42082/02

WyrokETPCz2009-12-08ECLI:CE:ECHR:2009:1208JUD004208202

Analiza orzeczenia

Sekcja wygenerowana przez AI na podstawie treści orzeczenia — nie stanowi cytatu.

Zagadnienie prawne
Czy klasyfikacja gruntu nabytego w dobrej wierze jako lasu państwowego, bez wypłaty odszkodowania i bez możliwości korzystania z nieruchomości, stanowi nieproporcjonalną ingerencję w prawo do poszanowania mienia, naruszającą art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji?
Ratio decidendi
Trybunał uznał, że klasyfikacja gruntu skarżącego jako lasu państwowego stanowiła ingerencję w jego prawo własności. Stwierdził, że skarżący nabył nieruchomość w dobrej wierze, a brak adnotacji w rejestrze gruntów o jej leśnym charakterze uniemożliwił mu świadome podjęcie decyzji. Trybunał podkreślił, że ingerencja ta w praktyce pozbawiła skarżącego możliwości korzystania z nieruchomości (uprawy, sprzedaży) i w ten sposób opróżniła treść jego prawa własności. Wobec braku skutecznych środków odwoławczych w prawie krajowym umożliwiających uzyskanie odszkodowania, Trybunał uznał, że na skarżącego nałożono nadmierne i nieproporcjonalne obciążenie, naruszające słuszną równowagę między wymogami interesu publicznego a ochroną praw jednostki.
Stan faktyczny
Skarżący Mustafa Öztok nabył w 1992 roku działkę o powierzchni 23 000 m², która w 1953 roku została zarejestrowana jako grunt rolny. W 1990 roku komisja katastralna sklasyfikowała tę działkę jako las państwowy. Skarżący bezskutecznie kwestionował tę decyzję przed sądami krajowymi, które ostatecznie potwierdziły leśny charakter gruntu. W wyniku tej klasyfikacji skarżący nie mógł uprawiać ani sprzedać swojej ziemi, a Ministerstwo Leśnictwa wszczęło postępowanie o unieważnienie jego aktu własności i wpisanie gruntu na rzecz Skarbu Państwa. Skarżący został również skazany w postępowaniu karnym za zajmowanie gruntów leśnych, choć wyrok ten został później uchylony.
Rozstrzygnięcie
Trybunał jednogłośnie uznał skargę za dopuszczalną. Sześcioma głosami do jednego stwierdził naruszenie art. 1 Protokołu nr 1 do Konwencji. Sześcioma głosami do jednego zasądził na rzecz skarżącego 175 000 euro tytułem zadośćuczynienia za wszelkie szkody, wraz z odsetkami. Odrzucił pozostałe roszczenia dotyczące słusznego zadośćuczynienia.

Pełny tekst orzeczenia

CONSEIL   AVRUPA   DE L’EUROPE   KONSEYĐ   AVRUPA ĐNSAN HAKLARI MAHKEMESĐ   ĐKĐNCĐ DAĐRE   ÖZTOK -TÜRKĐYE DAVASI   (Baꢀvuru no:42082/02)   KARARIN ÖZET ÇEVĐRĐSĐ   STRAZBURG   Aralık 2009   Đꢀbu karar AĐHS’nin 44/2 maddesinde belirtilen koꢀullar çerçevesinde kesinleꢀecektir. ꢁekli   düzeltmelere tabi olabilir.   ______________________________________________________________________________________   © T.C. Dışişleri Bakanlığı, 2009. Bu gayrıresmi özet çeviri Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan   Hakları Genel Müdür Yardımcılığı tarafından yapılmış olup, Mahkeme’yi bağlamamaktadır. Bu çeviri,   davanın adının tam olarak belirtilmiş olması ve yukarıdaki telif hakkı bilgisiyle beraber olması koşulu ile   Dışişleri Bakanlığı Avrupa Konseyi ve İnsan Hakları Genel Müdür Yardımcılığı’na atıfta bulunmak   suretiyle ticari olmayan amaçlarla alıntılanabilir.   