahkeme, diğer başvuranlar hususunda, 4616 sayılı Kanun’a uygun
olarak kesin cezanın infazının ertelenmesine karar vermiştir. Nisan 2002 tarihinde, Yargıtay, Aydoğan ve Özen’in davalarını usul ve esas
açılarından inceledikten sonra, ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır. Karar,
başvuranların avukatının duruşma talebinde bulunmuş olmasına rağmen duruşmaya
katılmamış olduğunu göstermektedir. Mahkeme, diğer başvuranlar hususunda, ilk derece
mahkemesinin kararının temyize açık olmaması nedeniyle temyiz başvurusuna izin
vermemiştir. Eylül 2002 tarihinde, Aydoğan ve Özen’in cezaları müebbet hapis cezasına
çevrilmiştir. Sonraki gelişmelere ilişkin olarak taraflarca bilgi sunulmamıştır.
HUKUK
I. AİHS’NİN 6. MADDESİNİN İHLAL EDİLDİĞİ İDDİASI
Başvuranlar, kendilerini yargılayan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde
askeri hakim bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davalarının
hakkaniyete uygun olarak görülmediği konusunda şikayetçi olmuşlardır. Ayrıca, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcısı’nın yazılı görüşünün kendilerine hiçbir şekilde tebliğ edilmediğini ve
böylece karşı iddialarda bulunma imkanından yoksun kaldıklarını belirtmişlerdir. Buna ek
olarak, başvuranlar, cezai yargılamanın başlangıç aşamalarında avukat yardımından mahrum
bırakıldıklarını ileri sürmüşlerdir. Bu iddialarını AİHS’nin 6. maddesine dayandırmışlardır.
Söz konusu maddenin ilgili kısmı şöyledir:
“1. Herkes, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan,
yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının ... hakkaniyete uygun
ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.
2. Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.
3.
...
Her
sanık
en
azından
aşağıdaki
haklara
sahiptir:
b) Savunmasını hazırlamak için gerekli zamana ve kolaylıklara sahip olmak;
c) Kendi kendini savunmak veya kendi seçeceği bir savunmacının yardımından yararlanmak
ve eğer savunmacı tutmak için mali olanaklardan yoksun bulunuyor ve adaletin selameti
gerektiriyorsa, mahkemece görevlendirilecek bir avukatın para ödemeksizin yardımından
yararlanabilmek;”
A. Kabuledilebilirliğe ilişkin
Aydoğan ve Özen’e ilişkin olarak, AİHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde
şikayetlerinin dayanaktan yoksun olmadığını kaydeden AİHM, ayrıca, şikayetlerin başka
açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru taşımadığını tespit etmiştir. Bu nedenle
şikayetler kabuledilebilir niteliktedir.
AİHM, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk hususunda, cezai yargılamanın ertelemeden
dolayı durdurulması halinde, kişinin, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca davanın hakkaniyete
uygun olarak görülmesi hakkının ihlali sonucu mağdur konumda olduğunu iddia
edemeyeceğini yinelemiştir (bkz., Koşti ve Diğerleri – Türkiye, no. 74321/01, 3 Mayıs 2007).
AİHM, başvuranların durumunun benzer olduğu görüşündedir. AİHM, 19 Ekim 2001
tarihinde, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin, 4616 sayılı Kanun uyarınca, başvuranlar
hakkındaki kesin cezanın infazının ertelenmesi kararını vermiş olduğunu gözlemlemiştir.
Dolayısıyla, AİHM, yargılamanın şartlı ertelenmesi nedeniyle, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca
yapılan şikayetlerin genel olarak gerektirdiği gibi yargılamayı bir bütün olarak
değerlendirebilecek durumda değildir (bkz., Güneş – Türkiye, no. 38413/02, 1 Eylül 2005).
AİHM, başvuranların yeni suçlamalarla karşılaşmadıkları ve böylece dava yeniden açılmadığı
sürece, başvuranların, yargılamanın bu aşamasında, AİHS’nin 34. maddesi anlamı dahilinde
mağdur konumda olduklarını iddia edemeyecekleri görüşündedir (bkz., Sincar – Türkiye, no.
46281/99, 19 Eylül 2002; F.A. – Türkiye, no. 36094/97, 1 Şubat 2005). AİHM, başvuranların
bu başlık altındaki şikayetlerinin, AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4. paragrafları uyarınca
açıkça dayanaktan yoksun olmaları nedeniyle reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
B. Esas
1. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve tarafsızlığı
Hükümet, 18 Haziran 1999 tarihli ve 4388 sayılı Kanun ile devlet güvenlik
mahkemeleri heyetinde askeri hakim bulunmaması için değişiklikler yapıldığını belirtmiştir.
Bu bağlamda, somut davada, İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi heyetinde yer alan askeri
hakimin, başvuranların avukatı davanın esasına ilişkin görüşlerini sunmadan önce zaten sivil
hakim ile değiştirilmiş olduğunu ve başvuranların üç sivil hakimden oluşan bir devlet
güvenlik mahkemesi tarafından mahkum edildiklerini işaret etmiştir.
Başvuranlar bu konuya özel bir yorumda bulunmamışlardır.
AİHM, devlet güvenlik mahkemeleri üyesi askeri hakimlerin statülerinin bazı
yönlerinin yönetimden bağımsızlıklarını şüpheli kıldığı sonucuna sıklıkla varmaktadır (bkz.,
Incal – Türkiye, 9 Haziran 1998 tarihli karar; Çıraklar – Türkiye, 28 Ekim 1998 tarihli karar).
AİHM, aynı zamanda, yukarıda anılan Öcalan – Türkiye kararında, askeri hakimin, ilgili cezai
yargılamada geçerli olmaya devam eden ara kararlardan bir veya birden fazlasına katılması
halinde, söz konusu yargılama zarfında karar verilmeden önce askeri hakimin sivil hakim ile
değiştirilmesinin başvuranın mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığına ilişkin endişesini
gidermediği, bunun istisnasının DGM’de bilahare devam eden dava sürecinin bu endişeleri
yeterince ortadan kaldıracak şekilde gerçekleşmesi olduğu kararını vermiştir.
Somut davada, AİHM, anayasal değişikliği müteakip, askeri hakimin sivil hakim ile
değiştirildiğini ve Aydoğan ile Özen’in yeni oluşturulmuş DGM tarafından mahkum
edildiğini kaydetmiştir. Ancak, başvuranların yargılamasının iki yılı aşkın bir süreyle üç sivil
hakimden oluşan İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi önünde devam etmesine rağmen,
askeri hakimin değiştirilmesinin mahkemenin oluşumundaki kusuru gidermediğini
gözlemlemiştir. Bilhassa, Hükümet’in sunduğu duruşma tutanağından, başvuranlar
hakkındaki adli takibatın bütününün, askeri hakimin değiştirilmesi öncesinde zaten temin
edilmiş olan ve mahkemenin daha sonradan mahkumiyet kararını dayandırdığı tanık
ifadelerini içeren bilgilere dayandığı anlaşılmaktadır. Esasında, AİHM, askeri hakim sivil
hakim ile değiştirildikten sonra başvuranların nihai savunma görüşleri haricinde, önem taşıyan
başka hiçbir ifadenin veya delilin dava dosyasına alınmadığını ve üç sivil hakimden oluştuğu
dönemde İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin davanın esasına ilişkin bir karar
vermediğini değerlendirmiştir. Özetle, özellikle başvuranların savunma haklarına ilişkin
olarak önemli ara kararların alındığı yargılamanın büyük kısmı, askeri hakimin devlet
güvenlik mahkemesinden alınmasından önce gerçekleşmiş ve askeri hakim sivil hakim ile
değiştirildikten sonra bu işlemlerin hiçbiri yenilenmemiştir.
Bu koşullarda, AHM, askeri hakimin değiştirilmesi öncesinde gerçekleşen adli
muamelelerin önemini göz önünde bulundurarak, askeri hakimin değişmesinin, Aydoğan ve
Özen’in mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı konusundaki haklı endişelerini
gidermediğini değerlendirmiştir (bkz., Hıdır Kaya – Türkiye, no. 2624/02, 9 Ocak 2007; karşıt
olarak, Kabasakal ve Atar – Türkiye, no. 70084/01 ve no. 70085/01, 19 Eylül 2006).