USUL   Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine açılan (42082/02) no’lu davanın nedeni T.C. vatandaꢀı   Mustafa Öztok’un (baꢀvuran) Avrupa Đnsan Hakları Mahkemesi’ne 8 Kasım 2002 tarihinde   Temel Đnsan Hakları ve Özgürlüklerini güvence altına alan Avrupa Đnsan Hakları   Sözleꢀmesi’nin (AĐHS) 34. maddesi uyarınca yapmıꢀ olduğu baꢀvurudur.   OLAYLAR   I. DAVANIN KOꢁULLARI   Baꢀvuran 1966 doğumlu olup Çanakkale’de ikamet etmektedir.   A. Baꢀvurana ait arazinin ‘devlete ait orman arazisi’ olarak tasnif edilmesine iliꢀkin   dava   Haziran 1952 tarihli Toprak Komisyonu kararı üzerine Hazine, 30 Ocak 1953 tarihinde,   Çanakkale Saricali’de bulunan 23.000 m2 yüzölçümüne sahip bir araziyi M.S.S.’ye satmıꢀtır.   Satıꢀ iꢀlemi köylülerin toprak edinmesine yönelik bir program çerçevesinde   gerçekleꢀtirilmiꢀtir. 4 Mart 1953 tarihinde tarla olarak vasıflandırılan bu arazi tapuda M.S.S.   adına tescil edilmiꢀtir (parsel no: 743).   Ağustos 1922 tarihinde M.S.S.’nin oğlu ve mirasçısı araziyi baꢀvurana satmıꢀ, taꢀınmazın   tapu senedi Orman Genel Müdürlüğü’ne devredilmiꢀtir.   Bu arada, 1990 yılında kadastro komisyonu devlete ait orman arazilerinin tahdit iꢀlemlerine   baꢀlamıꢀ, bu çalıꢀma sonucunda sözkonusu arazi devlete ait orman arazisi içinde kalmıꢀtır.   Dosya unsurlarına göre komisyon kararları 29 Kasım 1990 tarihinde kamuoyuna açıklanmıꢀ   ancak tapu sicil kayıtlarına ꢀerh konulmamıꢀtır.   Baꢀvuran Orman Genel Müdürlüğü’nün orman arazisi tahdidine iliꢀkin kararına karꢀı 9   Haziran 1995 tarihinde Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açmıꢀtır. Baꢀvuran   kadastro komisyonu tarafından gerçekleꢀtirilen iꢀlemin hatalı olduğunu iddia etmiꢀtir.   Asliye hukuk mahkemesi 17 Aralık 1998 tarihinde baꢀvuranın bu talebini yerinde bulmuꢀtur.   Mahkeme bilirkiꢀilerin (tarım uzmanı, orman uzmanı ve teknik uzman) arazinin ormanlık   arazinin bir bölümünü oluꢀturmadığını ve orman arazi sınırları içinde tasnif edilemeyeceği   yönündeki raporlarını dayanak kabul etmiꢀtir. Mahkeme bu arazinin 1953 tarihli toprak   komisyonunun köylülerin toprak edinmesine yönelik kararı kapsamında verilen birçok   araziden biri olduğunu ve Yargıtay Đçtihatları Birleꢀtirme Kurulu’nun hükmüne göre (1993/5   E. ve 1996/01 K) maki olarak tasnif edilen bu arazilerin ormanlık alanın bir bölümünü   oluꢀturamayacağını kaydetmiꢀtir. Mahkeme baꢀvuranın tapu senedinin geçerli olduğuna itibar   etmiꢀtir.   Kasım 2000 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını bozmuꢀ, elde edilen delil   unsurları ve dosyanın içeriği ıꢀığında davanın 6831 sayılı Kanun çerçevesinde arazinin   tahdidine dayandığını saptamıꢀ ve 5653 sayılı Orman Kanunu gereğince arazinin maki olarak   vasıflandırılmasını gerektirecek herhangi bir unsurun yer almadığına kanaat getirmiꢀtir. Zira   Yargıtay Đçtihatları Birleꢀtirme Kurulu’nun kararı gereğince (1993/5 E. ve 1996/01 K)   yalnızca maki olarak vasıflandırılan arazilerin bir değeri bulunmaktadır. Kurul ayrıca yükselti   farkının % 10-20 düzeyinde olduğunu, bu durumda % 12’yi geçen bir yükseltinin orman   arazisi olarak sayılması gerektiğini saptamıꢀtır. Kurul, Yargıtay Genel Kurulu’nun benzer   karakteristik özellikleri bulunan bitiꢀik arazi hakkındaki 15 Kasım 2000 tarihli kararına atıfta   bulunmaktadır. Bu kararda arazinin orman alanı içerisinde olduğu sonucuna varılmıꢀtır.   