Dolayısıyla, AİHS’nin 6/1 maddesi ihlal edilmiştir.
2. Yargılamanın hakkaniyete uygunluğu
Dava olaylarını, tarafların görüşlerini ve 6. maddenin ihlali tespitini göz önünde
bulunduran AİHM, AİHS’nin 6. maddesi uyarınca ortaya konana temel hukuki sorunu ele
aldığını değerlendirmiştir. Dolayısıyla, Aydoğan ve Özen’in bu hüküm uyarınca olan diğer
şikayetlerine ilişkin ayrı bir karar vermenin gerekli olmadığı kararına varmıştır (bkz., örneğin,
Benli – Türkiye, no. 65715/01, 20 Şubat 2007; Getiren – Türkiye, no. 10301/03, 22 Temmuz
2008; Junkhe – Türkiye, no. 52515/99, 13 Mayıs 2008).
II. İDDİA EDİLEN DİĞER AİHS İHLALLERİ
Başvuru evrakında, başvuranlar, ayrıca, tutukluluk sürelerinin 5/3 maddede öngörülen
“makul süre” şartını aştığı konusunda şikayetçi olmuşlardır. Başvuranlar, AİHS’nin 6.
maddesi uyarınca, yargılama süresinin aşırı olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvuranlar, son
olarak, İstanbul’dan uzak bir yerde tutuklu bulundurulmaları, avukatlarının cezaevinde
aranması ve DGM’ler önünde yargılanan suçlara ilişkin cezai kovuşturma ve cezaların
infazındaki farklar nedeniyle ayrım gördükleri konularında şikayetçi olmuşlardır. Ek olarak,
İşeri, Evren, Varol ve Öztürk, haklarındaki cezai kovuşturmanın ertelendiği ve bunun onları
yargılanma ve beraat etme haklarından mahrum bıraktığı konusunda şikayetçi olmuşlardır.
Aydoğan ve Özen hakkındaki cezai kovuşturma süresine ilişkin olarak, AİHM, beş yıl
altı ay süren yargılamanın toplam süresini inceledikten ve davanın karmaşıklığını, sanık
sayısını, davanın iki yargı aşamasında görüldüğünü ve temyiz aşamasında önemli bir
gecikmenin yaşanmadığını göz önünde bulundurduktan sonra, somut davadaki yargılama
süresinin aşırı olmadığını değerlendirmiştir. AİHM, bu bağlamda, askeri hakim
değiştirildikten sonra yargılama süresinin uzamasından, nihai savunma görüşlerini gerekli
sürede teslim etmeyerek başvuranların kendilerinin de kısmen sorumlu olduğunu dikkate
almıştır. Ek olarak, yargı makamlarının önemli atalet süreleri gösterdiklerini
ispatlamamışlardır. AİHM, başvurunun bu kısmının AİHS’nin 35. maddesinin 3. ve 4.
paragrafları anlamı dahilinde açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle reddedilmesi
gerektiği kararını vermiştir.
AİHM, İşeri, Evren, Varol ve Öztürk’e ilişkin cezai kovuşturma süresine ilişkin
olarak, söz konusu başvuranlar hakkındaki cezai kovuşturmanın, kovuşturmanın
ertelenmesiyle birlikte 19 Ekim 2001 tarihinde sona erdiğini (bkz., bilhassa, Koç ve Tambaş –
Türkiye, no. 46947/99, 24 Şubat 2005); ancak, bu şikayetin AİHM’ye 7 Ekim 2002 tarihinde,
yani altı aydan uzun bir süreden sonra, sunulduğunu kaydetmiştir. AİHM, başvurunun bu
kısmının altı ay kuralına uyulmaması gerekçesiyle AİHS’nin 35. maddesinin 1 ve 4.
paragrafları uyarınca reddedilmesi gerektiği kararını vermiştir.