Mayıs 2002 tarihinde Asliye hukuk mahkemesi, Yargıtay’ın görüꢀünü müteakip   baꢀvuranın talebini reddetmiꢀtir. Bu gerekçelerde, Yargıtay Genel Kurulu’nun 15 Kasım 2000   tarihli kararına göndermede bulunarak özellikle % 12 yükselti düzeyini aꢀan makilerin   ormanlık arazi olarak sayılması gerektiğini tespit etmiꢀtir.   Ocak 2004 tarihinde Yargıtay ilk derece mahkemesinin kararını onamıꢀtır.   Temmuz 2004 tarihinde Yargıtay baꢀvuran tarafından yapılan karar düzeltme baꢀvurusunu   reddetmiꢀtir.   B. Baꢀvuranın hakkında açılan ceza davası   Yargıtay 5 Temmuz 2006 tarihinde Çanakkale Asliye Hukuk Mahkemesi’nin baꢀvuranı bir yıl   hapis cezasına çarptıran 11 Kasım 2004 tarihli kararını bozmuꢀtur. Yargıtay 24 Haziran 1973   tarihindeki kadastro çalıꢀmaları esnasında 743 numaralı parselin tarım arazisi olarak kabul   edildiğini ve baꢀvuranın bu araziyi 19 Ağustos 1992 tarihinde satın aldığını, sözkonusu parsel   orman alanı sınırları içerisinde yer alsa dahi tapu siciline herhangi bir ꢀerh düꢀülmediğini   dikkate almıꢀtır. Yargıtay baꢀvuranın orman arazisini iꢀgal etme niyetiyle hareket etmediğine   kanaat getirmiꢀtir.   C. Baꢀvuranın tapu senedinin iptal edilmesine ve Hazine adına tapuya tescil edilmesine   iliꢀkin süreç   Orman Bakanlığı, 12 Nisan 2007 tarihinde dava konusu arazi ile ilgili baꢀvuranın tapu   senedinin iptal edilmesi ve arazinin Hazine adına tapuya tescil edilmesi amacıyla Çanakkale   Kadastro Mahkemesi’ne baꢀvurmuꢀtur. Orman Bakanlığı aynı zamanda arazinin üçüncü   ꢀahıslara transfer edilmesini önlemek amacıyla bir takım tedbirlerin alınmasını talep etmiꢀtir.   Aynı gün Mahkeme tedbirlerin alınmasına iliꢀkin talebi kabul etmiꢀ ve Tapu Sicil   Müdürlüğü’nden kayıtlara ꢀerh düꢀülmesini istemiꢀtir.   Yargı süreci iç hukuktaki mahkemeler önünde halen derdesttir.   HUKUK   I. EK 1 NO’LU PROTOKOL’ÜN 1. MADDESĐNĐN ĐHLAL EDĐLDĐĞĐ ĐDDĐASI   HAKKINDA   Baꢀvuran kendisine herhangi bir tazminat ödenmeksizin taꢀınmazının kamu orman arazisi   olarak sınıflandırılmasının Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi uyarınca mülkiyet hakkına   yönelik orantısız bir müdahaleyi teꢀkil ettiğini savunmaktadır.   A. Kabuledilebilirliğe iliꢀkin   Hükümet baꢀvuranın satıꢀı gerçekleꢀtiren kiꢀi adına tazminat davası açmaması doğrultusunda   iç hukuk yollarının tüketilmediğini savunmaktadır. Hükümet iç hukuktaki son nihai karar   tarihi 13 Temmuz 2004 olduğu halde baꢀvuranın baꢀvurusunu 8 Kasım 2002 tarihinde   yapması ölçüsünde altı ay kuralına riayet etmediğini ifade etmektedir. Hükümet son olarak   baꢀvuranın taꢀınmazı iktisab etmesinden evvel 1990 yılında arazinin orman alanı olarak   vasıflandırılması nedeniyle AĐHS’nin 34. maddesi uyarınca baꢀvuranın mağdur sıfatının   bulunmadığını savunmaktadır.   Baꢀvuran Hükümetin savına karꢀı çıkmaktadır.   AĐHM öncelikle Köktepe ve Turgut vd.-Türkiye (1411/03, 8 Temmuz 2008) kararlarında da   buna benzer itirazların yapıldığını ve bunların reddedildiğini hatırlatır. Mevcut baꢀvuruda   daha önce benimsediği bu kararların dıꢀına çıkılmasını gerektirecek herhangi bir istisnai   durumun yer almadığını belirtmektedir.   Taꢀınmazın eski maliki adına dava açma olanağının bulunduğu konusunda AĐHM Hükümetin   savına katılmamakta, baꢀvurunun nedeninin eski malikle gerçekleꢀtirilen satıꢀ sözleꢀmesinin   meꢀru olup olmadığı hususuna dayanmadığını kaydetmektedir (Bkz. mutatis mutandis,   Günaydın Turizm ve Đnꢀaat Ticaret Anonim ꢁirketi-Türkiye kararı, no: 71831/01, 2 Haziran   2009). AĐHM ayrıca Yargıtay’ın sözü edilen orman alanı sınırlarının vasıflandırılmasında   mezkur taꢀınmaza iliꢀkin herhangi bir ꢀerh düꢀülmemesi nedeniyle taꢀınmazın tapu siciline   tescilinde baꢀvuranın iyi niyetli bir tutum sergilediği sonucuna vardığını gözlemlemektedir.   Bu durumda AĐHM’nin nezdinde baꢀvuran AĐHM önünde mağdur olarak nitelendirilebilir.   AĐHM bu nedenle Hükümetin ön itirazlarını reddetmektedir.   AĐHS’nin 35. maddesinin 3. paragrafı çerçevesinde baꢀvurunun dayanaktan yoksun   olmadığını kaydeden AĐHM, ayrıca baꢀka açılardan bakıldığında da kabuledilemezlik unsuru   bulunmadığını tespit eder. Bu nedenle baꢀvuru kabuledilebilir niteliktedir.   B. Esasa dair   Hükümet davanın esası ile ilgili olarak AĐHM’nin bu konudaki yerleꢀik içtihadına atıfta   bulunmakta (Bkz. diğerleri arasında, Ansay-Türkiye kararı, no: 49908/99, 2 Mart 2006) ve   baꢀvuranın mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Ek 1 no’lu Protokol’ün 1. maddesinin 2.   fıkrası uyarınca meꢀru bir amacı güttüğünü ve bu amaçla orantılı olduğunu savunmaktadır.   AĐHM bu konudaki genel ilkeler için Köktepe kararına atıfta bulunmaktadır.   Bu baꢀvuruda AĐHM öncelikle baꢀvuranın iyi niyete dayalı olarak edindiği bir tapu senedinin   bulunduğunu, sözü edilen taꢀınmazın kamu orman arazisi olarak vasıflandırılması nedeniyle   baꢀvuranın mülkiyet hakkına yönelik bir müdahalenin olduğunu tespit etmektedir.   AĐHM son olarak bu vasıflandırmanın sözkonusu taꢀınmazın tasarruf nisabını önemli ölçüde   azaltan bir etki ettiğini kaydetmektedir. Bu bağlamda AĐHM, maliki olmasına rağmen ihtilaf   konusu taꢀınmazın tapu senedine getirilen bu vasıflandırmayla birlikte tarım arazisine sahip   baꢀvuranın arazisini ekip biçemediğini ve ürün yetiꢀtiremediğini gözlemlemektedir. Üstelik   Nisan 2007 tarihinden bu yana baꢀvuranın bu taꢀınmazı satması da artık mümkün değildir.   Baꢀka bir ifadeyle, adı geçen taꢀınmazından gerçek anlamıyla hiçbir ꢀekilde istifade   edememiꢀtir.   Bu koꢀullar çerçevesinde ihtilaf konusu taꢀınmaza getirilen nitelendirmenin baꢀvuranın   mülkiyet hakkının içeriğini her anlamda boꢀaltan bir etki yarattığı aꢀikârdır.   Bundan sonra artık ihtilaflı tedbirin istenilen adil dengeye riayet edip etmediğinin özellikle de   baꢀvuranı orantısız bir yüke katlanmak zorunda bırakıp bırakmadığının belirlenmesi   gerekmektedir. Bu bağlamda, ulusal hukuk tarafından belirlenen tazminat usullerinin göz   önüne alınması gerekmektedir. AĐHM bu amaçla, iç hukukta bu yönde etkili bir baꢀvuru   yolunun mevcut olmadığını tespit etmekte ve Hükümetin mutlak bir tazminatın yokluğunu   meꢀru kılacak herhangi bir istisnai durumu dile getirmediğine itibar etmektedir. Üstelik   AĐHM’nin Köktepe (sözü edilen) kararında benimsediği sonucun dıꢀına çıkılmasını   gerektirecek ikna edici hiçbir argüman yer almamaktadır. Davanın koꢀulları, özellikle de   tahdidin nihai oluꢀu, dava konusu durumu telafi edebilecek nitelikte etkili iç hukuk yolunun   bulunmayıꢀı, baꢀvuranın mülkiyet hakkından yararlanması karꢀısındaki engel ve tazminat   ödenmemiꢀ olması, AĐHM’yi, baꢀvuranın, kamu yararının gerekleri ile mülkiyet hakkı   arasında hüküm sürmesi gereken adil dengeyi bozan alıꢀılmıꢀın dıꢀında ve ölçüsüz bir yüke   katlanmak zorunda kaldığı yönünde düꢀünmeye sevk etmektedir (Bkz, sözü edilen Köktepe   ve mutatis, mutandis, Terazzi S.r.l, no: 27265/95, 17 Ekim 2002 ).   Bu durumda, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesi ihlal edilmiꢀtir.   II. AĐHS’NĐN 41. MADDESĐNĐN UYGULANMASI HAKKINDA   Baꢀvuran maddi tazminat olarak, m2 değeri yaklaꢀık 83 Euro’dan toplam 23.000 m2’lik   yüzölçümündeki arazi için 1.910.769 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran ayrıca on boyunca   uğradığı gelir kaybı için 382.215 Euro talep etmektedir. Baꢀvuran 10.000 Euro manevi   tazminat ve yargılama giderleri için herhangi bir kanıtlayıcı belge sunmaksızın 3.000 Euro   talep etmektedir.   Hükümet dava olayları ile talep edilen tazminat arasında hiçbir illiyet bağının olmadığını   belirterek AĐHM’yi bu talepleri reddetmeye davet etmektedir.   Bu konudaki yerleꢀik içtihadı ıꢀığında AĐHM baꢀvuranın maddi ve manevi bakımdan zarara   uğradığını ve götürü bir meblağa hükmetmek gerektiğine itibar etmektedir. Mahkemeye   sunulan deliller ve hakkaniyete uygun olarak AĐHM, her türlü vergiden muaf tutulmak ve   Avrupa Merkez Bankası’nın marjinal kredi kolaylıklarına uyguladığı faiz oranına üç puanlık   bir artıꢀ eklenmek suretiyle baꢀvurana uğradığı her türlü zarar için 175.000 Euro ödenmesini   kararlaꢀtırmaktadır.   Yargılama giderlerine iliꢀkin AĐHM bu konudaki yerleꢀik içtihadını dikkate almaktadır.   BU GEREKÇELERE DAYALI OLARAK, AĐHM,   1. Oybirliğiyle, baꢀvurunun kabuledilebilir olduğuna;   2. Bire karꢀı altı oyla, Ek 1 No’lu Protokol’ün 1. maddesinin ihlal edildiğine;   3. Bire karꢀı altı oyla,   a) AĐHS’nin 44 / 2 maddesi gereğince kararın kesinleꢀtiği tarihten itibaren üç ay içinde,   ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden TL’ye çevrilmek ve her türlü vergiden muaf tutulmak   üzere Savunmacı Hükümet tarafından baꢀvurana uğradığı her türlü zararın karꢀılığında   175.000 (yüz yetmiꢀ beꢀ bin) Euro ödenmesine;   b) Sözkonusu sürenin bittiği tarihten itibaren ve ödemenin yapılmasına kadar, bu meblağlara   Avrupa Merkez Bankasının o dönem için geçerli faizinin üç puan fazlasına eꢀit oranda basit   faizin uygulanmasına;   4. Adil tatmine iliꢀkin diğer taleplerin reddine;   KARAR VERMĐꢁTĐR.   Đꢀbu karar Fransızca olarak hazırlanmıꢀ ve AĐHM Đç Tüzüğünün 77. maddesinin 2. ve 3.   paragraflarına uygun olarak 8 Aralık 2009 tarihinde yazıyla bildirilmiꢀtir.   Mevcut karar ekinde AĐHS’nin 45/2 maddesi ve Đçtüzüğün 74/2 maddesine uygun olarak   Yargıç Cabrol Barreto’nun ayrı oy görüꢀü yer almaktadır.

© Rada Europy / Europejski Trybunał Praw Człowieka, źródło: HUDOC (hudoc.echr.coe.int), pozyskano 13.07.2026. · Źródło