AİHM, ayrıca, elindeki tüm deliller ışığında, başvuranların yukarıda belirtilen diğer
iddialarının AİHS veya Protokollerinde ortaya konan hak ve özgürlüklerin ihlalini
oluşturmadığını değerlendirmiştir. Başvurunun bu kısımlarının da AİHS’nin 35. maddesinin
3. ve 4. paragrafları gereğince açıkça dayanaktan yoksun olarak reddedilmeleri gerektiği
kararını vermiştir.
III. AİHS’NİN 41. MADDESİNİN UYGULANMASI
AİHS’nin 41. maddesi şöyledir:
“Mahkeme işbu Sözleşme ve protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek
Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlali ancak kısmen telafi edebiliyorsa, Mahkeme, gerektiği
takdirde, hakkaniyete uygun bir surette, zarar gören tarafın tatminine hükmeder.”
A. Tazminat
Aydoğan ve Özen, cezaevinde bulundukları altı yıl süreyle yaşadıkları gelir kaybına
karşılık olarak, toplam 38.000 Euro talep etmişlerdir. Ayrıca, toplam 40.000 Euro manevi
tazminat talebinde bulunmuşlardır.
Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.
AİHM, talep edilen maddi tazminat ile tespit edilen ihlal arasında illiyet bağı
görmemiş ve bu nedenle bu talebi reddetmiştir.
AİHM, Aydoğan ve Özen’in maruz kaldığı her türlü manevi zarar için 6/1 maddenin
ihlali tespitinin başlı başına yeterli tazminat teşkil ettiğini değerlendirmiştir (bkz., yukarıda
anılan, Hıdır Kaya – Türkiye, no. 2624/02). AİHM, söz konusu davada olduğu gibi, bireyin,
AİHS’nin bağımsızlık ve tarafsızlık şartlarını karşılamayan bir mahkeme tarafından mahkum
edildiği durumda, istendiği takdirde, yeniden yargılamanın veya davanın yeniden açılmasının
prensip itibariyle ihlali telafi etmenin uygun bir yolunu temsil ettiğini değerlendirir (bkz.,
yukarıda anılan Öcalan).
B. Yargılama masraf ve giderleri
İki başvuran Aydoğan ve Özen, ayrıca, yerel mahkemelerde ve AİHM’de yapılan
yargılama masraf ve giderlerine karşılık toplam 7.000 Euro talep etmişlerdir.
Hükümet, bu miktarlara karşı çıkmıştır.
Başvuranlar Mahkeme İç Tüzüğü’nün 60. maddesinin gerektirdiği gibi yargılama
masraf ve giderlerine ilişkin hiçbir gerekçe sunmadıkları için AİHM, bu başlık altında
tazminat ödenmemesine karar vermiştir.
C. Gecikme faizi
Gecikme faizi Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı
orana üç puanlık bir artış eklenerek belirlenecektir.
BU GEREKÇELERE DAYANARAK, AİHM OYBİRLİĞİ İLE
1. Aydoğan ve Özen’in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın hakkaniyete
uygun olarak görülmesi haklarına ilişkin şikayetin kabuledilebilir; başvurunun kalanının
kabuledilemez olduğuna;
2. Aydoğan ve Özen’in İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin bağımsızlığı ve
tarafsızlığına ilişkin şikayetlerine ilişkin olarak AİHS’nin 6/1 maddesinin ihlal edildiğine;
3. Adı geçen başvuranların AİHS’nin 6. maddesi uyarınca olan diğer şikayetlerini ayrı olarak
incelemenin gerekli olmadığına;
4. Aydoğan ve Özen’in maruz kaldıkları her türlü manevi zarar için ihlal tespitinin başlı
başına yeterli tazminat teşkil ettiğine;
5. Adil tatmine ilişkin diğer taleplerin reddine
KARAR VERMİŞTİR.
İşbu karar İngilizce olarak hazırlanmış ve AİHM İç Tüzüğü’nün 77. maddesinin 2. ve
3. paragrafları gereğince 2 Aralık 2008 tarihinde yazılı olarak bildirilmiştir.
Françoise Elens-Passos
Katip Yardımcısı
Françoise Tulkens
Başkan
7
© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło